Kazım Karabekir ve Eşsiz Zaferi

Kurtuluş Savaşının Komutanlarından Kazım Karabekir Paşa Ermenilere karşı başlattığı askeri harekat 30 Ekim 1920 de başarıyla sonuçlandı. Bu zaferin en son halkasını ise Kars Kalesini ele geçirmesi oldu. Karabekir Paşa Kars tren istasyonunda  karargahını kurduktan sonra; birliklerini denetledi. Askeri birliklerinin zayiatını ve ele geçirdiği esirleri karargahına aşağıdaki gibi bildirdi.

Ermenilerden;3 general,6 albay,12 yarbay,16 yüzbaşı,59 teğmen,16 sivil memur,12 yedek subay,4 yedek subay öğrencisi ve 1150 er esir alınmıştı..Sayılan ermeni askeri ölüsü 1110 idi.Sağlam 337 top ,tamir edilmesi gereken arızalı 339 top ,bir büyük makineli tüfek,her türlü mermi ve harp alet ve edevatı,aydınlatma için kullanılan projektörlerdi.Kazım Karabekir paşamın  “ters cephe” denilen bir saldırı ile gerçekleştirdiği bir savaşla  benzeri görülmemiş bir zafer kazanmıştı.Türk Ordusunun zayiatı ise 9 şehit ve 47 yaralı askerden ibaretti.

Ele geçirilen Ermeni esirler arasında ;Ermenistan Harbiye Nazırı Araratof,Genel Kurmay Başkanı  Vekilof, Kars kalesi gurup kumandanı Primoff, Bir de sivil bakan dan ibaretti.


Kıble Saati Nedir ?

Kıble Saati Nedir ?

Takvimlerde her şehrin kıble saati yazılıdır.O şehir için yazılan kıble saati vaktinde ,güneşe doğru dönen kimse ,KABE yönüne dönmüş  ve O yerin kıblesini bulmuş olur.O yöne doğru dönerek namazını kılar.Örnek:14 Ekim 2003 Salı günü Ankara’nın Kıble saati takvimlerde 11.32 olarak yazılıdır. Ankara’da yaşıyorsak, belirtilen saatte  yani 11.32 de yüzümüzü güneşe doğru dönüp tam güneşi gördüğümüz yön ;aynı zamanda KABEYE  doğru durduğumuz yöndür.O yöne dönerek namazımızı kılabiliriz.Kıblemizi doğru olarak bulmuş oluruz

Kabe’den Uzaklarda Yaşayan Kimseler  İçin Kıble Nasıldır  ? 

Kabe’nin bulunduğu yöne dönmektir. Kabe ile tam olarak aynı çizgi üzerinde bulunma zorunluluğu yoktur.Aslında Kabe ile aynı çizgi üzerinde bulunmak insanlar için çok zordur.Bu zorluk geometri bilgileri kullanılarak kolayca anlaşılabilir.İslam Dini kolaylık dinidir.


Sitedeki bütün yazılar kendi emeğimin ürünüdür.Kişisel bilgilenme ve kullanım amaçlı oluşturulmuştur.Bu amaçlar çerçevesinde istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.Alıntı yaparken lütfen sitemin adresini belirtin ve orjinal metin üzerinde tahrifat yapmayın!

Okumaya devam edin

Kore’de Bayram Namazı

Kore’de Altı Temmuz 1951

    Ramazan Bayramı Namazında Ortalığı Kalın Bir Sisin Kaplaması

Türk Tugayı 6 Temmuz 1951 günü Ramazan Bayramı namazını kılmaya hazırlandı. Herkes erkenden kalktı. Subaşlarında namaz için abdestlerini aldılar. Türk Tugayı savaş boyunca her türlü yer ve şartlarda faaliyetlerini sürdüren Komünist Gerillalara karşı ve Çin Ordusunun kara ve hava kuvvetlerinin saldırılarına karşı elinden gelen her türlü tedbirleri aldı. Çevreye yeterince nöbetçi yerleştirdi. Çünkü Ramazan Bayramı namazını Türk Tugayı bütün mevcudu ile yani aşağı yukarı Altı yedi bin kişilik bir cemaat halinde kılacaktı.  Bu kadar büyük bir insan topluluğunun en az yarım saatlik bir süre içinde saflar halinde düz bir alanda namaz kılması düşmanın dikkatini kolayca çeker ve onlara açık ve kolay bir hedef yapardı. Bütün Türk Tugayı eksiksiz bir bağlılık ve samimiyetle namazın kılınacağı yere toplanmaya başlandığı sırada o zamana kadar o mevsimde o bölgede görülmeyen bir tabiat olayı gerçekleşti. Türk Tugayı askerlerinin Bayram Namazının kılınacağı bölge ve çevre tepe ler kalın ve koyu bir sis bulutu ile kaplandı.

Bu durum Müslüman Türk Askerine Allah’ın bir lütfü idi. Allah askerlerin aldığı emniyet tedbirlerini yeterli görmemiş ve onları sis bulutu ile korumasına almıştı.Temmuz ayı olmasına rağmen bu öyle bir sis bulutu idi ki her türlü hain göz Türkleri göremiyordu.Ne karada   ,ne havada hiçbir düşman ve hain Türk Askerini göremiyordu.Ancak Türk Askerleri namaz kılınacak yere  kolaylıkla geldiler.Kendilerine Birliklerinin namaz kılması için belirlenmiş yerleri kolaylıkla buldular Saflar halinde dizildiler.Müezzinler sabah namazı için ezan okudu. Herkes hep birlikte sabah namazını kıldı. Daha sonra zamanı gelince, Tugay İmamı Muhsin Hocanın yerini almasına müteakip Ramazan Bayramı namazlarını kıldılar. Hocanın cephane sandıklarından yapılmış minbere çıkarak okuduğu hutbeyi dinlediler, dualarını yaptılar ve bayramlaştılar. Daha sonra da o kalın ve koyu sis tabakasının içinde kolaylıkla siperlerine gidip yerleştiler. Ortalıkta hiçbir kimse kalmadı.

Herkes o gün havanın kapalı geçeceğini sanıyordu. Öğleden sonra da yağmur yağar diyorlardı. Türk Askeri yerine yerleştikten sonra yine insanları şaşırtan bir olay gerçekleşti ve sis bulutu yavaş yavaş ortadan kalktı. Her taraf pırıl pırıl güneşli oldu.

Hemen şunu belirtelim ki Kore topraklarında Temmuz ayında o tarihe kadar hiçbir zaman sis olamamış ve bir daha öyle bir sis görülmemiş.

 


Kunuri Çemberleri

28 Kasım 1950 ve 1 Aralık 1950 Günleri Arası

Türk Tugayının Kunuri Bölgesinde Yardığı Çemberler

1- Karil Liyong dağında,28 Kasım 1950 gecesi saat 03.00 da  geriye dönüş emniyetini sağlayan keşif takımı saldırıya uğradı.Bu birlikten geriye 2 subay  2 er sag olarak döndü. Diğerleri ya esir  ya da şehit oldular.

2-Vavon Köyü düzlüğüne ordugaha geçmiş olan Türk tugayı Karil Liyong dağında ki savaştan haberi olduğunda gereken tedbirleri aldı.Çin birlikleri 28 kasım 1950 sabahı siper de bekleyen Türk birliklerine saldırdı.Akşama kadar savaş oldu.İlk süngü hücumları bu savaşta yapıldı.Savaşı Türkler kazandı.Türk tugayı burada çembere düşmedi.Komutanların yaptıkları değerlendirme sonunda 6 kilometre geride ki Simninni köyündeki siperlere çekilme kararı  alındı.Düzenli bir şekilde geri çekilme saat 16:30 da başladı gece saat 22:00 da tamamlandı.Geri çekilme sırasında birinci  piyade bölüğü sürekli olarak Çinliler ile savaştı bir topçu bataryası da Çinlilere top mermisi yağdırdı.Birinci piyade bölüğü ve topçu taburu 20000 Çin askerini dört saat oyaladı.Dört saatlik savaşta 14 şehit 2 yaralı verildi.Vavon savaşında Türk Tugayının toplam kaybı ;Keşif kıtası ile birlikte şehit yaralı ve esir olmak üzere 150 kişidir.Çin Ordusundan esir alınamamıştır.

3-Simninni siperlerine çekilen Türk tugayı 29 kasım 1950 günü gece 01:00 da saldırıya uğradı.Bu saldırı da Türk tugayının birinci ve ikinci taburları siperlerinden ayrılmadı ve 30000 Çin piyadesi tarafından çembere alındı diğer birlikler geriye çekildi.Komünist gerillalar bu sayının dışındadır.Kuşatmaya katılan gerilla sayısı bilinmiyor.Üçüncü piyade taburu,topçu taburu,havan bölüğü ve mutfak takımı siperlerini terk ederek 4 kilometre gerideki Kaochon Köyüne çekildiler.Burada savaşı birinci ve ikinci piyade taburları olanca gücü ile yürüttü.Bu taburlar Çinliler tarafından çembere alındı.Bu çember Kunuri bölgesinde kurulan Birinci Çemberdir.Gece süresince; Türk tugayının emrindeki 5 amerikan tankı Koachan köyünden ayrılmadı. Çeşitli bahaneler ileri sürerek, Simninni Köyündeki  savaşa katılmadı.Sabaha karşı birinci piyade taburu Kaochan Köyüne çekilmeyi başardı.Birinci piyade taburunun ikinci bölüğü siperden çıkmayıp savaşa devam etti.Bu çekilme olayı sabaha karşı 04:00 da gerçekleşti.Birinci tabur Koachan Köyünün doğusundaki siperlerin güney tepelerinde sipere sokuldu ve savaş nizamına geçti.Simninni siperlerinden kamyonlar ile ayrılan  topçu taburu ve havan bölüğü yol dar olduğundan mecburi olarak Kunuri  Kasabasına kadar gidip oradan dönerek 29 kasım günü 09:00 da Koachan köyüne geldiler.

4-Çin saldırıları sonunda geri çekilen ; Amerikan piyade taburu ve 20 Amerikan tankı Kaechon köyüne geldi. Zor durumdaki Türk Tugayının yardım isteğini reddettiler.Sadece Simninni Köyüne giden yolun kuzeyinde sipere girdiler.Türk Tugayı depo bölüğündeki erler ile Simninni Köyüne saldırıya geçti.Depo bölüğünün saldırısını topçu taburu ve havan bölüğü destekledi.Yine Türk Tugayının emrindeki 5 amerikan tankı da bu saldırıya katıldı.Saldırı 11:30 da başladı kısa zamanda Simninni siperlerine ulaştılar.Türk birliklerini çembere alan Çin askerlerine saldırdılar.Bu sırada çembere düşmüş olan ikinci tabur ve birinci taburun ikinci bölüğü de süngü hücumuna kalktı.Şiddetli bir savaş sonunda Çin çemberi yarıldı bu sırada 4 amerikan jeti de Çin askerlerini bombaladı.Türk birliği 29 Kasım 1950 günü saat 14:00 da Kaechon Köyünde ki siperlerine yerleşti.Simninni savaşını birinci ve ikinci taburlar yapmıştır.30000 Çin askerini oyalamışlardır.Geri çekilme sırasında Çinliler; Türk askerilerine saldıramadılar uzaktan geri çekilmelerini seyrettiler.Ancak Çin ordusu Türk Tugayını Koachon Köyünde çembere almak için bölgeye asker sevk etmeye devam etti.Türk Tugayı Koachon Köyünde  savaş nizamına girdi.Kısa zamanda savaş başladı.Çin ordusu Türk Tugayının birinci taburu üzerine ve amerikan piyade taburu üzerine saldırdı her iki tabur da olanca gücü ile savaştı. Türk topçusu ve havan topçusu Çinlileri ateş altına aldı.Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Amerikan piyade taburu saat 16:00 da siperlerini aniden terk ederek tankları ile birlikte Kunuriye doğru çekilmeye başladı.                    (**, “Kasım ayı içerisinde Kore de akşam saat 17:00 da oluyordu.”***)Amerikalıların geri çekilmesi ile yalnız kalan Türk Tugayı Kunuri’ye çekilme kararı aldı.Geri çekilme saat 17:00 da başladı.

5- Geriye çekilen amerikan birlikleri ve Türk Tugayı, Koachon Köyünden çok uzakta olmayan 4 kilometre uzunluğunda ki Kunuri Boğazında ki107 rakımlı tepe bölgesinde çembere düştü.Böylece İkinci Çin Çemberi kurulmuş oldu.Türk ordusunun ilk saldırısı sırasında topçu taburu 4 kilometre uzunluğunda ki Kunuri Boğazındaki Çin çemberini yarıp çıktı.Çemberde Türk Tugayının ikinci piyade taburu,üçüncü piyade taburu ,birinci piyade taburu  ve  Amerikan piyade taburu kaldı.Türk ve Amerikan askerleri beraberce Çinlilere karşı savaşmak zorunda kaldı.Türk Askerleri ve Amerikan Askerleri beraberce savaşarak ve Türk Askerleri çoğu zaman süngü muharebesi yaparak ikinci çemberini yardılar.                             (Bu İkinci Çin Çemberinin birinci defa yarılmasıdır.) Ancak iyi eğitilmiş olan Çin Askerleri biraz ileride yeniden İkinci Çin Çemberini kurdular. Türk Askerleri şiddetli muharebeler yaptı. Mermisinin tükendiği zaman dipçikle veya yerine göre taşla ,yumrukla savaştı.Amerikan Askerleri de yiğitçe savaştı.Çin Askerleri yiğitçe savaştı.Ancak Türklerin şiddetli süngü hücumları sonunda Çinlilerin ikinci defa kurdukları çemberi yeniden yarıldı. (Bu İkinci Çin Çemberinin ikinci defa yarılmasıdır.) Çin Askerleri çok geçmeden hemen biraz ileride İkinci Çin Çemberi  yeniden kurdular.Biraz önce anlattığımız şiddetli savaşlar yeniden yapıldı ve Çin çemberi üçüncü defa yarıldı. (Bu İkinci Çin Çemberinin üçüncü defa yarılmasıdır.) 107 rakımlı tepe bölgesinde peşi peşine kurduğu büyük ve küçük bütün çemberleri kırılan Çin Ordusu yapabileceği en çabuk hareketini yaparak boğazın içindeki YURU bölgesinde Üçüncü Çin Çemberini kurdu.

6- ÜÇÜNCÜ  ÇEMBER öteki çemberlere hiç benzemiyordu Çin Ordusu bu çemberi olanca gücüyle  Kapalı tutmaya çalışıyordu.Türk ve Amerikan Askerlerinin savaş gücünü ve direncini yok etmek için uğraşıyordu.Bunun için 4 k.m.lik Boğazın her iki yanındaki kendi elindeki tepeleri  üzerinde askerlerini  çakallar gibi ulutuyor , çeşitli hayvan sesleri çıkarttırarak bağırttırıyor,davullar zurnalar çaldırıyor ,çeşitli borular çaldırıyor ve böylece çembere aldığı askerlerin sinirlerini bozarak savaşı kazanmak istiyordu.Aslında Çinlilerin bu  davranışları  üç gündür uyumayan Türk Askerlerinin uyanık kalmasını sağlıyordu.Yorgunluk,ve uykusuzluk askerleri zorluyordu.Öyle ki savaşın bu gürültüsü içinde bile bazı askerler kendilerinden geçerek oldukları yerde uyuyorlardı.Aslında Çin Askerlerinin bu gürültüsü olamasa  Kunuri Boğazı içinde savaşan bütün Türk Askerleri bir soluk da uykuya dalacaklardı.Yine Kunuri tarafından Amerikan Topçularının atığı topçu  aydınlatma mermileri de askerlerin kendine gelmesini ve yorgunluktan uyumalarının önüne geçiyordu.Bu türlü sıkıntılar içinde savaş olanca şiddetiyle sürüp gidiyordu.Aslında Çin Ordusu bu sırada çembere aldığı Türk ve Amerikan Askerlerinin üzerine uzaktan her türlü havan topu ve elindeki her türlü silahla ateş ediyordu,boğaz boğaza bir savaşı göze alıp saldırıya geçmiyordu .Eğer saldırıya geçseydi Çembere aldığı askerleri daha da güç duruma sokardı.

En sonunda Amerikan Taburu Komutanı Kunuri bölgesinde bulunan İkinci Amerikan tümeninden yardım istedi.Bu istek üzerine Kunuri bölgesinde bulunan Amerikan Tankları yardıma geldi .Kunuri tarafından tankların şiddetli ateşi yine Kunuri de ki bir Amerikan Topçu Bataryasının şiddetli topçu ateşi ve dört uçaktan oluşan bir Amerikan jet filosunun  aydınlatma mermilerinin ışığı altında Çin Askerlerine  her türlü silahlarıyla saldırmaları  boğazın içindeki Türk ve Amerikan Birliklerinin amansız saldırıları sonunda Çin çemberi yarıldı Ağır kayıp veren Çin Askerleri boğazdan çekilmek zorunda kaldı.Boğazın her iki yanındaki tepeler Çin Askerlerinin ölüleriyle doldu taştı.Türk ve Amerikan Birlikleri açılan yoldan geçerek 30 Kasım 1950 sabahı saat 07.00 da Kunuri düzlüğüne  çekildiler.Çinlilerde yorulduğu ve Amerikan Hava Kuvvetlerinin saldırılarından çekindiği için saldırılarını sürdüremedi .Kunuri Boğazı savaşı tam 9 saat amansız bir şekilde sürdü. Bu 9 saatlik savaş sırasında Türk Tugayı sayısız süngü savaşı yaptı.Mermisinin bittiği yerde yumruğuyla  boğaz boğaza savaştı Yine yerine göre Çin Askerlerine karşı taş atarak savaşdı.Birkaç yarasına aldırış etmeden kanının son damlasına kadar savaşa devam etti.Süngü ve dipçik savaşının nasıl olacağını dost ve düşmana öğretti. Böylece Türk Tugayı Kunuri bölgesindeki Türk Soyuna yakışır savaşının birinci bölümü alın aklığıyla sona erdirmiş oldu.

30 Kasım Sabahı Türk Tugayı: a-Ağır kayıplara uğramıştı.b-Üç gecedir uyumamıştı. c-İki gündür aç , yorgun ,uykusuz,bitkindi.d-Simninni Köyünde birinci çemberi yardı. Kunuri Boğazında 107 rakımlı tepe bölgesinde ikinci çemberi üç defa

yardı.Yuru Bölgesinde çok çetin savaşlar sonunda üçüncü çemberi yardı ve Kunuri Düzlüğüne çıktı.Böylece Türk Tugayı Kunuri Bölgesinde toplam olarak 5 büyük çember yarmış oldu .Bu sırada sayısız küçük çember yarılmıştır.

 

KUNURİ BOĞAZINDAN ÇIKTIKDAN SONRA TÜRK TUGAYININ DURUMU.

a-Boğazdan ilk çıksın Topçu Taburu,İkinci Piyade Taburunun büyük bir bölümü ve bazı küçük guruplar Kunuri’de durmayarak   ANJU yolunu izleyerek bu kasaba üzerinden Piyangyong’a gittiler.

b-1ci ve3cu Taburlar Kunuri’nin güneyinde durdular .Dağılan birliklerini toplamaya çalıştılar.2ci Taburun pek az bir kısmı  da bu taburların yanındaydı.

c-Tugay ağırlıkları 29 Kasım 1950 günü  tugay komutanının emriyle Sunchon ilçesine çekilmişti.

d-Bütün birliklerin nedeyse cephanesi tükenmişti.cephane alabilecek bir yerde yoktu.Çünkü Simninni de uğranılan gece baskınında Tugayın mutfağı,yiyecekleri ,ve her türlü yedek eşyası,cephanesi yok olmuştu..  Kunuri Boğazı savaşları sırsında Amerikan Ordusu  cephaneliklerinde ki cephaneler düşman eline geçmesin diye havaya uçurulmuştu.Bu cephaneliklerdeki cephanelerin pek azı askerlere dağıtılabilmişti.veya geriye taşınabilmişti.Aynı zamanda suyu da kalmamıştı.

e-Sıhhiye Bölüğü Simninni baskınında  albay Celal Dora ile birlikte  ve bazı küçük askeri guruplarla  ile birlikte SEOUL’e kadar gittiklerinden Türk Tugayı yaralıların tedavisinde bir hayli sıkıntı çekmiştir.

29 KASIM 1950 VE 30KASIM 1950GÜNLERİ ÇİN ORDUSUNUN DURUMU

29 Kasım gündüzü ve 29 kasımı 30kasıma bağlayan gece Türk tugayı ve Amerikan birlikleri ile savaşan Çin ordusu serbest kalmıştı.30 Kasım gündüzü Çin ordusunun ne yapacağı hakkında fazla düşünülmemişti.Çin ordusu ve gerillalar çabuk davranarak Kunuri ile sunchon arasındaki yolu değişik yerlerden ve sunchon boğazından kesebilirlerdi.Ama o günkü durum içinde bu düşünülmemişti.Kunuri’den 15 km uzakta ve uzunluğu 15 km olan çevresi ormanlar ve kayalık tepelerle çevrili Sunchon’a doğru daralan sunchon boğazı göz ardı edilmişti.Boğazın güvenliği ve boğaza yerleşecek düşman kuvvetlerini buradan söküp atmanın zorluğu düşünülmemişti.İşte bu göz ardı edilme Türk tugayının birinci ve üçüncü taburları ile ikinci Amerikan tümenine çok zor bir 24 saat geçirtecekti.Çin ordusunun çabuk yer değiştirme ve saldırı yeteneği ve eğitimi iyi değerlendirilmemiş göz ardı edilmişti.

29 KASIM 1950 GÜNÜ KUNURİ İLE SUNCHON YOLU ÜZERİNDEKİ ÇİN ASKERİ HAREKATLARININ 2.AMERİKAN KOMUTANLIĞINCA DEĞERLENDİRİLMESİ

a-Yolun ara sıra kesilmesini ikinci Amerikan tümeni komutanı gerillaların yaptıkları küçük askeri harekatlar olarak değerlendirdi.

b-Serbest kalan Çin ordusunun bölgeye sarkacağını düşünmedi.Aslında Kunuri boğazı savaşından sonra serbest kalan Çin ordusu çabuk davranarak bir tümen askerini bütün ağırlık ve silahları ile Sunchon boğazına getirmişti.Yine boğaza çok sayıda gerilla yerleşmişti.

 

SUNCHON BOĞAZI SAVAŞI 30 KASIM 1950                                                                                     29 kasım1950 günü geri çekilme emri alan dokuzuncu Amerikan kolordusuna bağlı ikinci Amerikan tümeni gerekli hazırlıklarını yaptı.Yani geri hizmet birliklerini taşıyabileceği bütün malzemelerini ara sıra kapanan sunchon boğazından geçirerek pyonyang’a götürdü.Taşıyamayacağı veya zamanın darlığı yüzünden geriye götüremeyeceği her şeyini ve cephanelerini havaya uçurdu.

b-30 kasım 1950 günü sabaha karşı aşağı yukarı saat 05:00 sıralarında ikinci Amerikan tümeni yanına gelen Türk tugayına bağlı birinci ve üçüncü taburlar ancak iki saat dinlendiler.Bu iki taburda toplan 800 asker vardı.Türk askerleri iki günden beri yemek bulamamışlardı veya yemek yiyecek zaman bulamamışlardı.Açtılar,yorgundular, uykusuzdular.Tugay komutanının emir vermesi üzerine 800 Türk askeri yaya olarak Kunuri’den sunchon’a doğru yola çıktılar.Bu askerler sunchondan sonra pyongyanga gideceklerdi.Türk tugayının bu iki taburu yola çıktığı zaman sunchon ve anju yolları açıktı.Sunchon yolunu ve sunchon boğazını Çin ordusu ve gerillalar her iki yönden keserek çembere almamıştılar.

d-Türk tugayı komutanı yaya olarak yola çıkan birinci ve üçüncü taburlar sunchon yolunda gözden kayboluncaya kadar arkalarından baktı ve bekledi.Bu birliklerin düzenli bir şekilde yolda ilerlediklerine kanaat getirdikten sonra kendiside karargahı ile birlikte gerekli değerlendirmeleri yaptı.Bu sırada birinci ve üçüncü taburlar sunchon yolunda bir hayli ilerlemiştiler.Türk tugayının bağlı olduğu ikinci amerikan tümeninin çadır kurup karargaha geçtiği yer Kunuri’nin 10km güneyinde sunchon yolu üzerinde ve sunchon boğazına 5 km uzaklıktaydı.Türk Tugayı komutanının bulunduğu yerde en az yarım saat beklediğini var sayarsak bu süre içinde birinci ve üçüncü taburlar tugay komutanından en az 2500 ile 3000 metre uzaklaşmış olmaları gerekiyordu.Bir insan yaya olarak saatte ortalama 5000 metre yol alır.Bunu göz ardı etmemek gerekir.Belki de yol yürümekte pişmiş Türk askerleri bir4azdaha hızlı yürümüş olabilirler veya yorgunluktan dolayı biraz daha yavaş yürüdüklerini varsayarsak tugay komutanından en az 2000 metre uzaklaşmış olmaları gerekir.

e-Türk tugay komutanı bu değerlendirmelerden sonra kendiside karargahı ile birlikte motorlu araçlara binip taburların arkasından sunchon yolunda ilerlemeye başladı.

TÜRK TUGAYI KOMUTANININ ANJU YOLUNDAN PYONGYANG’A GİDİŞİ

a-Türk tugayı komutanı karargahı ile birlikte(tugay komuta merkezini oluşturan subaylar ve öteki askerlerle birlikte)sunchon yolunda fazla ilerleyemediler.Aslınsa ikinci tümen karargahının 150 ile 200 metre yakınındaki tepelerden Çin askerleri ikinci tümen karargahına tüfek ve havan topları ile ateş etmeye başlamışlardı.Yol boyunca her yerden ateş edilmekte ve Çin askerlerine karşı koyan olmamaktaydı.Görünen oydu ki Çin ordusu yolun bu bölümünü de kesmek üzereydi.Geçen her an durum kötüleşmekteydi.Çin ordusu hızla bölgede üstünlük kurmak üzereydi.Kısacası birinci ve üçüncü taburlar.Sunchon boğazına yaklaşırken Çinliler ikinci tümen karargahının biraz ilerisinde yolu kesmiştiler.Yoldan geçişe izin vermiyorlardı.Ortaya çıkan bu tehlikeli durum karşısında tugay komutanı Tahsin Yazıcı karargahı ile birlikte yoldan geriye dönüp hızla Kunuri’ye gitti.Kunuri ile Anju çatına(ayrımına)gelince tugay komutanı ve karargahı Anju üzerinden pyongyanga giymek için Anju yoluna girdiler.

b-Bu sırada Çin ordusu sunchon boğazını ve çevresini bir tümen asker ve çok sayıda gerilla ile birlikte kesmişti.Sunchon boğazını her iki taraftan kuvvetli bir şekilde çembere almıştı.İkinci Amerikan tümenini ve Türk tugayının birinci ve üçüncü taburlarını boğazın içinde yok etmek istiyordu.

c-Anju yolunda Türk tugayı komutanı Tahsin Yazıcı ve tugay karargahı birliklerinden ayrı düşen Türk askerlerini beraberlerine aldılar.Ayrıca yolda ordu donatım bölüğüne rastladılar onları da beraberlerine aldılar böylece yolda buldukları askerleri beraberlerine ala ala  akşamüzeri pyongyanga vardılar.

d-Pyongyangda ikinci piyade taburunu topçu taburunu,birliklerinden (kıtalarından)ayrı düşen bazı subay ve erleri ve tugayın diğer bölümlerini buldular

SUNCHON BOĞAZI SAVAŞININ BAŞLAMASI

a-Birinci ve üçüncü taburun 800 askeri komutanları ile birlikte yaya olarak sabah saat 07:00 sıralarında sunchon yolunda ilerlemeye başladılar.Boğaza yaklaştıkları bir sırada YANGVONNİ köyüne geldiler.Amerikan askerleri bu köy çevresinde ve yol boyunca güvenlik için çevrelerdeki tepelerde askeri birliklerinin olduğunu ve çevreyi güvenli hale getirmeye çalıştıklarını söylediler.

b-Türk taburları köyden biraz uzaklaşınca Çin ordusunun şiddetli ateşi ile karşılaştılar.Çinliler bu kötün biraz ilerisinde demek ki bir çember kurmuştular.Türk taburları hemen yol kıyısında sipere girdiler.Çinliler bu bölgede yolu kesmiştiler.Geçmek imkansızdı.

c-Türk taburlarının 800 askeri burada Çinliler ile savaşa tutuştu.Yol kısa bir süre  açıldı.Çin çemberi kırıldı.Açılan yoldan Türk taburlarından sonra çember bölgesine gelen 2.Amerikan tümeninin topçu birlikleri ve kanyonlara binmiş öteki birlikleri,kamyonlardaki piyade birliklerinin bir bölümü  sunchon boğazına doğru gittiler.

Türk taburları şehit ve yaralılarını sırtında taşıyarak ilerlemeye devam etti ve savaştı.Yarası biraz hafifi olanlar hem yürüdüler hem de öteki arkadaşları ile birlikte savaştılar.Herkes elinden geldiğince Çinlilere direnmeye devam etti.

d-Çinliler kısa bir süre sonra Türk taburlarına olanca gücü ile saldırdılar.Yeni bir Çin çemberi kuruldu.Yol boyunca Şiddeti savaşlar yapıldı.Türk taburları yaya olarak ve savaşa savaşa  sunchon boğazına karşı ilerlemeye devam ettiler.Ancak Çin ordusu sürekli olarak yardım alıyordu.Çinlilerin var gücü ile yüklenmelerine karşılık Türk taburları savaşa ilerlediler.Sunchon boğazının içine girdiler.Çin ordusu Türk taburlarının kırdığı her çemberi biraz daha geride yeniden ve daha güçlü olarak kuruyordu.Çinlilerin boğaza askerleri bir sel gibi akıyordu.Çinlilerin boğazda savaşan askerleri sayıca öğleye doğru bir tümen (10.000 asker)ve çok sayıda gerilladan oluşmaktaydı.

e- Boğaza girildikten sonra Türk taburlarının  üzerine boğazın her iki yanındaki tepelerden ve her yönden her türlü piyade silahı ile,havan topu ile,roket atarlarla,her türlü makineli tüfekle ateş edilmeye başlandı.Türk taburları Çinliler tarafından öyle bir çembere alınmıştı ki bu çemberi gören Çin askerleri bile kendi kurdukları çemberin gücünden korkuyorlardı.

f-Türk taburlarının düştüğü durumu gören Çin askerleri Türk askerlerinin teslim olmaktan başka bir çıkar yolunun olmadığını anladılar.Türk askerlerini ya öldürecekler veya teslim alacaklardı.Türk askerlerini öldürmektense teslim almayı daha uygun gördüler.Çünkü Türk taburları iyi savaşıyorlardı.Bunları teslim almak kendilerine yüksek şeref ve Çin devleti içinde ve Çin ordusu içinde büyük itibar kazandıracaktı.Daha önce altı Çin tümenin sardığı ve üç Çin tümenini savaştığı Türk taburlarını esir etmek büyük bir şerefti.Bunun için Türk askerlerine ellerini kaldırıp teslim olmalarını istediklerini bildiren Türk askerlerini öldürmeyip sağ olarak teslim almak istediklerini bildiren işaretler yapmaya başladılar.

g-Çinlilere teslim olmayı gururlarına yediremeyen Türk askerleri bulundukları yerden kendilerini teslim almak isteyen Çin askerlerine ateşe başladı.Bu öyle bir ateşti ki benzeri zor görülen bir şeydi her yönden Çinliler tarafından çevrilmiş çembere alınmış.Ne ileri ne geri gitme ümidi olan üzerlerine her türlü silahtan mermi yağan Türk taburları teslim olmayı düşünmeden  savaşa devam ediyorlardı.Türk askerleri artık sipere de girmeye gerek görmüyorlardı.Ayakta olan,çöken,bir şeyin arkasına sipere girmiş olan,dizleri üzerinde olan  kısacası her asker o anda nasıl bir durumda ise o halde nasıl rast gelirse öyle ateş ediyordu.Çinliler neye uğradıklarını şaşırmıştı.Üzerlerine mermi yağıyordu.Ölmekten veya esir olmaktan başka çaresi olmayan Türkler her şeyi göz ardı etmişler savaşıyorlardı.Sanki çembere onlar alınmamıştı.Türk taburlarını esir almak isteyen askerlerin çoğu Türk askerinin mermisi ile öldü.Pek azı siperlerine saklanabildi.

h-Bu savaşta yürüyebilen yaralılar akan kanlarına aldırmadan yürüdüler.Aynı zamanda da Çinlilerle savaştılar.Yürüyemeyecek durumda olanlar arkadaşlarına dayanarak yürüdüler.Ağır yaralılar ve şehitleri arkadaşları sırtlarında taşınarak yol boyuna getirilip yatırıldı.Arkadan gelen vasıtalara bindirilmek için hazırlandılar.Boğazı çevreleyen tepeler üzerinde çember içindeki Türk taburları bu durumda olanca gücüyle savaşa devam ettiler.Sözün özünü söylemek istersek boğazın her iki aynındaki tepelerde gerçek anlamı ile bir savaş oluyordu.Türk askerleri kendilerinden sayıca  kat kat üstün Çin askerleri ile olanca gücü ile savaşıyordu.Tam bir vuruşma oluyordu Çinliler olanca güçleri ile saldırıyorlar.Türk taburlarını yok etmeye çalışıyorlardı.Ortaya bir avuç Türkün sayısı binlerle anlatılan düşmanın çemberi içinde savaştığı korkunç bir durum çıkmıştı.

I-Türk taburlarının olanca gücü ile çember içinde Çinlilere karşı savaştığı bu durumda yardımlarına her türlü silahın bulunduğu ikinci tümene bağlı motorlu araçlara binmiş Amerikan birliği yetişti.Bu birliğin tankları hemen Çinlilere ateşe başladı.

i-Kamyondan inen Amerikan piyadeleri de Çinlilere karşı savaşa girdi.Şiddetli ateş karşısında Çin askerleri siperlerine saklandılar.Ateşin azalmasını iyi değerlendiren Türk ve Amerikan askerleri yaralısı,şehidi ve sağlamı ile birlikte motorlu vasıtalara ve kamyonlara binerek boğazın içine doğru ilerlemeye doğru başladılar.Yaya olarak yürüyen Türk taburları şimdi.Amerikan askerleri ile birlikte vasıtaların içerisinde sunchon boğazının içinde ilerliyordu.

j-Çinliler kırılan çemberlerine aldırmadan her yüz,iki yüz metrede yeniden bir çember kuruyorlardı.Bu durumda Türk ve Amerikan piyadeleri vasıtalarından iniyorlar,savaşıyorlar ve Çin çemberini yarıyorlardı.Hele Türk piyadelerinin tepelere doğru yani yokuş yukarı süngü hücumlarına ve Türk piyade ateşine Çin çemberi dayanmıyor yarılıyordu.Tepelerdeki Çinlileri öldürdükten sonra Türkler yaralı ve şehitlerini yanlarına alarak yola iniyorlar,motorlu vasıtalarına binerek ilerlemeye devam ediyorlardı.Amerikan askerleri de ölü ve yaralılarını motorlu vasıtalarına taşıyorlardı.Bu sırada çeşitli sebeplerle yolu kapayan vasıtaları yolun yanlarına devirerek boğazın derinliklerine doğru ilerliyorlardı.

k-Çin askerleri disiplinli ve iyi eğitilmiş olduklarından ölünceye kadar siperlerinde savaşıyorlar ama geri kaçmıyorlardı.Bu bakımdan sunchon boğazı savaşı çok çetin geçmiştir.Çin çemberlerini kırmak çok zor olmuştur.Hele Mehmetçiğin yokuş yukarı siperlerine sinmiş ve oradan ateş eden Çinlilere karşı kan ter içinde yaptığı süngü hücumları çok çetin geçmiştir.

l-Çinliler öğleye doğru boğazdaki askerlerini bir tümen ve sayısız gerillalardan oluşan bir duruma getirdiler.Yine bu tümen askerleri taşıyabilecekleri her çeşit silahı her çeşit tüfek,makinalı tüfek,her çeşit havan topu,roketi ve bazukayı boğaza getirip iyice yerleştiler.Boğazın en dar yerini elindeki bu silahların  bütününü kullanarak kesmiş çemberini kırılmaz bir hale getirmişti.Her iki tarafı sarp tepeler ve kayalıklardan oluşan ağaçlarla kaplı boğazın bu yerini ölüm çemberi haline getirdiler.Çemberi kırıp ve yarıp yoldan geçmek artık düşünülemiyordu.Çinliler kurdukları bu en son çemberlerini yarılmasın ve kırılmasın diye kurmuştular.

m-Bu çemberi kırmak için Türk ve Amerikan askerleri araçlarından inerek sarp tepelere saldırdı.Amerikan tankları olanca gücü ile ateş etti.Amerikan askerleri yiğitçe savaştı.Türk taburları olanca gücü ile tepelere,kayalıklara amansız süngü hücumları yaptı.Boğazın içinde insan sesi.Tank,top,bazuka,roket,havan topu ve her türlü silah sesi ile çın çın öttü yaralıların iniltileri göklere yükseldi.Ne Çin çemberi kırıla bildi nede Çinliler çembere aldıkları askerleri yok edebildi.Ancak geçek şu idi ki boğazın bu yeri Türk ve Amerikan askerleri için bir ölüm tuzağı haline gelmişti.

n-Öğleye kadar savaş bütün şiddeti ile devam etti.Sunchon boğazında savaşan bütün askerler gerçekten yiğitçe vuruştular.Öğleden sonra beş savaş uçağı sunchon boğazı üzerine geldi.Yerdeki Amerikan askeri birlikleri ile telsiz aracılığı ile konuştular.Boğazın içindeki Amerikan askeri birlikleri Çin siperlerinin yerlerini savaş uçaklarına bildirdiler.Çin siperlerinin yerini öğrenen savaş uçakları Çin siperlerini makineli tüfek,roket ve daha başka silahları ile ateş altına almaları sonunda Çin çemberi kırıldı yolu kaplayan araçlar uçurumlara yuvarlanarak yol açıldı.Tanklarında yardımı ile parça parça yoldan birliklerin ilk bölümü savaşa savaşa ancak akşama doğru boğazdan çıktı.Boğaz dışında bekleyen İngiliz birliklerinin korumasında sunchon kasabasına ulaştı.

o-Boğazdaki Çin saldırısını savaş uçaklarının amansız ateşi de durduramadı.Olanca gücünü kullanan Çinliler aralıklarla boğazın bu bölümünü çembere alarak geçişe kapadılar.Akşam olup karanlık bastıktan sonrada savaş devam etti.Gece karanlığında aydınlatma mermilerinin ışığında savaş uçakları saldırılarını devam ettirdi.Piyadeler olanca güçleri ile aydınlatma mermilerinin ışığında savaştılar.Tankların top atışları ve savaş uçaklarının her türlü silahla saldırıları Çin çemberlerinin kırılmasını kolaylaştırdı.Sunchon boğazında Çembere alınan ve Kunuri bölgesinde sıkışan askeri birlikler çetin savaşlar yapa yapa yukarıda anlattığımız şekilde boğazdan geçip sunchon’a gittiler.Boğazdaki bu ölümüne mücadele ve geçiş 1 Aralık 1950 sabahına kadar devam etti.1 Aralık 1950sabahı olduğunda Kunuri bölgesinde ve sunchon boğazında Çinliler ile savaşan veya savaşacak olan hiçbir askeri birlik kalmamıştı.Birleşmiş Milletler adına savaşan bütün askerler sunchon’a veya pyongyanga çekilmiştiler.

Ö-Türk taburları kendilerine verilen emirler gereği sunchon da toplandı.Daha sonra buradan motorlu vasıtalara binerek birinci ve üçüncü taburların bütün erleri ve subayları 2 Aralık1950 günü pyongyang şehrine geldiler.Burada toplandılar.Ayrıca birliklerinden ayrı düşmüş bir çok erde burada bir araya geldi.3 Aralık 1950 günü 250 km güneydeki KAESONG şehrine gittiler .Çünkü Çin saldırısı hızından ve gücünden bir şey kaybetmeden devam ediyordu.Çin orduları bir sel gibi güneye akıyorlardı.Çin ordusunun Birleşmiş Milletler orduları durduracak güçte değildi.Çinliler önlerine gelen her türlü askeri birliği yıkıp yok edip ilerliyorlardı.

p-Simninni baskınında bazı askerlerle Seoul’e giden albay Celal Dora da kaesong şehrine beraberindeki askerlerle gelerek tugaya katıldı.Böylece tugay yeniden bütün birlikleri ile birleşmiş oldu.

r-Sunchon boğazının güneyinde 38.İngiliz tugayı ve 1.Amerikan süvari tümeni ne kadar saldırdıysalar da savaş boyunca sunchon boğazının güney ucuna yaklaşamadılar.Çin askerleri aralıksız 24 saat  süren sunchon boğazı savaşı boyunca onları boğazın güney ucundan uzak tuttu boğazın bu bölümüne yaklaştırmadı.

s- Sunchon boğazı savaşı 30 Kasım 1950 sabahı başlamış ve 1 Aralık1950 sabahı sona ermişti.Kısacası 24 saat aralıksız bir savaş olmuştur.

Ş- 26 Kasım 1950günü başlayıp 1 Aralık 1950 gününe kadar devam eden Çin ordusunun saldırılarını birinci derecede Türk tugayı Vavvonda iki tümen Çin askeri ile simninni de üç tümen Çin askerine karşı 3000 askerle savaşarak durdurdu.İkinci derecede savaşa Amerikan ikinci tümeni katıldı.Savaşın yükünü ikinci derecede çekti.Savaşın en ağır yükü 3000 askerle savaşan Türk tugayının omuzlarında kaldı.

t-Çin ordusu tokchon bölgesine sekiz tümen gönderdi.Bunun nedeni bu kuvvetler ile dokuzuncu Amerikan ordusunu sağ yanından ve gerisinden kuşatıp denizle kendi birlikleri arasına sıkıştırıp yok etmekti.Bu sekiz tümenin büyük bir kısmı en az altı tümeni Türk  Türk tugayı ile savaştı.Bölgedeki Amerikan dokuzuncu kolordusunu kovalayamadı .           . Dolayısı ile Amerikan sekizinci ordusu yok olmaktan kurtuldu.Çinlilerin Türk tugayı ile üç tümeni savaşırken geride de üç tümenleri ihtiyat birliği olarak bekliyordu.Savaşan tümenler yorulunca gerideki dinlenmiş tümenler ateş hattına giriyordu bunun için Çinliler Türk tugayı karşısında altı tümen tutmak zorunda kaldılar.

u-Türk tugayı Çin tümenleri karşısında savaşa savaşa geri çekilmenin yenilgi olmadığını gösterdi.Geri çekildiği halde Kunuri bölgesi savaşlarında zafer kazandı.Çinliler üstün kuvvetlerine karşılık yenilmiş sayıldılar.

Ü-Kunuri muharebelerinde Çin ordusu 5000 kayıp verdi.Türk tugayı simninni köyünde üç Çin tümeni ile savaştı.Altı Çin tümeni tarafından sarıldı.Çin tümenleri karşısında Türk tugayı 3000 askerle savaştı.Simninni baskınında Türk tugayının ikinci taburu bir Çin tümeni tarafından sarıldı.Vavvon savaşında Türk tugayı sadece süngü ile iki yüz Çin askerini öldürdü.Bu sayıya savaş uçakları kurşun,topçu ve havan topları ile öldürülenler dahil değildir.

v-Vavvon savaşında Çin ordusu Türk tugayına iki tümen ile saldırdı.Ancak ağır kayıp verdi.Türk tugayı Vavvon savaşında toplam 150 ölü,yaralı ve esir verdi.Türk tugayı 38.Çin ordusu birlikleri ile Kunuri bölgesinde savaştı.

y-Amerikan sekizinci ordusunun asker sayısı 100.000’di.Bu yüz bin kişiyi Türk tugayı yok olmaktan kurtardı.

KUNURİ MUHAREBELERİNDE TÜRK TUGAYININ KAYIPLARI

Şehit:12 Subay,7Astsubay,199 Er olmak üzere toplam218’dir.

Yaralı:5 Subay,10 Astsubay,440 Er olmak üzere toplam455’dir.

Kayıp:7 Subay,2 Astsubay,85 Er olmak üzere toplam 94’dir.

Kısacası Türk tugayının Subay kaybı 24,Astsubay kaybı 19,Er kaybı 724 olmak üzere toplam767’dir.Türk tugayı toplam mevcudunun %15’ini bu savaşlarda kaybetmiştir.Ağır silah araç ve gereçlerinin %70’ini kaybetmiştir.

Türk tugayı iki birliğine Kunuri ile Sunchon yolunu izleyerek geri çekilme emri verdiğinde   Tugay komutanında bu yolun tıkalı olduğuna dair bir bilgi yoktu.Bu yol Türk tugayının bağlı olduğu tümenin çekilme yolu idi.Anju yolu birinci kolordu bölgesi idi.Bu kolordunun durumu belli değildi.Aynı zaman da …. Çin ordusu Schonchon nehrini kuzey kıyılarına gelmişti.Yol bu nehrin güney kıyılarını takip ediyordu.Bu yola girilirse birlikler tehlikeye düşebilirdi.Çünkü bu ordu yoldan kolayca çekilmeye izin vermeye bilirdi.Anju yolunun güvenli oluşu bu bakımdan şüpheliydi.Bu ordunun Anju yolunu hemen kapamayışının asıl nedeni kendi birliklerinin sunchon boğazında kurduğu çemberdir.Eğer Anju yolunu da kaparsa çemberdeki düşman çok sert karşı koyabilirdi.Bu sert karşı koymayı önlemek için bu yolu kapamadı.Kısacası Anju yolunu emniyet yolu olarak kullandı.Belki de Türk tugayı Anju yolundan çekilseydi bu yolda da bu ordu önünü kesecekti.Çin ordusu kendisine büyük zarar veren ve sekiz tümenini üç gün oyalayan  Türk tugayından intikam almak için çalışacaktı.Sunchon boğazı savaşları değerlendirilirken bu göz önünde bulundurulmalıdır.Bundan sonra Çin ordusu en ağır saldırılarını hep yok etmek istediği Türk tugayı üzerine yapmıştır. !!!.

-Son-

Ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo


Kelam

İslam Dininin İnanç Esaslarını Savunan Bilim Kelam

Kelam Biliminin Kısaca Tanıtımı.

Kelime  olarak kelam:Söz, konuşma,ibare gibi anlamlara gelir.

Terim olarak kelam:Allah,kainat ve Müslüman hakkında düşünmek , araştırmak , anlamlı  bir şekilde konuşmak demektir.

Konusu açısından kelam:Allah’ın varlığı ve sıfatlarından , amentü’ye dayanarak kainattaki her şeyin ; varlığa geliş ve sonlarından bahsedenden bir ilimdir.

Amacı açısından Kelam:Amentü’nün akli delillere dayandırılarak açıklanması , savunulmasını yapan bir ilimdir.

Kelam Biliminin Temeli: Kelam bilimi amentüyü kendine temel almıştır.Her zaman akla önem vermiş ve akla bağlı kalmıştır.

Kuran’ı Kabul Etmenin Temel Şartı: Öncelikle Allah’ın varlığını kabul etmeye bağlıdır.Allah’ın varlığını da ancak aklını gerçek anlamda kullananlar kabul eder. .

Kelam Bilginlerine Göre İman : Amentü’nün doğruluğunu ,hem sözlü olarak , hem düşünerek  ve sorgulayarak kabul edip inanmaktır.

 

Kelam Biliminin Konusu.

Kelam Biliminin konuları  topluma ve çağlara göre farklılıklar gösteriri.Allah’ın yarattığı bütün varlıklar Kelam Biliminin konusudur.Kelam biliminin başlıca konusu :

1-Allah.

2-Allah’ın varlığının kesin ispatı olan kainat .

3- İnsandır.

1- Allah

       Kelam biliminin birinci konusu Allah’ın varlığı ,birliği ,Zati ve Subuti sıfatlarıdır. Kelam bilimi Allah’ın varlığını ,birliğini ,Zati ve Subuti sıfatlarını anlatır.                   Bunların üzerlerinde düşün der. Allah’ın varlığının ,birliğinin ,Zati ve Subuti sıfatlarının  delillerini anlatır. Bunların üzerlerinde düşün der.

A- Kelam Bilimi İslam Dininin İnanç Esaslarını Nasıl Açıklar:

a-Kelam bilimi insanı akıllı bir varlık olduğundan, inanç konusunda ve yaptığı her türlü davranışından dolayı sorumlu  kabul eder.

b-Kuranda belirtilen inanç esaslarını açıklar, bu inanç esaslarının nasıl anlaşılması gerektiğini anlatır.

B-Mümin Olmanın Şartı:  Kuran’ın belirttiği şekliyle Allah’ın varlığına ve onun sıfatlarına inanmaktır.

C- Kurana Göre Allah İnancının Delilleri Nasıl Olmalıdır:

a-Kuran , Allah inancının  sağlam  ve kesin delillere bağlı olmasını ister.   .

b-  İsra Suresinin 36cı ayetinde mealen: “Bilmediğin şeylerin ardına düşme,kulak ,göz ve kalp bunların hepsi de sorumludur.” buyurmaktadır.Bu ayet bizlere Allah inancının nasıl olması konusunda kesin yol gösericidir.

 2- Allah’ın Varlığına İşaret  Olan Kainat

İslam inancın en temel ilkesi ; Allah’ın varlığının ve birliğinin bilinmesidir . Allah’ın varlığı ve birliğinin ,  akılla anlaşılır bir duruma getirilmesi halinde “Allah’ın varlığı ve birliği akıl dışı”  inanç olmaktan çıkar .Akılla kavranılan bir inanç durumuna gelir.

Kelamcılara göre tabiattaki varlıklarının çeşitliliği ve düzeni Allah’ın en büyük mucizesidir. Bu nedenle hem Kuran’a hem, Kelamcılara göre tabiatın nasıl oluştuğunu düşünen kimse Allah’ı bulabilir. Çünkü çevremizdeki her varlık bizlere Allah’ın varlığını anlatır.Kainat(evren) Allah’ın varlığını bizlere anlatır.Tabiat üzerinde düşünen herkes aklıyla Allah’ın varlığını ve birliğini bulur.Buna en güzel örnek H.z.İbrahim’in mağaradan çıktıktan sonra aklıyla Allah’ı bulmasıdır.

3- İnsan.

İnsanın şu dünyada ve ahrette mutlu olabilmesinin peygamberlerin bildirdiği şekliyle bir hayat yaşamasıyla mümkündür.Bu durum iki ana bölümde açıklanır.Bunlar:

1-Peygamberlik  ve Peygamberlere İman :

               a- Peygamberlik :Peygamberliğin mümkün olduğu ; Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

b-Peygamberlere İman: H.z.Muhammet’in peygamberliğinin ispat eder ve diğer peygamberlerin durumunu , Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

         2-Ahiret’e İman :

            a-Kuran ; insanların hayatının amacını ve İslam’ın ahlak  kurallarına dikkat etmeleri gerektiği açıklar.

           b-İnsanların yaptıkları yada yapmadıkları her şeyden hesaba çekileceklerini bildirilir.

c-Ahiret inanıcıyla ilgili delilleri akıl yoluyla açıklayarak , ahiretin kesin olarak var olduğu ispatlanır.

 

       Kelam Biliminin Amacı

1- İnsana aklını kullanarak ,Allah’ın varlığını ve birliğini öğretmektir. Çünkü ; aklını kullanan insan Allah’ın var ve bir  olduğunu kolayca anlar.

2- Amentü’yü her türlü şüpheden uzak bir şekilde öğretmektir.

3-Müslümanların; Kuran’a uygun bir imana kavuşmasını sağlamaktır.

4-İslam’a ve İslam’ın inanç esaslarına yönelik eleştirileri cevap vererek yanlışlıkların önüne geçmekir.

5-.Kuran’ın bildirdiği inanç esaslarını Müslümanlara hatasız bir şekilde anlatarak, Müslümanların hem  bu dünyada hem ahrete mutlu olmalarını sağlamaktır.

    Kelam Biliminin Yöntemi

Kelam bilimi konuları mantıklı ve akli yöntemle açıklamaktır.Bunun için en çok tüme varım ve temsil yöntemini kullanır.

a-Tüme Varım Yöntemi: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesini gözlemleyerek , genel bir hükme varmaya çalışmaktır.

Örnek: İnsanın vücut  gelişimi kendi başın olmayacak bir olaydır.İnsan ne kadar diğer canlılara göre güçlü görülse de kendisi için bir göz.el ayak kalp burun.v.b.bir organ yaratacak güçte değildir.Öyle ise insanın bir yaratanı vardır.

Örnek:İmam Matürüdiye göre alemde sürekli bir değişme vardır.Bu değişmenin kendinden olması mümkün değildir.Bu değişmeyi yaratan Allah’tır.

     Tümü: Bir bütünü meydana getiren parçalardan tamamı.

      Tekil:Bir bütünü meydana getiren parçalardan bir tanesi.

Tikel: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesi.

b-Temsil Yöntemi:İki farklı şey arasında ortak bir özelliği bularak ,bunlardan birisinin sahip olduğu özelliğin diğerinde de bulunduğu sonucuna varır.

Örnek:Diş dünyada gördüğümüz her binanın bir yapan ustası vardır.Binanın güzelliği ustanın bina yapımındaki bilgisine veustalığına bağlıdır.Şu  alemin de bir yaratanı vardır Alemdeki  güzellik ; bu alemi yaratan Allah’ın ilminin  sonsuzluğunu gösterir.Allah alemin sadece yaratıcısı değil aynı zamanda düzenleyicisidir.

 

                               İnsanın Allah ve Alem Hakkındaki Bilgileri

  İnsanın; Allah ve alem hakkındaki bilgisi iki temel kaynağa dayanır.Bunlar:

 A-Dolaysız Bilgiler : Bizim, bir insan olarak sahip olduğumuz bilgilerimiz ;sadece beş duyu yoluyla elde ettiğimiz  bilgilerdir.

       Örnek:Şu alem(kainat) hakkındaki  bilgilerimiz de dolaysız beş duyu vasıtası ile elde ettiğimiz bilgilerdir.

B- Dolaylı Bilgiler:Allah hakkındaki bilgilerimiz dolaylı bilgidir.Allah hakkında bilgi sahibi olmak için akıl yürütmeye baş vurmamız gerekir.Şöyle ki ;

a-Kuran’ın bildirdiğine göre bu alemdeki her şey Allah’ın varlığı hakkında işarettir. Dolayısı ile görünenden hareketle görünmeyen hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Örnek:

1-Allah’ın varlığı,sıfatları,onun alemle ilişkisi,peygamberlik  bu dünyadaki bilgilerimizden hareketle bilinmesi mümkün olan konulardır.Bu konular hakkında bilgilerimiz akıl yürütme ile elde edilir.Doğrudan veya gözlemleme yolu ile elde edemez.

2-Allah bazı şeyleri gizli, bazı şeyleri de belirli ve açık bir şekilde yaratmıştır. Belirli olanı , gizli olan için işaret yapmıştır.İnsan bunlar arasındaki ilişkiyi keşfetmek zorundadır. Bunu da akıl yürütme ile yaparız..

 

Kelam Biliminin Kaynakları.

a-Kuran :

1-Kuran insanlara ;inanç esaslarını (amentüyü) öğretir.Kelamcılar ise ; Kurana uygun kavramlar kullanarak  bu inanç esaslarını açıklarlar.

2-Kuran ;olayları açıklarken izlediği yol bakımından kelem bilimine kaynaklık eder.

a-Kuran Allah’ın varlığını açıklarken  akla hitap eder ve kainattaki düzeni örnek gösterir.

b-Bezende inanmayanların fikirlerini dil getirerek onların niçin yanlış yolda olduklarını gösterir .Kelamcılar da ,Kuran’ın izlediği bu yöntemleri kullanırlar.

b-Akıl:İslam dini akıllı olan insanları yaptığı işlerden sorumlu tutar. Kelamcılara göre her akıllı insan , aklını kullanarak Allah’ı bulabilir.Buna H.z.İbrahim’in aklını kullanarak Allah’ın varlığını ve birliğini bulması en güzel örnektir.

Kuran 275 yerde “Düşünmez misiniz?”, ”Akıl etmez misiniz?”,”İbret almaz mısınız?”gibi cümlelerle  insanları düşünmeye çağırmıştır.

Bu çağrının nedeni,aklın verdiği   hükümlerin ; aklını kullanan bütün insanlar tarafından kabul edilmesidir.

 

           Akli Bilgi (Bedihi Bilgi)

Kelamcılar bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını Akli Bilgileri temel alarak ortaya korlar.

Akli Bilgiler:Akılda bulunan , aklın temelinde olan , duyu ve tecrübelerin dışında ki bilgilerdir.Yani insan olarak yaratılışımızın gereği olarak doğuştan aklımızın yapısında bulunan bilgilerdir.

a-Bunlar ; İç algılarla elde edilen ;İki zıddın bir arada bulunamaması,parçanın  bütünden küçük olması,elem ,haz, acı ,tatlı ,ekşi.. .gibi duyuya açık bilgilerdir.

Örnek: Bir insanın beyninde algılama sorunu yoksa , eli yandığında acıyı hisseder.Akli olgunluğa erişen bir kimse uzun ve kısa büyük ve küçük arasındaki ilişkiyi kavrar.

Kelamcılara Göre Akıl:Kelamcıların “akıl” dediklerinde , kast ettikleri  “akıl” ; doğuştan sahip olduğumuz Aklımızda bulunan bilgilerdir.

Akli Bilgilerin (Bedihi Bilgilerin) Özelikleri:

1-Bu bilgiler kendiliğinden bilinen ; açık , kesin  ve seçiktir.

2-Bilgilerin doğruluğunu baştan kabul ederiz. Bu bilgileri doğrulamak için başka bilgiye , yada deneye ihtiyaç duymayız.

 

Aklın Verdiği Hükümler ve Bu Hükümlere Bağlı Olarak Elde Ettiğimiz Akli Bilgiler  Şunlardır:

1-Vacip:Aklın başka türlü olmasını kabul etmediği ,zorunluluk ifade eden hükümlerdir.

              Vacip: Yok olmayan,sürekli olana kelamcılar “vacip” derler

Örnek: Bir eylemi yapanın bulunması vaciptir

Örnek:Alemin bir yaratıcısının bulunması ,bu yaratıcının eylem yapma gücünün olduğunu gösterir.Bu durumda vaciptir.

          2-Mümkün(Hadis ):  Sonradan  olan , yokken meydana gelen varlıklar demektir

             Mümkün:Varlığına yada yokluğuna hüküm edebileceğimiz şeyler demektir.

Örnek:Evin var olması ; zorunlu olmadığı gibi yok olması da zorunlu değildir mümkündür.

3-Akli İmkansızlık:İki zıttın bir arada bulunması  alken imkansızdır.

Örnek: Bir eşyanın hem bir yere doğru hareket etmesi ; hem de hareketsiz durması alken imkansızdır.

Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi   

        A- H.z.Muhammed’in Sağlığındaki Devre                                  

Müslümanlar H.z.Peygamberin sağlığında kafalarını meşgul eden meseleleri Ona danışarak çözümler bulmuşlardır.

B-Birinci Asır Kelam Biliminin Birinci Devresi

1- Peygamberimizin vefatından sonra Müslümanlar ,Kuran ve kendi düşünceleri ile baş başa kalmışlardır.Bu durumda karşılaştıkları sorunları Kuranı dikkate alarak, Peygamberimizin hayatını da örnek alarak çözmek zorunda kaldılar.Böylece başta kelem olmak üzere çeşitli İslam bilimleri zorunlu olarak ortaya çıktı.

2-Bu bilimlerin ortaya çıkmasını sağlayacak pek çok konu insanların zihinlerini meşgul etti ve bu konularla ilgili tartışmalar yapılmaya başladı.

3-Bu asırda İslam Dini hızla yayıldı.Başka kültür ve medeniyetlerle karşılaşıldı.Bununla birlikte sosyal değişme olgusu da yaşanmaya başladı.

4-Bu asarda yaşanan siyasi olaylar sonucunda;

a- “Büyük günah işleyenlerin durumu”,

b-“İman ile amel ilişkisi ”gibi konular Müslümanları düşünmeye zorladı.

Bu konularda çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bu asırda  Hasanı Basri ve İbrahim en Nehai gibi  alimler görüşlerini açıkladılar.

a-Fıkhı Ekber:Birinci asırda İslam Bilimleri henüz çeşitli bölümlere ayrılmamıştı.

Bu dönemin ilk ve en önemli eseri , Ebu Hanife’nin Fıkhı Ekberidir.Bu yüzden bu devreye Fıkhı Ekber dönemi de denir.

Bu dönemde yazılan eserler dinin temel ilkelerini  açıklamaya yöneliktir.Yanlış inanç ve fikirlere karşı İslam Dininin gerçek inanç sistemini açıklamaya  çalışılmıştır.

Burada “Fıkıh” kelimesi ile kast edilen bizim FIKIH diye bildiğimiz İslam bilimi değildir. Burada “fıkıh” kelimesi ile kast edilen mana  “Derinlemesine Anlama” demektir.                                .            Ebu Hanife eserine Fıkıhı Ekber adını vererek “Dini anlama,hükümleri anlamadan daha önceliklidir” diyerek dinin temel niteliklerini anlamanın önemini belirtmiştir..

   Dinin temel ilkeleri =Amentü.

Amentü:İslam Dininin inanç esaslarının sayıldığı; hepimiz tarafından bilinen inanç ilkelerini anlatan metine verilen addır.]

          C- İkinci Asır Kelam İkinci Devresi 

         1- Hicri ikinci asırda Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları artmıştır.Siyasi ve itikadi özellikteki mezhepler orttaya çıkmaya başladı.Buna bağlı olarak da daha geniş ve düzenli tartışmalar yapılmaya başlandı.

Özellikle Mutezilenin ortaya çıkması ile birlikte çeşitli eserler Arapçaya tercüme edildi.Bu arışma ve ercüme faaliyetlerininsonucunda da İslam Aleminde çeşitli fikir ve düşünceler ortaya çıktı.

2-Hicri birinci asırdaki problemler,ikinci asırda Haricilik,Şiilik,Mürcie,Mutezile gibi mezheplerin ortaya çıkmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Herkes kendi görüşünü ispatlama ve yaymaya çalıştı.Bu konuda Mutezile alimleri çok ciddi çalışmalar yaptı. Bu aşamada Mutezile Kelamı vardır.Diğer kelamcılar önemli bir varlık ortaya koyamadılar. Ancak İmamı Aza Ebu Hanife bu dönemde Ehli Sünnet Kelamının öncüsü olarak ; Ehli Sünnet  görüşlerini savunmaya devam etmiştir

İlk Kelam Tartışmaları Şu Konularda Oldu             

a-Büyük Günah ,

b-Kuran’ın yaratılıp yaratılmadığı,

c- İmamet(Devle başkanının kim olacağı),

d-Allah’ın ahrette görülmesi,

e- Allah’ın Sıfatları ve yorumları,

f- Kader  konuları üzerinde yapıldı.

.      D-Hicri Üçüncü  ve Dördüncü Asır Kelam İlminin Üçüncü  ve Dördüncü Devresi

Hicri üçüncü asırda büyük mezhepler ortaya çıktı. Maturidi ve Eşari mezhebleri Ehli Sünnet Mezhebinin iki kolu oluşturdu. Hicri Üçüncü ve dördüncü asırlar Kelam biliminin zirveye ulaştığı dönemdir.

 

a-Ehli Sünnet kelamcısı Ebu Hasan El Eşari  ; Ehli Sünnet Kelamını geliştirerek diğer mezheplere karşı başarıyla savunup ,kendi mezhebini kurdu.

.         b-İmam Maturidi de Ebu Hanife’nin görüşlerine uygun kelem mezhebini geliştirerek Maturidi mezhebini kurdu.

İmam Maturidi; “Kitabu Tevhid “adlı eserinde “Kelam Bilimini ; “Tevhit İlmi” olarak adlandırmıştır

E-Hiciri Beşinci Asır Kelam Bilminin Beşinci Devresi

         a-Usulud Din:Kelam biliminin diğer bir adı da Usulud Dindir.Hicri beşinci asırda yazılan kelam eserlerine bu ad verilmiştir.

Kelam Bilimine bu adın verilmesinin nedeni ; İslam Dininin İnanç esaslarının öğretilmesini amaç edinmesidir. (Kelam Bilimi =Tevhit İlmi= Usulud Din).

Kelam Bilimi İle ; Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Arasındaki Farklar:

1-Kelam Biliminin konuları ; Fıkhı Ekber, “Usuli Din”   ve Akait  gibi bilimlerin konularıyla benzerlik gösterir.Ancak ele aldığı konuları işlerlerken izlediği yöntemler itibarıyla bu bilimlerden ayrılır

         Kelam Biliminin İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

a-Kelam Bilimi ; yalnızca İslam Dininin inanç esaslarını öğretmekle yetinmez.Aynı zamanda bu inanç esaslarını felsefi ve gerçekçi bir şekilde yorumlar.

b- Kelam Bilimi ; tartışma yaparken açıklamalarını yalnız Kuran Ayetlerinle değil aynı zamanda bir takım akli delillere de dayandırır.

        c-Kelam bilimi ; önce düşün ispatla sonra inan der.

d-Bugünkü Kelam Bilimi dediğimizde ;Müslümanların yaşadıkları olaylar çerçevesinde İslam İnançlarını yeniden yorumladıkları  sosyal bir bilim aklımıza gelmelidir.

Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Bilimleri İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

Fıkhı Ekber , Tevhid İlmi ve  Akaid ; sadece İslam Dininin inanç esaslarını Kuran Ayetleriyle açıklar. Allah’ın varlığını  ve sıfatlarını Kurana uygun olarak anlatıp buna inan derler.

Akıl ve felsefi delillere baş vurarak savunma yapmazlar.  

  Kelam Bilimi İle Felsefe Arasındaki İlişki

Kelam Bilimi

1- Kelam bilimi  “Hayatın Anlamı “üzerinde düşünür.

a- Var olanın niçin var olduğu ile ilgilenir.

b-İslam Dininin İnançlarını anlattır ve açıklar.

2-Kelam , aklın yanında ;vahyi hem bilgi kaynağı, hem  de kesin ölçü olarak kabul eder.

3-Kelam Bilimi ,felsefenin açıklamalarını kesin bilgi olarak kabul etmez. Ancak onun elde ettiği bilgilerden yararlanır

               Kelam biliminin amacı

                   a-İslam’ı savunmak ve İslam inançlarının temelini ve delillerini göstermektir.

(Metafizik=Fizik Ötesi=Görülmeyen =Bizim Anladığımız Anlamda Bir Fiziki Varlığı Olmayan)

Felsefe:

.         a-Felsefe ;Dinin ne olduğunu ve Dinin temel inançları  ile ne kadar  tutarlı olduğunu araştırır.                                                                                                                                               .        b-Felsefe ;Allah’ın varlığını aklıyla ispatlar. Allah’ın varlığını; dinin temel kaynaklarına bağlamaz. Tabiatın düzenine ve felsefi ilkelere bağlar.                                                                         .        c-Var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır.

           Felsefenin Amacı.

a-      Felsefe ; görünenin ötesinde “gerçeğin” ne olduğu ile ilgilenir.

b-      Felsefe ; belirli tarihi ve sosyal şartlardan ortaya çıkmış çözüm önerileridir.

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkış Nedenleri.

a- Siyasi,sosyal ,ekonomik, tarihi ,coğrafi sebepler, dinin anlaşılmasında belirli

fikirlerin ve şahısların etrafında toplanmaya yol açmıştır..

b- Bu farklı anlayışlar insanların davranış ve düşüncelerini etkilemiş ve mezhepleri ortaya çıkarmıştır.

Kelam ilmine göre itikadi ve ameli mezhep; İslam dininin; İtikadi ve ameli sahadaki anlaşılma biçimleridir.

 

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkışında Etkili Olan Sebepler.                                                                                                                                                                                 .        a-İnsanın Yaratılışı :Dini anlamaya ve yaşamaya çalışanda insandır.İnsanlar farklı yaratılıştadırlar  . Dolayısı ile dinin bazı emirlerini farklı anlayacaklardır.Bu da farklı mezheplerin ortaya çıkmasına neden olur.

b- Çöl Hayatı :İnsanların içinde yaşadığı ortam da dinin farklı algılanmasına neden olur. Söz gelimi haricilik ,çölde yaşayan ,medeni hayata uyum güçlüğü çeken bedevi Arapların karakterlerinin belirgin özelliklerini taşır.

c-Devlet Başkanlığı :Hilafet ve Siyaset dinin anlaşılmasında doğrudan yada dolaylı olarak etkili olmuştur.

        Doğrudan etkisi: Siyasi gücü elinde bulunduranlar kendi çıkarı doğrultusunda din anlayışlarını üretmişler veya desteklemişlerdir.Din anlayışlarını istedikleri gibi şekillendirmeye çalışmışlardır. Kendilerine karşı ortaya çıkacak toplumsal tepkiyi önlemek istemişlerdir.

Dolaylı etki siyasi: İktidarların oluşturmak istedikleri din anlayışı veya destekledikleri gruba yönelik tepkiler din anlayışında farklılaşmalara yol açar.

 

              İslam Dini ve Devlet İdaresi.

        İslam Dini siyasi oluşumları insana bırakmıştır.Kuran insanlardan devlet idaresinde;

          a-Adaletli olmayı ,

b-İşlerin ehline verilmesini ve devlet işlerinde fikir alışverişi yapılmasını ister.

c-Peygamberimiz Kuran’ın bu ilkeleri dışında o zamanki Arap toplumunun siyasi ve idari geleneklerinden yararlanarak bir devlet idaresi ortaya çıkarmıştır.

d-Dört halife dönemi bu uygulamalara dayanılarak ortaya konmuş bir sistemdir.

a-Mezhepleri birinden ayıran temel özellikler çoğunlukla siyasidir.

b-Şiiliği diğer mezheplerden ayıran en önemli özellik imamet meselesidir.Şiilikte imamet inanç esaslarından biridir.

c-Ehli sünnete göre imamet (devlet başkanlığı) inanç esaslarının dışındadır.

 

 

Mezheplerin Doğuşunda Etkili Olan Siyasi Olaylardan Bazıları

 

 H.z.Muhammed ve Hilafet.

1-Peygamberimiz öldükten sonra yerine kimin geleceği hakkında hiçbir kimseyi tayin

etmemiştir.

3-Bu devirde yasayan Müslümanlar hilafet işinin kendilerine bırakıldığının bilincindedirler. Bu olay peygamberimizin hiçbir kimseyi halife tayin etmediğini

gösterir.

 

 Dört Halife ve Devlet Başkanlığı (Hilafet = İmamet )

 

                        a-H.z.Ebubekir’in Hilafeti

1-Birinci halife H.z. Ebubekir ; Arap geleneği doğrultusunda kabileler arası denge

gözetilerek H.z. Ömer’in çalışması sonucunda halife olmuştur .

2-H.z. Muhammed’in ölümü ile birlikte zekat vermek istemeyen kabileler ayaklandı H.z

Ebubekir bu ayaklanmaları bastırdı

3- H.z.Ebubekir’in halife seçilmesini ; şia kabul etmemiştir. Şia; H.z.Muhammed’den sonra Ali’nin Kuran ayetleri ile (nass) devlet başkanı olduğunu iddia etmiştir.

4-Ehli Sünnet ; Ebubekir,Ömer , Osman ve Ali’nin sırası ile halife olduğunu kabul etmiştir.

                     b-Haricilik ve Hilafet

1-Hariciler Ebubekir ile Ömer döneminin en ideal döne olduğunu kabul ederler.İlk 6 yıldan sonra Osman’ın tahkim (katillerinin cezalandırılması ) olayından sonra Ali’nin küfre gittiğini iddia ederler.                                      

2-H.z.Osman’ın halife olması ile birlikte Ümeyye oğulları siyasi nüfuzlarını kayıp

ettiler.Hazreti Osman’ın devlet kademelerine kendi kabilesinden insanları atamasını hoş

karşılamadılar.Ümeyye oğullarından gelen bu valiler keyfi bir yönetim ortaya koydular bu

olayların neticesinde H.z. Osman öldürüldü.

Ümeyye oğulları ; H.z.Osman’ın öldürülmesini Haşim Oğullarının ve H.z. Ali’nin bir suçu olarak kabul ettiler.

                       c-H.z.Alinin Hilafeti

1-H.z. Osman’ın öldürülmesinden sonra H.z. Ali halife oldu .Ülkede iç karışıklıklar

çıktı.Halk üç gruba ayrıldı.Bu gruplar H.z. Ali’yi destekleyenler,onun halifeliğine karşı

çıkanlar ve tarafsız kalanlardan oluşuyordu.

2-.H.z. Osman’ın şehit edilmesini müteakip Cemel veSıffin savaşları yapıldı.

     d-Müteşabih Ayetlerin Yorumlanması ( Tevili )

a-Kuran insanın daima düşünmesini istemiştir.

b-Bazı Müslümanlar Kuran ayetlerini kendi görüşleri doğrultusunda yanlış bir şekilde yorumlayarak görüşlerini ispatlamak  istemişlerdir.

***Vahyin gelişi içerisinde Kuranda bulunan “müteşabih” adı verilen ve Kuran’ın bütünlüğü

içinde anlaşılabilen bazı ayetler din anlayışında değişik düşünmelere neden olmuştur.Kuranda

“Allah’ın eli” , “Allah’ın yüzü” gibi bazı deyimler vardır.Bazı Müslümanlar bu ayetlerden

hareket ederek Allah’ın insanlar gibi elinin ve yüzünün olduğunu iler sürmüşler ve bazı

görüşler ortaya koymuşlardır.***

e-İslam Devletinin Büyümesi.  

1-İslam devleti büyüyüp Mısır , Roma ve Sasani medeniyetleri ile yüz yüze geldi.

2-Hicri 2. asırdaki mezheplerde bu üç medeniyetin izleri açık olarak görülür.Hicri 2.asırda ortaya çıkan Şiilik ; Sasani medeniyetinin izlerini taşır.

3-Şiiliğin imamet görüşünün temelinde “yarı tanrı kral” kültürü vardır.

            a-Bu kültürdeki yarı tanrı kral düşüncesi Şiilikte;tanrının görev vermesi ile devletin başına, gelen devlet başkanlarının (İmamların) hatasız günahsız kimseler oldukları şeklinde ortaya konmuştur.

b- Şiilikte ve Sünnilikte ortaya çıkan Mesih-mehdi düşüncesi Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslamiyet’e geçmiştir.

      Ehli Sünnet

Ehli Sünnet :H.z.Muhammed’in sünnetine uyan onun yolundan yürüyen kimselere verilen addır

a-Peygamberimizin sağlığında  Ehli Sünnet  ve diğer mezhepler yoktu.

b-Ehli Sünnet adını alan bir takım oluşumlar ,Hicri ikinci ve üçüncü yüzyıllarda ortaya çıktı.

c-Ehli Sünnet fikrinin inanç esaslarını ilk Hasani Basri. Ortaya çıkardı.

d-Ehli Sünnetin inançla ilgili fikirlerinin şekillenmesini Ebu Hanife sağladı.Bu bilgin İtikadi ve ameli yönden İslam’ı yeniden belli bir düzen içinde anlattı. Matüridilik Ebu Hanifenin  görüşlerinin devamıdır.

e-Daha sonradan oluşan Ehli Sünnet’in en önemli kolu olan  Matüridilik  Ebu Hanife’den gelen bu çizgi üzerinde gelişti.

f-Şia,Mutezile ,Mürcie gibi mezheplerin görüşleri Hicri ikinci ve üçüncü asırlarda kesinleşti.

Ehli Sünnet’in Temel Özelliği

Ehli Sünnet’in görüşleri , Kuran ruhuna uygundur. İslam İnançlarının “ana bünyesini” oluşturur.Haricilik , Şiilik gibi bir mezhep değildir. Mezheplerin oluşup genel dini hareketten kopmasından sonra ,geride kalan çoğunluğun ortak adı Ehli Sünnettir .

Ehli Sünnet’in Temel on (10) Görüşü.

1-Allah vardır,birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın kendine özgü çeşitli sıfatları vardır.

2-Var olan her şeyin yegane yaratıcısı olan Allah’tır.

3-İman dil ile ikrar kalp ile tasdikten ibarettir.İman ve amel birbirinden farklıdır.

4-İnsanlar hür irade sahibidirler ve yaptıklarında sorumludurlar.

5-Allah  her döneminde peygamberler göndermiştir.H.z.Muhammed bu peygamberlerin sonuncusudur.Artık ne din ne peygamber gelecektir.

6-Kuran vahiy ürünüdür.Allah katından H.z.Muhammed’e indirilmiştir.Hiç bozulmadan değişmeden Allah katından geldiği halini korumaktadır.

7-İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilecektir.Cennet ve cehennem gerçektir.Allah ahrette müminler tarafından görülebilecektir.

8-İlk dört halifenin sırası;H.z.Ebubekir,H.z.Ömer,H.z.Osman,H.z.Ali şeklindedir.

9-Günah işleyen bir Müslüman işlediği bu günahlardan dolayı dinden çıkmış olmaz.

10-Bir mümine ne sebepten olursa olsun kafir denek doğru değildir.Ehli Kıble hiçbir zaman dinden çıkmış olmakla suçlanamaz.

Eşari  Mezhebi:

Eşarilik ; Hasan El Eşari’nin görüşleri etrafında şekillenmiş bir düşünce  yoludur.

Eşari Mutezile alimi Ebu Hasan el Cübbai’nin talebesidir.Kırk yaşına kadar mutezile görüşlerini savunmuştur.Daha sonra bir takım Mutezili görüşlerine karşı çıkmış ve onlardan ayrılmıştır. Ahmet ibni. Hanbel görüşlerine uygun bir yol izlemişir.

Eşari Mezhebinin Temel Görüşleri

1-Allah birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın zatı ile var olan ezeli sıfatları vardır;bunlar Allah’ın zatının da aynı değildir,onun zatından da başka değildir..

2-Kuran Allah kelamı olup yaratılmamıştır.

3-Allah ahrette müminler tarafından görülecektir.

4-İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılmaktadır. Kul ancak bunları kazanmaktadır. İnsanların fiilleri için gerekli olan güç fiil ile beraberdir.

5-Eşariye göre iman ;Bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir.

6-Büyük günah işleyen kimse günahkar olur.İmandan çıkmış olmaz.Böyle bir kimsenin durumu Allah’a kalmıştır.Allah dilerse bağışlar dilerse cehenneme sokar.

7-  Vahiy alıp ,yeni bir din getiren ve mucize gösteren kimselere nebi denir.

8-Vahiy alıp , yeni bir din getirmeyen ve mucize gösteren kimselere resul denir.

9-Ahrete H.z.Muhammed ; Allah’ın izniyle şefaat edecektir.

10-İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.Eşarilere göre bu irade bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

 

Matüridi Mezhebi:

a-Matüridi Mezhebinin kurucusu Ebu Mansur Muhammet Matüridi’dir.Matürüd kasabasında doğdu.Semerkantta vefat etti.Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.

b-İmamı Azam Ebu Hanife’nin talebelerinden ders almıştır. Ebu Hanife çizgisindeki Ehli sünnet inancını düzenleyerek, Sünni anlayışa yeni bir görünüm kazandırmıştır.

c- İmam Matüridi’nin görüşleri biraz Mutezile görüşlerine yakın olmakla beraber,akıl ve vahiyle gelen bilğiler arasında çok esaslı bir denge kurmuştur.

                   Matüridiliğin Temel Görüşleri

1-İman; dil ile ikrar kalp ile taktikten ibarettir.Amelin imana dahil edilmesi mümkün değildir.Çünkü yüce Allah Kuranda pek çok yerde  “iman ve “amel”e ayrı ayrı  değinmiştir.

         Maturidi’ye Göre İman: Kişi ; inandığı şeyin niçin doğru olduğunu bildiği zaman gerçek iman sahibidir. “ Benim inancım doğru.” demek , gerçek bir imana sahip olmaya yetmez.

2-Allah vardır ,birdir ,onun eşi ve benzeri yoktur.İnsanın  akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür.Allah kuranda ısrarla insanın düşünmesini ,aklını kullanmasını , ibret almasını istemektedir.

Akıl Allah’ı tanıma konusunda bağımsızdır .İster gerçek Allah’a iman eder ister dilediği şeye tapar.Ancak Müslüman olduktan sonra Allah’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda bağımsız değildir.Mecburen Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaktır.  Bu konuda bağımsız değildir.

3-Kuran Allah kelamıdır; kelem Allah’ın zatı ile birlikte  var olan ezeli bir sıfattır. Kuran’ın harfleri ve sesler sonradan yaratılmıştır.

4-İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah’tır.Ancak her şeyin yaratıcısının Allah olması , insanın fiillerini serbestçe yapmasına engel değildir.İnsanın fiilleri yaratma yönünden Allah’a, kesb (kazanma)yönünden insana aittir.İnsan bütün fiillerinden sorumludur.İnsanda bulunan cüzü irade yaratılmamıştır.İnsan bir işi yapmaya azmettiği zaman ,Allah bu fiilin gerçekleşmesi için  kudret yaratır ; İnsan da bu kudretle bu fiili gerçekleştirir.Sorumluluk buradaki niyete ve azme bağlıdır.

5-Büyük günah işleyen bir kimse İslam dairesinden dışarıya çıkmaz.İman ve amel ayrı ayrı şeyler ,olduğu için ,büyük günah işleyen kimsenin günahı, onun imanını etkilemez.

6-Müslümanların ahrete Allah’ı görmeleri akli ve nakli delillerle mümkündür.Ancak bu işin nasıl gerçekleşeceğini insanın bilmesi mümkün değildir.

 

Eşari ile Matüridiye Arasındaki Görüş Ayrılıkları 

1-Matürüdilere göre;İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.

Eşariler’e göre ; iradei cüziye bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

2- Matüridiler’e göre insan akılla Allah’ın varlığı fikrine ulaşabilir.Allah’ı bilmek alken vaciptir.

Eşariler’e göre Allah’ı bilmek dinen vaciptir.

3- Hüsün ve Kubuh;

               Matüridiler’e göre;

a-Hüsün (güzel,meşru,iyi)

b-Kubuh (çirkin, gayrı meşru,kötü,)akıl ile bilinebilir.Din alken güzel olan şeyleri emredir;çirkin olanı yasaklar.

Eşariler’e göre ;

a-Hüsün ve kubuh meselesi ancak Allah’ın bildirmesi ile bilinebilir.

4- Matüridiler’e göre iman dil ile ikrar kalp ile tastiktir ; artmaz ve  eksilmez.

5-Kesb(Kazanmak): Matüridiler’e göre ; her şeyin yegane yaratıcısı yüce Allah’tır. İnsanın fiillerini de yaratan Allah’tır.Bu durum;insanların fiillerini serbestçe yapmansa engel değildir.Kesbi insanın kendisi yapmaktadır.

.   Eşariler’e göre  ;fiillerde insanın hiçbir kudreti yoktur.Allah kesbi insanda yaratır ; insanda kesbin mahalli (yeri) olur.                                                                                                   .        6- Ehli Sünnet denildiği zaman ilk akla gelen Eşarilik ve Matüridilik  İslam’ın ana meselelerinde hemen hemen benzer görüşleri savunur.

Bu iki mezhep arasında ki görüş ayrılıkları, ayrıntılara ilişkin konularda  ortaya çıkmıştır.

       

1-Şia

Şia’nın Ortaya Çıkış Nedenleri

a- Hicri birinci asrın sonlarına doğru mehdilik ve vasilik fikirleri ile , Arap olmayan milletlerin aralarında oluşturdukları mezheptir.

b-Bu düşünceler ikinci asırda H.z.Ali’nin soyu ile ilişkilendirilmiş ve Sasani kültüründen bazı unsurlarla da bezenerek Şiilik olarak ortaya çıkmıştır.

 Bu mezhebin üç önemli özelliği :

a-H.z.Ali halifeliğe Kuran ayetleriyle tayin edildiğini,

b-Kıyamete kadar onun soyuna Müslümanların devlet başkanı olma hakki verildiğini,

c-H.z.Ali’nin soyundan gelenler bu imamlar masum olduklarını.(yani hiç günah işlemediklerini.).ileri sürmesidir.

Mehdi:Üstün kuvvetlere sahip kurtarıcı.

    Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi ; Kuran ayetleriyle ve bu doğrultuda Peygamberimizin ; Aliyi ve soyunu devlet başkanı seçmesi .

 

 Şiilere Göre Şiiliğin Tarihi.                                                                                                                                         

H.z.Muhammed sağlığında Ali’yi Kuran’ın emriyle devlet başkanı (imam) tayin

etmiştir.Bu tayin işi Veda Haccından dönerken olmuştur.(Bu yerin adı ; Gadri Hum dur).H.z.

Muhammed Maide suresinin 67ci ayeti emri gereğince H.z.Ali’nin kendinden sonra devlet

başkanı olacağını ilan etme emrini almıştır.Bu emir gereği “Gadri Hum” denen yerde

H.z.Ali’nin Devlet başkanı olacağını ilan etmiştir.Herkesin bu emre uymasını istemiştir.Daha

sonra da Maide suresinin 3cü ayeti vahye dilmiştir.İslam dininin tamamlanması H.z.Ali’nin

Devlet başkanlığının ilanıyla mümkün olmuştur.

Şiaya Göre Şiiliğin Tarihindeki Yanlışlıklar.

Şiiliğin kendini H.z.Muhammed’in yaşadığı devirle ilişkilendirme çabasının bir ürünü

olan iddialar tamamıyla Kuran’ın ruhuna aykırıdır.Çünkü Kuran devlet başkanlığı gibi bir

konuda hiçbir kimseye üstünlük tanımaz.

Halifeliğin Kuranla Tayin Edildiği Fikrinin Yanlışlığı.

1-H.z.Muhammendin vefatını takip eden zamanlarda ;

A- H.z Ali’nin davranışları göz önüne alındığında:

a- Devlet başkanlığının Kuran’ın emriyle ve tayinle Ali’ye ve onun soyuna tahsis edildiği fikrine rastlanmaz.

b-Ali’nin soyundan gelen bu devlet başkanlarının (imamların) masum oldukları fikrine rastlanmaz.

Çünkü ; 1-H.z.Muhammed’in vefatından sonra Medineli Ensar önce kendilerinden    birini Devlet başkanlığı makamına getirmek istemişlerdir.

2-H.z.Alinin Halife olduğu dönemde de,onun devlet başkanlığı makamına Kuran’ın emriyle tayin edildiği fikri yoktur.

            H.z.Ali’nin Devlet Başkanı Olduğu Dönemle İlgili Olarak Dikkatten Kaçırılmayacak En Önemli Bir Özellik Şudur;

a- Bu dönemde Ali’nin devlet başkanlığına Kuran’ın emriyle(nassla) ve Kuran’ın emrine uyarak Peygamberimizin H.z.Ali’yi devlet başkanlığına tayin ettiği fikri yoktur.Yine devlet başkanlığının H.z.Ali’nin soyuna kıyamete kadar verildiği fikri yoktur.Çünkü ; H.z.Ali devlet başkanı olduğu dönemde siyasi birliği sağlayamamıştır

b- Sıffin savaşından sonra ;savaşın sonucunun hakemlere bırakması ve buna H.z.Ali’nin razı olması ; Devlet başkanlığının Kuran’ın ayetleriyle ve Peygamberin ; ayetlerin doğrultusunda devlet başkanını tayin ettiği fikrinin mevcut olmadığını  gösterir.

B-H.z.Ali Şehit Edildikten Sonraki Dönem Göz Önüne Alındığında:                                             .          a-Büyük  oğlu Hasan ,Şam valisi Muaviye ile anlaşma yoluna gitmiştir. Kuran ve peygamberimizin tayini ile ,devlet başkanlığının belirlendiği fikri olsaydı , Hasan böyle bir yola gitmezdi.

b-H.z.Ali’nin küçük  oğlu Hüseyin Küfeliler tarafından Yezide karşı devlet başkanı seçmek istemişler,ancak daha sonra Yezidin yanında yer alarak Hüseyin ve yanındakileri Kerbela Çölünde şehit etmişlerdir.Eğer Hüseyin’in Kuran’ın ayetleriyle (Nassla) ve peygamberimizin tayini ile devlet başkanı olduğuna inanmış olsalardı böyle olaylara karışmazlardı.

Mehdilik ve Vasilik Fikrinin Şia Mezhebinde Gelişmesi

a-Mehdilik ve vasilik fikri Arap olmayan Müslümanlar arasında birinci asrın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır.İkinci asırda yayılmış ve gelişmiştir.Ve Şiilik ; bu fikirlerin sistemli bir hale gelmesi sonucu ikinci asırda ortaya çıkmıştır.

Şiiliğin ilk çekirdeğini oluşturan küçük  fikir topluluklarında Öne Çıkan Fikirler.

1-Mehdilik:Üstün Yeteneklere Sahip Kurtarıcı.

2-Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi

3-Nübüvvet.:Sahte peygamberlik.

    4-Uluhiyet :Allah’tan bir parçanın kendi bedeninde olduğunu ileri sürme.

        Konularında çeşitli iddialar öne çıkmıştır.

   Hicri İkinci Asrın Kendine Mahsus Özelliği.

a-Hicri ikinci asırda İslam aleminde sihirbazlık yaygındı ve bu küçük fikir topluluklarının liderleri değişik ölçüler içinde sihirbazlığı biliyorlardı ve yapıyorlardı.

b-Bu fikir topluluklarının çabalarıyla Arap olmayan Müslümanların çoğunlukla yaşadıkları yerlerde Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın etkisiyle Batınilik dediğimiz fikirler ortaya çıkmış ve yayılmıştır.

c-Abbasoğulları devlet yönetimini ele geçirirlerken Ali soyundan gelenleri devlet yönetiminden uzaklaştırmışlardır.

d-Bunun üzerine Ali soyundan gelenler kendilerine destek aramaya başlamışlardır.Bu çekişmenin sonunda devlet başkanlığının Ali’nin soyundan gelenlere verildiği fikri ileri sürülmüş. ve bu görüşe çeşitli yollarla destek aranmıştır.

Şiiliğin İmamet Nazariyesinin Gelişmesi.                                                                             

a-Hicri ikinci asrın sonlarında üçüncü asrın başlarında imamet nazariyesi son şeklini aldı.Yani on ikinci ( 12. ) imam hicri 260 , miladi 873 tarihinde küçük gizlilik dönemine girmesi ile son şekline kavuştu bundan sonra Şiilik denildiğinde önce imamiye mezhebi akla gelir oldu.                                                                                                                                                   .            b-İmamet nazariyesi Şiiliğin temelidir.on iki imam tek tek Allah’ın emri ile belirlenmiş hatasız günahsız masum kimselerdir.İmamların her özü  peygamberin her sözü ile eş değerdir.O da Kuranla eş değerdir.

.                                                       Şia’nın Kolları.

İmamiye Mezhebi ;

İmamiye mezhebine Caferiye mezhebi de denir.Caferiye denmesinin sebebi Cafer

Essadık adındaki bilgine dayanmasıdır.Bu mezhep Kuran ve peygamberin belirlemesi ile imam

olduğuna inanılan insanların sayısının  on iki (12) olduğunu ileri sürer.

Dinin Aslı (Usulüd Din) Bu Mezhebe Göre Beştir;                                                               .                    1-Tevhit (Allah’ın birliğine iman)

.                   2-Nübüvvet (peygamberlere iman).                                                                                       .                    3-İmamet ve takiyye. [Dinin Aslı 12 imamın ; hak , günahsız , Allah'ın emri ve peygamberin belirlemesi ile seçilmiş hatasız kimseler olduğuna inanmaktır .(Hak: kesinlikle var. Takiyye:İmamiye mezhebinden olmayan kişilerin yanında kendilerini gizlemektir )].                                                                                                                           .                    4- Ahretin varlığına inanmak (Meat).

5- Adalet (her konuda adil olmak) dır.

12ci İman Muhammet Mehdi.                 

Muhammed Mehdi hicri 255 ;  miladi 869 tarihinde doğmuştur.l2.imam olan Muhammed Mehdi öldürülme korkusundan küçük gizlilik dönemine girmiştir.Bu imam ile bu imam’a inanan halk arasındaki iletişimi dört aracı kişi sağlamıştır.Bu imam hicri 328 ; miladi 940 tarihinden itibaren büyük gizlilik dönemine girmiştir.l2ci imam hala sağdır günü geldiği zaman tekrar dönecek yeryüzünü adalet ile dolduracaktır.

İmamiyye Mezhebinin ve Ehli Sünnet Mezhebine Benzeyen Yönleri;

Temel ibadetler konusunda ehli sünnet ile aynı görüşleri paylaşırlar.Ayrıntılarda farklı

görüşlere sahiptirler.Namaz 5 vakittir. Ramazan ayında 30 gün oruç tutarlar.Hac ve zekat

farzdır.Bu günkü İran’ın resmi mezhebidir.

     Zeydiye Mezhebi .

İmamiyye mezhebinin 4cü imamı olan Ali Zeynel Abidin’in  Oğlu Zeydi imam olarak

kabul ederler.Hicri 2ci asrın sonlarına doğru mezhep olarak ortaya çıkmıştır.Ehli sünnete en

yakın Şii mezhebidir.Yemen’in resmi mezhebidir.

Zeydiligin Önemli Görüşleri;

A-Zeydiye’yi Şia’dan ve diğer mezheplerden ayıran konu imamet meselesidir.

a-Peygamber hiçbir kimseyi imam tayin etmemiştir.

b-İmam vasıfları ile belli olur:                 .  İmamın Vasıfları Şunları ;

1-Haşim oğullarından olacak 2-Takva sahibi olacak 3-Alim ve cesur olacak 4-Kendi
imamlığını ilan ederek ayaklanacak 5-Ayaklanarak ortaya çıkmayan bir kimsenin imamlığı kabul edilmez 6- İmam gizli olmaz 7-İmamların hatasız ve günahsız oldukları söylenemez.(Bu görüşlerinden dolayı Şii kaynakları Zeydiye’yi Şia’nın kolları arasında saymazlar)
B-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemliktir.                             .    C-İyiliği emretme kötülüğü yasaklamanın sonucu ne olursa olsun her zaman uygulanacaktır.

İsmailiye Mezhebi.

Cafer es Sadık’ın büyük oğlu İsmail’in adına izafeten ortaya çıkmış bir

Mezheptir . Kuruluşunun ilk devirleri hakkında hiçbir bilgi yoktur.Batini fikirleri

savunur. Fatımi devletini İsmaililer kurmuştur.(Batini:Gizli,bilinmeyen)

Fatımiler Devrinde İsmaililik.

Fatımiler devrinde İsmaililik iki kola ayrılmıştır.

1-Alamut Kolu; Alamut Kalesini ele

geçiren Hasan Sabbah zamanında çok güçlenmiştir.Hasan Sabah’ın adamlarından bir kısmı

Hindistan’a gitmişler ve H.z. Ali’nin  “Allah” olduğunu ileri sürmüşlerdir.

2-Nizari Kolu; Yunan felsefesinde eski Ortadoğu dinlerinden ve bazı İslimi esasların kanışımı ile ortaya çıkmıştır..Batini düşünceler ağırlıktadır.

a- Nizamilerin din anlayışının temelini H.z Ali’nin velayeti fikri oluşturur.İman bu velayete inanmak ile mümkündür.

b-Allah’ı tanımak ; zamanın imamını bilmek demektir.

c-İmamı tanımayan kimseye her şey haramdır.İmamı tanıyan kimseye her şey helal dir.

d-Zekat imama yardımdır.

e-Taharet ;Batıniliği kabul etmeyenlerden uzak olmaktır.

f-Namaz imamın bileğisine ve gerçek dine ulaşmaktır.

g-Gusül (büyük  temizlik) ahdi yenilemektir.

h-İmamların esas vazifesi; peygamberlere gelen ayetlerin Batini yorumunu yapmaktır.

Nusayri Mezhebi.

Kurucusuna izafeten bu ad verilmiştir.ilk kuruluş dönemine ait fazla bilgi

yoktur.Suriye’de gizlilik içerisinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.Fransızlar tarafından

Suriye’nin devlet kademesi bunların eline verilmiştir.Halen Suriye’yi yönetmektedirler

Nusayriliğin Özellikleri;

H.z.Ali’nin ilahlaştırılmasıdır.Kutsal kitapları vardır.Kuran’ı kabul

etmezler. Bunlara göre H.z. Ali’den başka Allah yoktur. Namaz; “Ali,

Muhammed ve selamı yüceltiriz” şeklinde duadır.Zekat;dini öğrenmek ve öğretmektir.

Dürzilik Mezhebi.

Fatımi halifelerinin bir veziri tarafından kurulmuştur.Suriye’deki Cebel-i Dürüz Dağı

eteklerinde yaşadıkları için bu adı almışlardır.

Bu mezhep toplumu akıllılar  ve cahiller diye ikiye ayrılır.Akıllılar din işlerini bilen kimselerdir.Cahiller ise toplumun geri kalan kısmıdır. Akıllıların verdikleri bilgileri öğrenmekle yetinirler.Bunlara göre Allah yedi imam’ın bedenine girmiş, (hulul) etmiştir.En sonrada bu mezhebin

 

       Havariç     

          Hariciliği Ortaya Çıkış Nedenleri.

a-Sıffin savaşından sonra ortaya çıkan hakem olayı (tahkim) ile ortaya çıkmıştır.Bu düşünce önceleri hakem olayına karşı çıkmış.Daha sonra bu siyasi hareket İtikadi bir boyut kazanmıştır.

b-Haricilerin ortaya çıkmasının sebeplerinden biri de bedevilerin yerleşik hayata geçmek de çektikleri güçlükler.

c- H.z Osman devrinde ortaya çıkan otorite boşluğunu ; Kureyş kabilesinin merkezi otoritesine baş kaldırarak ; Kuran’a dayalı bir toplum oluşturmak gibi çabalardır .

.          Hariciliğin Görüşleri.

.      a-İslam’ın en ideal uygulandığı dönem H.z. Ömer ve Ebu Bekir dönemidir.Hazreti Osman ilk 6 yıldan sonra H.z.Ali de hakem tayinini kabul ettiği için küfre düşmüştür.

b-Halife olmak için Kureyşli olma şartı yoktur.Herkes alim ve cesur olursa devlet başkanı olabilir.

c-İman ve amel bir bütündür.Büyük günah işleyen dinden çıkar.

d-Haricilerin en önemli görüşleri hilafet anlayışları ve Kuranla ilgili düşünceleridir .

e-Kendilerinden başka hiçbir kimseyi Müslüman kabul etmezler.Karizmatik bir

toplum anlayışına yönelmişlerdir.Bu düşünceleri tarih sahnesinden silinmelerine neden

olmuştur.

Belli başlı harici kolları

        Ezarika , Necedat , İbadiye , Sufriyye , Acaride’dir.                                                                          

Haricilerin siyasi ve İtikadi görüşleri hicri 64 yıllarına doğru belirginleşmiştir.Aynı zamanda da kendi aralarında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir.       

Ezarika Fırkası;                      

Ezarika fırkasının görüşleri

a- Kendilerinin dışındaki herkes müşriktir.

b-Harici olmayanların kadın ve çocuklarını bile öldürmek mümkündür.

c-Haricilerin oturduklan yerler Islam ülkesidir.

Hariciliğin İbadiye kolu sadece Kuzey Afrika’da yaşar.Haricilerden olduklarını kabul etmek istemezler.

İbadiyye Fırkası;

İbadiyye fırkasının görüşleri

a-İman ve İslam bir bütündür ;Amel imanın bir parçasıdır.

b-Büyük günah işleyen kimse müşrik değil tevhit ehlidir ; Nimet küfrü içindedir.Ölmeden tövbe ederse ebediyen cehennemde kalmaktan kurtulur.

c-İbadi olmayan Müslümanlar nimet küfrü içindedirler.

d-Allah ahrette görülmeyecektir.

e-Peygamberlere iman,meleklere iman gibi konularda ibadiler ehli sünnet anlayışına yakındır.

f-Devlet başkanlığı meselesinde Kureyş, kabilesinden olma şartını kesinlikle reddederler.

Hariciliğin sonu

a-Haricilik , İbadiye kolu dışında tarih sahnesinden silinmiş, görünüyor olmasına rağmen bu görüşler Müslümanlar arasında zaman zaman ortaya çıkmaktadır.

b- Haricilerin en tipik özellikleri koyu bir taassup içinde olmalarıdır.Hariciler ısrar ile Kuran’a sarıldıklarını söylemelerine rağmen Kuran’ı anlamada ve ondan yararlanmada fazla ileri gidememişlerdir.

c-Kuran’a bağlılıkları şeklidir.

f-Herkesin İslam’ı anlama iyi Müslüman olma hakkının var olduğunu kabul etmezler.

g-Haricilerin kendilerinden başka kişileri Müslüman görmeme anlayışları zaman zaman Müslümanlar arasında ortaya çıkmaktadır.

   Mürcie                                                                                                                                                                         

Sözlükte Mürcie; Arapça sonraya bırakma,geciktirme,ümit verme gibi anlamlara gelir.

       Dini Terim Olarak Mürcie:Büyük günah işleyen bir kimsenin dinden çıkmayacağını, onun durumunu Allah a bırakmanın doğru olacağını ileri süren kimselerin oluşturduğu topluluğa denir.

Mürcie Mezhebi Ne Zaman Ortaya Çıktı.

.        Bu terim Hicri 60 ; Miladi 680’li yılların başında :

a- H.z. Osman’ın şehit edilmesi ,

b-H.z.Ali dahil olmak üzere Cemel ve Sıffin savaşına katılan herkes için görüş belirtmeyenleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Mürcie Mezhebi Taraftarlarının Özellikleri.

a-Mürcie Mezhebi ; siyasi , dini ekonomik ve sosyo- politik yapının etkisi sonunda ortaya çıkmıştır.

b-Mürcie Mezhep taraftarları ,O devirdeki her türlü şiddeti ve siyasi çekişmeyi bir kenara bırakıp İslam toplumunun birliğini savunmuşlardır.

               Mürcie Mezhebini Kimler Kurmuştur.

1-Mürcie’nin görüşlerinin temelini ; Hicri 60 ve 75 yılları arasında , Medine ve Mekke’de H.z. Ömer ve daha birçok sahabe ortaya atmış ve gelişmiştir.

 

.

          Mürcienin Görüşleri.

1-Tekfir:Hiçbir Müslüman’ı kafirlikle suçlamazlar.Bu görüşü savunmaya İrca ; savunanlara ise Mürcie denir.

2-İman:Bilgi ve tasdikten ibarettir.İmanın açıkça söylenmesi gerekir.

3-İmanda artma eksilme:İman artmaz eksilmez.İşlenen günahlar imana zarar vermez.

4-Büyük günah:Büyük günah işleyen kimse imandan çıkmaz.Gerçek bir Müslüman’dır.İşlediği günahtan dolayı Fasıktır.Ahretteki durumunu Allah bilir.

5-Amel İman İlişkisi: Ameller imanın bir parçası değildir.Ameller imanın dışında birer farzdır.

-İmanda İstisna:İmanda şart ve şüphe olmaz.Müslüman imanını kesin olarak söylemelidir.

7-İman ;Tasdiktir.İkrardır.Veya Her İkisidir :İmanın gerçekleşmesi ; kalbin tasdiki ile olur.Dilin ikrarı ile olur. Veya her ikisi ile olur.

Müslüman Sıfatı Nasıl  Kazanılır :İslam’ı benimseyen bir kimse ; Allah’ın birliğini ve H.z.Muhammed’in peygamberliğini gönülden benimsediğini dil ile söylemesi ile kazanılır.

8-İmanda Artma Eksilme : Ameller imanın bir parçası olmadığı için iyi amelleri yapmakla iman artmaz.Terk etmekle veya günah işlemekle da azalmaz. Sadece günahkar olur  ve cezasını çeker.Ancak hafife alarak günah işlerde imanını kaybeder.Kafir olur.

         9-İman İslam İlişkisi : Bütün Müslümanlar mümin,bütün müminler Müslüman’dır.

10-Vaad ve Vaid :

Vaad:Bir konuda söz veren kimse.

               Vaid:Bir konuda hakkında söz verilen kimse.

               a-Allah bazı ayetlerinde iyilik yapanları ödüllendireceğini Vaad etmiştir.Allah sözünden dönmez .İyiliğe karşı mükafat vereceğini Vaad etmişse; mükafatını verir .                                                                                                                                                      .              b- Allah bazı ayetlerinde de kötülük yapanları cezalandıracağını Vaad etmiştir . Böyle insanların ebedi cehennemlik olduklarını belirtmiştir.Allah ebedi olarak cehenneme koymakla tehdit etmişse ; bu tehdidinden ;Rahmeti ve acıması dolayısı ile vazgeçerek geçerek kulunu affedebilir.

Mürcie’nin Ortaya Çıktığı Şehirler :

Mekke,Medine,Kufe,Basra,Bağdat,Şam,Kahir gibi bir çok Arap halkın çoğunlukta olduğu şehirlerde benimsenmiştir.Ancak en çok Horasan ve Marevü Nehir bölgelerinde Arap olmayan Müslüman halk arasında yayılmıştır.

           Mürcie’nin Fikir Sahasındaki Başarısı:                                                                                        .          a-Kardeşlik ,eşitlik,beraberlik,barış ve adalet anlayışı üzerine kurulu bir iman nazariyesi geliştirmiştir.

b-Hür düşünceyi geliştirmiş tekfiri büyük ölçüde önlemiştir

c-Problemlerin çözümünde iman amel ayrımı yapılmasının çok doğru olduğunu ispatlamıştır.

          d-Ehli Sünnet düşüncesinin doğup gelişmesine temel olmuştur.

Mutezile                                                                                                                                                                             

Mutezile Mezhebinin Tarihi:

          a-Mutezile ismi ilk defa H.z.Ali döneminde ki karışıklıkta hiçbir guruba katılmayanlar için kullanılmıştır.Bir mezhep görüşünü ifade etmemektedir.                                                                                                                  .       b-Mutezile ismiyle bir mezhebin ortaya çıkması büyük din alimi Hasanı Basri’nin okuttuğu öğrenci gurubu arasında bir takım görüş ayrılıkları  sonucu talebesi Vasıl İbni Ata’nın hocasının yanından ayrılması ile olmuştur.Ayrılanlar anlamına gelir.

 

Mutezile Mezhebinin Doğuşu:

1- Büyük Günah Tartışmaları: İslam devletindeki iç karışıklık ve savaşlara katılanların ne kafir, ne Müslüman olmayıp ; iki yer arasında bir yerde oldukları fikrini Vasıl İbni Ata savunması .

2- Emeviler iktidarlarını sağlamlaştırmak içini , muhalefetin direnencini kırmak  çabası ile her şeyin Allah’ın iradesi sonucu ortaya çıktığını savunuyorlardı.İnsanlara içinde bulundukları durum kayıtsız şartsız kabul ettirmek istemesi.

3- Arap olmayan Müslümanlara karşı olumsuz tutumları insanların iradesi ile olmadığını Arap olmayanlara kabul ettirmek istiyorlardı.Bunlara karsı olan Müslümanlar Mutezile adı altında bir araya gelmesi                                                                                     .         .         4-Fetihler ile İslam dünyasının genişlemesi.                                                                                .         5-İslam Dinini çeşitli düşünlere , dinlere , fikri akımlara karşı savunma hareketi. İslam Dininin ; ibadet esaslarını akla uygun şekilde açıklanması ve İslam’a aykırı fikirlerin reddedilmesi .

Mutezile Mezhebi Görüşlerini Halka Nasıl Benimsetmeye Çalıştı.                                                                                                                                     Mutezile bazı görüşlerini insanlara Devletin desteği ile kabul ettirme yolunu seçmiştir.Bunun sonucu olarak da Mutezileye karşı halk arasında hoşnutsuzluk ortaya çıkmıştır.

Mutezile Mezhebinin Fikir Tarihi :

Abbasiler döneminde tercüme faaliyetleri ile fikri olgunluğa ulaşmıştır.Abbasi Halifesi Memun zamanında devletin resmi mezhebi olmuştur.Herkese Kuran’ın mahluk olduğu fikri zorla kabul ettirilmeye çalışılmıştır..Hicri 3. asırda Bağdat  ve Basra kolu olarak iki kola ayrılmıştır.Büyük alimler yetiştirmiştir.Mutezile mezhebi Basra da doğmuş.Hükümet merkezinin Bağdat’a taşınması ile Badatta faaliyet göstermiş daha sonra baş şehrin Samerra’ ya taşınması ile burada faaliyet göstermiştir.

 

Mutezile Mezhebinin En Parlak Olduğu Dönemler:

a-Mutezile mezhebi Memun, Vasık ve Mütevekkil’in Abbasi halifesi oldukları dönem en parlak oldukları donemdir.                                                                                                                .        b- Mutezilenin yayılması hicri 4.yüzyıldan itibaren bir çok Şii’nin Mutezile’nin akli metodundan etkilenmesi ile olmuştur.                                                                                                   .        c-Mutezile Büveyh Oğullarının kurduğu devlet sayesinde Irakta , Horasanda  ve Maverevünehirde yayılmış bir çok din alimi Mutezile mezhebine girmiştir.

 

Mutezile Mezhebinin Temel Görüşleri:

 1-Tevhit(Allah’ın Brliği) :Allah’ın sıfatları Zatının aynıdır , Allah zatı ile bilir,görür,işitir.Bu ilke Allah’ı sıfatlarından arındırmayı ve bunları Allah’ın zatı ile özdeşleştirmeyi ön görür.

2-Adalet (İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olması ) :

    a-İnsanlar hür ve sorumlu bir varlıktır. İnsan kendi fiillerinin yaratıcısıdır.İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah değildir.

   b-İnsan tam olarak irade ve hareket hürriyetine sahiptir.İnsan’ın özğür iradesi vardır.Allah insanın iradesine müdahale etmez.

   c-Allah insanın fiillerinin yaratıcısı olsaydı.Allah’ın istemediği fiilleri yapan insanların cezalandırması anlamsız olurdu.

3-El Menziletül Beynel Menzileteyn :(İki durak arasında ortada kalmak-Büyük günah işleyen kimsenin durumu.):

  a- Büyük  günah işleyen kimse ne kafir nede Müslüman’dır.Bu iki yerin ortasında bir yerdir.

  b-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ahrette kafir muamelesi görür.Dünyada ise Müslümanlar arasında her Müslüman’ın yararlandığı haklardan yararlanır.

4-El vaad vel vaid (Yaptığın Her Şeyin Karşılığını Ahrette Görmek) : İnsan dünyadaki davranışlarının karşılığını ahrette görür.Allah’ın adaleti dünyada iyi iş yapanları mükafatlandırır kötü iş yapanları ise ahrette cezalandırmayı gerektirir.

5-El Emri Bilmagruf . Vennehyi Anilmünker (İyiliği Emretmek .Kötülügü Yasaklamak):Alın ve dinin iyi dediklerini emretmek .Kötü gördüklerini yasaklamak gerekir.

 6-Allah Ahrette Görülmeyecektir.

 7-Bir şeyin iyi veya kötü olduğunu akıl bilir.

         8-Kuran yaratılmıştır (mahluktur)

Kaina (Evren) ve Bilgi    

       Allah-Alem İlişkisi 

             Kelam Bilimine Göre Alem ve Mevcut.

             Kelamcılara göre alem:Allah’ın dışındaki her şeydir.İnsan alemde sonsuz eşya ile kuşatılmış olarak yaşar.

Kelamcılara göre  Mevcut:Etrafımızda bulunan  varlıklardan her birine denir.

            Kelam Bilimine Göre Varlığın Açıklaması

Kelam bilimi var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır. Alemdeki nesneler sürekli ve zorunlu olarak var olan nesneler değildir.Çünkü  alemde sürekli yokken var olan,varken yok olan nesneler vardır. Zorunlu olarak var olan nesneler olsaydılar yok olmazlardı

Örnek:Bir takım nesnelerin sürekli olarak değiştiğini gözleriz.Her şey gelip geçmektedir. Geçmişte burada olan ,şu anda ortada yoktur.Şimdi orada ise gelecekte orada olamayacaktır.

&

 Alemin , Allah’a Olan İhtiyacı

1- Alemi oluşturan bütün varlıkların mümkündür.Mümkün olan varlıklardan oluşan şu alem de mümkündür. Her mümkün olan kendisine hayat veren bir sebebe ihtiyaç duyar. Buna göre şu alemde ki ;  her şeyin  var oluşunun bir sebebi olması gerekir.

2- İşte bu alemde bütün değişme ve gelişmelerin sebebi, Allah’tır.

3-.Öyleyse Allah alemin mutlak sahibi ve onun devamını sağlayandır.

4- Allah , ilim ve hikmet sahibi , değişmeyen ,başka şeye ihtiyaç duymayan tek güçtür.

    Kuran Işığında Alemin Değerlendirilmesi.

1-Kelamcılar Kuranın ışığında aleme bakarak ,alemdeki bu sonsuz düzeni açıklamaya çalışırlar.Kuran açısından alemde var olan her şey Allah’a işaret eder. Allah’ın sonsuz kudretini gösterir, insanları düşünmeye çağırır.Kaina, Kuran ayetleri gibi insanları doğruya ve iyiye çağıran birer “ayettir”.

    İnsan Allah’a Nasıl  Şükür Eder.

a-Zekat vererek .

b-Alemdeki varlıklar üzerinde düşünerek .

      Kelam Bilimi  ve Madde.  

Kelam bilimi maddeyle ;onun yaratılmış olması ve sonlu olması ile ilgilenir.

Kelamcılar için önemli olan maddenin Allah tarafından yaratılmasıdır.Kelamcılar fizik biliminde olduğu gibi maddenin en küçük birimi ile ilgilenmezler.

Cevher: Çevremizdeki var olan maddeler bir süre sonra çürür. Ancak , bu maddelerden geriye yok olmayan bir kısım kalır.Bu yok olmayan kısım çürüyen maddenin özüdür.Cisimlerin bu , en küçük maddesine “cevher” denir.

       Araz: Cisimlerin sürekli değişen özelliklerine de  “araz” denir.

   Hayat

Alemi oluşturan varlıklar canlılar ve cansızlar olarak ikiye ayrılır.Canlı varlıklar ile cansız varlıkla arasındaki en önemli ayırıcı özellik  “hayat”tır.

       Kelam Bilimine Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Kelamcılara göre ; tabiatta   ve insandaki canlılık ve hayatın kaynağı Allah’tır.

Kelam bilimine; göre canlılığın kaynağı maddeden ayrıdır. Hayat ;  ruh ve nefes kavramlarıyla açıklanır.Buna rağmen beden ve ruhun birbirinden kopuk değildir. İnsan varlığı bir bütündür.Onun zihini, bedeni  ve duygularla ilişkili eylemleri arasında bir bütünlük vardır.

Canlı kendi varlığını ,varlık şartı olan maddeye dayandırma mecburiyetindedir.Onsuz kendi başına var olmaz.Bu nedenle yaşlanır, hastalanır ve ölür.

        Maddeci Görüşe Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Maddeci görüş ;canlılık ve hayatı maddenin temel bir özeliği olarak kabul eder.Madde ve hayatın birbirinden ayrılmayacağını ,hayatın ayrı bir ilke olmayıp maddeden türediğini savunur.

İnsan

  İnsanın Sorumluluğunun Temeli

a-İnsan en önemli özelliği, düşünen ve irade sahibi bir varlık oluşudur. Bu özelliği onun sorunluluğunun temelini oluşturur. Bu sorumluluk yeryüzünde ahlaka dayalı bir sosyal düzen kurmasıdır. Kuran bu görevi “emanet” olarak açıklar.

B-İnsan işlediği her suçtan dolayı hem bu dünyada hem ahirette ceza çeker.Yaptığı her iyi işten dolayı da hem bu dünyada hem ahirette mükafat görür.Çünkü düşünen ve irade sahibi bir varlıktır.

 

Matüridi Kelamcılarına Göre İnsan.

Matüridi kelamcıları insanın şuurlu olarak  doğru veya yanlış yolu seçtiğini ve Allah’ın da insanı bu seçimine uygun olarak ona ceza ve mükafat verdiğini söylerler.

Kuran insanın bir şeye yönelmesiyle Allah’ın o insanı başarıya ulaştıracağını  bildirmektedir.(Leyl Suresi:Ayet:5-10)

İnsan içinde bulunduğu sosyal şartlar gereği kötülükler yapabilir .Bu durumda da insanın pişmanlık duyarak tövbe etmesi gerekir.

&

Bazı Kelamcılara Göre İnsanın İradesi.

Bazı kelamcılar insanların yaptığı eylemlerde irade sahibi olmadığını söylerler.   Matürüdi ve Mutezile kelamcılarına  göre insanlar yaptığı eylemlerde irade sahibidir ve sorumludur

İlahi Vahyin Amacı.

      İnsan ile Allah arasındaki iletişimi sağlıklı ve doğru bir şekilde kurması için yardımcı olmaktır.Bu nedenle Kuran bir “ hidayet rehberi,bir açıklama ve doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü  ,yani ”Furkan” olarak nitelenmiştir.

 

Bilginin Tanımı

Bilginin genel tanımı:Bilen özne ile nesne arsındaki ilişkidir.

Kelam Alimlerine göre bilgi:Bir şeyi olduğu hal üzere bilmektir.

 Şey Nedir?

Şey kavramı bazen ;   “Var olan şey demektir.Bazen dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesnelerdir.”. Yani “şey” kavramı bilgimize konu olan her türlü nesneyi ifade etmektedir.

Matüridi ve Eşari Kelamcılarına Göre Bilginin Konusu :Bilginin konusu olan “var olan” ve “var olmayan” her şeydir.

     Malum:Var olan şey (somut )demektir.

Mezkur:Dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesne” dir.

Akide:İnanç demektir.

             Şuur=Bir şeyi bilerek yapma hali demektir.

Kesin  Bilgi ; Akıllı insanın ,şuurlu olarak , bir olaya yönelmesiyle elde ettiği  bilgidir.

            

              Vehim=Hayal :Olmayan şeyleri  varmış gibi düşünüp ona inanmak.

Kelamcılara Göre Bilgi ;İnsan dış dünya hakkındaki bilgileri kesindir.Eğer dış dünya hakkındaki bilgilerimiz kesin olmazsa ,Allah’ın varlığı hakkında konuşamayız.Bu nedenle kelamcılara göre insan duyuları aracılığı ile dış dünyayı bilebilir.

Bilginin Kaynakları   

a-Duyu Organlarımız:Beş duyumuz bizim bilgi edinme vasıtamızdır.Beş duyumuz bilgi edinme vasıtası olması sağlam olmalarına bağlıdır.

         b-Akıl:Akıl ;duyu organlarımızdan gelen bilgileri düzenleyerek kullanır.

Aklın yaratılış özelliği ;

                   1-Doğruyu yanlıştan ,iyiyi kötüden ayırabilme gücünde olmasıdır.

2- Akıl yürütme özelliğinde olmasıdır.

Akıl yürütme ; var olan bilgileri kullanarak yeni gerçeklere ulaşmak demektir.

c-Doğru Haber:Olaylara uygun haberlere doğru haber adı verilir.İkiye ayrılır:

1-Mütevatir haber:Yanlış üzerinde birleşmeleri mümkün olmayacak sayıda bir topluluk tarafından bildirilen haberdir.

              2-Peygamber Haberi: Peygamber olduğu kesin olarak bilinen kimselerden gelen haberdir.

 Değer Kavramı

Ahlaki Değerler Genel Olarak Üç Ana Bölüme Ayrılır.

 a-Estetik değerler:Güzel ,çirkin.

           b-Ahlaki değerler:İyi kötü.

c-Mantıki değerler:doğru yanlıştır.

   Ahlakı Değerlerin Özellikleri.

Ahlaki Değerler bize kendilerini çeşitli ölçülerde kabul ettirmeleri bakımından ,herkes tarafından kabul edilme özelliğine sahiptirler. Bu değerlere sahip olmak; ahlaklı olmayı ve ahlaklı yaşamayı gerektirir.

    Ahlakı Değerler ve İnsanlık.

Ahlaki değerleri biz zorla değil , insan olmanın bir gereği olarak kabul ederiz.Ahlaklı olmak insan olmanın bir sonucudur.

Günlük hayatımızda karşılaştığımız ;  “Hırsızlık yapmamak”, “yalan söylememe” gibi hareketler  varlığına boyun eğdiğimiz birtakım ahlaki değerlerdir.

              Mutezile ile Matüridiler’e Göre  Ahlaki Değerlerin Gücü.

a-Ahlaki değerler zorlama olmaksızın bizi kendilerine boyun eğdirir .Çünkü ahlaki değerlerin bizden bağımsız bir varlığı ve gücü vardır.

Örnek:.Dindar olmasa dahi birçok insanın bu nedenle ahlaki değerlere göre davranır.

b-.İnsanın ahlaki değerlere göre davranma yeteneği de vardır.Bu yetenek ahlaklı bir hayat yaşaması  imkanın bulunduğunu gösterir.İnsan bu dünyada insan olarak yaşamak istiyorsa ahlaki değerlere göre yaşamalıdır.

Ahlaki değerleri nasıl biliriz konusunda kelamcıların görüşleri :                             .         a-Mutezile’ye göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

.        b- Matüridiler’e göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

c-Eşariler; ahlaki değerler , yalnız vahiy ile bilinir .Bu nedenle de vahiy ile muhatap olmayan insanlar yaptıkları hareketlerden sorumlu değildir .

İman

İman kelimesinin sözlük anlamı:Bir şeyin veya bir kimsenin söylediği şeyin doğru olduğunu kabul etmek, emin olmak,güven duymaktır.

      

İman kelimesinin terim anlamı: H.z.Muhammet aracılığıyla Allah’ın ilettiği ilahi mesajı kalp ile tasdik dil ile ikrardır.

           

 Tasdik         

Tasdik kelimesinin sözlük anlamı:Bir şey hakkında hüküm vermek ,doğruluğunu kabul etmek ve onaylamaktır.

           Gerçek Tasdik: Dil ile ikrar edilen şeylerin kalple onaylanmasıdır

            Kalp ile tasdik:Kalp ile verilen hükmün akla uygun bilgiye dayalı olmasıdır.

Ebu Hanife ve Matüridi kelamcılarına göre  “kalp ile tasdik”: Akla uygun bilgiye dayanan , teslimiyet  ifade eden tasdiktir.

           İman Niçin Kişiye Özeldir:Bir insan neye niçin inanacağına kendisi karar verir.Bu bakımdan iman kişiye özeldir. Bir kimsenin kalbi herhangi bir şeye ısınmasa iman etmez.İman ettim dese bile ,imanı kalben olmadığı için bir anlam ifade etmez.

Teslimiyet:Direnmeden , inatlaşmadan , büyüklenmeden , boyun eğmek ,güven ve samimiyet demektir.

İkrar:

  İkrar:Kalp ile verilen hükmün  dil ile söylenmesi demektir.

Görünüşte ikrar:

a-Dil ile söylenen şeyleri kalp onaylamıyorsa,

b-Kalpte olan şeyleri dil açığa vurmuyorsa bu ikrarın bir hükmü yoktur.Sadece görünüşte bir ikrardır.

Bir şeyi “kalbi ile tasdik edip dili ile İkrar etmek”:Onu hem zihinde ,hem de gerçekte kabul etmek demektir.

İmanda Arma Eksilme

 Toplum Açısından İmanın Önemi:

a-İman dinin temelidir.Durumları ne olursa olsun bütün iman edenler, inanmış olmak bakımından  eşittir.Çünkü hepsi Allah’a inandıklarını dille ifade etmekle,aynı hüküm ve tasdikte birleşmiş olurlar.Bu tasdik bütün müminleri birleştiren bir bağdır.

b-İmanı amelin bir parçası saymak tehlikelidir.Bu tehlike bazı ibadetleri yerine getirmeyen kimselerin kafir sayılmasıdır.Buna hiçbir kimsenin hakkı yoktur..Kelamcılar Kuran Ayetlerinin ışığında ;amellerin imanın bir parçası olmadığını söylemişlerdir.Çünkü her iki kavram , iki farklı şeydir.Bu nedenle; Maürüdi ve Eşari kelamcıları amelleri ,imanın bir parçası saymamıştır. İmanda Artma ve Eksilme Kabul Etmezler.  

  Mukallidin İmanı

Mukallit:Araştırmaksızın,düşünmeksizin,bir şeyi kabul eden,birini taklit eden kimse demektir.

İlk Dönem Kelamcılarına Göre Mukallidin İmanı

a-      Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Eşariler ve Mutezililer geçerli saymamışlardır.

b- Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Matüridi kelamcılarının çoğu  geçerli saymamışlardır.

Matüridi ve Eşari’ye Göre Taklitin Hükmü.

a-İmam Matüridi taklit ile hiçbir şeyin ispatlanamayacağını ve hiçbir şeyin yanlışlığının söylenemeyeceğini söyler.

b-İmam Eşari araştırma ,inceleme yapmayı hoş görmeyen kimseleri eleştirir.Onlar için: “Bir gurup insanın ,din hakkında araştırma ve inceleme yapmak ağırlarına geldi. Bunun için ,bilgisizliği kendilerine sermaye yaparak ,taklit ve basitliğe yöneldiler.Dinin temel ilkelerini araştıranları ayıpladılar, ve onları sapıklıkla nitelendirdiler..” der.

İlk Dönem  Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a- Bilgi imanın ilk şartıdır.Bir kişi neye niçin inandığını bilmek zorundadır.

b-Akıl sağlığı yerinde olan her kişinin ilk sorumluluğu ; aklını kullanarak Allah’ın var olduğu bilgisine ulaşmaktır . Bu iki şey yerine getirildikten sonra gerçek anlamda bir iman olur .

Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman ve Dereceleri.

A-Müslüman Topluluklarının Eğitim Seviyesi ve İman.

1-Müslüman toplumundaki okuma yazma oranının azlığı.Sonraki kelamcıları mukallidin imanı konusunda daha ılımlı bir yol izlemek zorunda bırakmıştır.

2-Çünkü  Mümin olduğunu söyleyen bir kimseye “Hayır sen mümin değilsin” demek doğru değildir.Son dönem kelamcıları bu konuda :

B- Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a-İnandığını dille ifade eden bir kimsenin imanını  geçerlidir.(Buna İcmali İman denir.)

b- Akli inceleme  ve araştırmaya dayanmayan bir iman sağlıklı değildir. İmanın bilginin üzerinde olması gerekir .(Buna Tafsili İman denir).

c-Aklını kullanmamak günahtır.Aklını kullanmayanlar ; Allah karşısında sorumludur.

İman Amel İlişkisi. 

.          a- İmanla amel arasında bir ilişki de vardır. Bilgiye dayalı iman ; insanı doğruya ve iyiye yöneltir.Hayata güzel ameller olarak yansır.Hayata imanın yansıması; onun vicdanlarda hapsedilmekten kurtarır.Ameli değerden yoksun bir kavram olmaktan çıkarır.

b-İman etmiş oldukları  halde tembellikten,birtakım arzularından, sosyal şartlardan dolayı ibadet ve amellerinde eksiklik olanlar,dinden çıkmazlar.Günahkar olurlar.Unutmamak gerekir ki Allah’ın somsuz rahmeti ve bağışlaması her zaman kullarına açıktır.

c-Ünlü Türk kelamcısı Nesefi’ye Göre: “İman amellerin şartıdır,ancak ameller imanın şartı değildir.”.

d-Ebu Hanife’ye Göre: “Müminler imanlarından dolayı namaz kılarlar,hacca giderler, zekat veririler ; yoksa namaz kıldıkları ,hacca gittikleri için iman etmezler.” .

       Taklit ve inkar Açısından İnsanlar.

Mümin

Mümin:Bir insan İslam dinini getirdiği iman esaslarına şüphesiz bir biçimde inanırsa bu kişiye mümin denir.Kişinin bir şeye inanmazı onun hür iradesi ile belirlenir.                                         .     Mükellef:İslam’ı kabul eden kimse mükellef sayılır.İslam’ın istediği gibi insan olmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çalışır.

Mümin olmaktan çıkmak:İslam’ın iman esaslarından birini inkar eden kimse Mümin olmaktan çıkar.

H.z.Muhammed’e Göre Mümin ve Müslüman : “ Mümin bütün insanların kendisinden emin olduğu, Müslüman   ise bütün Müslümanların dilinden ve elinden güvende olduğu kimsedir.”demiştir.

Müminin Sorumluluğu:Mümin olmak ve bunu diliyle ifade etmek yalnızca Allah’a karşı insana sorumluluk yüklemez.Toplumsal sorumluluk da yükler.Müminden; inanan  ve inanmayan insanlara  zarar gelmemesi gerekmektedir.

Münafık.

Münafık:Bir kimse diliyle söylediğine kalbiyle inanmıyorsa bu kimseye münafık denir.

          Münafık:Münafık görünüşte Müslüman ,gerçekte ise İslam dinine inanmayan kimse demektir.

Münafıklar çıkarları nedeniyle Müslüman gözükebilirler.Bunun için bizler onar Müslüman gibi davranmalıyız.Çünkü onların kalplerinde ne olduğunu bilemeyiz.Münafıklar bulundukları durum gereği kendilerini gizlerler.Yaptıkları her şey gösteriş içindir.                                                             .    Allah kuranda şöyle buyurmaktadır: “Sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Oysa sizden değiller,fakat korkak bir toplulukturlar.(Tevbe suresi.Ayet:56.).                               .    Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “ Konuştuğunda yalan söyler,söz verdiğinde sözünü yerine getirmez,kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.”

Kafir.

Sözlükte Kafir: Örtmek nimeti inkar etmek demektir.Bu nedenle kalbindeki inancı örten kimseye kafir denir.

Arapça’da Kafir Kelimesi ve Çiftçilik :Tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye,karanlığı ile her şeyi örttüğü için çiftçiye de kafir denmiştir.

İslam Dinine göre  “Küfür”:Allah’ı hakkıyla tanımamak,onun verdiği nimetlerin , ondan olduğu gerçeğini sözle,davranışla ve kalben örtmek gizlemek demektir.                                     .         İslam dinine göre “Küfür”: iman edilmesi gereken şeylerin birini veya hepsini kalben inkar ve bunu dili ile açıkça söyleyen kimse demektir.

Allah’a Şükür

Allah’a Şükür Sebebi:Allah insanları yaratan , rızk,hayat ve sayısız nimetler verendir. Allah’ın bu nimetleri karşısında  şükretmek gerekir. Çünkü ;küçük bir iyiliğe bile teşekkür edilir.

Allah Kuran’da : “Beni anın ki bende sizi anayım;bana şükredin,nankörlük etmeyin.” buyurmaktadır.(Bakara suresi. Ayet:152).

 

Müşrik. 

Şirk :Ortaklık demektir.Birlemek manasına gelen tevhidin zıddıdır.

Müşrik :Allah’ın zatında sıfatlarında ve fiillerinde eş ortak koşan,Allah’ın yanında başka ilahlar edinen demektir.                                                                                                               .          Kuran’a Göre Şirk:En büyük günahtır.Kuranda şirkten başka bütün günahların bağışlanacağı bildirilmektedir .(Nisa Suresi.Ayet:48.)                                                                     .          Şirk çeşitleri :a-Allah’a yakınlaşmak için  bazı varlıkları aracı kılmak .

b-Müslümanların amellerini gösteriş için yapmaları .

Tekfir

        Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde;imandan çıkmış olacağının  belirtilmesine denir

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;imansız sayılacağının söylenmesine denir.

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;İslam dininden çıktığının iddia edilmesine denir.

   H.z.Muhammed’in Sağlığında Tekfir

H.z.Muhammed’in sağlığında tekfir etme diye bir şey yoktur.

Tekfir konusunda Peygamberimiz bir hadisinde mealen : “Herhangi bir Müslüman , diğer bir Müslüman’ı tekfir ettiği zaman ,şayet o kimse kafir değilse,tekfir eden bizzat kendisi kafir olur.” buyurmuştur.

          Peygamberimiz bir savaş sırasında: “la ilahe illallah” diyen bir kimseyi öldüren Usame b. Zeyd hakkında : “Sen onun kalbini mi yardın da kelimei Tevhidi samimiyetle mi, yoksa silah zoru ile mı söylediğini anladın.Kıyamet günü , “la ilahe illallah” ın elinden seni kim kurtaracak?.”buyurmuştur.

 İlk tekfir hareketi:Hariciler ;hakem olayından sonra ilk tekfir hareketini başlatmışlardır. H.z.Aliyi ve karşılarında olan herkesi tekfir etmişlerdir.

Şia ve Tekfir

Şia “imamet” meselesini inanç esasları arasında sayar.İman ancak ; imamete inanmakla tamamlanır. Buna inanmayan bir kimse kendiliğinden kafirdir.

Ehli Sünnet  ve Tekfir

        A-Allah’ın Emirlerini Kabul Eden Kişinin Tekfiri.

a-Ehli Sünnet daima tekfirden kaçınmışlardır.Kuran açısından da bir kimseyi tekfirle suçlamak çok zordur.

b-İman kişiye özel olduğu için ben Müslüman’ım diyen bir kimseyi kafirlikle suçlamak doğru değildir.Çünkü  iman konusunda kişilerin davranışları değil beyanları esas alınır.

c-Hiç bir kimse ; bir başkasının Mümin olup olmadığını belirleme hakkı yoktur.Kişilerin Mümin olduğunu ancak Allah bilir. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimse ibadetlerini yerine getirmezse günahkar olur.İman ve ibadet birbirinden ayrıdır.

           B-Allah’ın Emirlerini Kabul Etmeyen Kişinin Tekfiri.

a-Bir kimse İslam Dininin emirleri olan ; ibadetleri yerine getirmiyorsa ve bu ibadetlerin Allah’ın bir emri olmadığını söylüyorsa bu kişi kafir olmuş ve İslam’dan çıkmış sayılır.

C-Ehli Sünnet Müslümanları Kafirlikle Suçlamaz.Çünkü Ehli Sünnete Göre:

a-      Ehli kıble tekfir edilmez.

b-Müslümanlar hakkında hüsnü zan esastır.

c-Şüphenin olduğu yerde tekfir olmaz

    Allah’a İman

       Allah’ın Varlığı ve İslam Dini

Bir olan Allah’a iman İslam inanç ilkelerinin temelini oluşturur.Kurana göre düşünen araştıran aklını kullanan insan Allah’ın varlığına iman eder. Allah’ın varlığına inanmamak aklını kullanmamaktır. Eğer insan  şartlandırılmamışsa ,Allah’ın varlığını kolayca kabul eder.     

      Allah’ın Varlığı ve İhlas Suresinin Öğrettiği Bilgiler.

İhlas Suresi ; Allah’ın varlığını ve birliğini en güzel şekilde açıklamıştır.Allah’ın eşi, benzeri ve ortağı yoktur.Biz Allah’ı ancak sıfatları ile bilebiliriz.Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünemeyiz.

İnsan oğlu Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünecek özellikte yaratılmamıştır. Allah’ı insanlar kıyamet koptuktan sonra cennette göreceklerdir

Kelamcıların Öncelikli Görevi

Allah’ın varlığıyla birliğini birlikte ortaya koymaktır

      Allah’ın Varlığı ve İnsan.

a-İnanmak insanlar için bir ihtiyaçtır.Bütün toplumlarda bir yaratıcı inancına rastlanır.Asıl önemli olan Gerçek yaratıcıya yani Allah’a inanmaktır.Allah en güzel bir şekilde yarattığı insanın kendisine inanmasını istemektedir.

b-Allah akıl verdiği insanın kendisinden başka bir varlığa inanmasını bağışlamaz. Kainattaki düzenin ve  hatasız işleyişin sebebi Allah’tır. Kainatın varlığı Allah’ın varlığına en büyük delildir.Tabiat kanunları da Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyan delillerdir.

       Allah’ın Varlığı ve Toplum.

Allah’a iman insana güven verir. Onun her türlü kötülüklerden kaçınmasını sağlar. Toplumu her türlü kötülükten korur.

Allah’a inanan kişi;bütün insanları Allah’ın kulu olarak gördüğü için her türlü iyiliği severek yapar.

     Kelam İlminin Temel Amacı :

               a-İnsanlara ;Allah’ın varlığını,akla uygun bir şekilde ortaya koyup ispat etmektir.

b-İnsanları Allah’ın varlığına inandırmak  değil ; emin olmalarını sağlamaktır.

c- Allah’ın varlığını kabulün bir sezgi işi değil ; bir ilim işi olduğunu ortaya koymaktır.

Sezgi:Bir konu hakkında ilimle değil körü körüne bir inançla karar vermek demektir.

Allah’ın Varlığının Delilleri.

  Hudus Delili  (Sonradan Olan)

1- Hudus delili ; kainatın sonradan var olduğu esasına dayanır.Kainat sonradan var olmuştur,öyle ise kendiliğinden var olması mümkün değildir. Mutlaka bir var ediciye muhtaçtır. Bu var eden Allah’tır.

2-Kainatı meydana getiren bütün unsurlar sonradan yaratılmıştır.Bütün unsurları sonradan yaratılan  kainatın kendisi de sonradan yaratılmıştır.

Hadis:Yok iken var olan şey demektir.

Hadis :Sonradan olan var olan şey demektir.

           Hudus:Yok iken var edilen  şey demektir

        Cevher ve Arazlar Açısından Hudus Delili.

a- Hudus deliline göre alem cevher ve arazlardan yaratılmıştır.Cevher ve arazlar devamlı değişme halindedir.Değişkenlik ise sonradan olan varlıklara has bir özelliktir.

b-Cevher ve arazlar sonradan oldukları için bunlardan oluşan kainat da sonradan olmadır.

c-Kainatı yaratan Allah’ın varlığı başkasına bağlı değildir.Hiçbir sebep ona varlık vermemiştir.Onun varlığı zorunludur.

Sonradan Olan Bir Varlığın ,Var Olmasını Nasıl Açıklarız

Sonradan yaratılan bir varlığın var olmasını açıklayabilmek için;

a-Varlığı , yokluğa

b-Bu zamanda var olmayı , şu zamanda yok olmaya tercih edecek bir Allah’ın varlığını  kabul etmemiz gerekir.    

     Varlığı yokluğa:Cisim yok iken onun ,var olmasını isteyecek .                                                         

      Bu zamanda var olmayı ,şu zamanda yok var olmaya tercih edecek bir varlık:Cismin var veya yok olacağı zamanı belirleyecek bir varlık (Allah’ın varlığını) kabul etmemiz gerekir.                                                                                                                                        .                        

İmkan Delili

a-Çevremize baktığımız zaman sonradan yaratılmış olan bir çok varlık görüyoruz.Varlığı kendi zatının gereği olmayan şey ; varlığını bir başkasından alır. Bu varlık Allah’tır.

Kısaca ; sonradan yaratılan şeyler var olabilmek için bir başka sebebe muhtaçtırlar. Bu  sebep de Allah’tır.

b-Alem bütünüyle mümkün varlıklardan meydan  gelir. Öyle ise bu alemde mümkün bir varlıktır.

Alemi var edecek bir varlığa ihtiyaç vardır.Bu varlık da ,bu alemin dışında varlığı zorunlu bir varlık olması gerekir ki, o varlık da Allah’tır.Varlığı zorunlu olan varlığın ; yokluğu düşünülemez.

Mümkün: Sonradan yaratılan demektir.Var olabilmek  için bir sebebe muhtaç olan demektir.Mümkün olan bir varlığın var olması da ; yok olması da aynı derecede imkan dahilindedir.

c-İçinde yaşadığımız şu alemde bir çok değişiklikler görüyoruz. Bu değişimin sebebi Allah’tır.Bu değişiklikler bir sebep değil bir sonuçtur.

Kemal Delili

a- Kainattaki her şeyde bir eksiklik ,bir zayıflık vardır.Bütün bu varlıklar eksikliklerini  tamamlamak için üstün bir varlığa ulaşma özlemi içindedirler.

Bizde mevcut olan bu yüce varlık düşüncesi Allah’ın varlığına bir delildir.Çünkü bir şeyin varlığına; o şey hakkındaki fikrin varlığından hareket edilerek ulaşılır.

Kemal Delilide Hareket Edilen Düşünce.

Kemal delilide şu düşünceden hareket edilir;Ben kamil bir varlık olmadığım halde , kemal fikrine sahibim.Bu kemal fikrinin kendi benliğimden gelmesi mümkün değildir.

Ben kamil  bir varlık olmadığıma göre ,bendeki bu kemal  fikri “kesinlikle kemale” sahip bir varlıktan gelmiştir ki bu varlık Allah’tır.

Kamil=Yetkin=Oğlun=Eksiksiz.

         Kemal =Yetkinlik. 

Allah’ın Birliğinin Delilleri

    Tarihte Allah İnancının Durumu.

a-İnsanlık tarihinde Allah inancı açık bir şekilde görülür.Ancak İnsanlar her zaman bir olan Allah’a inanmamışlardır.

b- Zaman zaman Allah’a eş ve ortaklar koşmuşlardır.Bu durum Kuranda şirk olarak adlandırılır.Ve İslam dininde en büyük günahtır.Bağışlanmayan bir günahtır.

Allah’ın Birliği ve Kainatın Düzeni.

Allah’ın birliği ; İslam inancının özüdür.Kainatın düzen ve intizamı yaratıcısının bir olmasındandır.Yaratıcı iki veya daha fazla olsaydı kainatın  düzeni bozulurdu..Bu duruma Kuran çeşitli ayetlerle işaret etmiştir.

*** (Allah’ın birliği= Tevhit).

*** (H.z.Adem ve H.z .Muhammed arasında gelip geçen bütün peygamberlerin getirdiği din; İslam Dinidir.Ancak “İslam” adı ; en son peygamber olan H.z.Muhammed’in getirdiği dine özel ad olmuştur.

Allah Enbiya Suresinin 91ci ayetinde maalen: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunmuş olsa idi,yer ve gök kesinlikle bozulurdu.” . buyurmaktadır

Temanu Delili (Engelleme Delili)

Sözlükte Temanu:Birbirini engelleme,birbirine mani olma, çekiştirmedir

a-Bu delilin özü birden fazla varlığı düşünülen ilahlar arasında irade uyuşmazlığıdır.

b-Aynı anda iki ilahın bulunması saçmadır.Bir den fazla ilah olsa birinin istediği şeyi diğeri istemez böylece kainatın düzeni bozulur.Allah’tan başka bir ilah olsa ; bu ilah da gücünü göstermek ister .Kainattaki düzen bu çekişme sırasında bozulur. Halbuki kainattaki düzen her şeye gücü yeten sonsuz sıfatlara sahip tek bir Allah’ın varlığını gösteriri.

      Müminun Suresi . Ayet;91de: “Onunla birlikte hiçbir tanrı yoktur.Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelir”.                                                                                                                                                                                                                       ..    İbrahim Suresi Ayet ;2de : “O,Allah ki ,gök ve yerde ne varsa hep onundur.”.                      .     Haşr Suresi.Ayet;22de :“O,kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.”buyurmaktadır.

İki İlah Aynı Özellikte Olursa Ortaya Çıkacak Durumlar.

İlahların ilah kabul edilemezsi için aynı özelliklerde olmaları gerekir.Her iki varlık aynı özelliklede olunca aralarında çekişme ve uyuşmazlık söz konusu olacaktır.Söz gelimi bir ilah bir cismin hareketini diğeri o cismin hareketsizliğini isteyecektir.                                                      

Bu durumda üç şey ortaya çıkacaktır.                                                                              .             1-Ya her iki ilahın istediği olacaktır.Aynı cisim hem hareketli hem hareketsiz olacaktır..Bu imkansızdır.Çünkü iki zıddın bir arada bulunması mümkün değildir.

2-Veya  ilahların  hiç birinin isteği  gerçekleşmeyecektir.Bu durumda ilahların bir şey yapmaktan aciz olmaları  sonucu ortaya çıkacaktır.                                                                                  .             3-Veya iki ilahtan birinin isteği gerçekleşecektir.Bu durumda isteği gerçekleşen ilah gerçek ilah olacaktır.İsteğini gerçekleştiremeyenin ilahlığı reddedilmiş olacaktır.

Gaye ve Düzen Delili

          Gaye :Varlığın var olma nedenidir.

Kainattaki bütün varlıklar bir gaye ve düzen içinde yaratılmıştır.Hiç bir şey gayesiz ve başıboş yaratılmamıştır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar , insanın hizmetinde ve emrindedir.Bu alemdeki  düzen ve gaye kendi başına ortaya çıkmaz.Bu alemi düzenleyen ve idare eden akıllı yüce hikmet sahibi,her türlü sosuz mükemmel sıfatlara sahip bir varlık vardır ki o da Allah’tır.

Allah ;  Ali İmran Suresinin 190-191ci ayetlerinde: “Göklerin ve yerin yaratılışında,gece ve gündüzün gelip geçişinde elbette aklı selim sahipleri için ibret verici deliller vardır.Onlar…göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.Rabbim sen bunu boş yere yaratmadın ,sen yücesin ve bizi ateş azabından koru derler.” .buyurmaktadır.                                                     .           Mülk Suresinin 3cü ayetinde:  “O ki birbiri ile ahenkli yedi göğü yaratmıştır.Çok merhametli olan Allah’ın yaratılışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin.” burulmaktadır.

Allah’ın Birliğine İman

a-İnsan oğlu yarıldığından beri ,bir yaratıcı fikrine sahip olmuştur.Bütün İnsanlık her zaman Allah’ı ifade eden kelimeleri kullanmıştır.Bir yaratıcıyı ifade eden kelimeler hep dillerinde var olmuştur.Bu nedenle ilahi dinlerin asıl gayesi insanlarda bir ilah fikrini ortaya çıkarmak değildir.İnsanların sahip olduğu yanlış ilah fikrini düzeltmektir.

b-Kuranda Allah’ın varlığı onun birliğiyle birlikte anlatılır.Kuran ; Allah’ın varlığından daha çok  ,Onun birliğinin üzerinde durur.Kuran ,hem Allah’ın varlığına  ;hem de her şeyi yaratan tek bir Allah’a inanmamızı ister.

Ankebut Suresinin 41ci ayetinde mealen : “Allah’tan başka kişilere bağlananlar bir ev edinen örümceğe benzerler.Halbuki evlerin en çürüğü örümcek evidir.Ancak bunu bilselerdi”.  buyurmaktadır.

Hayatımızı Bir Bütünlük İçinde Nasıl Kavrarız.

a-İnsanın; Allah inancını kaybetmesi ya da yanlış bir Allah inancına kapılması onun hayatındaki anlam ve gayeyi yok eder.

b-Kura’ın bizlere bildirdiği gibi oluşmuş bir Allah inancı; insana hayatı bütünlük içinde kavratır.

    En Büyük Günah.

Kuran ; Allah’a ortak koşmayı büyük bir günah kabul etmiş ve insanları uyarmıştır.Bu insanın Allah’la birlikte başka bir varlığa tapması demektir.Bu varlık taştan bir put ,bir yer,su ve ateş  gibi bir maddeler olabilir.

Ahkaf Suresinin 4cü ayetinde mealen: “De ki Allah’ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor mumusunuz? Yer yüzünde ne yaratmışlardır bana bir gösterin .” buyurmaktadır.

Allah’ın İsimleri

Allah’ı yakından bilmek onun isim ve sıfatlarını bilmekle mümkündür.Bizler Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıyabiliriz.Onun isim ve sıfatlarının ne anlama geldiğini düşünerek ,onun yüceliğini kavrayabiliriz.

Biz Allah’ın isimlerini Kuran ve hadislerden öğreniriz.Bu isimler Allah’ın ilahlığının birer ifadesi olarak düşünebiliriz.Bu isimlere “ Esmayı Hüsna” adı verilir.

(Esmayı Hüsna =Allah’ın Güzel İsimleri)”

Allah lafzı ;Allah’a özgü isimdir.Bu isim onun dışında hiçbir varlık için kullamaz. Kuranın ilk suresi olan Fatiha Suresinde Allah’ın ;“Allah”, “Rahman”, “Rahim”, “Rab”, “Malik” isimleri sayılmaktadır.

Araf  Suresinin 180ci ayetinde mealen : “En güzel isimler Allah’ındır.ona o isimlerle dua edin” diye buyurmaktadır.

Maturidi Kelamcılarına Göre Allah’ı Tanımak ve Hayatımıza Katmak.

Allah inancı açısından sorun ; Yalnız Allah’ın varlığını kabul etmek değildir.Onu tanımak,onun nasıl bir varlık olduğunu  düşünerek hayatımıza anlam katmaktır.

Vahiy insan düşüncesinin önünde bir engel değildir.Vahiy aklı sürekli aydınlatan ,onu yeni arayışlara sevk eden  ve her an hayatımıza yeni anlamlar katan bir rehberdir.

İnsan aklın önüne engel oluşturan vahiy değildir.Bu engel vahyi anlamayan ,anlamak için çalışmayan ve değişen sosyal şartlar çevresinde vahyin ışığında çalışmayan,düşünmeyen insanlardır.

   Meleklere İman

Meleklerin özellikleri:

a-Yeme içme ,uyuma gibi hallerden uzaktırlar.

b-Erkeklik ve dişilikleri yoktur.

c-Allah’ın emirlerini yerine getirirler.Allah’a karşı gelmezler.

Meleklerin Varlığının Delilleri

Meleklerin varlığı konusunda en büyük delilimiz Kurandır..Kuranda Allah meleklerin varlığını bize bildirmektedir.. Meleklerin varlığını akıl kesin delillerle ispat edemediği gibi ,inkar da edemez.Akıl melekler gibi görülmeyen varlıkların imkansız olmadığını kabul eder.

İnsanın gözle görmediği mahiyetini bilmediği bir çok varlık vardır.Bu varlıkların başında Akıl ve ruh gelmektedir.Hiçbir kinse aklın varlığı konusunda şüpheye düşmemektedir

İlmi gelişmeler gözle görülmeyen hata beş duyu ile tespit edilemeyen pek çok varlığın mevcut olduğunu ortaya koymuştur.

Melekler ruhani ve nurani varlıklardır.Onlar anlar Allah’ın emirlerini uygularlar. Tahrim Suresinin 6cı ayeti mealen: “….Onlar(melekler)Allah’ın emirlerine karşı gelmezler ve emir olundukları şeyleri yaparlar.”.buyurmaktadır.

Normal koşullarda melekler insanlara görülmez.Çünkü insanlar melekleri görecek şekilde yaratılmamışlardır.Ancak melekleri  peygamberler görür.Çünkü onlar özel yaratılmış insanlardır.

Kuran ;meleklerin Peygamberler tarafından görüldükleri bildirir.Mesela H.z.İbrahim Lut kavmini yok etmeye giden meleklerle tartışmıştır.Yine H.z.Meryem tarafından Cebrail tam bir insan şeklinde görülmüştür.Melekler ;zor ve güç  işleri yapma kabiliyetine sahiptirler

  Meleklerin Görevleri

a-Peygamberlere Allah’ın emirlerini  ve yasaklarını getirmektir.

b-Meleklerden insanların iyi ve kötü davranışlarını tespit edenler  vardır.

d-Melekler Allah’ın buyruklarını yerine getirirler.

e-Azrail insanların canını alır.

f-Yaşadığımız alemin düzenin sağlamakla görevli Mikail adı melek vardır..

g-Bazen de İlahi cezaların yerine getirilmesinde görev alırlar

h-Kıyametin kopmasında görev alan melek İsrafil’dir.

ı- İnsanları kabirlerinde Kiramen Katibin adlı melekler sorğular.

        Meleklere İmanın Önemi           

Meleklere iman insan davranışlarının her an gözetlendiğini ve yazıldığını bilir.Bunun için kötülüklerden uzak olur.Meleklere inana toplumlarda her zaman iyi davranışlar öne çıkar.

İslam Dini meleklerin tanrı veya tanrı kadar güçlü olduğu inanışını kabul emez. Melekler Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız boyun egen varlıklardır. Melekler kendi başlarına karar vermezler.Sadece Allah’ın verdiği kararları yerine getirirler.

  Cin ve Şeytan

Meleklerin dışında özelliklerinden dolay görülmeyen varlıklar da vardır.Bunları da Allah yaratmıştır.Genellikle bu tür varlıklara cin adı verilir.Kuranın sözünü ettiği cin ve şeytan aynı cins varlıklardır.

Görülmeyen Varlıklar Üç Gurupta Toplanır.

a-Allah’a itaat eden ,isyan etmeyen varlıklar.İnsanları iyiliği ve doğruluğu telkin eden meleklerdir.

b-Allah’a isyan eden kötü huylu varlıklar.İnsanlara kötülüğü telkin ederler.İnsanları Allah’a isyan ettirmeye  çalışırlar.Bunlar şeytanlardır.

c-Üçüncü guruptaki varlıklar şeytanlar ile melekler arasındaki varlıklardır.Bunlardan Allah’a itaat edenleri vardır.İsyan edenleri vardır.Bu guruba giren varlıklara cin denir.

Cinler Müslüman ve Kafir Olmak Üzere İkiye Ayrılırlar.

Kuranda cinlerden bir topluluğun ; “Doğrusu biz,doğru yola götüren,hayrete düşüren bir kuran dinledik de ona inandık,biz Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”(Cin Suresi Ayet:2) dediği burulmaktadır.

Çin ve Şeytan Aynı Cinsten Görülmeyen Varlıklardır.

Allah  Rahman Suresinin 15ci ayetinde cinleri: “ yalın ve saf bir ateşten.;Araf Suresinin 12ci Ayetinde de şeytan cinsinin ilk ferdi olan iblisi : “  ateşten” yaratmış olduğunu söylemektedir.  Yine Bakara Suresinin 34cü ayetinde İblisin cin taifesinden olduğunu bildirmektedir.

Bakara Suresinin 50ci ayetinde ;Cin ve Şeytan’ın Aynı Cins Varlık  Olduğunu Belirtilmektedir.

        Allah bu ayette mealen:“Meleklere:Adem’e secde edin, demiştik.İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O,cinlerden idi.Rabbinin buyruğu dışına çıktı.”.buyurmaktadır.

Cinler ve Şeytan Geleceği Bilebilirler mi?

Cin ve şeytanlar geleceği bilemezler.Vahye de müdahale edemezler.Bu konuda Allah Şuara Suresinin 212ci ayetinde: “Doğrusu onlar vahyi dinlemekten çok uzak tutulmuşlardır.” buyrulmaktadır. Allah’ın kendilerine verdiği izin sayesinde istedikleri gibi hareket ederler. Allah’a rağmen hareket edemezler

 Cin ve Şeytan Meleklerin Karşıtıdırlar.

Cin ve şeytan Allah’ın karşıtı değillerdir.Meleklerin karşıtı varlıklardır.Şeytanlar insanları kötülüğe çağırır.Melekler insanları iyiliğe çağırır.(***Cin ve şeytanlar Allah’ın yarattığı varlıklardır.Onları Allah istediği an bir emriyle yok eder.***)..

Kitaplara İman

Allah insanoğluna doğru yolu göstermek için peygamberleri aracılığı ile değişik zamanlarda vahiyler göndermiştir.Bu vahiylerin bir bölümü yazıya geçirilmiştir.Bir bölümü de yazıya geçirilmemiştir. İlahi kitaplarda , peygamberlerin Allah’tan almış oldukları emir  ve yasaklar bulur.

İlahi kitaplarda insanlara neler öğretilir?

İnsanın kendisi ve, ailesine ve topluma karşı görevleri öğretilir.Dünya ve ahirette mutlu olmanın  ve yaşadığımız hayatı anlamlandırmanın yolu gösterilir.

Vahyin İki Temel Özelliği Şudur.

a-Vahyin kaynağı Allah’ın kendisidir.Vahiy insanlara Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirmesidir.

b-Vahyin  muhatabı bütün insanlardır.

İslam Dini ve İlahi Kitaplara İman

İslam Dini ilahi kitapların bütününe iman edilmesini ister.Allah bu konuda bakara Suresinin 4cü ayetinde : “Ey Muhammed !Onlar(Müslümanlar),sana indirilen kitaba da ,senden önce indirilenlere de inanırlar,ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.” Buyurmaktadır.

İnsanoğluna Niçin İlahi Kitap Gönderilir.

İlahi kitaplar doğrudan Allah tarafından gönderildikleri için mana ve lafız itibariyle Allah kelamıdırlar.İnsanoğlu.İlahi kitaplar insanlar içinrehberdir, rahmet ve hidayet kaynağıdır.İlahi kitaplar Allah’ın Cebrail aracılığı ile peygamberlere gönderilen vahiylerin yazılması sonucu ortaya çıkmıştır.

Allah’ın İnsanlara Kitap Göndermesinin Nedenleri

a-Allah’ın insanlar tarafından bilinmesini istemesidir.

Allah Kuranda da açıkça ortaya koyduğu gibi Allah insanları ,kendini bilsinler  ve kendine ibadet etsinler diye yaratmıştır.(Zariyat Suresi.Ayet:26)

b-İnsan  sadece Aklıyla  Allah’ı tanıyamaz.Kendine yüklenmiş olan görevi de kavrayamaz.Bundan dolayı  vahye ihtiyacı vardır.Vahiy insanoğluna yol gösterir.İnsanoğluanccak Allah’ın gönderdiği vahiy ile  yanlışlardan kurtulur.Doğru yolu bulur.

c-İnsanların ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermektir.

Bu konuda Allah Bakara Suresinin 213cü ayetinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar bir tek ümmet idi.Allah ,peygamberi müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi.İnsanların ayrılığa düşecekleri  hususlarda ,aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi.”buyurmaktadır.

d-İlahi kitaplar toplum sorunlara çözümler getirmiştir.Toplum ilahi kitaplarla eğitilmiştir.Yaşanan yanlışlıklar olumsuzluklar  düzeltilmiştir.Doğru olan davranışlar ve harekeler teşvik edilmiştir.

Bilinen İlahi Kitaplar

Tevrat,Zebur,İncil,Kuranı Kerimdir.

   4-Kuranın Ana Konuları

            A- Allah anlayışı ve tevhid(Allah’ın birliği) inancıdır. Kuran özellikle Allah’ın birligi inancı üzerinde durmuştur..Bu ilkeyi sağlam temellere oturtmaya çalışmıştır. İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırmıştır Birden fazla ilah bulunmasın kainatta doğuracağı sakıncaları açıkça ortaya koymuştur. Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlanması üzerinde durmamıştır.

B-Allah’ın ;merhameti ve yüceliğidir .Bütün varlıklar onun sonsuz merhameti sayesinde var olmuşlardır.Allah insanlara peygamberler gönderip , ilahi kitaplar indirerek  onlara doğru yolu gösterip rahmetini ortaya koymuştur.

C-Allah’ı ;Zati  ve Subuti Sıfatları ve İsimleri ile doğru bir şekilde tanıtmaktır.               .      Bütün güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu belirterek  bizlere Allah’a onlarla dua etmeye çağırmıştır. (İsimleri =Esma ül Hünsa)

      D-İnsanların  mutlulugudur. Kuran’ın asıl konusu ve hedefi insanlara doğru yolu göstermek ve onları iki dünyada daima mutlu olmalarını sağlamaktır.Kuran  insanlar için bir hidayet kaynağıdır.

Bu konuda Bakara Suresinin 2ci ayetinde maalen:  “İçinde asla şüphe bulunmayan bu kitap müttakiler için bir hidayettir.” buyurmaktadır.

F-Tabiatı Allah’ın yarattığıdır.                    .

1-Kainat; Allah’a boyun eğer ve ilahi emirlere göre varlığını sürdürür.Bütün kainat tabiat yasalarına uyarken aynı zamanda Allah’a de uymaktadır.Çünkü tabiattaki yasaları koyan Allah’tır.

2- Allah ,kainatı belli  bir düzen ve ölçüye göre yaratmıştır. Kainatın İlahi gözetim ve denetim                                                                                                                                 dışına çıkması düşünülmez.Kainatın İlahi gözetim ve denetim dışına çıkması kargaşa ve yıkıma yol açar.

3-Dünya (Tabiat) ve Kainat Allah’ın varlığına delil olarak gösterilir.Herhangi bir eser ustasına işaret eder.Kainat da varlığı ile bir yaratıcısının olduğuna işaret eder.

G-Nübüvvettir(Peygamberliktir).Kuran H.z.Muhammed’in kendinden önceki peygamberlerin getirdiği mesajı devam ettirdiğini bildirir.Allah H.z.Muhammed’den önce de insanlara  peygamberler  göndermiş ve onlara ilahi emir ve yasakları bildirmiştir.Bu nedenle H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmadan Müslüman olmak mümkün değildir.   .

Peygamberlik kurumunun kabulü  ve peygamberlere iman aynı zamanda meleklere ve kitaplara imanı  da gerekirir.

         H-Ahirettir.Bu dünya hayatı geçicidir.Bu dünya hayatından sonra kabir hayatı, kıyamet ve Ahiret hayatı başlayacaktır.Ahiret hayatı sonsuzdur.Ahiret hayatında  iyi amal işleyenler cennete ,günahkar Müslümanlar ve kafirler de cehenneme girecektir.

         Mekkeli Müşriklerin Allah ve Ahiret İnancı

a- Mekkeli müşrikler de Allah’a inanıyorlardı Kainatı yarattığını kabul ediyorlardı. Ancak  ona kendi yaptıkları putları ortak koşuyorlardı.

Bir noktada putların emrine ,Allah’ı  veriyorlardı.Bir şey istediklerinde putlarından istiyorlardı.Putun gönlü olursa o işin olmasını Allah’tan istiyordu.Allah da putun isteğini yerine getirmek zorundaydı. Ve o isteği zorunlu olarak yerine getiriyordu.

b-Mekkeli müşrikler Allah’ın varlığını kabul ettikleri için ,Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlamak üzerinde durmadı

c- İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırdı.

d- Mekkeli müşrikler Ahiret hayatını kabul etmiyorlardı.İnsanın yaşadığı  hayatı sadece şu dünya hayatından ibaret görüyorlardı.

 

 

 

 

 

 

 

..

Peygamberlere İman

Peygamber: Peygamber kelimesi Farsça bir kelimedir .Anlamı; “haber veren ve haber getiren” demektir.Kuranda bu sözcüğün yerine nebi ve resul kelimeleri kullanılır.

Arapça’da :

Nebi:Haber  veren demektir.

Resul:Elçi ,mesaj taşıyan demektir.

Nübüvvet:Haber verme işine  denir.

           Risalet:Elçilik görevine denir.

         “Nebi”, “resul” ve “peygamber”: Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmek için insanların içinden seçip vahiy gönderdiği kişiler demektir.

Peygamberlik Nasıl Elde Edilir ? Peygamber olabilmek için ;Allah tarafından seçilmiş olmak gerekir.Peygamberlik çalışmakla veya ibadetle elde edilebilecek bir görev degildir.

Allah temiz ve seçkin kulları arasından kimi peygamber yapacağını kendisi belirler ve dilediğini elçi olarak görevlendirir. Enam Suresinin 124cü ayetinde  “…Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir…”buyurmaktadır.

Yalancı Peygamber: Allah tarafından seçilmeden peygamberlik iddiasında bulunan kişilere denir.

Resul ve nebi kelimeleri hakkındaki değişik görüşler vardır:

a-Bazı İslam bilginleri resul ve nebi kelimeleri arasında bir fark görmezler.

b-İslam bilginlerinin çoğu ise bu iki kelimenin farklı olduğu görüşündedirler.

Çoğunluğu oluşturan bu  bilginlerin görüşüne göre :

1- “Nebi”:Kendisine vahiy gelmesine rağmen,kendilerinden bir önceki peygamberin dinini uygulayan bunu topluma bildiren peygambere nebi denir.

2- “Resul”:Kendisine ilahi vahiyle birlikte yeni bir din ve kitap verilen ,bu dini insanlara bildiren peygambere resul denir.

Resul ve nebi kelimeleri arasında anlam farkı vardır.

a-Resul daha özeldir. Yani her resul nebidir.

b-Fakat her nebi resul değildir.

      Allah’ın bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuştuğunu bildiren Şura Suresinin 51ci ayetinin mali: “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur,yahut bir elçi gönderir,izniyle ona dilediğini bildirir.”

     Kısacası vahiy ;Allah ile Peygamber arasında ,niteliği ancak Allah’ın ve Allah’ın elçisinin bildiği bir haberleşme şeklidir.

Allah’ın Emirleri ve İnsanlık

Allah’ın emirleri karşısında ;Peygamberler kendilerinde gönderilen vahye uymak zorundadırlar. İnsanlar peygamberlerin gönderdiği vahye uymak zorunda delgilerdir.

Hak Dinin Kaynağı Peygamberliktir.

Allah emir ve yasaklarını inanlara peygamberler aracılığı ile göndermiştir.Kendi varlık ve birliğini ,ona nasıl kulluk edileceğini peygamberler aracılığı ile bildirmiştir.İslam dini akla büyük önem vermiş ,peygamberlerin ve Allah’ın gönderdiği kitapların aklın doğruyu bulmasına yardımcı olacağını bildirmiştir.

Neden H.z.Muhammed Son Peygamberdir ?

a-İlk gönderilen peygamber H.z.Ademdir.Aynı zamanda ilk insandır.Son peygamber H.z.Muhammed’dir.

Allah ; Ashab suresinin 40cı ayetinde “O,peygamberlerin sonuncusudur.” burulmaktadır. Peygamberlik H.z.Muhammed’le son bulmuştur.

b-Önceki peygamberlere gönderilen vahiyler korunamamıştır. Zamanla bozulmuş, kaybolmuşlardır. H.z.Muhammes’e gönderilen vahiyler hiçbir değişikliğe uğranmadan günümüze kadar gelmiştir.Allah’tan geldiği şeklini korumaktadır.

c-H.z.Muhammed’e gelen vahiyler değişikliğe uğramadığı ve bozulmadığı için

H.z.Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecektir.Çünkü Kuran insanlığa kıyamete kader yol gösterecektir.

Her Milletlere Kesinlikle Bir Peygamber Gönderilmiştir.

  H.z.Muhammed’e gelinceye kadar her topluma değişik zamanlarda ve mekanlarda peygamberler gönderilmiştir.Kuran her millete bir peygamber gönderildiğini bildirmektedir.

           Allah Fatır Suresinin 24cü ayetinde mealen: “ …Her millet içinde mutlaka bir peygamber bulunmuştur.”buyurmaktadır.

Yunus suresinin 47ci ayetinde mealen: “Her ümmetin bir peygamberi vardır….” buyurmaktadır.

Bütün Peygamberlerin Adları Kuranda Açıklanmış mıdır ?

Kuranda bazı peygamberlerin isimleri açıkça belirtilmektedir.Ancak Gönderilen bütün peygamberler bunlardan ibaret değildir.

Allah Müminun Suresinin 78ci ayetinde mealen:“Ey Muhammed !Ant olsun ki ,senden önce bir çok peygamber gönderdik;sana onların kimini anlattık,kimini anlatmadık…” burulmaktadır.

Bu ayete göre bütün peygamberlerin , Kuranda isimleri bildirilenlerden ibaret olmadığı hususunda hiçbir şüphe yoktur.

Yahudilere Göre Peygamberlik .  

     Peygamberlik İsrail oğullarına özeldir.Yalnız onlardan peygamber gelmiştir.Bir Yahudi’nin yalnız H.z. Musa’yı peygamber olarak tanıması ,onun Yahudi mümin olmasına yeterlidir.Bu kişi Cennete gider.Yahudiler H.z.Musa’dan başka peygamberlerin olduğunu kabul etmekle birlikte H.z.İsa’nın ve H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmazlar                                                             Hıristiyanlara Göre Peygamberlik .

Hıristiyanlar insanlara bir çok peygamber gönderildiğini kabul etmekle birlikte H.z.Muhammed’in peygamberliğini  ve Kuranın ilahi vahiyle bildirilmiş bir kitap olduğunu kabul etmezler.

Aslında bir Hıristiyan başka hiçbir peygambere inanmayıp sadece H.z.İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna ve insanların mutluluğu için kendisini feda ettiğine (öldürttüğüne) inansa o kimse yine Hıristiyan mümindir.Bu kişi Cennete gider.

İslam Dinine Göre Peygamberlik .

Her Müslüman’ın H.z.Adem ve H.z.Muhammed arasında gelen bütün peygamberlere inanması farzdır.Peygamberlerden birini bile inkar insanı küfre götürür. Büyük günahtır Peygamberler arasında ayrım yapılmaz.. Peygamberlik bir millete özgü bir kurum değildir.  Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler Müslümanların peygamberleridir.

Allah Bakara Suresinin 285ci ayetinde mealen “….Allah’ın peygamberlerini bir birinden ayırt etmeyiz .”buyurmaktadır

Peygamberlerin İnsanlardan Seçilmesinin Nedenleri

1- Peygamberlerin insan olması ;Allah’ın , insanlara bağışından ,esirgemesinden  ve merhametindendir.

2- Peygamberlerin insan olması bir gerekliliktir .Çünkü ;yeryüzünde yaşayanlara kendi cinslerinden peygamber gönderilir.

a- İnsanlar ancak kendileri gibi bir insanı örnek alabilirler.Peygamberler Allah’tan aldıkları emir ve yasakları hem insanlara bildirirler.Hem de bu emir ve yasakların yaşanmasında insanlara örnek olurlar.

b- Meleklerden insanlara ,peygamber olmaz.Allah bu konuda İsra Suresinin 95ci Ayetinde mealen “(Onlara) de ki :Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melekler olsaydı ,biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” buyurmaktadır.

3- İnsan kainatın en üstün ve değerli varlığıdır.Akıl ve hür irade sahibidir  .

a- Aklı ile doğruyu  ve yanlışı belirler.

b-İradesi ile istediği davranışı seçer.

Ancak insanın bu irade özgürlüğü ,bazen aklını yerli yerinde kullanmasını engeller. İnsanın, aklını yerli yerinde kullanmasını sağlamak ve irade özgürlüğündeki sorumluluğunu hatırlatmak için Allah ;insanlara peygamber gönderilmiştir.

Peygamberliğin Ispatı Olarak Mucize

Sözlükte Mucize: Aciz bırakma demektir.

Dini Terim Olarak Mucize: Bir başkalarının benzerini yapmaktan aciz kaldıkları olağan üstü şeyler de demektir.Kuranda mucize anlamında çoğu kez ;Ayet,beyine, delail kelimeleri kullanılmıştır.

Ayet:Belli olan bir alamet,bir şeyi ispat eden delil veya işaret demektir.Bu nedenle mucize;bir işaret,delil ve ispat veya  “ilahi bir haber” yada “tebliğ edilen söz” anlamına gelir.

Mucizenin  Temel Özellikleri

a-Meydan okumak.

b-İnanmayanları aciz bırakmak.

     Ehli sünnet alimlerine göre  Mucize : Peygamberlik iddiasında bulunan ve inkarcılara meydan okuyan kişinin bu iddiasının doğruluğunu onaylamak için ,Allah’ın onun vasıtasıyla gösterdiği  ve inkar edenlerin benzerini gösteremediği oğlan üstü olaylardır. Mucize kerametle aynı değildir.

  Mucize ve Akıl.

Mucizeleri akıl ile açıklamak mümkün değildir.Mucize ile insanları aciz bırakan  Allah’tır.. “peygamberin mucizesi” ifadesi mecazen söylenen bir sözdür. Allah peygamberlerini mucize ile desteklemiştir.Her peygambere zamanın şartlarının gerektirdiği  mucizeler vermiştir.Bir peygambere verilen mucize genellikle diğer peygamberlere verilmemiştir.Mucize gerçek peygamberi yalancı peygamberden ayıran en önemli özelliktir.

 Mucizenin Gerçek Sahibi.  

Mucizenin gerçek sahibi Allah’tır.Allah’ın destek ve yardımı olmadan hiçbir peygamber mucize gösteremez.Bu özellik onu inanmayanlara karşı haklı çıkarır.

Ra’d Suresinin 38ci ayeti mealen:“Ant olsun ki senden öncede peygamberler  gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin mucize göstermesine imkan yoktur.”

İnsanların çoğu inanabilmek için bir takım olağan üstü olaylar ararlar.Belki de bu nedenle , peygamberlikle birlikte  “mucize” kavramı ortaya çıkmıştır.Peygamberlerin mucizeleri “Bize doğru söylediğine ilişkin kanıt getir .”  şeklindeki istekler üzerine olmuştur. Bu tür istekler karşısında ;peygamberler Allah’ın kudretiyle mucize göstermiştir .

Peygamberlik Görevinin İki Boyutu .

1-Vahyi tebliğ ederek insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmak.

2-Peygamberliğini ispat eden ve onu doğrulayan mucize göstermek.

          H.z.Muhammed’e Verilen Mucizelerin Özellikleri.

1- İnsanları Allah’ın var olduğuna inandırmak için H.z.Muhammed’e ; mucize verilmemiştir.

2- H.z.Muhammed’in en büyük mucizesi Kurandır. Kuran’ın mucize oluşu kıyamete kadar devam edecektir.

a-H.z.Muhammed zamanında ; edebiyat çok ileriydi.Yani belagat ve feshet en üst düzeydi . Bunun için ona verilen mucize de edebiyatla yani belagat ve fesahatle ilgilidir.

b-Kuran’ın mucize olduğun en büyük delili ; okunma ve yazması olmayan bir kimsenin Kuran gibi bir kitap getirmesidir.

Allah Ankebut Suresinin 48-51ci ayetlerinde mealen : “Ey Muhammed ! Sen daha önce  bir kitaptan okumuş  ve elinle de yazmış değildin.Öyle olsaydı,batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi. Muhammed’e Rabb’inden mucizeler indirmesi gerekmez miydi ?derler.De ki : Mucizeler ancak Rabb’imin katındadır.Doğrusu ben ,apaçık bir uyarıcıyım.Kendilerine okunan  bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu ?”.

Fesahat:Dilin doğru ve akıcı bir biçimde kullanılmasıdır .

Belagat: Dilin etkili ifadeler kullanmasıdır.

3-H.z.Muhammed’e verilen mucizeler ,aklı esas alan ve ilmi değeri olan mucizelerdir.

Müslüman her konuda mucize aramaz. Her yerde açık seçik olan ,ama adına mucize denmeyen olayları görür, anlar,ibret alır ve onlardan ders çıkarır.Kainata ; Allah’ın varlığını gösteren sayısız delil vardır..

Peygamberlerin Özellikleri

1-Sıdk(Doğru olmak):Bütün peygamberler sözlerine ,yaptıkları iş ve davranışlarda doğrudurlar.Onlar sadece dinsel alanda değil ,diğer alanda da her zaman doğru ve dürüst olmuşlardır.

2-Emanet(Güvenilir olmak):Peygamberlerin kutsal görevlerini yerine getirme konusunda ve her bir hususta emin ve güvenilir olmasıdır.Peygamberler peygamberlik öncesi ve sonrasında hep güvenilir olmuşlardır.

3-Fetanet(Akıllı olmak):Bütün peygamberler üstün bir akıl ve zekaya ,kuvvetli bir hafıza ve yüksek bir ikna gücüne sahip olmalarıdır.

Bu konuda Allah Kalem Suresinin 2-4cü ayetlerinde mealen : “Kalemle ve yazdıklarına ant olsun.Sen,Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.Hiç kuşkusuz senin için eksilmeyen bir ödül vardır.Sen kesinlikle yüksek bir ahlak sahibisin.”.buyrulmaktadır.

         4-Tebliğ (Allah’tan aldığı vahyi insanlara bildirmek):-Peygamberlerin kendilerine verilmiş olan peygamberlik görevini tam olarak yapmaları denektir.Hiç bir peygamber Allah’tan aldığı vahyi insanlardan saklamamıştır.

Bu konuda Allah Maide suresinin 67ci ayetine maalen : “Ey Allah’ın elçisi!Rabbinsen sana indirileni insanlara ulaştır.Eğer böyle yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun Allah seni insanların zararından koruyacaktır.Doğrusu Allah inkarcıları doğru yola iletmez.”burulmaktadır.

5- İsmet (Suç ve günahtan uzak olmak ):Peygamberlerin her türlü gizli ve açık günahtan ve hareketten uzak olmaları demektir.

Bu sıfatlar ;peygamberlerde bulunması zorunlu bir sıfatlardır.Bu sıfatlar olmazsa peygamberlerin güvenilir olmaları ortadan kalkar.Peygamberlerin insanlara örnek olmaları ortadan kalkar.

Peygamberlerin Sorumlulukları Vardır

a-Allah’a karşı sorumlulukları: Vahyi olduğu gibi insanlara iletmek  ve Allah’ın emaneti olan elçilik görevini en güvenilir şekilde yerine getirmektir. Bu konuda hiç kimseden çekinmezler .Gerekirse ilahi bir emanet olan elçilik görevini yapma uğrunda  canların verirler.

Allah Araf Suresinin 68ci ayetinde H.z.Hud’un kavmine : “Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum.Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” demişir

        Allah Duhan Suresinin 18ci ayetinde H.z.Musa’nın Medyen’den Mısır’a döndüğünde firavunun kavmine: “Ey  Allah’ın kulları ! Bana gelin,doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”demiştir.

b-İnsanlara karşı olan sorumlulukları:İnsanlara bildirdiği dinin ilkelerini önce kendileri yaşayarak insanlara karşı örnek olmalarıdır.

Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasaklar Bütün İnsanlığadır

 H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özelliği.

H.z.Muhammed önceki peygamberlerin aksine belli bir toplum değil,bütün insanlığa gönderilmiştir.İslam dini bütün insanlığa hitap etmektedir.

Allah , Sebe Suresinin 28ci Ayetinde mealen: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” Burulmaktadır.

      Her Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasakların Bütün İnsanlığa Oluşunu Sebebi Şunlardır:

a-Müslüman’ın  neye niçin inandığını bilmesi gerekir.Yine Müslüman’ın neyi niçin yaptığını bilmesi gerekir. Müslüman’ın bu bilgilere sahip olursa ; günlük hayatın akışı içerisinde kaybolup gitmez.

b-Müslümanlara yüksek değerler kazandırarak , yüceltmek , insanlığını en iyi şekilde yaşatmaktır.

c-İnsanlara  her asırda peygamberler en güzel örnek  olmuştur.Son peygamber geldikten sonra da  en güzel örnek H.z.Muhammed’dir. O, insanları hem vahiyle uyarmış, hem de söylediklerini yaşamıştır.

d-İslam’ın ; iman esasları  insan yapısına uyar .Hür düşünce ile hareket etmesini sağlar. Bu özelliği ile insanları mutluluğa götürür.

  H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özellikleri

Mekkede ve Medine’de İnen Ayelerin Özellikleri

1-Mekke’de inen ayetler insanların kalbinden putperestliğin kötülüğünü göstermiştir. İnsanları namaz kılmaya,dürüst yaşamaya ,adaletli olmaya,insanlara yardım ettmeye çağırmıştır.Biz kavramının öne çıktığı millet  yapısı oluşturmayı hedef almıştır.

2-Medine’de inen ayetler kültürlü bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. Her birey toplumdaki olaylardan sorumludur ve  özgür irade sahibidir.

3-H.z.Muhammed’in getirdiği dinin değişmeyen esasları vardır.Bunlar:

a-Tevhid(Allah’ın birliği).

b-Ahiret.

c-İnsanın kendisine ve topluma karşı olan ahlaki görevleri.

d-İslam dini toplumsal değişimi reddetmez.Toplumsal değişimin İslam dışı bir şekilde değişmesini önlemek için Kuran’ın her asırdaki insanlara hitap ettiği düşüncesinden hareket edilmesini ister.Toplumsal hareketlerde Kuran’ın emrettiği akılcı davranışlar geliştirilmesini ister.

Her Asırda H.z.Muhammed İnsanlara Örnektir.

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara duyurmuş ve İslam Dininin nasıl anlaşılacağı konusunda bizlere örnek olmuştur..Peygamberimizin ahlakı; Kura’nın bir insanda bulunmasını istediği ahlaktır.Peygamberimizin ahlakı peygamber olmadan önce de bütün insanlara örnek bir ahlaktır.

Biz Müslümanlar peygamberimizi önek alırız, taklit etmeyiz Örnek almak doğru bilgi ve doğru anlamakla mümkündür.Peygamberimizin hayatını ,Kuran’dan  doğru bir şekilde öğrenirsek Peygamberimizi sağlıklı bir şekilde anlarız ve örnek alırız.Din anlayışımız da sağlıklı olur.

Bu konuda Allah Ahzap Suresini 21ci ayetinde maalen: “Ey insanlar ant olsun ki ,sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah en büyük örnektir.”.buyurmaktadır.

H.z.Muhammded Son Peygamberdir

a-İlk peygamber H.z.Adem ,son peygamber H.z.Muhammed’dir.Bu ikisi arasında çok sayıda peygamber gelip geçmiştir.

H.z.Muhammed son peygamber ve hatemül enbiyadır ..H.z.Muhammed’den sonra risalet ve nübüvvet son bulmuştur .Yani ne resul ne de nebi gelecektir.H.z.Muhammed peygamberlik kurumunun son elçisidir. (Hattem=Mühür)

b-Allah , Ahzap Suresini 40cı ayetinde mealen : “Muhammed içinizden hiç birinizin babası değildir.Fakat o ,Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”.

Peygamberimiz  hadislerinde mealen: “Risalet ve nübüvvet son bulmuştur.Benden sonra ne bir resul ne de bir nebi gelecektir .” buyurmuştur.

Peygamberimiz bir başka hadisinde mealen: “Ben bütün insanlığa gönderildim. Peygamberlik benimle son buldu.”diye buyurmuştur.

H.z.Muhammed’in son peygamber olası; Müslümanlara sorumluluklar yükler.Her  Müslüman’ın , İslam Dininin tebliğ görevi vardır.

         Bunun için de Müslümanların;İslam Dinini peygamberimize vahiy edildiği şekliyle bilmeleri gerekir.

Peygamberlerin Sayısı

Hadislerde Peygamberlerin sayısının124bin veya 224 bin olduğu bildirilir. Bunlardan 315 adedinin resul,diğerlerinin nebi olduğu belirtilir.İslam Din bilginleri arasında bu konuda bir anlaşma yoktur.Peygamberlerin kesin sayısını Allah bilir.Kesin olan şudur ki Allah  hiçbir topluluğu peygambersiz bırakmamıştır .

 

 

Kaza ve Kadere İman

a-Sözlükte Kaza:Bir işi tam sağlamlık ve güvenle gerçekleştirmek ,kesin söz ve hüküm demektir.

Kuranda Kaza:Emir,hüküm,kara,yargımla,ilan,beyan,yaratma gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu kelimenin temel anlamında “herhangi bir şeyi tamamlamak” anlamı vardır.

Allah Fazilet Suresinin 12ci ayetinde mealen: “Böylece onları yedi gök halinde yaptı.”   .        İsra Suresinin 23cü ayetinde:“Rabbin yalnız kendine tapmanı emretti (hükmünü verdi) .” . ayetlerinde bu anlamlardan bazıları yer almaktadır.

b-Sözlükte Kader:Bir şeyin sınırı ,ölçüsü,miktarı,kıymeti gibi anlamlara gelmektedir.

Kuranda Kader:Ölçme ,güç yetirme,kudret,ölçek ve takdir ederek tayin ,rızkı daraltma,ölçüp biçerek hüküm verme,Allah’ın irade ettiği genel hüküm anlamlarında kullanılmıştır.

Kuranı’nın bir çok ayetinde geçen kader kelimesi ve bundan türeyen kelimelerin temelinde : “Her şeyi bir ölçü ve düzene göre yaratmak.” Anlamı vardır.                                      .         Allah Kamer Suresinin 49cu ayetinde mealen: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yatmışızdır.”                                                                                                                                          .         Hicr Suresinin 21ci ayetinde mealen: “Hazinesi bizim katımızda olmayan bir şey yoktur.Biz onu ancak belli bir öçlüye göre indiririz.”.buyurmaktadır.

Dini Terim olarak Kader:Allah’ın ezelden ebede kadar olmuş  ve olacak şeylerin zamanı ve mekanını ,özelliklerini bilip ezelde o şekilde takdir etmesidir.

Dini Terim olarak Kaza:Allah’ın ezelde bilip takdir ettiği şeylerin ,yeri ve zamanı gelince , ezeldeki ilim,irade ve takdirine uygun olarak Allah’ın yaratması ile meydana gelmesidir.

Dikkat:  Bazan kaza ve kader terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır.

Kainattaki her şey ilahi bir ölçüye,düzene,kanuna,gayeye tabiidir                                                    .

1-Ölçü açısından kader Kader:Bir şeyin kendi içinde var olan güç,onun yaradılışının derinliklerinde saklı bunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanıdır.Varlığa bu imkanı veren ise Allah’tır.

2-Kuranda ölçü (kader ) kelimesi :Kader  kelimesinden çoğaltılmış diğer kelimelerle ifade edilir.Allah kainatta meydana gelen her olayı bir takım ölçülere ve kanunlara bağlamıştır.

Kader:Allah’ın yarattıkları ile ilgili her şeyi bilmesine ve bu ölçüye göre yaratmasına kader denir.Her şeyin bir ölçüsü kaderi vardır.Bu da kainattaki her şeyin bir gayeye uygun yaratıldığını gösterir.

3-Her şey ilahi bir ölçüye göre vardır ve varlığını buna göre sürdürmektedir.

           Bu anlamda kader(ölçü):Bir şeyin içinde var olan güçtür.Varlıkların yaratılışında gizli olan ve gerçekleşme ihtimali bulunan imkandır. Varlığa bu gücü ve imkanı veren Allah’tır.

Zaman,Mekan,Yön , Allah’ın Sıfatları  ve Kader ve Kaza

          Zaman:Allah zamandan münezzehtir.Çünkü zaman mahluktur.Yani sonradan yaratılmıştır. Öncesi ve sonrası vardır. Zamanın akışını içinde bulunduğumuz durma göre hızlanıyor veya yavaşlıyor sanırız.Bu durum zamanın parçalar ayrılabileceğinin bir başka şahididir..Allah , ezeli ve ebedidir.Onun olmadığı ve olmayacağı bir zaman düşünülemez.Zaman sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.(***Bakıllani’nin zaman tarifi:Zaman:Hareket ve sürati bazen şiddetli ,bazen yavaş olan ve kendi hayatımızın seyrinden cereyanını duyduğumuz bir değişmeler halidir.***).

         Mekan:Allah mekandan münezzehtir.Mekan sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir.Yani mahluklar için geçerlidir.(Münezzeh=Arındırılmış.).

         Yön:Allah yönden münezzehtir.Allah şu yönde veya bir başka yönde diyemeyiz.Dua edilirken ellerin göğe kaldırtmasının nedeni samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Secde yaparken alnı yere koymak,namaz kılarken Kabe’ye doğru yönelmek de samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Yön sormadan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.

Dua ve niyaz(yalvarma,isteme)sırasında ellerin göğe doğru kaldırılması,namazda Kabe’ye yönelmeye benzer.Bunun manası şudur:Kulların rızık hazineleri göklere verilmiştir(tevdi edilmiştir).Bu konu ile ilgili olarak Allah Zariyat Suresinin 22ci ayetinde maalen : “Rızkını ve size vaad oluna gelen şeyler göktedir.”buruluyor.Yine insanların rızklarıyla meşgul olan melekler gökten inerler.İnsanın içinde arzusunun gerçekleşeceğini beklediği tarafa yönelmek arzusu vardır.

          Allah’ın Sıfatları:Allah’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir.Kainattaki her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır. İlmi sonsuzdur.Her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır.Olmuş ve olacak her şeyi en ince ayrıntısına kadar vasıtasız  olarak bilir.Allah’ın  katında zaman ve mekan yoktur. Dolayısı ile Allah sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile Kainatı ilk yarattığı anı nasıl biliyorsa; Kainatta sonsuza kadar olacak olayları da en ince ayrıntısına kadar, sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile aynı ölçüde bilir.

          Kader:Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip olmuş ve olacak her şeyi takdir etmesine denir.Bu Allah’ın ilim sıfatının bir sonucudur.

         Kaza: Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı gelince onun tarafından yaratılıp ortaya çıkmasına denir.Bu Allah’ın irade,kudret,ve yaratma (tekvin)sıfatının bir sonucudur.

Kader ve Kaza’ya inanmak:Allah’ın İlim,irade,kudret  ve yaratma sıfatlarına inanmak demektir.

İnsanın Kaderi

İnsanın kaderi:İyilik ve kötülük işleyecek şekilde yaratılması  ve kendine akıl ve irade gücü verilmesidir. İnsanın Kaderi,fiillerinde özgür olması ve istediğini yapabilmesidir.

İslam dini insanın kaderi bir sığınak gibi görmesini istememiş ve onun arkasına sığınmasını hoş görmemiştir.İnsan kaderi bahane ederek beceriksizliğini ve tembelliğini gizlemeye çalamamalıdır.

Allah Şura Suresinin 31ci ayetinde mealen: “Gökleri,yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması Allah’ın varlığının delillerindendir.O dileyince ,bunları bir araya toplamaya da kadirdir.Başınıza gelen herhangi bir felaket,elinizle işlediğinizden ötürüdür.O yine de çoğunu affeder.Yer yüzünde onu aciz bırakamazsınız.Allah’tan başka dostunuz da yardımcınız da yoktur.”.buyurmaktadır.

Allah insana irade ve yapıp edebilme gücü vermiştir.İnsan,kendi özgürlük alanı içinde düşünüp taşınarak istediğini yapabilme özgürlüğüne sahiptir.Yaptığı iyilik ve kötülük kendisine aittir.Yaptıklarından sorumludur.

Bu konuda Allah Şems Suresinin 7-8ci ayetlerinde mealen : “Kişiye ve onu şekillendirene,sonra da iyilik ve kötülük kabiliyeti verene ant olsun ki.”.buyurmaktadır.

Kula iyilik ve kötülük yapabilme gücü  veren Allah’tır.İnsan bu gücü özgür iradesi doğrultusunda kullanır. Özgürlük hem iyiliğin hem kötülüğün kaynağıdır.Bu ,beraberinde sorumlu olmayı getirir.İnsan sorumlu olduğu konularda kaderini kendisi belirler.

İnsanın sorumlu bir varlık olduğu Ahzab Suresini 72ci ayetinde mealen:

“Doğrusu biz sorumluluğu göklere,yere,dağara sunmuşuzdur da onlar yüklenmekten

çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir.Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.” Buyurarak belirtilmiştir.

İnsandan sorumluluğu oranında özgürdür.Sınırları Allah tarafından çizilmiş alanda insan ,kendi kaderini çizmektedir.İnsan kendi kaderini belirlerken Allah on yardımcı olarak peygamber ve kitap göndermiştir.

Kef Suresinin 29cu ayetinde maalen: “….dileyen inansın,dileyen inkar etsin .” buyurmuştur.İnsan oğlu Allah’a inanıp inanmamakta serbesttir.İnsan özgür iradeye sahip olduğu için Allah,ona sorumluluk yüklemiştir.İnsan sorumluluk yönüyle diğer varlıklardan ayrılmaktadır.

İnsanın Filleri

Kaderle , ilgili olan bir başka konu ise  kulun kendi fiillerinin yaratıcısı olup olmayacağıdır.Bu tartışmanın temelinde  “yaratma” kelimesine yüklenen değişik anlam vardır.

Kainattaki her şeyi Allah yaratmıştır.Allah insanı en güzel bir biçimde yaratmıştır.Ve insana İyilik ve kötülük yapabilme gücü vermiştir.İnsan iyilik ve kötülük yapabilme güçünü iradesi doğrultusunda kullanır.Ve yaptıklarından da sorumlu olur.İnsan yaptığı işlerde, bunu göz önünde bulundurmalı ve ona göre davranmalıdır.

Allah Zilzal Suresinin7-8ci ayetlerinde maalen: “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun onu görür.”buyurmaktadır.Yani insan bütün yaptıklarından sorumludur.

Allah insana akıl özgür irade vermiştir.Gönderdiği vahiyler mutluluğun temel ilkelerini insana açıklar.Sonra da yaptıklarından insanı sorumlu tutar.İnsan yapığı her şeyi düşünerek yapmalı ve sonuçlarına katlanmalıdır.

İnsan Fiillerini Yaratıyor Denebilir mi ?

a-Ehli Sünnet:Fiinin yaratıcısının insan olmadığını belirtir.

b-Mutezile:İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu belirir.

c-Kuranda yaratma kelimesi Allah’tan başka bir varlık için kullanılmamıştır.                                     . Allah H.z.İsa’ya hitaben,Maide Suresinin110cu Ayetinde maalen: “….Sen iznimizle çamurdan bir kuş gibi bir şey yaratmış ve ona üflemiştin…”buyurmuştur.

     Müminun Suresinin14cü ayetinde mealen : “Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur.”burulmaktadır.

Bu ayetlerde , var olanı yeniden şekillendirme anlamında  yaratmanın insan için kullanıldığını görmekteyiz.Ehli Sünnet bun a “Yapma” demektedir.Bu anlamda kul fiilini kendisi yapmaktadır.

Cebriyenin Kader Anlayışı

       İnsanın iradesi yoktur.Her şeyi kaderinin bir gereği olarak mecburen yapmaktadır.İnsan yaptıklarından sorumlu değildir.Bu durumda Allah’ın insanlara alık vermesinin ,peygamber ve kitap göndermesinin bir anlamı kalmamaktadır.İnsan dünyada yaptığı davranışlarını tayin etmediği için ahirette de hesaba çekilmesinin bir anlamı kalmamaktadır.Bu mezhebin görüşleri İslam’ı temelden yıkan batıl bir düşünceyi savunmaktadır.

Mutezilenin Kader Anlayışı

Mutezileye göre insan fiillerinde ve davranışlarını kendisi yaratmaktadır.İnsanın yaptığı ve sonuçlarından sorumlu olduğu işlerde Allah’ın hiçbir rolü yoktur.İnsanın sorumlu olmasının

Sebebi onun yaptığı işte Allah’ın etkisinin olmamsıdır.İnsan iyi yapar isterse kötü yapar .Yaptığı fiillerin yaratımsı kendisine aittir.

Mutezileye göre Allah kötüyü dilemez.Kötülük dilemek kötülüktür.Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.İnsan fiillerini yaratma konusunda tam bir güce sahiptir.Tercihinde de tam bir özgürlüğe sahiptir.

Mutezilenin görüşleri “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.”malindeki ayete aykırıdır.Ehli Sünnet tarafından eleştirilmiştir.Mutezile mensupları ,insan sorumluluğundan harekele , insanın fiillerinde kudret ve irade sahibi olduğu esasını göz ardı etmeye özen göstermişlerdir.

Ehli Sünnetin Kader Anlayışı

         1-Eşari Mezhebinin Kader Anlayışı:İnsan kudret ve irade sahibi olmasına rağmen ,yaptığı işlerde tam bir kudret  ve irade sahibi değildir.İnsanın fiilleri Allah tarafından yaratılmıştır.Yaratılmış varlıkların herhangi bir fiili yaratma kudreti yoktur.Bir iş yapmaya yönelik insan iradesini de Allah yaratmıştır.Bundan dolayı kullar fillerinde hür iradelerinde mecburdurlar.

İnsanın fiili yaratma yönüyle Allah’a, yapma (kesb) yönüyle insana aittir.İnsanın fiilini başlarken,yaparken,ve tamamlarken Allah yaratır.Allah yapacağı işlerde insana kudret vermiştir.Ama insanın iradesini yöneten Allah’tır.

İnsanı yaptıklarından sorumlu kılan durum ise onu fiili yapmaya iten niyetidir. Bu görüşleriyle Eşariler cebriyecilikten tam anlamıyla kurtulmuş değillerdir.Çünkü gerçekte fiili insan aracılı  ile yaratan yapan Allah’tır.

      Eşari Mezhebinin Cüzi İrde:İnsanın cüzi iradesi yatılmıştır.Bundan dolayı bazı Matüridi kelamcıları Eşari Mezhebini , Cebriye mezhebinden saymışlardır.

      2-Matüridi Mezhebinin Kader Anlayışı:

a-İmm Matüridi yaratma konusunda Cebriye ve Mutezilenin görüşlerin karşı çıkmıştır.

b-Bazı konularda da Eşariden ayrılmıştır.

         Matüridi Mezhebinin Yaratma Konusu

a-Yaratma Allah’a mahsustur.İyi ve kötü bütün fiilleri Allah yaratır.İnsan kendi fiillerinin yaratıcısı olamaz.

b-Allah insana doğruyu yanlıştan ayırma gücü yani akıl vermiştir.Ayrıca insanlara doğruyu yolu göstermek için peygamberler göndermiştir.İnsanlara emir ve yasaklarını bildirmiştir.Bütün bunlar ,Allah’ın insanlara seçme hürriyeti ve bir fiili yapabilmek için gerekli gücü verdiğini göstermektedir.

    Matüridi Mezhebinin Göre  İnsanın Fiillerinin Yaratılması.

a-İnsanın özgürlüğünün inkarı,  insanın bütün fiillerinden Allah’ın sorumlu olduğu,kendi fiillerinden dolayı Allah’ın insanları cezalandırdığı anlamına gelir  ki bunu ,Kuranın ortaya koyduğu Allah anlayışı ile uzlaştırmak mümkün değildir.

b-Allah insanın özgürce seçtiği ve yapmaya niyet ettiği fiilleri yaratır.İnsana bu seçme özgürlüğünü Allah vermiştir.Dünyada hiçbir şey ,Allah’ın iradesi  olmaksızın veya onun iradesine aykırı gerçekleşmez.İnsan tamamen hür olmamasına rağmen ,Allah insana sorumluluğu oranında özgürlük vermiştir.

 Matüridi Mezhebinin İnsanın Sorumluğunun Temeli.

    a-İnsanın sorumluluğunun temeli ,bir fiili yaratma gücü değil ,bir fiili seçme ve yapma(elde etme) hürriyetidir.

b-Fiil Allah tarafından yaratılmasına karşın,insanın fiilidir.Çünkü insan onu tercih etmiştir.

Matüridi Mezhebine Göre “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” Ne Demektir?

Allah insana görevlerini yerine getirebilmek için gerekli özgürlüğü vermiştir.İnsan karar verip bir işe  yönelince ,Allah insanın fiilini yaratır.Burada:

1- İnsanın girişimi karar vermesi ve seçmesi vardır.

2-Allah’ın o fiili yaratması vardır.İşte buna “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” denir.

Matüridi Mezhebinin Cüzi İrde

Matürüdi Mezhebine göre:İnsanın bir cüzi iradesi vardır;bu irade Allah’ın yaratığı değil ,insanın ortaya koyduğu bir şeydir.Bu düşünce Matüridi Mezhebinin insanın iradesine büyük önem verdiğini gösterir.

Allah’ın Hidayeti

Sözlükte Hidayet:Doğru yolu göstermek,rehberlik yapmak ve istediğimiz şeye  ulaşacak yola işaret etmek anlamına gelir.

Dini Terin Olarak Hidayet:Küfür ,şirk ve sapıklıktan kurtulmak,istegimize ulaştıracak yola   uygun bir şekilde ulaşmaktır.

Hidayetin Özelliği :

a-Hidayetin gayesinde hayır,güzellik ve iyilik vardır.

b- Hidayetin yapılışında yumuşaklık ve incelik vardır. Tıpkı irşat etmek gibidir

c- Hidayet gelişigüzel bir şekilde rehberlik ,yol gösterme değildir.

Allah’ın Hidayete Erdirmesi : Kulun doğru yolu iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın doğru yola girmeyi yaratması demektir.

Kuranda ,insanın iradesi ile, hak olmayan yolu bırakması,hidayete yönelmesi ve sapıklıktan uzaklaşması ile ilgili çok sayıda ayet vardır.                                                                   Allah Yunus Suresinin 108ci Ayetinde Maalen :  “Ey Muhammed de ki:Ey insanlar! Rabb’inizden size gerçek gelmiştir.Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır.Ben sizin bekçiniz değilim.”buyurmaktadır.

Allah Rad Suresinin 33cü ayetinde: “Allah’ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.” .Burulmaktadır.

Peygamberin Hidayete Erdirmesi.

Hidayet Peygamberimize nispet edilirse:Onun hidayete vesile olması ve ona davet etmesi sebebiyledir.

Allah Şura Suresi Ayet:52. ayette mealen: “Muhakkak sen doğru yola rehberlik ediyorsun” buyurmaktadır..Buradaki hidayetten maksat;açıklamak ve davet etmektir.

         Bir kimsenin ,Allah dilemedikçe ,Peygamberin istemesiyle hidayete kavuşmayacağı  

   Kuranda açıkça belirtilmiştir.

Kasas Suresini 56cı Ayetinde maalen : “Ey Muhammed ! Şüphesiz sen,sevdiğini hidayete erdiremezsin.Fakat Allah,dilediğini hidayete erdirir.O,hidayete erecekleri çok iyi bilir.”.

      Bakara Suresinin 272ci ayetinde maalen: “Onları hidayete erdirmek sana düşmez.Allah                                                                                                                                                   dilediğini hidayete erdirir.”.

      Yusuf Suresinin 103cü Ayetinde mealen: “Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar.” burulmaktadır.

    Kuran’ın Hidayete Erdirmesi.

   Hidayet Kurana nispet edilirse:Hidayet bulmaya sebep teşkil etmesi sebebiyledir .

 Allah İsra suresi 9cu Ayetinde mealen: “Muhakkak ki bu Kuran ,en doğruya iletir.(hidayet eder)”  .Buyrulmaktadır.

Hidayet=Rehberlik

Allah’ın  Sapıtması (Delalete Düşürmesi)

Sözlükte Delalet:Doğru yoldan sapmak,yolunu şaşırmak,sapıtmak, kaybolmak, telef olmak,sapıklık ve sapkınlık anlamlarına gelir.

Dini Terim Olarak Delalet:Allah’ın ayetleriyle  ve  peygamberleriyle haber verip gösterdiği doğru yoldan sapmak,ayrılmak , anlamlarına gelir.Kısacası Allah’ın dininden ayrılıp,bir başka dine dönmek demektir.

Allah’ın saptırması demek : Kulun sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın sapıklığı yaratması demektir.

Allah’ın Hidayetinden Uzak Olmanın Sebepleri                      

  a-Yalancılık ve küfürde ısrar etme.

  b-Aşırı yalancılık.  

  c-Zalim ve fasık olmaktır.

Allah’ın  Sapıtması

 Sapıtmak Allah’a nispet edilirse ;Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, Allah’ın sapıklığı kulun nefsinde yaratmasından dolayı Allah’a nispet edilir.

Şeytanın Sapıtması

Sapıtmak Şeytana nispet edilirse; Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, sapıklığa sebep olması nedeniyle de şeytana nispet edilir.

Allah, Nisa Suresinin 119cu ayetinde (şeytanın sözlerini nakletmesi durumunda)şöyle buyurmuştur: “Onları(Allah’ın kulların)mutlaka sapıtacağım,onları behemehal olmayacak kuruntulara boğacağım.”buyurmaktadır..

Putların Sapıtması

Sapıtmak Putlara nispet edilirse; Delalete sebebiyet verdikleri için de putlara da nispet edilmiştir.

Allah H.z.İbrahim’den haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Rabbim Onlar(putlar) insanlardan bir çoklarını yoldan saptırdılar.”.

     Şunu unutmamak gerekir ki bir fiil aynı manada hem kula hem Allah’a nispet edilemez. (söylenemez, ilgilendirilemez,ilişkilendirilemez)  .

                                         

   Hidayeti Kimden İstemeliyiz

a-Hidayeti Allah’tan istemeliyiz.Allah’ın bizlere nasip ettiği hidayeti ömür boyu korumak için İslam Dininin emirlerine uygun işler yapmalıyız.

b-Allah , insanlardan cüzi iradesini doğru olanı yapmak için kullanan ve iyi davranışta bulunanlara hidayeti gösterir.Yani hidayete(aydınlık yola ) ulaştırır.

  Ecel ve Ömür

       Sözlükte Ecel:Müddet,süre gibi anlamlara gelmektedir.Bu kelimeden çoğaltılmış kelimeler Kuranda sözlük anlamına uygun kullanılmaktadır.

       Dini terim olarak Ecel:Ömrün bittiği,dünya yaşantısının sona erdiği zamandır.

       Ömür:İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen sınırlı zaman dilimine verilen addır.

Canlıların Eceli Nasıl Gelir

Her canlının ne kadar yaşayacağı,ne zaman ,nerede ve nasıl öleceği Allah tarafından takdir edilmiştir.Ecelin zamanı değişmediği için ,ecel denilen zaman geldiğinde insan ölür.

Öldürülen Bir Kimsenin Eceli

Ehi Sünnete Göre Öldürülen Bir Kimsenin Eceli:Ehli Sünnet eceli tek olarak kabul eder.Ehli Sünnete göre öldürülen bir kimse eceliyle ölmüştür.Allah’ın takdir ve tespit ettiği ecel ,başka bir varlığın müdahalesi ile değişmez. “Katl” yani (öldürme),  katilin” yani (öldürenin)

Katilin Bir İnsanı Öldürmesi Nasıl Gerçekleşir.

a- “Öldürme” ,  “öldürenin” yaptığı bir işi  olup, sadece öldürme işi ile sınırlıdır.

b-Ölüm ise ; öldürenin ,

öldürme işi sonunda ,

Allah’ın ölümü ,

öldürülen kişi için yaratması suretiyle,

ölmüş kimse ile bulunan bir şeydir.

Açıklama:Yukarıdaki Ehli Sünnetin görüşü doğrudur.Çünkü Allah,kulları hakkındaki ilmine ve iradesine uygun olarak onların ecellerine hükmetmiştir.Şüphe yoktur ki Allah’ın iradesinde öne alma veya geciktirme yoktur.Onun kaza ve hükmünü geri çevirmek mümkün değildir.

Ehli Sünnet bilginlerine göre öldürülen kişi eceliyle ölmüştür.Eğer öldürülen kişi öldürülmemiş olsaydı o anda tabi yolla veya başka bir biçimde ölecekti,yahut ölmeyecekti.Bu hususu belirleyen Allah’ın iradesidir.

Şu halde katil o kişiyi öldürmekle ,ölen kişinin ecelini öne almış değildir.Katilin cezayı hak etmesinin sebebi de;

      Allah, Enam Suresinin.151ci ayetinde mealen : “…kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın.İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir.Umulur ki düşünüp anlarsınız.”. burulmaktadır.

Kul Allah’ın bu ayette yasakladığı bir şeyi işlemesi, kul olarak kendisine verilen gücü (cüzi iradesini) kullanma hususunda dinin haram kıldığı bir davranışı isteme ve yapma yönünde seçimini yapmış olmasıdır.

Onun bu seçimi üzerine  de sünnetullah diye ifade edilen tabiat kanunlarına göre , Allah ,ölüm denen sonucu yaratmış olmaktadır.Allah bu durumu ezeli ilmiyle biliyor olası, kulun iradesinin ,elinden alınmış olması anlamına gelmez.

Bir başka deyişle Ölüm ; öldürülen kimsede Allah’ın yaratılmasıyla hasıl olur.Fakat Allah ölüm sebebine başvurması ve onu kastetmesi yüzünden katili cezalandırır.

Her insanın ömrünü tamamlaması  hakkıdır.Bundan dolayı insan öldürmek büyük suçtur.Bir insan öldüren bütün insanları öldürmüş gibi olur.Bir insanı kurtaran da bütün insanları kurtarmış gibi olur.

Rızk

Sözlükte Rızk:Yararlanılması için verilen bağış ,nasip,yiyecek, faydalanılacak şey demektir.Allah’ın canlılara yiyip içmeleri için lütfettiği her şeydir.

Dini terim olarak Rızk:Allah’ın canlı varlıklara yiyip içmeleri  ve faydalanmaları için verdiği şey demektir.

İnsanın Rızkı

İnsanlar rızklarını helal yoldan kazanmak zorundadırlar. Rızk kazanırken iradelerini kötü yola kullanarak haram yiyenler bunun cezasını görürler.

  Ehli Sünnete Göre Rızk:

Ehli Sünnete göre helal olsun ,haram olsun ,insanın yediği içtiği ve faydalandığı her şey rızkıdır.Rızkın takdiri ,yani canlıların yaşayabilmesi için gerekenlerin tespit edilmesi Allah’a aittir.Rızkını arayıp bulmak ve elde etmek canlılara aittir.

İnsanın Rızkını Bulması

İnsanların haram olan şekil ve yollarla rızkını elde etmesine Allah’ın rızası yoktur.Çünkü haram lokmada hiçbir şekilde hayır yoktur.Haram olan rızklar yaratılma açısından Allah’a aittir , kazanma bakımından kula aittir.Çünkü yer yüzündeki her insanın ve canlının rızkı Allah tarafından verilir.Allah Hud Suresinin 6cı Ayetinde maalen: “Yer yüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı Allah’a aittir.”.Burulmaktadır.

Haram Yiyen Niçin Cezalandırılır.

Kulun haram rızkı geçim yolu olarak seçmesi,ona yönelmesi ve tercih etmesi sebebiyle cezalandırılır. Çünkü Allah kesinlikle her canlının rızkını vereceğini vaad etmiştir.

Ve insanların rızklarını helal yollardan aramalarını emretmiştir.Bu konuda Allah Bakara Suresinin 168ci ayetinde maalen: “Yeryüzündeki şeylerden helal  ve temiz olmak şartıyla yeyin.” Buyurmaktadır.

Kul hırs ve nefsani arzusu sebebiyle cüzü iradesini kullanarak rızkını helal olmayan yoldan arayınca ,Allah da  onu kendisine verir.Fakat yanlış tercih ve emirlerine aykırı hareket ettiğinden dolayı helal olmayan rızk yiyen insanı cezalandırır.

Tevekkül

Sözlükte Tevekkül:Güvenmek,dayanmak,başkasına güvenip dayanmak ve işi başkasına havale etmek anlamına gelir.

Dini terim olarak Tevekkül:Bir amca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak Allah’a güvenmek ve sonrasını Allah’a havale etmektir.

Ahiret Gününe İman

           1-Ahiret :İslam Dininde üzerinde yaşadığımız dünyadan sonra sonsuz bir hayatın olduğu başka dünyaya Ahiret denir.

İslam ininin inanç esaslarının beşincisi Ahiret Günün varlığına inanmaktır.İslam dinine göre  Ahiret Günün varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.

Ahiret hayatı bütün insanlar için kesinlikle vardır.Bu hayatı dünyada yaşamış bütün insanlar yaşayacaktır.Bu hayattan kurtuluş yoktur.İnsanlara düşen bu hayatı daha iyi yaşamak için dünyada iken Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır.Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman ahire hayatı bizi korkutmaz.Rahatlıkla varacağımız ve yaşamayı arzu edeceğimiz bir hayat olur.

Ahiret hayatına hazırlanmak dinimizi güzelce öğrenmek ve fen bilimlerini de iyi öğrenip hayatımızda kullanmakla mümkündür.

2-Ahiret’e İnanmak:Üzerinde yaşadığımız ve bir gün yok olacak olan bu dünyadan başka sonsuz bir dünyanın varlığına inanmaya ahirete inanmak denir.

Ahirete inanmak çevremizdeki olayları iyi değerlendirmek ve akıllı olan herkesin yapabileceği iştir.Tıpkı İslam Dinini emirlerine uymak gibidir.İslam Dinini akıllı ve zeki olan insanlar kabul eder ve yaşar.

 

 İnsanların Ölümden Sonra Dirilmesi

(Ba’s, Haşr ve Mahşer )

1-Kıyametin Kopması:Üzerinde yaşadığımız bu dünya hep böyle kalmayacaktır.Bir gün yok olacaktır.Dünya üzerinde aynı kalan hiçbir şey yoktur.Her gördüğümüz şeylerin bir başlangıcı vardır.Bir de başlangıç ile son arasında yaşadığı bir ömrü vardır.                                  .          Dünya üzerindeki her şeyin son bulma anına ;ölüm anı denir.İnsanlar için olsun ,diğer canlı ve cansız varlıklar için olsun ölüm anı değişmez .Ölüm anı her varlığın geçireceği inkarı mümkün olmayan bir andır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın ve kainatın ölün anına Kıyametin kopması denir.Bu an İsrafil adlı meleğin Sur’a birinci def üflediği andır.

Dünyada ve Kainatta Allah’ın emir olmadan hiçbir şey olmaz.Var olduktan sonra da yok olmaz..Yok olması için Allah’ın emirlerine ihtiyaç vardır.Onların doğması büyümesi ve ölmesi hep Allah’ın izni ve iradesiyledir.Bütün canlı ve cansız varlıkların ömürleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri Allah’ın iznine bağlıdır.                                                             .         Canlı ve cansız varlıkların başlangıç ve son bulmaları arasında geçen zamana Ömür (Hayat) denir .Canlı varlıkların ömrünün belli bir zaman sonra Allah’ın emriyle sona ermesine Ecel denir.

2-Kıyamet :Allah’ın izniyle ömrü tamamlamış insanların canları Azrail tarafından alınır. Böylece ölüm dediğimiz olay ortaya çıkar.Dünya ve kainatın ölümü kıyametin kopmasına baplıdır.Zamanı gelince İsrafil adlı melek Allah’ın emriyle Sur’a üfleyecek ,Alemin düzeni bozulacak,taş üstünde taş kalmayacak ,her şey alt üst olacak ,bütün canlılar ölecek,dünya hayatı son bulacaktır.Buna Kıyamet denir.

 İnsanların Sorgulanması(Hesap ,Sual  ve Mizan

1- Mahşer: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil Sur’a ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecektir.Bütün insanlar ve  canlılar bir yerde toplanarak hesap görecektir.Amelleri Mizanda tartıldıktan sonra herkes yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır.İşte bu işlerin yapıldığı yere Mahşer denir.

2-Mizan:İnsanlar birbirleriyle çeşitli konularda alış veriş yaparlar.Genellikle alış verişlerinde terazi kullanırlar.Kullanılan teraziler insanların  andaki teknik ve kültür seviyelerine bağlıdır.İnsanların bilgisi ve teknik alandaki bilgileri arttıkça alış verişlerinde kullandıkları terazilerin hassaslığı da artmaktadır. Bun çevremize baktığımızda rahatlıkla görürüz.

Sınırlı bir zekaya sahip insan oğlu çok küçük ağırlıkları ölçecek terazi yapabilir.Hatta beynin ve kalbin çalışmalarını dahi rakamlar ve çizgilerle göstererek insanlara bu organların çalışmaları hakkında bilgi verir.Bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Bu bakımdan sonsuz bir ilim ve iradeye sahip olan Allah’ın insanların sevap ve günahlarını tartacak bir terazi yaratması çok kolaydır.

İnsanların Mahşerde sevap ve günahlarının hesaplandığı bizce nasıl olduğu bilinmeyen şeye Mizan denir.Önemli olan mizanın(terazinin) nasıl olduğu değildir.Asıl önemli olan  bizim mizana(teraziye)inanmamızdır.O güne Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayarak hazırlanmamızdır.Allah bizden o güne sevap işleyerek hazırlıklı gelmemizi istemektedir.

3-Ahiret Günü: Kıyamet koptuktan sonra Sur’a İsrafil’in ,Allah’ın emriyle ikinci defa üflemesinden sonra ebedi (sonsuz) olarak devam edecek olan zamana Ahiret Günü denir.

Bu başlayan zamana Ahiret Günü denmesinin sebebi ;sonunun olmamasıdır.Ebedi olarak devam etmesidir.İmtihana tabi olan insanların yaptıklarının karşılığı olan ceza veya mükafatın sonsuz olmasıdır.

            4-Ahiret Alemi:Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile Sur’a İsrafil ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecek ,hepsini mahşer denilen yerde toplayacaktır.Herkes yaptığının karşılığını görecektir.Bu yeni sonsuz aleme Ahiret Alemi denir.Bu aleme Öteki Dünya da denir.

Sonu elen üzerinde yaşadığımız şu dünyayı ve kainatı Allah yaratmıştır.Üzerinde insanların yaşamasını sağlamıştır.Diğer canlıları insana hizmet edecek şekilde yaratmıştır.Etrafımızda ortaya çıkan bütün olaylar ,hep bu alemin geçici olduğunu ispat eder yani açıklar.Bu geçici alemi yaratan Allah sonsuz bir alemi de kolaylıkla yaratır.Sonsuz Ahiret Aleminin yaratılacağına en güzel örnek üzerinde yaşadığımız dünyadır.

5-Ahiret Hayatı: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in sur’a ikinci defa üflemesinden sonra yeniden dirilme il başlayıp sonsuza kadar sürüp gidecek hayata Ahiret Hayatı denir.

Ahiret Hayatı hem bedenle, hem ruhla yaşanan sonsuz bir hayattır.Ahiret hayatından kurtulmak mümkün değildir.Ahiret Günü, Ahiret Alemi ve Ahiret Hayatı birbirinden ayrılmaz .Bu üçü bir bütündür.

Bir hayatın olabilmesi için,o hayatın yaşanacağı güne ve aleme (dünyaya) ihtiyaç vardır.Yaşanan günün ve alemin özellikleri nasılsa hayatın özellikleri de aynıdır.Üçünün birbirine uyması gerekir.Biri veya ikisi sınırlı  olsa (geçici olsa) diğeri de geçici olur. Sonsuz olmaz.Aksi düşüncüler Allah’ın kanunlarına aykırıdır.

6-Ahiret Hayatı İçinde Şu Şeyler Olacaktır:İkinci Sur’a üflenecektir.Sonra bütün ölüler diriltilerek mezarlarından kalkacaklardır.Herkesin ruhu bedenini tanıyarak o ,bedene girecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile Mahşer denen yerde bütün insanlar ve canlılar toplanacaktır.

İyilik yapan ve Allah’a ve Peygamberlerine inanan Müslümanların amel defterleri            sağ taraflarından verilecektir.Günahkar Müslümanların ve kafirlerin amel defterleri sol taraflarından verilecektir.***(Kafirlerin amel defterleri sol ellerine şöyle verilecektir: Kafirlerin sol elleri ,göğüslerine doğru bükülerek omuz başı ile göğüslerinin biraz yukarısından vücutlarının içinden,vücutlarının arka tarafına  geçirilecek ve arkalarına geçirilen bu sol ele amel defterleri verilecektir.)***.

            Herkesi amel defterinde yaptıklarının bütünüyle yazılı olduklarını görecektir.Bu defterlerde yaptığımız en ufacık şeyler dahi yazılı olacaktır.

Amel defterlerini alan insanlar kurulacak Mizanda(terazide)sevap ve günahlarının tartılmasını göreceklerdir.Herkes sevabının ve günahının ne kadar olduğunu  mizandan öğrenecektir.Bu dünyada insanların hakkını yiyenler Mizan karşısında zülüm ettikleri insanlara sevaplarını vereceklerdir.Sevapları yetmezse zülüm ettikleri kimselerin günahını alarak hesaplaşma işi yapılacaktır.

Böylece herkes hakkını almış olacaktır.Mizan karşısında ki bu hesaplaşmada hiçbir kimseye haksızlık yapılmaz.

H.z.Muhammed daha sonra ümmetinden bir miktar günahkar Müslüman’a şefaat ederek günahlarını bağışlatacaktır.Hesaplaşma işi bittikten sonra Allah’ın emri ile günahsız veya şefaatle günahı affedilmiş insanlar iman ettikleri peygamberin havuzlarından su içerek ferahlayacak.Daha sonra da  Sırat köprüsünden geçecekler .Günahsız Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçerek cennete  girecekler.Günahkar Müslümanlar ve kafirler Sırat Köprüsünü geçemeyip Cehenneme düşecekler.

7-Ahirette Müslümanları Susadıkları Zaman İçecekleri Sular:

              a- Mahşer Meydanındaki Havuzlar:Mizandaki hesap görüldükten sonra ,Mahşer meydanında susayan günah işlememiş veya Peygamberimizin şefaatiyle af olunmuş Müslümanlar için Allah bir havuz yaratmıştır.Susuzluk çeken Müslümanlar bu havuzdan su içerek ferahlayacaklardır.

Mahşer Meydanındaki bu havuzların üstün meziyetleri vardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Havuz bir aylık mesafe enlilik ve uzunluğundadır.Suyu sütten ak,kokusu miskten daha güzel olup kadehleri yıldızlar kadar parlaktır.Bundan içen bir daha susamaz.”buyurmuştur.

Ayrıca Mahşer meydanında her peygamberin bir havuzu da olacaktır.Ancak H.z.Muhammed’in havuzu bütün havuzlardan üstün özellikler (meziyetlere) sahip olacaktır.(Züptetül Buhari .Sayfa:1016-Rikka bahsi.).Bu havuzun suyu cennetteki Kevser nehrine gelir.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Kevser nedir? Bilir misiniz?”(diye sorunca sahabeler; “Allah ve Resulü bilir.” Dediler.) “O,cennette bir nehirdir.Rabbimiz azze ve celle onu bana vaat etti.Onda büyük hayırlar vardır.Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır.Kıyamet günü ümmetim ona uğrar ve ondan içerler.Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”buyurmuştur.Mahşer Meydanındaki bu havuzlara Havuzu Kevser (Kevser Havuzu) da denir.

b-Kevser:Cennette Müslümanların susayınca içecekleri bir nehirdir.Ondan içenler Müslümanlar susuzluk duymazlar.Suyu çok tatlı ve üstün meziyetlidir.Kokusu güzeldir.Su içilecek bardakları yıldızların sayısı kadardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Ben Cennette yürürken bir nehir ile karşılaştım.Kıyıları içi delikli incilerden yapılmış kubbelerle dolu .

- Bu ne ?Ey Cibril,dedim

- Bu ,Rabbinin sana ihsan ettiği Kevser’dir.dedi.Bir de ne göreyim;çamuru bal,kokusu en güzel misktendi.” buyurmuştur.(Buhari,Ebu Davud,Tirmizi.).

Bu konuda yine “Kevser” Suresi diye bir sure vardır.Allah bu surede mealen: “Biz hakikaten Sana Kevser’i verdik.Sende Rabbin için namaz kıl, kurban kes.Doğrusu sana buğuz edendir(esas)ebter (olan).(Sonu gelmeyen ve nesli kesik olan asıl o, sana buğuz eden kimsedir . )  buyurmaktadır.

8-Sırat Köprüsünden Şöyle Geçilecektir:Sırat Köprüsü Cehennem üzerine             uzatılmış (Cehennem üzerine kurulmuştur.).O kıldan ince kılıçta keskindir.İnsanlar bu köprüden geçecektir.Müslümanların Sırat köprüsünden geçişleri derece derece olacaktır.Sırat Köprüsünde Müslümanların nasıl ve hangi derece ile geçeceğini ,bu dünyada yaşadıkları hayat belirler.Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamaları Müslümanlara Allah katında derece kazandırır.Her Müslüman Sırat Köprüsünden ,Allah katıdaki derecesine uygun bir süratle geçer.Allah katında Müslümanların kazandıkları üstü dereceler ,Sırat Köprüsünden çok büyük süratle geçmelerini sağlar.

Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyan Müslümanlar Sırat Köprüsünden rüzgar gibi geçer.Allah’ın emirlerine uyarken bir takım hatalar yapmış ve hatası af olunmuş Müslümanlar rüzgardan daha aşağı bir derecede bir süratle Sırat Köprüsünden geçerler.

Yine günah işlemiş ama günahı af olunmuş Müslümanlar rüzgardan da daha aşağı bir derecedeki süratle yani çok yavaş bir şekilde Sırat Köprüsünden geçerler.

Dünya hayatında çok günah işlemiş ve günahı af olunmamış Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçemez,Cehenneme düşerler.Kafirler Sırat Köprüsünden geçemez Cehenneme düşerler.

Cennet

Cennet:Dünyada Allah’a inanıp onu emir ve yasaklarına uyan Müslümanların Ahirette çeşitli mükafatlar  içinde yaşayacakları yerdir.

Allah’ın sayısız nimetleri il dolu olan Cennet Kuran’da anlatıldığına göre ,gökleri ve yeri kaplayacak kadar geniştir.İçinden çeşitli ırmaklar akan,bahçeleri vardır.Dünyada yaşarken iyilik etmiş ,Allah’a inanmış onun emirlerine uygun bir ahlaka sahip olmuş Müslümanlar Cennetteki bu nimetler içinde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığınca(yani çok küçük ölçüde) iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.”(Zilzal Suresi.Ayet:7) buyurmaktadır.

 Cehennem

 Cehennem:Dünyada Allah’a inanmayanların ve Müslüman olmayanların azap görecekleri ve içinde temli kalacakları,günahkar Müslümanların ise suçları kadar içinde kalacakları ve azap görecekleri yerdir.

Allah’a inanmayanlar ebedi olarak cehennemden hiç çıkmayacaklar.Allah’a inanan günah işleyip tövbe eden Müslümanlar eğer Allah’ın affına ve bağışlamasına nail olmazlarsa suçları kadar ceza çekmek için cehenneme girecekler.Cezalarını çektikten sonra hemen Cennet’e girip orada sonsuza kadar kalacaklar.Allah Kuran’da mealen: “Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet: 8) buyurmaktadır.

A-Ahiret Gününe Niçin İnanırız?

Ahiret Gününe İslam Dininin emri olduğu için inanırız.Ahiret Gününe inanmak İslam Dininin iman esaslarının beşincisi olduğu için inanırız.Yine Ahire Gününü inkar etmenin imkansız olduğunu bildiğimiz için inanırız.Bir başka alem yaratmanın Allah için zor olmadığını bildiğimizden inanırız.

a-İnsanın Yaşamının Kısımları:

                   1-Ruhlar Alemindeki Hayat:İnsan oğlu bir bedenle dünyaya gelmeden önce vardı.Ama bu varlığı ruh şeklindeydi.Ruhlar aleminde yaşıyordu.Allah’ın iradesiyle kaderi belirlenmiş, hangi ana ve babadan dünyaya geleceği tayin edilmişti.İlahi iradenin ortaya çıkması (tecellisi) neticesinde zamanı gelince kaderi ortaya çıktı.Ana ve babasının bedeninden dünyaya gelerek ,dünya hayatına ruh ve beden olarak başladı.  Böylece kaderi Allah tarafından yaratılarak ortaya çıktı.Yani kazası gerçekleşti.

2-Dünya Hayatı:Dünya hayatı bit takım çağlardan meydana gelir.Bunların ilki çocukluk çağıdır.Bu çağ anamızdan doğduğumuzdan itibaren buluğ çağına gelinceye kadardır. İnsan çocukluk çağında hayata hazırlanır.Temel dini ve dünya ile ilgili bilgileri öğrenir.Kendini hayata hazırlar.

Buluğ çağından ölünceye kadar ise yaptığı her şeyden,hem dünyada ,hem ahirette hesap verir.İyi işler yapmışsa mükafat kazanır.Kötü işler yapmışsa ceza alır.

Dünya hayatı ölümle ruhun bedeni terk etmesiyle sona erer.Ölen kişinin ruhu ruhlar alemine giderek Kabir Hayatını yaşamaya başlar.

3-Kabir Hayatı.

a- Kabir Hayatı Nedir?: İnsan öldükten sonra yeniden dirilmeye kadar geçireceği zamana Kabir Hayatı denir.Ölen insanın Kabir Hayatını yaşaması için cesedinin kefenlenip mezara konmasına ihtiyaç yoktur. Ölenin cesedi mezara konmasa,çeşitli hayvanlar tarafından yenilse,parçalansa da Kabir Hayatı yaşanacaktır.

Yine yanıp kavrulup kül olsa,buhar veya gaz haline gelse de ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.Dünya atmosferinden çıkarılıp uzay boşluğuna bırakılsa da ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.

Çeşitli şekillerde ilaçlanıp çürütülmeden saklansa da ölen Kabir Hayatı yaşayacaktır.Yaşanan bu Kabir Hayatı manevi bir hayattır.

Bu manevi hayatı ruh ve beden birlikte yaşar.Bu hayat bizim dünya ölçülerimize uymaz.Kabir Hayatına Berzah Hayatı da denir.Bu hayat dünya hayatı ile Ahiret Hayatı arasında bir hayattır.Bütün insanlar Kabir Hayatını yaşayacaklardır.

Kabir Hayatı Ahiret Hayatına bir geçiştir.Kabir Hayatında kesinti olmaz.Hiçbir kimse ne şekilde olursa olsun bu hayattan kurtulup dünyaya uzun veya kısa bir süre dahi gelemez.Önünde manevi bir engel (berzah) vardır. Bu engel aşılamaz.Allah’ın yaşamamızı emrettiği kabir hayatını hiçbir kimse bir an dahi olsa durduramaz.Ara verdiremez.Dünya hayatı gibi başladı mı devam eder.Kabir Hayatı kıyamete kadar devam edecektir.

            b-Kabir Hayatının Başlaması:Ölen kimsenin ruhu cesetten (vücuttan)çıktıktan sonra ruhlar alemine gider.Daha sonra Allah’ın emri le manevi olarak cesedine (vücuduna)geri döner.Ruh bedenle birlikte manevi olarak Kabir Hayatına başlar.Bu dönüşle Kabir Hayatının ilk başlangıcı olan Münker ve Nekir adlı meleklerin kabir soruları ile karşılaşır.

-Meleklerin Rabbin kim ? sorusuna,  “Rabbim Allah..”.

-Meleklerin Dinin nedir? Sorusuna. “Dinim İslam”.

-Meleklerin Kitabın hangisidir? Sorusuna. “Kitabım Kuranı Kerim”.

-Meleklerin Peygamberin Kimdir? Sorusuna. “H.z.Muhammed (a.s.) ” .

-Kıblen neresi? Sorusuna “Kabe”.

Diye cevap verir.Allah’ın emir ve yasaklarına uyan Müslümanlar.O zaman ölen kişinin kabri genişler.Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.Cennet nimetlerini tadar.

Dünya hayatında Allah’ın emirlerine uymadıkları için bir kısım Müslümanlar bu sorulara cevap veremezler.İşte o zaman bu Müslümanları kabirleri sıkıştırır.Kıyamete kadar Kabirlerinde Cehennem azabının bir çeşidini çekerler.

Kafirler Münker ve Nekir meleklerin bu sorularına hiç cevap veremezler.Kabirleri cehennem çukurlarından bir çukur olur.Kıyamete kadar azap görürler.

İnsanlara ; sabah ve akşam kabirlerinden açılan bir pencereden , Ahiretteki yeri cennetse cennetten, cehennemlikse cehennemden gösterilir.Ve kendisine gösterilen bu yerindeki hayatı kabrinde yaşar.Kıyamet Kopuncaya kadar ,kabrinde bu yaşayışına devam eder.Bu hayatta kesini ve ara verme olmaz.İnsan yaşayacağı kabir hayatından kurtulmak istese dahi kurtulamaz.Bu hayattan geri dönülmez.Kıyamete kadar aynen devam eder.

c-Ruh ve Beden İçin Kabir Hayatı Manevi Bir Hayattır: Kabir Hayatını ve Kabirde insanların yaşayacağı hayatı ,şu dünya ölçülerine göre anlatmak imkansızdır.Kabirde hem ruh ,hem bedene azap vardır.Dünya gözüyle göremeyiz.Mezarı açsak çürüyen beden görürüz.Dünya gözü ve dünya duygularıyla manevi hayatı görmek mümkün değildir.İnsanlar dünya hayatının dışındaki hayatları gözleri ve duygularıyla görecek şekilde yaratılmamıştır.Kabir hayatına inanılır.Sebebi de bu hayatın manevi bir hayat oluşudur.Ruh ve Beden Kabir Hayatını dünya ölçülerinin dışında manevi bir şekilde yaşar.Bu hayat dünya ölçülerine uymaz.

Allah daha değişik Kabir Hayatını hem ruha ,hem bedene rahatlıkla yaşatır ve yaratır.Bu hayatı yaratmak Allah için çok kolaydır.Her gün uyuduğumuzda gördüğümüz rüyalar bizim hem ruhla, hem bedenle yaşadığımız manevi bir hayattır.Bu rüyaları yaratan ve yaşanmasına izin veren Allah’tır.

Rüyalarımızda bazen vücudumuzun bazı yerleri yanar,kesilir,acır.Biz bazı canlıları öldürürüz.Bazen sevdiğimiz güzel şeyleri yeriz.Kısacası rüyamızda bedenimiz ve ruhumuz bazen acı duyar.Bazen lezzet duyar.Bunların hepsi manevi şeylerdir.Uykudan uyandıktan sonra, bu saydığımız şeylerden hiçbir eser göremeyiz.Çünkü bizler uykumuzda ;ruh ve beden olarak manevi bir hayat yaşamışızdır.

Kabir Hayatını öğrenirken rüyalar alemini unutmamalıyız.Böylece manevi olarak,hem ruh hem bedenle yaşanan Kabir Hayatını daha iyi kavrarız.

d-Kabir Hayatının Bitmesi:Zamanı gelince Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’a üflemesiyle Kıyamet Kopar.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’ ikinci defa üflemesinden sonra Ahiret Alemi kurulur.Ve Ahiret Hayatı başlar.Böylece İsrafil’in         ikinci defa  sur’a üflemesinden sonra Kabir Hayatı sona ermiş olur.

Bu konuda Allah Kuran’da mealen: “Sur’a üflenince Allah’ın dilediği bir yana,gökteki olanlar yerde olanlar baygın düşer.Sonra Sur’a bir daha üflenince hemen hepsi ayağa kalkıp bakışır dururlar.”.(Zümer Suresi.Ayet:168) buyrulmaktadır.

e-Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları:Ahiret Gününe inanan insanlar huzurludur.Bu insanlardan meydana gelen milletlerin kanun ve adalete uymaları eksiksizdir.Kimseye haksızlık yapılmaz.Herkes huzurlu ve mutludur.

Ahiret gününe inanmayan insanlar için bu dünya çekilmez duruma gelir.Bu  insanlardan meydana gelen milletler huzursuzdur.İnsanlar ufacık menfaatleri için her türlü rezilliği rahatlıkla yaparlar.Kanun hakimiyetini sağlamak imkansızdır.

 

S   O   N

 

 

 

 

 


Nebe Suresi Tefsiri

 

 

Nebe Suresi Tefsiri

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Nebe: Çok önemli haber. Mühim haber demektir. Özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğinin başladığının haberidir. Kuran’ın ve H.z.Muhammed’in peygamber olarak insanlara bildirdiği Kıyametin kopacağı, herkesin yaptıklarının karşılığını ahirette göreceği haberidir.

Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek demektir. Yeryüzü de insanlar için önceden döşenmiş bir döşek gibidir.

Evtad: Yere veya duvara çakılmış kazık demektir. Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için birer kazık görevi görürler.

Sebt: Sözlükte; kesmek demektir. Rahta ve huzur günü olması sebebiyle“Cumartesi Gününe”, İsrail Oğulları  “Sebt” demişlerdir. Yani rahat ve huzur günü demişlerdir. Çalışılmayıp rahat edilen gün demekir.

Sübat: Sükun, rahat, dinlenme, koyu bir uyku, ölüm demektir. [Gece iş yapmayı ve hareketi kestiği; insanlar dinlendiği, huzur bulduğu için bu adla adlandırılır. İnsan uykusunda ruhu kendisinden ayrılmamış diri olduğu halde; şuursuz ölü gibi sükûnette olur. Bir başka söyleyişle;İnsan ve canlılar uyku halinde yaratılışları gereği çevrelerinde olan şeyleri değerlendiremezler ve her türlü hareketi de yapamazlar. Kısacası insan uyku halinde tam bir dinlenme durumundadır. Bu durum da gecenin yaratılış hikmetine uygundur.

Vehhac: Yanan parlak demektir.

Vehhac: Aşırı derecede alevli olduğu için, çevresine kıvılcımlar ve alevler saçan,yanıcı ve çok parlak şey demektir.Aydınlatan ve ışık saçan şey demektir.

Seccac:Şiddeli dökülen demektir.

Kevakib:Memesi belirmeye başlamış ve biraz kabararak yukarıya kalkmış kız demektir.

Dihak:Dolu demektir.(Buradaki dolu ;su ile dolu bir şey demektir.).

Libas:Elbise .Giysi.Örtü.

Maişe:Yaşamak ,geçinmek ve çalışıp kazanma zamanı.

Sebı Şidad:Yedi sağlam (gök).

Sirac:Lanba,kandil.Güneş.

Vehhac:Pırıl pırıl yanan.

Musırat:Yağmur yağdıran bulutlar.Bulutları sıkıştırıp yağmur yağdıran rüzgarlar.

Seccac:Şarıl şarıl su akıtan .

Mihad:Beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek.

Evtad:Yer veya duvara çakılmış kazık demektir.

Elfafa:Girift,sarmaş dolaş.Dalları bir birine girmiş.

Migaten:Tayin edilen bir zaman.Oraya çıkağı günü belirlenmiş bir zaman.

Mirsad:Gözetleme yeri.Meleklerin kafirleri bekledikleri bir gözetleme yeri.

Meab:Dönüp varılacak son yer.

Hukub:Belirsiz bir süre.Kimsenin bilmeyeceği kadar uzun bir süre .Bu süre bazı hadislere göre ;hukub;seksen(80)yıllık süreye denir.Bazı hadislere göre ise üç yüz(300)yıllık süreye denir.Yine hukub’un kırk (40;)yıl veya otuz(30)bin yıl olduğu da söylenir.

Hasanı Basri’ye göre ise hukub kimsenin bilemeyeceği kadar uzun zamandır.

Maaben:Ağzınlar için dönüp varılacak son yer.

Ahkaba:Asır (yüzyıl)gibi uzun seneler demektir.Sonu gelmeyen seneler.Bu uzun senelerin ne olduğu konusunda din bilginleri arasında çeşitli görüşler vardır.Bu ayet kafirler için geldiğinden dolayı onlar orada uzun seneler kalacaklardır.Kafirler için geldiğinin delili de bir sonraki ayettir.Allahü Teala bir sonraki ayette maalen: “Ayetlerimizi yalanladılar.” buyurmuştur.

Berda:Hava serinliği veya uyku.

Hamim:Sıcak kaynar su.

Gassak:Cehennem ehlinin cesetlerinden dökülen kan ,irin .

Gassak:Dayanılmayacak derecede dondurucu soğuk su

Mefazan: Halas ve zafer demektir. Korkulardan, acılardan kurtulup muratlara ermek demektir. Yani büyük kurtuluş, büyük istek; ebedi azaptan kurtulmaktır. Cennette kavuşmaktır. Her türlü azgınlık ve hırstan şuurlu olarak kurtulmak ve cennete kavuşmaktır.

Bu kelimenin sonundaki tenvin tazim içindir. Yani kurtuluşa erenlere saygı gösterme ve büyümek değer vermek içindir.

Hadika:Suyu olan ve her türlü meyve ağaçlarını ve çiçekleri olan etrafı duvarlarla çevrili bulunan bostan ve bahçe demektir.

A’nab:İneb’in çoğuludur.Üzüm demektir .Burada üzüm bağları anlamındadır..

Etraban:Hep(daima,devamlı ,sürekli) bir yaşta demektir.

Ataen: Büyük bir ihsan ve ikram.Luttuf

Ke’sen Dihak:Dopdolu kadeh.

 

 

 

                              Nebe(Amme) Suresi

Nebe Suresinin Surenin Tanıtımı

1-Nebe’ (Amme) suresi Mekke’de inmiştir. Kırk(40) ayettir. İniş sırasına göre seksenin (80)ci suredir. Mushaflardaki resmi sırlanışa göre ise yetmiş sekizin(78)ci suredir. Bu sure bir defada inmiştir.

2-Kıyamet, öldük­ten sonra dirilme ve haşr(mahşer meydanında toplanma) hakkında bilgiler verir .

3-Allah’ın kudretini gösteren delilleri açıklar. Kainattaki her türlü şeyi  yaratan Allah’ın, insanı öldükten sonra tekrar kolayca yaratacağını açıklar.

4-Öldükten sonra dirilmeyi ve insanın ömrünün sınırlı olduğunu anlatılır.Kıyamet koptuktan sonra insanların mahşer meydanında toplanıp hesaba çekilecekleri bildirilir.Kullar arasında herkes yaptığının karşılığını o gün görecegin bildirir.

5-Amel defterleri dağıtılıp hesap görme işi bittikten sonra; kâfirler için hazırlamış olan ce­hennemden ve oradaki azap çeşitlerini açıklar.

6-Daha sonra takva sahibi mü’minler ve  Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu çeşitli nimetler anlatır.

7-Sûre, kıyamet gününün dehşetinin anlatılması ile sona erer.

 

Nebe Suresinin Ayet Mealleri

 

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?

2. Büyük haberden mi?

3. Ki onlar onda ayrılığa düşmüşlerdir.

4. Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!

5. Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!

6.Yapmadık mı biz,şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

7. Dağları birer kazık ?

8. Ve  sizi çift çift yarattık.

9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10. Geceyi (karanlığıyla sizi sizi örten) bir örtü yaptık.

11. Gündüzü de geçim  zamanı yaptık.

12. Üstünüzde yedi sağlam gökyüzü bina ettik.

13. (Oraya) parıl parıl parlayan bir lamba(güneş ve yıldızlar)  astık.

14.Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,

15.Ki onunla çıkaralım :dane,bitki,

16.Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.

17. Şüphesiz adaletle hüküm verme günü, belir­lenmiş bir zamandır,

18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelir­siniz.

19. O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.

20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

21.Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

22.Azgınların varacağı yerdir.

23.Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24.Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar.

25.Yalnız kaynar su ve irin (içerler);

26. Yaptıklarına uygun karşılık olarak.

27. Çünkü onlar hesap (görüleceğini) ummazlardı.

28. Bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlar­dı.

29. Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdir.

30. (Bundan sonra onlara), “Tadın (azabı!) Size azaptan başka bir şeyi çoğaltmayacağız!” denilir.

31.Korunanlar için de mükafat vardır.

32.Bahçeler ,bağlar,

33.Gögüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,

34.Ve dolu kadehler

35.Orada ne boş söz, ne de yalan işitilir.

36.Rabbinden bir karşılık,yeterli bir bağış olarak.

37. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli(Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.

38.O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.

39. İşte bu, hak gündür. artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.

40. Biz  sizi,pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.

 

                         Nebe Suresinin Tefsiri

1ci ayet: “Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?”

O inkârcılar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? Müşrikler kendi aralarında, öldükten sonra dirilmeyi birbirlerine soru­yorlar; inkâr ve alay maksadı ile hep bu konulardan söz ediyorlardı. Dolayısı ile olayın önemini, dehşetini ve müşriklerin bu tutumlarından dolayı muha­tapları hayrete düşürmeyi ifade etmek için söz soru şeklinde söylenmiştir.

2ci ayet: “Büyük haberden mi?”

     Büyük haberi, çok büyük haberi, mühim veya çok önemli haberi mi soruyorlar?   Mekkeli müşrikler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara öldükten sonra dirilmeyi sorarlardı. Bu büyük haber, özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğe başladığının haberidir. H.z.Muhammed’in, bir peygamber olarak ve Kuran ayetleriyle ve peygamber olarak insanlara bildirdiği birinci sur’a üfürülmesiyle birlikte kıyametin kopacağı bütün canlıların öleceği haberi dir. İkinci defa sur’a üfürüldükten sonra yeryüzünde yaşamış olan bütün canlıların ve insanların dirilerek mahşer meydanında toplanacakları ve hesap görüleceği haberidir. Bütün insanların amel defterlerini aldıktan sonra mizan karşısında yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde görecekleri haberidir. Bütün canlıların hakkını birbirinden alacakları haberidir.

Kısacası; H.z.Muhammed’in peygamber olarak görevlendirildiği haberidir. Kuran’ın Allah’ın hak kitabı olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatının var olduğu haberidir. Birinci defa sur’a üfürülmesiyle kıyametin kopmasının gerçek olduğu haberidir. İkinci sur’a üfürüldükten sonra ahret hayatının ve ahiret gününün başlayacağı, mizanın var olduğu haberidir. Cennet ve cehennemin var olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatı ve cennet ve cehennem hayatının var olduğu haberidir.

3cü ayet: “Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.”

Meydana gelip gelmeyeceği hususunda şüpheye düşen ve onu yalanlayıp inkâr eden olarak ikiye ayrıldıkları olayı mı sorup duruyorlar?

Müşrik Arapların hepsi kâinatı yaratan Allah’ın varlığını kabul ederlerdi. Ancak bir bölümü ahrete inanmazlardı. Ölümle her şeyin bittiğini sanırlardı. Öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye bir şeyin olmadığına inanırlar ve ahreti yalanlarlardı.

Bir kısım müşrik Araplar ise Ancak ahrete, ölümle her şeyin bitmediğine, öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye şeylerin olabileceği konusunda şüphe içindeydiler. Ve bu konuda kendi aralarında sürekli tartışırlardı.

İleride ortaya çıkacak ahiret günü hakkında Müslümanlar inanarak, bu konuyu öğrenmek için peygamberimize soru sorarlardı.

Bir konu hakkında ihtilaf etmek yani görüş ayrılığına düşmek o şeyin ileride bize zarar veya fayda vereceği düşüncesindendir. İnsanlar ileride kendilerine zarar veya fayda verecek bir hesap verme gününün olabileceğini sezdikleri zaman o konu hakkında içlerini rahatlatacak bazı düşüncelere sarılırlar. Aynı şeyleri söyleyen arkadaşlarıyla görüş ayrılığına düşerler.

Kısacası bazen arkadaşlar arsında çeşitli ihtilaflar çıkar. Bu ihtilaflar da varlığı veya yokluğu hakkında konuşulan şeyin varlığına işarettir. İnsanoğlu yaratılmış şeylerin varlığını kabul veya ret eme konusunda fikirler ileri sürer. İnsan beyni Allah’ın yaratığı şeyleri düşünür. Düşündügü şeyleri çeşitli sebeplerden dolayı kabul eder. Gereğini yerine getirir. Yine işine geldiği şekilde düşündüğü şeyleri ret eder. Çünkü çıkarları o şeyin var kabul edilmemesini gerektiriyordur. Allah’ın yarattığı bir şeyin yok olduğunu söylemekle o şey yok olmaz. Allah’ın yaramadığı bir şeyin de var olduğunu söylemekle o şey var olmaz. Yaratılmış şeyleri kabul etmemekle sade gönlümüzü rahatlatırız. Başka bir şey yapamayız.

Öldükten sonra dirilme hakkında soru soran kimseler hakkında tefsircilerin görüşleri şunlardır:

1-Mekkeliler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara bu büyük haberi (öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

2- Müslümanlar bilgilerini artırmak, kâfirler alay etmek için Peygamberimize; bu büyük haberi(öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

4cü ayet: “Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!”

Hayır, hayır! O yalanlayıcılar öldükten sonra dirilme hakkında birbirlerine soru sormaktan sakınsınlar. Dirilme olayının gerçek bir olay olduğunu ve alay etmelerinin de sonucunu gördükleri zaman işin hakikatini anlayacaklar. Ahiret günü gelip çattığında ayrılığa düştükleri günün geçek olduğunu anlayacaklar. Kendilerine verilen cezaları görürler. Cehennemin nasıl bir ceza yeri olduğunu görürler. Ahiret gününe inanıp güzel amel işlemediklerine pişman olurlar amma iş işten geçer.Şunu hemen belirtelim ki Ahiret günü güzel amel işlemediği için kafirleri nasıl pişman oluyorlarsa günahkar Müslümanlar da o kadar pişman olurlar.

5ci ayet: “Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!”

Bu şekilde bir hitap olayın korkunçluğunu ifade etmek suretiyle önceki ayete geçen Allah’ın tehdidini pekiştirir. Kısacası Ahiret günü başlarına gelecek olan azap ve cezayı ya­kında göreceklerdir. Ahiret günü geldiğinde nasıl bir şey olduğunu daha iyi anlayacaklar.

Bu ayetlerden sonra susmaları için Allah, Kâfirlerin inkâr ettiği, öldükten sonra dirilme hakkında aleyhlerine delil getirdi. Daha sonra da Allah kudretini gösteren delillere işaret etti. Kısacası kâinatı yoktan yaratan Allah, öldükten sonra insanı yeniden kolaylıkla diriltmeye gücü yeter fikrini insanlara altıncı ayetten başlayarak anlattı.

6ci ayet:“Yapmadık mı biz, şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

İçinde oturduğunuz şu yeryüzünü, üzerinde yerleş­meniz ve etrafında dolaşmanız için beşik haline getirmedik mi? Üzerinde yerleşmeniz çeşitli şeyler ekmek suretiyle geniş ovalarından yararlan­manız maksadıyla, yeryüzünü sizin için yatak ve yaygı gibi yapmadık mı? Denerek insan için yeryüzünün özenle hazırlandığı ve insanın yeryüzünden kolaylıkla yararlandığı ortaya konmaktadır. Beşik nasıl çocuğu özenle korursa, yeryüzüde insanı her türlü sıkıntıdan koruyacak şekilde yaratılmıştır.

7ci ayet: “Dağları birer kazık ?”

Sizi sarsmaması için evin direklerle sabit kılındığı gibi, yeryüzünü sabit tutacak dağlan kazıklar gibi yapmadık mı? Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için bir kazık görevi görürler. Bu yüzden insanlar yeryüzünde korkusuzca dolaşırlar. Her an deprem kokusu içinde yaşamazlar. Ayrıca dağlar hava akımlarının belirli yönlerde hareket etmesini sağlayarak daha birçok fayda sağlarlar.

İbn Cüzey şöyle der: Dağlar yeryüzünün sarsılmasına mâni olduğu için, Yüce Allah onları kazıklara benzetti.

8ci ayet: “Ve sizi çift çift yarattık.”

Yeryüzü üzerinde hayatın devam etmesi, cinsî münasebet ve çoğalma işinin düzgün olması için sizleri erkek ve dişi diye sınıflara ayırdık. Burada çift yaratılma denince her türlü şey de bu çift yaratılmanın içine girer.

9cu ayet: “Uykunuzu dinlenme yaptık.”

Uykuyu bedenleriniz için bir dinlendirme vasıtası ve meşguliyetlerinizi kesici kıldık. Uyku sayesinde, gündüzleri yaptığınız işlerin yorgunluğundan kurtulursunuz. İnsan nasıl uyumaya başladığının farkına varamaz. Yine nasıl uykudan uyanıklık haline geçeceğinin farkına varamaz.İnsan uyurken ne bir düşünce ne de bir duyarlılık içindedir.Tam bir sükunet içindedir.Yine bütün canlılar günün belirli bir saatinde uyumak zorundadır.Aksi halde uzun süre uykusuz kalan canlılar ölürler.Şunu da unutmamak gerekir ki her canlının uyku hali kendi yaratılışına özel bir durumdadır ve uyku süreleri ve şekli de başka başkadır.Gerek insanlar için gerek diğer canlılar için uyku bir sükunet hali ve dinlenme durumudur.Uyku halinin uzunu veya kısası içinde bulunduğumuz duruma göre insanları güçlendirir ve kuvvetlendirir.

Uyku insanı hafifletir. Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanlar savaş öncesi gecesinde uyumadan önce korku ve heyecan içindeydiler. O gece uyuyup ertesi gün uyandıklarında son derece hafiflemişler korku ve heyecanları gitmişi. Bu durumu, Allah Enfal suresinin on birinci (11ci) ayetinde malen : “Allah katından bir güven işareti olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.”diye açıklar. Yine Ali İmran Suresinin elli dördüncü(54cü) ayetinde malen: “Kederden sonra ,bir takımınızı kendinden geçirmeyecek huzur ve emniyet indirdi.” diye açıklar.

Uykunun eksiksiz olabilmesi için gencin karanlığı insanlar için bir nimetidir. Uyku gecenin karanlığı içinde her yönüyle uyunarak yaşanır.

Zemahşeri ve bazı tefsirciler: “Sizi geceleyin ölü gibi uyutan odur.” mealindeki Enam Suresi altmışıncı(60cı)ayetinin anlamına uygun olarak, uykunun “Bir ölüm gibi olduğu anlamını”  benimsemişlerdir.

Allah Zümer Suresinin 42ci ayetinde mealen: “Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uyudukları sırada alır.”buyurmaktadır. Bu ayete göre uyku bir çeşit ölümdür. Kısacası uyku küçük ölümdür denebilir. Uykuda ruh bedenden kısmen ayrılır. Ölümde ise bütünüyle ayrılır. Uyurken insan ölmüş gibi bilinçsizdir.

10cu ayet:  “Geceyi (karanlığıyla sizi örten) bir örtü yaptık.”

Geceyi, elbisenin sizi örttüğü gibi, karanlığı ile sizi örten ve kaplayan bir elbise gibi yaptık. Elbise, giyeni örttüğü gibi, gecenin karanlığı da sizi örter. Gizli kalması gereken yerlerinizi gizler. Güneş ışığından ve ısısından sizleri korur. Gecenin karanlığı her türlü canlının dinlenmesi ve rahat etmesi için bir nimettir.

İbn  Cüzey  şöyle  der:  Elbise,  insan vücudunu gözlerden koruduğu için, Yüce Allah, geceyi elbiselere benzetti.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Geceye insanın sırtına giyilen iç çamaşırı anlamı vermekten, geceyi insanı örten bir yorgan gibi kabul edip, yorgan anlamı vermek daha uygundur. Çünkü gece insanı her şeyden gizlediği gibi bir takım işlerini yapmaya da yardımcı olur.”der.

11ci ayet:  . “Gündüzü de geçim zamanı yaptık.”

Gündüzü de geçiminizi sağlamak, ticaret ve diğer işleriniz için bir sebep kıldık. İhtiyaçlarınızı gidermek için gündün sağa sola gidersiniz. Dinlenmek için gece karanlık, gündüz aydınlık yapılmıştır. Ayrıca insanın haricindeki bütün canlı varlıklarda gece uyur dinlenirler. Gündüzün varlıklarını devam ettirmek ve karınlarını doyurmak için çevrelerinde dolaşırlar. Yaratılışlarına uygun gelen her türlü hareketi yaparlar.

İbn Kesîr şöyle der: İnsanlar gündüzün geçim, kazanç, ticaret ve diğer şeyleri temin için, sağa, sola gidip gelmek suretiyle dolaşabilmeleri için gündüzü aydınlık kıldık.

12ci ayet:  .  “Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.”

Ey İnsanlar! Üzerinizde, sağlam yaratılmış ve eşsiz yapılmış, son derece muhkem ve sağlam yedi gök yaptık. Onlar asırların ve zamanların geçmesinden etkilenmez. Kudretimizle onları yeryüzüne bir tavan gibi olmaları için yarattık.

Göğün son derece sağlam özelliklerde olduğunun bildirilmesinin sebebi; insanların yaptığı binalar gibi zaman içinde çürümeyeceğini, yıkılmayacağını açıklamak içindir. Göğün son derece sağlam yapılı olduğunu kesinlikle insanlara açıklamak içindir.

13cu ayet: “ Ve (Orada) parıl parıl parlayan bir lamba (güneş ve yıldızlar)   yaktık.”

Sizin için, aydınlatıcı bir güneş yarattık. Onun ışığı, bütün yeryüzündekiler için parlar ve onları ısıtır. O daima sıcak ve ısıtıcıdır.

14cü ayet:  “Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,”

Yağmur yağdırma zamanı gelmiş olan bulutlardan çok ve kuvvetli akan su indirdik. Kısaca birbirini sıkıştıran bulutlardan şarıl şarıl sular indirdik. Bir başka söyleyişle bulutları birbirine yaklaştırıp yoğunlaştıran, sıkıştıran rüzgârlar vasıtası ile gökten su indirdik demektir.

15ci ayet: “Ki onunla çıkaralım: dane, bitki,”

Bu yağmurla, insan ve hayvanlara gıda olması için, yeryüzünde biten çeşitli hububat ve ekinleri çıkaralım diye bu suyu indirdik. Yeryüzünde ölü olan topraktan yağmur suları vasıtası ile onlardan yararlanacak her türlü canlı için gerekli bitkiler yetişir. İşte gökyüzünden indirilen yağmurun gerçek hikmet ve gayesi budur.

16ci ayet: “Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.”

Ağaçlan ve dalları çok, ağaçlarının birbirine yakınlığı ve dallarının çokluğundan dolayı birbirine girmiş bağ ve bahçeler yetiştire­lim diye o suyu indirdik.

Allah, öldükten sonra dirilme ve haşirin mümkün olduğunu gösteren apaçık bir delil olarak, kudretini gösteren bu dokuz delili yukarıdaki ayetlerde anlattı.

Bu dokuz (9) delil kısaca şunlardır:

1-Yeryüzünün beşik yapılması.

2- Dağların kazık yapılması.

3- İnsanların çift çift yaratılması.

4- Uykunun dinlenme vasıtası yapılması.

5- Gecenin örtü yapılması.

6- Gündüzün geçim zamanı yapılması.

7- Yedi kat gökyüzü yapılması.

8- Gökyüzünde parıl parıl parlayan güneşin yaratılması.

9-Yağmurun yağması ile yeryüzünde çeşitli bitkilerin, bağ ve bahçelerin yetişmesi.

Bu saydığımız şeyleri ve insanları yaratan Allah’tır. Bu şeylere gücü yetenin, insanlar öldükten sonra onları dirilt­me ve hayat vermeye de gücü yeter.

17ci ayet: “Şüphesiz fasıl(adaletle hüküm verme) günü, belir­lenmiş bir zamandır,”

Hesaba çekme ve amellerin karşılığını verme, mahlûkat arasında hüküm verme gününün, Allah’ın ilminde belirli ve sınırlı bir zamanı vardır. Ne öne geçer, ne geri kalır.Bu konuda Allah Mürselat Suresinin yedinci (7ci) ayetinde malen: “Bilin ki size vaat olunan şey gerçekleşecek! “buyrulmaktadır.

Zamanı geldiğinde Allah’ın emri ile sur’a birinci defa üfürülür. Kâinatın düzeni bozulur. Allah’ın dilediklerinin haricindeki her canlı ölür.

Kurtubî şöyle der: Yüce Allah o gün mahlûkat arasında hükmedeceği için ona “yevmul fasl” yani “hüküm günü” dendi. Allah o günü, öncekiler ve sonrakiler için belirli bir zaman olarak belirledi.

Birinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: . “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir….” buyrulmaktadır.

18 ci ayet:  . “O gün Sur’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.”

Ayette sözü geçen bu hüküm günü birinci sur’a üfürülmesi ile ortaya çıkacak olan her şeyin yok olduğu bütün canlıların öldüğü ilk yıkım günü değildir. Yani kıyametin kopuğu gün değildir. Bu hükmetme günü, sur’a, kabirlerden kalkma için ikinci defa üfürüldüğü gündür. Sur’a ikinci defa üfürülmesinden sonra bütün insanlar ve mahlûkat mahşer meydanına, hesap vermek ve amellerin karşılığını almak için bölük bölük, zümre zümre gelip toplanır.

İkinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: “…..Sonra bir daha üfürülecektir. Bir de bakarsınız hep o yıkılanlar kalmışlar, bakıyorlar.” buyrulmaktadır.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sura ikinci defa üfürülünce insanlar uykularından uyanır gibi kalkarlar. Her ümmet önderiyle çağırılır. Çağırılan ümmetler(inanç toplulukları)derhal alay alay, ümmet ümmet, cemaat cemaat, mahşer yerine gelirler.

Her ümmetin önderiyle çağırılacağı İsra Suresinin yetmiş birinci (71ci) ayetinde malen: “ Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.”buyrulmaktadır.

[ Muaz(r.a.) “takım takım” Mahşer meydanına gelmenin tefsirini Peygamberimize sormuş ve şu cevabı almıştır:

“Kıyamet gününde ümmetim on iki (12) sınıf olarak haşredilecektir.

Birinci sınıf: Kabirlerinden karınları yılanlar ve akreplerle dolu haşredilir. Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

İkinci sınıf: Domuz suretinde haşredilir. Bunlar, namazlarında gevşeklik gösterip tövbe etmeden ölenlerdir.

Üçüncü sınıf: Ağızlarından kan gelerek haşrolur. Bunlar, alış verişlerinde yalan söyleyip tövbe etmeden ölenlerdir.

Dördüncü sınıf: El ve ayakları kesik haşrolur. Bunlar komşularına eza edip tövbekâr olmadan ölenlerdir.

Beşinci sınıf: Lâşeden daha pis kokar halde haşrolunur. Bunlar, Allah Teâlâ’dan korkmayıp gizlice günah işleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Altıncı sınıf: Dilleri kesik haşrolunurlar. Bunlar, yalan söyleyen ve yalancı şahitliği yapanlardır ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

Yedinci sınıf: Dilsiz haşrolunur. Bunlar, şahitliği gizleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Sekizinci sınıf: Avret yerlerinden irin ve sarı su akarak haşrolunur. Bunlar zina edip, tövbe etmeden ölenlerdir. Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Onuncu sınıf: Yüzleri kızarmış, gözleri uğramış, dişleri öküz boynuzu gibi sivrilmiş, dudakları karınlarına, karınları da uyluklarına sarkmış haşrolunur. Bunlar, içki içip tövbe etmeden ölenlerdir.

On birinci sınıf: Cüzamlı, baraslı haşrolunur. Bunlar ana ile babalarına asi olup tövbe etmeden ölenlerdir.

On ikinci sınıf: Yüzleri ay’ın on dördü gibi haşrolunur. Sırat’ı şimşek gibi geçerler. Bunlar, hayırlı işler yapıp, namazlarını cemaatle kılan ve günahlarına tövbe ederek ölenlerdir.”buyurmuştur.].

19 ci ayet:  .  “O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.”

Yarıldı çatladı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Sur’a birinci üfürülüşte bugün sağlam bir bina olan şu bizim altında yaşadığımız dünya göğü, o günün dehşetinden her taraftan yer yer yarılır, çatlar ve yıldızlar her tarafa saçılır. Kâinatın düzeni bozulur. Bu olay kıyametin kopmasıdır.

Sur’a ikinci defa üfürülmesi ile yeni bir alem yaratılır. Bu aleme Ahiret alemi adı verilir.Bu ayete anlaşılan olaylar işte bu ikini sur üfürüldükten sonra meydana gelir.Gök yüzü açılır. Çok sayıda kapılar ortaya çıkar.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Gök kapı kapı açıldı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Burada ikinci sur’a üfürülmenin anlaşılması, surenin akışına daha uygundur. Bu ikinci surun üfürülüşü yeniden bambaşka bir “Ahiret Âleminin” yaratılışının başlangıcıdır. Allah bundan sonra yeni bir âlem yaratır. Bu Âleme ; “Ahiret Âlemi” adı verilir. Ahiret Âleminin de bir gökyüzü(seması) ve yeryüzü vardır.

Allah’ın emri ile bu “Ahiret Âleminin”   gökyüzünde kapılar açılır. Gökyüzünde açılan bu kapılardan melekler inecektir. Daha sonra, Ruh(Cebrail) ve melekler saf saf duracaklardır. Açılan bu kapılar sadece meleklerin yeniden yaratılan “Ahiret Âleminin”  yeryüzüne inmesi için değildir. Bu kapılardan Müslümanlar da geçerek Cennete gireceklerdir. Bu kapılar kâfirler için açılmamıştır.

20ci ayet:  “Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.”

Bu konuda tefsir bilginleri şöyle der: Dağlar yerlerinden sökülüp savrulur. Bir serab olmuştur. Hatta bakan, onu bir dağ zanneder, hâlbuki o bir dağ değildir. Savrulan tozdan ibarettir. Bu serap gibidir. Serabı gören su sanır, hâlbuki o su değildir. Böylece serab gibi varlığı ve hakikati olmayacaktır. Bu durum daha önceki sure ve ayetlerde anlatılmıştır.

Taberî şöyle der: Dağlar savrul­duktan sonra, bakan kimsenin gözüne, dağılmış toz duman gibi görünür. Bu çöldeki kimsenin gördüğü “seraba” benzer ki, serabı gören onu su zanneder, oysa gerçekte o bir hiçtir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sur’a birinci defa üflendiğinde kâinatın nizamı bozulur. Her şey ölür.  Yeryüzü ve gökyüzü paramparça olur. Dağlar paramparça olarak toz bulutu haline gelir. Ogün dağlar serab gibi bir hayale dönmüştür. Yeryüzü dümdüz olmuştur. Dağlar daha önceden olduğu gibi yeryüzünde bir kazık gibi çakılı durumlarını ve heybetli görünüşlerini kaybetmişlerdir. Bu olaylar birinci sur’un üfürülüşüne müteakip ortaya çıkan yıkım safhasıdır.

21ci ayet:“Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

Bu ayete kadar olan ayetlerde kıyameti başlatan dehşetli sarsıntı, daha sonra göğün çatlaması, insanların mahşer meydanına koşarak gelmeleri anlatıldı. Bu anlatımlardan maksat kıyametin dehşetini ve korkunçluğunu insan zihninde canlandırmaktır.

Bu anlatılan olaylardan sonra Yüce divanın kurulur, herkes hesaba çekilir, Yüce Divan herkesin hakkını verir. Cennetlikler Cennete, Cehennemlikler cehenneme gider.

Şüphesiz cehennem, kâfirleri bekleyip gözetler. Onun gözetlemesi, insanın, gaflet anında düşmanını yakalamak için gözetlemesine benzer.

Mirsad; gözetleme yeri demektir. Kişinin, düşmanını gözetlediği yerdir. Suçluların gözetlenmesini Tefsirciler şu şekilde açıklar:

1- Cehennem bekçileri olan melekler Mirsad’a(gözetleme yerine) gelerek suçluları gözetlemektedirler.

2-Cehennemin kendisi suçluları gözetlemektedir. Cehennem, alevi ile Allah düşmanlarına azap etmek için gözetler. Üzerinden geçen kâfirleri çekip içine almak için gözetle­mektedir. Bu anlatım ile Cehennem akıllı bir canlı gibi açıklanmıştır.

22ci ayet: “Azgınların varacağı yerdir.”

Cehennem azgın suçluların dönüp gidecekleri evleri ve barınaklarıdır.

23ci ayet:“(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır.”

Cehennemde, sonsuza kadar, birbirinin ardından ge­len asırlarca kalacaklardır.

Kurtubî şöyle der: Asırlar devam ettikçe onlar cehennemde kalırlar. Her asır geçtikçe, başka bir asır gelir. Çünkü ahretin asırları sonsuzdur.

Rabî ve Katâde de şöyle derler: Bu asırlar ne sona erer, ne de biter.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Cehennemin müminlere mahsus katı (tabakası)nın söneceğini bildiren bir hadisin var olduğunu bildirir.”

24ci ayet: “Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar.”

Cehennemliklere rahatça içecekleri bir su verilmeyecektir. Onlardan Cehennem ateşinin sıcaklığını hafifletecek bir soğukluk veya orada susuzluklarını giderecek bir şey içemezler. Onlara ya yakıcı su, ya da dondurucu su yahut da irin gibi sıcak, kokmuş su verilecektir.

25ci ayet: “Yalnız kaynar su ve irin (içerler);”

Ancak son derece kaynar bir su ve cehennem ehli­nin derilerinden akan bir irin içerler.

26ci ayet: “Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”

         Kâfirler cehennem azabı görürken kaynar su ve irinden başka bir şey tatmayacaklardır. Bu ceza ahirette hesap vermeyi ummayanlara, Allah’ın emir ve yasaklarına kulak asmayanlara, yalanlayanlara ve inanmayanlara uygun bir cezadır.

27ci ayet:“Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.”

Muhakkak ki onlar hesap ve cezayı bekle­miyorlardı. Allah’a kavuşacaklarına da inanmıyorlardı. Dolayısıyla Allah onları bu davranışlarına uygun ceza ile cezalandırır.

28ci ayet:“Ayetlerimizi tamamen yalanlamışlar­dı.”

Allah’ın, öldükten sonra dirilmenin olacağını gösteren ayetleri ile Kur’ân ayetlerini şiddetle yalanlıyorlardı.

29cu ayet:  “Biz de her şeyi bir kitapta sayıp yazmıştık.”

Onları, yaptıklarına karşılık cezalandırmamız için, işlemiş oldukları bütün günah ve suçlan bir kitapta (Levhi Mahfuzda)kaydettik.

(veya insanın her hareketi Kiramen Kâtibin adı verilen şerefli melekler tarafından her an amel defterine yazılmaktadır. Belki de bu defter kast edilmektedir.)

30ci ayet: “Şimdi tadın, artık size azaptan başka bir şey artırmayacağız!”

        Ey Kâfirler Topluluğu! Azabı tadın. Yar­dım istemenize karşılık size, azabınızın üzerine bir azap daha katmaktan başka bir şey yapmayacağız.

       Tefsirciler şöyle der: Kur’ân-ı Kerim’de, ce­hennem ehline bu ayetten daha ağır gelen bir ayet yoktur. Çünkü onlar bir azap türüne karşı yardım istedikçe, onlara daha şiddetli bir azap ile karşılık verilir.

31ci ayet: “Muttakiler için de başarı(mükâfat) vardır.”

Kuşkusuz dünyada Rablerine itaat eden iyi müminler için Naîm cennetlerini elde edecek ve cehennem azabından kurtulacakları makamlar vardır.

Bu ayetten sonra Allah, Cennet nimetlerini şöyle açıkladı.

32ci ayet: “Bahçeler, bağlar,”

Muttakiler için, içinde her türlü ağaçların, çiçeklerin ve insanın meyvelerini yemeyi istediği çeşit çeşit üzüm bağları bulunan güzel bahçeler ve bostanlar vardır.

33ci ayet: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,”

Onlar için, göğüsleri yeni çıkarak tomurcuk gibi ka­barmış bakire ve aynı yaşta  kızlar vardır.

34ci ayet: “Ve dolu kadeh(ler).”

Yine takva sahibi müminler için, içi cennet içeceği ile dolu kadehler vardır.

Burada belirtilen cennet içeceğin, bizim bildiğimiz dünya içecekleri ile bir iğlisi yoktur. Sadece bir ad benzerliğidir. Çünkü Cennet nimetleri bu dünya nimetleri ile kıyaslanmaz. Orada günah vasıtaları bulunmaz. Orası bir başka âlemdir. Dolayısı ile dünyada Allah’ın yasakladığı alkollü içeceklerle(şarapla) bir iğlisi yoktur.

35ci ayet: “Orada ne boş söz, ne de yalan işitirler.”

Rabbinden bir mükâfat, bir hediye, bir hesap görme olarak cennette onlar ne boş bir lakırdı ne de birbirlerine karşı yalan işitirler.

Çünkü cennet, esenlik ve selâmet yurdudur. Orada bulu­nan her şey batıldan ve eksiklikten uzaktır.

36cı ayet: “Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.”

Allah amellerine karşılık, kendisinden bir lütuf ve ihsan olarak, onları bu büyük mükâfatla ödüllendirir. Bu mükâfat, rahmeti her şeyi kap­sayan Rahman tarafından verilmiştir.

37ci ayet: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.”

O gün Yüce Allah’ın heybet ve azametinden dolayı, belâyı savma veya azabı kaldırma hususun­da, hiç kimse O’nun la konuşamaz.

38ci ayet: “O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.”

O korkunç günde, Cebrail ve diğer melekler huşu içinde saf olurlar. Allah’ın kendi­lerine konuşma, şefaat ve doğruyu söyleme izni verdikleri dışında onlardan hiçbir kimse konuşamaz.

Sâvî şöyle der: Allah’ın yarattıklarının en üstünü ve Ona en yakın olan melekler, Allah’ın izni olmadan şefaat edemezlerse, diğerleri nasıl şefaat edebilir?

39cu ayet: “İşte bu, hak gündür. Artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.”

Bu, gerçekleşmesi kesin ve mutlak olan bir gündür, Kim iman edip sâlih amel işleyerek, Rabbine giden bir dönüş yoluna girmek isterse, bunu yapsın.

40ci ayet: “Biz sizi, pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.”

Bu hitap, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Kureyş kâfirlerinedir. Yani, biz sizi, meydana gelmesi yakın olan bir azap­la, âhiret azabıyla korkuttuk. Her gelecek yakın olduğu için, Yüce Allah bu azaba “yakın” manasına gelen sıfatını verdi.

O gün her insan, önceden gönderdiği hayır ve şer olarak ne varsa, hepsini amel defterinde yazılmış olarak bulur. Kiramen Kâtibin melekleri insanın yaptığı her şeyi eksiksiz yazarlar. Bu defter mahşer meydanında ait olduğu kimseye verilir. Bu kişi de amel defterine bir itirazda bulunamaz.

Tefsirciler şöyle der: Kâfir, yaratılmamış ve mükellef tutulmamış olmayı isteyerek : “Keşke(dünyada domuz suretinde veya bir başka hayvan suretinde yaşayıp ) toprak olsaydım da, ne hesaba çekilseydim, ne de azab edilseydim.” derler.

Bu şöyle olacaktır. Allah kıyamet günü bütün hayvan­ları haşr eder ve kısas yapar. Boynuzsuz hayvanın hakkım boynuz­ludan alır. Bundan sonra hayvanlar Allah’ın emri ile toprak haline gelirler. Hayvanların toprak olduğunu gören kâfirler, hayvanlar gibi toprak olup cehennemde azap görmemeyi isterler. Ancak onların bu isteği yerine getirilmez Kendilerini bekleyen cehenneme girmekten kurtulamazlar.

S   O    N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

                                           Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Mübarek: Hayır ve bereketi çok, her şeyden yüce ve varlığı ile ezelden sonsuza kadar var olan mahlûkatın sıfatlarından uzak demektir.

Zat: Varlığı demektir. Ezel: Başlangıcı olmayan demektir. Ebed: Sonu olmayan demektir.

Aziz: Kendisine isyan edenlerden intikam almada kuvvetli demektir. Her şeye gücü yeten çok güçlü çok kuvvetli demektir.

Aziz: Kendisine baş kaldıranlara her türlü cezayı vermeye gücü yeten.

Gafur: Tövbe edip kendisine yönelen (iyiye doğruya yani Allah’ın bütün emirlerini eskizsiz yapmaya çalışan) insanların tövbelerini bağışlayıp affeden demektir.

Gafur: Bağışlayıcı ve affedici demektir.

Latif: En ince en gizli işleri bütün inceliğiyle çok kolay bilen. İşlerin iç yüzünü bilen ve her şeyden haberi olan, yarattığı varlıkların halini bilen.

Lutf: Gayet incelikle, güzellikle hedefe ulaştırmak, kişinin dileğini vermek, yerine getirmek.

Habir: Gizli açık her şeyden haberdar olan, bilen.

Kadir: Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği gibi eksiksiz yapmaya gücü yeten. Hiç bir yardımcıya, vekile, vasıtaya ihtiyaç duymayan demektir.. Her ne dilerse kendi kudretiyle yapar, hiçbir iradesi hikmetsiz olmaz. “Ol” deyince hemen oluverir. İsterse zoraki yaptırır, İsterse insanın seçmesine bırakır. İsterse küçültür. İsterse büyültür. İsterse başka âlemler yaratır. Yarattığı alemlerde dilediği gibi tasarrufta bulunur. Ancak Allah’ın eşi ,benzeri ortağı, yoktur.Her türlü noksanlardan uzaktır(münezzehtir.)

Sırat: Yol

Müstakim: Kendisinde bir eğrilik ve sapma bulunmayan şey. Dümdüz. Düpedüz.

Dünya:“Dünya”, “Edna” kelimesinin müennesidir. En yakın demektir.

Tıbak: Bir biri üstünde. Tabakalı, kat kat. Bir birine uygun.(Tıbak; kelimesi mastar anlamında anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tıbak: Katlardan meydana belen şekilde yarattı, demektir.(Tıbak; kelimesi “Tabaka” kelimesinin “çoğulu olarak anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tefavut: Uygunsuzluk. Perişanlık. Başkalık. Nizamsızlık. Münasebetsizlik.

Futur: Çatlak yarık.( Fetera: Yardı filinden türemiştir).

Şihab:Ateş parçaları

Hasir: Yorgun. Perişan, umusuz, bitkin .(Husur; kelimesinden üretilmiştir.)

Şehika:Eşek anırtısına gibi çirkin ,korkunç bir ses.Korkunç uğultu.Kafirlerin cehenneme atıldıklarında ;Cehennem’in çıkardığı ses.

Şehik: Eşeğin çıkardığı seslerin en çirkini. Bu benzeme ile Allah, şiddetli kaynaması ve korkunçluğundan dolayı Cehennemin sesini kas etmiştir.

Temeyyezu:Parçalanıp birbirinden ayrılır.

Gayb: Görülmeyen ,beş duyu yardımıyla bilinemeyen.

Menakib:Kenarlar köşeler,Omuzlar demekir.(Menkib:Yan,omuz demektir.Bu kökten kişinin omzuna;Menkibir Recul denir.).

Zerae:Yaymak,çoğaltmak ve dağıtmak .

Yürsile:

Leccu:Israrla devam ettiren

Temur:Sarsılı,çalkalanır

Zülfe:Onlara yakın.

Esbaha:Sabahladı.Sabaha kadar.Kadar.Olursa.Oldu.Giderse.

Gavr: Yere batan.Yerin dibine geçip kaybolmak.Suyun çekilip kurumasıdır.

Nezir:Korkutucu,Gocundurucu(sakındırıcı  yani kötülükten sakındırıcı ,korkutucu peygamber).

Nuşur: Dönüş.

Ma’in:Gözün göreceği şekilde açık olmak,demektir.Akıp giden suya;Ma’in denir.

Rüccum;Recim kelimesinin çoğuludur.Kendisiyle atılan şey demektir.Şeytanlara yıldızların kendileri değil ışıkları atılır.

Zeluul: “Zill” mastarındandır. Mübalağa ifade eden bir kelimedir. Kolaylıkla, yumuşaklıkla uygunluk yani uysallık demektir. Bir şey zeluul olmakla birlikte şerefli olabilir. Bu özellik genellikle hayvanların bir vasfıdır. Çünkü insanlara yumuşaklıkla itaat ederler. Ancak hayvanlar zelil değildir. Çünkü bir şeye veya bir canlıya zeluul demek o canlıyı; horlamak ve hakaret etmek demek değildir.

Zelil: Hor ve hakir olmak demektir.

Sema: Yüksek demektir. İnsana üstün olan her şey semadır.

 

 Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surenin Tanıtımı

Mekke’de inmiştir, otuz (30) ayettir.ur Suresinden sonra inmiştir.Surenin bir defada inmiş olma ihtimali çok kuvvetlidir.İnis sırasına göre 77ci suredir.Kuranın Mushaflardaki sıralamasında ise 67cci suredir.Ayettlerin anlattığı konular birbirine son dere bağlıdır. Allah’ın büyüklüğünü, öldürme ve diriltmeye gücü yetiğini anlatır. Kâinatı Yaratan Allah’ın bir olduğuna çeşitli deliller getirterek ispat eder. Öldükten sonra dirilmeyi ve mahşer meydanındaki hesap görmeyi inkâr edenlerin karşılaşacağı sonu anlatır.

Mülk Suresinin ilk ayeti ;mülk ve saltanatın Allah’ın elinde olduğunu anlatır.Kainattaki bütün varlıkların Allah’ın emrinde olduğunu anlatır.Her şey Allah’ın gücü ve kudreti karşısında boyun eğdiğini anlatır. Her şeyin Allah’tan yardım istediğini anlatır. Allah yarattığı bütün varlıklar hakkında her türlü tasarrufta bulunur. Buna hiç kimse engel olamaz. O istediği şeyi istediği gibi yapar.

Daha sonra Allah’ın yedi gök yarattığı ve dünya göğünü yıldızlarla süslediği anlatılır. Bunları yapmanın Allah’ın kudretinin en açık delilleri olduğu anlatılır.

Bunlar anlatıldıktan sonra cehennemliklerin durumları açıklanır. Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve öfkesinden dolayı parçalanacakmış gibi olan Cehennemi suçluların gördüklerinde davranışları ve sözleri anlatılır. Cennetliklerin durumları da anlatılır.

Sure Allah’ın sonsuz kudretini açıklayarak sona erer.

Ayet Mealleri

Bismillâhirrahmânirralıîm

1ci Ayet: Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.

2ci Ayet: Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.

3cü Ayet:  Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?

4cü Ayet: Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.

5ci Ayet:  Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

6cı Ayet:  Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

13cü Ayet: Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.

14cü Ayet: Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).

15ci Ayet:  O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yerin) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.

16cı Ayet:  Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).

17ci Ayet:  Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu.

18ci Ayet: Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?!

19cuAyet:  Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.

20ci Ayet: O kim ki ,o size asker olup ,sizi  Rahman’ın(  Allah’ın)azabından , kurtaracak ? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.

21ci Ayet: Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.

22ci Ayet: Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?

23cü Ayet:  De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

24cü Ayet: De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

25ci Ayet:  Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.

26cı Ayet:  De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.

27ci Ayet:  Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.

28ci Ayet:  De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kafirleri elem verici azaptan kim kurtarır?

29cu Ayet: De ki: O Allah; çok esirgeyicidir(Rahmandır); biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir?

 

Âyetlerin Tefsiri

1ci Ayet: “Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.”.

Allah yüceler yücesidir. Yaratığı varlıklara her türlü iyilikten bol bol verendir. Hayır ve bereketinin sınırı yoktur.Bu hayır ve bereket Allah’ın kendisine aittir.Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ın dır.Allah’ın kudreti sonsuzdur. Göklerde ve yerde istediği gibi davranır. Allah bir işi yapmak istediğinde onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.

İbn Abbas şöy­le der: Mülk O’nun elindedir. Dilediğini şerefli, dilediğini rezil eder. Yaşatır ve öldürür. Zengin eder, fakir eder, verir, vermez. Onun her şeye gücü yeter. O, tam kudret sahibidir. Bütün işlerde, tartışmasız tam bir tasarrufa sahiptir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Mülk Allah’ındır.

Allah ezeli ve ebedi sıfatlarıyla her şeyden üstündür. O sonsuz hayır ve bereketiyle gizli ve açık her şeyden üstündür. Allah’ın kullarına lütuf ve bereketti akıllara sığmayacak ölçüde büyüktür.

Yerde ve gökte bütün kâinata, dünyada ve ahirette her türlü tasarruf Allah’ın elindedir. Allah dilediği gibi var eder, dilediği gibi yok eder. Dilediği gibi yönetir. Her türlü emirlerini yerine getirtir. Her türlü hükmünü hemen yerine getirir. İstediğine istediği gibi iyi davranır. İstediğini bazı şeyleri yapması için zorlar, cezalandırır, ikramda bulunur, Çeşitli nimetler verir. Bu işleri yapmaya Allah’ın kudreti yeter. Bu işler Allah’ın emir ve iradesi, hüküm ve kudretiyledir. Bu işleri Allah yerine getirmek istediğinde bir defa “Ol” demesi yeter. O şey hemen oluverir.

Allah dilediği kullarını zenginliğe kavuşturur. Devlet yönetiminde güç verir. Ancak saltanat ve zenginlik verdiklerine de bu zenginlik ve saltanatı sonsuz vermez. Bir süre sonra onların saltanatı ve zenginliği yok olur. Mülk ve saltanatı sonsuz olan sadece Allah’tır. Hiç bir şekilde mülkünü bir başkasına sonsuz bir şekilde vermez. Hiç bir varlığı kendisine ortak yapmaz. Hiçbir şekilde şirkin, herhangi bir çeşidini kabul etmez ve çok yücedir.

Allah’ın dilediğini yapmaya gücü yeter. Kullarına yarattığı varlıklar üzerinde söz sahibi olma hakkını geçici ve sınırlı olarak verir. İstediği zaman da bu hakkı geri alır.Çünkü her şey üzerinde sonsuz mülk hakkı Allah’ındır.Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter yani kadirdir.Mülkünde istediği gibi davranır.Mülk O’nundur.Mülkünde istediğini istediği gibi her şeyi yapar.Allah mülkünde eksiksiz bir kudretle hakimdir.Hükmü her şeye sonsuz bir kudretle geçer.

Hiçbir şekilde bir yardımcıya, vekâlete, vekile, vasıtaya (alete) ihtiyacı yoktur.

İstediği her şeyi kendi güç ve kudretiyle yapar. Yaptığı her şeyin bir hikmeti vardır. Hikmeti olmayan hiçbir şey yapmaz. Allah’ın bir “Ol” demesi istediği şeylerin olması için yerlidir. O şeyler hemen eksiksiz olur.

Allah isterse zorla yaptırır. İsterse yapıp yapmamakta kullarını serbest bırakır. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar; dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka âlemler yaratır. Yaratığı âlemlerde de istediği gibi davranır. Allah’ın ortağı olmaz. Allah öyle yüksek, öyle yücelerden yücedir. Allah her türlü sonu olan her şeyden uzaktır. Allah her türlü acizlikten uzaktır.

       2ci Ayet: “Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.”.

        Allah dünya hayatını ve ölümü yaratmıştır. İstediğini yaşatır, istediğini öldürür. Allah, tektir, iradesini istediği gibi kullanır. Allah sonsuz ve sınırsız güce sahiptir.

Ölüm, kalplere daha çok korku ve ürperti verici olduğu için, Allah bu ayete önce ölümü söyledi. Doğum nasıl bu dünya hayatının başlangıcı ise ölüm de Kabir Hayatının başlangıcıdır. Ölüm den sonraki hayat düşüncesi insanı yararlı işler yapmaya sevk eder. Ölümden sonraki hayatı daha iyi şartlarda yaşamak için bu dünyada Allah’ın emirlerine uygun yaşama için elinden gelen gayreti göstermeye sevk eder. Ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

İslam Bilginlerine göre ölüm; hem beden olarak hem ruh olarak yok olma değildir. Dünya hayatından sonra yaşayacağımız kabir hayatına geçiş ve ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

Ölen kişi kabrinde  “Kabir Hayatı” adı verilen yeni bir hayat yaşadığı için, ölen kişinin, kabrinde işittiği, gördüğü ve hissettiği bildirilmiştir. Bu konuda peygamberimiz : “Sizden biri kabrine konup da eşi dostu kabrin başından evlerine döndüğünde, o onların ayak seslerini işitir” buyurmuştur. Peygamberimiz bir başka hadislerinde de: “Canım kudret elinde olan Al­lah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz. Ancak şu var ki, onlar cevap veremiyorlar”.buyurmuştur.

Ölüm, sadece ru­hun bedenle olan ilgisinin kesilmesi ve bu bedenden ayrılmasıdır. Allah hayatı ve ölümü insanları imtihan etmek; iyi iş yapanla kötü iş yapanı görmek için yarattı.

Yaratılışın bir hikmeti gereği insan şu dünya hayatından ahiret hayatına geçmeye korkar. Bu korkunun asıl sebebi ise bu ayette açıklanan ölümün bir ömür boyu başarmaya çalıştığımız imtihanın sonucunu bize yaşatmasıdır. Yani imtihanı kazandığımızı veya kaybettiğimizi kesin olarak bize bildirmesidir. Kaybetme durumunda karşılaşacağımız cezadan korkma duygusudur. İnsan başardığı bir imtihanın sonucundan hiçbir zaman korkmaz. Yaratılışı gereği elde ettiği başarının sonuçlarını, yararlarını görmek, tatmak, elde etmek ister.

Kurtubî şöyle der: Size imtihan edilen muamelesi yapmak için böyle yaptı. Yoksa Allah itaat edenle isyan edeni ezelden bilicidir. O, kendisine isyan edenlerden inti­kam alacak üstünlüğe sahiptir, tövbe edip O’na dönenlerin günahlarını da çok bağışlayandır.

3cü Ayet:  “Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?”.

Allah, gökleri, birbiri üstünde, yedi kat olarak yaratmıştır. Her gök, diğerinin kubbesi gibidir. Bu yedi kat göğün anlamını kesin olarak ifade etmek imkânsızdır. Günümüzdeki gök bilimlerinden elde edilen bilgilerden de yararlanarak “yedi kat gök” şöyledir diye kesin bir bilgi veremeyiz. Çünkü bu bilgileri elde etme yolları degişikir. Bilgi elde etmek için başlangıç kabul edilen şeyler değişikçe sonuçlar da değişir. Bizler için uygun olan Allah’ın yedi gök yaratığı ve bu yedi göğün birbirinden ayrı tabakalar halinde olduğunu kabul ederiz.

       Allah’ın eşsiz yaratmasında herhangi bir eksiklik, bozukluk, çatışma ve uyumsuzluk göremezsin. Göklerin yaratılışları son der­ece sağlamdır. Allah, kâinatın ve içindeki varlıkların yaratılışındaki kusursuzluk ve gücü göstermek, yaratma konusunda üstünlüğüne dikkat çekmek için ” Rahman’ın yaratmasında” diye buyurdu. Göklere istediğimiz kadar bakalım. Göklerin yaratılmasında bir eksiklik, noksanlık, kusur bulamayız. Çünkü onları yaratan sonsuz güç, kudret, ilim ve her konuda sonsuz üstünlük sahibidir. Göğe bakması istenen insanlar bir asırda yaşayan insan toplulukları değildir. Bu insanlar kıyamete kadar dünya üzerinde yaşayacak olan insan topluluklarıdır. Hitap bütün insanlığadır.

Bazı din bilginlerine göre yedi sayısının söylenmesi o zamanın insanının göğü yedi kat olarak bilmesindendir. Bu ayete insanlara anlatılmak istenen göklerin yedi kat olduğuna inanmaları değildir. Bu yedi kat göğü eksiksiz ve kusursuz yaratan bir ve tek olan Allah’ın varlığına inanmalarıdır.

Gökler hakkında din bilginlerinin görüşleri kısaca şöyledir:

“Yedi Gök”; Güneş sisteminde bulunan dünya ve yedi gezegendir.

“Yedi Gök”; Allah’ın yarattığı göklerin sayısı yedi tanedir. İnsanoğlunun teknik gücü ile sonunu bulamadığı uçsuz bucaksız diye kabul etiğimiz, yıldızlarla dolu olan gök, dünyaya en yakın olan gök birinci göktür. Biz bu göğe uzay adını veriyoruz.

Bu birinci göğün ötesinde daha altı gök vardır ki bunu geçeğini ancak Allah bilir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söyledikleri kısaca şöyle özetlenebilir.

[ Yedi Gök Konusunda Talak Suresi On ikinci ayetinde şu bilgiler vardır.

Sema:Yüksek demektir. Yer üzerinde duran kimselerin baş tarafını kuşatan yüksek âlemlerin ismidir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “gök” kelimesidir.

"Yedi Gök" tabiri, yedi göğün varlığını Kesin olarak belirtir. Ancak bu göklerin de ötesinde başka göklerin yok olduğunu kesin olarak göstermez. Kısacası fazlalığı ortadan kaldırmaz. Kuran ve Peygamberimizin hadislerinde de , “Yedi Göğün” daha ötesinin de bulunduğuna işaret eden bilgiler vardır.

Ayetel Kürsü; Kürsü'nün göklerden ve yerden daha geniş olduğunu gösterir. Yine Peygamberimizin bazı hadislerinde; Kürsü’nün de Arş'ın içinde, çöldeki bir halka yüksük gibi olduğunu ifade edilmektedir. Gökler o kadar geniştir. "Yedi Gök"  tabiriyle, bütün Göklerin toplamı kastedildiği kabul edilirse, Dünyaya ışığı yetişebilen bütün yıldızların bulunduğu gökler, Dünya Göğü denilen Gök’ün bir parçası olurlar.

Dünya Göğünün Yıldızlarla Süslenmesi İse, Saffat Suresinin altıncı ayetinde: Şöyle ki:”Biz dünya göğünü en yakın göğü bir ziynet(süs)ile donattık.”Yıldızlarla” ifadesinden de, “dünya”, ”en yakın”  anlamına gelir. Bu ifadeden anlaşılan ise; bütün yıldızlar dünyaya en yakın gökte bulunuyorlar demektir.Bu anlatılanlara göre “en yakın gök”,yer kürenin etrafında sadece aynı yörünge sahasında ibaret değildir.Yine yalnız güneş sistemi alemi de değildir.Kısaca genel olarak yıldızların bulunduğu en ,boy ve yükseklikten oluşan sahadır.Yani üç boyut sahasıdır. Bu üç boyutlu sahada süsleme ise yıldızları cisimleriyle değildir. Bu sahanın süslemesi yıldızların ışıklarıyladır. Bu ışıkların dünyadan görünen ışıklarının kırılmasıyla oluşan şekilleriyledir. Yıldızların ışıklarının bu şekilli görülüş sahasına sırf bu görünüşlerinden dolayı da ,”Göğün Süslenmesi” adının verilmesi ihtimali de varsa da, ayetin açıkladığı anlamda anlaşılan dünya göğünün yıldızlarla dolu olduğudur. Süslü olduğudur.Dünya göğünden başka göklerin özellikleri ise daha başkadır.Dünya göğüne hiç benzemez.].İşin geçeğini sonsuz ilim sahibi olan Allah(c.c.)bilir.

Şunu da unutmamak gerekir ki yıldızların ışığı olmasa bizler çıplak gözle onların arlığını göremeyiz.

4cü Ayet: “Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.”.

Allah insanlara bakar bakmaz baktığı şeyleri anlama gücü vermiştir. İnsanın kalbi kâinattaki yaratılmış şeylere bakar bakmaz onların yaratılışındaki akılla durgunluk veren inceliği anlar. Bunun içindir ki Allah insanlara göğe tekrar tekrar bakmasını istemiştir. Bu eksiksiz ve noksansız göğe ibret gözüyle defalarca bakmasını söylemiştir. Bu bakışlar sonunda insanın gözünün,  aradığı eksiklik ve noksanlığı bulamayacaktır. Son derece yorgun ve bitkin bir halde, boynu bükük ve ze­lil olarak sonra başını gökten çevirip, kendine dönecektir. Gözün kendine dönmesi; kendi yaratılışı ve gücünü düşünmeye başlaması demektir. Kendi zayıflığını düşünmesi demektir. Kendisini yaratan Allah’ın kudretini anlaması demektir. Kendi yaratılışını düşünüp kibir ve gururdan uzaklaşıp kulluğunun gereklerini yapmaya başlaması demekir.

Fahreddin Râzî şöyle der: Yani, sen tekrar tekrar bak­san, gözün, bulmak İstediğin bozukluk ve kusuru bulamaz. Aksine, yorgun ve bitkin olarak, istediğini görmeden, uzaklaştırılmış olarak zelil bir halde döner.

Kurtubî şöyle der: Gözünü göğe çevir ve tekrar tekrar bak. Gözün sana zelil ve kusur ve bozukluk görmekten uzak bir halde döner.

Yüce Allah’ın tekrar tekrar bakmayı emretmesinden maksat şudur: İnsan bir şeye bir kere baktığında, tekrar bakmadıkça, onun kusurunu göremez. Hepimizin bildiği gibi görmek ayrıdır. Bakmak ayrıdır. Bizler gözümüzü çevirdiğimiz her tarafa bakarız Ancak baktığımız taraftaki bazı incelikleri kusurları ve güzellikleri göremeyiz. Bunun için o tarafa daha dikkatli bakmamız gerekir. Ayetteki  “iki kere” bak denmesinden maksat çokluktur.  “Gözün sana yorgun ve zelil olarak döner” mealindeki ayet bu iki kere bakmaya delildir. Bu, çok bakmanın delilidir.

5ci Ayet:  “Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.”.

Allah bu ayetin başlangıcında yemin ederek dünya göğünün yıldızlarla süslendiğini bildiriyor. Ayetin başındaki yemin lamıdır,  kesinlik ifade eder.  Bu, yıldızlarla süslenen gök; göklerin, yeryüzüne en yakını olan birinci göktür.

Tefsirciler şöyle der: Yıldızlar, geceleyin kandil gibi ışık saçtıkları için, onlara “kandiller” manasına gelen “mesâ-bîh” denildi. Onlarla başka bir fayda daha sağladık ki, o da, kulak hırsızlığı yapan düşmanlarınız şeytanlar için taş olmaktır.

Katâde şöyle der: Yüce Allah, yıldızları : Göğün süsü, şey­tanlar için taşlar ve karada ve denizde kendileriyle yol bulunması için  yarattı.

Hâzin şöyle der: Eğer, “Yıldızlar gökyüzünün süsü ve şeytanlar için taş­lardır. Oysa ki, süs olmaları kalıcı olmalarını gerektirir. Taş olmaları yok olmalarını gerektirir. Bu iki durum nasıl birleştirilir?” denilirse şöyle ce­vap verilir: Bundan makat onlara, yıldızların kütleleri atılır demek değildir. Aksine, yıldızlardan bir şulenin ayrılıp o şeytanlara atılması caizdir. Ki bunlar da, “şihâb” denilen ve yıldızdan kopan ışıklı alevlerdir. Bu, yanmakta olan ateşten alınan bir kora benzer.

Saffat Suresinin onuncu ayeti mealen: “Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder”.buyurmaktadır. Bu ayete göre yıldızlar taş olarak atılmaz. Taşlama ancak, yıldızdan kopan alevlerle( ışıklarla, kıvılcımlarla) olur. O şeytanları dünyada alevlerle yaktıktan sonra, âhirette de onlar için alevli bir azap hazırlamıştır

Şeytanlar sır çalmak için birinci sema’ya çıkınca taşlanırlar. Onlara atılan ateş parçaları, yıldızların kendileri değil, yıldızlardan kopan ışıklardır, ışınlardır. Yıldızların yerinde bir değişiklik olmaz.

Cinleri kovmak için atılan kıvılcımları, meteor taşlarının dünya atmosferine sürtünmesi ile ortaya çıkan ışıklar olarak değerlendirmek uygun değildir. Şeytanlara ve cinlere atılan kıvılcımlar manevi âleme yaklaştıklarında onlara karşı atılan manevi ışıklardır. İnsan duyularının kavrayamayacağı konularda akli şeylerle hüküm vermek doğru değildir.Buna “Gayb Alemi” denir ki bu alem insan duyularıyla kavranamaz.

Bu konuda Kuran ayetleri ve sağlam hadisler vardır. Bu konunun akli delillerle inkârı mümkün değildir. Cinler ve şeytanlar göklerden haber çalamazlar. Bu ayetlerle ve hadislerle kesin olarak belirtilmiştir. Şeytanların ve cinlerin atılan ışıklarla kovulduğunu belirtilmesinin asıl gayesi; H.z.Muhammed’e vahiy edilen Kuran’ın cin telkini değil, meleklerin getirdiği vahiy olduğunu belirtmektir.

Cinler Allah’ın sözlerini alamazlar. Kendilerine atılan ışıklarla kovulurlar. Kuranı getiren meleklerin nurları cinleri yakar. Bu ayetleri H.z.Muhammed’e getirenler meleklerdir. Bu konuyu anlatan ayetlerden anlatılmak istenen budur.

6cı Ayet:  “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.”.

Rablerini inkâr edenler için de cehennem azabı vardır. Bu azap, şeytanlara mahsus değil, aksine Allah’ı inkâr eden mesul varlıklar olan insanlar ve cinler içindir. Kâfirler için cehennem, dönüp varılacak yer olarak ne kötü bir yerdir. Çünkü cehennemde hak edenlere en ağır cezalar, yani yaptıklarına eşit cezalar verilir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

Odunun büyük ateşe atıldığı gibi, o kâfirler cehenneme atıldığında, cehennemin, şiddetli yanması ve fokurdamasından dolayı çıkardığı, eşek sesi gibi, çirkin ve korkunç sesini işitirler.

İbn Abbas şöyle der: Şehik, kâfirler cehenneme atıldığında cehennemin çıkardığı sestir. Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem onları gördüğünde öyle ses çıkarır. Sonra öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan hiç kimse kalmaz. Cehennem kızgınlık ve şiddetli alev sebebiyle, tencerenin kaynadığı gibi onları kaynatır.

Mücâhid şöyle der: Cehennem onları, az tanenin çok su içinde kaynadığı gibi kaynatır.

Allah’ın yaratığı bütün varlıklar ruh sahibidir. Kendi cinsleri içinde bir canlığa sahiptirler. Her yaratık kendi cinsi içinde Allah’ı bilir. Allah’a sonsuz bir boyun eğişle hamd ve tespih eder. Allah’a kullukta hata yapmayan varlıklar, insanın Allah’a olan isyanını görünce dehşete kapılırlar. Sonsuz derede öfkelenirler. Cehennem de , Allah’a şirk koşan cehennemlik insanları görünce dehşete kapılır, öfkelenir, kızıp köpürür korkunç sesler çıkarır.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

Cehennem tıpkı bir canavar gibi içine atılan suçlulara karşı duyduğu hınç ve kinden dolayı solur, kükrer, bağırır, köpürür, kaynar durur. Cehennem, Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve Öfkesinden dolayı, nerdeyse ayrılıp parça parça olacaktır. Öfkesinden neredeyse patlayacak bir duruma gelir.

Ateşe atılan odun gibi, cehennemin yakacağı(yakıtı)olan suçlular da cehenneme atıldıkça onları zebaniler azarlar. Oraya atılan her kâfir topluluğuna, cehennem melekleri(zebaniler) onları azarlama ve kınama üslubuyla, “Bu korkunç günden sizi korkutup uyaracak bir peygamber size gelmedi mi?” diye sorarlar.

Tefsirciler öyle der: Bu soru, hasret üstüne hasret ve azap üstüne azap çekmeleri için, elemlerini artırmak gayesiyle sorulmuştur. Onları rezil etmek utandırmak için sorulmuştur. Bu soruyu soranlarda, soru sordukları kimselere karşı cehennem’in duyduğu kızgınlık ve öfkeyi duymaktadırlar.

Zebani: Cehennem bekçilerine verilen addır.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

Bu cevap veriş utanç verici bir durumdur. En aşağı bir duruma düşüş yani zillet doludur. Şu dünyada akıllarını kullanmamalarının açıkça itirafıdır. Yine peygamberleri çeşitli bahane ve şekillerde inkâr ettiklerinin açıkça söylenmesidir. Kabulü ve itirafıdır.

Şöyle cevap verirler: “Evet, bize bir uyarıcı geldi. Allah’ın ayetlerini bize okudu. Fakat biz onu yalanlayıp peygamberliğini inkâr ettik. Daha çok yalanlamak ve inkâra de­vam etmek için, “Allah hiç kimseye vahiy diye bir şey indirmemiştir.” de­dik.

Râzî şöyle der: Bu, onların, Allah’ın adaletini itiraf etiklerini gösterir. Allah’ın peygamberler göndererek onların inkâr gerekçelerini de ortadan kaldırdığını açıkça söylediklerini gösterir. Fakat onlar, peygamberleri yalanlamışlar ve peygamberleri sapıklıkla suçlamışlar, Allah’ın insanları uyarmak için hiçbir şey göndermediğini söylemişlerdir.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

“Kâfirler işe yarar aklımız olsaydı veya hak ve hidayeti arayan, gösteren kişilere kulak verip onları dinleseydik, cehennemde ebedî kalmayı hak etmezdik.”derler.

Böylece dünya hayatında yapıkları kötülükleri kabul ederler ve cezalarını da kabullenmiş olurlar. Çılgın, köpürmüş, iyice yanmış alevlenmiş cehennemi hak ettiklerini dilleriyle söylerler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

Suçlarını ve peygamberleri yalan­ladıklarını itiraf ederler. Cehennem ehli, Allah’ın rahmetinden, cennetinden uzak ve he­lak olsun. Allah’ın isteği hüküm manasındadır. Cehennem ehli Allah’ın rahmetinden uzak olurlar. Bağışlanma ümitleri yoktur. Bunların üzerinde Allah’ın azabı kesinlikle eksiltilmez. Cehennemden kaçıp kurulma imkânları artık yoktur.

İbn Kesîr şöyle der: Pişmanlığın fayda vermediği bir yerde piş­man olarak, kendilerini kınamaya başladılar. Bu, dua cümlesidir. Yani Allah onları rahmetinden uzaklaştırsın ve helak etsin.

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

Rablerini görmeden On­dan korkan ve Allah’ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınanlar var ya işte Allah katında onlara,  günahları için büyük bir bağışlama ve Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar bol sevap vardır.

Bu ayete söz konusu olan gayb için şu iki şey de düşünülebilir. Bunlardan birincisi; görmedikleri Rablerinden korkanlar olabilir. İkincisi; gözlerden uzak  yerlerde oldukları halde  Rablerinden korkmaları sebebiyle günah işlemeyenler olabilir.Bu ifadelerin her ikisi de önemlidir.Çünkü bu durumdaki kişiler temiz duygularla Allah’a bağlanmışlardır.Mükafatları da büyüktür.

13cü Ayet: “Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.”

Bu hitap, bütün yaratıklaradır. Yani, ey insan­lar! Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin, onu gizleseniz de, açıkça söyleseniz de aynıdır. Allah bilir. Çünkü Allah, gizli olan duyguları ve niyetleri bilir. Kalplerden geçeni ve kalplerde ki vesveseleri bilir. İnsanı Allah yaratmıştır. Onun aklından geçirdiği veya kalbinde sakladığı bir duygu ve düşünceyi bilir. Bu duyguları açıkça söylese de bilir gizlese de bilir.

İbni Abbas şöyle der: Bu âyet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler, Peygamberimiz aleyhinde konuşup dil uzatıyorlardı. Cebrail (a.s.) de, söylediklerini Peygamberimize (s.a.v)’e haber veriyordu. Bunun üzerine birbirlerine dediler ki: Gizli konuşun ki, Muhammed’in ilâhı işitmesin. Bunun üzerine Yüce Allah, hiçbir şeyin kendi­sine gizli kalmayacağını ona bildirdi.

14cü Ayet: “Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).”

Yaratan, yarattıklarını her türlü durumunu bilir. Kâinattaki her şeyi yaratan ve onları meydana getiren, yarattığının gizli ve açık tarafını kolaylıkla bilir.

Allah, kulların en gizli sırlarını bilir. Ne kadar gizli kapalı işleri varsa hepsini bilir. Her şeyden haberdardır, hiçbir şey Allah’ın ilminden uzak kalmaz. Onun ha­beri olmadan hiçbir zerre kımıldamaz. Hiçbir canlı ve cansız varlık ne hareket eder, ne de durur.

İnsan her zaman Allah’ın gözetimi alında olduğunu bilmeli ve ona göre harekelerini düzenlemelidir.

15ci Ayet:  “O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yeryüzünün) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.”.

Yeryüzünü insanlar için uysal ve geçim yollarını kolay yapmıştır. Yeryüzünün etrafında yürüyün. Allah yeryüzünü insana boyun eğdirmiştir. İnsan da yeryüzünde çalışıp kazanmalı geçimini sağlamalıdır. Yeryüzünün üzerindeki ve toprağın içindeki insanın faydalanacağı her şey insanların rızkıdır. Yine teknik gücü yeterse yıldızlardaki aydaki her türlü şey ve maden de insanların rızkıdır. İnsanlar rızıklarını gücünün yettiği ölçüde helal yollardan sağlamalıdır. Unumamalıdır ki bir gün yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir

Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir.

1-Onun omuzları içinde yürümektir. Bu da bizim bildiğimiz Yeryüzünün üzerinde bizim yürüyüşümüz dür. Yeryüzünün hudutları içinde yürümüş oluruz.

2-Bir at veya gemi sırtında gittiğimiz gibi, yeryüzünün sırtında olarak onun yürüyüşü ile vasıtanın üzerinde gitmektir.(Bir otobüs ,kamyon uçak at sırtında yol almak gibi.).Bu durumda ,Allah’ın emriyle önce bizzat yürüyen yeryüzüdür(dünyadır).Yeryüzünün yürüyüşüne bağlı olarak da onun üzerinde bir vasıta aracılığı ile yürüyen biz oluruz.Bu durumda yürüyüşümüz yeryüzünün sınırlarına doğru değil Semaya doğrudur.

Arzın Menakibi(Yeryüzünün Omuzları) ne demektir konusunda din bilginlerinin görüşleri şunlardır.

1-Yeryüzünün dağları, tepeleri demektir.

2-Yolları, açıklıkları, etrafı ve çevresi demektir.

3-Burada teşbih vardır(benzetme).Ondan istediğiniz gibi yararlanın demektir.

4-Yeryüzünün bütün her noktasında araştırma yapmak oralarına varıp bir faydalar elde etmeye çalışmaktır. Bunun için de her türlü ilimde ilerlemektir. Yani bu ayete Müslümanları her türlü ilimde ilerlemeye teşvik vardır.

“Yerin Omuzları” Konusunda Bazı Din Bilginlerinin Görüşleri İse Şöyledir:

İbn Ke­sîr şöyle der: Dünyanın etrafından, dilediğiniz yerde yolculuk yapın. Tica­ret ve kazanç için bölgelerinde ve etrafında dolaşın. Yüce Al­lah’ın size ihsan ettiği çeşitli kazanç ve rizıklardan yararlanın.

Alûsî şöyle der: Faydalanma şekilleri çoğu zaman “yeme” ile ifade edilir. Çünkü ye­mek, bunların en önemlisi ve en genelidir. Bu ayette, sebebe sarılmanın ve kazanmanın sevilen bir şey olduğuna delil vardır. Bu, tevekküle aykırı de­ğildir.

H.z. Ömer, bir topluluğun yanından geçerken, “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar: “Biz, tevekkül eden kişileriz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine H.z. Ömer :  “Aksine siz, tevekkül eder görünenlersiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Rabbine tevekkül eden adamdır” dedi. Ölümden ve yok olduktan sonra, hesap ve ceza için dönüş, sadece Allah’adır.

16cı Ayet:  “Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).”

Ey kâfirler topluluğu! Rabbiniz, yeryüzünü, etrafında yürüyebileceğiniz şekilde size boyun eğdir­dikten sonra, şimdi, O Yüce Rabbinizin sizi yere batırıp sizi karanlıklarda kaybetmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer, sizi şiddetli bir şekilde sarsar. Râzî şöyle der: Bundan maksat şudur: Yüce Allah onları yere batır­dığında, yeri deprenip sarsılacak şekilde hareket ettirir de yer onların üs­tünde kalır, onlar da yere batıp giderler. Yer onların üstünde sarsılıp hare­ket eder, neticede onları aşağıların aşağısına atar.

      Gökte Olan:Bu kelime ile kast edilen şey hakkında iki görüş vardır:

1- Gökte olan; meleklerdir. Âlemin idaresiyle görevli olan melekler.

2-Göklerde olan;  Allah’tır.

Ebu Müslime göre Araplar Allah’ın gökte olduklarına inandıkları için onlara böyle hitap edilmiştir. Yoksa Allah zaman ve mekan içinde bulunmaz Allah zamanı da mekanı da yaramıştır.Bu iki şeyin başlangıç ve sonu vardır.Allah ise ezeli ve ebedidir.

       Taberi’ye göre:”Gökte Olan” Allah dır.Ululuk ve yücelik Allah’a ait bir özelliktir.Bu ayet Allah’ın bulunduğu mekanı ve yerini açıklamak için değil tehdidini belirtmek için vahiy edilmiştir.

17ci Ayet: “Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu”.

Bu şekil bir hitapta inanmayan insanlara şid­detli bir tehdit ve korkutma vardır. Allah’ın, Lût kavmi ve Kâbe’yi yıkmaya gelen orduya yapığı hatırlatılıyor. Unutmayın bu şekilde azgınlığa devam ederseniz onlar gibi sizin başınıza da taş yağar. Bundan sizi koruyacak bir gücünüz yok demektir. İnsanların acizliği kısa hatırlatılıyor.

18ci Ayet: “Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?”

Nuh, Âd ve Semûd ,Lut kavimleri ile bunlara benzeyen geçmiş milletlerin kâfirleri de peygamberlerini yalanlamıştı. Onları üzerine Allah’ın azabının inişi ve onların cezalandırılması nasıl olduğunu unutma. Onlar son dere korkunç bir azapla yok oldular.

Bu şekil bir anlarım, H.z.Muhammed için bir teselli ve putperest Mekkeliler için bir tehdittir.

19cuAyet:  “Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.”

Havada uçtukları ve süzüldükleri sırada kanatlarını açan,  kapatan,  üstünüzdeki kuşlara bir bakın. Kanatlar çoğunlukla açık ve sanki öylece sabitmiş gibi olduğu için, Yüce Allah bu durumu şeklinde isimle ifade etti.

İbn Cüzeyy şöyle der: Eğer, “niçin üslubuna uygun olarak demedi”  denilirse,  şöyle cevap verilir:  Uçuşta kanatlan açmak asıldır. Nitekim yüzmede de kol ve bacakları uzatmak asıldır.  Kanatlan açıp kaparken havada on­ları düşmekten koruyan, rahmeti bütün kâinatı kaplayan Allah’tan başka biri değildir.

Râzî şöyle der: Yani, kuşlar ağır ve iri cüsseli olmakla birlikte, hava boşluğunda kalabilmeleri Allah’ın tutması ve koruması sayesindedir. Menfaate uygun olarak kanatlarını nasıl açıp kapayacaklarını Allah’ın onlara ilham etmesi O’nun rahmetindendir.

Allah ilim ve hikmetiyle her şeyi nasıl yapacağını yaratacağını ve koruyacağını bilir. Allah sonsuz kudret ve kuvvet sahibidir. Bütün kemal sıfatlar Allah’ındır.

20ci Ayet: “O kim ki, o size asker olup, sizi Rahman’ın(  Allah’ın)azabından, kurtaracak? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.”

Allah’ın azabı kâfirlerin üzerine geldiğinde onları koruyacak hiçbir koruyucuları yoktur. Bunu açıkça bilip ve kabul etmeleri gerekir. Çünkü Allah her şeyden güçlüdür. Ey kâfirler kendinizi boş şeylerle kandırmayın. Aklınızı başınıza alın. İş işten geçmeden iman edin. Allah’ın azabı bir üzerinize geldi mi onu kimse durduramaz.

Allah’ın bu korkutmaları boş şeylere güvenenlerin zavallılıklarını ortaya komaktadır.. Kurtuluş yolunun sadece Allah’a iman dip güzel amal işlemekten geçtiğini anlatır.

İbn Abbas şöyle der: Size azap etmek istersem, sizi Benden kim korur? İlahların fayda ve zarar vereceğine inanmaları hususunda kâfirler, sadece büyük bir cehalet ve apaçık bir sapıklık içindedirler. Zira vehimleri hakikat zannet­tiler de putlara aldandılar.

    21ci Ayet: “Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.”

Allah insanlara rızık vermezse, bu rızkı insanlara verebilecek ikinci bir varlık yoktur. Allah yağmur yağdırmasa veya topraktan bitki yetiştirme ve büyükte özelliğini alsa, insanlar hiçbir şey yapamaz. Yine toprağın yumuşaklığını kaldırsa, toprak mermer gibi sert olsa insanlar bu duruma hiçbir şey yapamaz. Veyahut havadaki bitkilerin büyüme ve çoğalmalarıyla ilgili özelliğini kaldırsa, havaya bu özelliği hiçbir güç geri veremez. Çünkü bu saydığımız şeylerin olması veya olmaması için sade Allah’ın bir “Ol” emri yeter. O şey de hemen oluverir.

Bu iki ayetteki hitap kınama, tehdit ve aleyhle­rinde delil getirme üslubu ile kâfirleredir. Kâfirlere her şey açıkça söylendiği halde örneklerle anlatıldığı halde onlar yine azgınlığa devam etiler. Bir türlü akıllarını başlarına alıp imana gelmediler. İslam Dininden ve Allah’a imandan uzaklaştılar.

22ci Ayet: “Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?”.

Başı eğik yolunu göremeyen, karanlıkta yürüyen kör deve gibi yalpalayan, her an tökezleyen ve yüz üstü düşen âmâya benzeyen kimse mi, daha doğru yol­dadır, yoksa dimdik yürüyen, yolunu gören ve açık bir yolda yürüdüğü için tökezlemeyen kimse mi?

Tefsirciler şöyle der: Bu, Allah’ın, mümin ve kâfirlerin arasındaki farkı belirtmek için verdiği bir örnektir. Şöyle ki kâfir, görmeden ve rehbersiz yürüyen köre benzer. Yolunu bulamaz. Yolunu şaşırır, sağ sola sapar. Bir şeye takılır sık sık yüz üstü düşer. Mümin ise, bütün uzuvları eksiksiz, her iki gözü sağlam,  yolda dosdoğru yürüyen sağlıklı bi­rine benzer. Bu durumuyla mümin, sağa sola sapmaz. Bir şeye takılıp sık sık yüz üstü düşmez. İşte kör ile bütün organları yerinde olan birinin yolda yürümesi mümin ile kafirin dünya hayatını yaşamalarına bir örnektir.

Âhirette de durumları böyle olur. Mümin, dosdoğru yol üzerinde düzgün bir şekilde yürüyerek kolayca mahşer yerine getirilir. Kâfirler ise, cehennemin en alt tabakalarına yüz üstü sürünerek toplanırlar.

Katâde şöyle der:  Kâfir, Allah’a karşı isyanlara dalmıştır. Dolayısı ile Yüce Allah kıyamet günü onu yüz üstü haşr edecektir. Mümin ise apaçık bir yol üzerindedir. Dolayısıyla Allah onu da, kıyamet günü dosdoğru bir yol üzerinde toplar.

İbn Abbas şöyle der: Bu, sapıklık yoluna girenle doğru yola giren için bir örnektir.

 

23cü Ayet:  “De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”

Burada peygamberimize hitap vardır.Peygamberimizin insanlara ve kafirlere bir insan olarak verdiği nimetleri hatırlatması istenir.Çünkü insanı insan yapan göz ,kulak ve kalptir.Bu üç organdan biri yeterince çalışmasa insanın vücudunda çeşitli arızalar ortaya çıkar.Kula duymasa ,göz görmese ne yapabiliriz.Şu andaki sahip olduğumuz şeylerin hiç birine sahip olmayız.Veya kalp yeterince çalışmasa yerimizden kıpırdayamayız.Kısacası bu organlar yardımı ile eksiksiz çalışan diğer organlarımız için Allah’a çok şükretmeliyiz Bu şükrümüzü de kulluk görevlerimizi eksiksiz yaparak yerine getirmeliyiz.Bu saydığımız veya sayamadığımız bizi her yönüyle kusursuz bir insan yapan özellikleri için Allah’a çok şükretmeliyiz.Bu şükrün de karşılığı ahrete ve kabir hayatında görürüz.

24cü Ayet: “De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”

İnsanlar Allah’ın rahmet ve merhameti ile çoğalmışlar ve yeryüzüne yayılmışlardır. Allah insanları yeryüzünün her köşesinde yaşayacak ve barınacak özelikte yaratmıştır. Yine oralarda insanların yaşamasına yardım edecek çeşitli yiyecekler yetişmesini sağlamıştır. Bölgelerin iklimine uygun hayvanlar yaramıştır. Böylece insanlar bölgelerindeki bu hayvanlardan kolaylıkla yararlanırlar.

Kâinatta hiçbir şey sonsuz değildir Muhakkak bir gün her şeyin sonu gelecektir. İşte o gün dünyanın her tarafına yayılmış insanları yine Allah sonsuz güç ve kudretiyle kolaylıkla mahşer meydanında toplayacak ve onlardan hesap soracaktır. Yaptıklarının karşılığı olarak onları cennet ve cehenneme koyacaktır.

25ci Ayet:  “Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.”

Kıyamet ve mahşer meydanında toplanmanın (haşrın ) olacağını bize söylüyorsunuz. Öyle ise haber verdiğiniz olaylar ne zaman olacak? Şeklindeki sorular ahiret gününden şüphe eden insanların ve inatla ahiret hayatını inkâr edenlerin sorusudur.

Çünkü kıyametin kopması ve mahşer meydanında toplanmanın belirli bir zamanda olması insanlar için ve diğer mahlûkat için önemli değildir. Bu günlerin zamanının bilinmesinin de insanlar ve mahlûkat açısından bir menfaati yoktur. İnsanların kıyametin kopmasını ve ahiret gününün zamanını bilmeleri önemli değildir. Önemli olan o güne inanıp Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Ancak kâfirler o günün gizlenmesindeki hikmeti anlayamadıkları için veya anlamak istemedikleri için, kendilerini ilgilendirmeyen bu konuyu öğrenmek isterler. Aslında kendilerini ilgilendiren; Allah’ın varlığına ve Kuran’ın bildirdiklerine iman edip kendilerini cehennem azabından korumaktır. Cennet nimetlerine kavuşmaktır. İnsanın görevi Allah’ın bize bildirmediği günlerin ve olayların ne zaman olacağını araştırmak değildir. Allah’a ve peygamberlerine, Kuranda istenen şekliyle iman edip bu imanın gerektirdiği gibi bir hayat yaşamaktır.

26cı Ayet:  “De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

    Burada hitap peygamberimizedir. Peygamberimizden kıyamet gününün zamanı ve mahşer meydanında toplanılacak günün zamanı hakkında soru soranlara  “O günün ne zaman olacağını anacak Allah bilir. Bu bilgileri Allah’tan başkası bilmez” diye cevap vermesi isteniyor.

Kendisinin ise sadece, İnsanların; Allah’ın emrini yerine getirmeleri ve azabından korunma yollarını göstermek için gönderilmiş bir peygamber olduğunu söylemesi bildiriliyor.

27ci Ayet:  “Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.?”

     Cehennem Azabını ve kıyametin korkunç olay­larını yakınlarında gördüklerinde, kafirlerin yüzlerinde, sıkıntı, üzüntü ve kederin mey­dana getirdiği korku izleri görünür. Kafirlerin yüzlerini, zelillik yani aşağılanmışlık ve acizlik sa­rar. İşe o zaman sizin ne zaman gelecek diye sorduğunuz ve varlığından şüpheye düştüğünüz Allah’ın sizlere hazırladığı ceza budur. Ve dünyada yaptığınız işlerin sonucunu şimdi görüyorsunuz denir. Onlarda dünya hayatında iken yapıklarının ve söylediklerinin karşısında şaşkınlık içinde sadece yüzlerini buruşturabilirler. Bundan başka bir şey ellerinden gelmez.

28ci Ayet:  “De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarır?”

Kâfirler, H.z.Muhammed ile Müslümanların yok olmasını istiyorlardı. Bundan dolayı Al­lah, Peygamberine, Müşriklere karşı : “Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar ölsek, bizim bu ölümümüz size bir fayda vermez. Yine Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar yaşasa da bizim yaşamamız size bir fayda vermez. Siz kendinizi düşünün. Nankörlüğünüzün sonucunda başınıza gelecekleri düşünün. Allah’ın azabı kâfirlerin üzerinize indiğinde kâfirleri, Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Unutmayın ki kâfirleri Allah’ın azabında kurtaracak olan sadece Allah’ın birliğine inanıp onun Peygamberinin gösterdiği yolda bir hayat yaşamaktır. Putlarınız sizi Allah’ın azabından koruyamaz. Putlarınızın sizi koruyacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”şeklinde anlamları içine alan bir cevap vermesini istedi.

Allah, onların yaptıklarının çirkin olduğunu göstermek için “sizi kim koruyacak?” şeklindeki bir anlatın yerine “Kâfirleri kim koruyacak?” şeklinde bir anlatını seçti. Bu seçişte büyük bir üstünlük vardır. Bu  şekilde bir hitap ile bir yandan onları korkuturken bir yandan da içinde bulundukları sapık inancı düzelmeleri için onlara zaman vermiş oluyor.

Eğer doğrudan doğruya onları kafirlikle itham eseydi ,bu ithama uğrayan kişiler bilgisizliklerinden dolayı yanlışlıklarında ısrar ederlerdi.Belki de bu tehdit ve suçlama karşısında günahlarıyla böbürlenirlerdi.Böylece Allah bu hitabıyla küfürde olan kişileri üstün bir anlatımla imana ve düşünmeye ,yanlıştan dönmeye gerçek olan bir olan Allah’a ve onun peygamberine imana çağırıyor.Bu ise sonsuz bir ilim sahibi Allah’ın yapacağı davet şeklidir.Düşünerek ,kendi aczini ve yanlışını bularak ,doğruya gelme becerisini insana kazandırmadır.

29cu Ayet: “De ki: O Allah; Rahmandır (çok esirgeyicidir) ;biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”

Bu ayette Allah, Rahman sıfatını söyledi. Böylece Allah’ın H.z.Muhammed’e ve ona uyan Müslümanlara büyük ve sonsuz bir rahmeti olduğuna işarettir. Kâfirlerin büyük bir istekle bekledikleri gibi Peygamberini ve Müslümanları helak etmeyeceğinin en güzel işaretidir.

Yine burada H.z.Muhammed ,kendilerini Rahmet sahibi Allah’a bağlayan şeyin sade  “iman “bağı olduğunu açıklaması isteniyor.Yine Allah’a tevekkül ettiklerini de açıklamaları isteniyor.

Daha sonra sapıkların kimler olduğunu bilineceği de söylenerek yaptıkları yanlışlıklar kesin olarak ortaya konuyor. Kendilerini Allah’ın azabından korumaları söyleniyor.Yolları da gösteriliyor.

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir

Bu ayette de yine H.z.Muhammed’e hitap vardır. Onun insanları içtikleri suyun sabaha kadar çekilmesi durumunda yapakları bir şey olmadığını düşündürür. Yine yerden Allah’ın izniyle kaynayan bir suyun kendileri için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Suyun yerin dibine batması ve yeryüzüne fışkırıp, kaynayarak insanların hizmetine girmesi bütün insanlığın ve Mekke müşriklerini hayatlarının en önemli olayıdır.Buna iyi dikkat etmek gerekir.İnsanların ve mahlûkatın içtiği emiz suları yeryüzünün her yerinde yaratıp, toprak üzerine çıkarak sadece Allah’tır. Allah sonsuz güç kudret ilim sahibidir. Onun Zati ve Subuti sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır. Kâinattı çepeçevre kuşatmış ve kaplamıştır. Allah’ın bir “Ol” demesi her şeyin olması için yerlidir.

Bunu insanoğlunun düşünüp görüp bir ve gerçek olan Allah’a iman edip Kuran’ın gölerdiği yolda bir hayat yaşaması gerekir. Her türlü şirkten uzak olması gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.