Nebe Suresi Tefsiri

 

 

Nebe Suresi Tefsiri

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Nebe: Çok önemli haber. Mühim haber demektir. Özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğinin başladığının haberidir. Kuran’ın ve H.z.Muhammed’in peygamber olarak insanlara bildirdiği Kıyametin kopacağı, herkesin yaptıklarının karşılığını ahirette göreceği haberidir.

Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek demektir. Yeryüzü de insanlar için önceden döşenmiş bir döşek gibidir.

Evtad: Yere veya duvara çakılmış kazık demektir. Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için birer kazık görevi görürler.

Sebt: Sözlükte; kesmek demektir. Rahta ve huzur günü olması sebebiyle“Cumartesi Gününe”, İsrail Oğulları  “Sebt” demişlerdir. Yani rahat ve huzur günü demişlerdir. Çalışılmayıp rahat edilen gün demekir.

Sübat: Sükun, rahat, dinlenme, koyu bir uyku, ölüm demektir. [Gece iş yapmayı ve hareketi kestiği; insanlar dinlendiği, huzur bulduğu için bu adla adlandırılır. İnsan uykusunda ruhu kendisinden ayrılmamış diri olduğu halde; şuursuz ölü gibi sükûnette olur. Bir başka söyleyişle;İnsan ve canlılar uyku halinde yaratılışları gereği çevrelerinde olan şeyleri değerlendiremezler ve her türlü hareketi de yapamazlar. Kısacası insan uyku halinde tam bir dinlenme durumundadır. Bu durum da gecenin yaratılış hikmetine uygundur.

Vehhac: Yanan parlak demektir.

Vehhac: Aşırı derecede alevli olduğu için, çevresine kıvılcımlar ve alevler saçan,yanıcı ve çok parlak şey demektir.Aydınlatan ve ışık saçan şey demektir.

Seccac:Şiddeli dökülen demektir.

Kevakib:Memesi belirmeye başlamış ve biraz kabararak yukarıya kalkmış kız demektir.

Dihak:Dolu demektir.(Buradaki dolu ;su ile dolu bir şey demektir.).

Libas:Elbise .Giysi.Örtü.

Maişe:Yaşamak ,geçinmek ve çalışıp kazanma zamanı.

Sebı Şidad:Yedi sağlam (gök).

Sirac:Lanba,kandil.Güneş.

Vehhac:Pırıl pırıl yanan.

Musırat:Yağmur yağdıran bulutlar.Bulutları sıkıştırıp yağmur yağdıran rüzgarlar.

Seccac:Şarıl şarıl su akıtan .

Mihad:Beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek.

Evtad:Yer veya duvara çakılmış kazık demektir.

Elfafa:Girift,sarmaş dolaş.Dalları bir birine girmiş.

Migaten:Tayin edilen bir zaman.Oraya çıkağı günü belirlenmiş bir zaman.

Mirsad:Gözetleme yeri.Meleklerin kafirleri bekledikleri bir gözetleme yeri.

Meab:Dönüp varılacak son yer.

Hukub:Belirsiz bir süre.Kimsenin bilmeyeceği kadar uzun bir süre .Bu süre bazı hadislere göre ;hukub;seksen(80)yıllık süreye denir.Bazı hadislere göre ise üç yüz(300)yıllık süreye denir.Yine hukub’un kırk (40;)yıl veya otuz(30)bin yıl olduğu da söylenir.

Hasanı Basri’ye göre ise hukub kimsenin bilemeyeceği kadar uzun zamandır.

Maaben:Ağzınlar için dönüp varılacak son yer.

Ahkaba:Asır (yüzyıl)gibi uzun seneler demektir.Sonu gelmeyen seneler.Bu uzun senelerin ne olduğu konusunda din bilginleri arasında çeşitli görüşler vardır.Bu ayet kafirler için geldiğinden dolayı onlar orada uzun seneler kalacaklardır.Kafirler için geldiğinin delili de bir sonraki ayettir.Allahü Teala bir sonraki ayette maalen: “Ayetlerimizi yalanladılar.” buyurmuştur.

Berda:Hava serinliği veya uyku.

Hamim:Sıcak kaynar su.

Gassak:Cehennem ehlinin cesetlerinden dökülen kan ,irin .

Gassak:Dayanılmayacak derecede dondurucu soğuk su

Mefazan: Halas ve zafer demektir. Korkulardan, acılardan kurtulup muratlara ermek demektir. Yani büyük kurtuluş, büyük istek; ebedi azaptan kurtulmaktır. Cennette kavuşmaktır. Her türlü azgınlık ve hırstan şuurlu olarak kurtulmak ve cennete kavuşmaktır.

Bu kelimenin sonundaki tenvin tazim içindir. Yani kurtuluşa erenlere saygı gösterme ve büyümek değer vermek içindir.

Hadika:Suyu olan ve her türlü meyve ağaçlarını ve çiçekleri olan etrafı duvarlarla çevrili bulunan bostan ve bahçe demektir.

A’nab:İneb’in çoğuludur.Üzüm demektir .Burada üzüm bağları anlamındadır..

Etraban:Hep(daima,devamlı ,sürekli) bir yaşta demektir.

Ataen: Büyük bir ihsan ve ikram.Luttuf

Ke’sen Dihak:Dopdolu kadeh.

 

 

 

                              Nebe(Amme) Suresi

Nebe Suresinin Surenin Tanıtımı

1-Nebe’ (Amme) suresi Mekke’de inmiştir. Kırk(40) ayettir. İniş sırasına göre seksenin (80)ci suredir. Mushaflardaki resmi sırlanışa göre ise yetmiş sekizin(78)ci suredir. Bu sure bir defada inmiştir.

2-Kıyamet, öldük­ten sonra dirilme ve haşr(mahşer meydanında toplanma) hakkında bilgiler verir .

3-Allah’ın kudretini gösteren delilleri açıklar. Kainattaki her türlü şeyi  yaratan Allah’ın, insanı öldükten sonra tekrar kolayca yaratacağını açıklar.

4-Öldükten sonra dirilmeyi ve insanın ömrünün sınırlı olduğunu anlatılır.Kıyamet koptuktan sonra insanların mahşer meydanında toplanıp hesaba çekilecekleri bildirilir.Kullar arasında herkes yaptığının karşılığını o gün görecegin bildirir.

5-Amel defterleri dağıtılıp hesap görme işi bittikten sonra; kâfirler için hazırlamış olan ce­hennemden ve oradaki azap çeşitlerini açıklar.

6-Daha sonra takva sahibi mü’minler ve  Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu çeşitli nimetler anlatır.

7-Sûre, kıyamet gününün dehşetinin anlatılması ile sona erer.

 

Nebe Suresinin Ayet Mealleri

 

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?

2. Büyük haberden mi?

3. Ki onlar onda ayrılığa düşmüşlerdir.

4. Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!

5. Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!

6.Yapmadık mı biz,şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

7. Dağları birer kazık ?

8. Ve  sizi çift çift yarattık.

9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10. Geceyi (karanlığıyla sizi sizi örten) bir örtü yaptık.

11. Gündüzü de geçim  zamanı yaptık.

12. Üstünüzde yedi sağlam gökyüzü bina ettik.

13. (Oraya) parıl parıl parlayan bir lamba(güneş ve yıldızlar)  astık.

14.Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,

15.Ki onunla çıkaralım :dane,bitki,

16.Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.

17. Şüphesiz adaletle hüküm verme günü, belir­lenmiş bir zamandır,

18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelir­siniz.

19. O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.

20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

21.Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

22.Azgınların varacağı yerdir.

23.Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24.Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar.

25.Yalnız kaynar su ve irin (içerler);

26. Yaptıklarına uygun karşılık olarak.

27. Çünkü onlar hesap (görüleceğini) ummazlardı.

28. Bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlar­dı.

29. Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdir.

30. (Bundan sonra onlara), “Tadın (azabı!) Size azaptan başka bir şeyi çoğaltmayacağız!” denilir.

31.Korunanlar için de mükafat vardır.

32.Bahçeler ,bağlar,

33.Gögüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,

34.Ve dolu kadehler

35.Orada ne boş söz, ne de yalan işitilir.

36.Rabbinden bir karşılık,yeterli bir bağış olarak.

37. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli(Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.

38.O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.

39. İşte bu, hak gündür. artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.

40. Biz  sizi,pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.

 

                         Nebe Suresinin Tefsiri

1ci ayet: “Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?”

O inkârcılar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? Müşrikler kendi aralarında, öldükten sonra dirilmeyi birbirlerine soru­yorlar; inkâr ve alay maksadı ile hep bu konulardan söz ediyorlardı. Dolayısı ile olayın önemini, dehşetini ve müşriklerin bu tutumlarından dolayı muha­tapları hayrete düşürmeyi ifade etmek için söz soru şeklinde söylenmiştir.

2ci ayet: “Büyük haberden mi?”

     Büyük haberi, çok büyük haberi, mühim veya çok önemli haberi mi soruyorlar?   Mekkeli müşrikler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara öldükten sonra dirilmeyi sorarlardı. Bu büyük haber, özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğe başladığının haberidir. H.z.Muhammed’in, bir peygamber olarak ve Kuran ayetleriyle ve peygamber olarak insanlara bildirdiği birinci sur’a üfürülmesiyle birlikte kıyametin kopacağı bütün canlıların öleceği haberi dir. İkinci defa sur’a üfürüldükten sonra yeryüzünde yaşamış olan bütün canlıların ve insanların dirilerek mahşer meydanında toplanacakları ve hesap görüleceği haberidir. Bütün insanların amel defterlerini aldıktan sonra mizan karşısında yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde görecekleri haberidir. Bütün canlıların hakkını birbirinden alacakları haberidir.

Kısacası; H.z.Muhammed’in peygamber olarak görevlendirildiği haberidir. Kuran’ın Allah’ın hak kitabı olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatının var olduğu haberidir. Birinci defa sur’a üfürülmesiyle kıyametin kopmasının gerçek olduğu haberidir. İkinci sur’a üfürüldükten sonra ahret hayatının ve ahiret gününün başlayacağı, mizanın var olduğu haberidir. Cennet ve cehennemin var olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatı ve cennet ve cehennem hayatının var olduğu haberidir.

3cü ayet: “Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.”

Meydana gelip gelmeyeceği hususunda şüpheye düşen ve onu yalanlayıp inkâr eden olarak ikiye ayrıldıkları olayı mı sorup duruyorlar?

Müşrik Arapların hepsi kâinatı yaratan Allah’ın varlığını kabul ederlerdi. Ancak bir bölümü ahrete inanmazlardı. Ölümle her şeyin bittiğini sanırlardı. Öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye bir şeyin olmadığına inanırlar ve ahreti yalanlarlardı.

Bir kısım müşrik Araplar ise Ancak ahrete, ölümle her şeyin bitmediğine, öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye şeylerin olabileceği konusunda şüphe içindeydiler. Ve bu konuda kendi aralarında sürekli tartışırlardı.

İleride ortaya çıkacak ahiret günü hakkında Müslümanlar inanarak, bu konuyu öğrenmek için peygamberimize soru sorarlardı.

Bir konu hakkında ihtilaf etmek yani görüş ayrılığına düşmek o şeyin ileride bize zarar veya fayda vereceği düşüncesindendir. İnsanlar ileride kendilerine zarar veya fayda verecek bir hesap verme gününün olabileceğini sezdikleri zaman o konu hakkında içlerini rahatlatacak bazı düşüncelere sarılırlar. Aynı şeyleri söyleyen arkadaşlarıyla görüş ayrılığına düşerler.

Kısacası bazen arkadaşlar arsında çeşitli ihtilaflar çıkar. Bu ihtilaflar da varlığı veya yokluğu hakkında konuşulan şeyin varlığına işarettir. İnsanoğlu yaratılmış şeylerin varlığını kabul veya ret eme konusunda fikirler ileri sürer. İnsan beyni Allah’ın yaratığı şeyleri düşünür. Düşündügü şeyleri çeşitli sebeplerden dolayı kabul eder. Gereğini yerine getirir. Yine işine geldiği şekilde düşündüğü şeyleri ret eder. Çünkü çıkarları o şeyin var kabul edilmemesini gerektiriyordur. Allah’ın yarattığı bir şeyin yok olduğunu söylemekle o şey yok olmaz. Allah’ın yaramadığı bir şeyin de var olduğunu söylemekle o şey var olmaz. Yaratılmış şeyleri kabul etmemekle sade gönlümüzü rahatlatırız. Başka bir şey yapamayız.

Öldükten sonra dirilme hakkında soru soran kimseler hakkında tefsircilerin görüşleri şunlardır:

1-Mekkeliler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara bu büyük haberi (öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

2- Müslümanlar bilgilerini artırmak, kâfirler alay etmek için Peygamberimize; bu büyük haberi(öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

4cü ayet: “Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!”

Hayır, hayır! O yalanlayıcılar öldükten sonra dirilme hakkında birbirlerine soru sormaktan sakınsınlar. Dirilme olayının gerçek bir olay olduğunu ve alay etmelerinin de sonucunu gördükleri zaman işin hakikatini anlayacaklar. Ahiret günü gelip çattığında ayrılığa düştükleri günün geçek olduğunu anlayacaklar. Kendilerine verilen cezaları görürler. Cehennemin nasıl bir ceza yeri olduğunu görürler. Ahiret gününe inanıp güzel amel işlemediklerine pişman olurlar amma iş işten geçer.Şunu hemen belirtelim ki Ahiret günü güzel amel işlemediği için kafirleri nasıl pişman oluyorlarsa günahkar Müslümanlar da o kadar pişman olurlar.

5ci ayet: “Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!”

Bu şekilde bir hitap olayın korkunçluğunu ifade etmek suretiyle önceki ayete geçen Allah’ın tehdidini pekiştirir. Kısacası Ahiret günü başlarına gelecek olan azap ve cezayı ya­kında göreceklerdir. Ahiret günü geldiğinde nasıl bir şey olduğunu daha iyi anlayacaklar.

Bu ayetlerden sonra susmaları için Allah, Kâfirlerin inkâr ettiği, öldükten sonra dirilme hakkında aleyhlerine delil getirdi. Daha sonra da Allah kudretini gösteren delillere işaret etti. Kısacası kâinatı yoktan yaratan Allah, öldükten sonra insanı yeniden kolaylıkla diriltmeye gücü yeter fikrini insanlara altıncı ayetten başlayarak anlattı.

6ci ayet:“Yapmadık mı biz, şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

İçinde oturduğunuz şu yeryüzünü, üzerinde yerleş­meniz ve etrafında dolaşmanız için beşik haline getirmedik mi? Üzerinde yerleşmeniz çeşitli şeyler ekmek suretiyle geniş ovalarından yararlan­manız maksadıyla, yeryüzünü sizin için yatak ve yaygı gibi yapmadık mı? Denerek insan için yeryüzünün özenle hazırlandığı ve insanın yeryüzünden kolaylıkla yararlandığı ortaya konmaktadır. Beşik nasıl çocuğu özenle korursa, yeryüzüde insanı her türlü sıkıntıdan koruyacak şekilde yaratılmıştır.

7ci ayet: “Dağları birer kazık ?”

Sizi sarsmaması için evin direklerle sabit kılındığı gibi, yeryüzünü sabit tutacak dağlan kazıklar gibi yapmadık mı? Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için bir kazık görevi görürler. Bu yüzden insanlar yeryüzünde korkusuzca dolaşırlar. Her an deprem kokusu içinde yaşamazlar. Ayrıca dağlar hava akımlarının belirli yönlerde hareket etmesini sağlayarak daha birçok fayda sağlarlar.

İbn Cüzey şöyle der: Dağlar yeryüzünün sarsılmasına mâni olduğu için, Yüce Allah onları kazıklara benzetti.

8ci ayet: “Ve sizi çift çift yarattık.”

Yeryüzü üzerinde hayatın devam etmesi, cinsî münasebet ve çoğalma işinin düzgün olması için sizleri erkek ve dişi diye sınıflara ayırdık. Burada çift yaratılma denince her türlü şey de bu çift yaratılmanın içine girer.

9cu ayet: “Uykunuzu dinlenme yaptık.”

Uykuyu bedenleriniz için bir dinlendirme vasıtası ve meşguliyetlerinizi kesici kıldık. Uyku sayesinde, gündüzleri yaptığınız işlerin yorgunluğundan kurtulursunuz. İnsan nasıl uyumaya başladığının farkına varamaz. Yine nasıl uykudan uyanıklık haline geçeceğinin farkına varamaz.İnsan uyurken ne bir düşünce ne de bir duyarlılık içindedir.Tam bir sükunet içindedir.Yine bütün canlılar günün belirli bir saatinde uyumak zorundadır.Aksi halde uzun süre uykusuz kalan canlılar ölürler.Şunu da unutmamak gerekir ki her canlının uyku hali kendi yaratılışına özel bir durumdadır ve uyku süreleri ve şekli de başka başkadır.Gerek insanlar için gerek diğer canlılar için uyku bir sükunet hali ve dinlenme durumudur.Uyku halinin uzunu veya kısası içinde bulunduğumuz duruma göre insanları güçlendirir ve kuvvetlendirir.

Uyku insanı hafifletir. Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanlar savaş öncesi gecesinde uyumadan önce korku ve heyecan içindeydiler. O gece uyuyup ertesi gün uyandıklarında son derece hafiflemişler korku ve heyecanları gitmişi. Bu durumu, Allah Enfal suresinin on birinci (11ci) ayetinde malen : “Allah katından bir güven işareti olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.”diye açıklar. Yine Ali İmran Suresinin elli dördüncü(54cü) ayetinde malen: “Kederden sonra ,bir takımınızı kendinden geçirmeyecek huzur ve emniyet indirdi.” diye açıklar.

Uykunun eksiksiz olabilmesi için gencin karanlığı insanlar için bir nimetidir. Uyku gecenin karanlığı içinde her yönüyle uyunarak yaşanır.

Zemahşeri ve bazı tefsirciler: “Sizi geceleyin ölü gibi uyutan odur.” mealindeki Enam Suresi altmışıncı(60cı)ayetinin anlamına uygun olarak, uykunun “Bir ölüm gibi olduğu anlamını”  benimsemişlerdir.

Allah Zümer Suresinin 42ci ayetinde mealen: “Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uyudukları sırada alır.”buyurmaktadır. Bu ayete göre uyku bir çeşit ölümdür. Kısacası uyku küçük ölümdür denebilir. Uykuda ruh bedenden kısmen ayrılır. Ölümde ise bütünüyle ayrılır. Uyurken insan ölmüş gibi bilinçsizdir.

10cu ayet:  “Geceyi (karanlığıyla sizi örten) bir örtü yaptık.”

Geceyi, elbisenin sizi örttüğü gibi, karanlığı ile sizi örten ve kaplayan bir elbise gibi yaptık. Elbise, giyeni örttüğü gibi, gecenin karanlığı da sizi örter. Gizli kalması gereken yerlerinizi gizler. Güneş ışığından ve ısısından sizleri korur. Gecenin karanlığı her türlü canlının dinlenmesi ve rahat etmesi için bir nimettir.

İbn  Cüzey  şöyle  der:  Elbise,  insan vücudunu gözlerden koruduğu için, Yüce Allah, geceyi elbiselere benzetti.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Geceye insanın sırtına giyilen iç çamaşırı anlamı vermekten, geceyi insanı örten bir yorgan gibi kabul edip, yorgan anlamı vermek daha uygundur. Çünkü gece insanı her şeyden gizlediği gibi bir takım işlerini yapmaya da yardımcı olur.”der.

11ci ayet:  . “Gündüzü de geçim zamanı yaptık.”

Gündüzü de geçiminizi sağlamak, ticaret ve diğer işleriniz için bir sebep kıldık. İhtiyaçlarınızı gidermek için gündün sağa sola gidersiniz. Dinlenmek için gece karanlık, gündüz aydınlık yapılmıştır. Ayrıca insanın haricindeki bütün canlı varlıklarda gece uyur dinlenirler. Gündüzün varlıklarını devam ettirmek ve karınlarını doyurmak için çevrelerinde dolaşırlar. Yaratılışlarına uygun gelen her türlü hareketi yaparlar.

İbn Kesîr şöyle der: İnsanlar gündüzün geçim, kazanç, ticaret ve diğer şeyleri temin için, sağa, sola gidip gelmek suretiyle dolaşabilmeleri için gündüzü aydınlık kıldık.

12ci ayet:  .  “Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.”

Ey İnsanlar! Üzerinizde, sağlam yaratılmış ve eşsiz yapılmış, son derece muhkem ve sağlam yedi gök yaptık. Onlar asırların ve zamanların geçmesinden etkilenmez. Kudretimizle onları yeryüzüne bir tavan gibi olmaları için yarattık.

Göğün son derece sağlam özelliklerde olduğunun bildirilmesinin sebebi; insanların yaptığı binalar gibi zaman içinde çürümeyeceğini, yıkılmayacağını açıklamak içindir. Göğün son derece sağlam yapılı olduğunu kesinlikle insanlara açıklamak içindir.

13cu ayet: “ Ve (Orada) parıl parıl parlayan bir lamba (güneş ve yıldızlar)   yaktık.”

Sizin için, aydınlatıcı bir güneş yarattık. Onun ışığı, bütün yeryüzündekiler için parlar ve onları ısıtır. O daima sıcak ve ısıtıcıdır.

14cü ayet:  “Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,”

Yağmur yağdırma zamanı gelmiş olan bulutlardan çok ve kuvvetli akan su indirdik. Kısaca birbirini sıkıştıran bulutlardan şarıl şarıl sular indirdik. Bir başka söyleyişle bulutları birbirine yaklaştırıp yoğunlaştıran, sıkıştıran rüzgârlar vasıtası ile gökten su indirdik demektir.

15ci ayet: “Ki onunla çıkaralım: dane, bitki,”

Bu yağmurla, insan ve hayvanlara gıda olması için, yeryüzünde biten çeşitli hububat ve ekinleri çıkaralım diye bu suyu indirdik. Yeryüzünde ölü olan topraktan yağmur suları vasıtası ile onlardan yararlanacak her türlü canlı için gerekli bitkiler yetişir. İşte gökyüzünden indirilen yağmurun gerçek hikmet ve gayesi budur.

16ci ayet: “Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.”

Ağaçlan ve dalları çok, ağaçlarının birbirine yakınlığı ve dallarının çokluğundan dolayı birbirine girmiş bağ ve bahçeler yetiştire­lim diye o suyu indirdik.

Allah, öldükten sonra dirilme ve haşirin mümkün olduğunu gösteren apaçık bir delil olarak, kudretini gösteren bu dokuz delili yukarıdaki ayetlerde anlattı.

Bu dokuz (9) delil kısaca şunlardır:

1-Yeryüzünün beşik yapılması.

2- Dağların kazık yapılması.

3- İnsanların çift çift yaratılması.

4- Uykunun dinlenme vasıtası yapılması.

5- Gecenin örtü yapılması.

6- Gündüzün geçim zamanı yapılması.

7- Yedi kat gökyüzü yapılması.

8- Gökyüzünde parıl parıl parlayan güneşin yaratılması.

9-Yağmurun yağması ile yeryüzünde çeşitli bitkilerin, bağ ve bahçelerin yetişmesi.

Bu saydığımız şeyleri ve insanları yaratan Allah’tır. Bu şeylere gücü yetenin, insanlar öldükten sonra onları dirilt­me ve hayat vermeye de gücü yeter.

17ci ayet: “Şüphesiz fasıl(adaletle hüküm verme) günü, belir­lenmiş bir zamandır,”

Hesaba çekme ve amellerin karşılığını verme, mahlûkat arasında hüküm verme gününün, Allah’ın ilminde belirli ve sınırlı bir zamanı vardır. Ne öne geçer, ne geri kalır.Bu konuda Allah Mürselat Suresinin yedinci (7ci) ayetinde malen: “Bilin ki size vaat olunan şey gerçekleşecek! “buyrulmaktadır.

Zamanı geldiğinde Allah’ın emri ile sur’a birinci defa üfürülür. Kâinatın düzeni bozulur. Allah’ın dilediklerinin haricindeki her canlı ölür.

Kurtubî şöyle der: Yüce Allah o gün mahlûkat arasında hükmedeceği için ona “yevmul fasl” yani “hüküm günü” dendi. Allah o günü, öncekiler ve sonrakiler için belirli bir zaman olarak belirledi.

Birinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: . “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir….” buyrulmaktadır.

18 ci ayet:  . “O gün Sur’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.”

Ayette sözü geçen bu hüküm günü birinci sur’a üfürülmesi ile ortaya çıkacak olan her şeyin yok olduğu bütün canlıların öldüğü ilk yıkım günü değildir. Yani kıyametin kopuğu gün değildir. Bu hükmetme günü, sur’a, kabirlerden kalkma için ikinci defa üfürüldüğü gündür. Sur’a ikinci defa üfürülmesinden sonra bütün insanlar ve mahlûkat mahşer meydanına, hesap vermek ve amellerin karşılığını almak için bölük bölük, zümre zümre gelip toplanır.

İkinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: “…..Sonra bir daha üfürülecektir. Bir de bakarsınız hep o yıkılanlar kalmışlar, bakıyorlar.” buyrulmaktadır.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sura ikinci defa üfürülünce insanlar uykularından uyanır gibi kalkarlar. Her ümmet önderiyle çağırılır. Çağırılan ümmetler(inanç toplulukları)derhal alay alay, ümmet ümmet, cemaat cemaat, mahşer yerine gelirler.

Her ümmetin önderiyle çağırılacağı İsra Suresinin yetmiş birinci (71ci) ayetinde malen: “ Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.”buyrulmaktadır.

[ Muaz(r.a.) “takım takım” Mahşer meydanına gelmenin tefsirini Peygamberimize sormuş ve şu cevabı almıştır:

“Kıyamet gününde ümmetim on iki (12) sınıf olarak haşredilecektir.

Birinci sınıf: Kabirlerinden karınları yılanlar ve akreplerle dolu haşredilir. Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

İkinci sınıf: Domuz suretinde haşredilir. Bunlar, namazlarında gevşeklik gösterip tövbe etmeden ölenlerdir.

Üçüncü sınıf: Ağızlarından kan gelerek haşrolur. Bunlar, alış verişlerinde yalan söyleyip tövbe etmeden ölenlerdir.

Dördüncü sınıf: El ve ayakları kesik haşrolur. Bunlar komşularına eza edip tövbekâr olmadan ölenlerdir.

Beşinci sınıf: Lâşeden daha pis kokar halde haşrolunur. Bunlar, Allah Teâlâ’dan korkmayıp gizlice günah işleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Altıncı sınıf: Dilleri kesik haşrolunurlar. Bunlar, yalan söyleyen ve yalancı şahitliği yapanlardır ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

Yedinci sınıf: Dilsiz haşrolunur. Bunlar, şahitliği gizleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Sekizinci sınıf: Avret yerlerinden irin ve sarı su akarak haşrolunur. Bunlar zina edip, tövbe etmeden ölenlerdir. Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Onuncu sınıf: Yüzleri kızarmış, gözleri uğramış, dişleri öküz boynuzu gibi sivrilmiş, dudakları karınlarına, karınları da uyluklarına sarkmış haşrolunur. Bunlar, içki içip tövbe etmeden ölenlerdir.

On birinci sınıf: Cüzamlı, baraslı haşrolunur. Bunlar ana ile babalarına asi olup tövbe etmeden ölenlerdir.

On ikinci sınıf: Yüzleri ay’ın on dördü gibi haşrolunur. Sırat’ı şimşek gibi geçerler. Bunlar, hayırlı işler yapıp, namazlarını cemaatle kılan ve günahlarına tövbe ederek ölenlerdir.”buyurmuştur.].

19 ci ayet:  .  “O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.”

Yarıldı çatladı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Sur’a birinci üfürülüşte bugün sağlam bir bina olan şu bizim altında yaşadığımız dünya göğü, o günün dehşetinden her taraftan yer yer yarılır, çatlar ve yıldızlar her tarafa saçılır. Kâinatın düzeni bozulur. Bu olay kıyametin kopmasıdır.

Sur’a ikinci defa üfürülmesi ile yeni bir alem yaratılır. Bu aleme Ahiret alemi adı verilir.Bu ayete anlaşılan olaylar işte bu ikini sur üfürüldükten sonra meydana gelir.Gök yüzü açılır. Çok sayıda kapılar ortaya çıkar.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Gök kapı kapı açıldı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Burada ikinci sur’a üfürülmenin anlaşılması, surenin akışına daha uygundur. Bu ikinci surun üfürülüşü yeniden bambaşka bir “Ahiret Âleminin” yaratılışının başlangıcıdır. Allah bundan sonra yeni bir âlem yaratır. Bu Âleme ; “Ahiret Âlemi” adı verilir. Ahiret Âleminin de bir gökyüzü(seması) ve yeryüzü vardır.

Allah’ın emri ile bu “Ahiret Âleminin”   gökyüzünde kapılar açılır. Gökyüzünde açılan bu kapılardan melekler inecektir. Daha sonra, Ruh(Cebrail) ve melekler saf saf duracaklardır. Açılan bu kapılar sadece meleklerin yeniden yaratılan “Ahiret Âleminin”  yeryüzüne inmesi için değildir. Bu kapılardan Müslümanlar da geçerek Cennete gireceklerdir. Bu kapılar kâfirler için açılmamıştır.

20ci ayet:  “Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.”

Bu konuda tefsir bilginleri şöyle der: Dağlar yerlerinden sökülüp savrulur. Bir serab olmuştur. Hatta bakan, onu bir dağ zanneder, hâlbuki o bir dağ değildir. Savrulan tozdan ibarettir. Bu serap gibidir. Serabı gören su sanır, hâlbuki o su değildir. Böylece serab gibi varlığı ve hakikati olmayacaktır. Bu durum daha önceki sure ve ayetlerde anlatılmıştır.

Taberî şöyle der: Dağlar savrul­duktan sonra, bakan kimsenin gözüne, dağılmış toz duman gibi görünür. Bu çöldeki kimsenin gördüğü “seraba” benzer ki, serabı gören onu su zanneder, oysa gerçekte o bir hiçtir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sur’a birinci defa üflendiğinde kâinatın nizamı bozulur. Her şey ölür.  Yeryüzü ve gökyüzü paramparça olur. Dağlar paramparça olarak toz bulutu haline gelir. Ogün dağlar serab gibi bir hayale dönmüştür. Yeryüzü dümdüz olmuştur. Dağlar daha önceden olduğu gibi yeryüzünde bir kazık gibi çakılı durumlarını ve heybetli görünüşlerini kaybetmişlerdir. Bu olaylar birinci sur’un üfürülüşüne müteakip ortaya çıkan yıkım safhasıdır.

21ci ayet:“Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

Bu ayete kadar olan ayetlerde kıyameti başlatan dehşetli sarsıntı, daha sonra göğün çatlaması, insanların mahşer meydanına koşarak gelmeleri anlatıldı. Bu anlatımlardan maksat kıyametin dehşetini ve korkunçluğunu insan zihninde canlandırmaktır.

Bu anlatılan olaylardan sonra Yüce divanın kurulur, herkes hesaba çekilir, Yüce Divan herkesin hakkını verir. Cennetlikler Cennete, Cehennemlikler cehenneme gider.

Şüphesiz cehennem, kâfirleri bekleyip gözetler. Onun gözetlemesi, insanın, gaflet anında düşmanını yakalamak için gözetlemesine benzer.

Mirsad; gözetleme yeri demektir. Kişinin, düşmanını gözetlediği yerdir. Suçluların gözetlenmesini Tefsirciler şu şekilde açıklar:

1- Cehennem bekçileri olan melekler Mirsad’a(gözetleme yerine) gelerek suçluları gözetlemektedirler.

2-Cehennemin kendisi suçluları gözetlemektedir. Cehennem, alevi ile Allah düşmanlarına azap etmek için gözetler. Üzerinden geçen kâfirleri çekip içine almak için gözetle­mektedir. Bu anlatım ile Cehennem akıllı bir canlı gibi açıklanmıştır.

22ci ayet: “Azgınların varacağı yerdir.”

Cehennem azgın suçluların dönüp gidecekleri evleri ve barınaklarıdır.

23ci ayet:“(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır.”

Cehennemde, sonsuza kadar, birbirinin ardından ge­len asırlarca kalacaklardır.

Kurtubî şöyle der: Asırlar devam ettikçe onlar cehennemde kalırlar. Her asır geçtikçe, başka bir asır gelir. Çünkü ahretin asırları sonsuzdur.

Rabî ve Katâde de şöyle derler: Bu asırlar ne sona erer, ne de biter.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Cehennemin müminlere mahsus katı (tabakası)nın söneceğini bildiren bir hadisin var olduğunu bildirir.”

24ci ayet: “Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar.”

Cehennemliklere rahatça içecekleri bir su verilmeyecektir. Onlardan Cehennem ateşinin sıcaklığını hafifletecek bir soğukluk veya orada susuzluklarını giderecek bir şey içemezler. Onlara ya yakıcı su, ya da dondurucu su yahut da irin gibi sıcak, kokmuş su verilecektir.

25ci ayet: “Yalnız kaynar su ve irin (içerler);”

Ancak son derece kaynar bir su ve cehennem ehli­nin derilerinden akan bir irin içerler.

26ci ayet: “Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”

         Kâfirler cehennem azabı görürken kaynar su ve irinden başka bir şey tatmayacaklardır. Bu ceza ahirette hesap vermeyi ummayanlara, Allah’ın emir ve yasaklarına kulak asmayanlara, yalanlayanlara ve inanmayanlara uygun bir cezadır.

27ci ayet:“Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.”

Muhakkak ki onlar hesap ve cezayı bekle­miyorlardı. Allah’a kavuşacaklarına da inanmıyorlardı. Dolayısıyla Allah onları bu davranışlarına uygun ceza ile cezalandırır.

28ci ayet:“Ayetlerimizi tamamen yalanlamışlar­dı.”

Allah’ın, öldükten sonra dirilmenin olacağını gösteren ayetleri ile Kur’ân ayetlerini şiddetle yalanlıyorlardı.

29cu ayet:  “Biz de her şeyi bir kitapta sayıp yazmıştık.”

Onları, yaptıklarına karşılık cezalandırmamız için, işlemiş oldukları bütün günah ve suçlan bir kitapta (Levhi Mahfuzda)kaydettik.

(veya insanın her hareketi Kiramen Kâtibin adı verilen şerefli melekler tarafından her an amel defterine yazılmaktadır. Belki de bu defter kast edilmektedir.)

30ci ayet: “Şimdi tadın, artık size azaptan başka bir şey artırmayacağız!”

        Ey Kâfirler Topluluğu! Azabı tadın. Yar­dım istemenize karşılık size, azabınızın üzerine bir azap daha katmaktan başka bir şey yapmayacağız.

       Tefsirciler şöyle der: Kur’ân-ı Kerim’de, ce­hennem ehline bu ayetten daha ağır gelen bir ayet yoktur. Çünkü onlar bir azap türüne karşı yardım istedikçe, onlara daha şiddetli bir azap ile karşılık verilir.

31ci ayet: “Muttakiler için de başarı(mükâfat) vardır.”

Kuşkusuz dünyada Rablerine itaat eden iyi müminler için Naîm cennetlerini elde edecek ve cehennem azabından kurtulacakları makamlar vardır.

Bu ayetten sonra Allah, Cennet nimetlerini şöyle açıkladı.

32ci ayet: “Bahçeler, bağlar,”

Muttakiler için, içinde her türlü ağaçların, çiçeklerin ve insanın meyvelerini yemeyi istediği çeşit çeşit üzüm bağları bulunan güzel bahçeler ve bostanlar vardır.

33ci ayet: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,”

Onlar için, göğüsleri yeni çıkarak tomurcuk gibi ka­barmış bakire ve aynı yaşta  kızlar vardır.

34ci ayet: “Ve dolu kadeh(ler).”

Yine takva sahibi müminler için, içi cennet içeceği ile dolu kadehler vardır.

Burada belirtilen cennet içeceğin, bizim bildiğimiz dünya içecekleri ile bir iğlisi yoktur. Sadece bir ad benzerliğidir. Çünkü Cennet nimetleri bu dünya nimetleri ile kıyaslanmaz. Orada günah vasıtaları bulunmaz. Orası bir başka âlemdir. Dolayısı ile dünyada Allah’ın yasakladığı alkollü içeceklerle(şarapla) bir iğlisi yoktur.

35ci ayet: “Orada ne boş söz, ne de yalan işitirler.”

Rabbinden bir mükâfat, bir hediye, bir hesap görme olarak cennette onlar ne boş bir lakırdı ne de birbirlerine karşı yalan işitirler.

Çünkü cennet, esenlik ve selâmet yurdudur. Orada bulu­nan her şey batıldan ve eksiklikten uzaktır.

36cı ayet: “Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.”

Allah amellerine karşılık, kendisinden bir lütuf ve ihsan olarak, onları bu büyük mükâfatla ödüllendirir. Bu mükâfat, rahmeti her şeyi kap­sayan Rahman tarafından verilmiştir.

37ci ayet: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.”

O gün Yüce Allah’ın heybet ve azametinden dolayı, belâyı savma veya azabı kaldırma hususun­da, hiç kimse O’nun la konuşamaz.

38ci ayet: “O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.”

O korkunç günde, Cebrail ve diğer melekler huşu içinde saf olurlar. Allah’ın kendi­lerine konuşma, şefaat ve doğruyu söyleme izni verdikleri dışında onlardan hiçbir kimse konuşamaz.

Sâvî şöyle der: Allah’ın yarattıklarının en üstünü ve Ona en yakın olan melekler, Allah’ın izni olmadan şefaat edemezlerse, diğerleri nasıl şefaat edebilir?

39cu ayet: “İşte bu, hak gündür. Artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.”

Bu, gerçekleşmesi kesin ve mutlak olan bir gündür, Kim iman edip sâlih amel işleyerek, Rabbine giden bir dönüş yoluna girmek isterse, bunu yapsın.

40ci ayet: “Biz sizi, pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.”

Bu hitap, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Kureyş kâfirlerinedir. Yani, biz sizi, meydana gelmesi yakın olan bir azap­la, âhiret azabıyla korkuttuk. Her gelecek yakın olduğu için, Yüce Allah bu azaba “yakın” manasına gelen sıfatını verdi.

O gün her insan, önceden gönderdiği hayır ve şer olarak ne varsa, hepsini amel defterinde yazılmış olarak bulur. Kiramen Kâtibin melekleri insanın yaptığı her şeyi eksiksiz yazarlar. Bu defter mahşer meydanında ait olduğu kimseye verilir. Bu kişi de amel defterine bir itirazda bulunamaz.

Tefsirciler şöyle der: Kâfir, yaratılmamış ve mükellef tutulmamış olmayı isteyerek : “Keşke(dünyada domuz suretinde veya bir başka hayvan suretinde yaşayıp ) toprak olsaydım da, ne hesaba çekilseydim, ne de azab edilseydim.” derler.

Bu şöyle olacaktır. Allah kıyamet günü bütün hayvan­ları haşr eder ve kısas yapar. Boynuzsuz hayvanın hakkım boynuz­ludan alır. Bundan sonra hayvanlar Allah’ın emri ile toprak haline gelirler. Hayvanların toprak olduğunu gören kâfirler, hayvanlar gibi toprak olup cehennemde azap görmemeyi isterler. Ancak onların bu isteği yerine getirilmez Kendilerini bekleyen cehenneme girmekten kurtulamazlar.

S   O    N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

                                           Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Mübarek: Hayır ve bereketi çok, her şeyden yüce ve varlığı ile ezelden sonsuza kadar var olan mahlûkatın sıfatlarından uzak demektir.

Zat: Varlığı demektir. Ezel: Başlangıcı olmayan demektir. Ebed: Sonu olmayan demektir.

Aziz: Kendisine isyan edenlerden intikam almada kuvvetli demektir. Her şeye gücü yeten çok güçlü çok kuvvetli demektir.

Aziz: Kendisine baş kaldıranlara her türlü cezayı vermeye gücü yeten.

Gafur: Tövbe edip kendisine yönelen (iyiye doğruya yani Allah’ın bütün emirlerini eskizsiz yapmaya çalışan) insanların tövbelerini bağışlayıp affeden demektir.

Gafur: Bağışlayıcı ve affedici demektir.

Latif: En ince en gizli işleri bütün inceliğiyle çok kolay bilen. İşlerin iç yüzünü bilen ve her şeyden haberi olan, yarattığı varlıkların halini bilen.

Lutf: Gayet incelikle, güzellikle hedefe ulaştırmak, kişinin dileğini vermek, yerine getirmek.

Habir: Gizli açık her şeyden haberdar olan, bilen.

Kadir: Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği gibi eksiksiz yapmaya gücü yeten. Hiç bir yardımcıya, vekile, vasıtaya ihtiyaç duymayan demektir.. Her ne dilerse kendi kudretiyle yapar, hiçbir iradesi hikmetsiz olmaz. “Ol” deyince hemen oluverir. İsterse zoraki yaptırır, İsterse insanın seçmesine bırakır. İsterse küçültür. İsterse büyültür. İsterse başka âlemler yaratır. Yarattığı alemlerde dilediği gibi tasarrufta bulunur. Ancak Allah’ın eşi ,benzeri ortağı, yoktur.Her türlü noksanlardan uzaktır(münezzehtir.)

Sırat: Yol

Müstakim: Kendisinde bir eğrilik ve sapma bulunmayan şey. Dümdüz. Düpedüz.

Dünya:“Dünya”, “Edna” kelimesinin müennesidir. En yakın demektir.

Tıbak: Bir biri üstünde. Tabakalı, kat kat. Bir birine uygun.(Tıbak; kelimesi mastar anlamında anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tıbak: Katlardan meydana belen şekilde yarattı, demektir.(Tıbak; kelimesi “Tabaka” kelimesinin “çoğulu olarak anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tefavut: Uygunsuzluk. Perişanlık. Başkalık. Nizamsızlık. Münasebetsizlik.

Futur: Çatlak yarık.( Fetera: Yardı filinden türemiştir).

Şihab:Ateş parçaları

Hasir: Yorgun. Perişan, umusuz, bitkin .(Husur; kelimesinden üretilmiştir.)

Şehika:Eşek anırtısına gibi çirkin ,korkunç bir ses.Korkunç uğultu.Kafirlerin cehenneme atıldıklarında ;Cehennem’in çıkardığı ses.

Şehik: Eşeğin çıkardığı seslerin en çirkini. Bu benzeme ile Allah, şiddetli kaynaması ve korkunçluğundan dolayı Cehennemin sesini kas etmiştir.

Temeyyezu:Parçalanıp birbirinden ayrılır.

Gayb: Görülmeyen ,beş duyu yardımıyla bilinemeyen.

Menakib:Kenarlar köşeler,Omuzlar demekir.(Menkib:Yan,omuz demektir.Bu kökten kişinin omzuna;Menkibir Recul denir.).

Zerae:Yaymak,çoğaltmak ve dağıtmak .

Yürsile:

Leccu:Israrla devam ettiren

Temur:Sarsılı,çalkalanır

Zülfe:Onlara yakın.

Esbaha:Sabahladı.Sabaha kadar.Kadar.Olursa.Oldu.Giderse.

Gavr: Yere batan.Yerin dibine geçip kaybolmak.Suyun çekilip kurumasıdır.

Nezir:Korkutucu,Gocundurucu(sakındırıcı  yani kötülükten sakındırıcı ,korkutucu peygamber).

Nuşur: Dönüş.

Ma’in:Gözün göreceği şekilde açık olmak,demektir.Akıp giden suya;Ma’in denir.

Rüccum;Recim kelimesinin çoğuludur.Kendisiyle atılan şey demektir.Şeytanlara yıldızların kendileri değil ışıkları atılır.

Zeluul: “Zill” mastarındandır. Mübalağa ifade eden bir kelimedir. Kolaylıkla, yumuşaklıkla uygunluk yani uysallık demektir. Bir şey zeluul olmakla birlikte şerefli olabilir. Bu özellik genellikle hayvanların bir vasfıdır. Çünkü insanlara yumuşaklıkla itaat ederler. Ancak hayvanlar zelil değildir. Çünkü bir şeye veya bir canlıya zeluul demek o canlıyı; horlamak ve hakaret etmek demek değildir.

Zelil: Hor ve hakir olmak demektir.

Sema: Yüksek demektir. İnsana üstün olan her şey semadır.

 

 Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surenin Tanıtımı

Mekke’de inmiştir, otuz (30) ayettir.ur Suresinden sonra inmiştir.Surenin bir defada inmiş olma ihtimali çok kuvvetlidir.İnis sırasına göre 77ci suredir.Kuranın Mushaflardaki sıralamasında ise 67cci suredir.Ayettlerin anlattığı konular birbirine son dere bağlıdır. Allah’ın büyüklüğünü, öldürme ve diriltmeye gücü yetiğini anlatır. Kâinatı Yaratan Allah’ın bir olduğuna çeşitli deliller getirterek ispat eder. Öldükten sonra dirilmeyi ve mahşer meydanındaki hesap görmeyi inkâr edenlerin karşılaşacağı sonu anlatır.

Mülk Suresinin ilk ayeti ;mülk ve saltanatın Allah’ın elinde olduğunu anlatır.Kainattaki bütün varlıkların Allah’ın emrinde olduğunu anlatır.Her şey Allah’ın gücü ve kudreti karşısında boyun eğdiğini anlatır. Her şeyin Allah’tan yardım istediğini anlatır. Allah yarattığı bütün varlıklar hakkında her türlü tasarrufta bulunur. Buna hiç kimse engel olamaz. O istediği şeyi istediği gibi yapar.

Daha sonra Allah’ın yedi gök yarattığı ve dünya göğünü yıldızlarla süslediği anlatılır. Bunları yapmanın Allah’ın kudretinin en açık delilleri olduğu anlatılır.

Bunlar anlatıldıktan sonra cehennemliklerin durumları açıklanır. Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve öfkesinden dolayı parçalanacakmış gibi olan Cehennemi suçluların gördüklerinde davranışları ve sözleri anlatılır. Cennetliklerin durumları da anlatılır.

Sure Allah’ın sonsuz kudretini açıklayarak sona erer.

Ayet Mealleri

Bismillâhirrahmânirralıîm

1ci Ayet: Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.

2ci Ayet: Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.

3cü Ayet:  Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?

4cü Ayet: Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.

5ci Ayet:  Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

6cı Ayet:  Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

13cü Ayet: Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.

14cü Ayet: Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).

15ci Ayet:  O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yerin) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.

16cı Ayet:  Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).

17ci Ayet:  Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu.

18ci Ayet: Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?!

19cuAyet:  Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.

20ci Ayet: O kim ki ,o size asker olup ,sizi  Rahman’ın(  Allah’ın)azabından , kurtaracak ? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.

21ci Ayet: Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.

22ci Ayet: Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?

23cü Ayet:  De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

24cü Ayet: De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

25ci Ayet:  Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.

26cı Ayet:  De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.

27ci Ayet:  Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.

28ci Ayet:  De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kafirleri elem verici azaptan kim kurtarır?

29cu Ayet: De ki: O Allah; çok esirgeyicidir(Rahmandır); biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir?

 

Âyetlerin Tefsiri

1ci Ayet: “Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.”.

Allah yüceler yücesidir. Yaratığı varlıklara her türlü iyilikten bol bol verendir. Hayır ve bereketinin sınırı yoktur.Bu hayır ve bereket Allah’ın kendisine aittir.Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ın dır.Allah’ın kudreti sonsuzdur. Göklerde ve yerde istediği gibi davranır. Allah bir işi yapmak istediğinde onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.

İbn Abbas şöy­le der: Mülk O’nun elindedir. Dilediğini şerefli, dilediğini rezil eder. Yaşatır ve öldürür. Zengin eder, fakir eder, verir, vermez. Onun her şeye gücü yeter. O, tam kudret sahibidir. Bütün işlerde, tartışmasız tam bir tasarrufa sahiptir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Mülk Allah’ındır.

Allah ezeli ve ebedi sıfatlarıyla her şeyden üstündür. O sonsuz hayır ve bereketiyle gizli ve açık her şeyden üstündür. Allah’ın kullarına lütuf ve bereketti akıllara sığmayacak ölçüde büyüktür.

Yerde ve gökte bütün kâinata, dünyada ve ahirette her türlü tasarruf Allah’ın elindedir. Allah dilediği gibi var eder, dilediği gibi yok eder. Dilediği gibi yönetir. Her türlü emirlerini yerine getirtir. Her türlü hükmünü hemen yerine getirir. İstediğine istediği gibi iyi davranır. İstediğini bazı şeyleri yapması için zorlar, cezalandırır, ikramda bulunur, Çeşitli nimetler verir. Bu işleri yapmaya Allah’ın kudreti yeter. Bu işler Allah’ın emir ve iradesi, hüküm ve kudretiyledir. Bu işleri Allah yerine getirmek istediğinde bir defa “Ol” demesi yeter. O şey hemen oluverir.

Allah dilediği kullarını zenginliğe kavuşturur. Devlet yönetiminde güç verir. Ancak saltanat ve zenginlik verdiklerine de bu zenginlik ve saltanatı sonsuz vermez. Bir süre sonra onların saltanatı ve zenginliği yok olur. Mülk ve saltanatı sonsuz olan sadece Allah’tır. Hiç bir şekilde mülkünü bir başkasına sonsuz bir şekilde vermez. Hiç bir varlığı kendisine ortak yapmaz. Hiçbir şekilde şirkin, herhangi bir çeşidini kabul etmez ve çok yücedir.

Allah’ın dilediğini yapmaya gücü yeter. Kullarına yarattığı varlıklar üzerinde söz sahibi olma hakkını geçici ve sınırlı olarak verir. İstediği zaman da bu hakkı geri alır.Çünkü her şey üzerinde sonsuz mülk hakkı Allah’ındır.Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter yani kadirdir.Mülkünde istediği gibi davranır.Mülk O’nundur.Mülkünde istediğini istediği gibi her şeyi yapar.Allah mülkünde eksiksiz bir kudretle hakimdir.Hükmü her şeye sonsuz bir kudretle geçer.

Hiçbir şekilde bir yardımcıya, vekâlete, vekile, vasıtaya (alete) ihtiyacı yoktur.

İstediği her şeyi kendi güç ve kudretiyle yapar. Yaptığı her şeyin bir hikmeti vardır. Hikmeti olmayan hiçbir şey yapmaz. Allah’ın bir “Ol” demesi istediği şeylerin olması için yerlidir. O şeyler hemen eksiksiz olur.

Allah isterse zorla yaptırır. İsterse yapıp yapmamakta kullarını serbest bırakır. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar; dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka âlemler yaratır. Yaratığı âlemlerde de istediği gibi davranır. Allah’ın ortağı olmaz. Allah öyle yüksek, öyle yücelerden yücedir. Allah her türlü sonu olan her şeyden uzaktır. Allah her türlü acizlikten uzaktır.

       2ci Ayet: “Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.”.

        Allah dünya hayatını ve ölümü yaratmıştır. İstediğini yaşatır, istediğini öldürür. Allah, tektir, iradesini istediği gibi kullanır. Allah sonsuz ve sınırsız güce sahiptir.

Ölüm, kalplere daha çok korku ve ürperti verici olduğu için, Allah bu ayete önce ölümü söyledi. Doğum nasıl bu dünya hayatının başlangıcı ise ölüm de Kabir Hayatının başlangıcıdır. Ölüm den sonraki hayat düşüncesi insanı yararlı işler yapmaya sevk eder. Ölümden sonraki hayatı daha iyi şartlarda yaşamak için bu dünyada Allah’ın emirlerine uygun yaşama için elinden gelen gayreti göstermeye sevk eder. Ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

İslam Bilginlerine göre ölüm; hem beden olarak hem ruh olarak yok olma değildir. Dünya hayatından sonra yaşayacağımız kabir hayatına geçiş ve ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

Ölen kişi kabrinde  “Kabir Hayatı” adı verilen yeni bir hayat yaşadığı için, ölen kişinin, kabrinde işittiği, gördüğü ve hissettiği bildirilmiştir. Bu konuda peygamberimiz : “Sizden biri kabrine konup da eşi dostu kabrin başından evlerine döndüğünde, o onların ayak seslerini işitir” buyurmuştur. Peygamberimiz bir başka hadislerinde de: “Canım kudret elinde olan Al­lah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz. Ancak şu var ki, onlar cevap veremiyorlar”.buyurmuştur.

Ölüm, sadece ru­hun bedenle olan ilgisinin kesilmesi ve bu bedenden ayrılmasıdır. Allah hayatı ve ölümü insanları imtihan etmek; iyi iş yapanla kötü iş yapanı görmek için yarattı.

Yaratılışın bir hikmeti gereği insan şu dünya hayatından ahiret hayatına geçmeye korkar. Bu korkunun asıl sebebi ise bu ayette açıklanan ölümün bir ömür boyu başarmaya çalıştığımız imtihanın sonucunu bize yaşatmasıdır. Yani imtihanı kazandığımızı veya kaybettiğimizi kesin olarak bize bildirmesidir. Kaybetme durumunda karşılaşacağımız cezadan korkma duygusudur. İnsan başardığı bir imtihanın sonucundan hiçbir zaman korkmaz. Yaratılışı gereği elde ettiği başarının sonuçlarını, yararlarını görmek, tatmak, elde etmek ister.

Kurtubî şöyle der: Size imtihan edilen muamelesi yapmak için böyle yaptı. Yoksa Allah itaat edenle isyan edeni ezelden bilicidir. O, kendisine isyan edenlerden inti­kam alacak üstünlüğe sahiptir, tövbe edip O’na dönenlerin günahlarını da çok bağışlayandır.

3cü Ayet:  “Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?”.

Allah, gökleri, birbiri üstünde, yedi kat olarak yaratmıştır. Her gök, diğerinin kubbesi gibidir. Bu yedi kat göğün anlamını kesin olarak ifade etmek imkânsızdır. Günümüzdeki gök bilimlerinden elde edilen bilgilerden de yararlanarak “yedi kat gök” şöyledir diye kesin bir bilgi veremeyiz. Çünkü bu bilgileri elde etme yolları degişikir. Bilgi elde etmek için başlangıç kabul edilen şeyler değişikçe sonuçlar da değişir. Bizler için uygun olan Allah’ın yedi gök yaratığı ve bu yedi göğün birbirinden ayrı tabakalar halinde olduğunu kabul ederiz.

       Allah’ın eşsiz yaratmasında herhangi bir eksiklik, bozukluk, çatışma ve uyumsuzluk göremezsin. Göklerin yaratılışları son der­ece sağlamdır. Allah, kâinatın ve içindeki varlıkların yaratılışındaki kusursuzluk ve gücü göstermek, yaratma konusunda üstünlüğüne dikkat çekmek için ” Rahman’ın yaratmasında” diye buyurdu. Göklere istediğimiz kadar bakalım. Göklerin yaratılmasında bir eksiklik, noksanlık, kusur bulamayız. Çünkü onları yaratan sonsuz güç, kudret, ilim ve her konuda sonsuz üstünlük sahibidir. Göğe bakması istenen insanlar bir asırda yaşayan insan toplulukları değildir. Bu insanlar kıyamete kadar dünya üzerinde yaşayacak olan insan topluluklarıdır. Hitap bütün insanlığadır.

Bazı din bilginlerine göre yedi sayısının söylenmesi o zamanın insanının göğü yedi kat olarak bilmesindendir. Bu ayete insanlara anlatılmak istenen göklerin yedi kat olduğuna inanmaları değildir. Bu yedi kat göğü eksiksiz ve kusursuz yaratan bir ve tek olan Allah’ın varlığına inanmalarıdır.

Gökler hakkında din bilginlerinin görüşleri kısaca şöyledir:

“Yedi Gök”; Güneş sisteminde bulunan dünya ve yedi gezegendir.

“Yedi Gök”; Allah’ın yarattığı göklerin sayısı yedi tanedir. İnsanoğlunun teknik gücü ile sonunu bulamadığı uçsuz bucaksız diye kabul etiğimiz, yıldızlarla dolu olan gök, dünyaya en yakın olan gök birinci göktür. Biz bu göğe uzay adını veriyoruz.

Bu birinci göğün ötesinde daha altı gök vardır ki bunu geçeğini ancak Allah bilir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söyledikleri kısaca şöyle özetlenebilir.

[ Yedi Gök Konusunda Talak Suresi On ikinci ayetinde şu bilgiler vardır.

Sema:Yüksek demektir. Yer üzerinde duran kimselerin baş tarafını kuşatan yüksek âlemlerin ismidir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “gök” kelimesidir.

"Yedi Gök" tabiri, yedi göğün varlığını Kesin olarak belirtir. Ancak bu göklerin de ötesinde başka göklerin yok olduğunu kesin olarak göstermez. Kısacası fazlalığı ortadan kaldırmaz. Kuran ve Peygamberimizin hadislerinde de , “Yedi Göğün” daha ötesinin de bulunduğuna işaret eden bilgiler vardır.

Ayetel Kürsü; Kürsü'nün göklerden ve yerden daha geniş olduğunu gösterir. Yine Peygamberimizin bazı hadislerinde; Kürsü’nün de Arş'ın içinde, çöldeki bir halka yüksük gibi olduğunu ifade edilmektedir. Gökler o kadar geniştir. "Yedi Gök"  tabiriyle, bütün Göklerin toplamı kastedildiği kabul edilirse, Dünyaya ışığı yetişebilen bütün yıldızların bulunduğu gökler, Dünya Göğü denilen Gök’ün bir parçası olurlar.

Dünya Göğünün Yıldızlarla Süslenmesi İse, Saffat Suresinin altıncı ayetinde: Şöyle ki:”Biz dünya göğünü en yakın göğü bir ziynet(süs)ile donattık.”Yıldızlarla” ifadesinden de, “dünya”, ”en yakın”  anlamına gelir. Bu ifadeden anlaşılan ise; bütün yıldızlar dünyaya en yakın gökte bulunuyorlar demektir.Bu anlatılanlara göre “en yakın gök”,yer kürenin etrafında sadece aynı yörünge sahasında ibaret değildir.Yine yalnız güneş sistemi alemi de değildir.Kısaca genel olarak yıldızların bulunduğu en ,boy ve yükseklikten oluşan sahadır.Yani üç boyut sahasıdır. Bu üç boyutlu sahada süsleme ise yıldızları cisimleriyle değildir. Bu sahanın süslemesi yıldızların ışıklarıyladır. Bu ışıkların dünyadan görünen ışıklarının kırılmasıyla oluşan şekilleriyledir. Yıldızların ışıklarının bu şekilli görülüş sahasına sırf bu görünüşlerinden dolayı da ,”Göğün Süslenmesi” adının verilmesi ihtimali de varsa da, ayetin açıkladığı anlamda anlaşılan dünya göğünün yıldızlarla dolu olduğudur. Süslü olduğudur.Dünya göğünden başka göklerin özellikleri ise daha başkadır.Dünya göğüne hiç benzemez.].İşin geçeğini sonsuz ilim sahibi olan Allah(c.c.)bilir.

Şunu da unutmamak gerekir ki yıldızların ışığı olmasa bizler çıplak gözle onların arlığını göremeyiz.

4cü Ayet: “Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.”.

Allah insanlara bakar bakmaz baktığı şeyleri anlama gücü vermiştir. İnsanın kalbi kâinattaki yaratılmış şeylere bakar bakmaz onların yaratılışındaki akılla durgunluk veren inceliği anlar. Bunun içindir ki Allah insanlara göğe tekrar tekrar bakmasını istemiştir. Bu eksiksiz ve noksansız göğe ibret gözüyle defalarca bakmasını söylemiştir. Bu bakışlar sonunda insanın gözünün,  aradığı eksiklik ve noksanlığı bulamayacaktır. Son derece yorgun ve bitkin bir halde, boynu bükük ve ze­lil olarak sonra başını gökten çevirip, kendine dönecektir. Gözün kendine dönmesi; kendi yaratılışı ve gücünü düşünmeye başlaması demektir. Kendi zayıflığını düşünmesi demektir. Kendisini yaratan Allah’ın kudretini anlaması demektir. Kendi yaratılışını düşünüp kibir ve gururdan uzaklaşıp kulluğunun gereklerini yapmaya başlaması demekir.

Fahreddin Râzî şöyle der: Yani, sen tekrar tekrar bak­san, gözün, bulmak İstediğin bozukluk ve kusuru bulamaz. Aksine, yorgun ve bitkin olarak, istediğini görmeden, uzaklaştırılmış olarak zelil bir halde döner.

Kurtubî şöyle der: Gözünü göğe çevir ve tekrar tekrar bak. Gözün sana zelil ve kusur ve bozukluk görmekten uzak bir halde döner.

Yüce Allah’ın tekrar tekrar bakmayı emretmesinden maksat şudur: İnsan bir şeye bir kere baktığında, tekrar bakmadıkça, onun kusurunu göremez. Hepimizin bildiği gibi görmek ayrıdır. Bakmak ayrıdır. Bizler gözümüzü çevirdiğimiz her tarafa bakarız Ancak baktığımız taraftaki bazı incelikleri kusurları ve güzellikleri göremeyiz. Bunun için o tarafa daha dikkatli bakmamız gerekir. Ayetteki  “iki kere” bak denmesinden maksat çokluktur.  “Gözün sana yorgun ve zelil olarak döner” mealindeki ayet bu iki kere bakmaya delildir. Bu, çok bakmanın delilidir.

5ci Ayet:  “Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.”.

Allah bu ayetin başlangıcında yemin ederek dünya göğünün yıldızlarla süslendiğini bildiriyor. Ayetin başındaki yemin lamıdır,  kesinlik ifade eder.  Bu, yıldızlarla süslenen gök; göklerin, yeryüzüne en yakını olan birinci göktür.

Tefsirciler şöyle der: Yıldızlar, geceleyin kandil gibi ışık saçtıkları için, onlara “kandiller” manasına gelen “mesâ-bîh” denildi. Onlarla başka bir fayda daha sağladık ki, o da, kulak hırsızlığı yapan düşmanlarınız şeytanlar için taş olmaktır.

Katâde şöyle der: Yüce Allah, yıldızları : Göğün süsü, şey­tanlar için taşlar ve karada ve denizde kendileriyle yol bulunması için  yarattı.

Hâzin şöyle der: Eğer, “Yıldızlar gökyüzünün süsü ve şeytanlar için taş­lardır. Oysa ki, süs olmaları kalıcı olmalarını gerektirir. Taş olmaları yok olmalarını gerektirir. Bu iki durum nasıl birleştirilir?” denilirse şöyle ce­vap verilir: Bundan makat onlara, yıldızların kütleleri atılır demek değildir. Aksine, yıldızlardan bir şulenin ayrılıp o şeytanlara atılması caizdir. Ki bunlar da, “şihâb” denilen ve yıldızdan kopan ışıklı alevlerdir. Bu, yanmakta olan ateşten alınan bir kora benzer.

Saffat Suresinin onuncu ayeti mealen: “Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder”.buyurmaktadır. Bu ayete göre yıldızlar taş olarak atılmaz. Taşlama ancak, yıldızdan kopan alevlerle( ışıklarla, kıvılcımlarla) olur. O şeytanları dünyada alevlerle yaktıktan sonra, âhirette de onlar için alevli bir azap hazırlamıştır

Şeytanlar sır çalmak için birinci sema’ya çıkınca taşlanırlar. Onlara atılan ateş parçaları, yıldızların kendileri değil, yıldızlardan kopan ışıklardır, ışınlardır. Yıldızların yerinde bir değişiklik olmaz.

Cinleri kovmak için atılan kıvılcımları, meteor taşlarının dünya atmosferine sürtünmesi ile ortaya çıkan ışıklar olarak değerlendirmek uygun değildir. Şeytanlara ve cinlere atılan kıvılcımlar manevi âleme yaklaştıklarında onlara karşı atılan manevi ışıklardır. İnsan duyularının kavrayamayacağı konularda akli şeylerle hüküm vermek doğru değildir.Buna “Gayb Alemi” denir ki bu alem insan duyularıyla kavranamaz.

Bu konuda Kuran ayetleri ve sağlam hadisler vardır. Bu konunun akli delillerle inkârı mümkün değildir. Cinler ve şeytanlar göklerden haber çalamazlar. Bu ayetlerle ve hadislerle kesin olarak belirtilmiştir. Şeytanların ve cinlerin atılan ışıklarla kovulduğunu belirtilmesinin asıl gayesi; H.z.Muhammed’e vahiy edilen Kuran’ın cin telkini değil, meleklerin getirdiği vahiy olduğunu belirtmektir.

Cinler Allah’ın sözlerini alamazlar. Kendilerine atılan ışıklarla kovulurlar. Kuranı getiren meleklerin nurları cinleri yakar. Bu ayetleri H.z.Muhammed’e getirenler meleklerdir. Bu konuyu anlatan ayetlerden anlatılmak istenen budur.

6cı Ayet:  “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.”.

Rablerini inkâr edenler için de cehennem azabı vardır. Bu azap, şeytanlara mahsus değil, aksine Allah’ı inkâr eden mesul varlıklar olan insanlar ve cinler içindir. Kâfirler için cehennem, dönüp varılacak yer olarak ne kötü bir yerdir. Çünkü cehennemde hak edenlere en ağır cezalar, yani yaptıklarına eşit cezalar verilir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

Odunun büyük ateşe atıldığı gibi, o kâfirler cehenneme atıldığında, cehennemin, şiddetli yanması ve fokurdamasından dolayı çıkardığı, eşek sesi gibi, çirkin ve korkunç sesini işitirler.

İbn Abbas şöyle der: Şehik, kâfirler cehenneme atıldığında cehennemin çıkardığı sestir. Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem onları gördüğünde öyle ses çıkarır. Sonra öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan hiç kimse kalmaz. Cehennem kızgınlık ve şiddetli alev sebebiyle, tencerenin kaynadığı gibi onları kaynatır.

Mücâhid şöyle der: Cehennem onları, az tanenin çok su içinde kaynadığı gibi kaynatır.

Allah’ın yaratığı bütün varlıklar ruh sahibidir. Kendi cinsleri içinde bir canlığa sahiptirler. Her yaratık kendi cinsi içinde Allah’ı bilir. Allah’a sonsuz bir boyun eğişle hamd ve tespih eder. Allah’a kullukta hata yapmayan varlıklar, insanın Allah’a olan isyanını görünce dehşete kapılırlar. Sonsuz derede öfkelenirler. Cehennem de , Allah’a şirk koşan cehennemlik insanları görünce dehşete kapılır, öfkelenir, kızıp köpürür korkunç sesler çıkarır.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

Cehennem tıpkı bir canavar gibi içine atılan suçlulara karşı duyduğu hınç ve kinden dolayı solur, kükrer, bağırır, köpürür, kaynar durur. Cehennem, Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve Öfkesinden dolayı, nerdeyse ayrılıp parça parça olacaktır. Öfkesinden neredeyse patlayacak bir duruma gelir.

Ateşe atılan odun gibi, cehennemin yakacağı(yakıtı)olan suçlular da cehenneme atıldıkça onları zebaniler azarlar. Oraya atılan her kâfir topluluğuna, cehennem melekleri(zebaniler) onları azarlama ve kınama üslubuyla, “Bu korkunç günden sizi korkutup uyaracak bir peygamber size gelmedi mi?” diye sorarlar.

Tefsirciler öyle der: Bu soru, hasret üstüne hasret ve azap üstüne azap çekmeleri için, elemlerini artırmak gayesiyle sorulmuştur. Onları rezil etmek utandırmak için sorulmuştur. Bu soruyu soranlarda, soru sordukları kimselere karşı cehennem’in duyduğu kızgınlık ve öfkeyi duymaktadırlar.

Zebani: Cehennem bekçilerine verilen addır.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

Bu cevap veriş utanç verici bir durumdur. En aşağı bir duruma düşüş yani zillet doludur. Şu dünyada akıllarını kullanmamalarının açıkça itirafıdır. Yine peygamberleri çeşitli bahane ve şekillerde inkâr ettiklerinin açıkça söylenmesidir. Kabulü ve itirafıdır.

Şöyle cevap verirler: “Evet, bize bir uyarıcı geldi. Allah’ın ayetlerini bize okudu. Fakat biz onu yalanlayıp peygamberliğini inkâr ettik. Daha çok yalanlamak ve inkâra de­vam etmek için, “Allah hiç kimseye vahiy diye bir şey indirmemiştir.” de­dik.

Râzî şöyle der: Bu, onların, Allah’ın adaletini itiraf etiklerini gösterir. Allah’ın peygamberler göndererek onların inkâr gerekçelerini de ortadan kaldırdığını açıkça söylediklerini gösterir. Fakat onlar, peygamberleri yalanlamışlar ve peygamberleri sapıklıkla suçlamışlar, Allah’ın insanları uyarmak için hiçbir şey göndermediğini söylemişlerdir.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

“Kâfirler işe yarar aklımız olsaydı veya hak ve hidayeti arayan, gösteren kişilere kulak verip onları dinleseydik, cehennemde ebedî kalmayı hak etmezdik.”derler.

Böylece dünya hayatında yapıkları kötülükleri kabul ederler ve cezalarını da kabullenmiş olurlar. Çılgın, köpürmüş, iyice yanmış alevlenmiş cehennemi hak ettiklerini dilleriyle söylerler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

Suçlarını ve peygamberleri yalan­ladıklarını itiraf ederler. Cehennem ehli, Allah’ın rahmetinden, cennetinden uzak ve he­lak olsun. Allah’ın isteği hüküm manasındadır. Cehennem ehli Allah’ın rahmetinden uzak olurlar. Bağışlanma ümitleri yoktur. Bunların üzerinde Allah’ın azabı kesinlikle eksiltilmez. Cehennemden kaçıp kurulma imkânları artık yoktur.

İbn Kesîr şöyle der: Pişmanlığın fayda vermediği bir yerde piş­man olarak, kendilerini kınamaya başladılar. Bu, dua cümlesidir. Yani Allah onları rahmetinden uzaklaştırsın ve helak etsin.

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

Rablerini görmeden On­dan korkan ve Allah’ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınanlar var ya işte Allah katında onlara,  günahları için büyük bir bağışlama ve Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar bol sevap vardır.

Bu ayete söz konusu olan gayb için şu iki şey de düşünülebilir. Bunlardan birincisi; görmedikleri Rablerinden korkanlar olabilir. İkincisi; gözlerden uzak  yerlerde oldukları halde  Rablerinden korkmaları sebebiyle günah işlemeyenler olabilir.Bu ifadelerin her ikisi de önemlidir.Çünkü bu durumdaki kişiler temiz duygularla Allah’a bağlanmışlardır.Mükafatları da büyüktür.

13cü Ayet: “Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.”

Bu hitap, bütün yaratıklaradır. Yani, ey insan­lar! Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin, onu gizleseniz de, açıkça söyleseniz de aynıdır. Allah bilir. Çünkü Allah, gizli olan duyguları ve niyetleri bilir. Kalplerden geçeni ve kalplerde ki vesveseleri bilir. İnsanı Allah yaratmıştır. Onun aklından geçirdiği veya kalbinde sakladığı bir duygu ve düşünceyi bilir. Bu duyguları açıkça söylese de bilir gizlese de bilir.

İbni Abbas şöyle der: Bu âyet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler, Peygamberimiz aleyhinde konuşup dil uzatıyorlardı. Cebrail (a.s.) de, söylediklerini Peygamberimize (s.a.v)’e haber veriyordu. Bunun üzerine birbirlerine dediler ki: Gizli konuşun ki, Muhammed’in ilâhı işitmesin. Bunun üzerine Yüce Allah, hiçbir şeyin kendi­sine gizli kalmayacağını ona bildirdi.

14cü Ayet: “Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).”

Yaratan, yarattıklarını her türlü durumunu bilir. Kâinattaki her şeyi yaratan ve onları meydana getiren, yarattığının gizli ve açık tarafını kolaylıkla bilir.

Allah, kulların en gizli sırlarını bilir. Ne kadar gizli kapalı işleri varsa hepsini bilir. Her şeyden haberdardır, hiçbir şey Allah’ın ilminden uzak kalmaz. Onun ha­beri olmadan hiçbir zerre kımıldamaz. Hiçbir canlı ve cansız varlık ne hareket eder, ne de durur.

İnsan her zaman Allah’ın gözetimi alında olduğunu bilmeli ve ona göre harekelerini düzenlemelidir.

15ci Ayet:  “O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yeryüzünün) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.”.

Yeryüzünü insanlar için uysal ve geçim yollarını kolay yapmıştır. Yeryüzünün etrafında yürüyün. Allah yeryüzünü insana boyun eğdirmiştir. İnsan da yeryüzünde çalışıp kazanmalı geçimini sağlamalıdır. Yeryüzünün üzerindeki ve toprağın içindeki insanın faydalanacağı her şey insanların rızkıdır. Yine teknik gücü yeterse yıldızlardaki aydaki her türlü şey ve maden de insanların rızkıdır. İnsanlar rızıklarını gücünün yettiği ölçüde helal yollardan sağlamalıdır. Unumamalıdır ki bir gün yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir

Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir.

1-Onun omuzları içinde yürümektir. Bu da bizim bildiğimiz Yeryüzünün üzerinde bizim yürüyüşümüz dür. Yeryüzünün hudutları içinde yürümüş oluruz.

2-Bir at veya gemi sırtında gittiğimiz gibi, yeryüzünün sırtında olarak onun yürüyüşü ile vasıtanın üzerinde gitmektir.(Bir otobüs ,kamyon uçak at sırtında yol almak gibi.).Bu durumda ,Allah’ın emriyle önce bizzat yürüyen yeryüzüdür(dünyadır).Yeryüzünün yürüyüşüne bağlı olarak da onun üzerinde bir vasıta aracılığı ile yürüyen biz oluruz.Bu durumda yürüyüşümüz yeryüzünün sınırlarına doğru değil Semaya doğrudur.

Arzın Menakibi(Yeryüzünün Omuzları) ne demektir konusunda din bilginlerinin görüşleri şunlardır.

1-Yeryüzünün dağları, tepeleri demektir.

2-Yolları, açıklıkları, etrafı ve çevresi demektir.

3-Burada teşbih vardır(benzetme).Ondan istediğiniz gibi yararlanın demektir.

4-Yeryüzünün bütün her noktasında araştırma yapmak oralarına varıp bir faydalar elde etmeye çalışmaktır. Bunun için de her türlü ilimde ilerlemektir. Yani bu ayete Müslümanları her türlü ilimde ilerlemeye teşvik vardır.

“Yerin Omuzları” Konusunda Bazı Din Bilginlerinin Görüşleri İse Şöyledir:

İbn Ke­sîr şöyle der: Dünyanın etrafından, dilediğiniz yerde yolculuk yapın. Tica­ret ve kazanç için bölgelerinde ve etrafında dolaşın. Yüce Al­lah’ın size ihsan ettiği çeşitli kazanç ve rizıklardan yararlanın.

Alûsî şöyle der: Faydalanma şekilleri çoğu zaman “yeme” ile ifade edilir. Çünkü ye­mek, bunların en önemlisi ve en genelidir. Bu ayette, sebebe sarılmanın ve kazanmanın sevilen bir şey olduğuna delil vardır. Bu, tevekküle aykırı de­ğildir.

H.z. Ömer, bir topluluğun yanından geçerken, “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar: “Biz, tevekkül eden kişileriz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine H.z. Ömer :  “Aksine siz, tevekkül eder görünenlersiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Rabbine tevekkül eden adamdır” dedi. Ölümden ve yok olduktan sonra, hesap ve ceza için dönüş, sadece Allah’adır.

16cı Ayet:  “Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).”

Ey kâfirler topluluğu! Rabbiniz, yeryüzünü, etrafında yürüyebileceğiniz şekilde size boyun eğdir­dikten sonra, şimdi, O Yüce Rabbinizin sizi yere batırıp sizi karanlıklarda kaybetmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer, sizi şiddetli bir şekilde sarsar. Râzî şöyle der: Bundan maksat şudur: Yüce Allah onları yere batır­dığında, yeri deprenip sarsılacak şekilde hareket ettirir de yer onların üs­tünde kalır, onlar da yere batıp giderler. Yer onların üstünde sarsılıp hare­ket eder, neticede onları aşağıların aşağısına atar.

      Gökte Olan:Bu kelime ile kast edilen şey hakkında iki görüş vardır:

1- Gökte olan; meleklerdir. Âlemin idaresiyle görevli olan melekler.

2-Göklerde olan;  Allah’tır.

Ebu Müslime göre Araplar Allah’ın gökte olduklarına inandıkları için onlara böyle hitap edilmiştir. Yoksa Allah zaman ve mekan içinde bulunmaz Allah zamanı da mekanı da yaramıştır.Bu iki şeyin başlangıç ve sonu vardır.Allah ise ezeli ve ebedidir.

       Taberi’ye göre:”Gökte Olan” Allah dır.Ululuk ve yücelik Allah’a ait bir özelliktir.Bu ayet Allah’ın bulunduğu mekanı ve yerini açıklamak için değil tehdidini belirtmek için vahiy edilmiştir.

17ci Ayet: “Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu”.

Bu şekil bir hitapta inanmayan insanlara şid­detli bir tehdit ve korkutma vardır. Allah’ın, Lût kavmi ve Kâbe’yi yıkmaya gelen orduya yapığı hatırlatılıyor. Unutmayın bu şekilde azgınlığa devam ederseniz onlar gibi sizin başınıza da taş yağar. Bundan sizi koruyacak bir gücünüz yok demektir. İnsanların acizliği kısa hatırlatılıyor.

18ci Ayet: “Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?”

Nuh, Âd ve Semûd ,Lut kavimleri ile bunlara benzeyen geçmiş milletlerin kâfirleri de peygamberlerini yalanlamıştı. Onları üzerine Allah’ın azabının inişi ve onların cezalandırılması nasıl olduğunu unutma. Onlar son dere korkunç bir azapla yok oldular.

Bu şekil bir anlarım, H.z.Muhammed için bir teselli ve putperest Mekkeliler için bir tehdittir.

19cuAyet:  “Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.”

Havada uçtukları ve süzüldükleri sırada kanatlarını açan,  kapatan,  üstünüzdeki kuşlara bir bakın. Kanatlar çoğunlukla açık ve sanki öylece sabitmiş gibi olduğu için, Yüce Allah bu durumu şeklinde isimle ifade etti.

İbn Cüzeyy şöyle der: Eğer, “niçin üslubuna uygun olarak demedi”  denilirse,  şöyle cevap verilir:  Uçuşta kanatlan açmak asıldır. Nitekim yüzmede de kol ve bacakları uzatmak asıldır.  Kanatlan açıp kaparken havada on­ları düşmekten koruyan, rahmeti bütün kâinatı kaplayan Allah’tan başka biri değildir.

Râzî şöyle der: Yani, kuşlar ağır ve iri cüsseli olmakla birlikte, hava boşluğunda kalabilmeleri Allah’ın tutması ve koruması sayesindedir. Menfaate uygun olarak kanatlarını nasıl açıp kapayacaklarını Allah’ın onlara ilham etmesi O’nun rahmetindendir.

Allah ilim ve hikmetiyle her şeyi nasıl yapacağını yaratacağını ve koruyacağını bilir. Allah sonsuz kudret ve kuvvet sahibidir. Bütün kemal sıfatlar Allah’ındır.

20ci Ayet: “O kim ki, o size asker olup, sizi Rahman’ın(  Allah’ın)azabından, kurtaracak? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.”

Allah’ın azabı kâfirlerin üzerine geldiğinde onları koruyacak hiçbir koruyucuları yoktur. Bunu açıkça bilip ve kabul etmeleri gerekir. Çünkü Allah her şeyden güçlüdür. Ey kâfirler kendinizi boş şeylerle kandırmayın. Aklınızı başınıza alın. İş işten geçmeden iman edin. Allah’ın azabı bir üzerinize geldi mi onu kimse durduramaz.

Allah’ın bu korkutmaları boş şeylere güvenenlerin zavallılıklarını ortaya komaktadır.. Kurtuluş yolunun sadece Allah’a iman dip güzel amal işlemekten geçtiğini anlatır.

İbn Abbas şöyle der: Size azap etmek istersem, sizi Benden kim korur? İlahların fayda ve zarar vereceğine inanmaları hususunda kâfirler, sadece büyük bir cehalet ve apaçık bir sapıklık içindedirler. Zira vehimleri hakikat zannet­tiler de putlara aldandılar.

    21ci Ayet: “Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.”

Allah insanlara rızık vermezse, bu rızkı insanlara verebilecek ikinci bir varlık yoktur. Allah yağmur yağdırmasa veya topraktan bitki yetiştirme ve büyükte özelliğini alsa, insanlar hiçbir şey yapamaz. Yine toprağın yumuşaklığını kaldırsa, toprak mermer gibi sert olsa insanlar bu duruma hiçbir şey yapamaz. Veyahut havadaki bitkilerin büyüme ve çoğalmalarıyla ilgili özelliğini kaldırsa, havaya bu özelliği hiçbir güç geri veremez. Çünkü bu saydığımız şeylerin olması veya olmaması için sade Allah’ın bir “Ol” emri yeter. O şey de hemen oluverir.

Bu iki ayetteki hitap kınama, tehdit ve aleyhle­rinde delil getirme üslubu ile kâfirleredir. Kâfirlere her şey açıkça söylendiği halde örneklerle anlatıldığı halde onlar yine azgınlığa devam etiler. Bir türlü akıllarını başlarına alıp imana gelmediler. İslam Dininden ve Allah’a imandan uzaklaştılar.

22ci Ayet: “Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?”.

Başı eğik yolunu göremeyen, karanlıkta yürüyen kör deve gibi yalpalayan, her an tökezleyen ve yüz üstü düşen âmâya benzeyen kimse mi, daha doğru yol­dadır, yoksa dimdik yürüyen, yolunu gören ve açık bir yolda yürüdüğü için tökezlemeyen kimse mi?

Tefsirciler şöyle der: Bu, Allah’ın, mümin ve kâfirlerin arasındaki farkı belirtmek için verdiği bir örnektir. Şöyle ki kâfir, görmeden ve rehbersiz yürüyen köre benzer. Yolunu bulamaz. Yolunu şaşırır, sağ sola sapar. Bir şeye takılır sık sık yüz üstü düşer. Mümin ise, bütün uzuvları eksiksiz, her iki gözü sağlam,  yolda dosdoğru yürüyen sağlıklı bi­rine benzer. Bu durumuyla mümin, sağa sola sapmaz. Bir şeye takılıp sık sık yüz üstü düşmez. İşte kör ile bütün organları yerinde olan birinin yolda yürümesi mümin ile kafirin dünya hayatını yaşamalarına bir örnektir.

Âhirette de durumları böyle olur. Mümin, dosdoğru yol üzerinde düzgün bir şekilde yürüyerek kolayca mahşer yerine getirilir. Kâfirler ise, cehennemin en alt tabakalarına yüz üstü sürünerek toplanırlar.

Katâde şöyle der:  Kâfir, Allah’a karşı isyanlara dalmıştır. Dolayısı ile Yüce Allah kıyamet günü onu yüz üstü haşr edecektir. Mümin ise apaçık bir yol üzerindedir. Dolayısıyla Allah onu da, kıyamet günü dosdoğru bir yol üzerinde toplar.

İbn Abbas şöyle der: Bu, sapıklık yoluna girenle doğru yola giren için bir örnektir.

 

23cü Ayet:  “De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”

Burada peygamberimize hitap vardır.Peygamberimizin insanlara ve kafirlere bir insan olarak verdiği nimetleri hatırlatması istenir.Çünkü insanı insan yapan göz ,kulak ve kalptir.Bu üç organdan biri yeterince çalışmasa insanın vücudunda çeşitli arızalar ortaya çıkar.Kula duymasa ,göz görmese ne yapabiliriz.Şu andaki sahip olduğumuz şeylerin hiç birine sahip olmayız.Veya kalp yeterince çalışmasa yerimizden kıpırdayamayız.Kısacası bu organlar yardımı ile eksiksiz çalışan diğer organlarımız için Allah’a çok şükretmeliyiz Bu şükrümüzü de kulluk görevlerimizi eksiksiz yaparak yerine getirmeliyiz.Bu saydığımız veya sayamadığımız bizi her yönüyle kusursuz bir insan yapan özellikleri için Allah’a çok şükretmeliyiz.Bu şükrün de karşılığı ahrete ve kabir hayatında görürüz.

24cü Ayet: “De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”

İnsanlar Allah’ın rahmet ve merhameti ile çoğalmışlar ve yeryüzüne yayılmışlardır. Allah insanları yeryüzünün her köşesinde yaşayacak ve barınacak özelikte yaratmıştır. Yine oralarda insanların yaşamasına yardım edecek çeşitli yiyecekler yetişmesini sağlamıştır. Bölgelerin iklimine uygun hayvanlar yaramıştır. Böylece insanlar bölgelerindeki bu hayvanlardan kolaylıkla yararlanırlar.

Kâinatta hiçbir şey sonsuz değildir Muhakkak bir gün her şeyin sonu gelecektir. İşte o gün dünyanın her tarafına yayılmış insanları yine Allah sonsuz güç ve kudretiyle kolaylıkla mahşer meydanında toplayacak ve onlardan hesap soracaktır. Yaptıklarının karşılığı olarak onları cennet ve cehenneme koyacaktır.

25ci Ayet:  “Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.”

Kıyamet ve mahşer meydanında toplanmanın (haşrın ) olacağını bize söylüyorsunuz. Öyle ise haber verdiğiniz olaylar ne zaman olacak? Şeklindeki sorular ahiret gününden şüphe eden insanların ve inatla ahiret hayatını inkâr edenlerin sorusudur.

Çünkü kıyametin kopması ve mahşer meydanında toplanmanın belirli bir zamanda olması insanlar için ve diğer mahlûkat için önemli değildir. Bu günlerin zamanının bilinmesinin de insanlar ve mahlûkat açısından bir menfaati yoktur. İnsanların kıyametin kopmasını ve ahiret gününün zamanını bilmeleri önemli değildir. Önemli olan o güne inanıp Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Ancak kâfirler o günün gizlenmesindeki hikmeti anlayamadıkları için veya anlamak istemedikleri için, kendilerini ilgilendirmeyen bu konuyu öğrenmek isterler. Aslında kendilerini ilgilendiren; Allah’ın varlığına ve Kuran’ın bildirdiklerine iman edip kendilerini cehennem azabından korumaktır. Cennet nimetlerine kavuşmaktır. İnsanın görevi Allah’ın bize bildirmediği günlerin ve olayların ne zaman olacağını araştırmak değildir. Allah’a ve peygamberlerine, Kuranda istenen şekliyle iman edip bu imanın gerektirdiği gibi bir hayat yaşamaktır.

26cı Ayet:  “De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

    Burada hitap peygamberimizedir. Peygamberimizden kıyamet gününün zamanı ve mahşer meydanında toplanılacak günün zamanı hakkında soru soranlara  “O günün ne zaman olacağını anacak Allah bilir. Bu bilgileri Allah’tan başkası bilmez” diye cevap vermesi isteniyor.

Kendisinin ise sadece, İnsanların; Allah’ın emrini yerine getirmeleri ve azabından korunma yollarını göstermek için gönderilmiş bir peygamber olduğunu söylemesi bildiriliyor.

27ci Ayet:  “Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.?”

     Cehennem Azabını ve kıyametin korkunç olay­larını yakınlarında gördüklerinde, kafirlerin yüzlerinde, sıkıntı, üzüntü ve kederin mey­dana getirdiği korku izleri görünür. Kafirlerin yüzlerini, zelillik yani aşağılanmışlık ve acizlik sa­rar. İşe o zaman sizin ne zaman gelecek diye sorduğunuz ve varlığından şüpheye düştüğünüz Allah’ın sizlere hazırladığı ceza budur. Ve dünyada yaptığınız işlerin sonucunu şimdi görüyorsunuz denir. Onlarda dünya hayatında iken yapıklarının ve söylediklerinin karşısında şaşkınlık içinde sadece yüzlerini buruşturabilirler. Bundan başka bir şey ellerinden gelmez.

28ci Ayet:  “De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarır?”

Kâfirler, H.z.Muhammed ile Müslümanların yok olmasını istiyorlardı. Bundan dolayı Al­lah, Peygamberine, Müşriklere karşı : “Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar ölsek, bizim bu ölümümüz size bir fayda vermez. Yine Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar yaşasa da bizim yaşamamız size bir fayda vermez. Siz kendinizi düşünün. Nankörlüğünüzün sonucunda başınıza gelecekleri düşünün. Allah’ın azabı kâfirlerin üzerinize indiğinde kâfirleri, Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Unutmayın ki kâfirleri Allah’ın azabında kurtaracak olan sadece Allah’ın birliğine inanıp onun Peygamberinin gösterdiği yolda bir hayat yaşamaktır. Putlarınız sizi Allah’ın azabından koruyamaz. Putlarınızın sizi koruyacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”şeklinde anlamları içine alan bir cevap vermesini istedi.

Allah, onların yaptıklarının çirkin olduğunu göstermek için “sizi kim koruyacak?” şeklindeki bir anlatın yerine “Kâfirleri kim koruyacak?” şeklinde bir anlatını seçti. Bu seçişte büyük bir üstünlük vardır. Bu  şekilde bir hitap ile bir yandan onları korkuturken bir yandan da içinde bulundukları sapık inancı düzelmeleri için onlara zaman vermiş oluyor.

Eğer doğrudan doğruya onları kafirlikle itham eseydi ,bu ithama uğrayan kişiler bilgisizliklerinden dolayı yanlışlıklarında ısrar ederlerdi.Belki de bu tehdit ve suçlama karşısında günahlarıyla böbürlenirlerdi.Böylece Allah bu hitabıyla küfürde olan kişileri üstün bir anlatımla imana ve düşünmeye ,yanlıştan dönmeye gerçek olan bir olan Allah’a ve onun peygamberine imana çağırıyor.Bu ise sonsuz bir ilim sahibi Allah’ın yapacağı davet şeklidir.Düşünerek ,kendi aczini ve yanlışını bularak ,doğruya gelme becerisini insana kazandırmadır.

29cu Ayet: “De ki: O Allah; Rahmandır (çok esirgeyicidir) ;biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”

Bu ayette Allah, Rahman sıfatını söyledi. Böylece Allah’ın H.z.Muhammed’e ve ona uyan Müslümanlara büyük ve sonsuz bir rahmeti olduğuna işarettir. Kâfirlerin büyük bir istekle bekledikleri gibi Peygamberini ve Müslümanları helak etmeyeceğinin en güzel işaretidir.

Yine burada H.z.Muhammed ,kendilerini Rahmet sahibi Allah’a bağlayan şeyin sade  “iman “bağı olduğunu açıklaması isteniyor.Yine Allah’a tevekkül ettiklerini de açıklamaları isteniyor.

Daha sonra sapıkların kimler olduğunu bilineceği de söylenerek yaptıkları yanlışlıklar kesin olarak ortaya konuyor. Kendilerini Allah’ın azabından korumaları söyleniyor.Yolları da gösteriliyor.

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir

Bu ayette de yine H.z.Muhammed’e hitap vardır. Onun insanları içtikleri suyun sabaha kadar çekilmesi durumunda yapakları bir şey olmadığını düşündürür. Yine yerden Allah’ın izniyle kaynayan bir suyun kendileri için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Suyun yerin dibine batması ve yeryüzüne fışkırıp, kaynayarak insanların hizmetine girmesi bütün insanlığın ve Mekke müşriklerini hayatlarının en önemli olayıdır.Buna iyi dikkat etmek gerekir.İnsanların ve mahlûkatın içtiği emiz suları yeryüzünün her yerinde yaratıp, toprak üzerine çıkarak sadece Allah’tır. Allah sonsuz güç kudret ilim sahibidir. Onun Zati ve Subuti sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır. Kâinattı çepeçevre kuşatmış ve kaplamıştır. Allah’ın bir “Ol” demesi her şeyin olması için yerlidir.

Bunu insanoğlunun düşünüp görüp bir ve gerçek olan Allah’a iman edip Kuran’ın gölerdiği yolda bir hayat yaşaması gerekir. Her türlü şirkten uzak olması gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: