Tag Archives: imam hatip

Kelam

İslam Dininin İnanç Esaslarını Savunan Bilim Kelam

Kelam Biliminin Kısaca Tanıtımı.

Kelime  olarak kelam:Söz, konuşma,ibare gibi anlamlara gelir.

Terim olarak kelam:Allah,kainat ve Müslüman hakkında düşünmek , araştırmak , anlamlı  bir şekilde konuşmak demektir.

Konusu açısından kelam:Allah’ın varlığı ve sıfatlarından , amentü’ye dayanarak kainattaki her şeyin ; varlığa geliş ve sonlarından bahsedenden bir ilimdir.

Amacı açısından Kelam:Amentü’nün akli delillere dayandırılarak açıklanması , savunulmasını yapan bir ilimdir.

Kelam Biliminin Temeli: Kelam bilimi amentüyü kendine temel almıştır.Her zaman akla önem vermiş ve akla bağlı kalmıştır.

Kuran’ı Kabul Etmenin Temel Şartı: Öncelikle Allah’ın varlığını kabul etmeye bağlıdır.Allah’ın varlığını da ancak aklını gerçek anlamda kullananlar kabul eder. .

Kelam Bilginlerine Göre İman : Amentü’nün doğruluğunu ,hem sözlü olarak , hem düşünerek  ve sorgulayarak kabul edip inanmaktır.

 

Kelam Biliminin Konusu.

Kelam Biliminin konuları  topluma ve çağlara göre farklılıklar gösteriri.Allah’ın yarattığı bütün varlıklar Kelam Biliminin konusudur.Kelam biliminin başlıca konusu :

1-Allah.

2-Allah’ın varlığının kesin ispatı olan kainat .

3- İnsandır.

1- Allah

       Kelam biliminin birinci konusu Allah’ın varlığı ,birliği ,Zati ve Subuti sıfatlarıdır. Kelam bilimi Allah’ın varlığını ,birliğini ,Zati ve Subuti sıfatlarını anlatır.                   Bunların üzerlerinde düşün der. Allah’ın varlığının ,birliğinin ,Zati ve Subuti sıfatlarının  delillerini anlatır. Bunların üzerlerinde düşün der.

A- Kelam Bilimi İslam Dininin İnanç Esaslarını Nasıl Açıklar:

a-Kelam bilimi insanı akıllı bir varlık olduğundan, inanç konusunda ve yaptığı her türlü davranışından dolayı sorumlu  kabul eder.

b-Kuranda belirtilen inanç esaslarını açıklar, bu inanç esaslarının nasıl anlaşılması gerektiğini anlatır.

B-Mümin Olmanın Şartı:  Kuran’ın belirttiği şekliyle Allah’ın varlığına ve onun sıfatlarına inanmaktır.

C- Kurana Göre Allah İnancının Delilleri Nasıl Olmalıdır:

a-Kuran , Allah inancının  sağlam  ve kesin delillere bağlı olmasını ister.   .

b-  İsra Suresinin 36cı ayetinde mealen: “Bilmediğin şeylerin ardına düşme,kulak ,göz ve kalp bunların hepsi de sorumludur.” buyurmaktadır.Bu ayet bizlere Allah inancının nasıl olması konusunda kesin yol gösericidir.

 2- Allah’ın Varlığına İşaret  Olan Kainat

İslam inancın en temel ilkesi ; Allah’ın varlığının ve birliğinin bilinmesidir . Allah’ın varlığı ve birliğinin ,  akılla anlaşılır bir duruma getirilmesi halinde “Allah’ın varlığı ve birliği akıl dışı”  inanç olmaktan çıkar .Akılla kavranılan bir inanç durumuna gelir.

Kelamcılara göre tabiattaki varlıklarının çeşitliliği ve düzeni Allah’ın en büyük mucizesidir. Bu nedenle hem Kuran’a hem, Kelamcılara göre tabiatın nasıl oluştuğunu düşünen kimse Allah’ı bulabilir. Çünkü çevremizdeki her varlık bizlere Allah’ın varlığını anlatır.Kainat(evren) Allah’ın varlığını bizlere anlatır.Tabiat üzerinde düşünen herkes aklıyla Allah’ın varlığını ve birliğini bulur.Buna en güzel örnek H.z.İbrahim’in mağaradan çıktıktan sonra aklıyla Allah’ı bulmasıdır.

3- İnsan.

İnsanın şu dünyada ve ahrette mutlu olabilmesinin peygamberlerin bildirdiği şekliyle bir hayat yaşamasıyla mümkündür.Bu durum iki ana bölümde açıklanır.Bunlar:

1-Peygamberlik  ve Peygamberlere İman :

               a- Peygamberlik :Peygamberliğin mümkün olduğu ; Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

b-Peygamberlere İman: H.z.Muhammet’in peygamberliğinin ispat eder ve diğer peygamberlerin durumunu , Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

         2-Ahiret’e İman :

            a-Kuran ; insanların hayatının amacını ve İslam’ın ahlak  kurallarına dikkat etmeleri gerektiği açıklar.

           b-İnsanların yaptıkları yada yapmadıkları her şeyden hesaba çekileceklerini bildirilir.

c-Ahiret inanıcıyla ilgili delilleri akıl yoluyla açıklayarak , ahiretin kesin olarak var olduğu ispatlanır.

 

       Kelam Biliminin Amacı

1- İnsana aklını kullanarak ,Allah’ın varlığını ve birliğini öğretmektir. Çünkü ; aklını kullanan insan Allah’ın var ve bir  olduğunu kolayca anlar.

2- Amentü’yü her türlü şüpheden uzak bir şekilde öğretmektir.

3-Müslümanların; Kuran’a uygun bir imana kavuşmasını sağlamaktır.

4-İslam’a ve İslam’ın inanç esaslarına yönelik eleştirileri cevap vererek yanlışlıkların önüne geçmekir.

5-.Kuran’ın bildirdiği inanç esaslarını Müslümanlara hatasız bir şekilde anlatarak, Müslümanların hem  bu dünyada hem ahrete mutlu olmalarını sağlamaktır.

    Kelam Biliminin Yöntemi

Kelam bilimi konuları mantıklı ve akli yöntemle açıklamaktır.Bunun için en çok tüme varım ve temsil yöntemini kullanır.

a-Tüme Varım Yöntemi: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesini gözlemleyerek , genel bir hükme varmaya çalışmaktır.

Örnek: İnsanın vücut  gelişimi kendi başın olmayacak bir olaydır.İnsan ne kadar diğer canlılara göre güçlü görülse de kendisi için bir göz.el ayak kalp burun.v.b.bir organ yaratacak güçte değildir.Öyle ise insanın bir yaratanı vardır.

Örnek:İmam Matürüdiye göre alemde sürekli bir değişme vardır.Bu değişmenin kendinden olması mümkün değildir.Bu değişmeyi yaratan Allah’tır.

     Tümü: Bir bütünü meydana getiren parçalardan tamamı.

      Tekil:Bir bütünü meydana getiren parçalardan bir tanesi.

Tikel: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesi.

b-Temsil Yöntemi:İki farklı şey arasında ortak bir özelliği bularak ,bunlardan birisinin sahip olduğu özelliğin diğerinde de bulunduğu sonucuna varır.

Örnek:Diş dünyada gördüğümüz her binanın bir yapan ustası vardır.Binanın güzelliği ustanın bina yapımındaki bilgisine veustalığına bağlıdır.Şu  alemin de bir yaratanı vardır Alemdeki  güzellik ; bu alemi yaratan Allah’ın ilminin  sonsuzluğunu gösterir.Allah alemin sadece yaratıcısı değil aynı zamanda düzenleyicisidir.

 

                               İnsanın Allah ve Alem Hakkındaki Bilgileri

  İnsanın; Allah ve alem hakkındaki bilgisi iki temel kaynağa dayanır.Bunlar:

 A-Dolaysız Bilgiler : Bizim, bir insan olarak sahip olduğumuz bilgilerimiz ;sadece beş duyu yoluyla elde ettiğimiz  bilgilerdir.

       Örnek:Şu alem(kainat) hakkındaki  bilgilerimiz de dolaysız beş duyu vasıtası ile elde ettiğimiz bilgilerdir.

B- Dolaylı Bilgiler:Allah hakkındaki bilgilerimiz dolaylı bilgidir.Allah hakkında bilgi sahibi olmak için akıl yürütmeye baş vurmamız gerekir.Şöyle ki ;

a-Kuran’ın bildirdiğine göre bu alemdeki her şey Allah’ın varlığı hakkında işarettir. Dolayısı ile görünenden hareketle görünmeyen hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Örnek:

1-Allah’ın varlığı,sıfatları,onun alemle ilişkisi,peygamberlik  bu dünyadaki bilgilerimizden hareketle bilinmesi mümkün olan konulardır.Bu konular hakkında bilgilerimiz akıl yürütme ile elde edilir.Doğrudan veya gözlemleme yolu ile elde edemez.

2-Allah bazı şeyleri gizli, bazı şeyleri de belirli ve açık bir şekilde yaratmıştır. Belirli olanı , gizli olan için işaret yapmıştır.İnsan bunlar arasındaki ilişkiyi keşfetmek zorundadır. Bunu da akıl yürütme ile yaparız..

 

Kelam Biliminin Kaynakları.

a-Kuran :

1-Kuran insanlara ;inanç esaslarını (amentüyü) öğretir.Kelamcılar ise ; Kurana uygun kavramlar kullanarak  bu inanç esaslarını açıklarlar.

2-Kuran ;olayları açıklarken izlediği yol bakımından kelem bilimine kaynaklık eder.

a-Kuran Allah’ın varlığını açıklarken  akla hitap eder ve kainattaki düzeni örnek gösterir.

b-Bezende inanmayanların fikirlerini dil getirerek onların niçin yanlış yolda olduklarını gösterir .Kelamcılar da ,Kuran’ın izlediği bu yöntemleri kullanırlar.

b-Akıl:İslam dini akıllı olan insanları yaptığı işlerden sorumlu tutar. Kelamcılara göre her akıllı insan , aklını kullanarak Allah’ı bulabilir.Buna H.z.İbrahim’in aklını kullanarak Allah’ın varlığını ve birliğini bulması en güzel örnektir.

Kuran 275 yerde “Düşünmez misiniz?”, ”Akıl etmez misiniz?”,”İbret almaz mısınız?”gibi cümlelerle  insanları düşünmeye çağırmıştır.

Bu çağrının nedeni,aklın verdiği   hükümlerin ; aklını kullanan bütün insanlar tarafından kabul edilmesidir.

 

           Akli Bilgi (Bedihi Bilgi)

Kelamcılar bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını Akli Bilgileri temel alarak ortaya korlar.

Akli Bilgiler:Akılda bulunan , aklın temelinde olan , duyu ve tecrübelerin dışında ki bilgilerdir.Yani insan olarak yaratılışımızın gereği olarak doğuştan aklımızın yapısında bulunan bilgilerdir.

a-Bunlar ; İç algılarla elde edilen ;İki zıddın bir arada bulunamaması,parçanın  bütünden küçük olması,elem ,haz, acı ,tatlı ,ekşi.. .gibi duyuya açık bilgilerdir.

Örnek: Bir insanın beyninde algılama sorunu yoksa , eli yandığında acıyı hisseder.Akli olgunluğa erişen bir kimse uzun ve kısa büyük ve küçük arasındaki ilişkiyi kavrar.

Kelamcılara Göre Akıl:Kelamcıların “akıl” dediklerinde , kast ettikleri  “akıl” ; doğuştan sahip olduğumuz Aklımızda bulunan bilgilerdir.

Akli Bilgilerin (Bedihi Bilgilerin) Özelikleri:

1-Bu bilgiler kendiliğinden bilinen ; açık , kesin  ve seçiktir.

2-Bilgilerin doğruluğunu baştan kabul ederiz. Bu bilgileri doğrulamak için başka bilgiye , yada deneye ihtiyaç duymayız.

 

Aklın Verdiği Hükümler ve Bu Hükümlere Bağlı Olarak Elde Ettiğimiz Akli Bilgiler  Şunlardır:

1-Vacip:Aklın başka türlü olmasını kabul etmediği ,zorunluluk ifade eden hükümlerdir.

              Vacip: Yok olmayan,sürekli olana kelamcılar “vacip” derler

Örnek: Bir eylemi yapanın bulunması vaciptir

Örnek:Alemin bir yaratıcısının bulunması ,bu yaratıcının eylem yapma gücünün olduğunu gösterir.Bu durumda vaciptir.

          2-Mümkün(Hadis ):  Sonradan  olan , yokken meydana gelen varlıklar demektir

             Mümkün:Varlığına yada yokluğuna hüküm edebileceğimiz şeyler demektir.

Örnek:Evin var olması ; zorunlu olmadığı gibi yok olması da zorunlu değildir mümkündür.

3-Akli İmkansızlık:İki zıttın bir arada bulunması  alken imkansızdır.

Örnek: Bir eşyanın hem bir yere doğru hareket etmesi ; hem de hareketsiz durması alken imkansızdır.

Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi   

        A- H.z.Muhammed’in Sağlığındaki Devre                                  

Müslümanlar H.z.Peygamberin sağlığında kafalarını meşgul eden meseleleri Ona danışarak çözümler bulmuşlardır.

B-Birinci Asır Kelam Biliminin Birinci Devresi

1- Peygamberimizin vefatından sonra Müslümanlar ,Kuran ve kendi düşünceleri ile baş başa kalmışlardır.Bu durumda karşılaştıkları sorunları Kuranı dikkate alarak, Peygamberimizin hayatını da örnek alarak çözmek zorunda kaldılar.Böylece başta kelem olmak üzere çeşitli İslam bilimleri zorunlu olarak ortaya çıktı.

2-Bu bilimlerin ortaya çıkmasını sağlayacak pek çok konu insanların zihinlerini meşgul etti ve bu konularla ilgili tartışmalar yapılmaya başladı.

3-Bu asırda İslam Dini hızla yayıldı.Başka kültür ve medeniyetlerle karşılaşıldı.Bununla birlikte sosyal değişme olgusu da yaşanmaya başladı.

4-Bu asarda yaşanan siyasi olaylar sonucunda;

a- “Büyük günah işleyenlerin durumu”,

b-“İman ile amel ilişkisi ”gibi konular Müslümanları düşünmeye zorladı.

Bu konularda çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bu asırda  Hasanı Basri ve İbrahim en Nehai gibi  alimler görüşlerini açıkladılar.

a-Fıkhı Ekber:Birinci asırda İslam Bilimleri henüz çeşitli bölümlere ayrılmamıştı.

Bu dönemin ilk ve en önemli eseri , Ebu Hanife’nin Fıkhı Ekberidir.Bu yüzden bu devreye Fıkhı Ekber dönemi de denir.

Bu dönemde yazılan eserler dinin temel ilkelerini  açıklamaya yöneliktir.Yanlış inanç ve fikirlere karşı İslam Dininin gerçek inanç sistemini açıklamaya  çalışılmıştır.

Burada “Fıkıh” kelimesi ile kast edilen bizim FIKIH diye bildiğimiz İslam bilimi değildir. Burada “fıkıh” kelimesi ile kast edilen mana  “Derinlemesine Anlama” demektir.                                .            Ebu Hanife eserine Fıkıhı Ekber adını vererek “Dini anlama,hükümleri anlamadan daha önceliklidir” diyerek dinin temel niteliklerini anlamanın önemini belirtmiştir..

   Dinin temel ilkeleri =Amentü.

Amentü:İslam Dininin inanç esaslarının sayıldığı; hepimiz tarafından bilinen inanç ilkelerini anlatan metine verilen addır.]

          C- İkinci Asır Kelam İkinci Devresi 

         1- Hicri ikinci asırda Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları artmıştır.Siyasi ve itikadi özellikteki mezhepler orttaya çıkmaya başladı.Buna bağlı olarak da daha geniş ve düzenli tartışmalar yapılmaya başlandı.

Özellikle Mutezilenin ortaya çıkması ile birlikte çeşitli eserler Arapçaya tercüme edildi.Bu arışma ve ercüme faaliyetlerininsonucunda da İslam Aleminde çeşitli fikir ve düşünceler ortaya çıktı.

2-Hicri birinci asırdaki problemler,ikinci asırda Haricilik,Şiilik,Mürcie,Mutezile gibi mezheplerin ortaya çıkmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Herkes kendi görüşünü ispatlama ve yaymaya çalıştı.Bu konuda Mutezile alimleri çok ciddi çalışmalar yaptı. Bu aşamada Mutezile Kelamı vardır.Diğer kelamcılar önemli bir varlık ortaya koyamadılar. Ancak İmamı Aza Ebu Hanife bu dönemde Ehli Sünnet Kelamının öncüsü olarak ; Ehli Sünnet  görüşlerini savunmaya devam etmiştir

İlk Kelam Tartışmaları Şu Konularda Oldu             

a-Büyük Günah ,

b-Kuran’ın yaratılıp yaratılmadığı,

c- İmamet(Devle başkanının kim olacağı),

d-Allah’ın ahrette görülmesi,

e- Allah’ın Sıfatları ve yorumları,

f- Kader  konuları üzerinde yapıldı.

.      D-Hicri Üçüncü  ve Dördüncü Asır Kelam İlminin Üçüncü  ve Dördüncü Devresi

Hicri üçüncü asırda büyük mezhepler ortaya çıktı. Maturidi ve Eşari mezhebleri Ehli Sünnet Mezhebinin iki kolu oluşturdu. Hicri Üçüncü ve dördüncü asırlar Kelam biliminin zirveye ulaştığı dönemdir.

 

a-Ehli Sünnet kelamcısı Ebu Hasan El Eşari  ; Ehli Sünnet Kelamını geliştirerek diğer mezheplere karşı başarıyla savunup ,kendi mezhebini kurdu.

.         b-İmam Maturidi de Ebu Hanife’nin görüşlerine uygun kelem mezhebini geliştirerek Maturidi mezhebini kurdu.

İmam Maturidi; “Kitabu Tevhid “adlı eserinde “Kelam Bilimini ; “Tevhit İlmi” olarak adlandırmıştır

E-Hiciri Beşinci Asır Kelam Bilminin Beşinci Devresi

         a-Usulud Din:Kelam biliminin diğer bir adı da Usulud Dindir.Hicri beşinci asırda yazılan kelam eserlerine bu ad verilmiştir.

Kelam Bilimine bu adın verilmesinin nedeni ; İslam Dininin İnanç esaslarının öğretilmesini amaç edinmesidir. (Kelam Bilimi =Tevhit İlmi= Usulud Din).

Kelam Bilimi İle ; Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Arasındaki Farklar:

1-Kelam Biliminin konuları ; Fıkhı Ekber, “Usuli Din”   ve Akait  gibi bilimlerin konularıyla benzerlik gösterir.Ancak ele aldığı konuları işlerlerken izlediği yöntemler itibarıyla bu bilimlerden ayrılır

         Kelam Biliminin İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

a-Kelam Bilimi ; yalnızca İslam Dininin inanç esaslarını öğretmekle yetinmez.Aynı zamanda bu inanç esaslarını felsefi ve gerçekçi bir şekilde yorumlar.

b- Kelam Bilimi ; tartışma yaparken açıklamalarını yalnız Kuran Ayetlerinle değil aynı zamanda bir takım akli delillere de dayandırır.

        c-Kelam bilimi ; önce düşün ispatla sonra inan der.

d-Bugünkü Kelam Bilimi dediğimizde ;Müslümanların yaşadıkları olaylar çerçevesinde İslam İnançlarını yeniden yorumladıkları  sosyal bir bilim aklımıza gelmelidir.

Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Bilimleri İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

Fıkhı Ekber , Tevhid İlmi ve  Akaid ; sadece İslam Dininin inanç esaslarını Kuran Ayetleriyle açıklar. Allah’ın varlığını  ve sıfatlarını Kurana uygun olarak anlatıp buna inan derler.

Akıl ve felsefi delillere baş vurarak savunma yapmazlar.  

  Kelam Bilimi İle Felsefe Arasındaki İlişki

Kelam Bilimi

1- Kelam bilimi  “Hayatın Anlamı “üzerinde düşünür.

a- Var olanın niçin var olduğu ile ilgilenir.

b-İslam Dininin İnançlarını anlattır ve açıklar.

2-Kelam , aklın yanında ;vahyi hem bilgi kaynağı, hem  de kesin ölçü olarak kabul eder.

3-Kelam Bilimi ,felsefenin açıklamalarını kesin bilgi olarak kabul etmez. Ancak onun elde ettiği bilgilerden yararlanır

               Kelam biliminin amacı

                   a-İslam’ı savunmak ve İslam inançlarının temelini ve delillerini göstermektir.

(Metafizik=Fizik Ötesi=Görülmeyen =Bizim Anladığımız Anlamda Bir Fiziki Varlığı Olmayan)

Felsefe:

.         a-Felsefe ;Dinin ne olduğunu ve Dinin temel inançları  ile ne kadar  tutarlı olduğunu araştırır.                                                                                                                                               .        b-Felsefe ;Allah’ın varlığını aklıyla ispatlar. Allah’ın varlığını; dinin temel kaynaklarına bağlamaz. Tabiatın düzenine ve felsefi ilkelere bağlar.                                                                         .        c-Var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır.

           Felsefenin Amacı.

a-      Felsefe ; görünenin ötesinde “gerçeğin” ne olduğu ile ilgilenir.

b-      Felsefe ; belirli tarihi ve sosyal şartlardan ortaya çıkmış çözüm önerileridir.

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkış Nedenleri.

a- Siyasi,sosyal ,ekonomik, tarihi ,coğrafi sebepler, dinin anlaşılmasında belirli

fikirlerin ve şahısların etrafında toplanmaya yol açmıştır..

b- Bu farklı anlayışlar insanların davranış ve düşüncelerini etkilemiş ve mezhepleri ortaya çıkarmıştır.

Kelam ilmine göre itikadi ve ameli mezhep; İslam dininin; İtikadi ve ameli sahadaki anlaşılma biçimleridir.

 

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkışında Etkili Olan Sebepler.                                                                                                                                                                                 .        a-İnsanın Yaratılışı :Dini anlamaya ve yaşamaya çalışanda insandır.İnsanlar farklı yaratılıştadırlar  . Dolayısı ile dinin bazı emirlerini farklı anlayacaklardır.Bu da farklı mezheplerin ortaya çıkmasına neden olur.

b- Çöl Hayatı :İnsanların içinde yaşadığı ortam da dinin farklı algılanmasına neden olur. Söz gelimi haricilik ,çölde yaşayan ,medeni hayata uyum güçlüğü çeken bedevi Arapların karakterlerinin belirgin özelliklerini taşır.

c-Devlet Başkanlığı :Hilafet ve Siyaset dinin anlaşılmasında doğrudan yada dolaylı olarak etkili olmuştur.

        Doğrudan etkisi: Siyasi gücü elinde bulunduranlar kendi çıkarı doğrultusunda din anlayışlarını üretmişler veya desteklemişlerdir.Din anlayışlarını istedikleri gibi şekillendirmeye çalışmışlardır. Kendilerine karşı ortaya çıkacak toplumsal tepkiyi önlemek istemişlerdir.

Dolaylı etki siyasi: İktidarların oluşturmak istedikleri din anlayışı veya destekledikleri gruba yönelik tepkiler din anlayışında farklılaşmalara yol açar.

 

              İslam Dini ve Devlet İdaresi.

        İslam Dini siyasi oluşumları insana bırakmıştır.Kuran insanlardan devlet idaresinde;

          a-Adaletli olmayı ,

b-İşlerin ehline verilmesini ve devlet işlerinde fikir alışverişi yapılmasını ister.

c-Peygamberimiz Kuran’ın bu ilkeleri dışında o zamanki Arap toplumunun siyasi ve idari geleneklerinden yararlanarak bir devlet idaresi ortaya çıkarmıştır.

d-Dört halife dönemi bu uygulamalara dayanılarak ortaya konmuş bir sistemdir.

a-Mezhepleri birinden ayıran temel özellikler çoğunlukla siyasidir.

b-Şiiliği diğer mezheplerden ayıran en önemli özellik imamet meselesidir.Şiilikte imamet inanç esaslarından biridir.

c-Ehli sünnete göre imamet (devlet başkanlığı) inanç esaslarının dışındadır.

 

 

Mezheplerin Doğuşunda Etkili Olan Siyasi Olaylardan Bazıları

 

 H.z.Muhammed ve Hilafet.

1-Peygamberimiz öldükten sonra yerine kimin geleceği hakkında hiçbir kimseyi tayin

etmemiştir.

3-Bu devirde yasayan Müslümanlar hilafet işinin kendilerine bırakıldığının bilincindedirler. Bu olay peygamberimizin hiçbir kimseyi halife tayin etmediğini

gösterir.

 

 Dört Halife ve Devlet Başkanlığı (Hilafet = İmamet )

 

                        a-H.z.Ebubekir’in Hilafeti

1-Birinci halife H.z. Ebubekir ; Arap geleneği doğrultusunda kabileler arası denge

gözetilerek H.z. Ömer’in çalışması sonucunda halife olmuştur .

2-H.z. Muhammed’in ölümü ile birlikte zekat vermek istemeyen kabileler ayaklandı H.z

Ebubekir bu ayaklanmaları bastırdı

3- H.z.Ebubekir’in halife seçilmesini ; şia kabul etmemiştir. Şia; H.z.Muhammed’den sonra Ali’nin Kuran ayetleri ile (nass) devlet başkanı olduğunu iddia etmiştir.

4-Ehli Sünnet ; Ebubekir,Ömer , Osman ve Ali’nin sırası ile halife olduğunu kabul etmiştir.

                     b-Haricilik ve Hilafet

1-Hariciler Ebubekir ile Ömer döneminin en ideal döne olduğunu kabul ederler.İlk 6 yıldan sonra Osman’ın tahkim (katillerinin cezalandırılması ) olayından sonra Ali’nin küfre gittiğini iddia ederler.                                      

2-H.z.Osman’ın halife olması ile birlikte Ümeyye oğulları siyasi nüfuzlarını kayıp

ettiler.Hazreti Osman’ın devlet kademelerine kendi kabilesinden insanları atamasını hoş

karşılamadılar.Ümeyye oğullarından gelen bu valiler keyfi bir yönetim ortaya koydular bu

olayların neticesinde H.z. Osman öldürüldü.

Ümeyye oğulları ; H.z.Osman’ın öldürülmesini Haşim Oğullarının ve H.z. Ali’nin bir suçu olarak kabul ettiler.

                       c-H.z.Alinin Hilafeti

1-H.z. Osman’ın öldürülmesinden sonra H.z. Ali halife oldu .Ülkede iç karışıklıklar

çıktı.Halk üç gruba ayrıldı.Bu gruplar H.z. Ali’yi destekleyenler,onun halifeliğine karşı

çıkanlar ve tarafsız kalanlardan oluşuyordu.

2-.H.z. Osman’ın şehit edilmesini müteakip Cemel veSıffin savaşları yapıldı.

     d-Müteşabih Ayetlerin Yorumlanması ( Tevili )

a-Kuran insanın daima düşünmesini istemiştir.

b-Bazı Müslümanlar Kuran ayetlerini kendi görüşleri doğrultusunda yanlış bir şekilde yorumlayarak görüşlerini ispatlamak  istemişlerdir.

***Vahyin gelişi içerisinde Kuranda bulunan “müteşabih” adı verilen ve Kuran’ın bütünlüğü

içinde anlaşılabilen bazı ayetler din anlayışında değişik düşünmelere neden olmuştur.Kuranda

“Allah’ın eli” , “Allah’ın yüzü” gibi bazı deyimler vardır.Bazı Müslümanlar bu ayetlerden

hareket ederek Allah’ın insanlar gibi elinin ve yüzünün olduğunu iler sürmüşler ve bazı

görüşler ortaya koymuşlardır.***

e-İslam Devletinin Büyümesi.  

1-İslam devleti büyüyüp Mısır , Roma ve Sasani medeniyetleri ile yüz yüze geldi.

2-Hicri 2. asırdaki mezheplerde bu üç medeniyetin izleri açık olarak görülür.Hicri 2.asırda ortaya çıkan Şiilik ; Sasani medeniyetinin izlerini taşır.

3-Şiiliğin imamet görüşünün temelinde “yarı tanrı kral” kültürü vardır.

            a-Bu kültürdeki yarı tanrı kral düşüncesi Şiilikte;tanrının görev vermesi ile devletin başına, gelen devlet başkanlarının (İmamların) hatasız günahsız kimseler oldukları şeklinde ortaya konmuştur.

b- Şiilikte ve Sünnilikte ortaya çıkan Mesih-mehdi düşüncesi Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslamiyet’e geçmiştir.

      Ehli Sünnet

Ehli Sünnet :H.z.Muhammed’in sünnetine uyan onun yolundan yürüyen kimselere verilen addır

a-Peygamberimizin sağlığında  Ehli Sünnet  ve diğer mezhepler yoktu.

b-Ehli Sünnet adını alan bir takım oluşumlar ,Hicri ikinci ve üçüncü yüzyıllarda ortaya çıktı.

c-Ehli Sünnet fikrinin inanç esaslarını ilk Hasani Basri. Ortaya çıkardı.

d-Ehli Sünnetin inançla ilgili fikirlerinin şekillenmesini Ebu Hanife sağladı.Bu bilgin İtikadi ve ameli yönden İslam’ı yeniden belli bir düzen içinde anlattı. Matüridilik Ebu Hanifenin  görüşlerinin devamıdır.

e-Daha sonradan oluşan Ehli Sünnet’in en önemli kolu olan  Matüridilik  Ebu Hanife’den gelen bu çizgi üzerinde gelişti.

f-Şia,Mutezile ,Mürcie gibi mezheplerin görüşleri Hicri ikinci ve üçüncü asırlarda kesinleşti.

Ehli Sünnet’in Temel Özelliği

Ehli Sünnet’in görüşleri , Kuran ruhuna uygundur. İslam İnançlarının “ana bünyesini” oluşturur.Haricilik , Şiilik gibi bir mezhep değildir. Mezheplerin oluşup genel dini hareketten kopmasından sonra ,geride kalan çoğunluğun ortak adı Ehli Sünnettir .

Ehli Sünnet’in Temel on (10) Görüşü.

1-Allah vardır,birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın kendine özgü çeşitli sıfatları vardır.

2-Var olan her şeyin yegane yaratıcısı olan Allah’tır.

3-İman dil ile ikrar kalp ile tasdikten ibarettir.İman ve amel birbirinden farklıdır.

4-İnsanlar hür irade sahibidirler ve yaptıklarında sorumludurlar.

5-Allah  her döneminde peygamberler göndermiştir.H.z.Muhammed bu peygamberlerin sonuncusudur.Artık ne din ne peygamber gelecektir.

6-Kuran vahiy ürünüdür.Allah katından H.z.Muhammed’e indirilmiştir.Hiç bozulmadan değişmeden Allah katından geldiği halini korumaktadır.

7-İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilecektir.Cennet ve cehennem gerçektir.Allah ahrette müminler tarafından görülebilecektir.

8-İlk dört halifenin sırası;H.z.Ebubekir,H.z.Ömer,H.z.Osman,H.z.Ali şeklindedir.

9-Günah işleyen bir Müslüman işlediği bu günahlardan dolayı dinden çıkmış olmaz.

10-Bir mümine ne sebepten olursa olsun kafir denek doğru değildir.Ehli Kıble hiçbir zaman dinden çıkmış olmakla suçlanamaz.

Eşari  Mezhebi:

Eşarilik ; Hasan El Eşari’nin görüşleri etrafında şekillenmiş bir düşünce  yoludur.

Eşari Mutezile alimi Ebu Hasan el Cübbai’nin talebesidir.Kırk yaşına kadar mutezile görüşlerini savunmuştur.Daha sonra bir takım Mutezili görüşlerine karşı çıkmış ve onlardan ayrılmıştır. Ahmet ibni. Hanbel görüşlerine uygun bir yol izlemişir.

Eşari Mezhebinin Temel Görüşleri

1-Allah birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın zatı ile var olan ezeli sıfatları vardır;bunlar Allah’ın zatının da aynı değildir,onun zatından da başka değildir..

2-Kuran Allah kelamı olup yaratılmamıştır.

3-Allah ahrette müminler tarafından görülecektir.

4-İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılmaktadır. Kul ancak bunları kazanmaktadır. İnsanların fiilleri için gerekli olan güç fiil ile beraberdir.

5-Eşariye göre iman ;Bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir.

6-Büyük günah işleyen kimse günahkar olur.İmandan çıkmış olmaz.Böyle bir kimsenin durumu Allah’a kalmıştır.Allah dilerse bağışlar dilerse cehenneme sokar.

7-  Vahiy alıp ,yeni bir din getiren ve mucize gösteren kimselere nebi denir.

8-Vahiy alıp , yeni bir din getirmeyen ve mucize gösteren kimselere resul denir.

9-Ahrete H.z.Muhammed ; Allah’ın izniyle şefaat edecektir.

10-İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.Eşarilere göre bu irade bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

 

Matüridi Mezhebi:

a-Matüridi Mezhebinin kurucusu Ebu Mansur Muhammet Matüridi’dir.Matürüd kasabasında doğdu.Semerkantta vefat etti.Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.

b-İmamı Azam Ebu Hanife’nin talebelerinden ders almıştır. Ebu Hanife çizgisindeki Ehli sünnet inancını düzenleyerek, Sünni anlayışa yeni bir görünüm kazandırmıştır.

c- İmam Matüridi’nin görüşleri biraz Mutezile görüşlerine yakın olmakla beraber,akıl ve vahiyle gelen bilğiler arasında çok esaslı bir denge kurmuştur.

                   Matüridiliğin Temel Görüşleri

1-İman; dil ile ikrar kalp ile taktikten ibarettir.Amelin imana dahil edilmesi mümkün değildir.Çünkü yüce Allah Kuranda pek çok yerde  “iman ve “amel”e ayrı ayrı  değinmiştir.

         Maturidi’ye Göre İman: Kişi ; inandığı şeyin niçin doğru olduğunu bildiği zaman gerçek iman sahibidir. “ Benim inancım doğru.” demek , gerçek bir imana sahip olmaya yetmez.

2-Allah vardır ,birdir ,onun eşi ve benzeri yoktur.İnsanın  akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür.Allah kuranda ısrarla insanın düşünmesini ,aklını kullanmasını , ibret almasını istemektedir.

Akıl Allah’ı tanıma konusunda bağımsızdır .İster gerçek Allah’a iman eder ister dilediği şeye tapar.Ancak Müslüman olduktan sonra Allah’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda bağımsız değildir.Mecburen Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaktır.  Bu konuda bağımsız değildir.

3-Kuran Allah kelamıdır; kelem Allah’ın zatı ile birlikte  var olan ezeli bir sıfattır. Kuran’ın harfleri ve sesler sonradan yaratılmıştır.

4-İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah’tır.Ancak her şeyin yaratıcısının Allah olması , insanın fiillerini serbestçe yapmasına engel değildir.İnsanın fiilleri yaratma yönünden Allah’a, kesb (kazanma)yönünden insana aittir.İnsan bütün fiillerinden sorumludur.İnsanda bulunan cüzü irade yaratılmamıştır.İnsan bir işi yapmaya azmettiği zaman ,Allah bu fiilin gerçekleşmesi için  kudret yaratır ; İnsan da bu kudretle bu fiili gerçekleştirir.Sorumluluk buradaki niyete ve azme bağlıdır.

5-Büyük günah işleyen bir kimse İslam dairesinden dışarıya çıkmaz.İman ve amel ayrı ayrı şeyler ,olduğu için ,büyük günah işleyen kimsenin günahı, onun imanını etkilemez.

6-Müslümanların ahrete Allah’ı görmeleri akli ve nakli delillerle mümkündür.Ancak bu işin nasıl gerçekleşeceğini insanın bilmesi mümkün değildir.

 

Eşari ile Matüridiye Arasındaki Görüş Ayrılıkları 

1-Matürüdilere göre;İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.

Eşariler’e göre ; iradei cüziye bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

2- Matüridiler’e göre insan akılla Allah’ın varlığı fikrine ulaşabilir.Allah’ı bilmek alken vaciptir.

Eşariler’e göre Allah’ı bilmek dinen vaciptir.

3- Hüsün ve Kubuh;

               Matüridiler’e göre;

a-Hüsün (güzel,meşru,iyi)

b-Kubuh (çirkin, gayrı meşru,kötü,)akıl ile bilinebilir.Din alken güzel olan şeyleri emredir;çirkin olanı yasaklar.

Eşariler’e göre ;

a-Hüsün ve kubuh meselesi ancak Allah’ın bildirmesi ile bilinebilir.

4- Matüridiler’e göre iman dil ile ikrar kalp ile tastiktir ; artmaz ve  eksilmez.

5-Kesb(Kazanmak): Matüridiler’e göre ; her şeyin yegane yaratıcısı yüce Allah’tır. İnsanın fiillerini de yaratan Allah’tır.Bu durum;insanların fiillerini serbestçe yapmansa engel değildir.Kesbi insanın kendisi yapmaktadır.

.   Eşariler’e göre  ;fiillerde insanın hiçbir kudreti yoktur.Allah kesbi insanda yaratır ; insanda kesbin mahalli (yeri) olur.                                                                                                   .        6- Ehli Sünnet denildiği zaman ilk akla gelen Eşarilik ve Matüridilik  İslam’ın ana meselelerinde hemen hemen benzer görüşleri savunur.

Bu iki mezhep arasında ki görüş ayrılıkları, ayrıntılara ilişkin konularda  ortaya çıkmıştır.

       

1-Şia

Şia’nın Ortaya Çıkış Nedenleri

a- Hicri birinci asrın sonlarına doğru mehdilik ve vasilik fikirleri ile , Arap olmayan milletlerin aralarında oluşturdukları mezheptir.

b-Bu düşünceler ikinci asırda H.z.Ali’nin soyu ile ilişkilendirilmiş ve Sasani kültüründen bazı unsurlarla da bezenerek Şiilik olarak ortaya çıkmıştır.

 Bu mezhebin üç önemli özelliği :

a-H.z.Ali halifeliğe Kuran ayetleriyle tayin edildiğini,

b-Kıyamete kadar onun soyuna Müslümanların devlet başkanı olma hakki verildiğini,

c-H.z.Ali’nin soyundan gelenler bu imamlar masum olduklarını.(yani hiç günah işlemediklerini.).ileri sürmesidir.

Mehdi:Üstün kuvvetlere sahip kurtarıcı.

    Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi ; Kuran ayetleriyle ve bu doğrultuda Peygamberimizin ; Aliyi ve soyunu devlet başkanı seçmesi .

 

 Şiilere Göre Şiiliğin Tarihi.                                                                                                                                         

H.z.Muhammed sağlığında Ali’yi Kuran’ın emriyle devlet başkanı (imam) tayin

etmiştir.Bu tayin işi Veda Haccından dönerken olmuştur.(Bu yerin adı ; Gadri Hum dur).H.z.

Muhammed Maide suresinin 67ci ayeti emri gereğince H.z.Ali’nin kendinden sonra devlet

başkanı olacağını ilan etme emrini almıştır.Bu emir gereği “Gadri Hum” denen yerde

H.z.Ali’nin Devlet başkanı olacağını ilan etmiştir.Herkesin bu emre uymasını istemiştir.Daha

sonra da Maide suresinin 3cü ayeti vahye dilmiştir.İslam dininin tamamlanması H.z.Ali’nin

Devlet başkanlığının ilanıyla mümkün olmuştur.

Şiaya Göre Şiiliğin Tarihindeki Yanlışlıklar.

Şiiliğin kendini H.z.Muhammed’in yaşadığı devirle ilişkilendirme çabasının bir ürünü

olan iddialar tamamıyla Kuran’ın ruhuna aykırıdır.Çünkü Kuran devlet başkanlığı gibi bir

konuda hiçbir kimseye üstünlük tanımaz.

Halifeliğin Kuranla Tayin Edildiği Fikrinin Yanlışlığı.

1-H.z.Muhammendin vefatını takip eden zamanlarda ;

A- H.z Ali’nin davranışları göz önüne alındığında:

a- Devlet başkanlığının Kuran’ın emriyle ve tayinle Ali’ye ve onun soyuna tahsis edildiği fikrine rastlanmaz.

b-Ali’nin soyundan gelen bu devlet başkanlarının (imamların) masum oldukları fikrine rastlanmaz.

Çünkü ; 1-H.z.Muhammed’in vefatından sonra Medineli Ensar önce kendilerinden    birini Devlet başkanlığı makamına getirmek istemişlerdir.

2-H.z.Alinin Halife olduğu dönemde de,onun devlet başkanlığı makamına Kuran’ın emriyle tayin edildiği fikri yoktur.

            H.z.Ali’nin Devlet Başkanı Olduğu Dönemle İlgili Olarak Dikkatten Kaçırılmayacak En Önemli Bir Özellik Şudur;

a- Bu dönemde Ali’nin devlet başkanlığına Kuran’ın emriyle(nassla) ve Kuran’ın emrine uyarak Peygamberimizin H.z.Ali’yi devlet başkanlığına tayin ettiği fikri yoktur.Yine devlet başkanlığının H.z.Ali’nin soyuna kıyamete kadar verildiği fikri yoktur.Çünkü ; H.z.Ali devlet başkanı olduğu dönemde siyasi birliği sağlayamamıştır

b- Sıffin savaşından sonra ;savaşın sonucunun hakemlere bırakması ve buna H.z.Ali’nin razı olması ; Devlet başkanlığının Kuran’ın ayetleriyle ve Peygamberin ; ayetlerin doğrultusunda devlet başkanını tayin ettiği fikrinin mevcut olmadığını  gösterir.

B-H.z.Ali Şehit Edildikten Sonraki Dönem Göz Önüne Alındığında:                                             .          a-Büyük  oğlu Hasan ,Şam valisi Muaviye ile anlaşma yoluna gitmiştir. Kuran ve peygamberimizin tayini ile ,devlet başkanlığının belirlendiği fikri olsaydı , Hasan böyle bir yola gitmezdi.

b-H.z.Ali’nin küçük  oğlu Hüseyin Küfeliler tarafından Yezide karşı devlet başkanı seçmek istemişler,ancak daha sonra Yezidin yanında yer alarak Hüseyin ve yanındakileri Kerbela Çölünde şehit etmişlerdir.Eğer Hüseyin’in Kuran’ın ayetleriyle (Nassla) ve peygamberimizin tayini ile devlet başkanı olduğuna inanmış olsalardı böyle olaylara karışmazlardı.

Mehdilik ve Vasilik Fikrinin Şia Mezhebinde Gelişmesi

a-Mehdilik ve vasilik fikri Arap olmayan Müslümanlar arasında birinci asrın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır.İkinci asırda yayılmış ve gelişmiştir.Ve Şiilik ; bu fikirlerin sistemli bir hale gelmesi sonucu ikinci asırda ortaya çıkmıştır.

Şiiliğin ilk çekirdeğini oluşturan küçük  fikir topluluklarında Öne Çıkan Fikirler.

1-Mehdilik:Üstün Yeteneklere Sahip Kurtarıcı.

2-Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi

3-Nübüvvet.:Sahte peygamberlik.

    4-Uluhiyet :Allah’tan bir parçanın kendi bedeninde olduğunu ileri sürme.

        Konularında çeşitli iddialar öne çıkmıştır.

   Hicri İkinci Asrın Kendine Mahsus Özelliği.

a-Hicri ikinci asırda İslam aleminde sihirbazlık yaygındı ve bu küçük fikir topluluklarının liderleri değişik ölçüler içinde sihirbazlığı biliyorlardı ve yapıyorlardı.

b-Bu fikir topluluklarının çabalarıyla Arap olmayan Müslümanların çoğunlukla yaşadıkları yerlerde Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın etkisiyle Batınilik dediğimiz fikirler ortaya çıkmış ve yayılmıştır.

c-Abbasoğulları devlet yönetimini ele geçirirlerken Ali soyundan gelenleri devlet yönetiminden uzaklaştırmışlardır.

d-Bunun üzerine Ali soyundan gelenler kendilerine destek aramaya başlamışlardır.Bu çekişmenin sonunda devlet başkanlığının Ali’nin soyundan gelenlere verildiği fikri ileri sürülmüş. ve bu görüşe çeşitli yollarla destek aranmıştır.

Şiiliğin İmamet Nazariyesinin Gelişmesi.                                                                             

a-Hicri ikinci asrın sonlarında üçüncü asrın başlarında imamet nazariyesi son şeklini aldı.Yani on ikinci ( 12. ) imam hicri 260 , miladi 873 tarihinde küçük gizlilik dönemine girmesi ile son şekline kavuştu bundan sonra Şiilik denildiğinde önce imamiye mezhebi akla gelir oldu.                                                                                                                                                   .            b-İmamet nazariyesi Şiiliğin temelidir.on iki imam tek tek Allah’ın emri ile belirlenmiş hatasız günahsız masum kimselerdir.İmamların her özü  peygamberin her sözü ile eş değerdir.O da Kuranla eş değerdir.

.                                                       Şia’nın Kolları.

İmamiye Mezhebi ;

İmamiye mezhebine Caferiye mezhebi de denir.Caferiye denmesinin sebebi Cafer

Essadık adındaki bilgine dayanmasıdır.Bu mezhep Kuran ve peygamberin belirlemesi ile imam

olduğuna inanılan insanların sayısının  on iki (12) olduğunu ileri sürer.

Dinin Aslı (Usulüd Din) Bu Mezhebe Göre Beştir;                                                               .                    1-Tevhit (Allah’ın birliğine iman)

.                   2-Nübüvvet (peygamberlere iman).                                                                                       .                    3-İmamet ve takiyye. [Dinin Aslı 12 imamın ; hak , günahsız , Allah'ın emri ve peygamberin belirlemesi ile seçilmiş hatasız kimseler olduğuna inanmaktır .(Hak: kesinlikle var. Takiyye:İmamiye mezhebinden olmayan kişilerin yanında kendilerini gizlemektir )].                                                                                                                           .                    4- Ahretin varlığına inanmak (Meat).

5- Adalet (her konuda adil olmak) dır.

12ci İman Muhammet Mehdi.                 

Muhammed Mehdi hicri 255 ;  miladi 869 tarihinde doğmuştur.l2.imam olan Muhammed Mehdi öldürülme korkusundan küçük gizlilik dönemine girmiştir.Bu imam ile bu imam’a inanan halk arasındaki iletişimi dört aracı kişi sağlamıştır.Bu imam hicri 328 ; miladi 940 tarihinden itibaren büyük gizlilik dönemine girmiştir.l2ci imam hala sağdır günü geldiği zaman tekrar dönecek yeryüzünü adalet ile dolduracaktır.

İmamiyye Mezhebinin ve Ehli Sünnet Mezhebine Benzeyen Yönleri;

Temel ibadetler konusunda ehli sünnet ile aynı görüşleri paylaşırlar.Ayrıntılarda farklı

görüşlere sahiptirler.Namaz 5 vakittir. Ramazan ayında 30 gün oruç tutarlar.Hac ve zekat

farzdır.Bu günkü İran’ın resmi mezhebidir.

     Zeydiye Mezhebi .

İmamiyye mezhebinin 4cü imamı olan Ali Zeynel Abidin’in  Oğlu Zeydi imam olarak

kabul ederler.Hicri 2ci asrın sonlarına doğru mezhep olarak ortaya çıkmıştır.Ehli sünnete en

yakın Şii mezhebidir.Yemen’in resmi mezhebidir.

Zeydiligin Önemli Görüşleri;

A-Zeydiye’yi Şia’dan ve diğer mezheplerden ayıran konu imamet meselesidir.

a-Peygamber hiçbir kimseyi imam tayin etmemiştir.

b-İmam vasıfları ile belli olur:                 .  İmamın Vasıfları Şunları ;

1-Haşim oğullarından olacak 2-Takva sahibi olacak 3-Alim ve cesur olacak 4-Kendi
imamlığını ilan ederek ayaklanacak 5-Ayaklanarak ortaya çıkmayan bir kimsenin imamlığı kabul edilmez 6- İmam gizli olmaz 7-İmamların hatasız ve günahsız oldukları söylenemez.(Bu görüşlerinden dolayı Şii kaynakları Zeydiye’yi Şia’nın kolları arasında saymazlar)
B-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemliktir.                             .    C-İyiliği emretme kötülüğü yasaklamanın sonucu ne olursa olsun her zaman uygulanacaktır.

İsmailiye Mezhebi.

Cafer es Sadık’ın büyük oğlu İsmail’in adına izafeten ortaya çıkmış bir

Mezheptir . Kuruluşunun ilk devirleri hakkında hiçbir bilgi yoktur.Batini fikirleri

savunur. Fatımi devletini İsmaililer kurmuştur.(Batini:Gizli,bilinmeyen)

Fatımiler Devrinde İsmaililik.

Fatımiler devrinde İsmaililik iki kola ayrılmıştır.

1-Alamut Kolu; Alamut Kalesini ele

geçiren Hasan Sabbah zamanında çok güçlenmiştir.Hasan Sabah’ın adamlarından bir kısmı

Hindistan’a gitmişler ve H.z. Ali’nin  “Allah” olduğunu ileri sürmüşlerdir.

2-Nizari Kolu; Yunan felsefesinde eski Ortadoğu dinlerinden ve bazı İslimi esasların kanışımı ile ortaya çıkmıştır..Batini düşünceler ağırlıktadır.

a- Nizamilerin din anlayışının temelini H.z Ali’nin velayeti fikri oluşturur.İman bu velayete inanmak ile mümkündür.

b-Allah’ı tanımak ; zamanın imamını bilmek demektir.

c-İmamı tanımayan kimseye her şey haramdır.İmamı tanıyan kimseye her şey helal dir.

d-Zekat imama yardımdır.

e-Taharet ;Batıniliği kabul etmeyenlerden uzak olmaktır.

f-Namaz imamın bileğisine ve gerçek dine ulaşmaktır.

g-Gusül (büyük  temizlik) ahdi yenilemektir.

h-İmamların esas vazifesi; peygamberlere gelen ayetlerin Batini yorumunu yapmaktır.

Nusayri Mezhebi.

Kurucusuna izafeten bu ad verilmiştir.ilk kuruluş dönemine ait fazla bilgi

yoktur.Suriye’de gizlilik içerisinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.Fransızlar tarafından

Suriye’nin devlet kademesi bunların eline verilmiştir.Halen Suriye’yi yönetmektedirler

Nusayriliğin Özellikleri;

H.z.Ali’nin ilahlaştırılmasıdır.Kutsal kitapları vardır.Kuran’ı kabul

etmezler. Bunlara göre H.z. Ali’den başka Allah yoktur. Namaz; “Ali,

Muhammed ve selamı yüceltiriz” şeklinde duadır.Zekat;dini öğrenmek ve öğretmektir.

Dürzilik Mezhebi.

Fatımi halifelerinin bir veziri tarafından kurulmuştur.Suriye’deki Cebel-i Dürüz Dağı

eteklerinde yaşadıkları için bu adı almışlardır.

Bu mezhep toplumu akıllılar  ve cahiller diye ikiye ayrılır.Akıllılar din işlerini bilen kimselerdir.Cahiller ise toplumun geri kalan kısmıdır. Akıllıların verdikleri bilgileri öğrenmekle yetinirler.Bunlara göre Allah yedi imam’ın bedenine girmiş, (hulul) etmiştir.En sonrada bu mezhebin

 

       Havariç     

          Hariciliği Ortaya Çıkış Nedenleri.

a-Sıffin savaşından sonra ortaya çıkan hakem olayı (tahkim) ile ortaya çıkmıştır.Bu düşünce önceleri hakem olayına karşı çıkmış.Daha sonra bu siyasi hareket İtikadi bir boyut kazanmıştır.

b-Haricilerin ortaya çıkmasının sebeplerinden biri de bedevilerin yerleşik hayata geçmek de çektikleri güçlükler.

c- H.z Osman devrinde ortaya çıkan otorite boşluğunu ; Kureyş kabilesinin merkezi otoritesine baş kaldırarak ; Kuran’a dayalı bir toplum oluşturmak gibi çabalardır .

.          Hariciliğin Görüşleri.

.      a-İslam’ın en ideal uygulandığı dönem H.z. Ömer ve Ebu Bekir dönemidir.Hazreti Osman ilk 6 yıldan sonra H.z.Ali de hakem tayinini kabul ettiği için küfre düşmüştür.

b-Halife olmak için Kureyşli olma şartı yoktur.Herkes alim ve cesur olursa devlet başkanı olabilir.

c-İman ve amel bir bütündür.Büyük günah işleyen dinden çıkar.

d-Haricilerin en önemli görüşleri hilafet anlayışları ve Kuranla ilgili düşünceleridir .

e-Kendilerinden başka hiçbir kimseyi Müslüman kabul etmezler.Karizmatik bir

toplum anlayışına yönelmişlerdir.Bu düşünceleri tarih sahnesinden silinmelerine neden

olmuştur.

Belli başlı harici kolları

        Ezarika , Necedat , İbadiye , Sufriyye , Acaride’dir.                                                                          

Haricilerin siyasi ve İtikadi görüşleri hicri 64 yıllarına doğru belirginleşmiştir.Aynı zamanda da kendi aralarında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir.       

Ezarika Fırkası;                      

Ezarika fırkasının görüşleri

a- Kendilerinin dışındaki herkes müşriktir.

b-Harici olmayanların kadın ve çocuklarını bile öldürmek mümkündür.

c-Haricilerin oturduklan yerler Islam ülkesidir.

Hariciliğin İbadiye kolu sadece Kuzey Afrika’da yaşar.Haricilerden olduklarını kabul etmek istemezler.

İbadiyye Fırkası;

İbadiyye fırkasının görüşleri

a-İman ve İslam bir bütündür ;Amel imanın bir parçasıdır.

b-Büyük günah işleyen kimse müşrik değil tevhit ehlidir ; Nimet küfrü içindedir.Ölmeden tövbe ederse ebediyen cehennemde kalmaktan kurtulur.

c-İbadi olmayan Müslümanlar nimet küfrü içindedirler.

d-Allah ahrette görülmeyecektir.

e-Peygamberlere iman,meleklere iman gibi konularda ibadiler ehli sünnet anlayışına yakındır.

f-Devlet başkanlığı meselesinde Kureyş, kabilesinden olma şartını kesinlikle reddederler.

Hariciliğin sonu

a-Haricilik , İbadiye kolu dışında tarih sahnesinden silinmiş, görünüyor olmasına rağmen bu görüşler Müslümanlar arasında zaman zaman ortaya çıkmaktadır.

b- Haricilerin en tipik özellikleri koyu bir taassup içinde olmalarıdır.Hariciler ısrar ile Kuran’a sarıldıklarını söylemelerine rağmen Kuran’ı anlamada ve ondan yararlanmada fazla ileri gidememişlerdir.

c-Kuran’a bağlılıkları şeklidir.

f-Herkesin İslam’ı anlama iyi Müslüman olma hakkının var olduğunu kabul etmezler.

g-Haricilerin kendilerinden başka kişileri Müslüman görmeme anlayışları zaman zaman Müslümanlar arasında ortaya çıkmaktadır.

   Mürcie                                                                                                                                                                         

Sözlükte Mürcie; Arapça sonraya bırakma,geciktirme,ümit verme gibi anlamlara gelir.

       Dini Terim Olarak Mürcie:Büyük günah işleyen bir kimsenin dinden çıkmayacağını, onun durumunu Allah a bırakmanın doğru olacağını ileri süren kimselerin oluşturduğu topluluğa denir.

Mürcie Mezhebi Ne Zaman Ortaya Çıktı.

.        Bu terim Hicri 60 ; Miladi 680’li yılların başında :

a- H.z. Osman’ın şehit edilmesi ,

b-H.z.Ali dahil olmak üzere Cemel ve Sıffin savaşına katılan herkes için görüş belirtmeyenleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Mürcie Mezhebi Taraftarlarının Özellikleri.

a-Mürcie Mezhebi ; siyasi , dini ekonomik ve sosyo- politik yapının etkisi sonunda ortaya çıkmıştır.

b-Mürcie Mezhep taraftarları ,O devirdeki her türlü şiddeti ve siyasi çekişmeyi bir kenara bırakıp İslam toplumunun birliğini savunmuşlardır.

               Mürcie Mezhebini Kimler Kurmuştur.

1-Mürcie’nin görüşlerinin temelini ; Hicri 60 ve 75 yılları arasında , Medine ve Mekke’de H.z. Ömer ve daha birçok sahabe ortaya atmış ve gelişmiştir.

 

.

          Mürcienin Görüşleri.

1-Tekfir:Hiçbir Müslüman’ı kafirlikle suçlamazlar.Bu görüşü savunmaya İrca ; savunanlara ise Mürcie denir.

2-İman:Bilgi ve tasdikten ibarettir.İmanın açıkça söylenmesi gerekir.

3-İmanda artma eksilme:İman artmaz eksilmez.İşlenen günahlar imana zarar vermez.

4-Büyük günah:Büyük günah işleyen kimse imandan çıkmaz.Gerçek bir Müslüman’dır.İşlediği günahtan dolayı Fasıktır.Ahretteki durumunu Allah bilir.

5-Amel İman İlişkisi: Ameller imanın bir parçası değildir.Ameller imanın dışında birer farzdır.

-İmanda İstisna:İmanda şart ve şüphe olmaz.Müslüman imanını kesin olarak söylemelidir.

7-İman ;Tasdiktir.İkrardır.Veya Her İkisidir :İmanın gerçekleşmesi ; kalbin tasdiki ile olur.Dilin ikrarı ile olur. Veya her ikisi ile olur.

Müslüman Sıfatı Nasıl  Kazanılır :İslam’ı benimseyen bir kimse ; Allah’ın birliğini ve H.z.Muhammed’in peygamberliğini gönülden benimsediğini dil ile söylemesi ile kazanılır.

8-İmanda Artma Eksilme : Ameller imanın bir parçası olmadığı için iyi amelleri yapmakla iman artmaz.Terk etmekle veya günah işlemekle da azalmaz. Sadece günahkar olur  ve cezasını çeker.Ancak hafife alarak günah işlerde imanını kaybeder.Kafir olur.

         9-İman İslam İlişkisi : Bütün Müslümanlar mümin,bütün müminler Müslüman’dır.

10-Vaad ve Vaid :

Vaad:Bir konuda söz veren kimse.

               Vaid:Bir konuda hakkında söz verilen kimse.

               a-Allah bazı ayetlerinde iyilik yapanları ödüllendireceğini Vaad etmiştir.Allah sözünden dönmez .İyiliğe karşı mükafat vereceğini Vaad etmişse; mükafatını verir .                                                                                                                                                      .              b- Allah bazı ayetlerinde de kötülük yapanları cezalandıracağını Vaad etmiştir . Böyle insanların ebedi cehennemlik olduklarını belirtmiştir.Allah ebedi olarak cehenneme koymakla tehdit etmişse ; bu tehdidinden ;Rahmeti ve acıması dolayısı ile vazgeçerek geçerek kulunu affedebilir.

Mürcie’nin Ortaya Çıktığı Şehirler :

Mekke,Medine,Kufe,Basra,Bağdat,Şam,Kahir gibi bir çok Arap halkın çoğunlukta olduğu şehirlerde benimsenmiştir.Ancak en çok Horasan ve Marevü Nehir bölgelerinde Arap olmayan Müslüman halk arasında yayılmıştır.

           Mürcie’nin Fikir Sahasındaki Başarısı:                                                                                        .          a-Kardeşlik ,eşitlik,beraberlik,barış ve adalet anlayışı üzerine kurulu bir iman nazariyesi geliştirmiştir.

b-Hür düşünceyi geliştirmiş tekfiri büyük ölçüde önlemiştir

c-Problemlerin çözümünde iman amel ayrımı yapılmasının çok doğru olduğunu ispatlamıştır.

          d-Ehli Sünnet düşüncesinin doğup gelişmesine temel olmuştur.

Mutezile                                                                                                                                                                             

Mutezile Mezhebinin Tarihi:

          a-Mutezile ismi ilk defa H.z.Ali döneminde ki karışıklıkta hiçbir guruba katılmayanlar için kullanılmıştır.Bir mezhep görüşünü ifade etmemektedir.                                                                                                                  .       b-Mutezile ismiyle bir mezhebin ortaya çıkması büyük din alimi Hasanı Basri’nin okuttuğu öğrenci gurubu arasında bir takım görüş ayrılıkları  sonucu talebesi Vasıl İbni Ata’nın hocasının yanından ayrılması ile olmuştur.Ayrılanlar anlamına gelir.

 

Mutezile Mezhebinin Doğuşu:

1- Büyük Günah Tartışmaları: İslam devletindeki iç karışıklık ve savaşlara katılanların ne kafir, ne Müslüman olmayıp ; iki yer arasında bir yerde oldukları fikrini Vasıl İbni Ata savunması .

2- Emeviler iktidarlarını sağlamlaştırmak içini , muhalefetin direnencini kırmak  çabası ile her şeyin Allah’ın iradesi sonucu ortaya çıktığını savunuyorlardı.İnsanlara içinde bulundukları durum kayıtsız şartsız kabul ettirmek istemesi.

3- Arap olmayan Müslümanlara karşı olumsuz tutumları insanların iradesi ile olmadığını Arap olmayanlara kabul ettirmek istiyorlardı.Bunlara karsı olan Müslümanlar Mutezile adı altında bir araya gelmesi                                                                                     .         .         4-Fetihler ile İslam dünyasının genişlemesi.                                                                                .         5-İslam Dinini çeşitli düşünlere , dinlere , fikri akımlara karşı savunma hareketi. İslam Dininin ; ibadet esaslarını akla uygun şekilde açıklanması ve İslam’a aykırı fikirlerin reddedilmesi .

Mutezile Mezhebi Görüşlerini Halka Nasıl Benimsetmeye Çalıştı.                                                                                                                                     Mutezile bazı görüşlerini insanlara Devletin desteği ile kabul ettirme yolunu seçmiştir.Bunun sonucu olarak da Mutezileye karşı halk arasında hoşnutsuzluk ortaya çıkmıştır.

Mutezile Mezhebinin Fikir Tarihi :

Abbasiler döneminde tercüme faaliyetleri ile fikri olgunluğa ulaşmıştır.Abbasi Halifesi Memun zamanında devletin resmi mezhebi olmuştur.Herkese Kuran’ın mahluk olduğu fikri zorla kabul ettirilmeye çalışılmıştır..Hicri 3. asırda Bağdat  ve Basra kolu olarak iki kola ayrılmıştır.Büyük alimler yetiştirmiştir.Mutezile mezhebi Basra da doğmuş.Hükümet merkezinin Bağdat’a taşınması ile Badatta faaliyet göstermiş daha sonra baş şehrin Samerra’ ya taşınması ile burada faaliyet göstermiştir.

 

Mutezile Mezhebinin En Parlak Olduğu Dönemler:

a-Mutezile mezhebi Memun, Vasık ve Mütevekkil’in Abbasi halifesi oldukları dönem en parlak oldukları donemdir.                                                                                                                .        b- Mutezilenin yayılması hicri 4.yüzyıldan itibaren bir çok Şii’nin Mutezile’nin akli metodundan etkilenmesi ile olmuştur.                                                                                                   .        c-Mutezile Büveyh Oğullarının kurduğu devlet sayesinde Irakta , Horasanda  ve Maverevünehirde yayılmış bir çok din alimi Mutezile mezhebine girmiştir.

 

Mutezile Mezhebinin Temel Görüşleri:

 1-Tevhit(Allah’ın Brliği) :Allah’ın sıfatları Zatının aynıdır , Allah zatı ile bilir,görür,işitir.Bu ilke Allah’ı sıfatlarından arındırmayı ve bunları Allah’ın zatı ile özdeşleştirmeyi ön görür.

2-Adalet (İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olması ) :

    a-İnsanlar hür ve sorumlu bir varlıktır. İnsan kendi fiillerinin yaratıcısıdır.İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah değildir.

   b-İnsan tam olarak irade ve hareket hürriyetine sahiptir.İnsan’ın özğür iradesi vardır.Allah insanın iradesine müdahale etmez.

   c-Allah insanın fiillerinin yaratıcısı olsaydı.Allah’ın istemediği fiilleri yapan insanların cezalandırması anlamsız olurdu.

3-El Menziletül Beynel Menzileteyn :(İki durak arasında ortada kalmak-Büyük günah işleyen kimsenin durumu.):

  a- Büyük  günah işleyen kimse ne kafir nede Müslüman’dır.Bu iki yerin ortasında bir yerdir.

  b-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ahrette kafir muamelesi görür.Dünyada ise Müslümanlar arasında her Müslüman’ın yararlandığı haklardan yararlanır.

4-El vaad vel vaid (Yaptığın Her Şeyin Karşılığını Ahrette Görmek) : İnsan dünyadaki davranışlarının karşılığını ahrette görür.Allah’ın adaleti dünyada iyi iş yapanları mükafatlandırır kötü iş yapanları ise ahrette cezalandırmayı gerektirir.

5-El Emri Bilmagruf . Vennehyi Anilmünker (İyiliği Emretmek .Kötülügü Yasaklamak):Alın ve dinin iyi dediklerini emretmek .Kötü gördüklerini yasaklamak gerekir.

 6-Allah Ahrette Görülmeyecektir.

 7-Bir şeyin iyi veya kötü olduğunu akıl bilir.

         8-Kuran yaratılmıştır (mahluktur)

Kaina (Evren) ve Bilgi    

       Allah-Alem İlişkisi 

             Kelam Bilimine Göre Alem ve Mevcut.

             Kelamcılara göre alem:Allah’ın dışındaki her şeydir.İnsan alemde sonsuz eşya ile kuşatılmış olarak yaşar.

Kelamcılara göre  Mevcut:Etrafımızda bulunan  varlıklardan her birine denir.

            Kelam Bilimine Göre Varlığın Açıklaması

Kelam bilimi var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır. Alemdeki nesneler sürekli ve zorunlu olarak var olan nesneler değildir.Çünkü  alemde sürekli yokken var olan,varken yok olan nesneler vardır. Zorunlu olarak var olan nesneler olsaydılar yok olmazlardı

Örnek:Bir takım nesnelerin sürekli olarak değiştiğini gözleriz.Her şey gelip geçmektedir. Geçmişte burada olan ,şu anda ortada yoktur.Şimdi orada ise gelecekte orada olamayacaktır.

&

 Alemin , Allah’a Olan İhtiyacı

1- Alemi oluşturan bütün varlıkların mümkündür.Mümkün olan varlıklardan oluşan şu alem de mümkündür. Her mümkün olan kendisine hayat veren bir sebebe ihtiyaç duyar. Buna göre şu alemde ki ;  her şeyin  var oluşunun bir sebebi olması gerekir.

2- İşte bu alemde bütün değişme ve gelişmelerin sebebi, Allah’tır.

3-.Öyleyse Allah alemin mutlak sahibi ve onun devamını sağlayandır.

4- Allah , ilim ve hikmet sahibi , değişmeyen ,başka şeye ihtiyaç duymayan tek güçtür.

    Kuran Işığında Alemin Değerlendirilmesi.

1-Kelamcılar Kuranın ışığında aleme bakarak ,alemdeki bu sonsuz düzeni açıklamaya çalışırlar.Kuran açısından alemde var olan her şey Allah’a işaret eder. Allah’ın sonsuz kudretini gösterir, insanları düşünmeye çağırır.Kaina, Kuran ayetleri gibi insanları doğruya ve iyiye çağıran birer “ayettir”.

    İnsan Allah’a Nasıl  Şükür Eder.

a-Zekat vererek .

b-Alemdeki varlıklar üzerinde düşünerek .

      Kelam Bilimi  ve Madde.  

Kelam bilimi maddeyle ;onun yaratılmış olması ve sonlu olması ile ilgilenir.

Kelamcılar için önemli olan maddenin Allah tarafından yaratılmasıdır.Kelamcılar fizik biliminde olduğu gibi maddenin en küçük birimi ile ilgilenmezler.

Cevher: Çevremizdeki var olan maddeler bir süre sonra çürür. Ancak , bu maddelerden geriye yok olmayan bir kısım kalır.Bu yok olmayan kısım çürüyen maddenin özüdür.Cisimlerin bu , en küçük maddesine “cevher” denir.

       Araz: Cisimlerin sürekli değişen özelliklerine de  “araz” denir.

   Hayat

Alemi oluşturan varlıklar canlılar ve cansızlar olarak ikiye ayrılır.Canlı varlıklar ile cansız varlıkla arasındaki en önemli ayırıcı özellik  “hayat”tır.

       Kelam Bilimine Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Kelamcılara göre ; tabiatta   ve insandaki canlılık ve hayatın kaynağı Allah’tır.

Kelam bilimine; göre canlılığın kaynağı maddeden ayrıdır. Hayat ;  ruh ve nefes kavramlarıyla açıklanır.Buna rağmen beden ve ruhun birbirinden kopuk değildir. İnsan varlığı bir bütündür.Onun zihini, bedeni  ve duygularla ilişkili eylemleri arasında bir bütünlük vardır.

Canlı kendi varlığını ,varlık şartı olan maddeye dayandırma mecburiyetindedir.Onsuz kendi başına var olmaz.Bu nedenle yaşlanır, hastalanır ve ölür.

        Maddeci Görüşe Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Maddeci görüş ;canlılık ve hayatı maddenin temel bir özeliği olarak kabul eder.Madde ve hayatın birbirinden ayrılmayacağını ,hayatın ayrı bir ilke olmayıp maddeden türediğini savunur.

İnsan

  İnsanın Sorumluluğunun Temeli

a-İnsan en önemli özelliği, düşünen ve irade sahibi bir varlık oluşudur. Bu özelliği onun sorunluluğunun temelini oluşturur. Bu sorumluluk yeryüzünde ahlaka dayalı bir sosyal düzen kurmasıdır. Kuran bu görevi “emanet” olarak açıklar.

B-İnsan işlediği her suçtan dolayı hem bu dünyada hem ahirette ceza çeker.Yaptığı her iyi işten dolayı da hem bu dünyada hem ahirette mükafat görür.Çünkü düşünen ve irade sahibi bir varlıktır.

 

Matüridi Kelamcılarına Göre İnsan.

Matüridi kelamcıları insanın şuurlu olarak  doğru veya yanlış yolu seçtiğini ve Allah’ın da insanı bu seçimine uygun olarak ona ceza ve mükafat verdiğini söylerler.

Kuran insanın bir şeye yönelmesiyle Allah’ın o insanı başarıya ulaştıracağını  bildirmektedir.(Leyl Suresi:Ayet:5-10)

İnsan içinde bulunduğu sosyal şartlar gereği kötülükler yapabilir .Bu durumda da insanın pişmanlık duyarak tövbe etmesi gerekir.

&

Bazı Kelamcılara Göre İnsanın İradesi.

Bazı kelamcılar insanların yaptığı eylemlerde irade sahibi olmadığını söylerler.   Matürüdi ve Mutezile kelamcılarına  göre insanlar yaptığı eylemlerde irade sahibidir ve sorumludur

İlahi Vahyin Amacı.

      İnsan ile Allah arasındaki iletişimi sağlıklı ve doğru bir şekilde kurması için yardımcı olmaktır.Bu nedenle Kuran bir “ hidayet rehberi,bir açıklama ve doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü  ,yani ”Furkan” olarak nitelenmiştir.

 

Bilginin Tanımı

Bilginin genel tanımı:Bilen özne ile nesne arsındaki ilişkidir.

Kelam Alimlerine göre bilgi:Bir şeyi olduğu hal üzere bilmektir.

 Şey Nedir?

Şey kavramı bazen ;   “Var olan şey demektir.Bazen dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesnelerdir.”. Yani “şey” kavramı bilgimize konu olan her türlü nesneyi ifade etmektedir.

Matüridi ve Eşari Kelamcılarına Göre Bilginin Konusu :Bilginin konusu olan “var olan” ve “var olmayan” her şeydir.

     Malum:Var olan şey (somut )demektir.

Mezkur:Dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesne” dir.

Akide:İnanç demektir.

             Şuur=Bir şeyi bilerek yapma hali demektir.

Kesin  Bilgi ; Akıllı insanın ,şuurlu olarak , bir olaya yönelmesiyle elde ettiği  bilgidir.

            

              Vehim=Hayal :Olmayan şeyleri  varmış gibi düşünüp ona inanmak.

Kelamcılara Göre Bilgi ;İnsan dış dünya hakkındaki bilgileri kesindir.Eğer dış dünya hakkındaki bilgilerimiz kesin olmazsa ,Allah’ın varlığı hakkında konuşamayız.Bu nedenle kelamcılara göre insan duyuları aracılığı ile dış dünyayı bilebilir.

Bilginin Kaynakları   

a-Duyu Organlarımız:Beş duyumuz bizim bilgi edinme vasıtamızdır.Beş duyumuz bilgi edinme vasıtası olması sağlam olmalarına bağlıdır.

         b-Akıl:Akıl ;duyu organlarımızdan gelen bilgileri düzenleyerek kullanır.

Aklın yaratılış özelliği ;

                   1-Doğruyu yanlıştan ,iyiyi kötüden ayırabilme gücünde olmasıdır.

2- Akıl yürütme özelliğinde olmasıdır.

Akıl yürütme ; var olan bilgileri kullanarak yeni gerçeklere ulaşmak demektir.

c-Doğru Haber:Olaylara uygun haberlere doğru haber adı verilir.İkiye ayrılır:

1-Mütevatir haber:Yanlış üzerinde birleşmeleri mümkün olmayacak sayıda bir topluluk tarafından bildirilen haberdir.

              2-Peygamber Haberi: Peygamber olduğu kesin olarak bilinen kimselerden gelen haberdir.

 Değer Kavramı

Ahlaki Değerler Genel Olarak Üç Ana Bölüme Ayrılır.

 a-Estetik değerler:Güzel ,çirkin.

           b-Ahlaki değerler:İyi kötü.

c-Mantıki değerler:doğru yanlıştır.

   Ahlakı Değerlerin Özellikleri.

Ahlaki Değerler bize kendilerini çeşitli ölçülerde kabul ettirmeleri bakımından ,herkes tarafından kabul edilme özelliğine sahiptirler. Bu değerlere sahip olmak; ahlaklı olmayı ve ahlaklı yaşamayı gerektirir.

    Ahlakı Değerler ve İnsanlık.

Ahlaki değerleri biz zorla değil , insan olmanın bir gereği olarak kabul ederiz.Ahlaklı olmak insan olmanın bir sonucudur.

Günlük hayatımızda karşılaştığımız ;  “Hırsızlık yapmamak”, “yalan söylememe” gibi hareketler  varlığına boyun eğdiğimiz birtakım ahlaki değerlerdir.

              Mutezile ile Matüridiler’e Göre  Ahlaki Değerlerin Gücü.

a-Ahlaki değerler zorlama olmaksızın bizi kendilerine boyun eğdirir .Çünkü ahlaki değerlerin bizden bağımsız bir varlığı ve gücü vardır.

Örnek:.Dindar olmasa dahi birçok insanın bu nedenle ahlaki değerlere göre davranır.

b-.İnsanın ahlaki değerlere göre davranma yeteneği de vardır.Bu yetenek ahlaklı bir hayat yaşaması  imkanın bulunduğunu gösterir.İnsan bu dünyada insan olarak yaşamak istiyorsa ahlaki değerlere göre yaşamalıdır.

Ahlaki değerleri nasıl biliriz konusunda kelamcıların görüşleri :                             .         a-Mutezile’ye göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

.        b- Matüridiler’e göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

c-Eşariler; ahlaki değerler , yalnız vahiy ile bilinir .Bu nedenle de vahiy ile muhatap olmayan insanlar yaptıkları hareketlerden sorumlu değildir .

İman

İman kelimesinin sözlük anlamı:Bir şeyin veya bir kimsenin söylediği şeyin doğru olduğunu kabul etmek, emin olmak,güven duymaktır.

      

İman kelimesinin terim anlamı: H.z.Muhammet aracılığıyla Allah’ın ilettiği ilahi mesajı kalp ile tasdik dil ile ikrardır.

           

 Tasdik         

Tasdik kelimesinin sözlük anlamı:Bir şey hakkında hüküm vermek ,doğruluğunu kabul etmek ve onaylamaktır.

           Gerçek Tasdik: Dil ile ikrar edilen şeylerin kalple onaylanmasıdır

            Kalp ile tasdik:Kalp ile verilen hükmün akla uygun bilgiye dayalı olmasıdır.

Ebu Hanife ve Matüridi kelamcılarına göre  “kalp ile tasdik”: Akla uygun bilgiye dayanan , teslimiyet  ifade eden tasdiktir.

           İman Niçin Kişiye Özeldir:Bir insan neye niçin inanacağına kendisi karar verir.Bu bakımdan iman kişiye özeldir. Bir kimsenin kalbi herhangi bir şeye ısınmasa iman etmez.İman ettim dese bile ,imanı kalben olmadığı için bir anlam ifade etmez.

Teslimiyet:Direnmeden , inatlaşmadan , büyüklenmeden , boyun eğmek ,güven ve samimiyet demektir.

İkrar:

  İkrar:Kalp ile verilen hükmün  dil ile söylenmesi demektir.

Görünüşte ikrar:

a-Dil ile söylenen şeyleri kalp onaylamıyorsa,

b-Kalpte olan şeyleri dil açığa vurmuyorsa bu ikrarın bir hükmü yoktur.Sadece görünüşte bir ikrardır.

Bir şeyi “kalbi ile tasdik edip dili ile İkrar etmek”:Onu hem zihinde ,hem de gerçekte kabul etmek demektir.

İmanda Arma Eksilme

 Toplum Açısından İmanın Önemi:

a-İman dinin temelidir.Durumları ne olursa olsun bütün iman edenler, inanmış olmak bakımından  eşittir.Çünkü hepsi Allah’a inandıklarını dille ifade etmekle,aynı hüküm ve tasdikte birleşmiş olurlar.Bu tasdik bütün müminleri birleştiren bir bağdır.

b-İmanı amelin bir parçası saymak tehlikelidir.Bu tehlike bazı ibadetleri yerine getirmeyen kimselerin kafir sayılmasıdır.Buna hiçbir kimsenin hakkı yoktur..Kelamcılar Kuran Ayetlerinin ışığında ;amellerin imanın bir parçası olmadığını söylemişlerdir.Çünkü her iki kavram , iki farklı şeydir.Bu nedenle; Maürüdi ve Eşari kelamcıları amelleri ,imanın bir parçası saymamıştır. İmanda Artma ve Eksilme Kabul Etmezler.  

  Mukallidin İmanı

Mukallit:Araştırmaksızın,düşünmeksizin,bir şeyi kabul eden,birini taklit eden kimse demektir.

İlk Dönem Kelamcılarına Göre Mukallidin İmanı

a-      Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Eşariler ve Mutezililer geçerli saymamışlardır.

b- Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Matüridi kelamcılarının çoğu  geçerli saymamışlardır.

Matüridi ve Eşari’ye Göre Taklitin Hükmü.

a-İmam Matüridi taklit ile hiçbir şeyin ispatlanamayacağını ve hiçbir şeyin yanlışlığının söylenemeyeceğini söyler.

b-İmam Eşari araştırma ,inceleme yapmayı hoş görmeyen kimseleri eleştirir.Onlar için: “Bir gurup insanın ,din hakkında araştırma ve inceleme yapmak ağırlarına geldi. Bunun için ,bilgisizliği kendilerine sermaye yaparak ,taklit ve basitliğe yöneldiler.Dinin temel ilkelerini araştıranları ayıpladılar, ve onları sapıklıkla nitelendirdiler..” der.

İlk Dönem  Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a- Bilgi imanın ilk şartıdır.Bir kişi neye niçin inandığını bilmek zorundadır.

b-Akıl sağlığı yerinde olan her kişinin ilk sorumluluğu ; aklını kullanarak Allah’ın var olduğu bilgisine ulaşmaktır . Bu iki şey yerine getirildikten sonra gerçek anlamda bir iman olur .

Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman ve Dereceleri.

A-Müslüman Topluluklarının Eğitim Seviyesi ve İman.

1-Müslüman toplumundaki okuma yazma oranının azlığı.Sonraki kelamcıları mukallidin imanı konusunda daha ılımlı bir yol izlemek zorunda bırakmıştır.

2-Çünkü  Mümin olduğunu söyleyen bir kimseye “Hayır sen mümin değilsin” demek doğru değildir.Son dönem kelamcıları bu konuda :

B- Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a-İnandığını dille ifade eden bir kimsenin imanını  geçerlidir.(Buna İcmali İman denir.)

b- Akli inceleme  ve araştırmaya dayanmayan bir iman sağlıklı değildir. İmanın bilginin üzerinde olması gerekir .(Buna Tafsili İman denir).

c-Aklını kullanmamak günahtır.Aklını kullanmayanlar ; Allah karşısında sorumludur.

İman Amel İlişkisi. 

.          a- İmanla amel arasında bir ilişki de vardır. Bilgiye dayalı iman ; insanı doğruya ve iyiye yöneltir.Hayata güzel ameller olarak yansır.Hayata imanın yansıması; onun vicdanlarda hapsedilmekten kurtarır.Ameli değerden yoksun bir kavram olmaktan çıkarır.

b-İman etmiş oldukları  halde tembellikten,birtakım arzularından, sosyal şartlardan dolayı ibadet ve amellerinde eksiklik olanlar,dinden çıkmazlar.Günahkar olurlar.Unutmamak gerekir ki Allah’ın somsuz rahmeti ve bağışlaması her zaman kullarına açıktır.

c-Ünlü Türk kelamcısı Nesefi’ye Göre: “İman amellerin şartıdır,ancak ameller imanın şartı değildir.”.

d-Ebu Hanife’ye Göre: “Müminler imanlarından dolayı namaz kılarlar,hacca giderler, zekat veririler ; yoksa namaz kıldıkları ,hacca gittikleri için iman etmezler.” .

       Taklit ve inkar Açısından İnsanlar.

Mümin

Mümin:Bir insan İslam dinini getirdiği iman esaslarına şüphesiz bir biçimde inanırsa bu kişiye mümin denir.Kişinin bir şeye inanmazı onun hür iradesi ile belirlenir.                                         .     Mükellef:İslam’ı kabul eden kimse mükellef sayılır.İslam’ın istediği gibi insan olmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çalışır.

Mümin olmaktan çıkmak:İslam’ın iman esaslarından birini inkar eden kimse Mümin olmaktan çıkar.

H.z.Muhammed’e Göre Mümin ve Müslüman : “ Mümin bütün insanların kendisinden emin olduğu, Müslüman   ise bütün Müslümanların dilinden ve elinden güvende olduğu kimsedir.”demiştir.

Müminin Sorumluluğu:Mümin olmak ve bunu diliyle ifade etmek yalnızca Allah’a karşı insana sorumluluk yüklemez.Toplumsal sorumluluk da yükler.Müminden; inanan  ve inanmayan insanlara  zarar gelmemesi gerekmektedir.

Münafık.

Münafık:Bir kimse diliyle söylediğine kalbiyle inanmıyorsa bu kimseye münafık denir.

          Münafık:Münafık görünüşte Müslüman ,gerçekte ise İslam dinine inanmayan kimse demektir.

Münafıklar çıkarları nedeniyle Müslüman gözükebilirler.Bunun için bizler onar Müslüman gibi davranmalıyız.Çünkü onların kalplerinde ne olduğunu bilemeyiz.Münafıklar bulundukları durum gereği kendilerini gizlerler.Yaptıkları her şey gösteriş içindir.                                                             .    Allah kuranda şöyle buyurmaktadır: “Sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Oysa sizden değiller,fakat korkak bir toplulukturlar.(Tevbe suresi.Ayet:56.).                               .    Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “ Konuştuğunda yalan söyler,söz verdiğinde sözünü yerine getirmez,kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.”

Kafir.

Sözlükte Kafir: Örtmek nimeti inkar etmek demektir.Bu nedenle kalbindeki inancı örten kimseye kafir denir.

Arapça’da Kafir Kelimesi ve Çiftçilik :Tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye,karanlığı ile her şeyi örttüğü için çiftçiye de kafir denmiştir.

İslam Dinine göre  “Küfür”:Allah’ı hakkıyla tanımamak,onun verdiği nimetlerin , ondan olduğu gerçeğini sözle,davranışla ve kalben örtmek gizlemek demektir.                                     .         İslam dinine göre “Küfür”: iman edilmesi gereken şeylerin birini veya hepsini kalben inkar ve bunu dili ile açıkça söyleyen kimse demektir.

Allah’a Şükür

Allah’a Şükür Sebebi:Allah insanları yaratan , rızk,hayat ve sayısız nimetler verendir. Allah’ın bu nimetleri karşısında  şükretmek gerekir. Çünkü ;küçük bir iyiliğe bile teşekkür edilir.

Allah Kuran’da : “Beni anın ki bende sizi anayım;bana şükredin,nankörlük etmeyin.” buyurmaktadır.(Bakara suresi. Ayet:152).

 

Müşrik. 

Şirk :Ortaklık demektir.Birlemek manasına gelen tevhidin zıddıdır.

Müşrik :Allah’ın zatında sıfatlarında ve fiillerinde eş ortak koşan,Allah’ın yanında başka ilahlar edinen demektir.                                                                                                               .          Kuran’a Göre Şirk:En büyük günahtır.Kuranda şirkten başka bütün günahların bağışlanacağı bildirilmektedir .(Nisa Suresi.Ayet:48.)                                                                     .          Şirk çeşitleri :a-Allah’a yakınlaşmak için  bazı varlıkları aracı kılmak .

b-Müslümanların amellerini gösteriş için yapmaları .

Tekfir

        Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde;imandan çıkmış olacağının  belirtilmesine denir

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;imansız sayılacağının söylenmesine denir.

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;İslam dininden çıktığının iddia edilmesine denir.

   H.z.Muhammed’in Sağlığında Tekfir

H.z.Muhammed’in sağlığında tekfir etme diye bir şey yoktur.

Tekfir konusunda Peygamberimiz bir hadisinde mealen : “Herhangi bir Müslüman , diğer bir Müslüman’ı tekfir ettiği zaman ,şayet o kimse kafir değilse,tekfir eden bizzat kendisi kafir olur.” buyurmuştur.

          Peygamberimiz bir savaş sırasında: “la ilahe illallah” diyen bir kimseyi öldüren Usame b. Zeyd hakkında : “Sen onun kalbini mi yardın da kelimei Tevhidi samimiyetle mi, yoksa silah zoru ile mı söylediğini anladın.Kıyamet günü , “la ilahe illallah” ın elinden seni kim kurtaracak?.”buyurmuştur.

 İlk tekfir hareketi:Hariciler ;hakem olayından sonra ilk tekfir hareketini başlatmışlardır. H.z.Aliyi ve karşılarında olan herkesi tekfir etmişlerdir.

Şia ve Tekfir

Şia “imamet” meselesini inanç esasları arasında sayar.İman ancak ; imamete inanmakla tamamlanır. Buna inanmayan bir kimse kendiliğinden kafirdir.

Ehli Sünnet  ve Tekfir

        A-Allah’ın Emirlerini Kabul Eden Kişinin Tekfiri.

a-Ehli Sünnet daima tekfirden kaçınmışlardır.Kuran açısından da bir kimseyi tekfirle suçlamak çok zordur.

b-İman kişiye özel olduğu için ben Müslüman’ım diyen bir kimseyi kafirlikle suçlamak doğru değildir.Çünkü  iman konusunda kişilerin davranışları değil beyanları esas alınır.

c-Hiç bir kimse ; bir başkasının Mümin olup olmadığını belirleme hakkı yoktur.Kişilerin Mümin olduğunu ancak Allah bilir. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimse ibadetlerini yerine getirmezse günahkar olur.İman ve ibadet birbirinden ayrıdır.

           B-Allah’ın Emirlerini Kabul Etmeyen Kişinin Tekfiri.

a-Bir kimse İslam Dininin emirleri olan ; ibadetleri yerine getirmiyorsa ve bu ibadetlerin Allah’ın bir emri olmadığını söylüyorsa bu kişi kafir olmuş ve İslam’dan çıkmış sayılır.

C-Ehli Sünnet Müslümanları Kafirlikle Suçlamaz.Çünkü Ehli Sünnete Göre:

a-      Ehli kıble tekfir edilmez.

b-Müslümanlar hakkında hüsnü zan esastır.

c-Şüphenin olduğu yerde tekfir olmaz

    Allah’a İman

       Allah’ın Varlığı ve İslam Dini

Bir olan Allah’a iman İslam inanç ilkelerinin temelini oluşturur.Kurana göre düşünen araştıran aklını kullanan insan Allah’ın varlığına iman eder. Allah’ın varlığına inanmamak aklını kullanmamaktır. Eğer insan  şartlandırılmamışsa ,Allah’ın varlığını kolayca kabul eder.     

      Allah’ın Varlığı ve İhlas Suresinin Öğrettiği Bilgiler.

İhlas Suresi ; Allah’ın varlığını ve birliğini en güzel şekilde açıklamıştır.Allah’ın eşi, benzeri ve ortağı yoktur.Biz Allah’ı ancak sıfatları ile bilebiliriz.Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünemeyiz.

İnsan oğlu Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünecek özellikte yaratılmamıştır. Allah’ı insanlar kıyamet koptuktan sonra cennette göreceklerdir

Kelamcıların Öncelikli Görevi

Allah’ın varlığıyla birliğini birlikte ortaya koymaktır

      Allah’ın Varlığı ve İnsan.

a-İnanmak insanlar için bir ihtiyaçtır.Bütün toplumlarda bir yaratıcı inancına rastlanır.Asıl önemli olan Gerçek yaratıcıya yani Allah’a inanmaktır.Allah en güzel bir şekilde yarattığı insanın kendisine inanmasını istemektedir.

b-Allah akıl verdiği insanın kendisinden başka bir varlığa inanmasını bağışlamaz. Kainattaki düzenin ve  hatasız işleyişin sebebi Allah’tır. Kainatın varlığı Allah’ın varlığına en büyük delildir.Tabiat kanunları da Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyan delillerdir.

       Allah’ın Varlığı ve Toplum.

Allah’a iman insana güven verir. Onun her türlü kötülüklerden kaçınmasını sağlar. Toplumu her türlü kötülükten korur.

Allah’a inanan kişi;bütün insanları Allah’ın kulu olarak gördüğü için her türlü iyiliği severek yapar.

     Kelam İlminin Temel Amacı :

               a-İnsanlara ;Allah’ın varlığını,akla uygun bir şekilde ortaya koyup ispat etmektir.

b-İnsanları Allah’ın varlığına inandırmak  değil ; emin olmalarını sağlamaktır.

c- Allah’ın varlığını kabulün bir sezgi işi değil ; bir ilim işi olduğunu ortaya koymaktır.

Sezgi:Bir konu hakkında ilimle değil körü körüne bir inançla karar vermek demektir.

Allah’ın Varlığının Delilleri.

  Hudus Delili  (Sonradan Olan)

1- Hudus delili ; kainatın sonradan var olduğu esasına dayanır.Kainat sonradan var olmuştur,öyle ise kendiliğinden var olması mümkün değildir. Mutlaka bir var ediciye muhtaçtır. Bu var eden Allah’tır.

2-Kainatı meydana getiren bütün unsurlar sonradan yaratılmıştır.Bütün unsurları sonradan yaratılan  kainatın kendisi de sonradan yaratılmıştır.

Hadis:Yok iken var olan şey demektir.

Hadis :Sonradan olan var olan şey demektir.

           Hudus:Yok iken var edilen  şey demektir

        Cevher ve Arazlar Açısından Hudus Delili.

a- Hudus deliline göre alem cevher ve arazlardan yaratılmıştır.Cevher ve arazlar devamlı değişme halindedir.Değişkenlik ise sonradan olan varlıklara has bir özelliktir.

b-Cevher ve arazlar sonradan oldukları için bunlardan oluşan kainat da sonradan olmadır.

c-Kainatı yaratan Allah’ın varlığı başkasına bağlı değildir.Hiçbir sebep ona varlık vermemiştir.Onun varlığı zorunludur.

Sonradan Olan Bir Varlığın ,Var Olmasını Nasıl Açıklarız

Sonradan yaratılan bir varlığın var olmasını açıklayabilmek için;

a-Varlığı , yokluğa

b-Bu zamanda var olmayı , şu zamanda yok olmaya tercih edecek bir Allah’ın varlığını  kabul etmemiz gerekir.    

     Varlığı yokluğa:Cisim yok iken onun ,var olmasını isteyecek .                                                         

      Bu zamanda var olmayı ,şu zamanda yok var olmaya tercih edecek bir varlık:Cismin var veya yok olacağı zamanı belirleyecek bir varlık (Allah’ın varlığını) kabul etmemiz gerekir.                                                                                                                                        .                        

İmkan Delili

a-Çevremize baktığımız zaman sonradan yaratılmış olan bir çok varlık görüyoruz.Varlığı kendi zatının gereği olmayan şey ; varlığını bir başkasından alır. Bu varlık Allah’tır.

Kısaca ; sonradan yaratılan şeyler var olabilmek için bir başka sebebe muhtaçtırlar. Bu  sebep de Allah’tır.

b-Alem bütünüyle mümkün varlıklardan meydan  gelir. Öyle ise bu alemde mümkün bir varlıktır.

Alemi var edecek bir varlığa ihtiyaç vardır.Bu varlık da ,bu alemin dışında varlığı zorunlu bir varlık olması gerekir ki, o varlık da Allah’tır.Varlığı zorunlu olan varlığın ; yokluğu düşünülemez.

Mümkün: Sonradan yaratılan demektir.Var olabilmek  için bir sebebe muhtaç olan demektir.Mümkün olan bir varlığın var olması da ; yok olması da aynı derecede imkan dahilindedir.

c-İçinde yaşadığımız şu alemde bir çok değişiklikler görüyoruz. Bu değişimin sebebi Allah’tır.Bu değişiklikler bir sebep değil bir sonuçtur.

Kemal Delili

a- Kainattaki her şeyde bir eksiklik ,bir zayıflık vardır.Bütün bu varlıklar eksikliklerini  tamamlamak için üstün bir varlığa ulaşma özlemi içindedirler.

Bizde mevcut olan bu yüce varlık düşüncesi Allah’ın varlığına bir delildir.Çünkü bir şeyin varlığına; o şey hakkındaki fikrin varlığından hareket edilerek ulaşılır.

Kemal Delilide Hareket Edilen Düşünce.

Kemal delilide şu düşünceden hareket edilir;Ben kamil bir varlık olmadığım halde , kemal fikrine sahibim.Bu kemal fikrinin kendi benliğimden gelmesi mümkün değildir.

Ben kamil  bir varlık olmadığıma göre ,bendeki bu kemal  fikri “kesinlikle kemale” sahip bir varlıktan gelmiştir ki bu varlık Allah’tır.

Kamil=Yetkin=Oğlun=Eksiksiz.

         Kemal =Yetkinlik. 

Allah’ın Birliğinin Delilleri

    Tarihte Allah İnancının Durumu.

a-İnsanlık tarihinde Allah inancı açık bir şekilde görülür.Ancak İnsanlar her zaman bir olan Allah’a inanmamışlardır.

b- Zaman zaman Allah’a eş ve ortaklar koşmuşlardır.Bu durum Kuranda şirk olarak adlandırılır.Ve İslam dininde en büyük günahtır.Bağışlanmayan bir günahtır.

Allah’ın Birliği ve Kainatın Düzeni.

Allah’ın birliği ; İslam inancının özüdür.Kainatın düzen ve intizamı yaratıcısının bir olmasındandır.Yaratıcı iki veya daha fazla olsaydı kainatın  düzeni bozulurdu..Bu duruma Kuran çeşitli ayetlerle işaret etmiştir.

*** (Allah’ın birliği= Tevhit).

*** (H.z.Adem ve H.z .Muhammed arasında gelip geçen bütün peygamberlerin getirdiği din; İslam Dinidir.Ancak “İslam” adı ; en son peygamber olan H.z.Muhammed’in getirdiği dine özel ad olmuştur.

Allah Enbiya Suresinin 91ci ayetinde maalen: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunmuş olsa idi,yer ve gök kesinlikle bozulurdu.” . buyurmaktadır

Temanu Delili (Engelleme Delili)

Sözlükte Temanu:Birbirini engelleme,birbirine mani olma, çekiştirmedir

a-Bu delilin özü birden fazla varlığı düşünülen ilahlar arasında irade uyuşmazlığıdır.

b-Aynı anda iki ilahın bulunması saçmadır.Bir den fazla ilah olsa birinin istediği şeyi diğeri istemez böylece kainatın düzeni bozulur.Allah’tan başka bir ilah olsa ; bu ilah da gücünü göstermek ister .Kainattaki düzen bu çekişme sırasında bozulur. Halbuki kainattaki düzen her şeye gücü yeten sonsuz sıfatlara sahip tek bir Allah’ın varlığını gösteriri.

      Müminun Suresi . Ayet;91de: “Onunla birlikte hiçbir tanrı yoktur.Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelir”.                                                                                                                                                                                                                       ..    İbrahim Suresi Ayet ;2de : “O,Allah ki ,gök ve yerde ne varsa hep onundur.”.                      .     Haşr Suresi.Ayet;22de :“O,kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.”buyurmaktadır.

İki İlah Aynı Özellikte Olursa Ortaya Çıkacak Durumlar.

İlahların ilah kabul edilemezsi için aynı özelliklerde olmaları gerekir.Her iki varlık aynı özelliklede olunca aralarında çekişme ve uyuşmazlık söz konusu olacaktır.Söz gelimi bir ilah bir cismin hareketini diğeri o cismin hareketsizliğini isteyecektir.                                                      

Bu durumda üç şey ortaya çıkacaktır.                                                                              .             1-Ya her iki ilahın istediği olacaktır.Aynı cisim hem hareketli hem hareketsiz olacaktır..Bu imkansızdır.Çünkü iki zıddın bir arada bulunması mümkün değildir.

2-Veya  ilahların  hiç birinin isteği  gerçekleşmeyecektir.Bu durumda ilahların bir şey yapmaktan aciz olmaları  sonucu ortaya çıkacaktır.                                                                                  .             3-Veya iki ilahtan birinin isteği gerçekleşecektir.Bu durumda isteği gerçekleşen ilah gerçek ilah olacaktır.İsteğini gerçekleştiremeyenin ilahlığı reddedilmiş olacaktır.

Gaye ve Düzen Delili

          Gaye :Varlığın var olma nedenidir.

Kainattaki bütün varlıklar bir gaye ve düzen içinde yaratılmıştır.Hiç bir şey gayesiz ve başıboş yaratılmamıştır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar , insanın hizmetinde ve emrindedir.Bu alemdeki  düzen ve gaye kendi başına ortaya çıkmaz.Bu alemi düzenleyen ve idare eden akıllı yüce hikmet sahibi,her türlü sosuz mükemmel sıfatlara sahip bir varlık vardır ki o da Allah’tır.

Allah ;  Ali İmran Suresinin 190-191ci ayetlerinde: “Göklerin ve yerin yaratılışında,gece ve gündüzün gelip geçişinde elbette aklı selim sahipleri için ibret verici deliller vardır.Onlar…göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.Rabbim sen bunu boş yere yaratmadın ,sen yücesin ve bizi ateş azabından koru derler.” .buyurmaktadır.                                                     .           Mülk Suresinin 3cü ayetinde:  “O ki birbiri ile ahenkli yedi göğü yaratmıştır.Çok merhametli olan Allah’ın yaratılışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin.” burulmaktadır.

Allah’ın Birliğine İman

a-İnsan oğlu yarıldığından beri ,bir yaratıcı fikrine sahip olmuştur.Bütün İnsanlık her zaman Allah’ı ifade eden kelimeleri kullanmıştır.Bir yaratıcıyı ifade eden kelimeler hep dillerinde var olmuştur.Bu nedenle ilahi dinlerin asıl gayesi insanlarda bir ilah fikrini ortaya çıkarmak değildir.İnsanların sahip olduğu yanlış ilah fikrini düzeltmektir.

b-Kuranda Allah’ın varlığı onun birliğiyle birlikte anlatılır.Kuran ; Allah’ın varlığından daha çok  ,Onun birliğinin üzerinde durur.Kuran ,hem Allah’ın varlığına  ;hem de her şeyi yaratan tek bir Allah’a inanmamızı ister.

Ankebut Suresinin 41ci ayetinde mealen : “Allah’tan başka kişilere bağlananlar bir ev edinen örümceğe benzerler.Halbuki evlerin en çürüğü örümcek evidir.Ancak bunu bilselerdi”.  buyurmaktadır.

Hayatımızı Bir Bütünlük İçinde Nasıl Kavrarız.

a-İnsanın; Allah inancını kaybetmesi ya da yanlış bir Allah inancına kapılması onun hayatındaki anlam ve gayeyi yok eder.

b-Kura’ın bizlere bildirdiği gibi oluşmuş bir Allah inancı; insana hayatı bütünlük içinde kavratır.

    En Büyük Günah.

Kuran ; Allah’a ortak koşmayı büyük bir günah kabul etmiş ve insanları uyarmıştır.Bu insanın Allah’la birlikte başka bir varlığa tapması demektir.Bu varlık taştan bir put ,bir yer,su ve ateş  gibi bir maddeler olabilir.

Ahkaf Suresinin 4cü ayetinde mealen: “De ki Allah’ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor mumusunuz? Yer yüzünde ne yaratmışlardır bana bir gösterin .” buyurmaktadır.

Allah’ın İsimleri

Allah’ı yakından bilmek onun isim ve sıfatlarını bilmekle mümkündür.Bizler Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıyabiliriz.Onun isim ve sıfatlarının ne anlama geldiğini düşünerek ,onun yüceliğini kavrayabiliriz.

Biz Allah’ın isimlerini Kuran ve hadislerden öğreniriz.Bu isimler Allah’ın ilahlığının birer ifadesi olarak düşünebiliriz.Bu isimlere “ Esmayı Hüsna” adı verilir.

(Esmayı Hüsna =Allah’ın Güzel İsimleri)”

Allah lafzı ;Allah’a özgü isimdir.Bu isim onun dışında hiçbir varlık için kullamaz. Kuranın ilk suresi olan Fatiha Suresinde Allah’ın ;“Allah”, “Rahman”, “Rahim”, “Rab”, “Malik” isimleri sayılmaktadır.

Araf  Suresinin 180ci ayetinde mealen : “En güzel isimler Allah’ındır.ona o isimlerle dua edin” diye buyurmaktadır.

Maturidi Kelamcılarına Göre Allah’ı Tanımak ve Hayatımıza Katmak.

Allah inancı açısından sorun ; Yalnız Allah’ın varlığını kabul etmek değildir.Onu tanımak,onun nasıl bir varlık olduğunu  düşünerek hayatımıza anlam katmaktır.

Vahiy insan düşüncesinin önünde bir engel değildir.Vahiy aklı sürekli aydınlatan ,onu yeni arayışlara sevk eden  ve her an hayatımıza yeni anlamlar katan bir rehberdir.

İnsan aklın önüne engel oluşturan vahiy değildir.Bu engel vahyi anlamayan ,anlamak için çalışmayan ve değişen sosyal şartlar çevresinde vahyin ışığında çalışmayan,düşünmeyen insanlardır.

   Meleklere İman

Meleklerin özellikleri:

a-Yeme içme ,uyuma gibi hallerden uzaktırlar.

b-Erkeklik ve dişilikleri yoktur.

c-Allah’ın emirlerini yerine getirirler.Allah’a karşı gelmezler.

Meleklerin Varlığının Delilleri

Meleklerin varlığı konusunda en büyük delilimiz Kurandır..Kuranda Allah meleklerin varlığını bize bildirmektedir.. Meleklerin varlığını akıl kesin delillerle ispat edemediği gibi ,inkar da edemez.Akıl melekler gibi görülmeyen varlıkların imkansız olmadığını kabul eder.

İnsanın gözle görmediği mahiyetini bilmediği bir çok varlık vardır.Bu varlıkların başında Akıl ve ruh gelmektedir.Hiçbir kinse aklın varlığı konusunda şüpheye düşmemektedir

İlmi gelişmeler gözle görülmeyen hata beş duyu ile tespit edilemeyen pek çok varlığın mevcut olduğunu ortaya koymuştur.

Melekler ruhani ve nurani varlıklardır.Onlar anlar Allah’ın emirlerini uygularlar. Tahrim Suresinin 6cı ayeti mealen: “….Onlar(melekler)Allah’ın emirlerine karşı gelmezler ve emir olundukları şeyleri yaparlar.”.buyurmaktadır.

Normal koşullarda melekler insanlara görülmez.Çünkü insanlar melekleri görecek şekilde yaratılmamışlardır.Ancak melekleri  peygamberler görür.Çünkü onlar özel yaratılmış insanlardır.

Kuran ;meleklerin Peygamberler tarafından görüldükleri bildirir.Mesela H.z.İbrahim Lut kavmini yok etmeye giden meleklerle tartışmıştır.Yine H.z.Meryem tarafından Cebrail tam bir insan şeklinde görülmüştür.Melekler ;zor ve güç  işleri yapma kabiliyetine sahiptirler

  Meleklerin Görevleri

a-Peygamberlere Allah’ın emirlerini  ve yasaklarını getirmektir.

b-Meleklerden insanların iyi ve kötü davranışlarını tespit edenler  vardır.

d-Melekler Allah’ın buyruklarını yerine getirirler.

e-Azrail insanların canını alır.

f-Yaşadığımız alemin düzenin sağlamakla görevli Mikail adı melek vardır..

g-Bazen de İlahi cezaların yerine getirilmesinde görev alırlar

h-Kıyametin kopmasında görev alan melek İsrafil’dir.

ı- İnsanları kabirlerinde Kiramen Katibin adlı melekler sorğular.

        Meleklere İmanın Önemi           

Meleklere iman insan davranışlarının her an gözetlendiğini ve yazıldığını bilir.Bunun için kötülüklerden uzak olur.Meleklere inana toplumlarda her zaman iyi davranışlar öne çıkar.

İslam Dini meleklerin tanrı veya tanrı kadar güçlü olduğu inanışını kabul emez. Melekler Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız boyun egen varlıklardır. Melekler kendi başlarına karar vermezler.Sadece Allah’ın verdiği kararları yerine getirirler.

  Cin ve Şeytan

Meleklerin dışında özelliklerinden dolay görülmeyen varlıklar da vardır.Bunları da Allah yaratmıştır.Genellikle bu tür varlıklara cin adı verilir.Kuranın sözünü ettiği cin ve şeytan aynı cins varlıklardır.

Görülmeyen Varlıklar Üç Gurupta Toplanır.

a-Allah’a itaat eden ,isyan etmeyen varlıklar.İnsanları iyiliği ve doğruluğu telkin eden meleklerdir.

b-Allah’a isyan eden kötü huylu varlıklar.İnsanlara kötülüğü telkin ederler.İnsanları Allah’a isyan ettirmeye  çalışırlar.Bunlar şeytanlardır.

c-Üçüncü guruptaki varlıklar şeytanlar ile melekler arasındaki varlıklardır.Bunlardan Allah’a itaat edenleri vardır.İsyan edenleri vardır.Bu guruba giren varlıklara cin denir.

Cinler Müslüman ve Kafir Olmak Üzere İkiye Ayrılırlar.

Kuranda cinlerden bir topluluğun ; “Doğrusu biz,doğru yola götüren,hayrete düşüren bir kuran dinledik de ona inandık,biz Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”(Cin Suresi Ayet:2) dediği burulmaktadır.

Çin ve Şeytan Aynı Cinsten Görülmeyen Varlıklardır.

Allah  Rahman Suresinin 15ci ayetinde cinleri: “ yalın ve saf bir ateşten.;Araf Suresinin 12ci Ayetinde de şeytan cinsinin ilk ferdi olan iblisi : “  ateşten” yaratmış olduğunu söylemektedir.  Yine Bakara Suresinin 34cü ayetinde İblisin cin taifesinden olduğunu bildirmektedir.

Bakara Suresinin 50ci ayetinde ;Cin ve Şeytan’ın Aynı Cins Varlık  Olduğunu Belirtilmektedir.

        Allah bu ayette mealen:“Meleklere:Adem’e secde edin, demiştik.İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O,cinlerden idi.Rabbinin buyruğu dışına çıktı.”.buyurmaktadır.

Cinler ve Şeytan Geleceği Bilebilirler mi?

Cin ve şeytanlar geleceği bilemezler.Vahye de müdahale edemezler.Bu konuda Allah Şuara Suresinin 212ci ayetinde: “Doğrusu onlar vahyi dinlemekten çok uzak tutulmuşlardır.” buyrulmaktadır. Allah’ın kendilerine verdiği izin sayesinde istedikleri gibi hareket ederler. Allah’a rağmen hareket edemezler

 Cin ve Şeytan Meleklerin Karşıtıdırlar.

Cin ve şeytan Allah’ın karşıtı değillerdir.Meleklerin karşıtı varlıklardır.Şeytanlar insanları kötülüğe çağırır.Melekler insanları iyiliğe çağırır.(***Cin ve şeytanlar Allah’ın yarattığı varlıklardır.Onları Allah istediği an bir emriyle yok eder.***)..

Kitaplara İman

Allah insanoğluna doğru yolu göstermek için peygamberleri aracılığı ile değişik zamanlarda vahiyler göndermiştir.Bu vahiylerin bir bölümü yazıya geçirilmiştir.Bir bölümü de yazıya geçirilmemiştir. İlahi kitaplarda , peygamberlerin Allah’tan almış oldukları emir  ve yasaklar bulur.

İlahi kitaplarda insanlara neler öğretilir?

İnsanın kendisi ve, ailesine ve topluma karşı görevleri öğretilir.Dünya ve ahirette mutlu olmanın  ve yaşadığımız hayatı anlamlandırmanın yolu gösterilir.

Vahyin İki Temel Özelliği Şudur.

a-Vahyin kaynağı Allah’ın kendisidir.Vahiy insanlara Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirmesidir.

b-Vahyin  muhatabı bütün insanlardır.

İslam Dini ve İlahi Kitaplara İman

İslam Dini ilahi kitapların bütününe iman edilmesini ister.Allah bu konuda bakara Suresinin 4cü ayetinde : “Ey Muhammed !Onlar(Müslümanlar),sana indirilen kitaba da ,senden önce indirilenlere de inanırlar,ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.” Buyurmaktadır.

İnsanoğluna Niçin İlahi Kitap Gönderilir.

İlahi kitaplar doğrudan Allah tarafından gönderildikleri için mana ve lafız itibariyle Allah kelamıdırlar.İnsanoğlu.İlahi kitaplar insanlar içinrehberdir, rahmet ve hidayet kaynağıdır.İlahi kitaplar Allah’ın Cebrail aracılığı ile peygamberlere gönderilen vahiylerin yazılması sonucu ortaya çıkmıştır.

Allah’ın İnsanlara Kitap Göndermesinin Nedenleri

a-Allah’ın insanlar tarafından bilinmesini istemesidir.

Allah Kuranda da açıkça ortaya koyduğu gibi Allah insanları ,kendini bilsinler  ve kendine ibadet etsinler diye yaratmıştır.(Zariyat Suresi.Ayet:26)

b-İnsan  sadece Aklıyla  Allah’ı tanıyamaz.Kendine yüklenmiş olan görevi de kavrayamaz.Bundan dolayı  vahye ihtiyacı vardır.Vahiy insanoğluna yol gösterir.İnsanoğluanccak Allah’ın gönderdiği vahiy ile  yanlışlardan kurtulur.Doğru yolu bulur.

c-İnsanların ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermektir.

Bu konuda Allah Bakara Suresinin 213cü ayetinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar bir tek ümmet idi.Allah ,peygamberi müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi.İnsanların ayrılığa düşecekleri  hususlarda ,aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi.”buyurmaktadır.

d-İlahi kitaplar toplum sorunlara çözümler getirmiştir.Toplum ilahi kitaplarla eğitilmiştir.Yaşanan yanlışlıklar olumsuzluklar  düzeltilmiştir.Doğru olan davranışlar ve harekeler teşvik edilmiştir.

Bilinen İlahi Kitaplar

Tevrat,Zebur,İncil,Kuranı Kerimdir.

   4-Kuranın Ana Konuları

            A- Allah anlayışı ve tevhid(Allah’ın birliği) inancıdır. Kuran özellikle Allah’ın birligi inancı üzerinde durmuştur..Bu ilkeyi sağlam temellere oturtmaya çalışmıştır. İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırmıştır Birden fazla ilah bulunmasın kainatta doğuracağı sakıncaları açıkça ortaya koymuştur. Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlanması üzerinde durmamıştır.

B-Allah’ın ;merhameti ve yüceliğidir .Bütün varlıklar onun sonsuz merhameti sayesinde var olmuşlardır.Allah insanlara peygamberler gönderip , ilahi kitaplar indirerek  onlara doğru yolu gösterip rahmetini ortaya koymuştur.

C-Allah’ı ;Zati  ve Subuti Sıfatları ve İsimleri ile doğru bir şekilde tanıtmaktır.               .      Bütün güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu belirterek  bizlere Allah’a onlarla dua etmeye çağırmıştır. (İsimleri =Esma ül Hünsa)

      D-İnsanların  mutlulugudur. Kuran’ın asıl konusu ve hedefi insanlara doğru yolu göstermek ve onları iki dünyada daima mutlu olmalarını sağlamaktır.Kuran  insanlar için bir hidayet kaynağıdır.

Bu konuda Bakara Suresinin 2ci ayetinde maalen:  “İçinde asla şüphe bulunmayan bu kitap müttakiler için bir hidayettir.” buyurmaktadır.

F-Tabiatı Allah’ın yarattığıdır.                    .

1-Kainat; Allah’a boyun eğer ve ilahi emirlere göre varlığını sürdürür.Bütün kainat tabiat yasalarına uyarken aynı zamanda Allah’a de uymaktadır.Çünkü tabiattaki yasaları koyan Allah’tır.

2- Allah ,kainatı belli  bir düzen ve ölçüye göre yaratmıştır. Kainatın İlahi gözetim ve denetim                                                                                                                                 dışına çıkması düşünülmez.Kainatın İlahi gözetim ve denetim dışına çıkması kargaşa ve yıkıma yol açar.

3-Dünya (Tabiat) ve Kainat Allah’ın varlığına delil olarak gösterilir.Herhangi bir eser ustasına işaret eder.Kainat da varlığı ile bir yaratıcısının olduğuna işaret eder.

G-Nübüvvettir(Peygamberliktir).Kuran H.z.Muhammed’in kendinden önceki peygamberlerin getirdiği mesajı devam ettirdiğini bildirir.Allah H.z.Muhammed’den önce de insanlara  peygamberler  göndermiş ve onlara ilahi emir ve yasakları bildirmiştir.Bu nedenle H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmadan Müslüman olmak mümkün değildir.   .

Peygamberlik kurumunun kabulü  ve peygamberlere iman aynı zamanda meleklere ve kitaplara imanı  da gerekirir.

         H-Ahirettir.Bu dünya hayatı geçicidir.Bu dünya hayatından sonra kabir hayatı, kıyamet ve Ahiret hayatı başlayacaktır.Ahiret hayatı sonsuzdur.Ahiret hayatında  iyi amal işleyenler cennete ,günahkar Müslümanlar ve kafirler de cehenneme girecektir.

         Mekkeli Müşriklerin Allah ve Ahiret İnancı

a- Mekkeli müşrikler de Allah’a inanıyorlardı Kainatı yarattığını kabul ediyorlardı. Ancak  ona kendi yaptıkları putları ortak koşuyorlardı.

Bir noktada putların emrine ,Allah’ı  veriyorlardı.Bir şey istediklerinde putlarından istiyorlardı.Putun gönlü olursa o işin olmasını Allah’tan istiyordu.Allah da putun isteğini yerine getirmek zorundaydı. Ve o isteği zorunlu olarak yerine getiriyordu.

b-Mekkeli müşrikler Allah’ın varlığını kabul ettikleri için ,Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlamak üzerinde durmadı

c- İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırdı.

d- Mekkeli müşrikler Ahiret hayatını kabul etmiyorlardı.İnsanın yaşadığı  hayatı sadece şu dünya hayatından ibaret görüyorlardı.

 

 

 

 

 

 

 

..

Peygamberlere İman

Peygamber: Peygamber kelimesi Farsça bir kelimedir .Anlamı; “haber veren ve haber getiren” demektir.Kuranda bu sözcüğün yerine nebi ve resul kelimeleri kullanılır.

Arapça’da :

Nebi:Haber  veren demektir.

Resul:Elçi ,mesaj taşıyan demektir.

Nübüvvet:Haber verme işine  denir.

           Risalet:Elçilik görevine denir.

         “Nebi”, “resul” ve “peygamber”: Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmek için insanların içinden seçip vahiy gönderdiği kişiler demektir.

Peygamberlik Nasıl Elde Edilir ? Peygamber olabilmek için ;Allah tarafından seçilmiş olmak gerekir.Peygamberlik çalışmakla veya ibadetle elde edilebilecek bir görev degildir.

Allah temiz ve seçkin kulları arasından kimi peygamber yapacağını kendisi belirler ve dilediğini elçi olarak görevlendirir. Enam Suresinin 124cü ayetinde  “…Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir…”buyurmaktadır.

Yalancı Peygamber: Allah tarafından seçilmeden peygamberlik iddiasında bulunan kişilere denir.

Resul ve nebi kelimeleri hakkındaki değişik görüşler vardır:

a-Bazı İslam bilginleri resul ve nebi kelimeleri arasında bir fark görmezler.

b-İslam bilginlerinin çoğu ise bu iki kelimenin farklı olduğu görüşündedirler.

Çoğunluğu oluşturan bu  bilginlerin görüşüne göre :

1- “Nebi”:Kendisine vahiy gelmesine rağmen,kendilerinden bir önceki peygamberin dinini uygulayan bunu topluma bildiren peygambere nebi denir.

2- “Resul”:Kendisine ilahi vahiyle birlikte yeni bir din ve kitap verilen ,bu dini insanlara bildiren peygambere resul denir.

Resul ve nebi kelimeleri arasında anlam farkı vardır.

a-Resul daha özeldir. Yani her resul nebidir.

b-Fakat her nebi resul değildir.

      Allah’ın bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuştuğunu bildiren Şura Suresinin 51ci ayetinin mali: “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur,yahut bir elçi gönderir,izniyle ona dilediğini bildirir.”

     Kısacası vahiy ;Allah ile Peygamber arasında ,niteliği ancak Allah’ın ve Allah’ın elçisinin bildiği bir haberleşme şeklidir.

Allah’ın Emirleri ve İnsanlık

Allah’ın emirleri karşısında ;Peygamberler kendilerinde gönderilen vahye uymak zorundadırlar. İnsanlar peygamberlerin gönderdiği vahye uymak zorunda delgilerdir.

Hak Dinin Kaynağı Peygamberliktir.

Allah emir ve yasaklarını inanlara peygamberler aracılığı ile göndermiştir.Kendi varlık ve birliğini ,ona nasıl kulluk edileceğini peygamberler aracılığı ile bildirmiştir.İslam dini akla büyük önem vermiş ,peygamberlerin ve Allah’ın gönderdiği kitapların aklın doğruyu bulmasına yardımcı olacağını bildirmiştir.

Neden H.z.Muhammed Son Peygamberdir ?

a-İlk gönderilen peygamber H.z.Ademdir.Aynı zamanda ilk insandır.Son peygamber H.z.Muhammed’dir.

Allah ; Ashab suresinin 40cı ayetinde “O,peygamberlerin sonuncusudur.” burulmaktadır. Peygamberlik H.z.Muhammed’le son bulmuştur.

b-Önceki peygamberlere gönderilen vahiyler korunamamıştır. Zamanla bozulmuş, kaybolmuşlardır. H.z.Muhammes’e gönderilen vahiyler hiçbir değişikliğe uğranmadan günümüze kadar gelmiştir.Allah’tan geldiği şeklini korumaktadır.

c-H.z.Muhammed’e gelen vahiyler değişikliğe uğramadığı ve bozulmadığı için

H.z.Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecektir.Çünkü Kuran insanlığa kıyamete kader yol gösterecektir.

Her Milletlere Kesinlikle Bir Peygamber Gönderilmiştir.

  H.z.Muhammed’e gelinceye kadar her topluma değişik zamanlarda ve mekanlarda peygamberler gönderilmiştir.Kuran her millete bir peygamber gönderildiğini bildirmektedir.

           Allah Fatır Suresinin 24cü ayetinde mealen: “ …Her millet içinde mutlaka bir peygamber bulunmuştur.”buyurmaktadır.

Yunus suresinin 47ci ayetinde mealen: “Her ümmetin bir peygamberi vardır….” buyurmaktadır.

Bütün Peygamberlerin Adları Kuranda Açıklanmış mıdır ?

Kuranda bazı peygamberlerin isimleri açıkça belirtilmektedir.Ancak Gönderilen bütün peygamberler bunlardan ibaret değildir.

Allah Müminun Suresinin 78ci ayetinde mealen:“Ey Muhammed !Ant olsun ki ,senden önce bir çok peygamber gönderdik;sana onların kimini anlattık,kimini anlatmadık…” burulmaktadır.

Bu ayete göre bütün peygamberlerin , Kuranda isimleri bildirilenlerden ibaret olmadığı hususunda hiçbir şüphe yoktur.

Yahudilere Göre Peygamberlik .  

     Peygamberlik İsrail oğullarına özeldir.Yalnız onlardan peygamber gelmiştir.Bir Yahudi’nin yalnız H.z. Musa’yı peygamber olarak tanıması ,onun Yahudi mümin olmasına yeterlidir.Bu kişi Cennete gider.Yahudiler H.z.Musa’dan başka peygamberlerin olduğunu kabul etmekle birlikte H.z.İsa’nın ve H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmazlar                                                             Hıristiyanlara Göre Peygamberlik .

Hıristiyanlar insanlara bir çok peygamber gönderildiğini kabul etmekle birlikte H.z.Muhammed’in peygamberliğini  ve Kuranın ilahi vahiyle bildirilmiş bir kitap olduğunu kabul etmezler.

Aslında bir Hıristiyan başka hiçbir peygambere inanmayıp sadece H.z.İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna ve insanların mutluluğu için kendisini feda ettiğine (öldürttüğüne) inansa o kimse yine Hıristiyan mümindir.Bu kişi Cennete gider.

İslam Dinine Göre Peygamberlik .

Her Müslüman’ın H.z.Adem ve H.z.Muhammed arasında gelen bütün peygamberlere inanması farzdır.Peygamberlerden birini bile inkar insanı küfre götürür. Büyük günahtır Peygamberler arasında ayrım yapılmaz.. Peygamberlik bir millete özgü bir kurum değildir.  Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler Müslümanların peygamberleridir.

Allah Bakara Suresinin 285ci ayetinde mealen “….Allah’ın peygamberlerini bir birinden ayırt etmeyiz .”buyurmaktadır

Peygamberlerin İnsanlardan Seçilmesinin Nedenleri

1- Peygamberlerin insan olması ;Allah’ın , insanlara bağışından ,esirgemesinden  ve merhametindendir.

2- Peygamberlerin insan olması bir gerekliliktir .Çünkü ;yeryüzünde yaşayanlara kendi cinslerinden peygamber gönderilir.

a- İnsanlar ancak kendileri gibi bir insanı örnek alabilirler.Peygamberler Allah’tan aldıkları emir ve yasakları hem insanlara bildirirler.Hem de bu emir ve yasakların yaşanmasında insanlara örnek olurlar.

b- Meleklerden insanlara ,peygamber olmaz.Allah bu konuda İsra Suresinin 95ci Ayetinde mealen “(Onlara) de ki :Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melekler olsaydı ,biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” buyurmaktadır.

3- İnsan kainatın en üstün ve değerli varlığıdır.Akıl ve hür irade sahibidir  .

a- Aklı ile doğruyu  ve yanlışı belirler.

b-İradesi ile istediği davranışı seçer.

Ancak insanın bu irade özgürlüğü ,bazen aklını yerli yerinde kullanmasını engeller. İnsanın, aklını yerli yerinde kullanmasını sağlamak ve irade özgürlüğündeki sorumluluğunu hatırlatmak için Allah ;insanlara peygamber gönderilmiştir.

Peygamberliğin Ispatı Olarak Mucize

Sözlükte Mucize: Aciz bırakma demektir.

Dini Terim Olarak Mucize: Bir başkalarının benzerini yapmaktan aciz kaldıkları olağan üstü şeyler de demektir.Kuranda mucize anlamında çoğu kez ;Ayet,beyine, delail kelimeleri kullanılmıştır.

Ayet:Belli olan bir alamet,bir şeyi ispat eden delil veya işaret demektir.Bu nedenle mucize;bir işaret,delil ve ispat veya  “ilahi bir haber” yada “tebliğ edilen söz” anlamına gelir.

Mucizenin  Temel Özellikleri

a-Meydan okumak.

b-İnanmayanları aciz bırakmak.

     Ehli sünnet alimlerine göre  Mucize : Peygamberlik iddiasında bulunan ve inkarcılara meydan okuyan kişinin bu iddiasının doğruluğunu onaylamak için ,Allah’ın onun vasıtasıyla gösterdiği  ve inkar edenlerin benzerini gösteremediği oğlan üstü olaylardır. Mucize kerametle aynı değildir.

  Mucize ve Akıl.

Mucizeleri akıl ile açıklamak mümkün değildir.Mucize ile insanları aciz bırakan  Allah’tır.. “peygamberin mucizesi” ifadesi mecazen söylenen bir sözdür. Allah peygamberlerini mucize ile desteklemiştir.Her peygambere zamanın şartlarının gerektirdiği  mucizeler vermiştir.Bir peygambere verilen mucize genellikle diğer peygamberlere verilmemiştir.Mucize gerçek peygamberi yalancı peygamberden ayıran en önemli özelliktir.

 Mucizenin Gerçek Sahibi.  

Mucizenin gerçek sahibi Allah’tır.Allah’ın destek ve yardımı olmadan hiçbir peygamber mucize gösteremez.Bu özellik onu inanmayanlara karşı haklı çıkarır.

Ra’d Suresinin 38ci ayeti mealen:“Ant olsun ki senden öncede peygamberler  gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin mucize göstermesine imkan yoktur.”

İnsanların çoğu inanabilmek için bir takım olağan üstü olaylar ararlar.Belki de bu nedenle , peygamberlikle birlikte  “mucize” kavramı ortaya çıkmıştır.Peygamberlerin mucizeleri “Bize doğru söylediğine ilişkin kanıt getir .”  şeklindeki istekler üzerine olmuştur. Bu tür istekler karşısında ;peygamberler Allah’ın kudretiyle mucize göstermiştir .

Peygamberlik Görevinin İki Boyutu .

1-Vahyi tebliğ ederek insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmak.

2-Peygamberliğini ispat eden ve onu doğrulayan mucize göstermek.

          H.z.Muhammed’e Verilen Mucizelerin Özellikleri.

1- İnsanları Allah’ın var olduğuna inandırmak için H.z.Muhammed’e ; mucize verilmemiştir.

2- H.z.Muhammed’in en büyük mucizesi Kurandır. Kuran’ın mucize oluşu kıyamete kadar devam edecektir.

a-H.z.Muhammed zamanında ; edebiyat çok ileriydi.Yani belagat ve feshet en üst düzeydi . Bunun için ona verilen mucize de edebiyatla yani belagat ve fesahatle ilgilidir.

b-Kuran’ın mucize olduğun en büyük delili ; okunma ve yazması olmayan bir kimsenin Kuran gibi bir kitap getirmesidir.

Allah Ankebut Suresinin 48-51ci ayetlerinde mealen : “Ey Muhammed ! Sen daha önce  bir kitaptan okumuş  ve elinle de yazmış değildin.Öyle olsaydı,batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi. Muhammed’e Rabb’inden mucizeler indirmesi gerekmez miydi ?derler.De ki : Mucizeler ancak Rabb’imin katındadır.Doğrusu ben ,apaçık bir uyarıcıyım.Kendilerine okunan  bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu ?”.

Fesahat:Dilin doğru ve akıcı bir biçimde kullanılmasıdır .

Belagat: Dilin etkili ifadeler kullanmasıdır.

3-H.z.Muhammed’e verilen mucizeler ,aklı esas alan ve ilmi değeri olan mucizelerdir.

Müslüman her konuda mucize aramaz. Her yerde açık seçik olan ,ama adına mucize denmeyen olayları görür, anlar,ibret alır ve onlardan ders çıkarır.Kainata ; Allah’ın varlığını gösteren sayısız delil vardır..

Peygamberlerin Özellikleri

1-Sıdk(Doğru olmak):Bütün peygamberler sözlerine ,yaptıkları iş ve davranışlarda doğrudurlar.Onlar sadece dinsel alanda değil ,diğer alanda da her zaman doğru ve dürüst olmuşlardır.

2-Emanet(Güvenilir olmak):Peygamberlerin kutsal görevlerini yerine getirme konusunda ve her bir hususta emin ve güvenilir olmasıdır.Peygamberler peygamberlik öncesi ve sonrasında hep güvenilir olmuşlardır.

3-Fetanet(Akıllı olmak):Bütün peygamberler üstün bir akıl ve zekaya ,kuvvetli bir hafıza ve yüksek bir ikna gücüne sahip olmalarıdır.

Bu konuda Allah Kalem Suresinin 2-4cü ayetlerinde mealen : “Kalemle ve yazdıklarına ant olsun.Sen,Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.Hiç kuşkusuz senin için eksilmeyen bir ödül vardır.Sen kesinlikle yüksek bir ahlak sahibisin.”.buyrulmaktadır.

         4-Tebliğ (Allah’tan aldığı vahyi insanlara bildirmek):-Peygamberlerin kendilerine verilmiş olan peygamberlik görevini tam olarak yapmaları denektir.Hiç bir peygamber Allah’tan aldığı vahyi insanlardan saklamamıştır.

Bu konuda Allah Maide suresinin 67ci ayetine maalen : “Ey Allah’ın elçisi!Rabbinsen sana indirileni insanlara ulaştır.Eğer böyle yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun Allah seni insanların zararından koruyacaktır.Doğrusu Allah inkarcıları doğru yola iletmez.”burulmaktadır.

5- İsmet (Suç ve günahtan uzak olmak ):Peygamberlerin her türlü gizli ve açık günahtan ve hareketten uzak olmaları demektir.

Bu sıfatlar ;peygamberlerde bulunması zorunlu bir sıfatlardır.Bu sıfatlar olmazsa peygamberlerin güvenilir olmaları ortadan kalkar.Peygamberlerin insanlara örnek olmaları ortadan kalkar.

Peygamberlerin Sorumlulukları Vardır

a-Allah’a karşı sorumlulukları: Vahyi olduğu gibi insanlara iletmek  ve Allah’ın emaneti olan elçilik görevini en güvenilir şekilde yerine getirmektir. Bu konuda hiç kimseden çekinmezler .Gerekirse ilahi bir emanet olan elçilik görevini yapma uğrunda  canların verirler.

Allah Araf Suresinin 68ci ayetinde H.z.Hud’un kavmine : “Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum.Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” demişir

        Allah Duhan Suresinin 18ci ayetinde H.z.Musa’nın Medyen’den Mısır’a döndüğünde firavunun kavmine: “Ey  Allah’ın kulları ! Bana gelin,doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”demiştir.

b-İnsanlara karşı olan sorumlulukları:İnsanlara bildirdiği dinin ilkelerini önce kendileri yaşayarak insanlara karşı örnek olmalarıdır.

Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasaklar Bütün İnsanlığadır

 H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özelliği.

H.z.Muhammed önceki peygamberlerin aksine belli bir toplum değil,bütün insanlığa gönderilmiştir.İslam dini bütün insanlığa hitap etmektedir.

Allah , Sebe Suresinin 28ci Ayetinde mealen: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” Burulmaktadır.

      Her Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasakların Bütün İnsanlığa Oluşunu Sebebi Şunlardır:

a-Müslüman’ın  neye niçin inandığını bilmesi gerekir.Yine Müslüman’ın neyi niçin yaptığını bilmesi gerekir. Müslüman’ın bu bilgilere sahip olursa ; günlük hayatın akışı içerisinde kaybolup gitmez.

b-Müslümanlara yüksek değerler kazandırarak , yüceltmek , insanlığını en iyi şekilde yaşatmaktır.

c-İnsanlara  her asırda peygamberler en güzel örnek  olmuştur.Son peygamber geldikten sonra da  en güzel örnek H.z.Muhammed’dir. O, insanları hem vahiyle uyarmış, hem de söylediklerini yaşamıştır.

d-İslam’ın ; iman esasları  insan yapısına uyar .Hür düşünce ile hareket etmesini sağlar. Bu özelliği ile insanları mutluluğa götürür.

  H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özellikleri

Mekkede ve Medine’de İnen Ayelerin Özellikleri

1-Mekke’de inen ayetler insanların kalbinden putperestliğin kötülüğünü göstermiştir. İnsanları namaz kılmaya,dürüst yaşamaya ,adaletli olmaya,insanlara yardım ettmeye çağırmıştır.Biz kavramının öne çıktığı millet  yapısı oluşturmayı hedef almıştır.

2-Medine’de inen ayetler kültürlü bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. Her birey toplumdaki olaylardan sorumludur ve  özgür irade sahibidir.

3-H.z.Muhammed’in getirdiği dinin değişmeyen esasları vardır.Bunlar:

a-Tevhid(Allah’ın birliği).

b-Ahiret.

c-İnsanın kendisine ve topluma karşı olan ahlaki görevleri.

d-İslam dini toplumsal değişimi reddetmez.Toplumsal değişimin İslam dışı bir şekilde değişmesini önlemek için Kuran’ın her asırdaki insanlara hitap ettiği düşüncesinden hareket edilmesini ister.Toplumsal hareketlerde Kuran’ın emrettiği akılcı davranışlar geliştirilmesini ister.

Her Asırda H.z.Muhammed İnsanlara Örnektir.

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara duyurmuş ve İslam Dininin nasıl anlaşılacağı konusunda bizlere örnek olmuştur..Peygamberimizin ahlakı; Kura’nın bir insanda bulunmasını istediği ahlaktır.Peygamberimizin ahlakı peygamber olmadan önce de bütün insanlara örnek bir ahlaktır.

Biz Müslümanlar peygamberimizi önek alırız, taklit etmeyiz Örnek almak doğru bilgi ve doğru anlamakla mümkündür.Peygamberimizin hayatını ,Kuran’dan  doğru bir şekilde öğrenirsek Peygamberimizi sağlıklı bir şekilde anlarız ve örnek alırız.Din anlayışımız da sağlıklı olur.

Bu konuda Allah Ahzap Suresini 21ci ayetinde maalen: “Ey insanlar ant olsun ki ,sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah en büyük örnektir.”.buyurmaktadır.

H.z.Muhammded Son Peygamberdir

a-İlk peygamber H.z.Adem ,son peygamber H.z.Muhammed’dir.Bu ikisi arasında çok sayıda peygamber gelip geçmiştir.

H.z.Muhammed son peygamber ve hatemül enbiyadır ..H.z.Muhammed’den sonra risalet ve nübüvvet son bulmuştur .Yani ne resul ne de nebi gelecektir.H.z.Muhammed peygamberlik kurumunun son elçisidir. (Hattem=Mühür)

b-Allah , Ahzap Suresini 40cı ayetinde mealen : “Muhammed içinizden hiç birinizin babası değildir.Fakat o ,Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”.

Peygamberimiz  hadislerinde mealen: “Risalet ve nübüvvet son bulmuştur.Benden sonra ne bir resul ne de bir nebi gelecektir .” buyurmuştur.

Peygamberimiz bir başka hadisinde mealen: “Ben bütün insanlığa gönderildim. Peygamberlik benimle son buldu.”diye buyurmuştur.

H.z.Muhammed’in son peygamber olası; Müslümanlara sorumluluklar yükler.Her  Müslüman’ın , İslam Dininin tebliğ görevi vardır.

         Bunun için de Müslümanların;İslam Dinini peygamberimize vahiy edildiği şekliyle bilmeleri gerekir.

Peygamberlerin Sayısı

Hadislerde Peygamberlerin sayısının124bin veya 224 bin olduğu bildirilir. Bunlardan 315 adedinin resul,diğerlerinin nebi olduğu belirtilir.İslam Din bilginleri arasında bu konuda bir anlaşma yoktur.Peygamberlerin kesin sayısını Allah bilir.Kesin olan şudur ki Allah  hiçbir topluluğu peygambersiz bırakmamıştır .

 

 

Kaza ve Kadere İman

a-Sözlükte Kaza:Bir işi tam sağlamlık ve güvenle gerçekleştirmek ,kesin söz ve hüküm demektir.

Kuranda Kaza:Emir,hüküm,kara,yargımla,ilan,beyan,yaratma gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu kelimenin temel anlamında “herhangi bir şeyi tamamlamak” anlamı vardır.

Allah Fazilet Suresinin 12ci ayetinde mealen: “Böylece onları yedi gök halinde yaptı.”   .        İsra Suresinin 23cü ayetinde:“Rabbin yalnız kendine tapmanı emretti (hükmünü verdi) .” . ayetlerinde bu anlamlardan bazıları yer almaktadır.

b-Sözlükte Kader:Bir şeyin sınırı ,ölçüsü,miktarı,kıymeti gibi anlamlara gelmektedir.

Kuranda Kader:Ölçme ,güç yetirme,kudret,ölçek ve takdir ederek tayin ,rızkı daraltma,ölçüp biçerek hüküm verme,Allah’ın irade ettiği genel hüküm anlamlarında kullanılmıştır.

Kuranı’nın bir çok ayetinde geçen kader kelimesi ve bundan türeyen kelimelerin temelinde : “Her şeyi bir ölçü ve düzene göre yaratmak.” Anlamı vardır.                                      .         Allah Kamer Suresinin 49cu ayetinde mealen: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yatmışızdır.”                                                                                                                                          .         Hicr Suresinin 21ci ayetinde mealen: “Hazinesi bizim katımızda olmayan bir şey yoktur.Biz onu ancak belli bir öçlüye göre indiririz.”.buyurmaktadır.

Dini Terim olarak Kader:Allah’ın ezelden ebede kadar olmuş  ve olacak şeylerin zamanı ve mekanını ,özelliklerini bilip ezelde o şekilde takdir etmesidir.

Dini Terim olarak Kaza:Allah’ın ezelde bilip takdir ettiği şeylerin ,yeri ve zamanı gelince , ezeldeki ilim,irade ve takdirine uygun olarak Allah’ın yaratması ile meydana gelmesidir.

Dikkat:  Bazan kaza ve kader terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır.

Kainattaki her şey ilahi bir ölçüye,düzene,kanuna,gayeye tabiidir                                                    .

1-Ölçü açısından kader Kader:Bir şeyin kendi içinde var olan güç,onun yaradılışının derinliklerinde saklı bunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanıdır.Varlığa bu imkanı veren ise Allah’tır.

2-Kuranda ölçü (kader ) kelimesi :Kader  kelimesinden çoğaltılmış diğer kelimelerle ifade edilir.Allah kainatta meydana gelen her olayı bir takım ölçülere ve kanunlara bağlamıştır.

Kader:Allah’ın yarattıkları ile ilgili her şeyi bilmesine ve bu ölçüye göre yaratmasına kader denir.Her şeyin bir ölçüsü kaderi vardır.Bu da kainattaki her şeyin bir gayeye uygun yaratıldığını gösterir.

3-Her şey ilahi bir ölçüye göre vardır ve varlığını buna göre sürdürmektedir.

           Bu anlamda kader(ölçü):Bir şeyin içinde var olan güçtür.Varlıkların yaratılışında gizli olan ve gerçekleşme ihtimali bulunan imkandır. Varlığa bu gücü ve imkanı veren Allah’tır.

Zaman,Mekan,Yön , Allah’ın Sıfatları  ve Kader ve Kaza

          Zaman:Allah zamandan münezzehtir.Çünkü zaman mahluktur.Yani sonradan yaratılmıştır. Öncesi ve sonrası vardır. Zamanın akışını içinde bulunduğumuz durma göre hızlanıyor veya yavaşlıyor sanırız.Bu durum zamanın parçalar ayrılabileceğinin bir başka şahididir..Allah , ezeli ve ebedidir.Onun olmadığı ve olmayacağı bir zaman düşünülemez.Zaman sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.(***Bakıllani’nin zaman tarifi:Zaman:Hareket ve sürati bazen şiddetli ,bazen yavaş olan ve kendi hayatımızın seyrinden cereyanını duyduğumuz bir değişmeler halidir.***).

         Mekan:Allah mekandan münezzehtir.Mekan sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir.Yani mahluklar için geçerlidir.(Münezzeh=Arındırılmış.).

         Yön:Allah yönden münezzehtir.Allah şu yönde veya bir başka yönde diyemeyiz.Dua edilirken ellerin göğe kaldırtmasının nedeni samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Secde yaparken alnı yere koymak,namaz kılarken Kabe’ye doğru yönelmek de samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Yön sormadan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.

Dua ve niyaz(yalvarma,isteme)sırasında ellerin göğe doğru kaldırılması,namazda Kabe’ye yönelmeye benzer.Bunun manası şudur:Kulların rızık hazineleri göklere verilmiştir(tevdi edilmiştir).Bu konu ile ilgili olarak Allah Zariyat Suresinin 22ci ayetinde maalen : “Rızkını ve size vaad oluna gelen şeyler göktedir.”buruluyor.Yine insanların rızklarıyla meşgul olan melekler gökten inerler.İnsanın içinde arzusunun gerçekleşeceğini beklediği tarafa yönelmek arzusu vardır.

          Allah’ın Sıfatları:Allah’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir.Kainattaki her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır. İlmi sonsuzdur.Her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır.Olmuş ve olacak her şeyi en ince ayrıntısına kadar vasıtasız  olarak bilir.Allah’ın  katında zaman ve mekan yoktur. Dolayısı ile Allah sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile Kainatı ilk yarattığı anı nasıl biliyorsa; Kainatta sonsuza kadar olacak olayları da en ince ayrıntısına kadar, sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile aynı ölçüde bilir.

          Kader:Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip olmuş ve olacak her şeyi takdir etmesine denir.Bu Allah’ın ilim sıfatının bir sonucudur.

         Kaza: Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı gelince onun tarafından yaratılıp ortaya çıkmasına denir.Bu Allah’ın irade,kudret,ve yaratma (tekvin)sıfatının bir sonucudur.

Kader ve Kaza’ya inanmak:Allah’ın İlim,irade,kudret  ve yaratma sıfatlarına inanmak demektir.

İnsanın Kaderi

İnsanın kaderi:İyilik ve kötülük işleyecek şekilde yaratılması  ve kendine akıl ve irade gücü verilmesidir. İnsanın Kaderi,fiillerinde özgür olması ve istediğini yapabilmesidir.

İslam dini insanın kaderi bir sığınak gibi görmesini istememiş ve onun arkasına sığınmasını hoş görmemiştir.İnsan kaderi bahane ederek beceriksizliğini ve tembelliğini gizlemeye çalamamalıdır.

Allah Şura Suresinin 31ci ayetinde mealen: “Gökleri,yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması Allah’ın varlığının delillerindendir.O dileyince ,bunları bir araya toplamaya da kadirdir.Başınıza gelen herhangi bir felaket,elinizle işlediğinizden ötürüdür.O yine de çoğunu affeder.Yer yüzünde onu aciz bırakamazsınız.Allah’tan başka dostunuz da yardımcınız da yoktur.”.buyurmaktadır.

Allah insana irade ve yapıp edebilme gücü vermiştir.İnsan,kendi özgürlük alanı içinde düşünüp taşınarak istediğini yapabilme özgürlüğüne sahiptir.Yaptığı iyilik ve kötülük kendisine aittir.Yaptıklarından sorumludur.

Bu konuda Allah Şems Suresinin 7-8ci ayetlerinde mealen : “Kişiye ve onu şekillendirene,sonra da iyilik ve kötülük kabiliyeti verene ant olsun ki.”.buyurmaktadır.

Kula iyilik ve kötülük yapabilme gücü  veren Allah’tır.İnsan bu gücü özgür iradesi doğrultusunda kullanır. Özgürlük hem iyiliğin hem kötülüğün kaynağıdır.Bu ,beraberinde sorumlu olmayı getirir.İnsan sorumlu olduğu konularda kaderini kendisi belirler.

İnsanın sorumlu bir varlık olduğu Ahzab Suresini 72ci ayetinde mealen:

“Doğrusu biz sorumluluğu göklere,yere,dağara sunmuşuzdur da onlar yüklenmekten

çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir.Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.” Buyurarak belirtilmiştir.

İnsandan sorumluluğu oranında özgürdür.Sınırları Allah tarafından çizilmiş alanda insan ,kendi kaderini çizmektedir.İnsan kendi kaderini belirlerken Allah on yardımcı olarak peygamber ve kitap göndermiştir.

Kef Suresinin 29cu ayetinde maalen: “….dileyen inansın,dileyen inkar etsin .” buyurmuştur.İnsan oğlu Allah’a inanıp inanmamakta serbesttir.İnsan özgür iradeye sahip olduğu için Allah,ona sorumluluk yüklemiştir.İnsan sorumluluk yönüyle diğer varlıklardan ayrılmaktadır.

İnsanın Filleri

Kaderle , ilgili olan bir başka konu ise  kulun kendi fiillerinin yaratıcısı olup olmayacağıdır.Bu tartışmanın temelinde  “yaratma” kelimesine yüklenen değişik anlam vardır.

Kainattaki her şeyi Allah yaratmıştır.Allah insanı en güzel bir biçimde yaratmıştır.Ve insana İyilik ve kötülük yapabilme gücü vermiştir.İnsan iyilik ve kötülük yapabilme güçünü iradesi doğrultusunda kullanır.Ve yaptıklarından da sorumlu olur.İnsan yaptığı işlerde, bunu göz önünde bulundurmalı ve ona göre davranmalıdır.

Allah Zilzal Suresinin7-8ci ayetlerinde maalen: “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun onu görür.”buyurmaktadır.Yani insan bütün yaptıklarından sorumludur.

Allah insana akıl özgür irade vermiştir.Gönderdiği vahiyler mutluluğun temel ilkelerini insana açıklar.Sonra da yaptıklarından insanı sorumlu tutar.İnsan yapığı her şeyi düşünerek yapmalı ve sonuçlarına katlanmalıdır.

İnsan Fiillerini Yaratıyor Denebilir mi ?

a-Ehli Sünnet:Fiinin yaratıcısının insan olmadığını belirtir.

b-Mutezile:İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu belirir.

c-Kuranda yaratma kelimesi Allah’tan başka bir varlık için kullanılmamıştır.                                     . Allah H.z.İsa’ya hitaben,Maide Suresinin110cu Ayetinde maalen: “….Sen iznimizle çamurdan bir kuş gibi bir şey yaratmış ve ona üflemiştin…”buyurmuştur.

     Müminun Suresinin14cü ayetinde mealen : “Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur.”burulmaktadır.

Bu ayetlerde , var olanı yeniden şekillendirme anlamında  yaratmanın insan için kullanıldığını görmekteyiz.Ehli Sünnet bun a “Yapma” demektedir.Bu anlamda kul fiilini kendisi yapmaktadır.

Cebriyenin Kader Anlayışı

       İnsanın iradesi yoktur.Her şeyi kaderinin bir gereği olarak mecburen yapmaktadır.İnsan yaptıklarından sorumlu değildir.Bu durumda Allah’ın insanlara alık vermesinin ,peygamber ve kitap göndermesinin bir anlamı kalmamaktadır.İnsan dünyada yaptığı davranışlarını tayin etmediği için ahirette de hesaba çekilmesinin bir anlamı kalmamaktadır.Bu mezhebin görüşleri İslam’ı temelden yıkan batıl bir düşünceyi savunmaktadır.

Mutezilenin Kader Anlayışı

Mutezileye göre insan fiillerinde ve davranışlarını kendisi yaratmaktadır.İnsanın yaptığı ve sonuçlarından sorumlu olduğu işlerde Allah’ın hiçbir rolü yoktur.İnsanın sorumlu olmasının

Sebebi onun yaptığı işte Allah’ın etkisinin olmamsıdır.İnsan iyi yapar isterse kötü yapar .Yaptığı fiillerin yaratımsı kendisine aittir.

Mutezileye göre Allah kötüyü dilemez.Kötülük dilemek kötülüktür.Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.İnsan fiillerini yaratma konusunda tam bir güce sahiptir.Tercihinde de tam bir özgürlüğe sahiptir.

Mutezilenin görüşleri “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.”malindeki ayete aykırıdır.Ehli Sünnet tarafından eleştirilmiştir.Mutezile mensupları ,insan sorumluluğundan harekele , insanın fiillerinde kudret ve irade sahibi olduğu esasını göz ardı etmeye özen göstermişlerdir.

Ehli Sünnetin Kader Anlayışı

         1-Eşari Mezhebinin Kader Anlayışı:İnsan kudret ve irade sahibi olmasına rağmen ,yaptığı işlerde tam bir kudret  ve irade sahibi değildir.İnsanın fiilleri Allah tarafından yaratılmıştır.Yaratılmış varlıkların herhangi bir fiili yaratma kudreti yoktur.Bir iş yapmaya yönelik insan iradesini de Allah yaratmıştır.Bundan dolayı kullar fillerinde hür iradelerinde mecburdurlar.

İnsanın fiili yaratma yönüyle Allah’a, yapma (kesb) yönüyle insana aittir.İnsanın fiilini başlarken,yaparken,ve tamamlarken Allah yaratır.Allah yapacağı işlerde insana kudret vermiştir.Ama insanın iradesini yöneten Allah’tır.

İnsanı yaptıklarından sorumlu kılan durum ise onu fiili yapmaya iten niyetidir. Bu görüşleriyle Eşariler cebriyecilikten tam anlamıyla kurtulmuş değillerdir.Çünkü gerçekte fiili insan aracılı  ile yaratan yapan Allah’tır.

      Eşari Mezhebinin Cüzi İrde:İnsanın cüzi iradesi yatılmıştır.Bundan dolayı bazı Matüridi kelamcıları Eşari Mezhebini , Cebriye mezhebinden saymışlardır.

      2-Matüridi Mezhebinin Kader Anlayışı:

a-İmm Matüridi yaratma konusunda Cebriye ve Mutezilenin görüşlerin karşı çıkmıştır.

b-Bazı konularda da Eşariden ayrılmıştır.

         Matüridi Mezhebinin Yaratma Konusu

a-Yaratma Allah’a mahsustur.İyi ve kötü bütün fiilleri Allah yaratır.İnsan kendi fiillerinin yaratıcısı olamaz.

b-Allah insana doğruyu yanlıştan ayırma gücü yani akıl vermiştir.Ayrıca insanlara doğruyu yolu göstermek için peygamberler göndermiştir.İnsanlara emir ve yasaklarını bildirmiştir.Bütün bunlar ,Allah’ın insanlara seçme hürriyeti ve bir fiili yapabilmek için gerekli gücü verdiğini göstermektedir.

    Matüridi Mezhebinin Göre  İnsanın Fiillerinin Yaratılması.

a-İnsanın özgürlüğünün inkarı,  insanın bütün fiillerinden Allah’ın sorumlu olduğu,kendi fiillerinden dolayı Allah’ın insanları cezalandırdığı anlamına gelir  ki bunu ,Kuranın ortaya koyduğu Allah anlayışı ile uzlaştırmak mümkün değildir.

b-Allah insanın özgürce seçtiği ve yapmaya niyet ettiği fiilleri yaratır.İnsana bu seçme özgürlüğünü Allah vermiştir.Dünyada hiçbir şey ,Allah’ın iradesi  olmaksızın veya onun iradesine aykırı gerçekleşmez.İnsan tamamen hür olmamasına rağmen ,Allah insana sorumluluğu oranında özgürlük vermiştir.

 Matüridi Mezhebinin İnsanın Sorumluğunun Temeli.

    a-İnsanın sorumluluğunun temeli ,bir fiili yaratma gücü değil ,bir fiili seçme ve yapma(elde etme) hürriyetidir.

b-Fiil Allah tarafından yaratılmasına karşın,insanın fiilidir.Çünkü insan onu tercih etmiştir.

Matüridi Mezhebine Göre “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” Ne Demektir?

Allah insana görevlerini yerine getirebilmek için gerekli özgürlüğü vermiştir.İnsan karar verip bir işe  yönelince ,Allah insanın fiilini yaratır.Burada:

1- İnsanın girişimi karar vermesi ve seçmesi vardır.

2-Allah’ın o fiili yaratması vardır.İşte buna “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” denir.

Matüridi Mezhebinin Cüzi İrde

Matürüdi Mezhebine göre:İnsanın bir cüzi iradesi vardır;bu irade Allah’ın yaratığı değil ,insanın ortaya koyduğu bir şeydir.Bu düşünce Matüridi Mezhebinin insanın iradesine büyük önem verdiğini gösterir.

Allah’ın Hidayeti

Sözlükte Hidayet:Doğru yolu göstermek,rehberlik yapmak ve istediğimiz şeye  ulaşacak yola işaret etmek anlamına gelir.

Dini Terin Olarak Hidayet:Küfür ,şirk ve sapıklıktan kurtulmak,istegimize ulaştıracak yola   uygun bir şekilde ulaşmaktır.

Hidayetin Özelliği :

a-Hidayetin gayesinde hayır,güzellik ve iyilik vardır.

b- Hidayetin yapılışında yumuşaklık ve incelik vardır. Tıpkı irşat etmek gibidir

c- Hidayet gelişigüzel bir şekilde rehberlik ,yol gösterme değildir.

Allah’ın Hidayete Erdirmesi : Kulun doğru yolu iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın doğru yola girmeyi yaratması demektir.

Kuranda ,insanın iradesi ile, hak olmayan yolu bırakması,hidayete yönelmesi ve sapıklıktan uzaklaşması ile ilgili çok sayıda ayet vardır.                                                                   Allah Yunus Suresinin 108ci Ayetinde Maalen :  “Ey Muhammed de ki:Ey insanlar! Rabb’inizden size gerçek gelmiştir.Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır.Ben sizin bekçiniz değilim.”buyurmaktadır.

Allah Rad Suresinin 33cü ayetinde: “Allah’ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.” .Burulmaktadır.

Peygamberin Hidayete Erdirmesi.

Hidayet Peygamberimize nispet edilirse:Onun hidayete vesile olması ve ona davet etmesi sebebiyledir.

Allah Şura Suresi Ayet:52. ayette mealen: “Muhakkak sen doğru yola rehberlik ediyorsun” buyurmaktadır..Buradaki hidayetten maksat;açıklamak ve davet etmektir.

         Bir kimsenin ,Allah dilemedikçe ,Peygamberin istemesiyle hidayete kavuşmayacağı  

   Kuranda açıkça belirtilmiştir.

Kasas Suresini 56cı Ayetinde maalen : “Ey Muhammed ! Şüphesiz sen,sevdiğini hidayete erdiremezsin.Fakat Allah,dilediğini hidayete erdirir.O,hidayete erecekleri çok iyi bilir.”.

      Bakara Suresinin 272ci ayetinde maalen: “Onları hidayete erdirmek sana düşmez.Allah                                                                                                                                                   dilediğini hidayete erdirir.”.

      Yusuf Suresinin 103cü Ayetinde mealen: “Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar.” burulmaktadır.

    Kuran’ın Hidayete Erdirmesi.

   Hidayet Kurana nispet edilirse:Hidayet bulmaya sebep teşkil etmesi sebebiyledir .

 Allah İsra suresi 9cu Ayetinde mealen: “Muhakkak ki bu Kuran ,en doğruya iletir.(hidayet eder)”  .Buyrulmaktadır.

Hidayet=Rehberlik

Allah’ın  Sapıtması (Delalete Düşürmesi)

Sözlükte Delalet:Doğru yoldan sapmak,yolunu şaşırmak,sapıtmak, kaybolmak, telef olmak,sapıklık ve sapkınlık anlamlarına gelir.

Dini Terim Olarak Delalet:Allah’ın ayetleriyle  ve  peygamberleriyle haber verip gösterdiği doğru yoldan sapmak,ayrılmak , anlamlarına gelir.Kısacası Allah’ın dininden ayrılıp,bir başka dine dönmek demektir.

Allah’ın saptırması demek : Kulun sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın sapıklığı yaratması demektir.

Allah’ın Hidayetinden Uzak Olmanın Sebepleri                      

  a-Yalancılık ve küfürde ısrar etme.

  b-Aşırı yalancılık.  

  c-Zalim ve fasık olmaktır.

Allah’ın  Sapıtması

 Sapıtmak Allah’a nispet edilirse ;Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, Allah’ın sapıklığı kulun nefsinde yaratmasından dolayı Allah’a nispet edilir.

Şeytanın Sapıtması

Sapıtmak Şeytana nispet edilirse; Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, sapıklığa sebep olması nedeniyle de şeytana nispet edilir.

Allah, Nisa Suresinin 119cu ayetinde (şeytanın sözlerini nakletmesi durumunda)şöyle buyurmuştur: “Onları(Allah’ın kulların)mutlaka sapıtacağım,onları behemehal olmayacak kuruntulara boğacağım.”buyurmaktadır..

Putların Sapıtması

Sapıtmak Putlara nispet edilirse; Delalete sebebiyet verdikleri için de putlara da nispet edilmiştir.

Allah H.z.İbrahim’den haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Rabbim Onlar(putlar) insanlardan bir çoklarını yoldan saptırdılar.”.

     Şunu unutmamak gerekir ki bir fiil aynı manada hem kula hem Allah’a nispet edilemez. (söylenemez, ilgilendirilemez,ilişkilendirilemez)  .

                                         

   Hidayeti Kimden İstemeliyiz

a-Hidayeti Allah’tan istemeliyiz.Allah’ın bizlere nasip ettiği hidayeti ömür boyu korumak için İslam Dininin emirlerine uygun işler yapmalıyız.

b-Allah , insanlardan cüzi iradesini doğru olanı yapmak için kullanan ve iyi davranışta bulunanlara hidayeti gösterir.Yani hidayete(aydınlık yola ) ulaştırır.

  Ecel ve Ömür

       Sözlükte Ecel:Müddet,süre gibi anlamlara gelmektedir.Bu kelimeden çoğaltılmış kelimeler Kuranda sözlük anlamına uygun kullanılmaktadır.

       Dini terim olarak Ecel:Ömrün bittiği,dünya yaşantısının sona erdiği zamandır.

       Ömür:İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen sınırlı zaman dilimine verilen addır.

Canlıların Eceli Nasıl Gelir

Her canlının ne kadar yaşayacağı,ne zaman ,nerede ve nasıl öleceği Allah tarafından takdir edilmiştir.Ecelin zamanı değişmediği için ,ecel denilen zaman geldiğinde insan ölür.

Öldürülen Bir Kimsenin Eceli

Ehi Sünnete Göre Öldürülen Bir Kimsenin Eceli:Ehli Sünnet eceli tek olarak kabul eder.Ehli Sünnete göre öldürülen bir kimse eceliyle ölmüştür.Allah’ın takdir ve tespit ettiği ecel ,başka bir varlığın müdahalesi ile değişmez. “Katl” yani (öldürme),  katilin” yani (öldürenin)

Katilin Bir İnsanı Öldürmesi Nasıl Gerçekleşir.

a- “Öldürme” ,  “öldürenin” yaptığı bir işi  olup, sadece öldürme işi ile sınırlıdır.

b-Ölüm ise ; öldürenin ,

öldürme işi sonunda ,

Allah’ın ölümü ,

öldürülen kişi için yaratması suretiyle,

ölmüş kimse ile bulunan bir şeydir.

Açıklama:Yukarıdaki Ehli Sünnetin görüşü doğrudur.Çünkü Allah,kulları hakkındaki ilmine ve iradesine uygun olarak onların ecellerine hükmetmiştir.Şüphe yoktur ki Allah’ın iradesinde öne alma veya geciktirme yoktur.Onun kaza ve hükmünü geri çevirmek mümkün değildir.

Ehli Sünnet bilginlerine göre öldürülen kişi eceliyle ölmüştür.Eğer öldürülen kişi öldürülmemiş olsaydı o anda tabi yolla veya başka bir biçimde ölecekti,yahut ölmeyecekti.Bu hususu belirleyen Allah’ın iradesidir.

Şu halde katil o kişiyi öldürmekle ,ölen kişinin ecelini öne almış değildir.Katilin cezayı hak etmesinin sebebi de;

      Allah, Enam Suresinin.151ci ayetinde mealen : “…kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın.İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir.Umulur ki düşünüp anlarsınız.”. burulmaktadır.

Kul Allah’ın bu ayette yasakladığı bir şeyi işlemesi, kul olarak kendisine verilen gücü (cüzi iradesini) kullanma hususunda dinin haram kıldığı bir davranışı isteme ve yapma yönünde seçimini yapmış olmasıdır.

Onun bu seçimi üzerine  de sünnetullah diye ifade edilen tabiat kanunlarına göre , Allah ,ölüm denen sonucu yaratmış olmaktadır.Allah bu durumu ezeli ilmiyle biliyor olası, kulun iradesinin ,elinden alınmış olması anlamına gelmez.

Bir başka deyişle Ölüm ; öldürülen kimsede Allah’ın yaratılmasıyla hasıl olur.Fakat Allah ölüm sebebine başvurması ve onu kastetmesi yüzünden katili cezalandırır.

Her insanın ömrünü tamamlaması  hakkıdır.Bundan dolayı insan öldürmek büyük suçtur.Bir insan öldüren bütün insanları öldürmüş gibi olur.Bir insanı kurtaran da bütün insanları kurtarmış gibi olur.

Rızk

Sözlükte Rızk:Yararlanılması için verilen bağış ,nasip,yiyecek, faydalanılacak şey demektir.Allah’ın canlılara yiyip içmeleri için lütfettiği her şeydir.

Dini terim olarak Rızk:Allah’ın canlı varlıklara yiyip içmeleri  ve faydalanmaları için verdiği şey demektir.

İnsanın Rızkı

İnsanlar rızklarını helal yoldan kazanmak zorundadırlar. Rızk kazanırken iradelerini kötü yola kullanarak haram yiyenler bunun cezasını görürler.

  Ehli Sünnete Göre Rızk:

Ehli Sünnete göre helal olsun ,haram olsun ,insanın yediği içtiği ve faydalandığı her şey rızkıdır.Rızkın takdiri ,yani canlıların yaşayabilmesi için gerekenlerin tespit edilmesi Allah’a aittir.Rızkını arayıp bulmak ve elde etmek canlılara aittir.

İnsanın Rızkını Bulması

İnsanların haram olan şekil ve yollarla rızkını elde etmesine Allah’ın rızası yoktur.Çünkü haram lokmada hiçbir şekilde hayır yoktur.Haram olan rızklar yaratılma açısından Allah’a aittir , kazanma bakımından kula aittir.Çünkü yer yüzündeki her insanın ve canlının rızkı Allah tarafından verilir.Allah Hud Suresinin 6cı Ayetinde maalen: “Yer yüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı Allah’a aittir.”.Burulmaktadır.

Haram Yiyen Niçin Cezalandırılır.

Kulun haram rızkı geçim yolu olarak seçmesi,ona yönelmesi ve tercih etmesi sebebiyle cezalandırılır. Çünkü Allah kesinlikle her canlının rızkını vereceğini vaad etmiştir.

Ve insanların rızklarını helal yollardan aramalarını emretmiştir.Bu konuda Allah Bakara Suresinin 168ci ayetinde maalen: “Yeryüzündeki şeylerden helal  ve temiz olmak şartıyla yeyin.” Buyurmaktadır.

Kul hırs ve nefsani arzusu sebebiyle cüzü iradesini kullanarak rızkını helal olmayan yoldan arayınca ,Allah da  onu kendisine verir.Fakat yanlış tercih ve emirlerine aykırı hareket ettiğinden dolayı helal olmayan rızk yiyen insanı cezalandırır.

Tevekkül

Sözlükte Tevekkül:Güvenmek,dayanmak,başkasına güvenip dayanmak ve işi başkasına havale etmek anlamına gelir.

Dini terim olarak Tevekkül:Bir amca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak Allah’a güvenmek ve sonrasını Allah’a havale etmektir.

Ahiret Gününe İman

           1-Ahiret :İslam Dininde üzerinde yaşadığımız dünyadan sonra sonsuz bir hayatın olduğu başka dünyaya Ahiret denir.

İslam ininin inanç esaslarının beşincisi Ahiret Günün varlığına inanmaktır.İslam dinine göre  Ahiret Günün varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.

Ahiret hayatı bütün insanlar için kesinlikle vardır.Bu hayatı dünyada yaşamış bütün insanlar yaşayacaktır.Bu hayattan kurtuluş yoktur.İnsanlara düşen bu hayatı daha iyi yaşamak için dünyada iken Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır.Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman ahire hayatı bizi korkutmaz.Rahatlıkla varacağımız ve yaşamayı arzu edeceğimiz bir hayat olur.

Ahiret hayatına hazırlanmak dinimizi güzelce öğrenmek ve fen bilimlerini de iyi öğrenip hayatımızda kullanmakla mümkündür.

2-Ahiret’e İnanmak:Üzerinde yaşadığımız ve bir gün yok olacak olan bu dünyadan başka sonsuz bir dünyanın varlığına inanmaya ahirete inanmak denir.

Ahirete inanmak çevremizdeki olayları iyi değerlendirmek ve akıllı olan herkesin yapabileceği iştir.Tıpkı İslam Dinini emirlerine uymak gibidir.İslam Dinini akıllı ve zeki olan insanlar kabul eder ve yaşar.

 

 İnsanların Ölümden Sonra Dirilmesi

(Ba’s, Haşr ve Mahşer )

1-Kıyametin Kopması:Üzerinde yaşadığımız bu dünya hep böyle kalmayacaktır.Bir gün yok olacaktır.Dünya üzerinde aynı kalan hiçbir şey yoktur.Her gördüğümüz şeylerin bir başlangıcı vardır.Bir de başlangıç ile son arasında yaşadığı bir ömrü vardır.                                  .          Dünya üzerindeki her şeyin son bulma anına ;ölüm anı denir.İnsanlar için olsun ,diğer canlı ve cansız varlıklar için olsun ölüm anı değişmez .Ölüm anı her varlığın geçireceği inkarı mümkün olmayan bir andır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın ve kainatın ölün anına Kıyametin kopması denir.Bu an İsrafil adlı meleğin Sur’a birinci def üflediği andır.

Dünyada ve Kainatta Allah’ın emir olmadan hiçbir şey olmaz.Var olduktan sonra da yok olmaz..Yok olması için Allah’ın emirlerine ihtiyaç vardır.Onların doğması büyümesi ve ölmesi hep Allah’ın izni ve iradesiyledir.Bütün canlı ve cansız varlıkların ömürleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri Allah’ın iznine bağlıdır.                                                             .         Canlı ve cansız varlıkların başlangıç ve son bulmaları arasında geçen zamana Ömür (Hayat) denir .Canlı varlıkların ömrünün belli bir zaman sonra Allah’ın emriyle sona ermesine Ecel denir.

2-Kıyamet :Allah’ın izniyle ömrü tamamlamış insanların canları Azrail tarafından alınır. Böylece ölüm dediğimiz olay ortaya çıkar.Dünya ve kainatın ölümü kıyametin kopmasına baplıdır.Zamanı gelince İsrafil adlı melek Allah’ın emriyle Sur’a üfleyecek ,Alemin düzeni bozulacak,taş üstünde taş kalmayacak ,her şey alt üst olacak ,bütün canlılar ölecek,dünya hayatı son bulacaktır.Buna Kıyamet denir.

 İnsanların Sorgulanması(Hesap ,Sual  ve Mizan

1- Mahşer: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil Sur’a ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecektir.Bütün insanlar ve  canlılar bir yerde toplanarak hesap görecektir.Amelleri Mizanda tartıldıktan sonra herkes yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır.İşte bu işlerin yapıldığı yere Mahşer denir.

2-Mizan:İnsanlar birbirleriyle çeşitli konularda alış veriş yaparlar.Genellikle alış verişlerinde terazi kullanırlar.Kullanılan teraziler insanların  andaki teknik ve kültür seviyelerine bağlıdır.İnsanların bilgisi ve teknik alandaki bilgileri arttıkça alış verişlerinde kullandıkları terazilerin hassaslığı da artmaktadır. Bun çevremize baktığımızda rahatlıkla görürüz.

Sınırlı bir zekaya sahip insan oğlu çok küçük ağırlıkları ölçecek terazi yapabilir.Hatta beynin ve kalbin çalışmalarını dahi rakamlar ve çizgilerle göstererek insanlara bu organların çalışmaları hakkında bilgi verir.Bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Bu bakımdan sonsuz bir ilim ve iradeye sahip olan Allah’ın insanların sevap ve günahlarını tartacak bir terazi yaratması çok kolaydır.

İnsanların Mahşerde sevap ve günahlarının hesaplandığı bizce nasıl olduğu bilinmeyen şeye Mizan denir.Önemli olan mizanın(terazinin) nasıl olduğu değildir.Asıl önemli olan  bizim mizana(teraziye)inanmamızdır.O güne Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayarak hazırlanmamızdır.Allah bizden o güne sevap işleyerek hazırlıklı gelmemizi istemektedir.

3-Ahiret Günü: Kıyamet koptuktan sonra Sur’a İsrafil’in ,Allah’ın emriyle ikinci defa üflemesinden sonra ebedi (sonsuz) olarak devam edecek olan zamana Ahiret Günü denir.

Bu başlayan zamana Ahiret Günü denmesinin sebebi ;sonunun olmamasıdır.Ebedi olarak devam etmesidir.İmtihana tabi olan insanların yaptıklarının karşılığı olan ceza veya mükafatın sonsuz olmasıdır.

            4-Ahiret Alemi:Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile Sur’a İsrafil ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecek ,hepsini mahşer denilen yerde toplayacaktır.Herkes yaptığının karşılığını görecektir.Bu yeni sonsuz aleme Ahiret Alemi denir.Bu aleme Öteki Dünya da denir.

Sonu elen üzerinde yaşadığımız şu dünyayı ve kainatı Allah yaratmıştır.Üzerinde insanların yaşamasını sağlamıştır.Diğer canlıları insana hizmet edecek şekilde yaratmıştır.Etrafımızda ortaya çıkan bütün olaylar ,hep bu alemin geçici olduğunu ispat eder yani açıklar.Bu geçici alemi yaratan Allah sonsuz bir alemi de kolaylıkla yaratır.Sonsuz Ahiret Aleminin yaratılacağına en güzel örnek üzerinde yaşadığımız dünyadır.

5-Ahiret Hayatı: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in sur’a ikinci defa üflemesinden sonra yeniden dirilme il başlayıp sonsuza kadar sürüp gidecek hayata Ahiret Hayatı denir.

Ahiret Hayatı hem bedenle, hem ruhla yaşanan sonsuz bir hayattır.Ahiret hayatından kurtulmak mümkün değildir.Ahiret Günü, Ahiret Alemi ve Ahiret Hayatı birbirinden ayrılmaz .Bu üçü bir bütündür.

Bir hayatın olabilmesi için,o hayatın yaşanacağı güne ve aleme (dünyaya) ihtiyaç vardır.Yaşanan günün ve alemin özellikleri nasılsa hayatın özellikleri de aynıdır.Üçünün birbirine uyması gerekir.Biri veya ikisi sınırlı  olsa (geçici olsa) diğeri de geçici olur. Sonsuz olmaz.Aksi düşüncüler Allah’ın kanunlarına aykırıdır.

6-Ahiret Hayatı İçinde Şu Şeyler Olacaktır:İkinci Sur’a üflenecektir.Sonra bütün ölüler diriltilerek mezarlarından kalkacaklardır.Herkesin ruhu bedenini tanıyarak o ,bedene girecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile Mahşer denen yerde bütün insanlar ve canlılar toplanacaktır.

İyilik yapan ve Allah’a ve Peygamberlerine inanan Müslümanların amel defterleri            sağ taraflarından verilecektir.Günahkar Müslümanların ve kafirlerin amel defterleri sol taraflarından verilecektir.***(Kafirlerin amel defterleri sol ellerine şöyle verilecektir: Kafirlerin sol elleri ,göğüslerine doğru bükülerek omuz başı ile göğüslerinin biraz yukarısından vücutlarının içinden,vücutlarının arka tarafına  geçirilecek ve arkalarına geçirilen bu sol ele amel defterleri verilecektir.)***.

            Herkesi amel defterinde yaptıklarının bütünüyle yazılı olduklarını görecektir.Bu defterlerde yaptığımız en ufacık şeyler dahi yazılı olacaktır.

Amel defterlerini alan insanlar kurulacak Mizanda(terazide)sevap ve günahlarının tartılmasını göreceklerdir.Herkes sevabının ve günahının ne kadar olduğunu  mizandan öğrenecektir.Bu dünyada insanların hakkını yiyenler Mizan karşısında zülüm ettikleri insanlara sevaplarını vereceklerdir.Sevapları yetmezse zülüm ettikleri kimselerin günahını alarak hesaplaşma işi yapılacaktır.

Böylece herkes hakkını almış olacaktır.Mizan karşısında ki bu hesaplaşmada hiçbir kimseye haksızlık yapılmaz.

H.z.Muhammed daha sonra ümmetinden bir miktar günahkar Müslüman’a şefaat ederek günahlarını bağışlatacaktır.Hesaplaşma işi bittikten sonra Allah’ın emri ile günahsız veya şefaatle günahı affedilmiş insanlar iman ettikleri peygamberin havuzlarından su içerek ferahlayacak.Daha sonra da  Sırat köprüsünden geçecekler .Günahsız Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçerek cennete  girecekler.Günahkar Müslümanlar ve kafirler Sırat Köprüsünü geçemeyip Cehenneme düşecekler.

7-Ahirette Müslümanları Susadıkları Zaman İçecekleri Sular:

              a- Mahşer Meydanındaki Havuzlar:Mizandaki hesap görüldükten sonra ,Mahşer meydanında susayan günah işlememiş veya Peygamberimizin şefaatiyle af olunmuş Müslümanlar için Allah bir havuz yaratmıştır.Susuzluk çeken Müslümanlar bu havuzdan su içerek ferahlayacaklardır.

Mahşer Meydanındaki bu havuzların üstün meziyetleri vardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Havuz bir aylık mesafe enlilik ve uzunluğundadır.Suyu sütten ak,kokusu miskten daha güzel olup kadehleri yıldızlar kadar parlaktır.Bundan içen bir daha susamaz.”buyurmuştur.

Ayrıca Mahşer meydanında her peygamberin bir havuzu da olacaktır.Ancak H.z.Muhammed’in havuzu bütün havuzlardan üstün özellikler (meziyetlere) sahip olacaktır.(Züptetül Buhari .Sayfa:1016-Rikka bahsi.).Bu havuzun suyu cennetteki Kevser nehrine gelir.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Kevser nedir? Bilir misiniz?”(diye sorunca sahabeler; “Allah ve Resulü bilir.” Dediler.) “O,cennette bir nehirdir.Rabbimiz azze ve celle onu bana vaat etti.Onda büyük hayırlar vardır.Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır.Kıyamet günü ümmetim ona uğrar ve ondan içerler.Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”buyurmuştur.Mahşer Meydanındaki bu havuzlara Havuzu Kevser (Kevser Havuzu) da denir.

b-Kevser:Cennette Müslümanların susayınca içecekleri bir nehirdir.Ondan içenler Müslümanlar susuzluk duymazlar.Suyu çok tatlı ve üstün meziyetlidir.Kokusu güzeldir.Su içilecek bardakları yıldızların sayısı kadardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Ben Cennette yürürken bir nehir ile karşılaştım.Kıyıları içi delikli incilerden yapılmış kubbelerle dolu .

- Bu ne ?Ey Cibril,dedim

- Bu ,Rabbinin sana ihsan ettiği Kevser’dir.dedi.Bir de ne göreyim;çamuru bal,kokusu en güzel misktendi.” buyurmuştur.(Buhari,Ebu Davud,Tirmizi.).

Bu konuda yine “Kevser” Suresi diye bir sure vardır.Allah bu surede mealen: “Biz hakikaten Sana Kevser’i verdik.Sende Rabbin için namaz kıl, kurban kes.Doğrusu sana buğuz edendir(esas)ebter (olan).(Sonu gelmeyen ve nesli kesik olan asıl o, sana buğuz eden kimsedir . )  buyurmaktadır.

8-Sırat Köprüsünden Şöyle Geçilecektir:Sırat Köprüsü Cehennem üzerine             uzatılmış (Cehennem üzerine kurulmuştur.).O kıldan ince kılıçta keskindir.İnsanlar bu köprüden geçecektir.Müslümanların Sırat köprüsünden geçişleri derece derece olacaktır.Sırat Köprüsünde Müslümanların nasıl ve hangi derece ile geçeceğini ,bu dünyada yaşadıkları hayat belirler.Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamaları Müslümanlara Allah katında derece kazandırır.Her Müslüman Sırat Köprüsünden ,Allah katıdaki derecesine uygun bir süratle geçer.Allah katında Müslümanların kazandıkları üstü dereceler ,Sırat Köprüsünden çok büyük süratle geçmelerini sağlar.

Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyan Müslümanlar Sırat Köprüsünden rüzgar gibi geçer.Allah’ın emirlerine uyarken bir takım hatalar yapmış ve hatası af olunmuş Müslümanlar rüzgardan daha aşağı bir derecede bir süratle Sırat Köprüsünden geçerler.

Yine günah işlemiş ama günahı af olunmuş Müslümanlar rüzgardan da daha aşağı bir derecedeki süratle yani çok yavaş bir şekilde Sırat Köprüsünden geçerler.

Dünya hayatında çok günah işlemiş ve günahı af olunmamış Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçemez,Cehenneme düşerler.Kafirler Sırat Köprüsünden geçemez Cehenneme düşerler.

Cennet

Cennet:Dünyada Allah’a inanıp onu emir ve yasaklarına uyan Müslümanların Ahirette çeşitli mükafatlar  içinde yaşayacakları yerdir.

Allah’ın sayısız nimetleri il dolu olan Cennet Kuran’da anlatıldığına göre ,gökleri ve yeri kaplayacak kadar geniştir.İçinden çeşitli ırmaklar akan,bahçeleri vardır.Dünyada yaşarken iyilik etmiş ,Allah’a inanmış onun emirlerine uygun bir ahlaka sahip olmuş Müslümanlar Cennetteki bu nimetler içinde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığınca(yani çok küçük ölçüde) iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.”(Zilzal Suresi.Ayet:7) buyurmaktadır.

 Cehennem

 Cehennem:Dünyada Allah’a inanmayanların ve Müslüman olmayanların azap görecekleri ve içinde temli kalacakları,günahkar Müslümanların ise suçları kadar içinde kalacakları ve azap görecekleri yerdir.

Allah’a inanmayanlar ebedi olarak cehennemden hiç çıkmayacaklar.Allah’a inanan günah işleyip tövbe eden Müslümanlar eğer Allah’ın affına ve bağışlamasına nail olmazlarsa suçları kadar ceza çekmek için cehenneme girecekler.Cezalarını çektikten sonra hemen Cennet’e girip orada sonsuza kadar kalacaklar.Allah Kuran’da mealen: “Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet: 8) buyurmaktadır.

A-Ahiret Gününe Niçin İnanırız?

Ahiret Gününe İslam Dininin emri olduğu için inanırız.Ahiret Gününe inanmak İslam Dininin iman esaslarının beşincisi olduğu için inanırız.Yine Ahire Gününü inkar etmenin imkansız olduğunu bildiğimiz için inanırız.Bir başka alem yaratmanın Allah için zor olmadığını bildiğimizden inanırız.

a-İnsanın Yaşamının Kısımları:

                   1-Ruhlar Alemindeki Hayat:İnsan oğlu bir bedenle dünyaya gelmeden önce vardı.Ama bu varlığı ruh şeklindeydi.Ruhlar aleminde yaşıyordu.Allah’ın iradesiyle kaderi belirlenmiş, hangi ana ve babadan dünyaya geleceği tayin edilmişti.İlahi iradenin ortaya çıkması (tecellisi) neticesinde zamanı gelince kaderi ortaya çıktı.Ana ve babasının bedeninden dünyaya gelerek ,dünya hayatına ruh ve beden olarak başladı.  Böylece kaderi Allah tarafından yaratılarak ortaya çıktı.Yani kazası gerçekleşti.

2-Dünya Hayatı:Dünya hayatı bit takım çağlardan meydana gelir.Bunların ilki çocukluk çağıdır.Bu çağ anamızdan doğduğumuzdan itibaren buluğ çağına gelinceye kadardır. İnsan çocukluk çağında hayata hazırlanır.Temel dini ve dünya ile ilgili bilgileri öğrenir.Kendini hayata hazırlar.

Buluğ çağından ölünceye kadar ise yaptığı her şeyden,hem dünyada ,hem ahirette hesap verir.İyi işler yapmışsa mükafat kazanır.Kötü işler yapmışsa ceza alır.

Dünya hayatı ölümle ruhun bedeni terk etmesiyle sona erer.Ölen kişinin ruhu ruhlar alemine giderek Kabir Hayatını yaşamaya başlar.

3-Kabir Hayatı.

a- Kabir Hayatı Nedir?: İnsan öldükten sonra yeniden dirilmeye kadar geçireceği zamana Kabir Hayatı denir.Ölen insanın Kabir Hayatını yaşaması için cesedinin kefenlenip mezara konmasına ihtiyaç yoktur. Ölenin cesedi mezara konmasa,çeşitli hayvanlar tarafından yenilse,parçalansa da Kabir Hayatı yaşanacaktır.

Yine yanıp kavrulup kül olsa,buhar veya gaz haline gelse de ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.Dünya atmosferinden çıkarılıp uzay boşluğuna bırakılsa da ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.

Çeşitli şekillerde ilaçlanıp çürütülmeden saklansa da ölen Kabir Hayatı yaşayacaktır.Yaşanan bu Kabir Hayatı manevi bir hayattır.

Bu manevi hayatı ruh ve beden birlikte yaşar.Bu hayat bizim dünya ölçülerimize uymaz.Kabir Hayatına Berzah Hayatı da denir.Bu hayat dünya hayatı ile Ahiret Hayatı arasında bir hayattır.Bütün insanlar Kabir Hayatını yaşayacaklardır.

Kabir Hayatı Ahiret Hayatına bir geçiştir.Kabir Hayatında kesinti olmaz.Hiçbir kimse ne şekilde olursa olsun bu hayattan kurtulup dünyaya uzun veya kısa bir süre dahi gelemez.Önünde manevi bir engel (berzah) vardır. Bu engel aşılamaz.Allah’ın yaşamamızı emrettiği kabir hayatını hiçbir kimse bir an dahi olsa durduramaz.Ara verdiremez.Dünya hayatı gibi başladı mı devam eder.Kabir Hayatı kıyamete kadar devam edecektir.

            b-Kabir Hayatının Başlaması:Ölen kimsenin ruhu cesetten (vücuttan)çıktıktan sonra ruhlar alemine gider.Daha sonra Allah’ın emri le manevi olarak cesedine (vücuduna)geri döner.Ruh bedenle birlikte manevi olarak Kabir Hayatına başlar.Bu dönüşle Kabir Hayatının ilk başlangıcı olan Münker ve Nekir adlı meleklerin kabir soruları ile karşılaşır.

-Meleklerin Rabbin kim ? sorusuna,  “Rabbim Allah..”.

-Meleklerin Dinin nedir? Sorusuna. “Dinim İslam”.

-Meleklerin Kitabın hangisidir? Sorusuna. “Kitabım Kuranı Kerim”.

-Meleklerin Peygamberin Kimdir? Sorusuna. “H.z.Muhammed (a.s.) ” .

-Kıblen neresi? Sorusuna “Kabe”.

Diye cevap verir.Allah’ın emir ve yasaklarına uyan Müslümanlar.O zaman ölen kişinin kabri genişler.Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.Cennet nimetlerini tadar.

Dünya hayatında Allah’ın emirlerine uymadıkları için bir kısım Müslümanlar bu sorulara cevap veremezler.İşte o zaman bu Müslümanları kabirleri sıkıştırır.Kıyamete kadar Kabirlerinde Cehennem azabının bir çeşidini çekerler.

Kafirler Münker ve Nekir meleklerin bu sorularına hiç cevap veremezler.Kabirleri cehennem çukurlarından bir çukur olur.Kıyamete kadar azap görürler.

İnsanlara ; sabah ve akşam kabirlerinden açılan bir pencereden , Ahiretteki yeri cennetse cennetten, cehennemlikse cehennemden gösterilir.Ve kendisine gösterilen bu yerindeki hayatı kabrinde yaşar.Kıyamet Kopuncaya kadar ,kabrinde bu yaşayışına devam eder.Bu hayatta kesini ve ara verme olmaz.İnsan yaşayacağı kabir hayatından kurtulmak istese dahi kurtulamaz.Bu hayattan geri dönülmez.Kıyamete kadar aynen devam eder.

c-Ruh ve Beden İçin Kabir Hayatı Manevi Bir Hayattır: Kabir Hayatını ve Kabirde insanların yaşayacağı hayatı ,şu dünya ölçülerine göre anlatmak imkansızdır.Kabirde hem ruh ,hem bedene azap vardır.Dünya gözüyle göremeyiz.Mezarı açsak çürüyen beden görürüz.Dünya gözü ve dünya duygularıyla manevi hayatı görmek mümkün değildir.İnsanlar dünya hayatının dışındaki hayatları gözleri ve duygularıyla görecek şekilde yaratılmamıştır.Kabir hayatına inanılır.Sebebi de bu hayatın manevi bir hayat oluşudur.Ruh ve Beden Kabir Hayatını dünya ölçülerinin dışında manevi bir şekilde yaşar.Bu hayat dünya ölçülerine uymaz.

Allah daha değişik Kabir Hayatını hem ruha ,hem bedene rahatlıkla yaşatır ve yaratır.Bu hayatı yaratmak Allah için çok kolaydır.Her gün uyuduğumuzda gördüğümüz rüyalar bizim hem ruhla, hem bedenle yaşadığımız manevi bir hayattır.Bu rüyaları yaratan ve yaşanmasına izin veren Allah’tır.

Rüyalarımızda bazen vücudumuzun bazı yerleri yanar,kesilir,acır.Biz bazı canlıları öldürürüz.Bazen sevdiğimiz güzel şeyleri yeriz.Kısacası rüyamızda bedenimiz ve ruhumuz bazen acı duyar.Bazen lezzet duyar.Bunların hepsi manevi şeylerdir.Uykudan uyandıktan sonra, bu saydığımız şeylerden hiçbir eser göremeyiz.Çünkü bizler uykumuzda ;ruh ve beden olarak manevi bir hayat yaşamışızdır.

Kabir Hayatını öğrenirken rüyalar alemini unutmamalıyız.Böylece manevi olarak,hem ruh hem bedenle yaşanan Kabir Hayatını daha iyi kavrarız.

d-Kabir Hayatının Bitmesi:Zamanı gelince Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’a üflemesiyle Kıyamet Kopar.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’ ikinci defa üflemesinden sonra Ahiret Alemi kurulur.Ve Ahiret Hayatı başlar.Böylece İsrafil’in         ikinci defa  sur’a üflemesinden sonra Kabir Hayatı sona ermiş olur.

Bu konuda Allah Kuran’da mealen: “Sur’a üflenince Allah’ın dilediği bir yana,gökteki olanlar yerde olanlar baygın düşer.Sonra Sur’a bir daha üflenince hemen hepsi ayağa kalkıp bakışır dururlar.”.(Zümer Suresi.Ayet:168) buyrulmaktadır.

e-Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları:Ahiret Gününe inanan insanlar huzurludur.Bu insanlardan meydana gelen milletlerin kanun ve adalete uymaları eksiksizdir.Kimseye haksızlık yapılmaz.Herkes huzurlu ve mutludur.

Ahiret gününe inanmayan insanlar için bu dünya çekilmez duruma gelir.Bu  insanlardan meydana gelen milletler huzursuzdur.İnsanlar ufacık menfaatleri için her türlü rezilliği rahatlıkla yaparlar.Kanun hakimiyetini sağlamak imkansızdır.

 

S   O   N

 

 

 

 

 


Mesbuk

Sehiv (Yanılma) Secdesi:

Yanılma Secdesi:Namaz kılarken her hangi bir yanılma nedeni ile yapılan hatanın giderilmesi için yapılan secdedir.Yanılma secdesi yapmak vaciptir.

Yanılma Secdesinin Nedenleri(Sebepleri):

1-Namazın içindeki farzlarının (rükün)birinin yanılarak geri bırakılması veya önce yapılması

2-Namazın vaciplerinin birinin yanılarak yapılmaması(terki), geciktirilmesi .

3-Herhangi bir namazda namazın içindeki farzlarını tekrar etmek(yani olması gerekenden fazla yapmak)

4-Namazın bir vacibinin vasfını değiştirmek.(Açık okunacak yerde gizli ,gizli okunacak yerde açık okumak.Bu durum cemaat ile namaz kılarken ortaya çıkar.).

Şu Hareketler Yanılma Secdesi Yapmaya Neden Olmaz

a-Herhangi bir namazın içindeki farzını bile, bile veya yanılarak terk edersek (yapmazsak)namaz bozulur.Yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Namazın yeniden kılınması gerekir.

b-Herhangi bir namazın vacibinin kasten yapılmaması terki veya geciktirilmesi,tehir edilmesinden dolayı yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Namazın yeniden kılınması gerekir.

c-Namazın sünnetlerinden biri bile, bile veya yanılarak(sehven)yapılmazsa terk edilirse yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Namazımız geçerlidir.Namazı yeniden kılmaya gerek olmaz.Ancak sünneti kasten yapmadığımız,terk ettiğimizden dolayı namazın sevabını azaltmış oluruz.

Yanılma Secdesinin Yapılışı

Son oturuşta sadece Ettehiyyatüyü okuduktan sonra sağ tarafımıza selam verip hemen “Allahu Ekber” diyerek secde yapılır.Secde de üç defa “Sübhane Rabbiyel Ala” denir.Ve “Allahu Ekber” diyerek oturulur. “Sübhanallah diyecek kadar durulduktan sonra tekrar “Allahu Ekber” diyerek secde yaparız.Yine secde de üç sefa “Subhane Rabbiyel Ala” deriz.Ve “Allahu Ekber” diyerek otururuz.Ettehiyyatü Duasını,Salavat Duaları ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra sağ ve sol tarafımıza selam vererek namazımızı kılmış oluruz.

a-Yanılma secdesi yapacağımız zaman sadece Ettehiyyatü Duasını okuruz.Salavat dualarını ve Rabbena dualarını okumayız.

b-Yanılma secdesi yapacağımız zaman sadece sağ tarafımıza selam verebileceğimiz gibi sağ ve sol tarafımıza da selam verebiliriz.Tek başına namaz kılan bir kimsenin Ettehiyyatü Duasını okuduktan sonra sadece sağ tarafına selam verdikten sonra yanılma secdesini yapması daha uygundur.Çünkü her iki tarafına selam veren kimsenin namazım bitti diyerek göğsünü kıbleden ayırması veya konuşması gibi namazdan çıkmayı gerektiren davranışları yapma durumu olabilir.

c-İmamlık yapan kimse sadece sağ tarafına selam verdikten sonra  yanılma secdesi yapar.İmam yanılma secdesi yaptığı zaman cemaatte yanılma secdesi yapar.

d-Yine yanılma secdesi yapacağımız zaman ki son oturuşumuzda ettahıyyatü ve salavat dualarını okuruz.Rabbena dualarını da okuduktan sonra yanılma secdesi yaparız.Yanılma secdesini yaptıktan sonra yeniden ettahıyyatü duasını,salavat dualarını ve Rabbena dualarını okuyup selam vererek namazı bitiririz.

e- Yanılma secdesi Ettehiyyatü Duası,salavat duaları ve Rabbena Duaları okunduktan sonra hiç selam vermeden de yapılabilir.

f-Yanılma secdesi yapılacağı zaman en uygun olan  Ettehiyyatü Duasını ,Salavat Dualarını Rabbena Dualarını okuduktan sonra sağ tarafımıza selam verdikten sonra yanılma secdesi yapmaktır.

g-Yanılma secdesi yapmayı unutarak,iki tarafımıza selam verirsek,daha sonra yanılma secdesi yapmayı hatırlarsak(Bu sırada konuşmamışsak,göğsümüzü kıbleden çevirmemişsek veya başka bir şey yapmamışsak,veya abdestimiz bozulmamışsa veyahut namazı bozan şeyleri yapmamışsak,kısacası her iki tarafımıza selem verdiğimiz durumumuzu olduğu gibi koruyorsak).hemen yanılma secdesini yaparız.

 

Kıraat Yapılırken (Kurandan Ayet ,Sure ve  Fatiha Suresi Okunurken )Yanılma Secdesine Sebep  Olan Durumlar

1-Kıldığı bir farz namazda birinci veya ikinci rekatta Fatiha Suresini okumayı unutup sadece sure veya ayet okuyan bir kimse secdeye gitmeden önce yaptığı bu yanılmayı hatırlarsa hemen doğrulur Fatiha Suresini okur .Ve daha sonra namazın devam eder.Namazın sonunda vacip olan bir okumayı geciktirdiği için yanılma secdesi yapar.

2-Üç veya dört rekatlı farz bir namazda farz olan kıraati birinci veya ikinci rekatta yanılarak okumayan bir kimse(yani bir rekattaki farz olan kıraat),farz olan kıraati hangi rekatta okursa okusun namazın sonunda yanılma secdesi yapmak vaciptir.Bilerek birinci ve ikinci rekattaki farz olan kıraati terk eden kimsenin namazı bozulur .Yeniden bu namazın kılınması gerekir.

a-Kıldığımız namazda birkaç defa yanılırsak,selam verdikten sonra (sağ tarafımıza veya sağ ve sol tarafımıza selam verdikten sonra veyahut hiç selam vermeden)yaptığımız bütün yanılmalar için sadece bir defa yanılma secdesi yaparız.

3-Dört rekatlı farz namazlarda Fatiha Suresinin birinci ve ikinci rekatta okunması vaciptir.

a-Dört rekatlı bir farz namazda bir kimse unutarak birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha Suresini okumaz,sadece sure veya ayet okursa bu yaptığı unutkanlığı,yanılmayı üçüncü rekatta hatırlarsa artık unutarak okumadığı Fatiha Surelerini okumaz.(Birinci ve ikinci rekatlarda okuması gereken Fatiha Surelerini okumaz.).Namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü okunması vacip olan Fatiha Suresi  unutularak ,yanılarak okunmamıştır.

b-Dört rekatlık farz bir namazda birinci ve ikinci rekatta sadece Fatiha Suresini  okur ve üçüncü rekata kalktığında unutarak ,yanılarak yaptığı hatayı ,yanlışlığı hatırlarsa üçüncü ve dördüncü rekatta Fatiha Suresi ile  istediği bir sure veya istediği bir ayeti okur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü namazdaki vacip olan kıraatin (okumanın)yeri değiştirilmiştir.

4-İki rekatlık farz bir namazda (Sabah namazının farzında)yanılarak birinci ve ikinci rekatta Fatiha Suresini okumayan bir kimse ,namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü namazda okunması vacip olan Fatiha Suresi okunmamıştır.Yani yanılarak okunmamıştır.

a-İki rekatlık farz bir namazda(Sabah namazının farzında)bilebile bir rekatta Fatiha Suresini okumayı terk eden bir kimse yanılma secdesi yapmaz.Bir vacibi bilebile terk ettiği için namazını yeniden kılar.

b-Yanılarak bir rekatta Fatiha Suresi peş peşe iki defa okunursa yanılma secdesi yapılır.

5-Kıyamda “Sübhaneke Duası” okunduktan sonra namazın farzlarından (Rükünlerinden) birini yerine getirecek kadar bekleyip,daha sonra fatihayı ,ve uzun bir ayet veya kısa bir ayet veya bir sure okursak farz olan okuma (kıraat)geciktirilmiş olur.Namazın sonunda ;farz olan okuma geciktirildiği için yanılma secdesi yapmak gerekir.

6-Namaz kılarken Fatih Suresinden önce bir başka sure veya ayetin bir harfi bile hata ile okunsa ,namaz kılan kimse hatasını anlayarak hemen bu okumasını bırakır. Vacip olan Fatiha suresini okur.Fatiha Suresinden sonra okuması gereken şeyleri okur.Namazın bitiminde yanılma secdesi yapar.Çünkü vacip olan bir okuma yanılarak geciktirilmiştir.Farz olan bir okuma geciktirilmiştir.

a-Yapılan hata Rüku’a varıldığında hatırlanırsa ,hemen kıyama dönülür(yani hemen doğrulup ,dimdik durulur,eller göbek altında bağlanır.)Fatiha Suresi ve ondan sonra okuması gereken sure ve ayetler okunur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapılır.

7-Vitir Namazını kılan bir kimse üçüncü rekatta yanılarak rükua eğilse ve eğildikten sonra Kunut Dualarını okumadığını hatırlasa,Kunut Dualarını okumak için doğrulmasına(kıyama dönmesine)gerek yoktur.Bu kişi namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü Vitir Namazı kılarken Kunut Dualarını okumak vaciptir.

8-Vitir Namazını kılan bir kimse üçüncü rekatta Kunut Duaların okumadan Rüku’ a eğilse ve yanıldığını anlayıp hemen doğrulsa (kıyama dönse),tekbir aldıktan sonra Kunut Dualarını okur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapmaz.Çünkü Vitir Namazında Kunut Dualarını okumak ve Kunut Dualarından önce “Allahu Ekber” demek vaciptir.

9-Namaz kılarken Fatiha Suresinin çoğu okunduktan sonra her hangi bir sebepten tekrar baştan okunsa yanılma secdesi yapılır.(Mezhebi imamımız Ebu Hanife’ye göre yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.).

a-Namaz kılarken Fatiha Suresini ve Fatiha Suresinden sonra okuyacağımız sure veya ayetleri okuduktan sonra hemen rükuya gitmeyip susarak biraz beklese yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.(Bu bekleyiş namazın içindeki bir farzı (rüknü) yerine getirecek kadar olmamalıdır.Bir azıcık olmalıdır.)

10-Namaz kılarken “Sübhaneke Duasını” okuduktan sonra bir ayet veya sure okusak daha sonrada fatiha suresini okusak yanılma secdesi yapmak gerekir.Çünkü vacip olan Fatiha Suresinin okunması geciktirilmiştir.Yani yeri değiştirilmiştir.

11-Farz namazların sadece Fatiha Suresi okunacak yerlerinde (üçüncü ve dördüncü rekatlarında veya üçüncü rekatında)fatihadan sonra bir sure veya ayet okusak yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.

12-Namaz kılan bir kimse nafile (sünnet) namazların herhangi bir rekatında söz gelişi öğle namazının ilk sünnetinin ikinci rekatında fatiha suresini yanılarak,unutarak okumasa rükuya gider veya secdeye giderek bu rekatı tamamlasa,namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü bir vacip yanılarak yerine getirilmemiş,terk edilmiştir.

13-Fatiha Suresini okumayıp bir sure veya ayet okur ve daha sonra yaptığı hatayı anlayarak fatiha suresini ve bir sure veya ayet veya üç kısa ayet okusa namazın sonunda yanılma secdesi yapmaya gerek vardır.Çünkü okunması vacip olan Fatiha Suresinin okunması geciktirilmiştir.

14-Dört rekatlık farz bir namazda birinci ve ikinci rekatlarda unutarak Fatiha Suresini okumayıp sadece sure veya ayet okuyan bir kimse yaptığı bu yanılmayı daha sonraki rekatlarda hatırlarsa (yani üçüncü rekatın başında)hemen fatiha ve bir sure veya ayet okur.Dördüncü rekatta da Fatiha Suresini ve bir sure veya ayet okur.Namazın sonunda da yanılma secdesi yapar.

Bu yanlışlık üç rekatlı farz bir namazda olursa  üçüncü rekatta fatiha ve bir sure veya ayet okur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapar.                                                                                                  .       15 -İki üç veya dört rekatlı farz bir namazda sadece bir Rekat da Fatiha Suresin unutarak , yanılarak okumayan bir kimse Rüku’a gittikten veya Rüku’dan başını kaldırdıkta n sonra Fatiha Suresini okumadığını hatırlarsa secdeye gitmez,hemen Fatiha Suresini ve bir sure ve ayet okur.Daha sonra yeniden Rüku ve secde yapar.Namazını tamamladıktan sonra yanılma secdesi yapar.

16-Kıldığı bir namazda Fatiha Suresini okuduktan sonra Rüku’ a varır ve Rüku’da Fatiha Suresinden sonra bir sure veya ayet okumadığını hatırlarda ,hemen doğrulup sure veya ayeti okur.Daha sonrada yeniden Rüku ve secdesini yapar.Namazını bitirdikten sonrada yanılma secdesini yapar.

17-“Subhaneke  Duasını” okuduktan sonra kıraatten önce(Fatiha Suresini ve bir kısa sure veya üç kısa ayet okumadan önce) Rüku yapsak ,Rüku’da yanıldığımızı hatırlayıp hemen doğrulup kıraati(Fatiha Suresini ve bir kısa sure veya üç kısa ayet okuruz)yerine getiririz.Çünkü bu hareketimizle namazın içindeki farzları yer değiştirmiştir.Namazın sonunda yanılma secdesi yaparız.(Yani namazın farzlarından olan kıraat geciktirilmiştir,tehir edilmiştir.)

18-Kıyamda iken (ayakta iken)Fatiha Suresinden önce yanılarak ,unutarak Ettehiyyatü Duasını okursak,ve daha sonra Fatiha Suresini ve bir kısa sure ve üç kısa ayet okursak namazın sonunda yanılma secdesi yapmayız.Çünkü namaz kılarken Fatiha Suresinden önceki yer dua yeridir.Ettehiyyatü Duası da namazda okunan bir duadır.

19-Kıyamda iken (ayaktayken)Fatiha Suresinden sonra yanılarak Ettehiyyatü Duasını okursak namazın sonunda yanılma secdesi yaparız.Çünkü namaz kılarken Fatiha Suresinden sonraki yer Kurandan ayet veya sure okuma yeridir.Ettehiyyatü Duasını okumakla vacip olan; Kurandan sure veya ayet okumak geciktirilmiştir.

20- Üç ve dört rekatlı farz namazların,son üç ve dördüncü rekatların dayanılarak Ettehiyyatü Duasını okusak ,namazın sonunda yanılma secdesi yapmayız.Çünkü bu rekatlarda Fatiha Suresini okumak farz,vacip ve sünnet değil sünnettir.

21-Namaz kılan bir kimse oturacağı yerde ayağa kalksa (kıyama kalksa) ayağa kalkacağı yerde otursa yanıldığını anlayınca yapması gereken hareketi hemen yapar(Kıyama kalkar veya oturur).Namazın sonunda da yanılma secdesi yapar.(Yanılan kişi imam veya tek başına namaz kılan bir kişi olsun değişen bir şey olmaz.her ikisi de yukarıda anlatıldığı gibi davranır. Bu görüş mezhep imamlarımızdan İmam Ebu Yusuf’un görüşüdür.).Çünkü bir farz geciktirilmiştir.

22-Namaz kılan bir kimse birinci oturuşu yapmadan yani Ettehiyyatü Duasını ikinci rekatın sonunda oturarak okumadan ayağa kalksa,daha sonra bu  kimse yaptığı yanlışlığı anlayarak hemen oturacak olsa namazı bozulur.böyle bir durumun içinde olan kimsenin yapacağı iş şudur;Bu kişi ayağa kalkar ve namazına devam eder.(Yani üçüncü ve dördüncü veya kıldığı namazın üçüncü rekatını kılar.)Namazın sonunda vacip olan bir hareketi terk ettiği için yanılma secdesi yapar.(Ayağa  kalkmanın ölçüsü;oturur durumda olmadan,ayakta durmaya yakın olmaktır.Ayakta durmaya yakın olmak şudur:Oturan bir kişi ayağa kalkmak için hareket ettiğinde dizlerini yerden kaldırmışsa,bu kişi ayakta durmaya yakın sayılır.Oturur maya yakın olmak şudur:Ayakta olan bir kişi oturmak için hareket ettiğinde dizlerini yere koymuşsa bu kişi  oturur durumda olmaya yakın demektir.).

23-Euzü-Besmele ve Fatih Suresinin sonunda söylenen “Amin” sözü namaz kılarken gizli söylenir.Bu  “Amin ” sözü açıkça yani yüksek sesle söylense yanılma secdesine gerek yoktur.Çünkü bu sözün gizli söylenmesi vacip değil, sünnettir.

24-İmama Rüku’da yetişip,hemen başlama tekbiri alan kişinin “Subhaneke Duasını” okumasına gerek yoktur.Çünkü “Subhaneke Duasını “okumak sünnettir.Sünnetin yapılmama durumunda yanılma secdesi yapmaz.

25-Farz,sünnet,vacip veya nafile namazların her hangi bir rekatında yanılarak Fatiha Suresini okumaz ve o şekilde namaz bitirilirse bu kişinin namazı bozulmaz.Bir vacip yanılarak terk edildiği için ,yapılmadığı için yanılma secdesi yapmak gerekir.

26-Dört  Rekatlık Farz Namazlarla ,Üç Rekatlık Farz Namazların Üçüncü Ve Dördüncü Rekatlarında Kıraatle İlgili Değişik Görüşler:

a-Dört rekatlık farz bir namazın üçüncü ve dördüncü rekatında, yine üç rekatlık farz bir namazın üçüncü rekatında Fatiha suresin okumak vaciptir.

b-Dört rekatlık farz bir namazın üçüncü ve dördüncü rekatında ,yine üç rekatlık farz bir namazın üçüncü rekatında Fatiha Suresini okumak sünnettir.

c- Bu İki Görüşün Işığında; Üç ve dört rekatlı farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında veya üçüncü rekatında kıraat (Fatiha Suresini okumak)uygundur(caizdir).Yine bu rekatlarda üç defa “Sübhanallah ”demek veya üç defa “Sübhanallah ” diyecek kadar susmak uygundur (caizdir).

             İSLAM ALİMLERİNİN ÇOĞUNA GÖRE FARZ NAMAZLARIN ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ REKATLARINDA EN SEVEP OLAN ŞEY KIRAATTİR.BU REKATLARDA KIRAAT OLARAK FATİHA SURESİN OKUMAKTIR VE SEVABI DAHA ÇOKTUR.BU BAKIMDAN BU REKATLARDA FATİHA SURESİNİ OKURUZ.

27-Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha Suresinden sonra bir sure veya ayet okursak yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.

28-Dört rekatlı farz bir namazın üçüncü ve dördüncü rekatlarında ,üç rekatlık farz bir namazın üçüncü rekatında Fatiha Suresini okumasak ,bir başka surede okumasak,bir başka ayet de okumasak,tespih de  (Sübhanallah…………………………………gibi)yapmasak yani söylemesek,bu rekatlarda sadece sussak  olur.Bu rekatlarda susmak da uygundur(caizdir).Namazımız namazdır.Açıklanan bu durumlar ister bil bile olsun,ister yanılarak olsun durum değişmez.Yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Hanefi Mezhebinin İmamı Ebu Hanife’ye ve Ebu Yusuf’a göre.

29-Namaz kılan bir kimse namazın bir vacibini bilebile terk ederse ,yapmazsa namazını yeniden kılması gerekir.Ancak bir vacibi yapılmayan bu namaz yeniden kılınmazsa ,kılmayan kimse günah işlemiş olur.Ancak namazı günahla beraber  geçerlidir.

a-Namaz kılarken herhangi bir rekatta fatiha ve bir sure veya üç kıs ayet veya üç kıssa ayete eşit uzunlukta bir ayet okumayı unutarak rüku yaparsak ve;fatiha ve sure veya üç kısa ayet veya üç kısa ayete eşit uzunlukta ayet okumadığımızı hatırlarsak hemen doğruluruz (kıyam yaparız)daha sonra fatiha ve okumamız gereken sure veya ayetleri okuruz daha sonra yeniden rüku yaparız namazımızın bitiminde yanılma secdesi yaparız .namaz kılarken namazın vaciplerinin yerinde geciktirilmeden yapılması vaciptir .((Kıraatte;biraz bekledikten sonra kıraate başlamak vacibi geciktirmedir(tehirdir).

30-Dört rekatlık farz bir namazda ilk iki rekatta farz olan kıraati bilebile (kasten)okumayan kimse okumadığı bu farz kıraati üçüncü ve dördüncü rekatlarda okur .Böyle davranan kişinin namazı geçerli olur.Ancak namazın bir vacibini bilebile (kasten)geciktirdiği için yanılma secdesi yapması gerekir.Yanılma secdesini yapmazsa namazını yeniden kılması gerekir.(Eğer namazını yeniden kılmazsa günaha girmiş olur .Ancak namazı geçerlidir.).

31-Üç rekatlık farz bir namazın ilk iki rekatında farz olan kıraati yanılarak okumayan kimsenin namazı geçersiz olur.Çünkü namazın bir farzı yanılarak yerine getirilmemiş olur.Ancak üç rekatlık farz bir namazın birinci ve ikinci rekatında farz olan kıraat yanılarak okunmazsa üçüncü rekatta okunur.Namazın sonunda bir vacip geciktirildiği için yanılma secdesi yapılır.

32-Üç rekatlık farz bir namazda farz olan kıraat bilebile birinci ve ikinci rekatta okunmaz üçüncü rekatta okunursa bir vacip bilebile geciktirildiği yapılmadığı için yanılma secdesi yapmak gerekir.Yanılma secdesi yapmazsa namazı yenden kılmak gerekir.(Eğer namazı yeniden kılmazsa günaha girmiş olur .Ancak namazı geçerlidir.).

33-Üç ve dört rekatlı farz namazların üç ve dört rekatlarında  kıraat hakkındaki değişik görüşler:

A-    Farz namazlarının üç ve dört rekatlarında Fatiha Suresini okumak vaciptir.Bu rekatlarda Fatiha Suresi okunmazsa,yanılma secdesi yapmak gerekir.Fatiha Suresinin ister bilebile ister yanılarak okunması önemli değildir.

B-    Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında kıraat sünnettir.Bu rekatlarda Fatiha Suresi okunmazsa yanılma secdesi yapılmaz.Bundan dolayı;

a-Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha Suresi ve Kuran’dan ayet ve sureler okunabilir .

b-Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında (Sübhanallah………….).denilebilir

c-Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında susulabilir.

d-Ancak farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha Suresin okumak daha faziletlidir.Sevabı çoktur.Bu bakımdan bu rekatlarda Fatiha Suresini kuruz.

34-  Her hangi bir namazı kılan biri Subhaneke Duasını okuduktan sonra kıraat yapmadan (Fatiha Suresini ve bir sure veya ayet okumadan)yanılarak rükuya gider ve namazına bu şekilde devam eserek son oturuştan sonra her iki tarafına selam vererek namazını bitirirse bu kişinin kıldığı namaz ,namaz olmaz.Namazını yeniden kılması gerekir.Çünkü namazın bir farzı olan kıraat yanılarak terk edilmiştir.Yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.

35-Vitir namazını kılan kimse yanılarak Kunut Dualarını okumadan rüku ederse ,doğrulup Kunut dualarını okumaz.Namazın sonunda yanılma secdesi yapar.Çünkü burada namazın bir vacibi yanılarak  terk edilmiştir.

36Namaz kılarken namazın içinde ki farzlarını (rükünlerini )yapacak kadar hangi ayeti okudum diye düşünülürse (veya üç defa SUBHANALLAH)diyecek kadar diye düşünülürse yanılma secdesi yapmak gerekir.(Örnek:rüku veya secde yapacak kadar düşünülse )Çükü böyle düşünmekle farz olan bir okuma geciktirilmiştir.(Namazın Farzlarından kıraat).

37-Vacip olan vitir namazının har hangi bir rekatında Fatiha Suresi okunmazsa ,namazın sonunda yanılma secdesi yapılır.Çünkü;vitir namazın her rekatında Fatiha Suresini okumak vaciptir.Bu bakımdan yanılma secdesi yapmakta vaciptir.

38-Namaz surelerini sırasına göre değil de karışık okursak ,yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.(Önce İhlas Suresini okur sonra Kevser Suresini okursak yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Yine önce Fil Suresini  okur sonra İhlas suresini okursak yanılma secdesi yapmayız.Çünkü surelerin namaz kılarken sırayla okunması vacip değildir.).

39-Kıraat:Kurandan ayetler okumaktır.(Açıklaması konunun başında yapıldı).

a-Kıldığımız namazın ilk iki rekatında Fatiha Suresinden sonra yanılarak hiçbir sure okumasak ,veya ayet okumasak namazın onunda yanılma secdesi yaparız.Çünkü bu durumda Fatiha Suresi farz olan kıraat erine geçer. Ve biz vacip  olan kıraati yapmış oluruz.

b-Kıldığımız namazın ilk iki rekatında Fatiha Suresinden sonra bir kısa ayet okursak yanılma secdesi yaparız.Çünkü bu durumda Fatiha Suresi farz olan kıraat yerine geçer.Ve biz vacip olan kıraati yapmış oluruz.

c-Kıldığımız namazın ilk iki rekatında Fatiha Suresinden sonra yanılarak ki kısa ayet okursak yanılma secdesi yapmayız.Çünkü okuduğumuz kısa ayetler okumadığımız kısa ayetten uzun olmuştur.

40-Kıldığımız namazın birinci rekatında namaza başladıktan sonra (“Allah ‘u Ekber” dedikten sonra) yanılarak hemen Rüku’a gidersek ve yanıldığımızı anlayarak hemen kıyama dönersek ,namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü bu yanılmamızla birinci rekatın farzı olan kıyamı geriye bırakmış olduk.Kıyamdan sonra yapılması gereken Rükuyu önce yapmış olduk.Kıyama döndükten sonra namazımızı kılmamız gerektiği gibi kılarız.

41-Namaz kılarken Subhaneke Duasını ,Fatiha Suresini ,her hangi bir namaz suresini veya uzunca bir sure veyahut uzunca bir ayete eşit uzunlukta bir ayet okuduktan sonra namazın içindeki farzlarından birini yapacak kadar beklesek Yanılma Secdesi yapmak gerekir.Çünkü namazın içindeki farzlarından olan Rüku geciktirilmiş olur.

42-Kıldığımız bir namazın bir rekatında peşi peşine iki defa rüku yasak  namazın içindeki farzlarından olan Secde geciktirilmiş olur.Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

43-Kıldığımız namazın Rüku sunu yapıp  söylememiz gerekenleri söyledikten sonra  namazın  içindeki bir farzı yapılacak kadar Rükuda beklesek  Farz olan secde geciktirilmiş olur. Bundan dolayı Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

44-Kıldığımız bir namazın rekatlarında ki secdeleri ikiden fazla yaparsak,bu hareketimizle namazın bir farzını tekrar etmiş oluruz.Bu durumda Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

45-Kıldığımız bir namazın birinci ve ikinci rekatlarında yanılarak Fatiha Suresini iki defa okursak veya Fatiha Suresini tekrarlayarak okursak Yanılma Secdesi yapmak gerekir. Çünkü namazın bir vacibi tekrar edilmiştir.Farz olan kıratın okunması geciktirilmiştir.

46-Kılığımız namazın Rükusunda ,Secdesinde ,Birinci  Oturuşunda ve ikinci Oturuşunda  yanılarak ayet v sure okursak Namazın İçindeki bir farzını geciktirdiğimiz için Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

47-Kıldığımız farz namazın üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha Suresini iki defa okusak Yanılma Secdesi yapmak gerekmez.Yine bu rekatlarda sure veya ayet okusak da Yanılma Secdesi yapmak gerekmez. Yine bu rekatlarda sadece bir sure veya ayet okusak da Yanılma Secdesi yapmamıza gerek yoktur.Çünkü bu okumaları yapmakla bir Vacip geciktirilmiş veya yapılmamış (terk edilmiş) olmaz..

48-Kıldığımız namazın Rükusunu yapıp doğrulduktan sonra söylememiz gereken şeyleri söyledikten sonra hemen secdeye gitmeyerek namazın  içindeki bir farzını yapacak kadar beklersek Yanılma Secdesi yapmamız gerekir Çünkü namazın farzlarından olan Secdenin yapılması geciktirilmiştir.

49-Namaz kılarken birinci ve üçüncüsü rekatların secdelerini yaptıktan sonra hemen kıyama kalkmazsak,namazın içindeki bir farzını yapacak kadar beklersek Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü namazın bir farzı olan kıyam geciktirilmiştir.

50-Üç ve dört rekatlık farz namazların Birinci Oturuşlarında,Vitir Namazın Birinci Oturuşunda ,Öğlen Namazının dört rekatlık birinci sünnetinin Birinci Oturuşlarında Ettehiyyatü Duasından  sonra Salavat Dualarından çok az bir bölüm ,kelime dahi söylense Yanılma Secdesi yapmak gerekir Çünkü bu durumda namazın farzlarından olan kıyam geciktirilmiş olur.

51-Son Oturuşta oturulmadan yanılarak fazladan bir rekat namaz kılmak için ayağa kalkılsa ,sonrada yanıldığımızı anlayarak hemen oturulsa Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

55-Son Oturuşta oturmadan yanılarak ayağa kalkacak bir durumda doğrulsak (dizlerimiz yerden kalksa veya biraz daha fazla doğrulsak) ,ve  yanıldığımızı anlayarak hemen otursak Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

56-Kıldığımız namazlarda yanılarak Fatiha Suresini okumasak Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü namazın bir vacibini yanılarak  yapmadık (terk ettik).

57-Fatiha Suresinden sonra bir sure veya üç kısa ayet okumazsak Yanılma Secdesi yaparız Çünkü namazın içindeki bir Vacibi yanılarak yapmadık.

58-Kıldığımız namazın Birinci Oturuşunda yanılarak oturmazsak ve buna bağlı olarak da Ettehiyyatü  Duasını okumazsak Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü namazın bir vacibini yanılarak yapmadık.

59-Kıldığımız namazın Birinci Oturuşunda ve İkinci Oturuşunda  yanılarak Ettehiyyatü Duasın okumazsak Yanılma Secdesi yapmak gerekir. Çünkü yanılarak namazın bir vacibi terk edilmiştir.

60-Kıldığımız namazda  yanılarak selam vermeden namazdan çıksak bir vacibi yanılarak yapmamış oluruz.Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

61-Cemaat halinde namaz kılarken İMAM ;Yanılarak  kıraati yüksek sesle (açık kıraatle ,aşikare kıraatle)okunacak namazları alçak sesle(gizli okuyuşla ,alçak kıraatle) okuyarak kıldırırsa,namazın bir vacibinin özelliği (vasfı)değiştirilmiş  olur. Bu durumda hem imam hem cemaat Yanılma Secdesi yapar.Yine İMAM ;yanılarak kıraati  alçak sesle(gizli okuyuşla, alçak kıraatle) okunacak namazı yüksek sesle okuyarak kıldırırsa , namazın bir vacibinin özelliği (vasfı) değiştirilmiş olur.Bu durumda hem imam hem cemaat Yanılma Secdesi yapar.( Cemaat halinde namaz kılarken  bazı namazların açık veya gizli  kıraatle (okuyuşla) kılınması vaciptir.)

a-Sabah,Akşam,Yatsı,Cuma , Ramazan v Kurban Bayramı namazlarının farzının imam tarafından yüksek sesle(açık kıraatle) kıldırılması vaciptir.

b-Öğlen ve ikindi namazların farzlarının imam tarafından alçak sesle(gizli okuyuşla,kıraatle) kıldırılması vaciptir.

c- Gündüz kıldığımız sünnet(nafile)namazların gizli okuma ile kılınması Vaciptir.(Bütün Sünnet namazlar tek başımıza gizli okuma ile kılınır .Cemaatle kılınmaz.).Sünnet (nafile) namazların  gündüz vakitlerinde yüksek sesle kılınması iyi değildir (mekruhtur)

d-Cemaatle kılınan namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarını imam gizli okuma ile kıldırır.

e-Tek başımıza namaz kılarken,öğlen ve ikindi namazlarının farzlarını gizli okuma ile kılarız.Bile bile açık okuma ile kılarsak günah işlemiş oluruz.Bundan dolayı yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Ancak sabah, akşam,yatsı namazlarının farzlarını istersek açık, istersek gizli okuyuş ile kılabiliriz.Geceleri kıldığımız nafile (sünnet) namazları da istersek açık istersek gizli okuyuş ile kılabiliriz.

62-Tadili erkan;İmamı Ebu Yusuf’a göre Farzdır.İmamı Azam Ebu Hanife’ye  ve İmam  Muhammed’e göre Vaciptir.(Ülkemizdeki uygulama Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerine uygundur.).Namazdan Kendi İradesi ile çıkmak (Huruçu Bisun’ihi) İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre Farzdır.İmamı Ebu Yusuf’a ve İmamı Ebu Muhammed’e göre VACİPTİR. Namazı Peygamberimiz (s.a.s.)in öğrettiği gibi kılmak vaciptir.

63-Namaz farzlarının( Kıyam ,Kıraat,Rüku,Secde,Son Oturuşun) peşi peşine yapılması Vaciptir.

*** “Hadesten Taharet,Necasetten Taharet,Setri Avret,İstikbali Kıble,vakit,Niyet ve Başlama Tekbirine Namazın ŞARTLARI denir Bu şartlar olmadan sıhhati (sahih,geçerli,eksiksiz) bir namaz kılamayız.Bu  şartlar namazın içine dahil değildir.Kıldığımız namazın geçerli olması için bu şartların namaza başlamadan önce yapılması gerekir.Çünkü Hadesten Taharet,Necasetten Taharet,Setri Avret,İstikbali Kıble gibi şartları namaz süresince devam etmesi gerekir. Namazın başlangıcında Vakit ve Niyet  gibi şartların da bulunması gerekir. .        .    Başlama Tekbiri, Kıyam, Kıraat, Rüku ,Secde,ve Kadei  Ahire’ye (Son Oturuşa da) Namazın RÜKÜNLERİ denir.Namazın Rükünleri namazın içinde yapılması FARZ olan şeylerdir.Müslümanların namaz adını verdikleri ibadet bu on iki (12)Farzdan oluşmaktadır.”***

64-Cuma Namazını Kılarken Yanılma Secdesi Yapmak Gerekirse;

a-İmam Cuma Namazında Yanılma Secdesini gerektiren bir şey yaparsa karışıklığa (fitneye) neden olmamak için Yanılma Secdesi yapmaz.

b-İmam diğer namazlarda Yanılma  Secdesi gerektiren bir şey yaparsa  Yanılma Secdesi yapar imama uyanlarda imamla birlikte ayanımla secdesi yaparlar.

c- Gerek cemaatle gerekse tek başımıza kıldığımız namazda birden fazla Yanılma Secdesi yapacak  şeyler yapılırsa bütün bunlar için namazın sonunda sadece bir tane Yanılma Secdesi yapılır.

d-İmama uyarak namaz kılan kimsede Yanılma Secdesi gerektiren bir durum ortaya çıkarsa  bu kişinin Yanılma Secdesi yapmasına gerek yoktur.

e-Bazı rekatlarda imama yetişemeyen kimse ,namazın onunda bu rekatları kılmaya kalkmadan önce imamın  sağ tarafına selam vermesini beklemesi gerekir.Çünkü imam yanılma secdesi yapabilir.

f-Kılmadığı rekatları kılmak için imamın sağ tarafına selam vermesini beklemeden ayağa kalkan kimse ,kılmadığı rekatları kılarken imam Yanılma Secdesi yaparsa ,kılmadığı rekatları kılan kişi bu  sırada kıyanda ise hemen imama uyarak Yanılma Secdesini yapar.Daha sonrada kılmadığı rekatları ayağa kalkarak kılar (Yanılma Secdesi yapmadan önce kılmaya başladığı rekatları, bu rekatların secdesi yapılmadığından kılınmamış sayılırlar.).

g-Bu kişi secdede ise imam’a uymaz.Secdesini yapıp bitirdikten sonra Ettehiyyatü Duasını,salavat dualarını ve Rabbena dualarını okuduktan sonra sağ tarafına selam verir ve yanılma secdesini yapar.Bu şekilde namaz kılan kişide yanılma secdesi yapabilecek şeyler ortaya çıksa da yanılma secdesi yapmaz.Çünkü bir namazda bütün yanılmalar için sadece bir yanılma secdesi yeter.

65-Birinci oturuşta oturup yanılarak biraz beklesek, hemen Ettehiyyatü Duasını okumasak  ,namazın içindeki bir vacip geciktirilmiş olur. Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

66-Dört rekatlık nafile namazlar bir birine bitişmiş olarak bir  defa selam vermek şeklinde kılınırsa da, aslında bu namazların her iki rekatı ayrı ,ayrı namazlardır.Bu bakımdan her rekatlarında fatiha suresini okumak vaciptir.

67-İmam rükuda iken söyleyeceği ”Sübhane  Rabbiyel Azim” ve secdede söyleyeceği “Sübhane  Rabbiyel Ala” sözlerini (tesbihlerini,senalarını,övgülerini) ve namazın başında okuyacağı “Subhaneke Duasını” ve birinci oturuşta okuyacağı Ettehiyyatü Duasını,Salavat Dualarını,Rabbena Dualarını yanılarak yüksek sesle okursa  Yanılma Secdesi yapmaz.Çünkü bu senaların ve duaların söylenmesi ve okunması SÜNNETTİR.

68-Namaz kılarken ilk defa bir kimse hangi namazı kıldığını bilmese veya hangi namaza niyet ettiğinden şüpheye düşse (Hangi namaza niyet ettiğini kesinlikle bilmese ,içinde böyle bir şüphe doğsa )namazını bozar.Kılmak istediği namaza niyet ederek namazını yeniden kılar.Bu tür durumlarda şüphelendiği namazı bozup yeniden namaza niyetlenerek namaz kılmak vaciptir.İçinde bu tür şüphe doğan kimse şöyle davranır:

a-Kalbine hangi namazı kıldığı yani hangi namaza niyetlendiği hakkında ilk defa şüphe gelen kimse ,eğer birinci rekatı kılıyorsa ,bu şüpheden sonra bir rekat namaz daha kılar ve ilk oturuşta Ettehiyyatü Duasını,Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra her iki yanına selam verdikten sonra namazını tamamlar.Daha sonra kılmak istediği namaz a niyet ederek namazına devam eder.                                                                                                .                             b- Bu şüphe ikinci rekatta ortaya çıkarsa ,ikinci rekatın sonunda birinci Oturuşu (Birinci Kade de) Ettehiyyatü ve öteki duaları okuduktan sonra her iki yanına selam verdikten sonra yeniden niyetlenerek kılmak istediği namazı kılar.

c-Bu şüphe üçüncü rekatta ortaya çıkarsa dördüncü rekatı da kılar.Son Oturuşunu yapar.Okuması gereken Ettehiyyatü Duasını,Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okur.her iki yanına selam vererek namazını bitirir.Daha sonra kılmak istediği namaza niyetlenerek namazına devam eder.

d-Dördüncü rekatta bu şüphe ortaya çıkarsa ,dördüncü rekatı kılar.Son Oturuşunu yapar.Okuması gereken duaları okur.Her iki yanına selam vererek namazını bitirdikten sonra kılmak istediği namaza niyetlenerek namazın kılar.

e-Bu kişinin kalbinde bu tür şüpheler sürekli oluyorsa ,kalbinin kanaat ettiği gibi (karar verdiği gibi)namazını kılar.Selam verdikten sora Yanılma Secdesi yapar.Yanılma Secdesi yapmak bu kişilerin üzerine vaciptir(gerekir).

69-Birinci rekatı kılarken yani kıyamı (ayakta durmayı yapıp bu rekatta okumamız gereken farz olan vacip olan okumaları(kıraati)yapmadan Sübhaneke Duasını okuduktan sonra veya Sübhaneke Duasını  okumadan önce yanılarak rükuya gitsek,rükuda yanıldığımızı anlayarak hemen kıyama dönsek bu yanılmamızla namazın içindeki farzlarından kıyamı gecikirmiş oluruz.Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Yine bu hareketimizle aynı zamanda namazın içindeki farzlarından olan rükuyu kıyamdan önceye almış oluruz

70-Kıyamda Sübhaneke Duasını okuduktan sonra hemen Fatiha Suresini okumaya başlamaz namazın içindeki farzlarından birini yapacak kadar veya üç defa “Sübhanallah” diyecek kadar susarak ,beklersek namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü farz olan kıraat geciktirilmiştir.

71-Namaz kılarken Sübhaneke Duasını ,Fatiha Suresini ,Namaz Surelerini veya BİR AYET OKUDUKTAN Sonra hemen rükuya gitmezsek biraz bekleyerek,namazın içindeki farzlarından bir farz yapacak kadar beklersek veya en az üç defa “Sübhanallah “diyecek kadar beklersek namazın içindeki bir farzı olan rükuyu geciktirmiş oluruz .Namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

72-Kıldığımız bir namazın bir rekatında peşi peşine iki defa rüku yaparsak Namazın içendeki farzlarında olan secde geciktirilmiş olur.Namazın sonunda Yanılma secdesi yaparız.Yine her rekattaki secdeleri ikiden fazla yaparsak da aynı şekilde davranırız.

73-Kıldığımız namazın bir rekatında rükudan sonra doğrulduğumuzda hemen secdeye gitmesek biraz beklesek Namazın  farzlarından olan secde geciktirilmiş olur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapmak gerekir.               .                                                                                                                                                             .                 74-Namaz kılarken birinci rekatın secdelerinden sonra hemen kıyama kalkmazsak farz olan kıyam geciktirilmiş olur.  Aynı şekilde üçüncü rekatın secdelerinden sonra ayağa kalkmasak biraz beklesek namazın içindeki farzlarından olan kıyam geciktirilmiş olur.

75-Üç ve dört rekatlı farz, vacip namazların birinci oturuşlarında ve öğlen namazının dört rekatlık ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehiyyatü Duasını okuduktan hemen sonra farz olan kıyama kalkmazsak biraz beklersek veya yanılarak salavat dualarını okursak ,farz olan kıyam geciktirilmiş olur.Namazın sonunda yanılma secdesi yapmak gerekir.

76-Son Oturuşta oturmadan yanılarak fazladan bir rekat namaz kılmak için ayağa kalksak veya kalkacak bir durumda doğrulsak(Dizlerimiz yerden kalksa veya daha fazla doğrulsak)sonra yanıldığımızı anlayarak hemen otursak Namazın Sonunda Yanılma Secdesi yapmamamız gerekir.Çünkü namazın farzlarından olan Son Oturuş geciktirilmiş olur.

77-Sübhaneke Duasını okuduktan sonra Fatiha Suresini okumasak namazın içindeki bir vacibi yapmadığımızdan dolayı Namazın Sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

78-Fatiha Suresinden sonra bir namaz suresi okumasak veya bir kısa sure okumasak veyahut bir kısa ayet uzunluğunda üç kısa ayet okumasak Namazın içindeki bir vacibi yapmamış oluruz.(terk etmiş)oluruz.Namazın Sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

79-Üç  veya Dört rekatlık farz namazlarla üç rekatlık vitir namazında  ve dört rekatlık bütün sünnet(nafile)namazların birinci oturuşlarında Ettehiyyatü Duasını okuyacak kadar oturmasak ,namazın içindeki bir vacibi yapmamış oluruz.Namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

80-Kıldığımız namazların birinci oturuşlarında ve son oturuşlarında Ettehiyyatü Duasını yanılarak okumasak  namazın içindeki bir vacibi yanılarak yapmamış oluruz.Namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.

81-Üç rekatlık vitir namazını kılarken yanılarak Kunut Dualarını okumasak namazın içindeki bir vacibi yanılarak yapmamış oluruz namazın sonunda yanılma secdesi yapmamız gerekir.

82-Kılınan bir namazda birden fazla yanılma secdesini gerektiren bir durum ortaya çıkarsa namazın sonunda sadece bir yanılma secdesi yapmak yeterli olur.İmama uyan bir kimsede yanılma secdesi yapmayı gerektiren bir durum ortaya çıkarsa bu kişinin yanılma secdesi yapmasına gerek yoktur. Çünkü bu kişi imama uymaktadır.

83-Bazı rekatlarda imama yetişemeyen (Mesbuk) kişi namazın sonunda bu rekatları kılmaya kalkmadan önce imamın bir tarafına selam vermesini beklemesi gerekir.Çünkü imam yanılma secdesi yapabilir.

84-Kılmadığı rekatları kılmak için imamın bir selamını beklemeden ayağa kalkan kimse ,kılmadığı rekatları kılarken imam Yanılma Secdesi yaparsa ;imamla kılmadığı rekatları kılan kişi bu sırada kıyam veya rükuda ise hemen imama uyarak Yanılma Secdesi yapar.Daha sonrada kılmadığı rekatları kılmak için yeniden kıyama (Ayağa )kalkar.

a-Bu kişi secdede ise imama uymaz.Secdesini yapıp bitirdikten sonra Ettehiyyatü Duasını,Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra yanılma Secdesini yapar.Bu şekilde namaz kılan kişide Yanılma Secdesi yapılacak bir şey ortaya çıkarsa Yanılma Secdesi yapmaz.Çünkü bir namazda ortaya çıkan bütün yanılmalar için bir yanılma secdesi yeter.                                                                                                                                                     .               85-Kıldığımız bir namazda peşi peşine iki rüku yapsak farz olan secde geciktirilmiş olur.

86-Kıldığımız bir namazda rükuda tespihleri söyledikten sonra veya doğrulduktan sonra namazın içendeki bir farzını yapacak kadar beklesek Yanılma Secdesi yapmamız gerekir. Çünkü farz olan secde geciktirilmiş olur.

87-Birinci rekatın secdelerinden sonra hemen kalmayıp biraz beklesek Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü farz olan kıraat ve kıyam geciktirilmiştir.

88-Kadei Ahire de Ettehiyyatü Duasını okumadan önce ayağa kalksak  ve yanıldığımızı anlayarak hemen otursak Farz olan Kadei Ahireyi geciktirmiş oluruz.Bundan dolayı Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

89-Bir namazda kıyamdan önce rüku okursak hemen geri dönüp kıyam yapsak,Bu hareketimize kıyam geciktirilmiş olur.Namazın sonunda Yanılma Secdesi yapmak gerekir.

90-Namaz kılarken Sübhaneke Duasında n sonra biraz bekleyip Fatiha Suresini okusak Yanılma Secdesi yapmamız gerekir.Çünkü farz olan kıraat geciktirilmiş oluruz.

91-Kıldığımız bir namazda Fatiha suresinden önce yanılarak bir sure veya bir kısa ayet veya istediğimiz uzunlukta bir ayet okusak sonrada Fatiha Suresini okusak namazın içindeki bir vacibi geciktirmiş oluruz.yanılma secdesi yapmamız gerekir.

92-İkinci rekatın secdelerinden sonra birinci oturuşta oturmadan yanılarak ayağa kalaksak ve yanıldığımızı anlayarak hemen otursak ,bu durumda namazın içindeki bir vacibi geciktirmiş oluruz. Çünkü üç ve dört rekatlı  bütün namazlarda birinci oturuş vaciptir.Yanılma secdesi yapmak gerekir.

93-Birinci oturuşta oturup yanılarak biraz beklesek hemen Ettehiyyatü Duasını okumasak  namazın içindeki bir vacibi geciktirmiş oluruz.

94-birinci oturuşu unutup ayağa kalkan kimse oturmaya yakınken(belini doğrultmadan önce, dizlerini yerden kaldırmadan önce) hemen oturur Ettehiyyatü Duasını okursa yanılma secdesi yapmaz. [oturmaya (kadeye) yakın olmayı bazı din bilginleri dizlerin yerden kalkması olarak bildirirler. Bazı din bilginleri de belin doğrulması olarak belirtirler.]

95-birinci oturuşta unutup ayağa kalkan kimse ayakta durmaya (kıyama)yakın ise namazını kılmaya devam eder. Eğer ayakta durmadan birinci oturuşu yerine getirmek için oturursa namazı bozulur.çünkü namazın içindeki bir farz olan kıyamı yerine getirmesi gerekirken bu farzı yapmayarak namazın içindeki bir vacibi yapmak istemiştir. Namazın içindeki farzları bilebile veya unutarak yapılmaması namazı bozar.

a-sünnet ve nafile namazlarda birinci oturuş unutulup ayağa kalkılırsa , üçüncü rekatın secdesi yapılmadıkça yanıldığımız aklımıza geldiğinde hemen oturur birinci oturuşu yaparız. Namazın sonunda da yanılma secdesi yaparız.

b-farz namazların üçüncü veya dördüncü rekatlarında iki defa fatiha okusak veya zammı sure okusak Kade i Ahire de Ettehiyyatüyü tekrar etsek yanılma secdesi yapmak gerekmez. Çünkü bunların yapılması sünnettir. Sünnetin tekrarı yanılma secdesini gerektirmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

                                                         İMAMA UYMAK

1-Namaz kılarken imama uyan kimse (yani cemaatle namaz kılan kimse )sessizce durur. Yani susar.

2-İmama uyan kimse ,imam ister açık ister gizli okuma ile namaz kıldırsın,imamın arkasında Fatiha Suresini ,bir başka sure veya ayet okumaması vaciptir.İmama uyan kimsenin kuran okuması Keraheti Tahrime ile mekruhtur.

3-İmamın yaptığı yanılmalardan dolayı ortaya çıkan yanılma Secdelerini hem imam hem cemaat yapar.

4-İmam bir namazda birkaç yanılma yaparsa namazın sonunda hem imam hem cemaat yapılan bütün yanılmalar için sadece bir yanılma Secdesi yaparlar.

5-Cuma ve bayram namazlarında imamın yaptığı yanılmalar için imam ve cemaat  Yanılma Secdesi  yapmaz.(Yanılma Secdesi yapılmamasının sebebi bir karışıklık olmasının önüne geçmektir.)

6-İmam Yanılma Secdesini terk ederse cemaat de terk eder.

7-İmama birinci rekattan sonra uyan (Mesbuk)kimse tek başına kıldığı namazlarda ki yanılma secdelerini tek başına yapar.İmama uyarak cemaat ile namaz kılarken ,imamın yaptığı yanılmalardan dolayı ortaya çıkan Yanılma Secdelerini  imam ve cemaatle birlikte Son Oturuştan sonra  yapar.(Mesbuk kılmadığı rekatları kılmak için imamın her iki yanına selam vermesinden sonra ayağa kalkar.Bu sırada imam yanılma secdesi yaparsa imama uyan herkes de Yanılma Secdesi yapar.).

                   Cemaatle Namaz Kılarken İmama Uymak:

1-İmam sabah ,akşam,ve yatsı namazlarının farzlarının birinci ve ikinci rekatlarını açık kıraatle (yani bu rekatlarda okuyacağı Fatiha Suresini veya her hangi bir sure veyahut ayeti yüksek sesle okuyarak) kıldırmak zorundadır.Bu namazların farzlarının birinci ve ikinci rekatlarının açık kıraatle kıldırılması vaciptir.İmam bu namazların kıraatlerini yanılarak gizli kıraatle kıldırırsa namazın sonunda hem imamın hem  cemaatin yanılma secdesi  yapması gerekir.(Vacip olur).Çünkü bir vacibin vasfı değiştirilmiştir.

2-İmam öğlen ve ikindi namazlarının farzlarının birinci ve ikinci rekatlarını gizli kıraatle  (yani bu rekatlarda okuyacağı Fatiha Suresini veya her hangi bir sure veyahut ayeti alçak sesle okuyarak) kıldırmak zorundadır.Bu namazların farzlarının birinci ve ikinci rekatlarının gizli kıraatle kıldırılması vaciptir.İmam bu namazların kıraatlerini yanılarak açık kıraatle kıldırırsa namazın sonunda hem imamın hem  cemaatin yanılma secdesi  yapması gerekir.(Vacip olur).Çünkü bir vacibin vasfı değiştirilmiştir.

4-İmam açıktan okuması gereken ir namazı kıldırırken Fatiha Suresini gizli okur ve bitirirse daha sonra yaptığı yanlışlığı anlarsa (hatırlarsa) Fatiha Suresini yeniden okumaz.Fatiha Suresinden sonra okuyacağı sure veya yüksek sesle okur.Namazın sonunda Yanılma Secdesi yapar.Çünkü bir vacibin vasfı değiştirilmiştir.

5-İmam farz namazlardan yüksek sesle ( açık kıraatle) kıldıracağı namazların  Fatiha Suresinin ilk ayetini, gizli okursa veya yanılarak gizli okunacak namazlarda Fatiha Suresinin ilk ayetini ,yüksek sesle okursa daha sonra yaptığı yanılmayı anlayarak (hatırlayarak) okuması gerektiği gibi ikinci ayetten sonra okumaya devam ederse, namazının sonunda hem kendisi hem cemaat Yanılma Secdesi yapar(yapmaları vacip olur).

6-Cemaatle namaz kılarken ,imam namaza başladıktan sonra ;imam fatiha Suresini okuduktan sonra veya Fatiha Suresi ile birlikte bir sure veya ayet okuduktan sonra veyahut bu sayılanlardan bazısının yarısı okunduktan sonra veyahut imam kıraati bitirip rükuya gittikten sonra ,imam daha rükudan kalkmadan ,imam rükuda iken hemen yetişip ayakta  niyet edip ayakta dikili olduğu halde ”Allahu Ekber”  dedikten sonra ,imam rükudan kalmadan rükuya eğilip imama uyan kimse o rekatı imamla birlikte kılmış sayılır.Ve o rekatı daha sonra yenden kılmaz.

7-Cemaatle kılınan Cuma,bayram,teravih,ve vitir namazlarının bütün rekatları açık kıraatle (yüksek sesle, yüksek sesle Kuran okuyuşuyla)kıldırılması vaciptir.

8-Kazaya kalmış bir namaz cemaatle kaza ediliyorsa ve kaza edilen namaz sabah, akşam, ve yatsı namazının farzı  ise açık oluma ile kıldırılması vaciptir.                                                                                     .          9-Kazaya kalmış bir namaz cemaatle kaza ediliyorsa ve kaza edilen namaz öğlen veya ikindi namazlarının farzları ise gizli okuma ile kıldırılması vaciptir.

10-Namazın vaciplerinden her birini geciktirmeden yerinde(zamanında,tehir etmeden)yapmak vaciptir.

***Kıble Saati:Takvimlerde her şehrin kıble saati yazılıdır.O şehir için yazılan kıble saati vaktinde ,güneşe doğru dönen kimse ,KABE yönüne dönmüş  ve O yerin kıblesini bulmuş olur.O yöne doğru dönerek namazını kılar.Örnek:14 Ekim 2003 Salı günü Ankara’nın Kıble saati takvimlerde 11.32 olarak yazılıdır. Ankara’da yaşıyorsak ,belirtilen saatte  yani 11.32 de yüzümüzü güneşe doğru dönüp tam güneşi gördüğümüz yön ;aynı zamanda KABEY’E  doğru durduğumuz yöndür.O yöne dönerek namazımızı kılabiliriz.Kıblemizi doğru olarak bulmuş oluruz

***Kabe’den Uzaklarda Yaşayan Kimseler İçin Kıble; Kabe’nin bulunduğu yöne dönmektir.Kabe ile tam olarak aynı çizgi üzerinde bulunma zorunluluğu yoktur.Aslında Kabe ile aynı çizgi üzerinde bulunmak insanlar için çok zordur.Bu zorluk geometri bilgileri kullanılarak kolayca anlaşılabilir.İslam Dini kolaylık dinidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Cemaate Sonradan Yetişmek (Mesbuk)

Cemaat halinde namaz kılınırken Farz Namazların  birinci rekatı kılındıktan sonra ikinci ,üçüncü, ve dördüncü rekatlarda cemaate yetişip imama uyan kimse CEMEATE SONRADAN  YETİŞMİŞTİR. Bu kişi bir başka söyleyişle MESBUK olmuş demektir.

 Mesbukun Hükümleri 

1-Cemaate sonradan Yetişen açık okuma ile(aşikare kıraatle)kılınan Sabah Namazının farzını kılarken, Akşam Namazın farzını kılarken,Yatsı Namazının farzını kılarken ,kılacağı namaza  niye ettikten sona “Allahu Ekber” diye tekbir alıp imama uyduktan sonra Subhaneke Duasını okumaz,susar.İmam namazını kıldırıp her iki yanına selam verdikten sonra kılmadığı rekatları kılmak içi “Allahu Ekber” diye tekbir alarak ayağa kalkar ve  Sübhanake Duasını okur.Euzü- Besmele çekerek Fatiha Suresini okur.Zammı sureyi okur.Namazına devam eder.

2- Cemaate sonradan Yetişen gizli okuma ile(gizli kıraatle)kılınan Öğlen Namazının farzını kılarken, İkindi Namazının fazını kılarken,kılacağı namaza niyet ettikten sonra “Allahu Ekber” diye tekbir alıp imama uyup Sübhanake Duasını okur,susar.İmam namazını kıldırıp her iki yanına selam verdikten sonra , kılmadığı rekatları kılmak için “Allahu Ekber” diye tekbir alarak ayağa kalkar.Subhaneke Duasını namaza başlarken okuduğu  için okumaz.Euzü Besmele çekerek Fatiha Suresini ve zammı sureyi okur.Namazına devem eder.

3-İmama rüku’da kavuşmuşsak,secdede kavuşmuşsak kılacağımız namaza niyet ettikten sonra,ayakta dikili olduğumuz halde “Allahu Ekber” diye tekbir aldıktan sonra hemen rükuya eğiliriz. Veya secdeye giderek imama uyarız.(Gizli okuma ile kılınan namazlarda Rüku ve secdede imama yetişeceğimize aklımız keserse Subhaneke Duasını okuruz.İmama yetişemem diye düşünürsek Subhaneke Duasını okumayız.Kılmadığımız rekatları kılmak için “Allahu Ekber” diye tekbir alıp ayağa kalktıktan sonra Subhaneke Duasını okuruz.) .

4-İmama Oturuşlarda kavuşmuşsak hemen ayakta dikili olduğumuz halda kılacağımız namaza niyet ettikten sonra “Allahu Ekber” diye başlama tekbir alıp hemen “Allahu Ekber” diyerek otururuz Sadece Ettehiyyatü Duasını okuruz.(Gizli Okuma ile kılınan namazlarda da Sübhanake Duasını okumayız. Subhaneke duasını; daha sonra kılmadığımız rekatları kılmak için “Allahu Ekber” diye tekbir alıp ayağa kalktıktan sonra okuruz.Euzü Besmele çektikten sonra Fatiha Suresini okuduktan sonra zammı sureyi okuyarak namazımıza devam ederiz.).

5-Namaza Sonrada yetişen imam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar. Kılmadığı rekatları kılar.İmam her iki yanına selam vermeden önce ayağa kalkan kimsenin namazı bozulur.(İmam her iki yanına selam vermeden ayağa kalkmak Tahrimen Mekruhtur.).

6-Namaza Sonradan Yetişen(Mesbuk);kıraate benzeme yönünden(kıraate nispetle)

tek başına kılacağı namazın (İmamla birlikte kılmadığı rekatların)birinci rekatını (öncesini, evvelini) kılıyor gibi davranır.                     .                                                                                                                                                           .            a-Açık okuma ile kılınan namazlarda ayağa kalktıktan sonra Subhaneke Duasını okur.Euzü Besmele çekikten sonra Fatiha Suresini okur.Daha sonrada zammı sureyi okur.Ve namazına devam eder.

b-Gizli Okuma ile kılınan namazlarda imama uyduktan sonra Subhaneke Duasını okuduğu için ,ayağa kalktığında Subhaneke Duasını okumaz.Euzü Besmele çektikten sonra Fatiha Suresini okur.Zammı sureyi okur.Ve namazına devam eder.

7-Oturuşlara benzeme (Kade ,Teşehhüd,Ettehiyyatü Okuma)yönünden imamla birlikte kılamadığı rekatların, son rekatını kılıyor gibi davranır.İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkıp bir rekat kıldıktan sonra oturarak  sadece Ettehiyyatü Duasını okur.Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okumaz. Daha sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkarak namazına devam eder.

H-Cemaate sonradan yetişip İmamla bir rekat farz namaz kılan kimse şöyle davranır:

1-İmamla birlikte kılmadığı rekatların ilkini kılarken ,Kıraat yönünden tek başına namaz kılan kimse gibi davranarak kılmadığı rekatları kılar.Rüku ve secdelerini yaparak birinci rekatı bitirir.(Eğer sabah namazını kılıyorsa Son Oturuşunu yapar.Ettehiyyatü Duasın okur.Salavat Dualarını okur.Rabbena Dualarını okur.ve her iki yanına selam vererek namazın bitirir.).                                                                                                                                           .                   2-(Üç veya dört rekatlı bir farz namaz kılıyorsa.) Birinci rekatın secdelerini yaptıktan sonra hemen ayağa kalkmaz.İmamla birlikte kılmadığı rekatların son rekatını kılıyor gibi davranarak oturur.(yani Kade yapar.).Sadece Ettehiyyatü Duasını okur.İmam her iki yanına selam verdikten sonra  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.

a- Akşam namazını kılıyorsa ;Subhaneke Duasını, Fatiha Suresini ve zammı sureyi  okuyarak bir rekat daha kıldıktan sonra oturur ve sadece Eetehiyyatü’yü okur.(Mesbuk bu oturuşu yanılarak yapmazsa ;yanılma secdesi yapmasına gerek olmaz.Çünkü bu reket bir yönden birinci rekat yerindedir.).Ayaga kalkar ve Fatiha Suresini ve zammı sureyi okuyarak bir rekat daha kıldıktan sonra Son Oturuşunu yaparak namazını bitirir.Böylece üç defa Ettehiyyatü okumuş olur.

b-Dört rekatlı bir farz namaz kılıyorsa; ;Subhaneke Duasını, Fatiha Suresini ve zammı sureyi  okuyarak bir rekat daha kıldıktan sonra oturur ve sadece Eetehiyyatü’yü okur.Ayaga kalkar ve Fatiha Suresini ve zammı sureyi okuyarak bir rekat daha kıldıktan sonra rüku ve secdelerini yapar.Ettehiyyatü Duasını okumak için oturmaksızın ayaga kalakar.Sadece Fatiha Suresini okuduktan sonra ruku ve secdelerini yaptıktan sonra Son Oturuşunu yaparak namazını bitirir.Böylece üç defa Ettehiyyatü okumuş olur.

               I-Cemaate sonradan yetişip dört rekatlı farz bir namazın üçüncü ve dördüncü rekatını cemaatle birlikte kılan kimse şöyle davranır:

1-İmamla birlikte üçüncü ve dördüncü rekatları kıldıktan sonra onlarla Son Oturuşu yapar.Sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar. İmam her iki yanına salam verdikten sonra “Allahu Ekber diye ayağa kalkar.Açık okuma ile kılınan namazlar da Subhaneke Duasını okur. Gizli okuma ile kılınan namazlarda imama uyduğu sırada Subhaneke Duasını okuduğu için yeniden Subhaneke Duasını okumaz.Tek başına nasıl namaz kılıyorsa peşi peşine  birinci ve ikinci rekatlarını kılarak Son Oturuşunu yapar Ettehiyyatü Duasını ,Salavat Dualarını Rabbena Dualarını okuduktan sonra her iki yanına selam vererek namazını bitirir.

           J-Cemaate ikinci rekatta yetişen kimse şöyle davranır.

1-İmam nazmını kıldırıp bitirdikten sonra ,cemaatle birlikte Son Oturuşu yapar sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar.Açık okuma ile kıldırılan bir namazı kılıyorsa Subhaneke Duasını okur.Gizli okuma ile kılınan bir namazı kılıyorsa  daha önce okuduğu için Subhaneke Duasını okumaz.Euzü Besmele çekerek Fatiha suresini ve zammı sureyi okur .Rüku ve secdelerini yaptıktan sonra Son Oturuşunu yapar.Ettehiyyatü Duasını ,Subhaneke Dualarını ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra her iki yanın selam vererek namazını bitirir.

Cemaate Sonradan Yetişenin (Mesbukun) Namaz

Kılması

1-Sabah Namazının  Farzının İkinci Rekatında Cemaate Uyan Kişinin durumu.

a-Cemaat kinci rekatı  kılarken camiye veya mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim sabah namazının iki rekat farzını kılmaya uydum imama Allahu Ekber” der ve imama uyar ve susar.

b-İkinci rekatı imamla birlikte kıldıktan sonra  Son Oturuşta Ettehiyyatü Duasını okur  ve susar.İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar. İmamla birlikte  kılmamış olduğu birinci rekatı kılmaya başlar..

c-Mesbuk imamla birlikte kılmadığı rekatları kılarken tek başına namaz kılan gibi davranır.Önce Subhaneke Duasını okur .Euzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini ve Zammı Sureyi (namaz suresi diye bildiğimiz surelerden birini  veya istediği uzunlukta bir ayeti veyahut üç kısa  ayet uzunluğunda bir ayeti ) okur.

d-Daha sonra rüku ve secdelerini yapıp Son Oturuşta Ettehiyyatü Duasını ,Subhaneke Duasını ve Rabbena Dualarını okuyup her iki tarafına selam vererek namazını bitirir.

*** İmam iki tarafına selam verdikten sonra mesbuk ayağa kalkar.***

2-Akşam Namazının Üçüncü Rekatında Cemaate Uyan Kişinin Durumu

a- Cemaat üçüncü rekatı  kılarken camiye veya mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim akşam  namazının üç  rekat farzını kılmaya  uydum imama Allahu Ekber” der ve imama uyar ve susar.

b-Üçüncü rekatı imamla birlikte kılar .Son Oturuşta Ettehiyyatü Duasını okur  ve susar.İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar.İmamla birlikte kılmamış olduğu rekatları tek başına kılmaya başlar.

(***Akşam Namazın birinci rekatını kılıyor gibi hareket ederek, ***)Önce Subhaneke Duasını okur Sonra. Euzü billahi mineşşeytanırracim Bismillahirrahmanirrahim der. Fatiha Suresini okur. Daha sonra Zammı sureyi okur.Rüku yapar  ve arkasından secdeleri yaptıktan sonra

(***İmamla birlikte kılmadığı rekatların son rekatını(yani Akşam Namazının ikinci rekatını) kılıyor gibi hareket ederek,***) ayağa kalkmayarak oturur. Sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve “Allahu Ekber” diyerek ikinci rekatı kılmak için ayağa kalkar.

c-(*** Akşam namazının ikinci rekatını kılıyor gibi hareket ederek***)İkinci rekatı kılmak için Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini okur, arkasından Zammı Sureyi okur .Rüku ve secdeleri yaptıktan sonra Son Oturuşu yapar, Ettehiyyatü Duasını, Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra her iki yanına selam verdikten sonra namazını bitirir.Böylece akşam namazının farzını üç oturuşla kılmış olur.

(***Kıldığımız  bir namazı bitirmek için Son Oturuşu yapmak Vaciptir.Bunun için   Mesbuk (İmama Sonradan Uyan) ikinci rekatın sonunda da bir oturuş yapmak zorundadır***)

3-Akşam Namazının İkinci Rekatında İmama Uyan Kişinin Durumu

a- Cemaat ikinci rekatı kılarken camiye ve mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim akşam namazının üç rekat farzını kılmaya uydum imama  Allahu Ekber” der ve imama uyar ve susar.Geriye kalan iki rekatı imamla birlikte kılar.

b-Son Oturuşta Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber “diye ayağa kalkar.

c-Sübhanake Duasını okuduktan sonra Euzü billahi  mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini okur.Arkasından Zammı Sureyi okur.Rüku ve Secdelerini yaptıktan sonra Son Oturuşu yapar.Ettehiyyatü Duasını, Salavat Dualarını ve Rabbena Dualarını okuduktan sonra her iki yanına selam verdikten sonra namazın bitirir .

4-İkindi Namazının Dördüncü Rekatında İmama Uyan Kişinin Durumu.

a-Cemaat  dördüncü rekatı kılarken camiye ve mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim ikindi namazının dört rekat farzını kılmaya uydum imama “Allahu Ekber” der . Subhaneke Duasını okur ve susar.İmamla birlikte dördüncü rekatı kılar Son Oturuşta sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.                                                                                                                                                         .              b-İmam her iki yanına selam verdikten sonra  “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar.(***İkindi Namazının birinci rekatın kılıyor gibi hareket ederek ***)Namaza başladığında Sübhanake Duasını okuduğu için yeniden bu duayı okumaz.Hemen Euzü- Besmele çekerek Fatiha Suresini okur.Arkasından zammı sureyi okur rüku ve secdeleri yaptıktan sonra (*** İmamla birlikte kılmadığı rekatların son rekatını(yani  İkindi namazının üçüncü rekatını) kılıyor gibi hareket ederek***) ayağa kalkmayarak oturur. Sadece Ettehiyyatü   Duasını okur.”Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.                                                           .          c-(***ikindi namazının ikinci rekatını kılıyor gibi hareket ederek***)  Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini okur ,arkasından zammı sureyi okur .Rüku ve secdelerini yaptıktan sonra oturmayarak hemen ayağa kalkar.

d-(***İkindi namazının üçüncü rekatını kılıyor gibi hareket ederek***)       Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini okur .Rüku ve secdelerini yapar. Son Oturuşu yaparak Ettehiyyatü Duasını okur.Salavat Dualarını Okur.Rabbena Dualarını okur ve her iki yanına selam vererek namazını bitirir.

5-İkindi Namazının Üçüncü Rekatında İmama Uyan Kişinin Durumu

a-Cemaat üçüncü rekatı kılarken camiye ve mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim ikindi namazının dört rekatlık farzını kılmaya uydum imama “Allahu Ekber” der.

Subhaneke Duasını okur ve susar. İmamla birlikte üçüncü ve dördüncü rekatı kılar.Son Oturuşta sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.

b-İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar (***İkindi namazın birinci ve ikinci rekatını kılıyormuş gibi hareket ederek***)Namaza başladığında Subhaneke Duasını okuduğu için yeniden bu duayı okumaz.Hemen Euzü Besmele çekerek Fatiha Suresini okur.Arkasından zammı sureyi okur,rüku ve secdelerini yaptıktan sonra oturmayarak hemen ayağa kalkar.Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra Fatiha Suresini okur.Arkasından zammı sureyi okur rüku ve secdelerini yapıktan sonra Son Oturuşu yaparak Ettehiyyatü Duasını okur.Salavat Dualarını okur.Rabbena Dualarını okur.Her iki tanına selam vererek namazını bitirir.

6-İkindi Namazının İkinci Rekatında İmama Uyan Kişinin Durumu

a-Cemaat ikinci rekatı kılarken camiye ve mescide gelen kimse hemen ayakta “Niyet ettim ikindi namazının dört rekatlık farzını kılmaya uydum imama “Allahu Ekber” der.

Subhaneke Duasını okur ve susar. İmamla birlikte ikinci, üçüncü ve dördüncü rekatı kılar.Son Oturuşta sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.                                                                                                        .         b-İmam her iki yanına selam verdikten sonra “Allahu Ekber” diye ayağa kalkar (***İkindi namazın birinci rekatını kılıyormuş gibi hareket ederek***)Namaza başladığında Subhaneke Duasını okuduğu için yeniden bu duayı okumaz.Hemen Euzü Besmele çekerek Fatiha Suresini okur.Arkasından zammı sureyi okur,rüku ve secdelerini yaptıktan sonra Son

Oturuşu yaparak Ettehiyyatü Duasını okur.Salavat Dualarını okur.Rabbena Dualarını okur. Her iki tanına selam vererek namazını bitirir.

***Öğlen Namazının farzı kılınırken  cemaate sonrada yetişen kimseler (Mesbuklar) imamla birlikte kılamadıkları rekatları aynen ikindi namazının farzının  kılınışı gibi kılarlar.

***Yatsı Namazının farzı kılınırken  cemaate sonrada yetişen kimseler (Mesbuklar) imamla birlikte kılamadıkları rekatları aynen ikindi namazının farzının  kılınışı gibi kılarlar.

Ancak Yatsı Namazının farzı açık kıraatle(yüksek sesle okunarak)kılındığı için imama uyan kimse hemen ayakta “Niyet ettim Yatsı namazının dört rekatlık farzını kılmaya uydum imama “Allahu Ekber” dedikten sonra Subhaneke Duasını okumazlar susarlar.Subhaneke Duasını kılmadıkları rekatları kılmak için ayağa kalktıklarında okurlar.

Ramazan ve Kurban Bayramı Namazlarında Cemaate Sonradan Yetişen Kimsenin Durumu..

a-Ramazan ve Kurban Bayramı namazları kılınırken cemaate imam birinci rekatın rüku’una vardıktan sonra yetişen kimse hemen ayakta başlama tekbirini alır ve sonra  rükua varır. Bayram tekbirlerini rükuda alır.(Yani üç  rükuda iken defa “Allahu Ekber” der).Bu tekbirleri alırken ellerini kaldırmaz.Tekbirleri tamamlamadan imam rükudan doğrulursa o da doğrulur. Ve imama uyarak namazını tamamlar.

b-Ramazan ve Kurban Bayramı namazları kılınırken cemaate imam ikinci rekatı kıldırırken yetişen kimse ,hemen ayakta dikili olduğu halde kılacağı namaza niyet eder ve  “Allahu Ekber” der.Subhaneke Duasını okumadan susar.İmamla birlikte ikinci rekatı kılar.Son Oturuşta sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve susar. İmam her iki  tarafına selam verdikten sonra   “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.Bismillahirrahmanirrahim” dedikten sonra Fatiha suresini okur.Daha sonra istediği bir  sureyi veya üç kısa ayet uzunluğunda bir sure veya ayet okur. Daha sonra kendi duyabileceği bir sesle “Allahu Ekber “diye üç defa tekbir alır.ve rüku ve secdesini yaptıktan sonra Son Oturuşunu yapı Ettehiyyatü Duasını,Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını ve Rabbena Dualarını okur. Sonra her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.

c-Bazı din bilginlerine göre;bayram namazını cemaatle kılmaya yetişemeyen kimse isterse, evinde veya uygun bulduğu bir yerde dört rekat nafile namazı kılar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Mesbuk’un (Farz Namaza Sonradan Yetişenin) Nasıl Namaz Kılacağının Şekilli Anlatımı.

***Cemaate birinci oturuşta Birinci Kade de yetiştiğimizde hemen ayakta  niyet ederiz ve imama uyduğumuz için hemen oturarak Birinci Kadeyi (Oturuşu)yaparız ve Ettehiyyatü Duasını okuruz.Daha sonra namazımıza devam ederiz.Bu yaptığımız oturuşun ; imam her iki yanına selam verdikten sonra kılacağımız rekatlara ve yapacağımız Kadelere bir etkisi yoktur.Bu oturuşu biz imama uyduğumuz için yapmış olduk o kadar.

…………………………………………………………………………………………………

           ***İmam rükuda iken cemaate yetişirsek ayakta niyet ettikten sonra ayakta iken  “Allahu Ekber” diye tekbir alır ve imam rükudan doğrulmadan bizde rükua eğilirsek o rekatı imamla kılmış sayılırız.

…………………………………………………………………………………………………

***Teravih namazlarında her iki rekatta bir Kade (Oturuş) yapılır ve Ettehyyatü Duası ve Salavat Duaları okunur.

*** Teravih namazında cemaate yetiştiğimiz yerden imama uyarak namazımızı kılarız. Kılamadığımız diğer rekatları daha sonra uygun bir yerde kılarız.Ancak imamla beraber bir rekat kıldıktan sonra imam Kade yapar Ettehiyyatü Duasını ve Salavat Dualarını okursa  veya bu duadan sonra selam verirse biz imamla beraber bir  rekat namaz kılmışız demektir ki bu eksik rekatı verilen kısa aralar içinde hemen kısa bir sure okuyarak kılarız. Bunun için biz imam selam verdikten sonra selam vermeyiz.Çünkü İslam Dininde en kısa namaz iki rekattır.

…………………………………………………………………………………………………

İki rekatlık farz veya vacip namazın ikinci rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır.    

         A-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettehiyyatü Duasını okumak için oturulur Bu oturuşlara Kade adı verilir.İki rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle bir rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte Kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verdikten sonra ;bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde namaz kılar ve Kade yapar. Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı Son Oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re**********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

Son Oturuş

………………………………………………………………………….……………………

***Şekillerle İlgili Açıklamalar:

            “Re”:(Rekat).

            “********** ”  : Cemaate yetişerek kıldığımız rekatlar demektir.

            “- – – – – – – – –  ”: Cemaate yetişemediğimiz için kılamadığımız rekatlar demektir.

………………………………………………………………………………………………

Dört  rekatlık farz namazın ikinci rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır

B-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettahiyyatü Duasını okumak için oturulur Bu oturuşlara kade adı verilir.Dört rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle üç rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verir.Bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde namaz kılar ve kade yapar.Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı son oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re *********** 

Birinci Oturuş

3cü Re***********

4cü Re **********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

Son Oturuş

 

………………………………………………………………………………………………….

Dört  rekatlık farz  namazın  üçüncü rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır

C-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettehiyyatü Duasını okumak için oturulur Bu oturuşlara kade adı verilir.Dört rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle iki rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verir.Bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci ve ikici rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde  kılar ve kade yapar. Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı son oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re – – – – – – – – – 

Birinci Oturuş

3cü Re***********

4cü Re **********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

2-ci Re – – – – – – – – -

Son Oturuş

 

 

…………………………………………………………………………………………………

Dört rekatlık farz namazın dördüncü rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır

D-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettehiyyatü Duasını okumak için oturulur. Bu oturuşlara  “Kade” adı verilir.Dört rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle üç rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verir.Bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci  rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde kılar ve Kade yapar.Birinci rekatın sonunda imamla birlikte yaptığı Kade geçerli değildir.Çünkü bu kişi imama uyarak kıldığı bir rekatın sonunda yaptığı Kade’yi imama uyduğu için yapmıştı.Şimdiki yaptığı Kade’yi ise kıldığı namaz iki rekata tamamlandığı için yaptı.Bu Kade’yi yapması dini bakımdan bir zorunluluktur.Bu Kade’de Sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.Ve ikinci rekatı nasıl kılıyorsa aynı şekilde kılar rüku ve secdelerini yaptıktan sonra ayağa kalkar  ve üçüncü rekatı tek başına nasıl kılıyorsa  aynı şekilde kılar ve  Son    Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı son oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re – – – – – – – – – 

Birinci Oturuş

3cü Re – – – – – – – –  -

4cü Re **********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

Birinci Oturuş

2-ci Re – – – – – – – – -

3cü Re – – – – – – – – -

Son Oturuş

……………………………………………………………………………………..…………

Üç rekatlık akşam namazının farzının ikinci rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır

E-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettehiyyatü Duasını okumak için oturulur Bu oturuşlara kade adı verilir.Üç rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle iki rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verir.Bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci  rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde  kılar ve kade yapar.Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı son oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re*********** 

Birinci Oturuş

3cü Re **********

4cü Re **********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

Son Oturuş

………………………………………………………………………………………….…..

Üç rekatlık akşam namazının farzının üçüncü rekatında imama uyan bir kimse şöyle davranır

F-İslam dininde en kısa namaz iki rekattır.Her iki rekatta bir Ettehiyyatü Duasını okumak için oturulur. Bu oturuşlara  “Kade” adı verilir.Üç rekatlık farz bir namazda İmama uyarak cemaatle  bir rekat namaz kılan bir kimse  imamla birlikte kade yapar.Ettehiyyatü Duasını okur ve susar.İmam her iki tarafına selam verir.Bu kişi hiçbir tarafına selam vermez .Hemen  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.  Birinci  rekatı tek başına nasıl kılıyorsa o şekilde kılar ve Kade yapar.Üçüncü  rekatın sonunda imamla birlikte yaptığı Kade geçerli değildir.Çünkü bu kişi imama uyarak kıldığı bir rekatın sonunda yaptığı Kade’yi imama uyduğu için yapmıştı.Şimdi ki yaptığı Kade’yi ise kıldığı namaz iki rekata tamamlandığı için yaptı.Bu Kade’yi yapması dini bakımdan bir zorunluluktur.Bu Kade’de Sadece Ettehiyyatü Duasını okur ve  “Allahu Ekber” diyerek ayağa kalkar.(***Ancak  namaz kılan kişi bu oturuşu  yanılarak yapmazsa ; yanılma secdesi yapmaya gerek yoktur.Çünkü bu rekat bir yönden birinci rekat yerindedir.***)Ve  ikinci rekatı tek başına nasıl kılıyorsa  aynı şekilde kılar  ve Son  Kade’de okuması gerekenleri okur ve her iki tarafına selam vererek namazını tamamlar.Namazı tamamlamanın şartı son oturuşu yapmaktır.Yani Ettehiyyatü Duasını okumaktır. Veya okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

1ci Re.-  – – – – – – – –

2-ci Re – – – – – – – – – 

Birinci Oturuş

3cü Re **********

Son Oturuş

1ci Re.-  – – – – – – – -

Birinci Oturuş

2-ci Re – – – – – – – – -

Son Oturuş

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&   S   O  N       &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&


İman Esasları

İslam Dininin Şartları

Türkçe anlamı: “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.”

: “ Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım.”

Euzü’nün (Sığınırım’ın) =İstiazenin Tefsiri:

a-  İnatçı ve kibirli olan şeytanın din ve dünya işleriyle ilgili konularda bana zarar vermesinden veya yapmam emir olunan şeylerden beni alıkoymasından Allah!a sığınır ve onun yardımıyla korunurum.  Racim: Kovulmuş.

b-Şeytanın arkadan çekiştirmesi ,yüze karşı alay etmesi ,vesvese vermesinden de yine her şeyi yaratan ,işiten ,bilen yüce Allah’a sığınırım.Çünkü onun insanlara zarar vermesini alemlerin rabbi olan Allah’tan başkası önleyemez.

Besmele

Surelerin başındaki besmeleler,başlı başına birer ayettir.Başında bulunduğu surelerin bir parçası değildir.Ayrıca surelerin başlangıç ve bitiş yerlerini belirtmek için vahiy edildiği de söylenmiştir.

Besmele ilk vahiy edilen ayettir. Besmeleden sonra Alak Suresinin ilk beş ayeti vahiy edilmiştir.İkinci vahiy edilen sure ise Müddesir suresidir.

Besmelenin anlamı:Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın ismi ile başlarım.

Besmelenin Tefsiri:Besmelenin ”B” si harfi cerdir.Müteallakı mahfuzdur (gizlidir)Okunduğu yere göre müteallakı değişir.Onun için  besmelenin manası çok geniş ve derindir.Kuran okurken okurum ve başlarım manasına gelmektedir.Yine okunduğu yere göre işlerim,içerim…gibi manalara gelmektedir( Müteallak:Bir işin yapılış sebebi,nedeni demektir.)

Allah ismi bütün varlıkların yaratanı olan  Rabbimiz’ in özel ismidir.

Rahman ve rahim kelimeleri “rahmet” kelimesinden türetilmiş iki sıfattır. Bunların her birinde diğerinde bulunmayan ayrı ayrı manalar vardır.Bu iki kelime Allah lafzının sıfatlarıdır.Mübalağa için söylenmiş isimlerdir.Fazlalık ve ihsan manalarına gelirler.

A-Rahman kelimesi : Rahmeti büyük manasındadır.bu rahmetin büyüklüğü onun sürekliliğini gerektirmez. Rahman sıfatı iki şekilde açıklanır.

1- Rahman ; dünyada Müslümanlara ve kafirlere ve bütün mahlukata ihsan eden , rızkını veren demektir.Ahirette ise sadece Müslümanlara ihsan eden ,nimetler veren Allah demektir.

2- Rahman ; Dünyada az ihsan eden nimetler veren Allah  demektir.Çünkü dünya nimetleri ne kadar çok olursa olsun ahirette ki nimetlere göre çok küçük bir parçadır. Ahiret nimetleri o kadar büyüktür ki dünya nimetleri onun yanında çok küçük bir parça kalır.

B-Rahim kelimesi:Rahmeti devamlı demektir.bu sıfat süreklilik ifade eder. Allah’ın rahim sıfatı sadece Müslümanları içine alır.Ahirette nimetlerini sadece müminlere veren manasınadır.Allah dünyada herkese nimet verdiği halde , kendisine inananlara ahirette özel muamele yapacaktır.Kuranda geçen “Rahman” ve  “Rahim” kelimeleri hep bu anlamda kullanılmıştır.

Bu Açıklamalara Göre Besmelenin Manaları:

1-Dünyada müminlere ve kafirlere ,ahirette yalnız Müslümanlara ihsan eden Allah’ın ismi ile okur ve yazarım.

2-Kullarına dünya ve ahirette rızklarını ihsan eden(veren),dünyada az veren Allah’ın ismi ile olur ve yazarım.

Demek ki her iş ve her hareket ve zamana göre besmelenin anlamı değişir ve değerlendirilir.

Besmele lafız itibariyle çok kısadır.Mana itibarıyla çok geniştir.Besmele her helal olan şeylerin anahtarıdır.Besmele ile başlanmayan bütün işler yarım ve eksiktir.

Besmelenin hükümleri:Besmele ile amel konusunda Müslümanlar üzerine beş hükmün geçerli olduğu söylenir.

1-Hayvan kesileceği zaman ,av hayvanına ateş edileceği zaman veya av köpeği av üzerine salınacağı zaman besmele çekmek farzdır.Bu sayılan şeyler yapılırken bile bile besmele söylenmezse  o hayvanın eti yenmez. Ancak unutularak söylenmezse bir şey olmaz.o hayvanın eti yenir.Bu hallerde besmele söylemek farz olsa bile Allah ismini söylemek fazdır.Bu hallerde en faziletli olan şey “Bismillahi Allahu Ekber” demektir.Kuran yazılırken her surenin başına besmele yazmak farzdır.Tövbe suresinin başına besmele yazılmaz.

2-  Besmelenin okunacağı yerlerin hükmü  konuda farklı görüşler de vardır Bunlar:

a-Besmelenin fatiha suresinin bir ayeti olduğu göz önüne alınarak Fatiha’dan önce okuması vaciptir.

b- Namazın dışında kuran okunurken Euzü  besmele okumak vaciptir .

c- Namaz dışında kuran okunurken Euzu Besmele çekmek sünnettir.

d- Her işin öncesinde besmele söylemek sünnettir.

e-Namaz kılarken Fatiha Suresinden önce Euzü Besmele okumak sünnettir.

3-Namazda fatiha ile sur arasında ,yürümek ve helal olan günlük işlerimiz yaparken besmele okumak mubahtır.(güzeldir).

4-Allah’ın yapılmasını haram saydığı şeyleri yaparken besmele okumak haramdır.Haram bir işi yaparken besmele çekmeyi helal sayan bir kimse kafir olur.Haram bir işi yaparken besmele  söylemenin helal olduğunu söylemeden ,besmele söylerse kafir olmaz.Ancak tövbe etmesi gerekir. Çalınan veya zorla alınan bir mal ödenirken besmele çekmek haramdır.Yaptığı bir suçu ve o suçu yaparken Allah’ın ismini küçümseyerek besmele çeken bir kimse kafir okur.Bir hırsız çaldığı bir havyanı boğazlasa ve bu boğazlanmış hayvanı sahibi bulsa bu hayvanın eti yenmez.

5-Tövbe suresinin başında besmele söylemek güzel değildir(Kerahettir)Ayetleri arasında besmele söylemek müstehaptır. (güzeldir.)

                 İmam Azam Ebu Hanife ve İmam Şafi’ye Göre Besmelenin Hükmü.

1-Ebu Hanife’nin ve bir gurup fıkıh bilginine göre besmele, Fatiha’dan ve diğer surelerden bir ayet degildir.Sadece Neml Suresinin 30cu ayetinde geçen besmele ayettir. Diğerleri sure başlarında sureleri bir birinden ayırmak için yazılmıştır.Onun için namazlarda sesli okunmaz.

2-İmam Şafi’nin ve bir gurup fıkıh bilginine göre ,besmele Fatiha ve diğer surelerin ilk ayetidir.Şafi mezhebinden olanlar besmele’yi namazda sesli okurlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1- Namaz

Namaz Abdestinin Farzları.

1-Yüzü bir defa yıkamak.

2-Kolları dirseklerle beraber yıkamak.

3-Başın dörtte birine bir defa mesh etmek

4-Ayakları topuklarla beraber yıkamak.

Gusül Abdestinin Farzları.

1-Ağzımızı boğazımıza kadar bir defa  su ile yıkamak

2-Burnumuzu bir defa genzimize kadar su ile yıkamak

3-Vücudumuzun dışını hiç kuru yer kalmayacak şekilde su ile yıkamak.

 (*** Ek Bilgi:Gusül abdestinde vücudumuzun dışı; su ile hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır.Hanefi mezhebine göre ; ağzın içi ile burnun içi vücudun dışından sayılır.***).

Teyemmüm Abdestinin Farzları:

1-Niyet etmek.

2-Ellerimizi temiz toprağa veya toprak c,insinden bir şeye vurup yüzümüzü bir defa mesh etmek.

3-Ellerimizi temiz toprağa veya toprak c,insinden bir şeye vurup kollarımızı bir defa mesh etmek.

 

                                         Mest Üzerine Mesh Etmek.

Yolcu olmayanlar için mest üzerine mesh etmenin süresi 24 saattir.Yolcu olanlar için bu süre 72 saattir.

Yolculukta Mesh Süresi Ne Zaman Başlar?

Bu süre mestleri ayağımıza giydiğimiz andan itibaren başlamaz.Abdestli olarak meshleri ayağımıza giydikten sonra ,abdestimiz bozulduğu andan  sonra başlar.Örnek:Sabah saat 8.00 da abdest alıp mestlerimizi ayağımıza giydikten sonra abdestimiz saat 10.00 da bozulsa .Bu belirtilen süreler saat 10.00 da başlar.

Sargı Üzerine Mesh:Herhangi bir sağrı üzerine mesh etmenin süresi yoktur.Yani rahatsızlık geçinceye kadar sağrını üzerine mesh edilir

Namazın Dışındaki Farzları

       1-Hadesten Taharet: Namaz Abdesti ve Gusül Abdesti almış olmak

2-Necasetten Taharet:Ütümüzün başımızın ve namaz kılacağımız yerin temiz olması.

3-Setri Avret:Kadınların el ,yüz ve ayakları hariç bütün yerlerinin örtülü olması.Erkeklerin göbek ve diz kapakları arasının örtülü olması.

4-İstikbali Kıble:Kıbleye yönelmek.

5-Vakit:Kılacağımız namazın vaktinin girmiş olması.

6-Niyet:Hangi namazı kılacaksak o namaza niyet etmek.

            Namazın İçindeki Farzları

        1-Başlama Tekbiri:Namaza “Allahü Ekber “diye başlamak.

        2-Kıyam:Namazda ayakta dik durmak.

        3-Kıraat:Namaz kılarken Fatiha Suresini okumak  ; Kuran’dan kısa bir sure veya bu sure uzunluğuna denk bir ayet okumak veyahut bu kısa sure uzunluğuna denk üç kısa ayet okumak

a-Hanefi mezhebine göre ; namaz kılarken Fatiha Suresini okumak vaciptir.Kuran’dan sure ve ayet okumak ise farzdır.

b- Diğer mezheplerde vacip kavramı yoktur.Bu bakımdan bu mezheplere göre; Fatiha Suresinin okuması Farzdır.Yine Kuran’dan ; ayet ve sure okumak farzdır.Farz olan kıraatin ölçüsü  bu mezheplere göre değişiklikler gösterir.

4- Rüku:Kıyamdan sonra ellerimizi dizlerimize koyarak baş ve sırtın düz olması.Kadınların ellerini baldırlarının ortasına koyarak vücutlarını hafifçe eğmesi.

5-Secde:Erkek ve kadınların namaz kılarken ; ayak uçlarının dizlerinin,ellerinin ,alın ve burunlarının yere koymasıdır.

Secde sırasında baş iki elimizin arasında olur. Erkeklerin belleri düz kolları ik yana açık olur. Kollarını yere koymazlar. Kadınların belleri büzüşük , kolları yanlarına yapışık başları elleri arasında  ve kolları yere değer halde olu.Secde yapılarak yerin sert olması yani secde yapılan yerin sertliğini alnımızda ve diğer organlarımızda hissetmemiz gerekir.

      6- Kadei Ahire:Namazdan çıkacağımız zaman Ettehiyyatü Duasını okumak ve bu duayı okuyacak kadar bir süre beklemektir.

            Namaz Abdestinin Sünnetleri

1-Elleri bileklere kadar üç kere yıkamak.

2-Abdeste başlarken: “Bismillahülazim velhamdülillas ala dinil İslam .” demek ve dişleri misvak veya  fırçalamak .

3-Ağza ve burna su vermek.

4-Parmakları hilallemek.(Parmakların hilallenmesi;ellerimizi yıkarken bir elin parmaklarını , diğer elin parmakları arasına geçirip ileri geri hareket ettirmektir.).

5-Yüzümüzü yıkarken niçin abdest alıyorsak o iş için abdeste niyet etmek.

6-Ağzı burnu ve kolları ve ayakları üçer defa yıkamak.

7-Başın her tarafını mesh etmek.

8-Tertibe uymak.Yani evvela yüzü ,sonra kolları yıkayıp başa mesh etmek ve daha sonra ayakları yıkamak.

9-Şahadet parmağı ile kulağın içini ve baş parmağı ile kulağın dışını mesh etmek.

10-Bir kimse önce ayağını veya kollarını yıkasa ,daha sonra da ,diğer abdest azalarını yıkasa Abdesti geçerlidir.Yalnız sünnete uymamış olur.

          Namaz Abdestinin Müstehabları

1- Parmakta bulunan yüzük geniş ise oynatmak,altına su geçmeyecek kadar dar ve oynatmakla altına su geçirmek mümkün ise oynatarak, değilse parmaktan yüzüğü çıkarıp altını yıkamak farzdır.

2-Abdest alırken kıbleye dönmek.

3-Yüksek bir yere oturarak abdest almak

4-İbrikle  abdest alıyorsak , ibriğin sapını üç kere yıkamak

5-Ne iş için abdest alıyorsak , o işin adını kendi duyabileceğimiz bir sesle söylemek.

6-Her azayı besmele veya Kelimei Şahadetle yıkamak.

7-Özrümüz yoksa , abdestimizi önceden alıp namaza hazır olmak.

8-Abdest alırken mecbur kalmazsak konuşmamak .

9-Oruçlu değilken ağzımızı çalkalarken ve burnumuza su çekerken aşırı davranmak ,yani mübalağa etmemek.

10-Ağza ve buruna sağ elimizle su vermek.

11- Sol elimizle sümkürerek.

12-Kulaklarımızı mesh ederken küçük parmaklarımızı kulaklarımıza sokmak.

13-El ve ayaklar  yıkanırken sağdan başlamak.Biliyorsak namaz abdesti dualarını okumak.

           Namaz Abdestinin Mekruhları

1-Özürsüz olarak abdest alırken konuşmak.

2-Sağ elle sümkürmek.

3- Abdest azalarını üçten az veya fazla yıkamak.

4-Özürsüz olarak başkasından yardım istemek .

5- Suyu yüzüne şiddetli vurmak.

6-Tertibe uymadan abdest almak.

           Namaz Abdestini Bozan Şeyler

1-Önden ve arkadan çıkan pislik ve arkamızdan çıkan yel.Her azadan çıkan kan ,irin ve sarı suyun çıktığı yerde durmayıp çevresine yayılması.

2-Ağız dolusu kusmak.Ancak boğazdan çıkan balgam abdesti bozmaz.

3-Yatıp uyumak. Veyahut dayanıp , dayandığı şey alındığı zaman düşecek kadar uyumak.

4-Sarhoş olmak.

5-Bayılmak.

6- Namaz kılarken yanımızdaki ada işitecek kar sesle gülmek.Cenaze namazı kılarken veya okuma secdesi(tilavet secdesi) yaparken yanımızdaki adam işitecek kadar bir sesle gülersek abdestimiz bozulmaz.

7- Bir  kimsenin bir yerinden kan ve irin veya sarı su çıksa d etrafa dalmadan bir bezle alsa , bu şeylerin çevreye yayılma ihtimali olduğundan , bu şeyler çevreye yayılmış hükmünde olanda Abdesti bozulur.

Namaz Abdestini ve Orucu Bozan Şeylerin Kısa Olarak Anlatımı.

1-Namaz Abdesti vücudumuzdan çıkan ; nefes , ter , tükürük , sümük hariç her şeyden bozulur.

2-Oruç vücudumuza giren ; nefes , tükürük ,genzimizi temizleyerek yuttuğumuz  burnumuzun kökündeki akıntı (sümük) hariç her şeyden bozulur.

3- Yenmesinin vücudumuza gıda olarak faydası olmayan şeyleri yutmakla orucumuz bozulur Bu bozulan orucun güne gün kazası gerekir Örnek:Bir oruç bozmuşsak ramazan ayı bitip bayram geçtikten sonra bir gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmak gerekmez.

Çünkü bu şeyleri yutsak bile kabuklarını midemiz eritip gıda haline getiremez.Bu yiyecekler bir süre sonra bağırsaklarımızdan atılır.Örnek:Kabuklu fındık,kabuklu ceviz,kabuklu badem ,ezilmemiş kabuklu susam , kabuğu kırılmamış meyve çekirdekleri gibi.Bunların yutulması ile orucumuz bozulur.Güne gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmayız.

           Namazın Vacipleri

1-Namaza  “Allahu Ekber” lafzıyla başlamak

2-Her namazın her rekatında Fatiha Suresini okumak.

3-Fatiha suresini her rekatta bir defa okumak.

4-Fatiha Suresini , farz olan kraattan önce okumak.

5- Farz namazların ilk iki rekatında ,diğer namazların her rekatında Fatiha suresinden sonra farz olan kraati okumak.

Dikkat: [Farz olan kıraat:Bir kısa sure veya bir uzun veyahut üç kısa ayet okumaktır.]

6-Üç veya dört rekatlı farz namazların birinci ve ikinci rekatlarında Fatiha Suresinden sonra , farz olan kıraati okumak.

7-Rükuda bir kere ; “Sübhane rabbiyel azim” diyecek kadar durmak.

8-Rükudan doğrulduğumuz zaman ;bir defa “Sübhanallah” diyecek kadar hareketsiz durmak. (Bu duruşa ;Koma’yı yerine getirmek de denir.).

9-Secdede üç defa “Sübhane rabbiyel ala” diyecek kadar durmak.

10-İki secde arasında ki dizler üzerine oturmayı yerine getirmek.

11-İki secde arasında doğrulduğumuz vakit ; dizlerimiz üzerinde oturduğumuz zaman bir defa “Subhanallah” diyecek kadar durmak. (Bu duruşa ; Celseyi yerine getirmek de denir.).

12-Birinci oturuşta  (Kadeyi ulada) Ettehiyyatü Duasını okuyacak kadar oturmak.

13-Birinci Oturuşta (Kadei Ula’da ) ve İkinci Oturuşta (Kadei Ahirede );Ettehiyyatü Duasını okumak.

14-İmam Ebu Yusuf’a ve İmam Muhammed’e göre namazdan kendi isteğimizle çıkmak.

15-Namazdan her iki tarafımıza selem vererek çıkmak.

16-Sabah ,akşam,yatsı namazlarının farzlarını kılarken ve Cuma , bayram ve teravih  namazlarını kılarken imamın sesinin cemaatin işitebileceği bir yükseklikte olması.

17-Öğlen ve ikindi namazlarının gizli okuyuşla kılınması.

18-Bayram namazlarını kılarken her kıtaatta “tekbiri zevadi” söylemek.

19-Namaz kılarken farzın tehiri (geciktirilmesi) , vacibin terki veya tehiri durumunda sehiv secdesi yapmak.

20-Vitir namazını kılarken Kunut Dualarını okumak için ; “Allahu  Ekber” diye tekbir almak.

21-Tekbir aldıktan sonra Kunut Dualarını okumak.

22-Namaz kılarken secde ayetini okuduktan sonra ; üç ayet miktarı okumak niyetinde isek,secde ayetini okuduktan sonra hemen secdei tilaveti ( Okuma Secdesini) yapmak.

Namazın Sünnetleri

1-Bütün namazların başlama tekbirini söylerken; erkeklerin  ellerini kıbleye karşı kulak memeleri hizasına ,kadınların ise omuzları hizasına kadar kaldırmaları.Tekbiri söylerken erkeklerin parmaklarını hafifçe açmaları, kadınların parlarını açmamaları.

2-Her namazın birinci rekatında kendi duyabileceğimiz bir sesle Sübhaneke Duasını okumak.

3-Fatiha Suresini okumadan önce yavaşça Euzü Besmele çekmek.

4-Kıyamda sağ eli sol el üzerine koyarak erkeklerin elerini göbek üzerinde ,kadınların göğüsleri üzerinde tutmaları.

5-Fatiha suresini okuduktan sonra yavaşça amin demek.

6-Namazın içinde rüku ve secde ederken ve secdeden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

7-Rükuda erkeklerin parmaklarını açarak dizlerini tutması ,kadınların parmakları açmadan ellerini baldırlarının ortasına koymaları.

8-Erkeklerin rükuda baş ve sırtlarını aynı hizada tutmaları.Kadınların başlarını ve sırtlarını biraz eğerek tutmaları .

9-Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel azim demek.

10- Rükudan kalkarken imam ise ;“Semiallahü limen hamide”, imama uyuyor ise “Rabbena lekel hamd” , yalnız namaz kılıyor ise  her ikisini de söylemek.

11-Secdede alnı ve burunu elleri arasında yere koymak.

12-Secdede elleri ve dizleri yere koymak.

13-Secdede ayak parmaklarını kıbleye doğru çevirmek.

14- Erkeklerin karınlarını oyluklardan çekip , kollarını hafifçe yana açıp yerden kaldırmaları.

15-Kadınların karınlarını oyluklarına yapıştırıp kollarını yanlarına yapıştırıp yere koymaları.

16-Secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel ala” demek

17-Sünneti gayri müekkede olan ; ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin birinci oturuşlarında(Kadei Ulalarında),Ettehiyyatü Duasından sonra ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik dualarını okumak.

18-Sünneti Gayri Müekkede olan ;ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin üçüncü rekatlarına kalkınca önce Sübhaneke Duasını ve Euzü Besmeleyi yavaşça okumak.

19-Her namazın Kadei Ahiresinde ,Ettehiyyatü Duasını okuduktan sonra (teşehhüdden) ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okumak.

(Salavat Duaları= Allahümme Salli ve Allahümme Barik Duaları.)

20-Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okuduktan sonra ;Rabbena Dualarını okumak.( Rabbena Duaları =Ed’iyei Mansure.)

21-İmamın : Tekbirleri ,Temsileri ve Selamı yüksek sesle söylemesi.

Tekbirleri =Allahü Ekber.

Temsi=Semialla hülümen hamideh.

Selam=Esselamü aleyküm verahmetullah.

22- Namazdan çıkarken önce sağa sonra selam vermek.

23- Her iki yanımıza selem verdikten sonra; “Allahümme entesselame ve minkesselam tebareke ya zülcelel velikram”demek.

Namazın Müstehabları

1-Müezzin ikamet ederken; “Hayye alesselah” dediği zaman cemaatin hemen durmayıp ayağa kalkması.

2-İmam mihraba giderken önünden geçtiği adamın ayağa kalkması.

3-Başlama tekbiri alırken elinin baş parmaklarını kulağın yumuşak yerine değdirmek.

4-Müezzin “Kadkametüssalat” dediği zaman namaza başlamak.

5-Kıyamda erkeklerin sağ ellerinin baş parmağı ile küçük parmaklarını halka edip sol elin bileğinden sıkı bir şekilde tutmak.Kadınların ise sağ ellerinin parmaklarını birbirine yapışık olduğu halde sol ellerinin üzerine koymak.

6-Cemaatle namaz kılarken imamın yüksek sesle söylediği tekbirleri kendi duyabileceğimiz bir sesle tekrarlamak.

7-Kıyamda secde edeceğimiz yere , Rükuda ayak uçlarına,Secde ederken buruna  bakmak.

8- Secde ederken yere önce dizleri,sonra elleri koymak.

9-Birinci ve ikinci oturuşlarda (Kadede) kucağa,Selam verirken omuz başlarına bakmak.

10-Sağ  tarafımıza selem verdikten sonra sol tarafımıza da selem vermek.(Namazdan çıkmak için sağ tarafımıza selem vermek gerekir.Bu selamı sol tarafımıza da vermek müstehebdır.Buna selamı tekrarlamak denir).

11-Esneme geldiği zaman ağzımızı açmak zorunda kalırsak , sağ elin içi veya dışı ile ağzı tutmak.

12-Mümkün olduğu kadar öksürmemeye çalışmak

13-İmkanımız ölçüsünce güzel elbise giyerek namaz kılmak.

Namazın Mekruhları

1-Namaz kılarken elbisemizi giymeksizin omzumuz üzerine almak.

2-Esnemek, gerinmek.

3-Sünnet veya müstehab olan şeyleri terk etmek Tenzihen Mekruhtur.

4-Özürsüz öksürmek.

5-Namazın içinde boynunu eğip iki tarafa bakmak.

6-Elbise ,ağız veyahut vücudu ile oynamak.

7-Kıraate mani  olmayacak derecede ağzında bir şey bulundurmak.

8-Yüzünü kıbleden çevirmek.

9-Devlet büyüklerinin önüne çıkılmayacak elbise ile namaz kılmak.

10-Elini böğrüne koymak.

11- Parmaklarını çıtlatmak.

12- İnsan yüzüne ve etrafı herhangi bir yapı malzemesi ile çevrilmemiş, mezara karşı namaz kılmak.( mezar= kabir)(Etrafı herhangi bir şeyle çevrilmemiş, örülmemiş   =Hailsiz).

13-Mum, kandil, gaz lambası ,soba ve içi kor dolu mangal hariç boşta yanan ateşe karşı namaz kılmak.

14-Namaza durulan yerin yukarısında, karşısında insan ve hayvan resimlerinin olması.

15-Vücudumuzun derisine yapıştırılmış veya çizilmiş veyahut giydiğimiz elbisenin üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunduğu halde namaz kılmak.

16-Bir veya iki kere bir yerimizi kaşımak.

17- Özürsüz bağdaş kurmak.

18-Oyluklarını yere koyup iki dizini dikerek ellerini iki tarafından yere koymak Tahrimen Mekruhtur.

19-Gözlerini yummak.

20-Sadece el parmaklarını birbirinden ayırmak.

21-Ön saflarda açık yer varken safın arkasında namaz kılmak.

22-Kadınla, aramızda bir engel  (sürte) olmadan bir hizada durup başka başka namaz kılmak.

(engel=sürte=hailsiz).

23-Büyük veya küçük tuvalet ihtiyacı varken o halde namaz kılmak . (kazayı hacet telaşı varken)

24-Secde yaparken bir ayağını yerden kaldırmak .

25—Secdeye varmak için alışkanlıkla pantolonunun paçalarını toplamak.

26-İmamdan önce rükuya gitmek.

27-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

28- İmamdan önce secdeye gitmek.

29-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

30-Sarık üzerine secde etmek.

31-Rükuya varırken veya rükudan kalkarken ellerini kaldırmak.

32-Secdeye inerken ellerini dizlerinden önce yere koymak.

33-Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce yerden kaldırmak.

34-Rüku ve secde tespihlerini üçten noksan yapmak.

35- Özür yok iken alnından  toprak veya ter silmek.

36-Secdede erkeklerin dirseklerini yere koymaları.

37- Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak Tahrimen Mekruhtur.

38-Namaz kılan bir kimseye selam verildiği zaman eliyle veya başıyla verilen selamı reddetmesi.(Bana selem verme anlamında).

39-Secde yapacağı yerdeki taşları namaz kılarken eliyle bir başka yere itmesi veya eliyle süpürmesi.

40-Bilerek bir sure veya ayeti atlamak.

41- İkinci rekatta birinci rekatta okuduğu sure veya ayetten daha uzun bir sure veya ayet okumak.

42-Sağa sola sallanmak.

43-İmama uyduktan sonra onunla beraber sure veya ayet okumak.

44-Kıyamda özür yok iken değnek veya duvara dayanmak.

45-Kollar ve ayaklar sıvalı namaz kılmak.

46-Namaz kılan kişinin ,namaz içinde okunan sure veya ayetleri veyahut tespihleri parmakla sayması.

(Tespih:Namaz içinde söylediğimiz ; “Subhane rabbiyel azim” , “Semialla hilimen hamideh” , “Rabbene lekel hamd” , “Subhane rabbiyel ala” demektir.Tekbir: “Allahu ekber” demektir.)

47-Sübhaneke ,Euzü-besmele ve anini yüksek sesle söylemek.

48-Kıyamda bir ayak üzerinde durmak.

49-İmamın ; cemaatin hepsinden bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

50-Cemaatin hepsinin ; imamdan bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

51-Kıraatini rükuya giderken bitirmek.

52-Özürsüz olarak imamın mihraptan bir başka yerde namaz kılarak cemaate imamlık yapması.

53-Rüku ve secde tespihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek

54-Tekbirleri söylememek.

55-Okuyacağı sure ve ayetleri okuması  gereken yerde okumamak.

56-Bütün vücudunu ; el ,yüz ve ayaklar dahil örten bir şey ile örtülerek namaz kılmak.

57-Çıplak başına sarık ve benzeri bir şey sarıp başının tepesini açık bırakmak.

58-Tükürmek.

59-İşitilmeyecek derecede üfürmek.İşitilecek derecede üfürürsek namazımız bozulur.

60-Bir şey koklamak.

Namazı Bozan Şeyler.

1-Bir eliyle bir kimseye vurmak.

2-Bilerek veya bilmeyerek düna kelamı söylemek(konuşmak).

3-Kendi işitecek kadar gülmek.

4-Dua etmek.

5-Ağrı ve sızıdan dolayı ah edip inlemek.

6-Ağrı ve sızıdan dolayı ağlamak.

7-Aksıran bir kimseye ; “Yerhamekallah”diyerek cevap vermek.

8-Biz zorunluluk olmadanve özürsüz olarak öksürmek ,boğazını temizlemek.

9-Sakız çiğnemek.

10-Bir namazı kılıp bitirmeden bir başka namazı kılmaya başlamak.

11-Bir rekatta üç defa saç veya sakal kaşımak.

12-Pislik veya pis bir şey üzerine secde etmek.

13-Her bir rekatta el kaldırarak bir yerini üç defa kaşımak.

14-Bir rekatta üç defa kıl koparmak

15-Secdede ayagının birini diğerinin üzerine koymak

16-Bir ayakla üç kere bir şeyi tepmek.

17-Salata haricinde yadiği şeylerden dişleri arasında kalmış bulunan nohut büyüklüğündeki bir şeyi namaz  sırasında yutmak.

18-Secdede iki ayagını yerden kaldırmak.

19-Selam kasdıyla bir eliyle bir kimse ile tokalaşmak.

20-İmamdan ileriye geçmek.Yani imama namaz kılam için uymuş bir kimseninökçesinin imamın ökçesinden ileride bulunmazı.

21-Bir rekattai iki saf kadar yürümek.

22-Elimizde olamadan üç tesbih miktarı(üç defa subhanallah diyecek kadar)avret yerimizin dörtte birinin açık olması namazı bozar (ifsad eder).Hemen o namazı yeniden kılamak gerekir.Bu açılma işi elimizde olmadan ortaya çıktığı için günaha girmiş sayılmayız. Fakat kendi istegimizle bu yerlerimizi açartsak o anda namazımız bozulur(fasid olur).Yeniden bu namazı kılmamız gerekir. Ve haram yerlerimizi açtığımız için günaha girmiş oluruz.

23-Bir imama uydukları halde aralarında bir sürte (hail) yani bir engel olamasızın veya aralarında bir adam sığacak kadar açık yer bulunmaksızın ; “Subhanallah” diyecek kadar bir kadınla aynı hizada bulunan erkegin namazı bozulur.Kadının namazı bozulmaz.

24-Erkek imam olur ve imamlığa niyet ederken ; “Bana uyan erkek ve kadınlara imamlığa “diye br niyette bulunmayan bir imama bir kadın gelir ve namaz kılmak için uyarsa hem imamın hem kadının namazı bozulur.

25-Özür yok iken gögsünü ve yüzünü kıbleden başka bir yöne çevirmek.

26-Namaz kılarken uyduğu imamı bırakıp bir başka kimseyi imam kbul edip ona uymak.

27-İmama uhduğu halde Kurandan kendine göre ayet ve sure okumak.

28-Selem vermek.

29- Bilerek verilen selamı almak.

30-Bir şey yemek içmek.Susam tanesi kadar dahi olsa namazı bozar.

31-Manası bozulacak kadar Kuranı süratli ve yanlış okumak.

 

Namazın Dışındaki Farzları

       1-Hadesten Taharet: Namaz Abdesti ve Gusül Abdesti almış olmak

2-Necasetten Taharet:Ütümüzün başımızın ve namaz kılacağımız yerin temiz olması.

3-Setri Avret:Kadınların el ,yüz ve ayakları hariç bütün yerlerinin örtülü olması.Erkeklerin göbek ve diz kapakları arasının örtülü olması.

4-İstikbali Kıble:Kıbleye yönelmek.

5-Vakit:Kılacağımız namazın vaktinin girmiş olması.

6-Niyet:Hangi namazı kılacaksak o namaza niyet etmek.

            Namazın İçindeki Farzları

        1-Başlama Tekbiri:Namaza “Allahü Ekber “diye başlamak.

        2-Kıyam:Namazda ayakta dik durmak.

        3-Kıraat:Namaz kılarken Fatiha Suresini okumak  ; Kuran’dan kısa bir sure veya bu sure uzunluğuna denk bir ayet okumak veyahut bu kısa sure uzunluğuna denk üç kısa ayet okumak

a-Hanefi mezhebine göre ; namaz kılarken Fatiha Suresini okumak vaciptir.Kuran’dan sure ve ayet okumak ise farzdır.

b- Diğer mezheplerde vacip kavramı yoktur.Bu bakımdan bu mezheplere göre; Fatiha Suresinin okuması Farzdır.Yine Kuran’dan ; ayet ve sure okumak farzdır.Farz olan kıraatin ölçüsü  bu mezheplere göre değişiklikler gösterir.

4- Rüku:Kıyamdan sonra ellerimizi dizlerimize koyarak baş ve sırtın düz olması.Kadınların ellerini baldırlarının ortasına koyarak vücutlarını hafifçe eğmesi.

5-Secde:Erkek ve kadınların namaz kılarken ; ayak uçlarının dizlerinin,ellerinin ,alın ve burunlarının yere koymasıdır.

Secde sırasında baş iki elimizin arasında olur. Erkeklerin belleri düz kolları iki yana açık olur. Kollarını yere koymazlar. Kadınların belleri büzüşük , kolları yanlarına yapışık başları elleri arasında ve kolları yere değer halde olu.Secde yapılacak yerin sert olması secde yapılan yerin sertliğini alnımızda ve diğer organlarımızda hissetmemiz gerekir.

      6- Kadei Ahire:Namazdan çıkacağımız zaman Ettehiyyatü Duasını okumak ve bu duayı okuyacak kadar bir süre beklemektir.

            Namaz Abdestinin Sünnetleri

1-Elleri bileklere kadar üç kere yıkamak.

2-Abdeste başlarken: “Bismillahülazim velhamdülillas ala dinil İslam .” demek ve dişleri misvak veya  fırçalamak .

3-Ağza ve burna su vermek.

4-Parmakları hilallemek.(Parmakların hilallenmesi;ellerimizi yıkarken bir elin parmaklarını , diğer elin parmakları arasına geçirip ileri geri hareket ettirmektir.).

5-Yüzümüzü yıkarken niçin abdest alıyorsak o iş için abdeste niyet etmek.

6-Ağzı burnu ve kolları ve ayakları üçer defa yıkamak.

7-Başın her tarafını mesh etmek.

8-Tertibe uymak.Yani evvela yüzü ,sonra kolları yıkayıp başa mesh etmek ve daha sonra ayakları yıkamak.

9-Şahadet parmağı ile kulağın içini ve baş parmağı ile kulağın dışını mesh etmek.

10-Bir kimse önce ayağını veya kollarını yıkasa ,daha sonra da ,diğer abdest azalarını yıkasa Abdesti geçerlidir.Yalnız sünnete uymamış olur.

          Namaz Abdestinin Müstehebları

1- Parmakta bulunan yüzük geniş ise oynatmak,altına su geçmeyecek kadar dar ve oynatmakla altına su geçirmek mümkün ise oynatarak, değilse parmaktan yüzüğü çıkarıp altını yıkamak farzdır.

2-Abdest alırken kıbleye dönmek.

3-Yüksek bir yere oturarak abdest almak

4-İbrikle  abdest alıyorsak , ibriğin sapını üç kere yıkamak

5-Ne iş için abdest alıyorsak , o işin adını kendi duyabileceğimiz bir sesle söylemek.

6-Her azayı besmele veya Kelimei Şahadetle yıkamak.

7-Özrümüz yoksa , abdestimizi önceden alıp namaza hazır olmak.

8-Abdest alırken mecbur kalmazsak konuşmamak .

9-Oruçlu değilken ağzımızı çalkalarken ve burnumuza su çekerken aşırı davranmak ,yani mübalağa etmemek.

10-Ağza ve buruna sağ elimizle su vermek.

11- Sol elimizle sümkürerek.

12-Kulaklarımızı mesh ederken küçük parmaklarımızı kulaklarımıza sokmak.

13-El ve ayaklar  yıkanırken sağdan başlamak.Biliyorsak namaz abdesti dualarını okumak.

           Namaz Abdestinin Mekruhları

1-Özürsüz olarak abdest alırken konuşmak.

2-Sağ elle sümkürmek.

3- Abdest azalarını üçten az veya fazla yıkamak.

4-Özürsüz olarak başkasından yardım istemek .

5- Suyu yüzüne şiddetli vurarak.

6-Tertibe uymadan abdest almak.

           Namaz Abdestini Bozan Şeyler

1-Önden ve arkadan çıkan pislik ve arkamızdan çıkan yel.Her azadan çıkan kan ,irin ve sarı suyun çıktığı yerde durmayıp çevresine yayılması.

2-Ağız dolusu kusmak.Ancak boğazdan çıkan balgam abdesti bozmaz.

3-Yatıp uyumak. Veyahut dayanıp , dayandığı şey alındığı zaman düşecek kadar uyumak.

4-Sarhoş olmak.

5-Bayılmak.

6- Namaz kılarken yanımızdaki ada işitecek kar sesle gülmek.Cenaze namazı kılarken veya okuma secdesi (tilavet secdesi) yaparken yanımızdaki adam işitecek kadar bir sesle gülersek abdestimiz bozulmaz.

7- Bir  kimsenin bir yerinden kan ve irin veya sarı su çıksa d etrafa dalmadan bir bezle alsa , bu şeylerin çevreye yayılma ihtimali olduğundan , bu şeyler çevreye yayılmış hükmünde olanda Abdesti bozulur.

Namaz Abdestini ve Orucu Bozan Şeylerin Kısa Olarak Anlatımı.

1-Namaz Abdesti vücudumuzdan çıkan ; nefes , ter , tükürük , sümük hariç her şeyden bozulur.

2-Oruç vücudumuza giren ; nefes , tükürük ,genzimizi temizleyerek yuttuğumuz  burnumuzun kökündeki akıntı (sümük) hariç her şeyden bozulur.

3- Yenmesinin vücudumuza gıda olarak faydası olmayan şeyleri yutmakla orucumuz bozulur Bu bozulan orucun güne gün kazası gerekir Örnek:Bir oruç bozmuşsak ramazan ayı bitip bayram geçtikten sonra bir gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmak gerekmez.

Çünkü bu şeyleri yutsak bile kabuklarını midemiz eritip gıda haline getiremez.Bu yiyecekler bir süre sonra bağırsaklarımızdan atılır.Örnek:Kabuklu fındık,kabuklu ceviz,kabuklu badem ,ezilmemiş kabuklu susam , kabuğu kırılmamış meyve çekirdekleri gibi.Bunların yutulması ile orucumuz bozulur.Güne gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmayız.

           Namazın Vacipleri

1-Namaza  “Allahu Ekber” lafzıyla başlamak

2-Her namazın her rekatında Fatiha Suresini okumak.

3-Fatiha suresini her rekatta bir defa okumak.

4-Fatiha Suresini , farz olan kraattan önce okumak.

5- Farz namazların ilk iki rekatında ,diğer namazların her rekatında Fatiha suresinden sonra farz olan kraati okumak.

Dikkat: [Farz olan kraat:Bir kısa sure veya bir uzun veyahut üç kısa ayet okumaktır.]

6-Üç veya dört rekatlı farz namazların birinci ve ikinci rekatlarında Fatiha Suresinden sonra , farz olan kıraati okumak.

7-Rükuda bir kere ; “Sübhane rabbiyel azim” diyecek kadar durmak.

8-Rükudan doğrulduğumuz zaman ;bir defa “Sübhanallah” diyecek kadar hareketsiz durmak. (Bu duruşa ;Koma’yı yerine getirmek de denir.).

9-Secdede üç defa “Sübhane rabbiyel ala” diyecek kadar durmak.

10-İki secde arasında ki dizler üzerine oturmayı yerine getirmek.

11-İki secde arasında doğrulduğumuz vakit ; dizlerimiz üzerinde oturduğumuz zaman bir defa “Subhanallah” diyecek kadar durmak. (Bu duruşa ; Celseyi yerine getirmek de denir.).

12-Birinci oturuşta (Kadeyi ulada) Ettehiyyatü Duasını okuyacak kadar oturmak.

13-Birinci Oturuşta (Kadei Ula’da ) ve İkinci Oturuşta (Kadei Ahirede );Ettehiyyatü Duasını okumak.

14-İmam Ebu Yusuf’a ve İmam Muhammed’e göre namazdan kendi isteğimizle çıkmak.

15-Namazdan her iki tarafımıza selem vererek çıkmak.

16-Sabah ,akşam,yatsı namazlarının farzlarını kılarken ve Cuma , bayram ve teravih  namazlarını kılarken imamın sesinin cemaatin işitebileceği bir yükseklikte olması.

17-Öğlen ve ikindi namazlarının gizli okuyuşla kılınması.

18-Bayram namazlarını kılarken her kıratta tekbiri zevadi söylemek.

19-Namaz kılarken farzın tehiri (geciktirilmesi) , vacibin terki veya tehiri durumunda sehiv secdesi yapmak.

20-Vitir namazını kılarken Kunut Dualarını okumak için ; “Allahu  Ekber” diye tekbir almak.

21-Tekbir aldıktan sonra Kunut Dualarını okumak.

22-Namaz kılarken secde ayetini okuduktan sonra ; üç ayet miktarı okumak niyetinde isek,secde ayetini okuduktan sonra hemen secdei tilaveti ( Okuma Secdesini) yapmak.

Namazın Sünnetleri

1-Bütün namazların başlama tekbirini söylerken; erkeklerin  ellerini kıbleye karşı kulak memeleri hizasına ,kadınların ise omuzları hizasına kadar kaldırmaları.Tekbiri söylerken erkeklerin parmaklarını hafifçe açmaları, kadınların parlarını açmamaları.

2-Her namazın birinci rekatında kendi duyabileceğimiz bir sesle Sübhaneke Duasını okumak.

3-Fatiha Suresini okumadan önce yavaşça Euzü Besmele çekmek.

4-Kıyamda sağ eli sol el üzerine koyarak erkeklerin elerini göbek üzerinde ,kadınların göğüsleri üzerinde tutmaları.

5-Fatiha suresini okuduktan sonra yavaşça amin demek.

6-Namazın içinde rüku ve secde ederken ve secdeden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

7-Rükuda erkeklerin parmaklarını açarak dizlerini tutması ,kadıların parmaklarını açmadan ellerini baldırlarının ortasına koymaları.

8-Erkeklerin rükuda baş ve sırtlarını aynı hizada tutmaları.Kadınların başlarını ve sırtlarını biraz eğerek tutmaları .

9-Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel azim demek.

10- Rükudan kalkarken imam ise ;“Semiallahü limen hamide”, imama uyuyor ise “Rabbena lekel hamd” , yalnız namaz kılıyor ise  her ikisini de söylemek.

11-Secdede alnı ve burunu elleri arasında yere koymak.

12-Secdede elleri ve dizleri yere koymak.

13-Secdede ayak parmaklarını kıbleye doğru çevirmek.

14- Erkeklerin karınlarını oyluklardan çekip , kollarını hafifçe yana açıp yerden kaldırmaları.

15-Kadınların karınlarını oyluklarına yapıştırıp kollarını yanlarına yapıştırıp yere koymaları.

16-Secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel ala” demek

17-Sünneti gayri müekkede olan ; ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört reketlık ilk sünnetinin birinci oturuşlarında(Kadei Ulalarında),Ettehiyyatü Duasından sonra ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik dualarını okumak.

18-Sünneti Gayri Müekkede olan ;ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin üçüncü rekatlarına kalkınca önce Sübhaneke Duasını ve Euzü Besmeleyi yavaşça okumak.

19-Her namazın Kadei Ahiresinde ,Ettehiyyatü Duasını okuduktan sonra (teşehhüdden) ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okumak.

(Salavat Duaları= Allahümme Salli ve Allahümme Barik Duaları.)

20-Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okuduktan sonra ;Rabbena Dualarını okumak.( Rabbena Duaları =Ed’iyei Mansure.)

21-İmamın : Tekbirleri ,Temsileri ve Selamı yüksek sesle söylemesi.

Tekbirleri =Allahü Ekber.

Temsi=Semialla hülümen hamideh.

Selam=Esselamü aleyküm verahmetullah.

22- Namazdan çıkarken önce sağa sonra selam vererek.

23- Her iki yanımıza selem verdikten sonra; “Allahümme entesselame ve minkesselam tebareke ya zülcelel velikram” demek.

Namazın Müstehabları

1-Müezzin ikamet ederken; “Hayye alesselah” dediği zaman cemaatin hemen durmayıp ayağa kalkması.

2-İmam mihraba giderken önünden geçtiği adamın ayağa kalkması.

3-Başlama tekbiri alırken elinin baş parmaklarını kulağın yumuşak yerine değdirmek.

4-Müezzin “Kadkametüssalat” dediği zaman namaza başlamak.

5-Kıyamda erkeklerin sağ ellerinin baş parmağı ile küçük parmaklarını halka edip sol elin bileğinden sıkı bir şekilde tutmak.Kadınların ise sağ ellerinin parmaklarını birbirine yapışık olduğu halde sol ellerinin üzerine koymak.

6-Cemaatle namaz kılarken imamın yüksek sesle söylediği tekbirleri kendi duyabileceğimiz bir sesle tekrarlamak.

7-Kıyamda secde edeceğimiz yere , Rükuda ayak uçlarına,Secde ederken buruna  bakmak.

8- Secde ederken yere önce dizleri,sonra elleri koymak.

9-Birinci ve ikinci oturuşlarda (Kadede) kucağa,Selam verirken omuz başlarına bakmak.

10-Sağ  tarafımıza selem verdikten sonra sol tarafımıza da selem vermek.(Namazdan çıkmak için sağ tarafımıza selem vermek gerekir.Bu selamı sol tarafımıza da vermek müstehebdır.Buna selamı tekrarlamak denir).

11-Esneme geldiği zaman ağzımızı açmak zorunda kalırsak , sağ elin içi veya dışı ile ağzı tutmak.

12-Mümkün olduğu kadar öksürmemeye çalışmak

13-İmkanımız ölçüsünce güzel elbise giyerek namaz kılmak.

Namazın Mekruhları

1-Namaz kılarken elbisemizi giymeksizin omzumuz üzerine almak.

2-Esnemek, gerinmek.

3-Sünnet veya müstehab olan şeyleri terk etmek Tenzihen Mekruhtur.

4-Özürsüz öksürmek.

5-Namazın içinde boynunu eğip iki tarafa bakmak.

6-Elbise ,ağız veyahut vücudu ile oynamak.

7-Kıraate mani  olmayacak derecede ağzında bir şey bulundurmak.

8-Yüzünü kıbleden çevirmek.

9-Devlet büyüklerinin önüne çıkılmayacak elbise ile namaz kılmak.

10-Elini böğrüne koymak.

11- Parmaklarını çıtlatmak.

12- İnsan yüzüne ve etrafı herhangi bir yapı malzemesi ile çevrilmemiş, mezara karşı namaz kılmak.( mezar= kabir)(Etrafı herhangi bir şeyle çevrilmemiş, örülmemiş   =Hailsiz).

13-Mum kandil gaz lambası ,soba ve içi kor dolu mangal hariç boşta yanan ateşe karşı namaz kılmak.

14-Namaza durulan yerin yukarısında, karşısında insan ve hayvan resimlerinin olması.

15-Vücüdümüzun derisine yapıştırılmış veya çizilmiş veyahut giydiğimiz elbisenin üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunduğu halde namaz kılmak.

16-Bir veya iki kere bir yerimizi kaşımak.

17- Özürsüz bağdaş kurmak.

18-Oyluklarını yere koyup iki dizini dikerek ellerini iki tarafından yere koymak Tahrimen Mekruhtur.

19-Gözlerini yummak.

20-Sadece el parmaklarını birbirinden ayırmak.

21-Ön saflarda açık yer varken safın arkasında namaz kılmak.

22-Kadınla, aramızda bir engel  (sürte) olmadan bir hizada durup başka başka namaz kılmak.

(engel=sürte=hailsiz).

23-Büyük veya küçük tuvalet ihtiyacı varken o halde namaz kılmak . (kazayı hacet telaşı varken)

24-Secde yaparken bir ayağını yerden kaldırmak .

25—Secdeye varmak için alışkanlıkla pantolonunun paçalarını toplamak.

26-İmamdan önce rükuya gitmek.

27-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

28- İmamdan önce secdeye gitmek.

29-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

30-Sarık üzerine secde etmek.

31-Rükuya varırken veya rükudan kalkarken ellerini kaldırmak.

32-Secdeye inerken ellerini dizlerinden önce yere koymak.

33-Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce yerden kaldırmak.

34-Rüku ve secde tespihlerini üçten noksan yapmak.

35- Özür yok iken alnından  toprak veya ter silmek.

36-Secdede erkeklerin dirseklerini yere koymaları.

37- Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak Tahrimen Mekruhtur.

38-Namaz kılan bir kimseye selam verildiği zaman eliyle veya başıyla verilen selamı red etmesi.(Bana selem verme anlamında).

39-Secde yapacağı yerdeki taşları namaz kılarken eliyle bir başka yere itmesi veya eliyle süpürmesi.

40-Bilerek bir sure veya ayeti atlamak.

41- İkinci rekatta birinci rekatta okuduğu sure veya ayetten daha uzun bir sure veya ayet okumak.

42-Sağa sola sallanmak.

43-İmama uyduktan sonra onunla beraber sure veya ayet okumak.

44-Kıyamda özür yok iken değnek veya duvara dayanmak.

45-Kollar ve ayaklar sıvalı namaz kılmak.

46-Namaz kılan kişinin ,namaz içinde okunan sure veya ayetleri veyahut tespihleri parmakla sayması.

(Tesbih:Namaz içinde söylediğimiz ; “Subhane rabbiyel azim” , “Semialla hilimen hamideh” , “Rabbene lekel hamd” , “Subhene rabbiyel ala” demektir.Tekbir: “Allahu ekber” demektir.)

47-Subhaneke ,Euzü-besmele ve anini yüksek sesle söylemek.

48-Kıyamda bir ayak üzerinde durmak.

49-İmamın ; cemaatin hepsinden bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

50-Cemaatin hepsinin ; imamdan bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

51-Kıraatini rükuya giderken bitirmek.

52-Özürsüz olarak imamın mihraptan bir başka yerde namaz kılarak cemaate imamlık yapması.

53-Rüku ve secde tespihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek

54-Tekbirleri söylememek.

55-Okuyacağı sure ve ayetleri okuması  gereken yerde okumamak.

56-Bütün vücudunu ; el ,yüz ve ayaklar dahil örten bir şey ile örtülerek namaz kılmak.

57-Çıplak başına sarık ve benzeri bir şey sarıp başının tepesini açık bırakmak.

58-Tükürmek.

59-İşitilmeyecek derecede üfürmek.İşitilecek derecede üfürürsek namazımız bozulur.

60-Bir şe koklamak.

Namazı Bozan Şeyler.

1-Bir eliyle bir kimseye vurmak.

2-Bilerek veya bilmeyerek dünya kelamı söylemek(konuşmak).

3-Kendi işitecek kadar gülmek.

4-Dua etmek.

5-Ağrı ve sızıdan dolayı ah edip inlemek.

6-Ağrı ve sızıdan dolayı ağlamak.

7-Aksıran bir kimseye ; “Yerhamekallah” diyerek cevap vermek.

8-Biz zorunluluk olmadan ve özürsüz olarak öksürmek ,boğazını temizlemek.

9-Sakız çiğnemek.

10-Bir namazı kılıp bitirmeden bir başka namazı kılmaya başlamak.

11-Bir rekatta üç defa saç veya sakal kaşımak.

12-Pislik veya pis bir şey üzerine secde etmek.

13-Her bir rekatta el kaldırarak bir yerini üç defa kaşımak.

14-Bir rekatta üç defa kıl koparmak

15-Secdede ayağının birini diğerinin üzerine koymak

16-Bir ayakla üç kere bir şeyi tepmek.

17-Salata haricinde yediği şeylerden dişleri arasında kalmış bulunan nohut büyüklüğündeki bir şeyi namaz  sırasında yutmak.

18-Secdede iki ayağını yerden kaldırmak.

19-Selam kastıyla bir eliyle bir kimse ile tokalaşmak.

20-İmamdan ileriye geçmek.Yani imama namaz kılmak için uymuş bir kimsenin ökçesinin imamın ökçesinden ileride bulunmazı.

21-Bir rekatta iki saf kadar yürümek.

22-Elimizde olamadan üç tespih miktarı(üç defa subhanallah diyecek kadar)avret yerimizin dörtte birinin açık olması namazı bozar (ifsat eder).Hemen o namazı yeniden kılmak gerekir.Bu açılma işi elimizde olmadan ortaya çıktığı için günaha girmiş sayılmayız. Fakat kendi isteğimizle bu yerlerimizi açarsak o anda namazımız bozulur(fasit olur).Yeniden bu namazı kılmamız gerekir. Ve haram yerlerimizi açtığımız için günaha girmiş oluruz.

23-Bir imama uydukları halde aralarında bir sürte (hail) yani bir engel olmaksızın veya aralarında bir adam sığacak kadar açık yer bulunmaksızın ; “Subhanallah” diyecek kadar bir kadınla aynı hizada bulunan erkeğin namazı bozulur.Kadının namazı bozulmaz.

24-Erkek imam olur ve imamlığa niyet ederken ; “Bana uyan erkek ve kadınlara imamlığa “diye bir niyette bulunmayan bir imama bir kadın gelir ve namaz kılmak için uyarsa hem imamın hem kadının namazı bozulur.

25-Özür yok iken göğsünü ve yüzünü kıbleden başka bir yöne çevirmek.

26-Namaz kılarken uyduğu imamı bırakıp bir başka kimseyi imam kabul edip ona uymak.

27-İmama uyduğu halde Kurandan kendine göre ayet ve sure okumak.

28-Selem vermek.

29- Bilerek verilen selamı almak.

30-Bir şey yemek içmek.Susam tanesi kadar dahi olsa namazı bozar.

31-Manası bozulacak kadar Kuranı süratli ve yanlış okumak.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

             Tilavet (Okuma) Secdesi:

         Kuranı Kerimde 14 yerde secde ayeti vardır.Bu secde ayetlerini okuyan ve duyan mükellef (aklı başında ve buluğa ermiş ) Müslümanların yapmaları gereken VACİP bir secdedir . Yani bu ayetler okunduğu zaman secde yapılması vaciptir.Bu secdeyi yapmayan bir vacibi terk ettiği için günaha girer.

  .                                 Tilavet Secdesinin Farzları

1-Tilavet Secdesinin farzı(rüknü) alını bir kez yere koymaktır.

2-Hasta için Tilavet Secdesinin farzı(rüknü) işaret(ima)ile secde yapmaktır.

3-Namaz kılan kişi ,namaz içinde RUKUYA gider.Böylece Tilavet Secdesinin farzını yerine getirmiş olur.

                        Tilavet Secdesinin Sünnetleri

1-Tilavet secdesine namazın dışında dil ile niyet etmek sünnettir.

2-Namazın dışında Okuma Secdesi yapacağımız zaman hem dil ile hem kalp ile niyet sünnettir.

a-Bazı din bilginlerine göre namaz kılarken Okuma Secdesine niyet edilmesi veya edilmemesi birdir.Yaptığımız Okuma Secdesi geçerlidir.Vacip olan Okuma Secdesini yerine getirmiş sayılırız.

3-Okuma Secdesi yaparken ,secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel Ala “demek sünnettir.(Okuma Secdesi yaparken bir defa “Subhane Rabbena İn Kane Vadü Rabbina Lemef’ula” da denebilir.)

                  Tilavet Secdesinin Müstehabları

1-Secdeden kalkarken ”Gufraneke Rabbena Ve İleykel Masir”   (Senin Gufanını dilerim.Dönüş ancak sanadır.)demektir.

2-Secdeye giderken ve secdeden kalkarken ”Allahu Ekber” demektir.

3-Secde yapacak kişinin; Secde yapmadan önce ayağa kalkıp dikilmesi ve hemen secde yapması müstehabdır.                                                                                                                                 4- Secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp dikilmesidir.   

Tilavet Secdesi iki şekilde yapılır.

1-Namazın Dışında:Namazın dışında secde ayetlerini okuduğumuz zaman tilavet secdesini hemen yapabildiğimiz gibi daha sonrada yapabiliriz.Hemen yapılması daha faziletlidir.

2-Namazın İçinde:

    a-Namazın içinde secde ayetini okuduktan sonra üç ayetten az ayet okursak ayrıca secde yapılması gerekmez.Yaptığımız rüku secde yerine geçer.

    b-Secde ayetinden sonra üç veya daha fazla ayet okursak secde ayetini okur okumaz  “Allahü Ekber” diyerek secdeye gideriz.Secde yaptıktan sonra tekrar ayağa kalkarak kaldığımız yerden okumaya devam ederiz.Namaz sırasında yapılmayan tilavet secdesinin kazası yoktur.

 Okuma Secdesinin Rüku İle Yapılışı

1-Namazın içinde secde ayeti okununca hemen rükuya gideriz(eğiliriz).Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel Azim” deriz.Daha sonra hemen doğrularak(Kıyama kalkarak)secde ayetinden sonraki ayetten okumaya devam ederiz.Ve daha sonra yapmamız gereken rüku ve secdeleri yaparak namazımız devam ederiz.Veya Son Oturuşumuzu(Kadei Ahireyi) yerine getirerek namazımızı tamamlarız. .

Okuma Secdesi Yapılırken Cemaat Yanılırsa

1-Secde ayeti okunduğunda hemen okuma secdesini yapamayacaksak “Semi’na Ve Eta’na Gufraneke Rabena Ve İleykel Masir” demek  müstehaptır (İyidir).

2-Namaz kılarken bir secde ayeti tekrarlanırsa bir secde yapılır. İster bir rekatta olsun ,ister başka, başka rekatlarda olsun hiçbir şey fak etmez.

3-Secde ayeti okunduğunda secdeye giden cemaat yanılarak peşi peşine iki secde yapsalar  namazları bozulur.

4-İmam secde ayetini okuduktan sonra secdeye gittiğinde ,cemaat imamın  rüku ve secdeye gittiğini sanarak ,rüku ve secdeye gitseler cemaatin namazı bozulmaz. .                                                                                                                                  

Bir Secde Ayetini ,Aynı Anda Bir Yerde , Birden Fazla Okumak:

Aynı anda , bir yerde , aynı secde ayeti birden çok tekrar edilmiş ise ; bütün okumalar için sadece bir secde yapmak yeterlidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

A-Bazı Yön ve Zaman Bilgileri:

Kıble Saati:Takvimlerde her şehrin kıble saati yazılıdır.O şehir için yazılan kıble saati vaktinde ,güneşe doğru dönen kimse ,KABE yönüne dönmüş  ve O yerin kıblesini bulmuş olur.O yöne doğru dönerek namazını kılar.Örnek:14 Ekim 2003 Salı günü Ankara’nın Kıble saati takvimlerde 11.32 olarak yazılıdır. Ankara’da yaşıyorsak ,belirtilen saatte  yani 11.32 de yüzümüzü güneşe doğru dönüp tam güneşi gördüğümüz yön ;aynı zamanda KABEY’E  doğru durduğumuz yöndür.O yöne dönerek namazımızı kılabiliriz.Kıblemizi doğru olarak bulmuş oluruz

Kabe’den Uzaklarda Yaşayan Kimseler İçin Kıble; Kabe’nin bulunduğu yöne dönmektir.Kabe ile tam olarak aynı çizgi üzerinde bulunma zorunluluğu yoktur.Aslında Kabe ile aynı çizgi üzerinde bulunmak insanlar için çok zordur.Bu zorluk geometri bilgileri kullanılarak kolayca anlaşılabilir.İslam Dini kolaylık dinidir.

Namaz Vakitleri İle İlgili Baz Bilgiler

1-Kerahet Vakti(İşrak Vakti):Güneşin doğması ile başlayan ve bir veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar geçen namaz kılamadığımız süreye denir

***(Dikkat:Orta boylu bir mızrağın uzunluğu on iki karıştır.(Bir karış ortalama yirmi santim uzunluğunda olduğuna göre ,demek ki bir mızrak boyu ortalama 240 santimdir.Büyük boy mızrakların uzunluğu ise üç metreye yakındır. Veya üç metrenin biraz üzerindedir.)***.

a-İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre; Kerahet Vakti güneş doğduktan iki mızrak boyu geçen yükselinceye kadar süredir

b-Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre;Kerahet Vakti güneş doğduktan sonra bir mızrak boyu yükselinceye kadar geçen süredir.(EbuYusuf ve İmam Muhammed=İmameyn) Türkiye’de Kerahet Vakti güneş doğduktan sonra 40 ila50dakika geçinceye kadar devam eder.

2-Kuşluk Vakti(Duha Vakti): Güneşin doğmasından başlayarak Şeri Günün(Dini Günün) dörtte biri kadar bir zaman geçmesiyle başlayan vakte denir.Örnek:Şeri Gün12saat olsa ,bu günün kuşluk Vakti güneş doğduktan 3 saat sonra başlar.Kuşluk Namazı bu andan itibaren istiva zamanına kadar kılınır.Kuşluk Namazının kılınma zamanının başlama ve bitişi  Şeri Güne göre hesaplanır.3-İstiva Vakti:Şeri Günün ortasına  denir.                                                                                              4-Şeri Gün:Fecri Sadıktan (İmsak Vaktinden) başlayıp güneşin batmasına kadar geçen süredir.Bu sürenin ortası Şeri Günün ortası sayılır.Şeri Günün ortası olduğu zaman güneş daha tepe noktasına gelmemiştir.

5-Zeval Vakti:Örfü Günün ortasına denir.Örfü Günün orası olduğu zaman güneş tam tepe noktasına gelmiş olur.                                                                                                                          6-Örfü Gün:Güneşin doğmasından batışına kadar geçen süredir.Örfü Gün, Şeri Günden  bir saat 45 dakika daha kısadır.Örfü Gün ile Şeri Günün ortası bir değildir.

***Öğlenin Kerahet Vakti:İstiva Vakti ile Zeval Vakti arasındaki “Öğlenin Kerahet Vakti” dediğimiz süre Türkiye’de yaz aylarında  yani uzun günlerde daha uzundur.  Uzun günlerde bu zaman ortalama 50 dakikadır.Kısa günlerde yani kış aylarında bu süre 50 dakikanın altına düşer.

Öğlenin Kerahet Vaktinin” Belirlenmesi Hakkındaki Farklı Görüşler:

a-Bazı din bilginlerine göre “Öğlenin Kerahet Vaktinin” belirlenmesinde Örfü Gün esas olarak alınır.Güneş tam tepe noktasına geldiği andır(andan ibarettir).Gölge doğuya döndükten sonra yani Öğlen Namazı vakti girince sona erer.Bundan dolayı tam “Zeval Vaktine” , “İstiva Vakti” denir.Bu zamanda namaz kılınmaz. ***Öğlen namazı vakti zeval vaktinden 10 dakika sonra girer.***

b-Harzem Fıkıh Bilginlerine Göre ;“Öğlenin Kerahet Vaktinin” belirlenmesinde Şeri Gün esas alınır Şeri Günde İstiva Vakti, Zeval Vaktinden bir hayli önce meydana gelir.Bu duruma göre İstiva Vaktinden başlayarak Zeval Vaktine kadar geçen süre “Öğlenin Kerahet Vaktidir”.Bu iki vakit arasında namaz kılınmaz.Öğlen Namazı Vakti girdikten sonra her çeşit namaz kılmak serbest olur. İstediğimiz kadar ,istediğimiz namazı kılabiliriz.

***Türkiye’nin için bulunduğu enlem kuşağında güneşli bir günde yere 90derece diklikte dikilen bir cismin gölgesi doğuya döndükten sonra kendi uzunluğunun yarısı kadar olduğunda  bu yarı gölgeye Feyi Zeval denir.Zeval vakti girmiş demektir. Feyi Zeval ile Öğlen Namazı vakti arasında kalan bu surede namaz kılınmaz.Çünkü bu bir kerahet vaktidir. İşte bu Feyi Zevalin  uzamaya başlamasıyla Öğlen Namazının vakti girer.. (Fey:Dönmek demektir.Her şeyi gölgesi batıdan doğuya döndüğü  için bu ad verilmiştir.  Güneşin batıya doğru dönmesi ile birlikte ;gölgede doğuya doğru dönmüştür.).Bu gölge ekvator bölgesinde hiç olmaz Çünkü ekvatora güneş ışıkları dik gelir.

***a-İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre Türkiye’de öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun iki buçuk misli oluncaya kadar devam eder.Gölgemiz iki buçuk misli olduktan sonra ikindi namazının vaki girer.Ekvator bölgesinde öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun iki misli oluncaya kadar devam eder. Bu vakitten sonra ikindi namazının vaki girer.( Bu vakte Asrı Sani denir.).(Vaktin Sonu=Asrı Sani)

***b-Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre(İmameyne göre) Türkiye’de öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun bir buçuk misli oluncaya kadar devam eder.Bu vakitten sonra ikindi namazının vakti girer.(Bu vakte Asrı Evvel denir.).Türkiye’de ikindi namazının ezanı  bu görüşe göre okunur.(Vaktin Evveli=Asrı Evvel)

***Asrı Sani ile Asrı Evvel arasındaki zaman farkı uzun günlerde 72 dakikadır.               .         ***Asrı Sani ile Asrı Evvel arasındaki zaman farkı kısa günlerde 36 dakikadır.

***Öğlen namazını Asrı Evvelden önce kılmak daha iyidir.

***İkindi namazını Asrı Saniden sonra kılmak iyidir.

***Yaz günlerinde öğlen namazını serinlikte kılmak iyidir.Yani Asrı Sanide kılmak iyidir.

***Kış günlerinde öğlen namazını gölgemiz bizim bir buçuk misli olmadan kılmak iyidir.Yani Asrı Evvelde kılmak iyidir.

***Asrı Evvelde kılınmamış bir öğlen namazını ikindi ezanı okunduktan sonra kılsak uygun olur.İkindi namazını da İmamı Azam Ebu Hanife’nin görüşüne uyarak gölgemiz boyumuzun iki buçuk misli olduktan sonra kılmak iyidir.                                                                      .           *** Fecri Kazib (Yalancı Aydınlık..Fecr:Aydınlık.Kazib:Yalancı ): Gece karanlığından sonra ,sabah olmadan  önce doğu  ufkunda dikey olarak beliren aydınlıktır(beyazlıktır).Bu beyazlık kısa sürede kaybolur.

***Fecri Sadık(Doğru Fecr.Sadık:Doğru,gerçek,yalan söylemeyen):Doğu ufkunda yatay olarak bir aydınlığın(beyazlığın) belirmesidir.Sabah Namazının vaki bu aydınlığın belirmesi ile başlar.Şeri Günün başlangıcı bu aydınlığın belirmesidir.Fecri Sadık’a biz İmsak Vakti de deriz.Bu vakit aynı zamanda oruçluya yeme içmenin haram olduğu vakittir.Türkiye’de Fecri Kazib ile Feri Sadık arasında yaz aylarında 20 dakikalık bir zaman vardır.Kış aylarında ise 15 dakikalık bir zaman vardır.

Kerahat Vakitleri

           A-Hiç Bir Namazın Kılınmadığı Kerahat Vakitleri:

1-Güneş doğduğu andan itibaren 40-50 dakikalık süre.

2-Öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar ki süre. “(Harzem Bilginlerine Göre)”.

3- Akşam zanına 40-50 dakika kalıncaya kadar ki süre.

1-Hiçbir Namazın Kılınamadığı Kerahet Vakitleri:

a-Güneş doğarken.

b-Güneş batarken.

c-Güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zamanın ortası.(Bu zaman kısa bir süredir. Bu süreye güneşin  istiva (orta)zamanı denir.).

d-Güneşin gözleri kamaştırmayacak  ölçüde sararmasından başlayarak ,batıncaya kadar geçen süredir.Ancak o günkü ikindi namazının farzı güneş batarken bile kılınır.(İkindi namazının farzının güneş batarken  kılınması Kerahetle Caizdir).

e-Güneşin dogması vaktinden ,güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar geçen sürede sabah namazının sünneti ve farzı kılınmaz. Sabah namazı kılınırken güneş doğsa ,namaz bozulmuş olur.Bu namazın kaza edilmesi gerekir.(Ülkemizdeki kerahet vakti konusunu ayrıntısıyla yaz.)

        a-İkindi Namazının Farzının Kılınma Süresi.

O günkü kılamadığımız ikindi namazının farzı tahrimen mekrun olmasına rağmen bu kerahat vaktinde kılınması gerekir.Çünkü kazaya bırakmak haramdır.

b-Kerahat Vakitlerinde Tilaver Secdesi.

Kerahat vakitlerinde okunan tilavet secdesi yapılabilir.

        c-Kerahat Vakitlerinde Hazırlanmış Cenaze .

Kerahat Vakitlerinde Hazırlanmış Cenazelerin ,de cenaze namazları kılınır .

B-Sünnet ve Nafile Namazların Kılınmasının Mekrun Olduğu Vakitler.

1-Sabah namazı vakti girdiğinde (imsak olduğunda)sabah namazının sünneti hariç ,hiçbir sünnet ve nafile namaz kılınmaz.

2-Sabah namazının farzı kılındıktan sonra sabah namazının sünneti dahi hiçbir sünnet ve nafile namaz kılınmaz.

3-İkindi namazının farzı kılındıktan sonra ikindi namazının sünneti dahil hiçbir sünnet ve nafile namazı kılınmaz.

4-Akşam namazının farzından önce hiçbir sünnet ve nafile namazı kılınmaz.

5-Yatsı namazının farzından önce teravih namazı kılınmaz.

6-İman Cuma hutbesine çıktığı anda sünnet namazları kılınmaz.

7-Kişinin karnı aç olduğunda ,yemek hazır olduğunda sünnet namazı kılınmaz.

Sabah ve İkindi Namazı İle İlgili Özel Durum:

a-Sabah namazı kılarken güneş doğar ,ise namaz bozulur.Çükü tam bir namaz vaktinden kerahat vaktine geçilmiştir.(tam bir vakitten nakıs bir vakte geçilmiştir.).

b-İkindi namazı kılınırken  güneş batsa namazımız bozulmaz.Çünkü kerahat vaktinden tam bir namaz vaktine geçilmiştir.(nakıs bir vakitten kamil bir vakte geçilmiştir.).

Su Bulunduğu Zaman Hangi Namazlar Teyemmüm Abdesti İle Kılınır.

a- Su bulunduğu halde;  bayram ve cenaze namazlarına yetişememe durumu olursa ; bu namazlar teyemmüm abdesti ile kılınır.Su ile abdest alınmaya çalışılmaz.Çünkü bu namazların kazası yoktur.Yerine geçecek bir namaz yoktur.

b-Böyle bir durumda cenaze sahibi teyemmüm abdesti ile cenaze namazı kılamaz.

c- Beş vakit namaz ile Cuma namazını kaçırma durumu olursa, su bulunduğu halde teyemmüm abdesti ile bu namazlar kılınmaz.Çünkü bu namazların kazası vardır. Ve yerine geçen namaz vardır.(Yani bu namazları tek başımıza da kılabiliriz.Cuma namazını kılamazsak o günkü öğlen namazını kılarız.).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- ORUÇ

Dinimize Göre Oruç:;şafak vaktinden güneş batmasına kadar.yeme içme ve bazı bedensel istek ve arzulardan uzak durmak demektir.

Orucun Özellikleri:a- Şafak vaktinde başlar,güneş batıncaya kadar sürer.

b-Bu süre içinde oruçlu olan bir şey yiyip içmez.Bazı istek ve           .                                                arzularından uzak durur.

Oruç Nasıl Bir İbadettir:Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaptığımız bir ibadettir.

Oruç Kimlere Farzdır:Yılda bir ay oruç tutmak ; sağlıklı , yetişkin(buluğ çağına gelmiş) ve aklı başında her Müslüman’a farzdır.

Oruç Kimlere Farz Değildir:Hastalara ,yaşlılara, çocuklara ,yolculara ,oruç tutmak farz değildir.

Kaza Orucunu Kimler Tutarlar:Hastalar iyileşince tutamadıkları kadar orucu güne gün kaza ederler. Yolcular evlerine döndükten sonra tutamadıkları kadar orucu güne gün kaza ederler .Yaşlılarsa hiç oruç tutmazlar.Bunun yerine yoksullara yardım ederler.Yani tutamadıkları her oruç için maddi güçlerine göre her oruç için bir fitre verirler.

Oruca Niyet Nedir:Oruçlu sayılabilmek için niyet etmek gerekir.Niyet etmeden gün boyu bir şey yemesek içmesek oruç tutmuş sayılmayız.Oruca sahur vakti niyet ederiz.

a- Farz olan ramazan ayı orucu ile Ramazan ayı dışında tutulan nafile oruçlara niyet zamanı akşam ezanından sonra başlar ertesi günü öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar devam eder..

b-Eğer sahur vakti niyet etmeyi unutursak ertesi günü öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar aklımıza geldiği vakit de niyet ederiz.Aslında oruç tutmak için sahura kalmamız da bir bakıma oruç tutmaya niyettir.

c- Ramazan ayında tutmamız gereken farz oruçların kazası ile adak oruçlerına niyet zamanı ;akşam ezanı okunduktan sonra başlar.İmsak atıncaya kadar devam eder.Ancak bu oruçlara niyetleri imsak vaktinden önce yapmak daha sevaptır.

Oruç Nasıl Bozulur:Oruca niyet eden kimse bilerek bir şey yer ve içerse orucu bozulur.

Orucu Bozmayan Davranışlar:Oruç tutan kimse unutarak bir şey yer ve çerse orucu bozulmaz.Oruçlu olduğunu hatırladığı zaman hemen yeme ve içmeye son verir.Ağzını su ile çalkalar ve orucuna devam eder.Ancak oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra da yeme ve içmeye devam ederse orucu bozulur.Ramazan ayında sonra kefaret orucu tutması gerekir.

Kaza Orucu:Yolcu veya hastalık gibi herhangi bir nedenle oruç tutmayan kimseler , ramazan ayı çıktıktan sonra tutamadıkları güne gün sayısı kadar oruç tutmalarına Kaza Orucu adı verilir.

Orucu Bozmayan Bazı Davranışlar:a-Çiçek , kolonya , parfüm v.b. şeyleri koklamak.

b-Dişleri fırçalamak,banyo yapmak ,denize girmek.Ancak denize girdiğimizde ağzımıza su kaçarsa orucumuz bozulur.c-Oruçlunun boğazına su kaçırmamak suretiyle ağzını çalkalaması.

Orucun Yararları:a-Kişinin kendini tanımasını ve iradesini güçlendirmesini sağlar.            b-Toplumsal dayanışmayı güçlendirir.

Hadis : “ Her şey için bir zekat vardır.Bedenin zekatı da oruçtur.Oruç sabrın yarısıdır.”

Hadis: “Hilali gördükten sonra oruç tutunuz ve hilali gördükten sonra iftar ediniz(Bayram yapınız).Siz hava kapalı olunca da , Şaban ayını otuza tamamlayınız.”.

Oruca Başlama Zamanı: Batı ülkelerinde oturan Müslümanlar hilali görecek olsalar , bunu haber alan doğu ülkelerinde oturan Müslümanlar oruca başlarlar.Bu durumun o ülkenin dini konuda yetkili kişilerince ilan edilmesi gerekir.

     Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Durumlar.

1-Yolculuk:Ramazan ayında en az üç (3) günlük [ yani on sekiz (18) saatlik doksan (90) kilometrelik ]  bir yere gidecek olan kişi o gün oruca niyet etmeye bilir.Kısacası oruç tutmayabilir.Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra , gündüzün yolculuğa çıksa ,bu yolculuk o kişi için bir özür sayılmaz.Orucunu tutmaya devam etmesi gerekir.Ancak o gün yola çıkar da  ,  ondan sonra orucunu bozarsa  , bu kişi için kefaret orucu tutmak gerekmez.Sadece güne gün orucunu kaza etmesi gerekir.Bu yol yayan yürünecek durumlar için tespit edilmiştir.inimizce.Bu yolu hangi vasıta ile girersek gidelim bu durum değişmez..2-Hastalık.3-Savaş.4-Zorlama hakinde orucu bozmak.5-Kıtlık. 6-Hamilelik. 7- Kadınlar özel haller. 8- Ziyafet.9-Bir başkasının tuttuğu “Nafile ve Kaza Orucunu” bozmasını sağlamak kastıyla  ;boşanma yemini eden kimse için “Nafile ve kaza orucu tutan kişi tuttuğu orucu” bozar. 10-Yaşlılık.

“***Ek Bilgi : Orucu Bozan Şeyler : Nefes,tükürük ve sümük haricinde vücuda giren her şey orucu bozar.***.”

“***Ek Bilgi :Niyetin Önemi:İslam Dinine göre herhangi bir ibadeti yapabilmek için o ibadeti yapmaya niyet etmek gerekir.Niyetsiz ibadet olmaz.Niyeti kalbimizden geçirebildiğimiz gibi hem kalbimizden geçiririz hem de dilimizle söyleyebiliriz..***”.

“***Ek Bilgi :Oruç Tutmaya Nasıl Niyet Edilir: “Niyet ettim Allah rızası için yarınki orucu tutmaya.” dediğimizde  veya “Niyet ettim Allah rızası için  oruç tutmaya”. dediğimizde tutacağımız oruca niyet etmiş sayılırız.***”.

       Haram Aylar:Zilkade ,Zilhicce,Muharrem ve Recep aylarıdır.Ramazan bayramının birinci (1) günü ve Kurban bayramının dört (4) günü oruç tutmak TAHRİMEN mekruhtur.

Kameri aylar (Ay takvimine göre aylar) bazen otuz (30) bazen yirmi dokuz (29) çekerler.Her yeni ayın bir,iki ve üçüncü gecesine hilal denir.Yine her ayın yirmi altı (26) ,yirmi yedi (27) ve yirmi yedinci (27) gecelerine de hilal denir.Diğer günlere sadece ay (kamer) denir.

Her kameri ayın başlangıcı ,ya hilali görmekle veya hava bulutlu ise , ondan önceki ayın günlerini otuza (30) tamamlamakla tespit edilir.Ramazan orucuna başlamak için hilalin güneşin batışından sonra görülmesi gerekir.

Haram Aylar:  “Zilkade. Zilhicce. Muharrem..Recep      (Tevbe.36)” –                                                   .                          “Zilhicce.Muharrem.Safer.Rebiül Evvel.(Tevbe.5)”-

                            “ Zilkade”                                                  (Bakara.194)-

                            “Recep.Zilkade.Zilhicce .Muharrem.     (Maide.2)”

Kameri aylar şunlardır:1-Muharrem.2-Safer.3-Rebiül Evvel.4-Rebiül Ahir.                             5-Cemaziül Evvel. 6-Cemaziül Ahir.7-Recep.8-Şaban.9-Ramazan.10-Şevval.11-Zilkade.                     12-Zilhicce.

a- Muharem ayının ilk hilalinin görüldüğü gün,  hicri yılbaşıdır.                                              .        b-Recep ayının ilk hilalinin görüldüğü gün üç aylar başlar.

c-Ramazan ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Ramazan orucu başlar.

d-Şevval ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Ramazan Bayramı başlar.

e-Zilhicce ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Kurban Bayramı başlar.

Hac Ayları: Şevval ,Zilkade ve Zilhicce’den on gün içinde yapılır.Konuyla ilgili ayet: “Bakara Suresi Ayet:197. “ Hac belli aylarda olur.( Şevval ,Zilkade ve Zilhicce’den on gün).O aylarda hacca niyet edenler bilsinler ki , hacda kadına yaklaşmak ,kötülük etmek ve döğüşmek  yoktur.İşlerdiğiniz hayırları Allah bilir.(Hac için)azık hazırlayın .Ama azığın en iyisi takva(Allah korkusu)dur.Ey idrak sahiplari benden korkun.” (Bakara Suresi.Ayet:197).

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

                   3-Hac

“(Bakara – 197).Hac belli aylarda olur.(Şevval.Zilkade.ayları ve Zilhicce’den on gün.) O aylarda hacca niyet edenşer bilsinler ki , hacda kadına yaklaşmak,kötülük etmek  ve döğüşmek yoktur.İşlediğiniz hayırları Allah bilir.(Hac için ) azık hazırlayın.Ama azığın en iyisi takva (Allah korkusudur.)dır.Ey idrak sahipleri.benden korkun.”.

          Telbiye: Anlamı:Allah’ım ! davetine isteyerek uydum.Emrine amadeyim ,eşin ve ortağın yoktur.Sana yöneldim , hamd senin ,nimet senin , mülk senindir.Eşin ve ortağın yoktur.”.

            İhram :İhramın rüknü ikidir.

1-Niyet etmek:Yapmak istediği hac veya umreyi kalben tayin etmektir.Bunu dil ile söylemek müstehebdır.

2-Telbiye:Hac veya umreye veya her ikisine birden niyet edip telbiye getirmekle ihrama girilmiş  ve haccın ilk farzı yerine getirilmiş olmaz.

Şu Şartları Taşıyan Müslümanlar Hac İbadetini Yapmaları Farzdır.

1-Akıllı olmak.

2-Erginlik çağına girmiş olmak

3-Özgür olmak.

4-Uzun bir yolculuğa dayanabilecek ölçüde sağlıklı olmak.

5-Hac için gerekli masrafları karşılayabilecek ölçde parasının olması.

6-Hacca gidip gelinceye kadar ailesinin geçimini sağlayacak parasının olması.

7-Hac yolunda gerekli güvenliğin olması.

8-Hacca gitmek için herhangi bir engelinin olmaması.

 

Haccın Farzları.

Haccın farzları birisi şart ,ikisi rükün olmak üzere üçtür.

1-İhrama girmek.

2-Arafat’ta vakfe yapmak.

3-Kabe’yi tavaf etmek.

İhramın Vacipleri.

1-Mikatı ihramsız geçmemek.

2-İhram yasaklarında sakınmak.

Cemi Takdim:Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarını bir ezan ve iki kametle öğle vaktinde kılmaya denir.

Cemi Takdim şöyle kılınır:Öğle ezanı okunur.Önce öğlen namazının ilk sünneti kılınır.Sonra kamet getirilir.Öğlen namazının farzı kılınır.Öğlen namazının farzını kılıp bitirdikten sonra yeniden kamet getirilir.İkindi namazının farzı kılınır.İkindi namazı için ayrıca ezan okunmaz.Bu iki namaz arasında sünnet namazı kılınmaz.Böylece öğlen namazının son sünneti terk edilmiş olur.İmamı Azam’a göre böyle kılabilmemiz için Arafat günü hac için ihramlı olarak Arafat’ta bulunmalıyız ve Mescidi Nemire’da imam ile kılmamız gerekir.

Cemi Tehir:Hacılar Arefe günü güneş battıktan sonra ; Arafat’tan  Müzdelife’ye gelirken  Burada akşam ile yatsı namazını yatsı vaktinde birlikte kılmasıdır.Buna Cemi tehir denir.Bunun böyle yapılması vaciptir.İki vakit için bir ezan okunur.Ve bir kamet getirilir.Önce akşam namazının farz kılınır.Hemen arkasından yatsı namazının farzı kılınır.İki farzın arasında sünnet namaz kılınmaz.Ancak yatsı namazının farzından sonra yatsı namazının son sünneti ile vitir namazı kılınır.

Hacla İlgili Terimler.

1-İzar:Belden aşağı sarılan havludan ibarettir.

2-Rida:Belden yukarı vücudun üst kısmını örten havludan ibarettir.Bu ikisi erkekler içindir.

3-Tevriye Günü:Zilhicce ayının sekizinci (8) günüdür.

4-Şavt:Hacerül Esved’in hizasından başlayarak Kabe’yi sola almak suretiyle bir defa Kabe’nin etrafını dönmektir.Yedi (7) şavt bir tavaftır.

5-Afaki:Mikat dışından gelen hacı adaylarıdır(yabancılardır).

6-Say:Safa ve Merve denilen iki tepe arasında yedi defa gidip gelmeye denir.

7-İstilam:Hacerül Esved’e el sürmek ve öpmek.

Ek Bilgi:Tavafa başlarken ve her bir şavtı tamamlayıp Hacerül Esved’in hizasına geldikçe ve tavaf namazından sonra ve Hacerül Esved’e dönülür.Namaza durur gibi tekbir ve tehlil getirilip eller kaldırılarak üzerine konur ve öpülür.Hacerül Esved’e başkasını rahatsız etmeden yaklaşmak mümkün olmadığı takdirde uzaktan Hacerül Esved’e dönülerek avuçların içi Kabe’ye verilir.Eller kulaklar hizasına kaldırılır. “Bismillahi Allahu Ekber.” denilerek Hacerül  Esved selamlanır.Ve sağ elin içi öpülür.

          8- İztiba:Belden yukarı sarılan ihramın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuz ve kolu dışarıda bırakmaktır.

9-Remel:Sadece erkeklerin ; tavafın ilk iç (3) şavtında kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümeleridir.

10-Hervele: Sadece erkeklerin;Safa ve Merve tepeleri arasında yeşil ışıkla aydınlatılmış sütunlar arasında kısa adımlarla koşarak yürümektir

Cinayet:İhram veya Harem sebebiyle yapılması yasak olan şeyler.

Bedene:Deve veya sığır kurban etmeyi gerektiren cinayetlerdir.

Dem:Koyun ve keçi kurban etmeyi gerektiren cinayetler.

Hedy:Hac ve umrede kesilen kurbanlara denir.

Şükür Kurbanı:Temuttu veya kıran haccı yapanların kestiği kurbandır.

Ceza Kurbanı:Haccın vaciplerinden birinin terk edilmesinden dolayı kesilen kurbandır.

İhsar Kurbanı:Hac veya umre yapmak için ihrama girdikten sonraherhangi bir nedenle vakfe veya tavaf yapmadan ihramdan çıkmaya mecbur kalan kimsenin kestiği kurbandır.

Nezir Kurbanı:Harem bölgesinde kesilmek üzere adanan kurbandır.

 

Kurbanla İlgili Hükümler.

1-Koyun ve keçi bir ( 1 ) yaşını doldurmuş olmalıdır.Bu ölçü ay takvimine göredir. Ancak koyunlar altı ( 6 ) ayını doldurmuş ve anası kadar da gösterişli ise kurban edilebilir. Ancak keçi ne kadar gösterişli olursa olsun bir ( 1 ) yaşını doldurması gerekir.

2-Büyük baş hayvanların iki ( 2) yaşını doldurması gerekir.[(Yani yirmi üç ay on gün        ( 23 ay 10gün).].

3- Devenin kurban olması için beş ( 5 ) yaşını doldurması gerekir.[Dört (4)sene on (10) ay].

4-Küçük baş hayvanlar (koyun ve keçi cinsi)ne kadar büyük olurlarsa olsunlar bir kişi tarafından kurban edilebilir.

5-Büyük baş hayvanlar ise en fazla yedi ( 7 ) kişi tarafından kurban edilirler.

[[Dikkat: Bu sayının tek olması yani (1 ,3 , 5 , 7)olması. ile çift olması  yani(2 ,4 ,6) olması arasında herhangi bir fark yoktur.]]

6-Ortak olarak kesilen bu kurbanın etleri göz kararıyla pay edilmez.Tartı ile pay edilmesi şarttır.Ancak bu ortaklar aynı aileden olursa tartıya gerek yoktur.

7-Bu ortakların hepsinin niyeti ibadet olmalıdır.Bunların içinden bir tanesinin niyeti ibadet dışı olursa yani sadece et alma niyeti olursa diğer ortakların kurban ibadeti geçersiz olur.

8-Ortakların aynı ibadete niyet etmiş olmaları şart değildir.Şöyle ki;

Örnek:

                        a-Bu ortaklardan birkaçı ; Kurban Bayramı  kurbanına niyet etse ,

b-Bir tanesi de ; adağının yerine getirilmesine niyet etseler ,

c- Bir tanesi de ;  ölmüş bir yakınının adına kesmiş olsa bu kurban geçerlidir.Çünkü hepsinin niyeti Allah içindir.

9-Bir birlerini süsmemeleri için doğduğu andan itibaren ;boynuzları yakılan hayvanların kurban olması konusunda ;yapılan işlemin bir kusur olmadığını ve böyle hayvanların kurban edilebileceğini Diyanet İşleri Başkanlığı Açıklamıştır.

10-Doğduğu anda kuyrukları  bağlanıp ; yağın vücutlarına dağılmasını sağlamak için yapılan işlemin bir kusur olmadığını ve böyle hayvanların kurban edilebileceğini Diyanet İşleri Başkanlığı Açıklamıştır.

11-Kurban edilen hayvanın karnından ; canlı ve hiçbir eksiği olmayan ayağa kalkıp yürüme ve yaşama özelliğine sahip bir yavru çıkarsa ; bu durumda iki türlü hareket edilir:

a-O yavru da kesilir.

b-Yavru kesilmeyip fakirlere sadaka olarak verilir.

12-Adak kurbanın etlerinden :

a-Adak kurbanını kesen ,

b- Adak kurbanını kesen , kişinin karısı ,

c-Çocukları ,torunları ,

d-Babası , anası ,dedesi ,ninesi yiyemez.(Usul ve furuğu ;yiyemez.)

13-Bir kişi hayatta iken vasiyette bulunur ve kurban edilecek parayı da bırakırsa o kurbanın kurban bayramı günlerinde kesilmesi gerekir.Ve bu kurbanın etinden ölenin mirasçıları yiyemez.Zenginler yiyemez.B u kurbanın bütünü fakirlere dağıtılması gerekir.

a-Ancak ölen kendisi adına kurban kesilmesini vasiyet etmişte ; para bırakmamışsa veya ölenin vasiyeti olmaksızın , varisleri onun adına kurban keserlerse ; kesilen kurbanın etinden kendisi yiyebileceği gibi çoluk çocuğu da yer.Zenginler de yer.Bu kurbanın Kurban Bayramı  günleri dışı da kesilmesi caizdir.

14-Kurban olarak alınan hayvan ; herhangi bir nedenden dolayı KURBAN Bayramı günlerinde kesilmemişse bir daha kesilemez .Değeri fakirlere sadaka olarak verilir.Veya hayvan canlı olarak fakirlere verilir.

15-Ortaklaşa kurban kesenlerden bir kısmı edaya ,bir kısmı da kazaya niyet ederse ; bu kurbanın tamamını kesenler ve yakınları tarafından yenmez.Sadaka olarak fakirlere dağıtılır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4- Zekat

Zekat artış ,temizlik demektir.Zekatı dini ölçülere göre zengin sayılan Müslümanlar verir.

Allah Tevbe Suresinin 103. ayetinde mealen: “Onların mallarından bir miktar sadaka(zekat) al ki ,onunla onları temizleyesin.”buyurmaktadır..

Allah Bakara Suresinin 110.ayetinde: “Namaz kılın, zekatı verin ,kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her hayırı ,Allah’ın yanında bulursunuz.Allah yaptıklarınızı görür.”

Zekat Kimlere Farzdır.

1-Akıllı ve erginlik çağına gelmiş olanlar.

2-Hür olanlar

3-Zengin olmak.(Zaruri ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ve borçlarını ödedikten sonra zekat verilebilecek mal ve paraya sahip olmak gerekir.Buna nisap denir.Nisap dinen zengin sayılmanın bir ölçüsüdür

Zekat Verilecek Kimseler.

1-Yoksullar.

2-Gelir yetersizliği nedeniyle geçinemeyecek durumda olan kimselere

3-Borcunu ödemekte sıkıntı çeken kimselere

4-Ülkelerinde zengin olsalar bile yolda parasız kalmış yolculara.

 

Zekat Şu Mallardan Verilir.

.Zekat nisap ölçüsüne ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş olan şu tür mallardan verilir.

           Nisab Miktarı:

Altın:80,18 g.r.(20 miskal).

Gümüş:561 g.r.(200dirhem).

Koyun ve keçi:40 tane koyun ve keçi.

Sığır:30 sığır.

Deve:5 deve.

           Koyun ve Keçilerin Zekatı;

40 koyun ve keçi 1 koyun veya keçi.

40 -120 koyun ve keçi 1 koyun veya keçi.

121 -200e kadar , koyun ve keçi 2 koyun veya keçi.

201 -399a kadar , koyun ve keçi 3 koyun veya keçi.

400  koyun ve keçi 4 koyun veya keçi.400 koyun ve keçiden sonra her yüz adet hayvan için birer (1er) hayvan zekat verilir.

Koyun keçilerin erkek ve dişileri arasında bir fark yoktur.Sürüdekş koyun ve keçilerden hangisi daha fazla ise zekatın ondan verilmesi daha iyi olur.

Bir (1) yaşına girmeyen koyun ve keçilere zekat düşmez.Ancak aralarında bir (1) tane yaşını doldurmuş varsa bütün sürü zekata tabi olur.Sürünün zekatını vermek gerekir.Örneğin:Bir sürüde ; 39 tane bir (1) yaşını doldurmamış  ve bir (1) tane de bir (1) yaşını doldurmuş hayvan varsa ;bütün sürüye zekat vermek farz olur.Ve zekat olarak da yaşını doldurmuş olan hayvan (koyun veya keçi) verilir.

Sığırların Zekatı.

30-39 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana verilir.

40-59 sığır için ; üç(3) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana verilir.

60-69 sığır için ; iki ( 2 ) yaşına basmış erkek veya dişi  iki (2) dana verilir

70-79 sığır için ; üç(3) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana ile iki (2) yaşına basmış bir dana verilir. Verilir

80-89 sığır için ; üç (3) yaşına basmış erkek veya dişi  iki (2) dana verilir.

90-99 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  üç (3) dana verilir.

100 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana ile üç (3)yaşına basmış  iki (2) dana verilir.

Zekat konusunda mandalarda sığır gibi zekata tabidirler.

Toprak Ürünlerinin Zekatı.

a-      Ürünü onda biri zekat olarak verilir.Yılın çoğunda arazi yağmur veya nehir suyu ile sulanıyorsa onda bir(1/10 zekat verilir.

b-Eğer arazi bu şeklin dışında sulanıyorsa ürünün yirmide biri(1/20) zekat olarak verilir.

Ek Bilgi:Ürünlerin hepsi helak olursa zekat gerekmez.Bu ürünlerin üzerinden bir (1) yıl geçmesi beklenmez.Çünkü çürüyen malların zekatı olmaz.

Örneğin:Zamanımızda arazilerdeki ürünler için yüksek meblağ tutan ilaçlama ve gübreleme gibi konular karşımıza çıkmaktadır.Bu konuda iki görüş vardır:1-Gübre ve ilaçlama ve diğer masraflar çıkarıldıktan sonra onda bir veya yirmide bir uygulaması yapılır.

2-İlaç ve gübre parası ve diğer masraflar çıkarılmadan onda bir veya yirmide bir uygulaması yapılır.Zamanımızdaki uygulama için birinci görüş daha uygundur.

Alacakların Zekatı.

Alacaklar üç kısma ayrılır.1-Kuvvetli alacak.2-Orta Derece Alacak.3-Zayıf Alacak.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Kelimei Şahadet

“Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluh”

Ben şahadet ederim ki ,(şüphesiz bilirim ve bildiririm ki )Allah’tan başka ilah yoktur.Ve yine şahadet ederim ki ,H.z.Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.

Kelimei şahadeti diliyle açıkça söyleyip kalbiyle şüphesiz bir şekilde inanmakır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

İslam’ın İman Esasları.

                                           İslam Dininin İman Esasları

İslam Dininin iman esaslarının topluca anlatıldığı yazıya (metine) Amentü veya Amentü Duası adı verilir.

 

 

Amentü (Ben İnandım,Kabul Ettim)

Amentü billahi ve melaaiketihi ve kütübihi ve rusulihi ve’l yevmil ahiri ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi mi’n Allahi Teaala ve’l b’sü badel mevt,hakkun. “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluh”

 

Türkçe anlamı:Ben Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine , Ahiret gününe ,kadere,hayır v şerrin Yüce Allah’tan olduğuna ve öldükten sonra dirilmenin gerçek olduğuna inandım.Bunların hepsi doğru ve gerçektir.

Ben şahadet ederim ki ,(şüphesiz bilirim ve bildiririm ki )Allah’tan başka ilah yoktur.Ve yine şahadet ederim ki ,H.z.Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.

            

     Amentü’nün Açıklaması.

               1-Allah’ın Varlığına İman     

               1-Allah’a İnanma İhtiyacı.

İslam Dininin inanç esaslarının birincisi Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Allah’ın varlığını ve birliğini inkar eden  kimse İslam Dininden çıkar ,kafir olur.                                            .            İnsan Allah’ın varlığın inanmak mecburiyetindedir.Allah’ın varlığına inanan insan daima rahat ve huzurlu olur.Hayatın bütün maddi ve manevi güçlüklerine karşı koyar.Allah’a inanan insan kendisinin bir insan olarak ;en mükemmel bir şekilde yaratıldığını bilir.Allah insanı bütün varlıklardan üstün olarak en mükemmel bir şekilde yaratmıştır.İnsan hem ruhtan ,hem bedenden yaratılmış bir varlıktır.

a-İnsan Ruhunun İhtiyaçları Şunlardır:

İnsan ruhunun bir takım ihtiyaçları vardır.Bu ihtiyaçlar inanmak,sevilmek,mutu olmak, diğer insanların yardımına koşmak,diğer insanların faydalanacağı hayır eserlerini ortaya koymak gibidir.

b- İnsan Bedeninin İhtiyaçları Şunlardır:

               İnsan bedeninin ihtiyaçları;yemek yemek,su içmek,nefes alıp vermek,uyumak ,dinlenmek, sıcaktan korunmak,soğuktan korunmak,böceklerin ısırmasından korunmak , çeşitli  nedenle vücudumuz yaralandığında sağlığımıza kavuşmak için tedavi olmak ve sağlığımıza kavuşmak gibidir.

2-İnsan Toplulukları ve Allah’a İman.

İnsanlar ve insan toplulukları bütün tarih çağları boyunca Allah’a inanmışlardır . İnançsız hiçbir topluluk yoktur.Ancak bazı topluluklar gerçek Allah’a inanmış, bu dünya ve ahiret’te rahata kavuşmuşlardır.Bir kısmı ise nefislerinin ve şeytanın etkisiyle kendi uydurdukları şeylere Allah demişlerdir.Bu dünyada ve ahiret’te perişan olmuşlardır.

a-Yanlış Şeylere Allah Diyenlerin Durumları:

Şu anda yanlış şeylere Allah diyenler hayatlarını sıkıntıyla geçiriyorlar.Zenginlik içerisinde olsalar dahi rahat ve huzur bulamıyorlar.Öldüklerinde Kıyamete kadar kabir azabı çekecekler.Kıyametten sonra  Ahiret’te hesap verdikten sonra da cehennemde ebedi olarak kalacak azap çekecekler.

b- Gerçek Allah’a İnanların Durumları:

             Müslümanlar ve Müslüman toplumları bu dünyada fakir dahi olsalar mutludurlar. Çükü gerçek Allah’a inanıyorlar.Öldükten sonra rahat bir kabir hayatı yaşayacaklar.Kıyamet koptuktan sonra da rahatça Allah’a hesap verip cennete gideceklerdir.

             c-Allah’a İnancında  Önemli Olan Nedir ?

             Allah’a  inanmada en önemli olan gerçek Allah’ inanmaktır.Gerçek Allah’a inanmazsak kendimizi kandırırız.Allah’a inanan insan hayatın her çeşit sıkıntılarıyla baş eder ve bu sıkıntılarla başa çıkmasını bilir.Çünkü gerçek Allah’a inanmak insanı daima güçlü yapar.

3-Allah’ın Varlığı.

Hislerinin ve çevresinin etkisinde almadan düşünen insanlar ,kolaylıkla Allah’ın varlığını akıllarıyla bulurlar ve Allah’ın varlığına inanırlar.Kainattaki hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmez.Biz olmasak kalemimiz defterimizin sayfalarına yazı yazmaz.Gökyüzünde gördüğümüz küçücük bir uçurtmanın ipini tutan,onu yapan bir çocuk olduğunu biliriz.Sadece uçurtmayı görsek dahi ipi tutan çocuğun varlığından şüphe etmeyiz.

             Gökyüzünde uçan küçücük bir uçurtmanın ; bir yapanı ve ipinden tutup uçurtanı olduğunu  , insan kabule mecburdur.Aynı şekilde de dünyayı ve gökyüzündeki milyonlarca yıldızları yaratan ,onları en mükemmel bir şekilde idare eden Allah’ın varlığını kabule mecburdur.

4-Görmediğimiz Şeylerin Varlığını Nasıl Anlarız.

Görmediğimiz şeyleri inkara kalkarsak herkes bize güler.Gökyüzündeki uçurtmayı yapan ve idare eden çocuğun varlığını inkar etmemiz gerekir.Yine aklımızı, ruhumuzu, canımızı  inkar etmemiz gerekir.Namus,şeref,haysiyet,iyilik,kötülük gibi kavramları da inkar etmemiz gerekir.Bunların hiç birini gözle göremiyoruz.

            En kolay olan bir şeyin varlığını kabuldür.Varlığını inkar ettiğimiz şey gerçekten yoksa biz nereden yok olduğunu biliyoruz?Yok denilen şeyin varlığı önce kabul edilir.Daha sonra çeşitli sebeplerden dolayı herhangi bir yerde yok deriz.

Yok dediğimiz şey bir başka yerde kesinlikle vardır.Yanımızdaki arkadaşımız bir gün sınıfa gelmese;arkadaşımız gelmedi,sınıfta yok deriz.Sınıfta yok olan arkadaşımız evlerinde vardır.Veya bir tanıdığının yanındadır.Bu bakımdan en zor olan herhangi bir şeyin yokluğunu ispattır. Allah yok diyenin önce ,bu yokluğu ispat etmesi gerekir.

5-Her Şeyi Allah Yaratmıştır.

Kainatta ve dünyada gördüğümüz her şey Allah tarafından yaratılmıştır.Allah tarafından yaratıldığına en güzel  şahit;her şeyin belli bir düzen içinde meydana gelmesidir.Rasgele meydana gelmiş hiçbir şey yoktur.Şimdiye kadar bir nehrin üzerinde suyun akıntısıyla sürüklenen ağaçların;tesadüfen bir araya gelerek bir sal yaptıkları,bir köprü kurduğu görülmemiştir.

            6-Allah’a İman Bize Ne Kazandırır.

Allah’a iman insan ruhunu yücelir.Onu layık olduğu yüce mertebelere ulaştırır.Allah’a iman sayesinde insan gerçek manada şerefli,haysiyetli ve kuvvetli olur.İnsan haysiyetine yakışmayan bütün davranışlardan  uzaklaşır.Onları yapmaz.Tembellik ve ümitsizlik Allah’a inanan insanlarda bulunmaz.Allah’a inanan insan daima kendini yaratan Allah’a güvenir. Tevekkül sahibidir.Tevekkülün ne olduğunu doğru olarak öğrenir ve ona göre çalışır.

Allah’a inanmak insanı putlara,ağaçlara veya kendi uydurduğu şeylere tapmaktan alıkoyar.Çünkü Allah’tan başka bir varlığa tapmak insan şeref ve haysiyetini ortadan kaldırır.Bütün varlıklardan daha aşağı bir duruma düşürür.Her türkü kötülüğü yaptırır.

7-Allah’a İman Hayatımızı Nasıl Düzenler.

Allah’a iman insan hayatının ışığıdır.Yol göstericisidir.Kalbinin nurudur.Allah’a inanan insanlar daima iyi ve güzel olan işler yapar.Kötü işlerden uzaklaşır.Ellerinden ve dillerinden insanlara faydalı şeyler ortaya çıkar.Kanunlara saygılıdır.

8-Allah Sevgisi. Ne Demektir ?

Allah sevisi ,sevgilerin en kutsalıdır.Allah’ı seven kişi onun verdiği nimetlere şükreder.Allah’ı seven Peygamberini sever.Allah’ın emir ve yasaklarına uyar.Peygamberimizin sünnetini (Peygamberimizin ;peygamber sıfatı ile yaşadığı dini hayatı ) öğrenir Onun gibi yaşamaya çalışır.Allah’ı seven yurdunu ,devletini, ordusunu ,milletini sever.Allah sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır.Allah’ı seven merhametlidir.

 

          9-Allah’ın Sıfatları.

Allah’a inanmak sıfatlarına inanmakla olur.Allah’a tam anlamıyla inanmak Allah’ın Sıfatlarını yeterince bilip ,onları kabul etmekle mümkündür.Çünkü Allah elle tutulup gözle     görülmez.İnsanlar Allah’ı görecek şekilde yaratılmamıştır.Ancak Allah’ın varlığını akıllarıyla anlayıp bulurlar.Allah’ın Sıfatları iki bölümde incelenir.

A-Zati Sıfatları.

Bu sıfatlar sadece Allah’a mahsustur.Başka hiçbir varlıkta bulunmazlar.Allah’ın Zati Sıfatlarının  sınırı ve vasıtası yoktur.Ezeli ve ebedidir.

1-Vücut Sıfat:Allah’ın var olması demektir.O’nun varlığı kendisindendir.Var olması mecbur olan bir varlıktır.Var olması için bir başka varlığa muhtaç değildir.O’nun yok olduğu bir an düşünülemez.Varlığını devam ettirmek için de hiçbir kimseye muhtaç değildir.Var olması zatının gereğidir.

2-Kıdem Sıfatı: Varlığının ezeli olmasıdır.Varlığının başlangıcının olmamasıdır.Hiç bir şey yok iken Allah vardı.

3-Beka Sıfatı:Allah’ın varlığının sonsuza kadar ebedi olarak var olması demektir. Allah’ın yok olduğu bir zaman düşünülemez.O her zaman var olacaktır.

           4-Vahdaniyet Sıfatı:   Allah’ın bir tek olmasıdır.Ondan başka tanrı yoktur.Ortağı yoktur. İşinde bir tek olup eşi ve benzeri yoktur. Her şeyi tek başına yaratmıştır.

5-Kıyam Binefsihi:Varlığının kendisinden olması demektir.Allah var olabilmek içi başkasına muhtaç değildir. Varlığını devam ettirmek için bir başkasına muhtaç değildir.

   6-Muhalefetün Lilhavadis Sıfatı:Allah sonradan yaratılan varlılara benzemez.Allah’ı nasıl düşünürsek düşünelim,hatır ve hayalimizden geçen şeylerin hepsinden başkadır.Allah bizim hayal ettiğimizin hiçbirine benzemez.Unutmayalım ki insanlar sadece Allah’a iman edecek  ve O’nun emir ve yasaklarını yerine getirecek özellikte yaratılmıştır.Ayrıca insanlar Allah’ın sıfatlarını akıllarıyla kavrayabilecek şekilde yaratılmışlardır.

B-Subuti ıfatları:                                                                                                                   .               Bu sıfatların benzeri olan sıfatlar vasıtalı ve sınırlı olarak da insanlara verilmiştir.Ancak Allah’ın kendinse has olan sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır.Ezeli ve ebedidir.

1-Hayat Sıfatı:Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.Hayat sahibi olmasıdır.Allah ezeli ve ebedi olarak diri ve canlıdır.Allah için ölüm,uyku uyuklama ,dalgınlık,gaflet gibi şeyler düşünülemez. Allah her türlü eksiklik ve noksanlıkta uzaktır.Allah’ın hayat sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

2-İlim Sıfatı:Allah ilim sahibidir.Kainattaki her şeyi bilir.Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.O’nun ilmin dışında hiçbir şey olamaz.İlmi ezelidir , ebedidir ve sınırsızdır.Allah her şeyi yanlışsız bilir.O’nun ilmi için gizli ve açık diye bir şey yoktur.Allah’ın ilminde artma ve eksilme diye bir şey olmaz. Kısacası Allah’ın ilmi kusursuzdur.Allah’ın ilim sıfatı ezeli ve ebedidir Vasıtasız ve sınırsızdır.

3-Semi Sıfatı:Allah’ın her şeyi işitmesi ve duyması demektir.İşitmesi ve duymasında sınır yoktur.Bütün sesleri aynı anda duyar İşitmesi için bir araca ve organa ihtiyacı yoktur.Allah her türlü sesi doğrudan doğruya duyar.Allah’ın duyması ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

4-Basar Sıfatı:Allah’ın görme sıfatıdır.Allah her şeyi kusursuz olarak görür.Allah’ın görmesinde uzaklık,kapalılık,gizlilik diye bir şey yoktur.Allah her yerde olanı biteni görür, bilir,haberi olur. Allah’ın görmesini karanlık ve aydınlık etkilemez.Allah olan  bütün şeyleri aynı anda görür.Bir şeyi görmesi bir başka şeyi görmesine engel değildir.Allah’ın görmesine hiçbir şey engel olamaz.Allah’ın görmesi ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

5-İrde Sıfatı:Allah irade sahibidir.Allah dilediği gibi hüküm eder.Dilediğini yapıp ,dilediği ve istediğini yaparken hiçbir şeye ve kimseye muhtaç değildir.Hür ve serbest olarak dilediğini yapar, dilediğini yapmaz.O’na kimse karışamaz. Kainattaki her şey Allah’ın bu sıfatı ile yaratılmaktadır.Allah’ın istediği şey anında olur.Allah’ın iradesinin sonu yoktur.Allah bir şeyin olmasını istediği zaman ona  “OL” der .O da hemen oluverir.Allah’ın iradesi ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

6-Kudret Sıfatı:Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yetmesi demektir.Allah’ın gücü dilediği her şeyi yapmaya yeter.Allah’ın gücünün sonu yoktur.Allah’ın ezeli güç ve kudretinin dışında hiçbir şey kalmaz. Allah kainatı dilese yok eder.Dilerse bu kainat gibi daha birçok kainat yaratır.Allah’tan daha güçlü ve kudretli hiç bir şey yoktur.Bütün varlıklar Allah’ın gücü ve kudreti karşısında aciz kalırlar.Allah’ın kudreti ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

7-Kelam Sıfatı:Allah seslere harflere ve kelimelere ihtiyaç duymadan konuşur.İstediğini bu ezeli ve ebedi sıfatı ile peygamberlere söylemiş, emir ve yasaklarını bildirmiştir.Allah’ın konuşmaktan aciz olması ve dilsiz olması diye bir şey yoktur.Allah insanlarla vahiy yoluyla konuşmuştur.Bu emir ve yasakları insanlar kutsal kitaplardan öğrenirler. Allah’ın kelam sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

8-Tekvin Sıfatı:Allah’ın yaratması var etmesi demektir.Bu sıfatı ile bütün yarattığı varlıklara rızık verir.Azap eder,af eder,öldürür,diriltir.Kısacası Allah’ın saydığımız ve saymadığımız bütün işleri bu sıfatın gereğidir.Kainattaki her şey Allah’ın bu sıfatının gereği olarak yaratılmıştır.Allah’ın tekvin sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.               (Tekvin Sıfatı=Yaratma Sıfatı).

Ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

2- Meleklerin Varlığına İman        

                1-Meleklerin Özellikleri.

İslam ininin inanç esaslarının ikincisi meleklerin varlığına inanmaktır.İslam dinine göre meleklerin varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.Melekler ışıktan (nurdan)yaratılmış varlıklardır.özle görülmezler.Erkeklik ve dişilikleri yoktur.Yemezler ve içmezler.Allah’ın emrettiği şeyleri aynen yaparlar.Günah işlemezler.Çok uzak mesafelere çok kısa bir zamanda giderler.Çok büyük işleri bir anda yaparlar.Melekler daima Allah’ın yapılmasını emrettiği iyi ve güzel işlerin yapılmasından hoşlanırlar. Kötü işlerden kesinlikle hoşlanmazlar.

Allah’ın yarattığı meleklerin sayısını ancak Allah bilir.Allah  Kuran’da bazı meleklerin adlarını ve yaptıkları işleri açıklamıştır. Bizler meleklerin varlığını ve yaptıkları işleri Kurandan öğrenmekteyiz.Bu konuda Peygamberimizin hadisleri de bize melekler hakkında bilgi vermektedir.

 

.

a-Meleklerin varlığı:

Gücü ve kudreti sonsuz olan Allah görülen varlıkları yaratmıştır.Yine görülmeyen varlıkları da yaratmıştır.Bütün kainatı Allah’ın yarattığını kabul eden insan ;görülmeyen varlıkları da Allah’ın yarattığını kabule mecburdur.Görmediğimiz şeyleri inkar edersek önce inkar ettiğimiz varlıkların yokluğunu ispat etmemiz gerekir.

İnsan oğlu her şeyi görecek ve işitecek şekilde yaratılmamıştır.Bizim görmemizin ve işitmemizin sınırı vardır.İnsanoğlu görmediği ve işitmediği varlıkların;var olduğunu bazen aklıyla bulur.Bazen de o görmediği varlığın eserine bakarak var olduğunu bilir.Biz de bu bakımdan meleklerin varlığını aklımızla buluruz.Var olduklarını kabul ederiz.Biz Müslümanlar Kuran’da var olduğu bildirilen her şeyin varlığını kabul ederiz.Varlığını görmesek bile,var olduklarına inanırız.

2-Kuran’da Adı Geçen Melekler ve Özellikleri.

A- Kuranda adı geçen dört büyük melek bulunmaktadır:

a-Cebrail:Vazifesi Allah’la peygamberleri arasında elçilik yapmaktır.Bütün peygamberlere vahiy getirmiştir.Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirmiştir.Cebrail’e “vahiy meleği “de denir.

b-Mikail:Vazifesi tabiat olaylarının meydana gelmesini sağlamaktır.Yağmurun yağması,fırtına,kar,hava durumları ve mevsimlerin   meydana gelmesini Allah’ın izniyle Mikail düzenler.

c-Azrail:Eceli (ölüm vakti)gelmiş insanların ruhunu bedeninden ayıran melektir.Yani Azrail insanların ruhlarını alarak onların dünya hayatını sona erdirir.Böylece insanlar ikinci bir hayata başlarlar.Bu hayatın adına bizle Kabir Hayatı diyoruz.

d-İsrafil:Adına  “Sur” denilen bir şeyi üfleyerek ; kainatta ki (evrende ki) hayatın ve  dünya hayatının sona erdiğini ilan edecek olan melektir.İsrafil  sur’a ikinci bir defa daha üfleyerek Ahiret Hayatının başladığını  ilan edecektir.

B- Kuran’da Dört Büyük Meleğin Dışında Adları ve Yaptıkları İşler Belirtilen Melekler Şunlardır:

            a-Hafaza Melekleri (Koruyucu Melekler):

Bu melekler Allah’ın izniyle insanları kaza ve belalardan korurlar.Ayrıca hafaza meleklerinden ikişer tanesine  “Kiramen Katibin” melekleri adı verilir

b- Kiramen Katibin Melekleri.(Yazıcı melekler):

Bu melekler insanların dünyada yaptıkları iyi ve kötü amelleri ,amel defterine yazarlar.Sağ taraftaki yazıcı melek iyi amellerimizi yazarlar.Sol taraftaki yazıcı melek kötü amellerimizi yazar.Bu melekler yaptığımız bütün amelleri yani işleri eksiksiz olarak yazarlar.Dünya hayatı boyunca yaptığımız işlerin yazılı olduğu bu defterler,Mahşer Meydanında bizlere dağıtılacaktır.Daha sonra Allah’ın huzurunda yaptığımız her işin hesabını vereceğiz.

c-Münker ve Nekir Melekleri(Kabir Melekleri):

Ölümden sonra yaşamaya başlayacağımız Kabir Hayatının ilk başladığı anda bu melekler ölen herkesi kabir sorgusuna çekerler.Allah’ın emirlerine uyan Müslümanlar bu sorguyu rahatça geçerler.Sorulan  her şeye olaylıkla cevap veririler.Günahkar Müslümanlar bu sorguda biraz ıkıntı çekerler.Kafirleri ise meleklerin sorularına cevap veremezler.Çok büyük kabir azabı çekerler.

          3-Meleklerin Dışında Allah’ın Yarattığı Görülmeyen Varlıklar:

a-Şeytan:Şeytan ateşten yaratılmıştır.Daha Allah’a isyan etmeden meleklerle birlikte yaşamış ,onlar arasında bulunmuştur.

İlk insan ve ilk Peygamber olan H.z.Adem yaratıldıktan sonra Allah ,H.z.Adem’e karşı secde etmelerini meleklerden ve şeytandan istedi.Melekler Allah’ın emrine uyup H.z.Adem’e secde ettiler. Şeytan ,Allah’ın emrine uymayıp H.z.Adem’e secde etmedi, kibirlendi büyüklendi.

“Adem çamurdan ben ise ateşten yaratıldım.Ben ondan üstünüm önünde eğilmem.” dedi. Bunun üzerine Allah ,şeytanı kendi huzurundan kovdu.Şeytan af dilemedi.Bilakis Kıyamete kadar süre istedi.Allah’ta ona istediği süreyi verdi.Şeytan bu süre içinde daima insanları Allah’ın yolundan çevireceğine dair yemin etti.O günden beri insanları Allah’ın yolundan ve peygamberlerin yaşadığı örnek hayattan çevirme için çalışır.İnsanlara kötü şeyleri ve İslam Dininin yasakladığı her şeyi iyi göstermeye çalışır.Şeytana uyan insanların bu dünya hayatları sefalet içinde geçer.Kabir Hayatları ve Ahiret Hayatları da Cehennem azabı ile geçer.

b-Cinler:Cinler Allah’ın ateşten yarattığı kullarıdır.Yeme ve içmeleri vardır.Erkeklik ve dişilikleri vardır.Aile hayatları vardır.Doğar ,büyür ,yaşlanır ve ölürler.Cinler insanlar gibi Allah’ın emirlerine uymak mecburiyetindedirler.Müslüman olanları vardır.Allah’a isyan edip kafir olarak yaşayanları vardır.

Kıyamet koptuktan sonra cinler de hesaba çekileceklerdir.Günahkarları cehenneme gideceklerdir Müslüman olup sevap işleyenleri cennete gireceklerdir.

1-Cinler Ne Zaman Müslüman Oldu.

Allah Cin Suresinde bir gurup cin’in Peygamberimizden Kuran dinleyip ona iman ettiklerini bildirmektedir.Bu iman eden cinler daha sonra diğer cinleri İslam Dinine uymaya çağırmışlardır.Onlar arsında İslam Dini yayılmıştır.

İnsanlar gibi cinlere de peygamberler gelmiştir.Onları Allah’ın emirlerini  yerine getirmeye çağırmışlardır.Bu konuda Allah Enam Suresinin 130cu ayetinde mealen: “Ey cin ve insan topluluğu! Size kendi içinizden ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınızı size ihtar eden Peygamberler gelmedi mi ?”. Onlar : “Kendi aleyhimize şahadet ediyoruz.”diyeceklerdir.Dünya hayatı onları aldatmış ve kafir oldukları hususunda kendi aleyhlerine şahitlik etmişlerdir.”buyurmaktadır.

2-İnsan ve Cin İlişkileri(Münasebetleri):

Cinler ateşten yaratılmış varlıklardır.İnsanlara göre bir takım zor işleri yapabilirler. Uzak mesafelere kısa bir zamanda gidip gelebilirler.Ömürleri insan ömürlerinden daha uzundur.Yani uzun bir hayatları vardır.  Cinler daha öncelerden göklerden haberler dinlerler  ve öğrendikleri haberleri insanlara bildirirlerdi. Bu esnada çokça da yalan söylerlerdi. Peygamberimize , peygamberlik geldikten sonra  cinlere gök yüzünden haber dinlemek yasaklanmıştır.

Bu konuda Allah Cin Suresinin 9cu ayetinde mealen: “Halbu ki biz önceden göğün haberlerini dinlemek için onun oturulacak yerlerine otururduk; Şimdi ise kim dinlemek istese ,kendisini Gözetleyen bir alev buluyor.” buyurmaktadır.

İnsanların cinlerden yardım alarak gelecekten haber vermeleri diye adlandırılan işleri tamamıyla asılsızdır.Ayette de belirtildiği gibi gökler cinlere yasaklanmıştır.Allah’ın emrine uyan insan Allah’tan başka kimseden korkmaz.Kuran okuyan ,namaz kılan, İslam Dininin temizlik şartlarına uyan insana Allah’tan  başka kime zarar veremez.Dinimiz ne şekilde olursa olsun ,cinlerden yardım almayı ,onlara sığınmayı yasaklamıştır.

Fatiha Suresinde Allah kendinden başka kimselerden yardım istemeyi ve sığınmayı yasaklamıştır.Müslüman her zaman güçlü olacaktır.İmanını güçlendirmek için Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaktır.Bedenin güçlendirmek için hem hayvani gıdaları yiyecektir.Hem de bitkisel gıdaları yiyecektir.Bedeni ve imanı güçlü olan insana Allah’tan başka hiçbir varlık zarar veremez.

Allah’ın Yarattığı Bazı Varlıkların Hızları

İnsanların ,Cinlerin ve Meleklerin Hareketlerindeki Hızın ; Bir Fikir Verebilmek İçin Rakamlarla Kabaca ve Kesin Olmayan Şekilde Anlatımı.

a-  İnsanlar topraktan yaratılmıştır.Toprak ağır Bir maddedir.Bir avuç toprağın bahçenin bir ucundan diğer ucuna hiçbir etki olamadan gitmesi imkansızdır.İnsanların hareketinin toprağın hareketine göre kıyaslanmasında toprağın hareketini bir (1 ) olarak aldık. İnsanların toprağa göre hızı kıyaslanmayacak ölçüde süratlidir..Biz bu durumda insanların hareketini bin (1000) olarak aldık.Ve insanların toprağa göre hareketini bin (1000)  üssü bir ( 1 ) olarak gösterdik.

( 1)

(1) ——— (1000 )           İnsanın toprağa göre hızı rakamlarla bu şekilde gösterilir.

 

b-   Cinler dumansız ateşten yaratılmıştır.Cin ve şeytan aynı cinstendir. Dumansız ateş oldukça süratli bir maddedir. Toprağa göre ise çok süratlidir.Biz dumansız ateşin hızını toprağın hızıyla kıyaslarken , toprağın  hızının on katı olarak aldık .Ve dumansız ateşin hızını on ( 10 ) olarak gösterdik.Bu durumda dumansız ateşin hızı , toprağın hızının on katı oldu. İnsanların hızı toprağı hızına  göre çok yüksekti ve toprağın hızının bin katıydı. Bu durumda cinlerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on ( 10 ) olarak gösterilir.

( 10 )

( 1 )

(10) ———- (1000)

 

c-Melekler nurdan  (ışıktan )yaratılmıştırlar.Işık çok süratli bir maddedir saniyedeki hızı şu andaki ölçümlere göre üç yüz bin (300 000)  kilometredir.(Gelişmiş teknikler kullanıldığında bu ölçümler beklide değişebilir).Işık topraktan ve dumansız ateşle kıyaslanmayacak ölçüde çok hızlıdır.Biz Işığın hızını dumansız ateşin hızının on katı aldık ve ışığın hızını yüz olarak gösterdik.Bu durumda ışığın hızı   toprağın hızının yüz katı ve dumansız ateşin hızının on katı oldu. İnsanların hızı toprağı hızına  göre çok yüksekti ve toprağın hızının bin katıydı.Ve insanın hızı üslü ifade olarak bin (1000) üssü bir ( 1 )olarak gösterildi. Ve cinlerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on ( 10 ) olarak gösterildi.Işığın hızı toprağın hızının yüz katıydı Dumansız ateşin hızının on katıydı.Bu durumda meleklerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 ) ; üzeri  bin (1000) üzeri bir (1) üzeri on (10) ; üzeri  yüz (100) olarak gösterilir.Elde edilen rakam dehşet verici bir hızı ve sürati gösterir ki bu bizim meleklerin hızı için bir kıyaslama yapabilmemiz için basit bir düşünme yoludur.Yoksa bu hareket şekli kesindir diye bir şey yoktur.Cinler de bir hayli hızlı varlıklardır.Ama Meleklerin hızıyla hiçbir şekilde kıyaslanamazlar İnsanlar zaten yavaş varlıklardır.Buna kimsenin bir diyeceği yoktur.

(100)

(10)

( 1 )

( 1000 )

( 1 )

(100 )———- (1000)

 

Işığın saniyedeki hızı 300 000 kilometredir.300 000 bin ile 100 çarpıldıktan sonra çıkan rakam ; bin (1000) üzeri bir ( 1 ) ; üzeri  bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on (10) ; üzeri  yüz (100) ile çarpılırsa meleklerin hareketlerindeki hız hakkında kabaca bir fikir sahibi oluruz.Yani melekler bir anda kainattaki her yerdedir demektir ki , bunu insan anlamakta güçlük çekebilir en doğrusu Allah’ın yarattığı her şeyi Allah’ın yarattığı hal üzerine kabul edip, Allah’ın yarattığı her şeye tereddütsüz ve şüphesiz inandım emektir.Allah her şeyi en iyi bilendir .Gücü, kudreti ,ilmi iradesi, sonsuzdur.Biz ancak kulluk görevimizi eksiksiz yaparsak gerçek Müslüman oluruz ve ahirette kurtuluşa ereriz.

 

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

       3-Kitaplara İman

           1-İlahi Kitaplara Niçin İnanmalıyız:

İlahi Kitaplara iman İslam Dininin inanç esaslarının üçüncüsüdür.İlahi Kitapların varlığını inkar eden kişi İslam Dininden çıkar ,kafir olur. İlahi Kitaplardan Allah’ın emir ve yasaklarını öğreniriz.Neye inanacağımızı , nasıl ibadet edeceğimizi ,kabir hayatını, ahiret hayatını öğreniriz.Bizim göremediğimiz değişik yaratılıştaki melek, şeytan, cin, ruh gibi şeyleri öğreniriz.Kitaplardan bunlar hakkında insanlara gerekli olan bütün bilgileri eksiksiz öğreniriz.

a- İlahi Kitaplarla İnsan İlişkileri:

İlahi Kitaplar insanların dünyada iken yaşayacakları hayatları için rehberdir. Müslümanlar dünya hayatlarında kutsal kitaplarına uygun yaşarlar. Kabir Hayatlarında ve Ahiret Hayatlarında bu yaşayışlarının mükafatını görürüler.

Allah’ın gönderdiği kutsal kitaplar daima insanlara rehberdir.İnsanın aklıyla öğreneceği ve bulabileceği bilgiler vardır.Bir de Allah’ı öğretmesi ve bildirmesiyle öğrenilip bulunulacak bilgiler vardır.İşte ilahi kitaplar Allah’ın öğretmek istediği bilgileri insanlara öğretir.Aklını kullanıp mantıklı düşünen zeki insanlar ,Allah’ın gönderdiği Kutsal Kitaplara inanırlar.İçlerindeki bilgileri okur ,öğrenir ve hayatlarında uygularlar.Böylece hem dünyada hem Kabir Hayatlarında,hem de Ahiret Hayatlarında mutlu olurlar.

          2-İlahi Kitaplara İmandan Ne Anlıyoruz?

İslam Dinine göre Allah’ın gönderdiği herhangi bir ilahi kitabı kabul etmeyen kimse İslam Dininden çıkar.Yine Kurandan bir ayeti inkar eden kimse de İslam Dininden çıkar. Biz Müslümanlar  Allah’ın gönderdiği ilahi kitapların tamamına  inanırız.                             (Kutsal Kitapların = İlahi kitapların)

Müslümanlar  İlahi kitapların, Allah tarafından ilk gönderildiği bozulmamış haline inanır.İlahi Kitaplara iman etmek deyince bunu kast ederiz.Yoksa insanlar tarafından defalarca değiştirilmiş İncil’in ,Tevrat’ın ,Zebur’un bugünkü haline imanı kast etmeyiz.Bu kitapların bu günkü hali bizim iman ettiğimiz ilk hallerinden tamamıyla farklıdır.Allah’ın gönderdiği İlahi  Kitaplar ;Suhuflar ve Büyük Kitaplar diye ikiye ayrılırlar.

A-Suhuflar (Küçük İlahi Kitaplar = Küçük Kitaplar)

İlahi Kitapların önceleri sayfaları azdı Az sayfalı kitaplar suhuf olarak adlandırılmıştır.Suhufların içlerindeki konular o,zamanın ihtiyacını karşılayacak kadardı.Toplumun o günkü ihtiyaçlarına cevap veriyorlardı.Yani hükümleri belli bir zaman göre ayarlanmıştı.Hükümleri içlerindeki konuları basitti.Yine insanlara ihtiyaç duydukları çeşitli bilgiler veriyorlardı.

1-Suhufların İçindeki Konuların ve Bilgilerin Özellikleri.

Her bir suhuf  bir konuyu anlatıyordu.Yani H.z.Adem peygambere on suhuf geldi dediğimizde ; bu  peygambere on konuyu anlatan ; onlara on konu hakkında ihtiyaçlarını karşılayacak ,daha sonraki insanların da ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü bilgiler veren on tane  sayfa sayısı az olan kitap gelmiş diye anlamamız gerekmektedir.İlahi Kitaplardaki hükümler belli bir zamana göre olabilir. Bu hükümler zamanı geçtikten  sonra geçersiz sayılır.Ancak bilgiler devamlıdır.Bilgilerin zamanının geçmesi diye bir şey yoktur.

2-Peygamberlere Gelen İman Esaslarının Özellikleri.

Bütün peygamberlere gelen iman esasları aynıdır.Allah her zaman insanları :                         “1-Allah’ın var ve bir olduğuna, 2-Meleklerin varlığına, 3-İlahi Kitaplara, 4-Peygamberlere , 5-Ahiret Gününe, 6-Kadere,Hayrın ve Şerrin Allah’tan olduğuna ve Öldükten sonra dirilmenin  gerçek olduğuna inanmaya çağırmıştır.

Yani bütün peygamberler , insanlara İslam Dininin iman esaslarını anlatmıştır.İman etmelerini istemiştir.İman esaslarının değişen tek hükmü ; zamanın peygamberine iman etmekti.Çünkü insanlar zamanlarında ; insanları Allah’ın emirlerine uymaya çağıran peygamberlere iman etmek zorundadırlar.Ancak son peygamber H.z.Muhammed peygamberliğini ilan ettikten sonra ; İslam Dini hakkında bilgi sahibi olan bütün insanlar kıyamete kadar H.z.Muhammed’in dinine ve Onun peygamberliğine inanmak zorundadırlar.

          3-Peygamberlerin İnsanlara Tebliğ Ettiği (Hükümlerine Uymaya Çağırdığı) Dinlerin Özellikleri.

Bütün peygamberlerin insanlara öğrettiği tek din “İslam Dinidir”.Ancak “İslam” kelimesi en son dini getiren H.z.Muhammed’in insanlara bildirdiği dine özel ad olarak Allah tarafından verilmiştir.Ve bu dine  “İslam Dini” denmiştir.

4-Kuran’da ve Peygamberimizin Hadislerinde Bizlere Bildirilen Suhuflar.

Günümüze kadar suhuflardan gelen olmamıştır.Zamanla unutulmuş , kaybolmuşlardır. Suhufların varlığını bize Peygamberimizin hadisleri ve Kuranı Kerim bildiriyor.

Kendisine Suhuf Gelen Peygamberler:

1-H.z.Adem Peygambere 10 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen on tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

2-H.z.Şit Peygambere 50 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen elli tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

3-H.z.İdris Peygambere 30 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen otuz tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

4-H.z.İbrahim Peygambere 10 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen on tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

B-Büyük İlahi Kitaplar (Büyük Kitaplar=İlahi Kitaplar)

a- Büyük İlahi Kitapların sayfa adedi suhuflardan çok fazladır.Yine Büyük İlahi Kitapların içindeki konular çok geniştir.İnsanların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek özelliktedir.Kitaplar gelişmiş olan insanlığın ihtiyacını karşılayacak hükümleri içinde bulundurmaktadır.

b- Suhuftan Büyük İlahi Kitaplara geçilirken konular ve sayfa adedinde bir değişme ve gelişme olmuştur.Ancak gerek suhuflar da ,gerekse Büyük İlahi Kitaplarda iman esasları aynı kalmıştır.Değişme ve gelişmeler sadece konularında ve sayfa adedindedir.

c- Suhuflar ve Büyük İlahi Kitaplar zamanla insanlar tarafından bütünüyle bozulmuştur. Allah tarafından korunan Kuranı Kerim ise bozulmamıştır.Kıyamete kadar da bozulmayacaktır.

d-Gelip geçmiş bütün suhufların ve Büyük İlahi Kitapların özü Kuran’da toplanmıştır.Kıyamete kadar insanlığın bütün ihtiyacını karşılayacak ve kendine uyanları  mutlu edecektir.Dünya Hayatları,Kabir Hayatları Ahiret Hayatları sevinç ve rahatlık içinde geçecektir.

     Kuran’da Haber Verildiğine Göre Büyük İlahi Kitaplar V e Geldikleri Peygamberler  Şunlardır:

1-Tevrat:Tevrat H.z.Musa’ya gönderilmiştir.İsrail Oğullarının kutsal kitabıdır.İsrail Oğulları zamanla Tevratı bozmuşlardır.Peygamberler için Tevrat’ın içine kötü şeyler yazmışlardır.Müslümanlar Tevrat’ın H.z.Musa’ya gönderildiği haline inanırlar.

2-Zebur:H.z.Davud’a gönderilmiştir.İsrail Oğulları Zebur’u da bozmuşlardır.Buğün Zebur Tevrat’ın sonuna ilave edilmiştir.Tevrat’tan bir kısım haline gelmiştir.Müslümanlar Zebur’un H.z.Davud’a gönderildiği haline inanır.Zebur’un içinde daha çok ilahiler vardır.Bir de Allah’ı zikir etme  (Allah’ın adını söyleme) konuları vardır.

3-İncil:İncil H.z.İsa’ya gönderilmiştir.İncil H.z.İsa’nın göğe alınmasından sonra bozulmuştur.Bugün yeryüzünde ki İnciller birbirini tutmaz.Çok sayıda İncil çeşidi vardır.Müslümanlar İncil’in H.z.İsa’ya gönderildiği haline inanır.Bugünkü İnciller H.z.İsa’ya gelen incilin tercümeleridir.En eski İncil yazması Yunancadır.Halbuki H.z.İsa o günkü İsrail Oğullarının konuştuğu dili konuşuyordu.Yani Aramice konuşuyordu.Dolayısı ile bugünkü İnciller Hakiki incilin tercümesinin,tercümesinin tercümeleridir.Ve H.z.İsa’ya gönderilen İncil’le benzerlikleri yok denecek kadar azdır.İlahi özelliği bütünüyle yok edilmiştir.Allah ve peygamberlik konusunda bütünüyle ilahi olma özelliğini yitirmiştir.

          4-Kuranı Kerim:Kuranı Kerim H.z.Muhammed’e gönderilmiştir. Kuranın bir harfi dahi değişmemiştir.Allah’ın H.z.Muhammed’e gönderdiği halini muhafaza etmektedir. Kuranı Kerim ,Allah’ın insanlara en son olarak gönderdiği İlahi kitaptır. Ondan  başka daha İlahi Kitap gelmeyecektir.En son gelen Kutsal Kitap,kendinden önceki Kutsal Kitapların hükmünü kaldıracaktır.

Kuranı Kerim’de bütün ilah kitapların hükmünü kaldırmıştır.Bundan sonra Allah katında hükümleri geçen tek İlahi Kitap Kuranı Kerimdir.

5-Kuran Kimlere Gönderilmiştir? Daha önceki Kutsal Kitaplar bir kavme,bir millete veya küçücük bir topluluğa gönderilmiştir.Bunun için hükümleri belli bir zamana aittir.O zaman geçtikten sonra hükümleri ortadan kalkmıştır.

Kuran ise bütün insanlığa gönderilmiştir.Hükümleri her zaman ,kıyamete kadar geçerlidir.Kuran daha önceki gelmiş bütün İlahi Kitapların eksikliklerini tamamlamıştır.Kuran insan topluluklarının bütün ihtiyaçlarını karşılayacak özelliktedir.

6- Kuran Bütün İlahi Kitapların Özüdür: a-Allah bütün ilahi Kitapları özünü Kuranı Kerim’de toplamıştır.Kuran’da  dünya ile ilgili bilgiler vardır.Kabir Hayatı ile ilgili bilgiler vardır. Ahiret Hayatı ile ilgili bilgiler vardır.İnsan ruhu ile ilgili bilgiler vardır.Görülmeyen varlıklarla ilgili bilgiler vardır. Allah’ın varlığına ve birliğine güç ve kudretine örnek olsun ; insanlar bu saydığımız şeyleri daha iyi kavrasınlar diye her türlü şeyin yaratılışı ile ilgili bilgiler vardır.Bazı ilmi konularla ilgili bilgiler vardır.

b- Kendinden önceki gelen  İlahi Kitaplarla İlgili bilgiler vardır.Bu kitapların  insanlara anlattığı konular Kuran’da da vardır.Yine suhuflarla ilgili bilgiler vardır.Suhufların konuları Kuranda da anlatılır.Hatta Kuran her türlü konuyu içine alması ve her konuda insanlara bilgi vermesi bakımından kendinden önce gelmiş ilahi kitapların bir örneğidir..                                       .         c- Yine bir bakıma Suhufların da bir  örneğidir..Şöyle ki ;Kuran otuz cüzden oluşur.Bu cüzleri suhuflara benzetebiliriz.Kuran bütün büyük ve küçük İlahi Kitapların özü olduğu için ,Kuran cüzlerinde her türlü konu hakkında bilgi bulunur.                                                                                     .         d-Yine H.z.Adem ve H.z.Şit’e gelen Suhuflar İlahi yazı ve kalemle yazılmıştı.Daha dünya yazı ve dünya kalemi bulunmamıştı.Bu bakımdan bu iki peygambere gelen Suhuflar ilahi yazı ve ilahi kalemle yazılmıştı.Bu yazıları Allah ve Onun peygamberleri okuyabiliyordu ve anlamlarını biliyorlardı.İşte bu iki peygambere gelen Suhuflar’da ki bu yazılara örnekler de vardır Kuran’da.Bu iki Suhuf’un yazısına örnek  Kuranda bazı surelerin başında bunan Hurufu Mukatta harfleridir.Bu Hurufu Mukatta harfleri dünya yazısı ve Dünya kalemi ile yazıldığı halde bizler bunların anlamlarını bilemeyiz.Bu Hurufu Mukatta harflerinin anlamlarını Allah ve O’nun peygamberi olan H.z.Muhammed bilir deriz.Yine bu harflerden Allah ne murat etiyse onu aynan kabul ediyoruz diyerek kesin hükmümüzü ortaya koruz.

          C-Kuranla İlgili Bilgiler:

              a-Vahiy:Allah’ın kullarına bildirmek istediği emir ve yasakları peygamberlerinin kalbine manevi yollardan biriyle göndermesine vahiy denir.

Peygamberimiz  H.z.Muhammed’e Vahiy Şu Şekillerde Gelmiştir.

1-Vahiy’in Peygamberimize sadık rüyalar şeklinde bildirilmesidir.

2-Vahiy’in doğrudan doğruya Peygamberimizin kalbine bildirilmesi

3-Vahiy’in arada bir perde olmadan doğrudan doğruya konuşarak Peygamberimize bildirilmesi.

4-Çan sesini andıran bir sesten sonra vahiy’in Peygamberimizin kalbine bildirilmesi.

5-Cebrail’in melek suretinde vahiy getirmesi.

6-Cebrail’in insan suretinde(şeklinde) vahiy getirmesi.

b-Ayet:Kuranda yer alan cümle  veya cümle topluluklarına ayet denir.Ayetler uzun veya kısa olabilirler.Kuranda bir harften meydana gelen ayetlerde vardır.Bir sayfa olan ayetler de vardır.Ayetlerin sırası vahiyle bildirilmiştir.

c-Sure:Kuranda uzun veya kısa ayet topluluklarından meydana gelen bölümlere sure denir.Sureler birbirinden besmele ile ayrılır. En kısa sure  3 (üç)  ayettir.En uzun sure 286 (İki yüz seksen altı ) ayettir.

Surelerle İlgili Bilgiler:Kuranda üç ayetten oluşan Sure “ Asr Suresidir.” . Kuranın en uzun suresi  “Bakara Suresidir” . Tövbe Suresinin başında  “Besmele” yoktur. Mekke’de gelen surelere Mekki Sureler denir.Medine’de gelen Surelere Medeni Sureler denir.Surelerin sırası vahiyle bildirilmiştir.Surelerin her birinin bir adı vardır.Kuran’ın ilk suresi  Fatih Suresidir. Kuran’ın son suresi Nas Suresidir.

d- Kuran’ın Kısaca Tanıtı:Kuran Cebrail aracılığı il ramazan ayında Kadir gecesinde H.z.Muhammed’e gönderilmeye başlamıştır.Kuran’ın vahiyle gelmesi 610 yılında başlamış ; 22 sene 2 ay 22 günlük bir zaman içinde tamamlanmıştır.Kuranda 6666 ayet  ve 114 sure vardır.Sureler genellikle uzundan kısa olana doğru sıralanmıştır.Kuran 30 cüzdür.

Kuran’da iman ,ibadet,ahlak ve insanların karşılıklı ilişkilerine dair bilgiler vardır.Kuran ne şiir,ne düz yazıdır.O sadece Allah kelamıdır (sözüdür).  Okunuşu ve manası mucizelerle doludur.Kuran’ın , Müslümanlar tarafından bir harf hatasız ezberlenmesi ,O’nun ilahi bir kitap olduğundandır.

 

 

 

                e-Kuranın Yazılışı Ve Bir Kitap Haline Gelişi.

                 1-Gelen Vahiylerin Yazılışı:Cebrail’in getirdiği ayetler yani vahiyler Peygamberimizin kalbine hemen yerleşiyordu.Peygamberimiz bu vahiyleri hemen ezberliyordu.Daha sonra  sayıları kırkı bulan vahiy katiplerinden herhangi birine yazdırıyordu.Yazılan vahiyleri Peygamberimiz  tekrar okutarak dinliyordu.Bir yanlışlık olmasına meydan vermiyordu.Gelen vahiyleri daha sonra Peygamberimiz okuyarak diğer Müslümanlara bildiriyordu.Bu vahiyleri o devrin hafızları  hemen ezberliyordu.

2-Gelen Vahiylerin Yazıldığı Malzemeler:Peygamberimiz   zamanında kağıt bol olmadığından vahiyler çeşitli eşyalar üzerine yazılmıştır.Gelen vahiyler bazen kağıda ,bazen bez parçalarına,ceylan derilerine,düz taşlara,hayvanların kaburga ve kürek kemiklerine, tahtalara yazılmıştır.

3-Kuran’ın Bir Kitap Haline Getirilişi:Peygamberimize gelen vahiyleri ,her yıl ramazan ayında ;önce Cebrail Peygamberimize okurdu.Sonra Peygamberimiz Cebrail’e okurdu.Daha sonra Cebrail Peygamberimizin okuduğu vahiyleri yani Kuranın doğruluğunu tasdik eder ve giderdi.Peygamberimizin vefat edeceği yıl ramazan ayında bu işler iki defa yapıldı.Cebrail iki defa gelerek  Peygamberimize Kuran okudu ve peygamberimiz de O’na iki defa Kuran okudu .Cebrail e iki defa Kuran’ın doğru olduğunu tasdik etti.

Vahiylerin gelmesi devam ettiği için Peygamberimiz zamanında Kuran bir kitap haline getirilemedi.Çünkü Kuran tamamlanmamıştı.Kuran birinci halife H.z.Ebubekir devrinde , hafızlar kurulu tarafından bir kitap haline getirildi.

Üçüncü halife H.z.Osman zamanında bu kitaptan çok sayıda çoğaltılarak büyük şehir merkezlerine gönderildi.Diğer Kuran kitapları bu örnek kitaplardan çoğaltıldı.H.z.Osman insanların elindeki diğer Kuran cüzlerini ,sayfalarını toplatarak yaktırdı.Böylece Kuran’a kötü niyetli kimselerin zarar vermesi önlendi.

Bugün Türkiye Cumhuriyetinde ; Kuranı Kerimler , “Türkiye Cumhuriyeti  Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme Kurulu” tarafından incelendikten sonra çoğaltılır.    Her Kuranı Kerim’in son sayfasında bu kurulun mührü vardır.

 4-Sure Ve Ayetlerin Tertibi Nasıl Olmuştur: Cebrail getirdiği ayetlerin hangi sureye ait olduklarını bildiriyordu.Ve hangi ayetten sonra olduğunu da bildiriyordu.Yine surelerin sırasını  bildiriyordu.Aslında ramazan  ayında Cebrail’in gelerek önce Peygamberimize Kuran okuması sonra da Peygamberimizin ,Ona Kuran okuması ve Cebrail’in Peygamberimizin okuduğu Kuranı tasdik etmesi sure ve ayetlerin sıralanışının Allah’ın izni ile Cebrail tarafından Peygamberimize bildirdiğini en güzel ve açık şekilde göstermektedir.(Bazı din bilginlerine göre surelerin adlarını Cebrail bildirmemiştir. Bu adlar daha sonra Peygamberimiz ve sahabe tarafından konmuştur.Veya başka din bilginleri tarafından konmuştur.).

Kurandaki ayetlerin sayısında en ufacık bir değişiklik olmaz Çünkü Kuranı Allah korumaktadır.Kuranı değiştirmeye ayetlerinde azlık veya çokluk yapmaya kimsenin gücü yetmez..Ancak bazı ayetlerin başlayış ve bitiş yerlerinin nereler olduğunda Kuran okuma konusunda ve Kuran ilimlerinde bilgin olan kimseler arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır.Bu görüş ayrılıkları ayetlerin yerlerinin belirlenmesinin din bilginlerinin istek ve arzuları ile olmasından değil ,bu bilginlere ulaşan peygamberimizin Kuran okuyuşu ile ilgili  bilgilerin (rivayetlerin) farklı oluşundan ileri gelmektedir.                                                                .           Farklı rivayetler ise Peygamberimizin değişik zamanlarda Kuran okuyuşlarındaki durak yerleri sebebiyle ortaya çıkmıştır.Peygamberimiz ilk  okuyuşunda ayet başlarını belirtmek için her ayetin sonunda dururdu.Ayetlerin okuyuşunu  çevresindeki sahabelere öğrettiğini anladıktan sonra ,ayetlerin manalarının bir sonraki ayette devam ettiğini göz önüne alarak ;ayetlerdeki konu bütünlüğünü sağlamak için ayetlerin sonunda durmayıp bir sonraki ayeti okumaya başlardı.Okunan ayetleri ilk defa duyan sahabe ise okunan bütün ayetleri bir ayet sanırdı.Bu durum daha sonra Kuran ayetlerinin sonlarının sayılarla belirtilmesinde  çeşitli görüşlerin çıkmasına neden oldu. Kısacası Kuran ayetlerinin farklı  sayıda olması ayetlerin başlangıç ve sonlarının nerede olduğu hakkındaki görüş ayrılığından ileri gelir..                                                                                                                                                         .           Bu görüşlere göre Kuran ayetleri farklı uzunlukta kabul edildiğinden bazı surelerdeki ayet sayılarında artma ve eksilmeler ortaya çıktı. Kuran’daki ayetlerin sayılarla ifadesinde bir azlık veya çokluk gibi görülmesine neden oldu.Aslında Kuran ayetlerinde bir değişiklik yoktur.Sadece bizim ayetleri oluşturan cümleleri farklı uzunlukta kabul etmemizden dolayı ortaya çıkan görünüşteki bir durumdur. Ayetlerin sayısının rakamlarla değişik şekillerde belirtilmesi Kuranda bir eksiklik veya fazlalık anlamına gelmez.Kurandaki ayetler hep aynı sayıdadır.Ancak ayetlerin bitim  yerlerine yazılan rakamların farklı olması o kadarda önemli değildir.Zaten biz Kuran okurken durak yerlerini gösteren Secavendi denen işaretlerle durulacak yerlerde dururuz veya geçeriz .Böylece Kuranı Cebrail’in getirdiği ayet sayısına göre okuruz. Ülkemizde bu kıraatlara göre ayet sayısı belirtilmiş Kuranlar vardır. .Bu Konudaki Farklı görüşlere göre Kuran ayetlerinin sayısı aşağıya şu şekilde çıkarılmıştır.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Zemehşeri’ye  göre 6666 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Kufi kırata göre      6236 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Mekki kırata göre   6220 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Şami kırata göre     6216 veya 6226 ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Medeni kırata göre  6217 veya (6214 veya 6210) ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Basri kırata göre      6204 veya (6205 veya 6219) ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Nafi’a  göre   6217 atyettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Şeybe’ye göre   6214 ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Mısırlılara  göre  6219 ayettir

Kuran Ayetleri Genel Olarak Kaç Tanesi Hangi Konu Hakkındadır.

Yapınız diye bize emir veren ayet  sayısı bin ( 1000 )tanedir

Yapmayınız diye bize emir veren ayet  sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize cennet hakkında bilgi veren ayet sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize cehennem hakkında bilgi veren ayet sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize ibre almamız için misaller(örnekler)veren ayet sayısı bin ( 1000 ) tanedir.

Bize geçmişten haber veren kıssaları anlatan  ayet sayısı bin ( 1000 ) tanedir.

Bize helal ve haram konularını bildiren ayet sayısı beş yüz ( 500 )tanedir.

Bize Allah’ın adın anma (tesbih) ve Allah’a dua  konularını bildiren ayet sayısı  yüz     ( 100 ) tanedir

Bize Kurandaki nasih ve mensun ayetler hakkında bilgi veren ayet sayısı atmış altı (66 ) tanedir.

( *** Ek bilgi:Tesbih:Peş peşine(arka arkaya .aralık vermeden) bir şeyi söylemek.Veya peş peşi sıra  “Allah” adını veya  “Allah’ın Zati ve Subuti” sıfatlarını veya Allah’ın doksan dokuz ismini söylemek.***) .

Nasih:Kendinsen önce gelen bir ayetin hükmünü kaldıran ayet.

Mensuh:Kendinden sonra gelen bir ayet tarafından hükmü kaldırılan ayet.

Secavendi:Kuran satırlarının yani ayetlerin üzerinde yazılı olan küçük harflerdir.Bu harflere secvendi adının verilmesinin nedeni ; Kuran’ın daha anlaşılır bir mana bütünlüğü içerisinde okunmasını sağlamak için Doğu Türkistan’ın Secavend Kasabasında doğmuş olan bir Türk bilginin bu harfleri ilk defa Kuran ayetlerinin üzerine yazmayı bulmasından dolaydır.

 

f-Kuran’ın Anlaşılmasının Gerekliliği:Kuran Arapça olarak vahiy edilmiştir.Arapça olarak yazılmıştır.Peygamberimiz de Arabtır.İslam Dinini önce kendi milletine anlatmıştır.Onları Allah’ın emirlerine uymaya çağırmıştır.Unutmayalım ki Peygamberimiz bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.Dolayısı ile İslam Dinini bütün  insanların öğrenmesi ve İslam  Dininin yayılması gerekiyordu.İslam Dininin emir ve yasaklarının herkesçe anlaşılması gerekmektedir.Bunun için Kuran’ın diğer milletlerin dillerine çevrilmiştir.Bu çalışmalar yapılırken şu Kuran  bilimleri ortaya çıkmıştır.

1-Tercüme:Kuran’ın içinde geçen kelimeleri bir başka milletin dilinde ki aynı kelimelerle yazmaya yani ifade etmeye tercüme denir.Avrupa’da ki Kuran çevirilerinin bütünü tercümedir.

2-Meal:Kuran’ın içinde geçe kelimeleri bir başka milletin dilindeki aynı kelimelerle yazarken, anlamının (manasının)  daha iyi anlaşılması için parantez içinde kısa açıklamalar yapılarak yazmaya yani ifade etmeye meal denir.İslam Alemindeki Kuran çevirilerinin bütünü mealdir.Mealler ,tercümelerden daha üzen tefsirden kısadır.Arapça konuşan insanlar içinde Kuranı Kerim mealleri yazılmıştır.

 3-Tefsir:Kuran’ın gerek Arapça gerekse bir başka dilde çok geniş şekilde açıklanmasına tefsir denir.Tefsirler İslam Din bilginleri tarafından yapılır.Bu işle uğraşanlara müfessir adı verilir.Yani Kuranı tefsir eden(açıklayan) demektir.Yine Kuran tercümeleri ve mealleri de bu bilginler tarafından yapılır.

oooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

            4-Peygamberlere (Resullere ) İman.

A-Peygamberlere İman Etmek Ne Demektir?

Peygamberlere İman etmek İslam Dininin inanç esaslarının dördüncüsüdür. Müslümanlar  Allah’ın Kuranda bildirdiği bütün peygamberlere inanırlar.Yine Peygamberimizin hadislerinde peygamberlerle ilgili olarak bildirilen bütün şeylere inanırlar.Peygamberlerden birini inkar etmek insanı İslam Dininden çıkarır.Kurana göre Allah pek çok peygamber göndermiştir.Bizler adları Kuran’da geçen ve geçmeyen Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere iman ederiz.Onların peygamberliğini kabul ederiz.

            a-Kuran’da Adı Geçen Yirmi Beş (25 ) Peygamberin Adları Sırasıyla Şunlardır:

1 –H.z.Adem.  2- H.z.İdri. 3- H.z.Nuh. 4- H.z.Hut. 5- H.z.Salih.  6- H.z. İbrahim.  7- H.z. Lut . 8- H.z.İsmail. 9- H.z.İshak .10- H.z. Yakub. 11- H.z.Yusuf. 12- H.z. Eyyub. 13-H.z. Şuayb.                                  14- H.z. Musa.  15- H.z. Harun . 16- H.z. Davud.  17- H.z. Süleyman.  18- H.z. İlyas .                19- H.z. Elyasa. 20- H.z. Yunus .  21- H.z. Zülkifl.  22- H.z. Zekeriyya.  23- H.z. Yahya.                   . 24- H.z. İsa.  25- H.z.Muhammed (s.a.v.).

            b-Peygamberliğinde İslam Bilginlerinin İhtilafa Düştükleri Kimseler.

            Kuranı Kerimde Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn adlı üç şahıstan bahsedilmektedir.Bu kişilerin peygamber mi  ,yoksa veli mi (  evliya mı) oldukları Kuranda açıkça belirtilmemiştir.Bu kişilerin peygamber veya veli oldukları konusunda İslam Bilginleri de bir karara varamamışlardır.Bu konuda ihtilafa (görüş ayrılığına) düşmüşlerdir.İslam Din bilginleri(alileri)arasında görüş birliği yoktur.

c-Peygamberimizin Hadisinde Adı Geçen Peygamberler.

Kendisine suhuf geldiği bildirilen H.z. Şit peygamberin adı Ebu Zer’den rivayet edilen bir hadiste geçer.Ve ona elli ( 50 ) sayfalık suhuf geldiği bildirilir.H.z.Şit adı Kuranda açıkça geçmez.Ancak peygamberliği Kuran’ın tefsiri ile bilinir.

Furkan Suresinin otuz yedinci (37ci ) ayetinde işaret olunan kişilerin H.z.idris ve H.z.Şit olduğunu Beyzavi ve Medarik adlı din bilginleri söyler.Yine H.z.Şit  hakkında Tevrat’ta geniş bilgi vardır.İbni Kesir tefsirinin Ayetel Kürsi ve Amenerresulü tefsirinde geniş bilgi vardır .Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Din Kuran Dili adlı eserinin Sekizinci (8.) cildinin 5768ci sayfasında bilgi vardır.Necm Suresinin 36cı , 37ci ayetlerinde ve Ala Suresinin 14cü , 18ci ,19cu ayetlerinde de suhuflar hakkında da bilgi vardır.

             B-Peygamber , Resul   ve Nebi  Ne Demektir  ?

             a- Peygamber:Peygamber kelimesi Farsça bir kelimedir. “Haber getiren emektir”. Kuranda  peygamber kelimesi geçmez. Peygamber kelimesi yerine Kuran’da Arapça asıllı “Resul ve Nebi” kelimeleri kullanılır.

             Resul:Kendisine Allah’ın yeni bir kitap ve din verdiği peygamber demektir.

             Nebi:Allah’tan aldığı emir ve yasakları insanlara bildiren ancak kendisine yeni bir kitap ve din verilmeden ;kendisinden önceki bir peygamberin getirdiği kitap ve dinle amel eden peygamberdir.

(***Amel etmek:Allah’ın yaşanmasını istediği hayatı yaşayan ve insanlara yaşatmaya çalışan demektir.***).

Peygamberlik istemek ve çalışmakla elde edilmez.Allah vergisidir.Peygamberleri Allah seçer.Allah’ın peygamber seçtiği kimseye ;bu seçimini Cebrail adlı melek aracılığı ile  vahiy göndererek bildirir.Peygamber seçilen kimsenin peygamberliğini ispat etmesi için gerektiğinde mucize göstermesini sağlar.Mucizeler Allah’ın izniyle gösterilir.Peygamberler herkese Allah’ın emir ve yasaklarını bildirirler.Onlara Allah’ın dinini öğretirler.

          b-Peygamberlik ve Mucize:Mucize sadece peygamberlere mahsustur.Allah’ın izni ille Peygamberlerin elinde ortaya çıkarlar.En son peygamber H.z.Muhammed’in gösterdiği mucizelerin haricinde daha mucize gösterilmeyecektir.H.z.Muhammed’in kıyamete kadar kalıcı ve herkesin görebileceği en büyük mucizesi Kuranı Kerimdir.Bunun haricinde yer yüzünde bir başka mucize yoktur.Evliyaların elinde gösterilen harikulade (tabiat üstü) olan şeyler “keramet” olarak adlandırılır.

Bazı tesadüfler veya büyük olaylar neticesinde ortaya çıkan şeyler mucize olarak adlandırılmaz.Bu tür şeylere mucize demek İslam Dinine göre çok büyük hatadır.Trafik kazasından sağ olarak bir kişi kurtulsa buna mucize denmez.Burada vadesi yetmeyen(ölün vakti gelmeyen)bir insanın ölmemesi söz konusudur.Biliyoruz ki Allah’ın insanlara verdiği ömrü hiçbir kimse ne kısaltır.,ne de uzatır.Allah’ın takdiri değişmez.

c-H.z.Muhammed’in En Son Peygamber Olarak Özellikler:

H.z.Adem İlk peygamberdir.En son peygamber H.z.Muhammed’dir.H.z.Muhammed bütün kainata peygamber olarak gönderilmiştir.Bütün zamanlara , bütün mekanlara,bütün insanlara  peygamber olarak gönderilmiştir.H.z.Muhammed’den sonra hiçbir surette peygamber gelmeyecektir.H.z.Muhammed’in getirdiği İslam Dini kıyamete kadar devam edecektir.İslam Dininin emir ve yasaklarına uyanlar hem bu dünyada ,hem kabir hayatlarında,hem ahiret hayatlarında rahat edeceklerdir.H.z.Muhammed’in haricindeki bütün peygamberler belli bir zaman içinde ,belli bir millete gönderilmişlerdir.Getirdikleri dinin bütün hükümleri sınırlıdır.Bir başka peygamber tarafından o hükümler ortadan kaldırılmıştır.

                C-Peygamberlerin Sıfatları:

                a-Peygamberler  ve  Diğer  İnsanlar:

                Peygamberler bizler gibi insandır.Bizlerin sahip olduğu bütün insani özelliklere sahiptirler.Onlar insanlar içinden Allah’ın seçtiği, elçilik vazifesi yapan insandır.Peygamber olarak seçilen bu insanlarda yukarıda saydığımız her insanda bulunan özelliklerden başka şu beş sıfatın(özelliğin) de bulunması gerekir yani vaciptir.

               b-Peygamberlerde Bulunması Gereken Beş Sıfat.

                1-Sıdık(Doğruluk):Bütün Peygamberler insanlar arasında ki en doğru kişilerdir.İşleri ve düşünceleri doğrudur.İşleri ve düşüncelerinde en ufacık bir kötülük yoktur. Peygamberlikten önceki ve peygamberlikten sonraki hayatlarında en ufacık kötülük izine dahi rastlanmaz.

                2-Emanet(Güvenilir Olmak):Bütün Peygamberler güvenilir insanlardır.Kendilerine emanet edilen her şeyi korurlar.Emanete hıyanet etmezler.Peygamberimize Peygamberlik gelmeden önce “Muhammedül Emin” yani “Güvenilir Muhammed ” derlerdi.Peygamberlik geldikten sonra da Peygamberimize  “Muhammedül Emin” denmeye devam etmişlerdir.Peygamberimizin düşmanları  dahi onun güvenilir olduğu konusunda en ufacık bir şüpheleri olmamıştır.

                3-Tebliğ(Allah’tan  Aldığı Bilgileri Açıklamak):Bütün Peygamberler Allah’tan aldıkları bilgileri insanlara açıklarlar.En ufacık bir bilgiyi dahi saklamazlar. Allah’ın emir ve yasaklarını aynen eksiksiz olarak insanlara bildirirler. Kendilerinden hiçbir şey ilave etmezler.

                 4-Fetanet(Akıllılık):Bütün Peygamberler en akıllı ve en zeki insanlardır.Olayları ve Allah’ın yarattığı nice alemleri akılları sayesinde kolayca kabul ederler.Şaşkınlığa düşmezler.Karşılarındaki insanların ruh hallerini iyi bilirler.Ona göre davranırlar. Çok anlayışlıdırlar.

                 5-İsmet(Günahsızlık):Peygamberler günahsız insanlardır.Çünkü Peygamberler Allah’ın terbiyesi altında yetişmişlerdir.Onlar peygamberlikten önceki hayatlarında en ufacık bir günah izine rastlanmaz.Her türlü büyük ve küçük günahtan uzaktırlar.

               D-İnsanların Peygamberlere Olan İhtiyacı:Allah insanlara akıl vermiştir.İnsanlar kendi akıllarıyla Allah’ın varlığını ve birliğini anlayıp kavrayabilirler.Gördüğümüz ve görmediğimiz bütün varlıkların bir yaratanı olduğunu anlayabilirler.

İnsanlar akıllarıyla Allah’a nasıl kulluk edeceklerini ve nasıl ibadet edeceklerini bilemezler.Kabir hayatını, Ahiret Hayatını ,Ahiretteki mükafat ve cezanın nasıl olduğunu akıllarıyla bilemezler.Allah’ın sıfatlarını bilemezler.İşte insanlar  bu saydığımız şeyleri öğrenebilmeleri için peygamberlere muhtaçtırlar.

Peygamberler  insanlara akıllarıyla bilemediği şeyleri öğretir.Haramı helali öğretir.Peygamberler dünyada Allah’ın emirlerine uygun bir hayatı ; insanlara hem yaşayarak, hem anlatarak öğretir.İnsanlara Peygamberler daima örnek olmuştur.Bizlerin örnek   alacağı ve taklit edeceği en mükemmel insanlar Peygamberlerdir.

            Kuranda bizlere hayatı örnek olarak  anlatılan H.z.İbrahim; aklıyla Allah’ın varlığını bulmuştur.Ancak aklıyla peygamberlerin bizlere öğrettiği şeyleri bulmamıştır.Bu konuda Kuran’da en ufacık bir bilgi yoktur.Diğer şeyleri Allah’ın bildirmesi ile öğrenmiştir.   

              a-Peygamberlerden Uzak Kalan Milletlerin Yaptıkları Yanlışlar.

Peygamberlerden uzak kalan toplumlar kendi yaptıkları putlara taparlar.Onlara tanrı derler.Neyin haram,neyin helal olduğunu bilemezler.Zulüm ve haksızlığa ,ahlaksızlığa saparlar.Melek,ruh,cin,şeytan,ölüm,kabir hayatı,ahiret hayatı gibi şeyleri doğru olarak bilemezler. Veya bu konular hakkında hiçbir bilgileri yoktur.Bizim anladığımız manada temizlik kaidelerine uymazlar.Şu dünyada perişan bir hayat yaşarlar.

(***Hadislerde Peygamberlerin sayısı:Hadislerde Peygamberlerin sayısının124bin veya 224 bin olduğu bildirilir. Bunlardan 315 adedinin resul,diğerlerinin nebi olduğu belirtilir.İslam Din bilginleri arasında bu konuda bir anlaşma yoktur.Peygamberlerin kesin sayısını Allah bilir.Kesin olan şudur ki Allah  hiçbir topluluğu peygambersiz bırakmamıştır.***).———————

 

 

 oooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo   ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo                       

                 5- Ahiret Gününe İman

           1-Ahiret :İslam Dininde üzerinde yaşadığımız dünyadan sonra sonsuz bir hayatın olduğu başka dünyaya Ahiret denir.

İslam ininin inanç esaslarının beşincisi Ahiret Günün varlığına inanmaktır.İslam dinine göre  Ahiret Günün varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.

Ahiret hayatı bütün insanlar için kesinlikle vardır.Bu hayatı dünyada yaşamış bütün insanlar yaşayacaktır.Bu hayattan kurtuluş yoktur.İnsanlara düşen bu hayatı daha iyi yaşamak için dünyada iken Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır.Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman ahire hayatı bizi korkutmaz.Rahatlıkla varacağımız ve yaşamayı arzu edeceğimiz bir hayat olur.

Ahiret hayatına hazırlanmak dinimizi güzelce öğrenmek ve fen bilimlerini de iyi öğrenip hayatımızda kullanmakla mümkündür.

2-Ahiret’e İnanmak:Üzerinde yaşadığımız ve bir gün yok olacak olan bu dünyadan başka sonsuz bir dünyanın varlığına inanmaya ahirete inanmak denir.

Ahirete inanmak çevremizdeki olayları iyi değerlendirmek ve akıllı olan herkesin yapabileceği iştir.Tıpkı İslam Dinini emirlerine uymak gibidir.İslam Dinini akıllı ve zeki olan insanlar kabul eder ve yaşar.

3-Kıyametin Kopması:Üzerinde yaşadığımız bu dünya hep böyle kalmayacaktır.Bir gün yok olacaktır.Dünya üzerinde aynı kalan hiçbir şey yoktur.Her gördüğümüz şeylerin bir başlangıcı vardır.Bir de başlangıç ile son arasında yaşadığı bir ömrü vardır.                                  .          Dünya üzerindeki her şeyin son bulma anına ;ölüm anı denir.İnsanlar için olsun ,diğer canlı ve cansız varlıklar için olsun ölüm anı değişmez .Ölüm anı her varlığın geçireceği inkarı mümkün olmayan bir andır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın ve kainatın ölün anına Kıyametin kopması denir.Bu an İsrafil adlı meleğin Sur’a birinci def üflediği andır.

Dünyada ve Kainatta Allah’ın emir olmadan hiçbir şey olmaz.Var olduktan sonra da yok olmaz..Yok olması için Allah’ın emirlerine ihtiyaç vardır.Onların doğması büyümesi ve ölmesi hep Allah’ın izni ve iradesiyledir.Bütün canlı ve cansız varlıkların ömürleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri Allah’ın iznine bağlıdır.                                                             .         Canlı ve cansız varlıkların başlangıç ve son bulmaları arasında geçen zamana Ömür (Hayat) denir .Canlı varlıkların ömrünün belli bir zaman sonra Allah’ın emriyle sona ermesine Ecel denir.

4-Kıyamet :Allah’ın izniyle ömrü tamamlamış insanların canları Azrail tarafından alınır. Böylece ölüm dediğimiz olay ortaya çıkar.Dünya ve kainatın ölümü kıyametin kopmasına baplıdır.Zamanı gelince İsrafil adlı melek Allah’ın emriyle Sur’a üfleyecek ,Alemin düzeni bozulacak,taş üstünde taş kalmayacak ,her şey alt üst olacak ,bütün canlılar ölecek,dünya hayatı son bulacaktır.Buna Kıyamet denir.

5- Mahşer: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil Sur’a ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecektir.Bütün insanlar ve  canlılar bir yerde toplanarak hesap görecektir.Amelleri Mizanda tartıldıktan sonra herkes yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır.İşte bu işlerin yapıldığı yere Mahşer denir.

6-Mizan:İnsanlar birbirleriyle çeşitli konularda alış veriş yaparlar.Genellikle alış verişlerinde terazi kullanırlar.Kullanılan teraziler insanların  andaki teknik ve kültür seviyelerine bağlıdır.İnsanların bilgisi ve teknik alandaki bilgileri arttıkça alış verişlerinde kullandıkları terazilerin hassaslığı da artmaktadır. Bun çevremize baktığımızda rahatlıkla görürüz.

Sınırlı bir zekaya sahip insan oğlu çok küçük ağırlıkları ölçecek terazi yapabilir.Hatta beynin ve kalbin çalışmalarını dahi rakamlar ve çizgilerle göstererek insanlara bu organların çalışmaları hakkında bilgi verir.Bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Bu bakımdan sonsuz bir ilim ve iradeye sahip olan Allah’ın insanların sevap ve günahlarını tartacak bir terazi yaratması çok kolaydır.

İnsanların Mahşerde sevap ve günahlarının hesaplandığı bizce nasıl olduğu bilinmeyen şeye Mizan denir.Önemli olan mizanın(terazinin) nasıl olduğu değildir.Asıl önemli olan  bizim mizana(teraziye)inanmamızdır.O güne Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayarak hazırlanmamızdır.Allah bizden o güne sevap işleyerek hazırlıklı gelmemizi istemektedir.

7-Ahiret Günü: Kıyamet koptuktan sonra Sur’a İsrafil’in ,Allah’ın emriyle ikinci defa üflemesinden sonra ebedi (sonsuz) olarak devam edecek olan zamana Ahiret Günü denir.

Bu başlayan zamana Ahiret Günü denmesinin sebebi ;sonunun olmamasıdır.Ebedi olarak devam etmesidir.İmtihana tabi olan insanların yaptıklarının karşılığı olan ceza veya mükafatın sonsuz olmasıdır.

            8-Ahiret Alemi:Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile Sur’a İsrafil ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecek ,hepsini mahşer denilen yerde toplayacaktır.Herkes yaptığının karşılığını görecektir.Bu yeni sonsuz aleme Ahiret Alemi denir.Bu aleme Öteki Dünya da denir.

Sonu elen üzerinde yaşadığımız şu dünyayı ve kainatı Allah yaratmıştır.Üzerinde insanların yaşamasını sağlamıştır.Diğer canlıları insana hizmet edecek şekilde yaratmıştır.Etrafımızda ortaya çıkan bütün olaylar ,hep bu alemin geçici olduğunu ispat eder yani açıklar.Bu geçici alemi yaratan Allah sonsuz bir alemi de kolaylıkla yaratır.Sonsuz Ahiret Aleminin yaratılacağına en güzel örnek üzerinde yaşadığımız dünyadır.

9-Ahiret Hayatı: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in sur’a ikinci defa üflemesinden sonra yeniden dirilme il başlayıp sonsuza kadar sürüp gidecek hayata Ahiret Hayatı denir.

Ahiret Hayatı hem bedenle, hem ruhla yaşanan sonsuz bir hayattır.Ahiret hayatından kurtulmak mümkün değildir.Ahiret Günü, Ahiret Alemi ve Ahiret Hayatı birbirinden ayrılmaz .Bu üçü bir bütündür.

Bir hayatın olabilmesi için,o hayatın yaşanacağı güne ve aleme (dünyaya) ihtiyaç vardır.Yaşanan günün ve alemin özellikleri nasılsa hayatın özellikleri de aynıdır.Üçünün birbirine uyması gerekir.Biri veya ikisi sınırlı  olsa (geçici olsa) diğeri de geçici olur. Sonsuz olmaz.Aksi düşüncüler Allah’ın kanunlarına aykırıdır.

10-Ahiret Hayatı İçinde Şu Şeyler Olacaktır:İkinci Sur’a üflenecektir.Sonra bütün ölüler diriltilerek mezarlarından kalkacaklardır.Herkesin ruhu bedenini tanıyarak o ,bedene girecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile Mahşer denen yerde bütün insanlar ve canlılar toplanacaktır.

İyilik yapan ve Allah’a ve Peygamberlerine inanan Müslümanların amel defterleri            sağ taraflarından verilecektir.Günahkar Müslümanların ve kafirlerin amel defterleri sol taraflarından verilecektir.***(Kafirlerin amel defterleri sol ellerine şöyle verilecektir: Kafirlerin sol elleri ,göğüslerine doğru bükülerek omuz başı ile göğüslerinin biraz yukarısından vücutlarının içinden,vücutlarının arka tarafına  geçirilecek ve arkalarına geçirilen bu sol ele amel defterleri verilecektir.)***.

            Herkesi amel defterinde yaptıklarının bütünüyle yazılı olduklarını görecektir.Bu defterlerde yaptığımız en ufacık şeyler dahi yazılı olacaktır.

Amel defterlerini alan insanlar kurulacak Mizanda(terazide)sevap ve günahlarının tartılmasını göreceklerdir.Herkes sevabının ve günahının ne kadar olduğunu  mizandan öğrenecektir.Bu dünyada insanların hakkını yiyenler Mizan karşısında zülüm ettikleri insanlara sevaplarını vereceklerdir.Sevapları yetmezse zülüm ettikleri kimselerin günahını alarak hesaplaşma işi yapılacaktır.

Böylece herkes hakkını almış olacaktır.Mizan karşısında ki bu hesaplaşmada hiçbir kimseye haksızlık yapılmaz.

H.z.Muhammed daha sonra ümmetinden bir miktar günahkar Müslüman’a şefaat ederek günahlarını bağışlatacaktır.Hesaplaşma işi bittikten sonra Allah’ın emri ile günahsız veya şefaatle günahı affedilmiş insanlar iman ettikleri peygamberin havuzlarından su içerek ferahlayacak.Daha sonra da  Sırat köprüsünden geçecekler .Günahsız Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçerek cennete  girecekler.Günahkar Müslümanlar ve kafirler Sırat Köprüsünü geçemeyip Cehenneme düşecekler.

11-Ahirette Müslümanları Susadıkları Zaman İçecekleri Sular:

              a- Mahşer Meydanındaki Havuzlar:Mizandaki hesap görüldükten sonra ,Mahşer meydanında susayan günah işlememiş veya Peygamberimizin şefaatiyle af olunmuş Müslümanlar için Allah bir havuz yaratmıştır.Susuzluk çeken Müslümanlar bu havuzdan su içerek ferahlayacaklardır.

Mahşer Meydanındaki bu havuzların üstün meziyetleri vardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Havuz bir aylık mesafe enlilik ve uzunluğundadır.Suyu sütten ak,kokusu miskten daha güzel olup kadehleri yıldızlar kadar parlaktır.Bundan içen bir daha susamaz.”buyurmuştur.

Ayrıca Mahşer meydanında her peygamberin bir havuzu da olacaktır.Ancak H.z.Muhammed’in havuzu bütün havuzlardan üstün özellikler (meziyetlere) sahip olacaktır.(Züptetül Buhari .Sayfa:1016-Rikka bahsi.).Bu havuzun suyu cennetteki Kevser nehrine gelir.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Kevser nedir? Bilir misiniz?”(diye sorunca sahabeler; “Allah ve Resulü bilir.” Dediler.) “O,cennette bir nehirdir.Rabbimiz azze ve celle onu bana vaat etti.Onda büyük hayırlar vardır.Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır.Kıyamet günü ümmetim ona uğrar ve ondan içerler.Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”buyurmuştur.Mahşer Meydanındaki bu havuzlara Havuzu Kevser (Kevser Havuzu) da denir.

b-Kevser:Cennette Müslümanların susayınca içecekleri bir nehirdir.Ondan içenler Müslümanlar susuzluk duymazlar.Suyu çok tatlı ve üstün meziyetlidir.Kokusu güzeldir.Su içilecek bardakları yıldızların sayısı kadardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Ben Cennette yürürken bir nehir ile karşılaştım.Kıyıları içi delikli incilerden yapılmış kubbelerle dolu .

- Bu ne ?Ey Cibril,dedim

- Bu ,Rabbinin sana ihsan ettiği Kevser’dir.dedi.Bir de ne göreyim;çamuru bal,kokusu en güzel misktendi.” buyurmuştur.(Buhari,Ebu Davud,Tirmizi.).

Bu konuda yine “Kevser” Suresi diye bir sure vardır.Allah bu surede mealen: “Biz hakikaten Sana Kevser’i verdik.Sende Rabbin için namaz kıl, kurban kes.Doğrusu sana buğuz edendir(esas)ebter (olan).(Sonu gelmeyen ve nesli kesik olan asıl o, sana buğuz eden kimsedir . )  buyurmaktadır.

12-Sırat Köprüsünden Şöyle Geçilecektir:Sırat Köprüsü Cehennem üzerine             uzatılmış (Cehennem üzerine kurulmuştur.).O kıldan ince kılıçta keskindir.İnsanlar bu köprüden geçecektir.Müslümanların Sırat köprüsünden geçişleri derece derece olacaktır.Sırat Köprüsünde Müslümanların nasıl ve hangi derece ile geçeceğini ,bu dünyada yaşadıkları hayat belirler.Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamaları Müslümanlara Allah katında derece kazandırır.Her Müslüman Sırat Köprüsünden ,Allah katıdaki derecesine uygun bir süratle geçer.Allah katında Müslümanların kazandıkları üstü dereceler ,Sırat Köprüsünden çok büyük süratle geçmelerini sağlar.

Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyan Müslümanlar Sırat Köprüsünden rüzgar gibi geçer.Allah’ın emirlerine uyarken bir takım hatalar yapmış ve hatası af olunmuş Müslümanlar rüzgardan daha aşağı bir derecede bir süratle Sırat Köprüsünden geçerler.

Yine günah işlemiş ama günahı af olunmuş Müslümanlar rüzgardan da daha aşağı bir derecedeki süratle yani çok yavaş bir şekilde Sırat Köprüsünden geçerler.

Dünya hayatında çok günah işlemiş ve günahı af olunmamış Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçemez,Cehenneme düşerler.Kafirler Sırat Köprüsünden geçemez Cehenneme düşerler.

13-Cennet:Dünyada Allah’a inanıp onu emir ve yasaklarına uyan Müslümanların Ahirette çeşitli mükafatlar  içinde yaşayacakları yerdir.

Allah’ın sayısız nimetleri il dolu olan Cennet Kuran’da anlatıldığına göre ,gökleri ve yeri kaplayacak kadar geniştir.İçinden çeşitli ırmaklar akan,bahçeleri vardır.Dünyada yaşarken iyilik etmiş ,Allah’a inanmış onun emirlerine uygun bir ahlaka sahip olmuş Müslümanlar Cennetteki bu nimetler içinde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığınca(yani çok küçük ölçüde) iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.”(Zilzal Suresi.Ayet:7) buyurmaktadır.

14-Cehennem:Dünyada Allah’a inanmayanların ve Müslüman olmayanların azap görecekleri ve içinde temli kalacakları,günahkar Müslümanların ise suçları kadar içinde kalacakları ve azap görecekleri yerdir.

Allah’a inanmayanlar ebedi olarak cehennemden hiç çıkmayacaklar.Allah’a inanan günah işleyip tövbe eden Müslümanlar eğer Allah’ın affına ve bağışlamasına nail olmazlarsa suçları kadar ceza çekmek için cehenneme girecekler.Cezalarını çektikten sonra hemen Cennet’e girip orada sonsuza kadar kalacaklar.Allah Kuran’da mealen: “Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet: 8) buyurmaktadır.

A-Ahiret Gününe Niçin İnanırız?

Ahiret Gününe İslam Dininin emri olduğu için inanırız.Ahiret Gününe inanmak İslam Dininin iman esaslarının beşincisi olduğu için inanırız.Yine Ahire Gününü inkar etmenin imkansız olduğunu bildiğimiz için inanırız.Bir başka alem yaratmanın Allah için zor olmadığını bildiğimizden inanırız.

a-İnsanın Yaşamının Kısımları:

                   1-Ruhlar Alemindeki Hayat:İnsan oğlu bir bedenle dünyaya gelmeden önce vardı.Ama bu varlığı ruh şeklindeydi.Ruhlar aleminde yaşıyordu.Allah’ın iradesiyle kaderi belirlenmiş, hangi ana ve babadan dünyaya geleceği tayin edilmişti.İlahi iradenin ortaya çıkması (tecellisi) neticesinde zamanı gelince kaderi ortaya çıktı.Ana ve babasının bedeninden dünyaya gelerek ,dünya hayatına ruh ve beden olarak başladı.  Böylece kaderi Allah tarafından yaratılarak ortaya çıktı.Yani kazası gerçekleşti.

2-Dünya Hayatı:Dünya hayatı bit takım çağlardan meydana gelir.Bunların ilki çocukluk çağıdır.Bu çağ anamızdan doğduğumuzdan itibaren buluğ çağına gelinceye kadardır. İnsan çocukluk çağında hayata hazırlanır.Temel dini ve dünya ile ilgili bilgileri öğrenir.Kendini hayata hazırlar.

Buluğ çağından ölünceye kadar ise yaptığı her şeyden,hem dünyada ,hem ahirette hesap verir.İyi işler yapmışsa mükafat kazanır.Kötü işler yapmışsa ceza alır.

Dünya hayatı ölümle ruhun bedeni terk etmesiyle sona erer.Ölen kişinin ruhu ruhlar alemine giderek Kabir Hayatını yaşamaya başlar.

 

 

3-Kabir Hayatı.

a- Kabir Hayatı Nedir?: İnsan öldükten sonra yeniden dirilmeye kadar geçireceği zamana Kabir Hayatı denir.Ölen insanın Kabir Hayatını yaşaması için cesedinin kefenlenip mezara konmasına ihtiyaç yoktur. Ölenin cesedi mezara konmasa,çeşitli hayvanlar tarafından yenilse,parçalansa da Kabir Hayatı yaşanacaktır.

Yine yanıp kavrulup kül olsa,buhar veya gaz haline gelse de ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.Dünya atmosferinden çıkarılıp uzay boşluğuna bırakılsa da ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.

Çeşitli şekillerde ilaçlanıp çürütülmeden saklansa da ölen Kabir Hayatı yaşayacaktır.Yaşanan bu Kabir Hayatı manevi bir hayattır.

Bu manevi hayatı ruh ve beden birlikte yaşar.Bu hayat bizim dünya ölçülerimize uymaz.Kabir Hayatına Berzah Hayatı da denir.Bu hayat dünya hayatı ile Ahiret Hayatı arasında bir hayattır.Bütün insanlar Kabir Hayatını yaşayacaklardır.

Kabir Hayatı Ahiret Hayatına bir geçiştir.Kabir Hayatında kesinti olmaz.Hiçbir kimse ne şekilde olursa olsun bu hayattan kurtulup dünyaya uzun veya kısa bir süre dahi gelemez.Önünde manevi bir engel (berzah) vardır. Bu engel aşılamaz.Allah’ın yaşamamızı emrettiği kabir hayatını hiçbir kimse bir an dahi olsa durduramaz.Ara verdiremez.Dünya hayatı gibi başladı mı devam eder.Kabir Hayatı kıyamete kadar devam edecektir.

            b-Kabir Hayatının Başlaması:Ölen kimsenin ruhu cesetten (vücuttan)çıktıktan sonra ruhlar alemine gider.Daha sonra Allah’ın emri le manevi olarak cesedine (vücuduna)geri döner.Ruh bedenle birlikte manevi olarak Kabir Hayatına başlar.Bu dönüşle Kabir Hayatının ilk başlangıcı olan Münker ve Nekir adlı meleklerin kabir soruları ile karşılaşır.

-Meleklerin Rabbin kim ? sorusuna,  “Rabbim Allah..”.

-Meleklerin Dinin nedir? Sorusuna. “Dinim İslam”.

-Meleklerin Kitabın hangisidir? Sorusuna. “Kitabım Kuranı Kerim”.

-Meleklerin Peygamberin Kimdir? Sorusuna. “H.z.Muhammed (a.s.) ” .

-Kıblen neresi? Sorusuna “Kabe”.

Diye cevap verir.Allah’ın emir ve yasaklarına uyan Müslümanlar.O zaman ölen kişinin kabri genişler.Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.Cennet nimetlerini tadar.

Dünya hayatında Allah’ın emirlerine uymadıkları için bir kısım Müslümanlar bu sorulara cevap veremezler.İşte o zaman bu Müslümanları kabirleri sıkıştırır.Kıyamete kadar Kabirlerinde Cehennem azabının bir çeşidini çekerler.

Kafirler Münker ve Nekir meleklerin bu sorularına hiç cevap veremezler.Kabirleri cehennem çukurlarından bir çukur olur.Kıyamete kadar azap görürler.

İnsanlara ; sabah ve akşam kabirlerinden açılan bir pencereden , Ahiretteki yeri cennetse cennetten, cehennemlikse cehennemden gösterilir.Ve kendisine gösterilen bu yerindeki hayatı kabrinde yaşar.Kıyamet Kopuncaya kadar ,kabrinde bu yaşayışına devam eder.Bu hayatta kesini ve ara verme olmaz.İnsan yaşayacağı kabir hayatından kurtulmak istese dahi kurtulamaz.Bu hayattan geri dönülmez.Kıyamete kadar aynen devam eder.

c-Ruh ve Beden İçin Kabir Hayatı Manevi Bir Hayattır: Kabir Hayatını ve Kabirde insanların yaşayacağı hayatı ,şu dünya ölçülerine göre anlatmak imkansızdır.Kabirde hem ruh ,hem bedene azap vardır.Dünya gözüyle göremeyiz.Mezarı açsak çürüyen beden görürüz.Dünya gözü ve dünya duygularıyla manevi hayatı görmek mümkün değildir.İnsanlar dünya hayatının dışındaki hayatları gözleri ve duygularıyla görecek şekilde yaratılmamıştır.Kabir hayatına inanılır.Sebebi de bu hayatın manevi bir hayat oluşudur.Ruh ve Beden Kabir Hayatını dünya ölçülerinin dışında manevi bir şekilde yaşar.Bu hayat dünya ölçülerine uymaz.

Allah daha değişik Kabir Hayatını hem ruha ,hem bedene rahatlıkla yaşatır ve yaratır.Bu hayatı yaratmak Allah için çok kolaydır.Her gün uyuduğumuzda gördüğümüz rüyalar bizim hem ruhla, hem bedenle yaşadığımız manevi bir hayattır.Bu rüyaları yaratan ve yaşanmasına izin veren Allah’tır.

Rüyalarımızda bazen vücudumuzun bazı yerleri yanar,kesilir,acır.Biz bazı canlıları öldürürüz.Bazen sevdiğimiz güzel şeyleri yeriz.Kısacası rüyamızda bedenimiz ve ruhumuz bazen acı duyar.Bazen lezzet duyar.Bunların hepsi manevi şeylerdir.Uykudan uyandıktan sonra, bu saydığımız şeylerden hiçbir eser göremeyiz.Çünkü bizler uykumuzda ;ruh ve beden olarak manevi bir hayat yaşamışızdır.

Kabir Hayatını öğrenirken rüyalar alemini unutmamalıyız.Böylece manevi olarak,hem ruh hem bedenle yaşanan Kabir Hayatını daha iyi kavrarız.

d-Kabir Hayatının Bitmesi:Zamanı gelince Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’a üflemesiyle Kıyamet Kopar.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’ ikinci defa üflemesinden sonra Ahiret Alemi kurulur.Ve Ahiret Hayatı başlar.Böylece İsrafil’in         ikinci defa  sur’a üflemesinden sonra Kabir Hayatı sona ermiş olur.

Bu konuda Allah Kuran’da mealen: “Sur’a üflenince Allah’ın dilediği bir yana,gökteki olanlar yerde olanlar baygın düşer.Sonra Sur’a bir daha üflenince hemen hepsi ayağa kalkıp bakışır dururlar.”.(Zümer Suresi.Ayet:168) buyrulmaktadır.

e-Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları:Ahiret Gününe inanan insanlar huzurludur.Bu insanlardan meydana gelen milletlerin kanun ve adalete uymaları eksiksizdir.Kimseye haksızlık yapılmaz.Herkes huzurlu ve mutludur.

Ahiret gününe inanmayan insanlar için bu dünya çekilmez duruma gelir.Bu  insanlardan meydana gelen milletler huzursuzdur.İnsanlar ufacık menfaatleri için her türlü rezilliği rahatlıkla yaparlar.Kanun hakimiyetini sağlamak imkansızdır.

Ssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssss

             6- Kaza ve Kader İman

             1- Kaza ve Kadere İmanın Önemi: Kaza ve Kadere İman ,dinimizin inanç esaslarının altıncısıdır.Kaza ve Kaderi inkar eden dinden çıkar ,kafir olur.

Allah ilim sıfatı ile her şeyi bilir.Kainatın başlangıcında olan şeyleri de ,sonsuza kadar olacak şeyleri de aynen bilir.Çünkü Allah’ın ilim sıfatı sonsuzdur.İlmi her şeyi kaplamıştır.Allah’ın ilim sıfatı her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. O’nun ilminin haricinde hiçbir şey olmaz.

a-Zaman ve Mekan Kavramları.

Zaman:Unutmayalım ki ;zaman ve mekan Allah’ın yarattığı varlıklar için geçerlidir.Yine zaman Allah’ın yarattığı bir şeydir.İnsanlar içinde bulunduğu duruma göre zamanın akışı hızlanır veya yavaşlar.Aslında zamanın geçmesi hep aynı hızladır.Ancak insan içinde bulunduğu duruma göre zamanın geçtiğini fark etmez veya zamanın saniyelerini veyahut saliselerini bile sayar. İşte o zaman ,zamanın geçmesi insanın zoruna gelir.Zaman geçmiyor diye yakınır.Çok yorgun bir insan için sabah hemen olur.Uykuya doyamaz.Dişi ağrıyan bir kişi için sabah olmaz.Gece çok uzun gelir.

Mekan:Mekan yani Allah’ın yarattığı maddeler mahluktur.Sonradan yaratılmıştır.Bir mekan üzerinde durmak,insanlar veya Allah’ın yarattığı diğer varlıklar için geçerlidir.Allah için zaman ve mekan diye bir şey yoktur.Allah katında zaman ve mekan geçersizdir.

b-Kader:Allah’ın başlangıçtan sonsuza kadar olacak bütün her şeyi sonsuz ilmi ile bilip karar vermesine denir. *** (Kader=Takdir Etmek=Karar Vermek).***.

Allah;kulun hür iradesi ile neleri yapacağını ve neleri yapmayacağını bilir.Bu ilmi neticesinde kulun yapacağı her şeye karar verir.Allah’ın kulun yapacağı şeyleri kararlaştırmasında bir zorlama yoktur.Allah sadece sonsuz ilmi ile kulun yapacağı şeyleri bilir ve karar verir.

c-Kaza: Allah’ın karar verdiği şeylerin zamanı geldiğinde ,bu kararına (kadere) uygun olarak yaratarak ortaya çıkarmasına denir.

İman esaslarına göre Kaderin Allah tarafından yaratılarak zaman ve mekan içinde şekillenmesi Kaza olarak adlandırılır.Bu adlandırılışın anlamı; Allah’ın her şeyi kaplayan iradesi,her şeyi kaplayan kudreti ve her şeyi kaplayan yaratma(tekvin)sıfatlarının eserlerinin zama ve mekan içinde ortaya çıkmasıdır.Allah’ın , ezelde karar verdiği Kaderi ;bu kararına uygun olarak yaratmasıdır.Bu yaratılış Allah’ın bütün sıfatlarına imanı gerektirir.

2- Hayır ve Şer 

a- Hayır:İslam Dinine göre iyi şeylere,Allah’ın yaşamamızı istediği şeylere Hayır denir.

İnsanlar isterlerse hayır sayılan şeyleri yaparlar.İnsanların hayır yapmaları kendi istek ve iradelerine bağlıdır.Allah yapılan her hayırın karşılığını verir.Allah hayıra (iyiliklere) razıdır.Hayır şeyleri yani iyi şeyleri bizler  yapmak istediğimizde ,bu şeyleri Allah beğenerek, razı olarak yaratır.Yaptığımız her iyiliğin karşılığını da verir.

Allah  Kuranda mealen  : “Kim zerre ağırlığınca (yani şok küçük ölçüde )iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.” buyurmaktadır.(Zilzal Suresi.Ayet:7).

b-Şer:İslam Dinine göre kötü şeylere, Allah’ın yapmamızı istemediği şeylere Şer denir.

İnsanlar isterlerse şer(Kötü) sayılan şeyleri yaparlar.İnsanların şer sayılan  şeyleri yapmaları kendi istek ve iradelerine bağlıdır.Allah yapılan her şerrin cezasını verir.Şer şeyleri yani kötü şeyleri bizler yapmak istediğimizde, bu kötülükleri Allah beğenmeyerek ,razı olmayarak yaratır.Çünkü kul bir şeyi istediğinde  onun sonucuna da razı  demektir.Yaptığımız her şerrin karşılığını da Allah bize verir.

Bu konuda Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığıca kötülük yapmışsa ,onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet:8 ).Buyurmaktadır.

3- Allah’ın İradesi.

Allah her şeyi kaplayan iradesi ile Kainattaki bütün şeyleri yaratmıştır. Allah’ın iradesinin dışına hiçbir şey çıkamaz.Allah’ın her şeyi kaplayan iradesine Külli İrade denir.

Allah her şeyi kaplayan iradesi ile bir şey yaratmak istediğinde , hemen ona “Ol” demesi yeter.O da hemen oluverir.Allah iradesi ile her şeyi dilediği gibi yaratır.Kimseye akıl danışmaz.Hiç bir varlık Allah’ın iradesine karşı gelemez.Allah’ın iradesini herhangi bir şekilde değiştirilemez.Çünkü Allah’ın gücü ve iradesi sonsuzdur.Her şeyi kuşatmıştır.

4-İnsanın İradesi.

Allah yarattığı bütün insanlara bir irade vermiştir.İnsanın iradesi Allah’ın iradesi ile kıyaslanamayacak  şekilde küçük ve sınırlıdır.Küçük ve sınırlı insanın iradesine Cüzü İrade denir.

İnsan Cüzi İradesini kullanmada serbesttir.Bu iradesi ile davranışlarını iyi veya kötü yönde şekillendirir.Yani iyi veya kötü davranışlardan birini seçer.Allah insanın hangi davranışının iyi veya kötü olduğunu gönderdiği peygamberler ve dinler vasıtasıyla bildirmiştir.İyi  ve kötü davranışlarının karşılığının ne olacağını  da bildirmiştir.İnsanoğlu hangi davranışının mükafat,hangi davranışının ceza getireceğini bilir.İradesini istediği gibi kullanıp yaptığının sonucuna katlanarak her şeyi yapar.

Dinden haberi olmayan insan topluluklar sadece iradelerini ; “Allah vardır.” Diyecek şekilde kullanırlarsa yaptıkları diğer kötü davranışlardan sorumlu (mesul) tutulmazlar.Çünkü Allah’ın dini onlara ulaşmamıştır.

Deliler ve hayvanlarda irade olmadığından davranışlarına sınır yoktur.Çünkü akıl sahibi değillerdir.

5-İyiye ve Doğruya Yönelme.

Allah insanın daima iyi işler yapmasını ister.İradesini iyi işler yapmak için kullanmasını ister.Çünkü insan seçme kabiliyetinde olan bir varlıktır.Biz irademizle iyi ve kötü davranışlardan birini seçeriz.Bu insan oluşumuzun  gereğidir.Hiç bir zaman kötü davranış yapıp  “Allah böyle istiyor .”diyemeyiz.

Biliyoruz ki iyi ve kötü davranışların karşılığı vardır.Allah bize kötü davranış yaptırıp sonra da ceza verse olmaz.Allah’ın şanına yakışmaz.Zalimlik ve zulüm yapmak Allah’dan uzaktır.Çünkü Allah adildir.

6-Tövbe Etmenin İyiye ve Doğruya Yönelme İle Olan İlişkisi.

İnsan bilerek veya bilmeyerek bir kötülük yaparsa ,bundan pişman olup tövbe etmelidir.Pişmanlığını diliyle ve kalbiyle söyleyerek Allah’tan affını istemelidir.Kötü yolda olan bir insan tövbe etmeden ölürse, Kabir Azabı ve Cehennem Azabı görür.Tövbe etmek yani yaptığımız kötülüklerden pişman olup bir daha yapmamaya karar vermek insanlığın gereğidir.

İnsanlar daima iyi şeyler yapıp diğer insanlara güzel örnek olmalıdır.Bu şekilde davrandığımız zaman hem yaptığımız iyi davranışlardan sevap kazanırız.Hem de bize bakıp aynı iyi davranışı yapan insanların kazandığı sevap kadar sevap kazanırız.

Unutmayalım ki ,iyi davranışlar önce insanların akıllarında,zihinlerinde yer eder.O insan iyi davranış yapmayı kendisine uygun bulur.Daha sonra düşündüğü bu iyi davranışları yapar.İnsanlar daima gördükleri ,bildikleri ve var olduğunu hissettikleri şeyleri önce zihinlerinde düşünürler .Daha sonra yapmaya karar verir ve yaparlar.

İnsanlarda var olan bu özelliği daima göz önünde bulundurmalıyız.Onlara her zaman iyi davranışlarımızla örnek olmalıyız.Yaptığımız bütün iyi ve güzel davranışlarımız insanları iyiye çağırır.Onları iyi şeyler yapmaya teşvik eder.

7-İyiliğe Kapı Açmak=İyi Davranışlar Nasıl İyiliğe Sebep Olur.

Bizlerden iyi davranışlar gören insanlar ,bizim gibi iyi şeyler yaparlar.Aynı zamanda da yaptıkları bu iyi davranışları daha çoğaltarak yeni yeni iyi ve güzel şeyler yaparlar.Unutmayalım ki her şey önce insanın zihninde(beyninde)var olur,üzerinde düşünür.Sonra düşündüğü şeyleri yapar.Eserini ortaya koyar.

8-Tövbenin Önemi

İnsanlar kötülük yapıp pişman olduktan sonra tövbe etmelidir.Ben kötülük yaptım,bundan kurtuluş yok deyip kötülüklere devam etmemelidir.

Allah ne kadar günahkar olursa olsun tövbe eden insanların tövbesini kabul eder ve bağışlar.Allah daima tövbe edip affını isteyen kimseleri sever,tövbesini kabul eder.Ancak kötülü yapmada ısrar edersek yaptığımız tövbenin anlamı kalmaz.

Tövbe toplumu kötülülerden koruyan çok büyük bir yoldur.

9-Tevekkül.

            Bir iş yapmadan önce o işle ilgi bütün tedbirleri alıp  ,daha sonra işin gerisini Allah’a bırakmaya Tevekkül denir.

Tevekkül Müslümanları ilim yapmaya ve çalışkanlığa teşvik eder.İşimizle ilgili imleri öğrenmeye yöneltir.Birbiriyle yardımlaşmaya yöneltir.Çalışkan olmayan Müslüman tevekkül edemez.Ben işimde tevekkül sahibiyim diyen tembel Müslüman yalan söylüyor demektir. Müslüman’a yalan yakışmaz.

Peygamberimizin yanına bir adam gelmişti .Bu adama Peygamberimiz sordu:

“ -Deveni ne yaptın?

-Dışarıda.

-Onu kime emanet ettin.

-Onu Allah’a havale ettim.(Onu Allah’a emanet ettim,tevekkül ettim.) ,diye cevap verdi adam.

Unun üzerine Peygamberimiz;

-Öyle olmaz  ,dedi.Deven önce sağlam bir kazığa bağla,sonra Allah’a tevekkül et.” Buyurdu.

İşte tevekkül için bizlere ölçü olacak davranış Peygamberimizin bu hadsinde gizlidir.(Bu hadis “Keşfü –l-Hafa, Cilt:1.Sahife:144 “ de yazılıdır.).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&


Hadis

Bölüm:1                                                                                                                                                                                  

Kurana Göre  H.z.Muhammed

Kurana göre Hz.Muhammed’in;

a-Beşeri yönü.

b-Peygamberlik yönü vardır.

H.z.Muhammed’in insani ve peygamberlik yönün ayrı ayrı ele alınmasının sebebi ;İslam tarihi boyunca Müslümanların,H.z.Peygambere yükledikleri yanlış imaj ve misyonun daha iyi anlaşılmasını sağlamak içindir.

H.z.Muhammed’in Bir İnsan olduğunu Vurgulayan Ayet Mealleri

Allah ,Kuranda ;H.z.Muhammed’in bir insan oluşuna ;Müşrik Arapların zihnindeki yanlış peygamberlik anlayışını düzeltmek için vurgu yapmıştır. Araplarda ki yanlış peygamberlik anlayışı onlara Atalarından geçmiştir.

     1-Kuran’ın ,Peygamberlerin İnsan Olduklarını Yadırgayan Kavimlere Cevabı.

Daha önceki peygamberlerin birere insan olduklarını yadırgayan kavimlere peygamberlerin ağzından Allah şöyle cevap vermiştir.

İbrahim Suresinin  10-11. ayetlerinde Allah mealen:“……onlar dediler ki :siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz.siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apacık bir delil getirin!peygamberleri onlara dediler ki:”(evet) biz de sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allahın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur…” .

Kef Suresi 110. ayetinde Allah mealen: “de ki: ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.(şu var ki)bana ,ilahınızın ,sadece bir ilah olduğu vahiy olunuyor. ..” buyurmaktadır.

        2-H.z.Nuh’un Kura’da İnanmayanlara Cevabı.

Nuh kavmi ,peygamberleri yemeyen ,içmeyen, insan üstü bir varlık , adeta bir melek gibi tasavvur ettiklerinden ; onlara Allah, peygamberlerin ağzından şöyle cevap vermiştir.

Mümünun Suresi 24. ayet : “Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek )dileseydi melekleri indirirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.”

Müminun Suresi 33. ayet  : “Bu da sizin gibi insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor,içtiğinizden içiyor.”

Hut Suresi 31. ayet) :  “Nuh onlara şöyle cevap verdi: “ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum gaybı da bilmem ben meleğim de demiyorum.”.

Tegabun Suresi 6.ayet: “Kendi içlerinden bir insanın yol gösterici olması onlara ağır geliyordu:”onlara elçileri açık deliller getirirlerdi. Fakat onlar ,bir insan mı bize yol gösterecek deyip inkar ettiler. Ve yüz çevirdiler .”

         3-H.z. Muhammed’in Kura’da İnanmayanlara Cevabı.

H.z. Muhammed’in kendisinden çok fazla şey bekleyenlere karşı , peygamberinin ağzından Allah şöyle cevap vermiştir.

İsra suresi 90-95. ayetler: “Dediler ki: yerden bize bir göze (pınar)fışkırtmadıkça sana inanmayız. Yahut senin hurma ve üzüm bahçelerin olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin  veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin, yahut altından bir evin olmalı ,ya da göğe çıkmalısın.ama sen üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız.dedi ki: rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir elçi olan insan değil miyim? Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alı koyan şey, hep “Allah bir insanı mı elçi gönderdi?” demeleridir.de ki: eğer yer yüzünde yerleşip gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi olarak gönderirdik.”

      H.z. Muhammet in cevabı ;Enam suresinin 50. ayetinde. H.z. Nuh’un cevabı gibi oldu: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımda demiyorum.gaybı da bilmem .size ben meleğimde demiyorum. Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum.”  

 

 Bölüm:2                                                                                                                                                                                             

Vahiy Alması Bakımından H.z.Muhammed

1-Peygamberleri diğer insanlardan ayıran en önemli özellik;Allah’tan vahiy almalarıdır.Bu durumu peygamberlerde insanlara açıklamalardır.

2-Peygamberlerin başlıca görevleri ;Aldıkları vahyi tebliğ etmek ve açıklamaktır.

3-Peygamberlerin ;Allah’ın buyruklarına muhatap olmaları bakımından diğer insanlarla bir ayrıcalıkları yoktur.

“Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de gönderilen elçileri de sorguya çekeceğiz.” (Araf Suresi.6cı ayet.).Ayetinde bize; ahrette peygamberlerin ve onların ardından giden insanların sorguya çekileceği anlatılıyor.

       H.z.Muhammed Görevini Nasıl    Yapmıştır?Bu Görevin Kaynağı Nedir?

H.z.Muhammed ; Peygamberlerin sonuncusu olarak kendisine gönderilen vahyi olduğu gibi insanlara aktarmış ,gerektiği yerlerde açıklamalar yapmış ve İnsanlara bildirdiği emir ve yasakları eksiksiz yaşayarak ,onlara örnek olmuştur.Bu görevinin yetkisinin kaynağı kendisine itaati emreden ayetlerdir.

H.z.Muhammed.’e İtaati Emreden Ayetler

Nisa Suresini 80ci ayet meali: “Kim resule itaat ederse,Allah’a itaat etmiş olur.”

H.z.Muhammed’e İtaati Emreden Ayetlerdeki Ana Fikir.

a-Müslümanlar ;Allah’a , Peygamberine ve din bilginlerine itaate davet edilmektedir.

b- Müslümanlar ;Peygambere karşı gelmekten sakınmaya ve O’na uymaya çağrılmaktadır.

d- Müslümanlar ;Peygamberin hükümlerine ve ihtilaflı konularda Peygamberin verdiği hükümlere uymak zorundadır.

 H.z.Muhammed Vefat Ettikten Sonraki Müslümanlar Peygamberlerine Nasıl Uyacaklardır

Kuranda , Peygambere itaati emreden ayetlerden ; ilk bakışta Peygamberimiz döneminde

yaşayan müminlerin , ona itaat etmeleri gerektiği anlaşılmaktadır.Ancak , daha sonraki dönemlerde yaşayanların da , Müminler için örnek gösterilen H.z.Muhammed’e zaman ve mekan kaydı olmadan  itaat etmeleri dini bir zorunluluktur.

 

   Kıyamete Kadar  Bütün Müslümanlar Niçin H.z.Muhammed’e İtaat Edecekdir?

a- Peygamberimiz üstün bir ahlaka sahiptir.İslam Dini bütün insanlığa yol göstericidir.

b-Kuran hükümleri; Kıyamete kadar geçerlidir.Peygamberimiz;Kuran hükümlerini , bize tebliğ edip söz ve davranışlarıyla açıklamıştır.

Bu sebeplerden dolayı Müslümanlar H.z.Muhammed’e itaat etmek zorundadırlar.

İslam Dininin Tebliğcisi ve Açıklayıcısı Olması Bakımından H.z.Muhammed

1-H.z.Muhammed’in birinci görevi ;Allah’tan aldığı emirleri insanlara tebliğ etmektir.

Bu konuda Allah ; Ra’d Suresinin 40cı ayetinde : “Sana düşen sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer.”

2-H.z.Muhammed ; tebliğin yanı sıra, tebliğ ettiği ayetleri insanlara açıklamakla yükümlüdür.Bu konuda Allah ; Nahl Suresinin 44cü ayetinde mealen:“Biz (kendisine indirileni) açıklasın diye her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik…”.

Peygamberimizin Hadis ve Sünnetinin Asıl Görevi.

a-Peygamberimiz ; inen ayetleri gerekli gördüğü zamanda veya bir soru karşısında ; sözle, ya da bizzat uygulayarak açıklamış ve böylece herkes tarafından anlaşılmasını sağlamıştır.

b-Hadis ve sünnet ; Peygamberimizin, Kurana uygun bir hayat sürmesinin sözlü ve uygulamalı örneğidir.

Hadis ve sünnetle açıklanan ibadetler.

a-Namazın nasıl kılınacağı ve kaç rekat olacağı..

b-Haccın nasıl yapılacağı.

c-Zekatın miktarının belirtilmesi .

d-Kuranda yer alan “Namazlara ve orta namazlara devam edin .”ayetindeki orta namazının “İkindi Namazı” olduğu H.z.Peygamber  tarafından söylemiştir.

Bölüm:3                                                                                                                                                                                  

   Hadis İlminin Konusu Nedir?

1-H.z.Muhammed’in söylediği hadislerdir.Bu hadisler dinimizin ikinci kaynağı ve dinimizin temeli olan Kuran’ın açıklamasıdır.Bu bakımdan çok iyi korunması gerekir.

2- Uydurma hadisleri belirleyip dinimize zarar vermesini önlemektir.

Hadis ve Sünnet Kavramının Tarihi Gelişimi

1-Hadis ve sünnet Araplar arasında ;İslam gelmeden öncede bilinen ve sözlükteki değişik anlamlarıyla kullanılan kelimelerdi.

2-Hadis ve sünnet kelimeleri Araplar arasında bilindiği için bu kelimeleri  Kuran da  kullanmıştır.

3-Hadis ve sünnet kavramları İslam geldikten sonra kullanım anlamları değişerek bir süre sonra Muhammed’in sözlerini ,ve uygulamalarını ifade eden özel terimlere dönüştü.

 H.z.Muhammed’in Hadis ve Sünnet Kelimelerini Kullanışı.

Peygamberimiz ; Hadis ve sünnet kelimelerini hem sözlük hem konu anlamlarında kullanmıştır.

a-Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği ve bir hadiste geçen  “hadis kelimesi” “konu,mevzu” anlamına gelir.Bu konuda Sevgili peygamberimiz mealen: “ H.z.Peygambere kıyamet günü senin şefaatine nail olacak en mesut kişi kimdir ?diye sordum; Şöyle cevap verdi: “Senin hadise olan iştiyakını(arzunu)bildiğim için, bu hadis hakkında hiç kimsenin bana senden önce soru sormayacağını tahmin etmiştim.Kıyamet gününde şefaatimle en mutlu olacak kişi ,gönlünden gelerek samimiyetle La ilahe illallah diyen kişidir.” dedi.

b- Peygamberimizin sünnet kelimesini sözlük anlamına uygun olarak da kullanmıştır. Bir hadisinde mealen: “Haksızlıkla öldürülen her kimsenin kanından dolayı H.z.Ademin ilk oğluna bir günah yazılır.Çünkü öldürmeyi ilk defa ihdas eden(sünnet kılan ) o dur.” buyurmuştur.

Sünnetin Terimsel Anlamına Vurgu Yapan Hadisler Kime Aittir?

1-Sünnetin Kuran’dan sonra İslam’ın ikinci kaynağı olduğuna işaret eden ve kelimenin

terimsel anlamına vurgu yapan rivayetler peygamberimiz ait değildir.

2-Sünnet  kelimesi H.z Aişe  ,.İbni Abbas,.İbni Ömer gibi sahabeler vasıtası ile kavramlaşmış ve yaygınlaşmıştır.

3-Hadis ve sünnetin terimleşme süreci Peygamberimizin ölümümden sonra başlamıştır. Sünnet kelimesinin hadis ilminde ifade ettiği anlamda bir terim haline gelmesi Peygamberimizin vefatından yaklaşık 50yıl sonra olmuştur.

Bölüm:4                                                                                                                                                                                             

Hadis İlmi Kavramları

1-Hadis

Hadis kelimesinin sözlük anlamı :Arapça da “meydana geldi,vuku buldu,sonradan ortaya çıktı” anlamına gelir.

Sözlükte isim olarak kullanıldığında Hadis kelimesi :İster dini ,ister din dışı olsun ; hikaye, rivayet,anlamına geldiği gibi, uzak ve yakın geçmişte gerçekleşmiş olaylara dair tarihi bilgiler anlamına gelir.

Hadis kelimesinin ağırlık kazanan manaları :Söz ve haberdir.

Geniş anlamıyla Hadis :H.z. Peygamber ,sahabe ve tabiilere nispet edilen her türlü söz,fiil,takrir ve vasıfları içeren rivayetlerdir.

Bir ilim dalı olduktan sonra Hadis :H.z. Peygambere nispet edilen söz,fiil ve takrirlere hadis denir.

 

 

Kuranda “Hadis” Kelimesinin Kullanımı

Kuranda söz ve haber anlamına gelen hadis kelimesinin geçtiği Casiye Suresinin 6cı ayetinin mealini :“Artık Allah’a ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanılır”

Kuranda söz ve haber anlamına gelen hadis kelimesinin geçtiği  Taha Suresinin 9cu ayet meali :“Musa’nın haberi gelmedi mi?”

Hadis kelimesi genel sözlük anlamı dışında H.z. Peygamberin sözlerine tahsis edildiğinde “Allah’ın Resulünün sözü” veya “Peygamberin sözü” şeklinde isim tamlaması olarak  yer alır.

       Sahabe ve Tabiinin Sözlerinin Değerlendirilmesi.

Sahabe ve onu takip eden neslin görüşleri çoğu alimler tarafından ; bu kişilerin Peygamberimize yakınlıkları dolayısı ile bir çok fikir ve uygulamayı ondan almış olabilecekleri düşüncesiyle  hadis olarak adlandırmışlardır.

      2-Sünnet

Sünnet kelimesi sözlükte: Yol,yol güzergahı,hayat tarzı,davranış tarzı,adet,gidişat.

Fiil olarak “senne” kelimesinin anlamı : Bıçak bilemek,parlatmak,develeri gütmek,dişleri temizlemek,güzel ve süslü  konuşmak,yeni bir şekil vermek,çığır açmak,beyan etmek,

İslam öncesi Araplarda sünnet kelimesi :Onların atalarından aldıkları örf ve adetler anlamına geliyordu.

        Terim olarak sünnet :H.z. Peygamberin söz,fiil ve takrirleri olarak kullanılır.

Kuran’da “Sünnet” Kelimesinin Kullanılışı.

Kuran’ın 16 yerinde geçen sünnet kelimesi :Değişme göstermeyen sabit prensip,kanun ve hüküm anlamına gelir.Örnekler :

Ahzab Suresinin 62ci ayeti mealen :“Allah’ın önceden geçenlere uyguladığı yasası(adeti) budur. Allah’ın yasasında asla değişiklik olmaz.”

İsra Suresinin 77ci ayetinin meali : “Senden önce gönderdiğimiz elçilerimiz hakkındaki yasa da budur.Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.”

Peygamberimizin Sünnet Kelimesini  Kullanılışı

1-Peygamberimizin bazı kullanımlarında Sünnet kelimesi : Çığır açmak,öncülük yapmak anlamına gelir.

Peygamberimiz Bir hadisinde mealen: “Haksızlıkla öldürülen her kimsenin kanından dolayı H.z.Ademin ilk oğluna bir günah yazılır.Çünkü öldürmeyi ilk defa ihdas eden(sünnet kılan ) o dur.” buyurmuştur.

 

2-Sünnet kelimesi daha sonra özellikle ;H.z. Muhammed’in uygulamalarına isim olarak vermiştir.

3-Başkalarının uygulamalarından Peygamberimizin sünneti ayrılmak istendiğinde bu kelime ; Peygamberin Sünneti (Sünnetu Resulullah, Sunnetun-Nebiyy.) şeklinde kullanılır.

Sünnet kelimesi tek başına kullanıldığında ; H.z. Peygamberin sünneti kast edilir.

Sünnet Terimi İle Hadis Terimi Arasındaki Fark

Sünnet terimiyle ,Hadis terimi arasındaki fark :Sünnet terimi,bir fiili uygulamaya işaret eder.Hadis Terimi,bir sözü,bir fiil ve davranışı aktaran söz demektir.

Sünnet ; Hakkında sözlü bir rivayet olup olmadığına bakılmaksızın dini ve hukuki bir uygulamaya işaret eder.

Sünnet peygamberimizin ;Fiili uygulama ve davranışlarına işaret eder.

Namazın kılınışıyla ilgili hiçbir hadis olmasa günümüze nasıl gelecekti :Peygamberimizin namaz kılış şekli bu konuda hiçbir hadis olmasaydı bile,onu görenlerin sonrakilere,onlarında kendilerinden sonra gelenlere uygulayarak aktarmasıyla nesilden nesile intikal eden bir sünnet olarak gelecek,fakat bu konuda hiçbir hadis bulunmayacaktı.

Hadis genellikle peygamberimizin : Fiili uygulamaları içeren sözlü rivayetlerdir.

Hadis ve Sünnet Eş Anlamlı Kabul Edilirse.

Hadis ve Sünneti eş anlamlı  kabul edenler Peygamberimizin sünnetini:Kavli,Fiili Takriri sünnet olarak üçe ayırırlar

Kavli sünnet :Peygamberimizin sözlerine denir.

Fiili sünnet : Peygamberimizin davranış ve uygulamalarına denir.

Takriri sünnet : Peygamberimizin huzurunda yapılan ,söylenen veya kendisine iletilen söz ve davranışları reddetmeyip sessiz kalması , ya da onayladığını gösteren bir davranışta bulunmasıdır.

3-Eser

Eser sözlükte :Bir şeyden geriye kalan iz demektir.

Bazı alimler Eser terimini :Sahabe ve tabii’ne dayandırılan söz ve fiilleri ifade eden bir terim olarak kullanırlar.

Çoğu alimler :Eser terimini Haber terimi ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır.

İlk Asırda  Hadis ve Eser

İlk asırda Eser ve Hadis terimi arasında bir ayrım yapılmamıştır ;Peygamberimizin,sahabe ve tabii’ne nispet edilen söz ve fiillerin hepsine birden Hadis denildiği gibi Eserde denilmiştir.

Ebu Hanife’nin talebeleri olan Ebu Yusuf  ve İmam Muhammed ; Sahabe ve tabii’ne ait rivayetleri topladıkları kitaplarına El-Asar adını vermişlerdir.

4-Haber

Sözlükte Haber :Bir şey hakkında bilgi vermek, duyurmak anlamına gelir.

Haber terimi Hadis terimi ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.

Hadis terimi : Peygamberimizden gelen rivayetler için kullanılmıştır.

Haber terimi : Peygamberimizin dışında gelen rivayetler için kullanılmıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında : Haber ,Hadis anlamında kullanılmıştır.“H.z. Peygamberden bize ulaşan bir habere göre” şeklinde ifadeler bu kitaplarda yer almıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında Peygamberimizden gelen rivayetler için en çok ;Hadis terimini kullanmışlardır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında Sahabe ve Tabiinden gelen rivayetler için en çok Haber ve Eser terimini kullanmışlardır.

   5-Senet=İsnad

Sözlükte senet:Dayanmak ,güvenmek,dayanılacak şey demektir.

Terim olarak senet : Hadisi ilk kaynağına götüren ravi zincirine verilen isimdir.

 

Hadis İçin Senedin Önemi

Bir hadisin doğruluğunu,yani Peygamberden duyulmuş olduğu şekliyle nakledildiğini anlamak için hadis alimleri ilk önce senede bakmışlardır.

Genellikle hadisin sahih kabul edilmesinin şartları :Senetteki raviler dürüst ve güvenilir kimseler is genellikle o hadis sahih kabul edilmiştir.

Senet Çeşitleri

a-Ali (yüksek) isnat:Eğer bir hadis senedinde kopukluk olmadan H.z.Peygambere daha az ravi aracılığıyla ulaşıyorsa bu isnat ali isnattır.

     b-Nazili (düşük) isnat:Eğer bir hadis senedinde kopukluk olmadan daha çok ravi ile rivayet edilmiş ise bu isnada nazili isnat denir.

    Ali ve Nazili İsnat Arasındaki Farklar.

Hadisin senedinde daha çok kişinin bulunması o rivayetin sıhhat açısından riskli sayılmasına neden olur.Ali isnat ,nazili isnada göre daha makbuldür.Çünkü senette az sayıra ravi vardır.

   6-Metin

Metin sözlükte :Sağlam yer,sert ve yüksek toprak parçası anlamına gelir.

Terim olarak metin :

a-Raviler zincirinin kendisinde son bulduğu, hadisin aslını oluşturan kısımdır.

b-H.z. Peygamberin söylediği ,yaptığı,onayladığı,ya da onaylamadığı şeylerin yer aldığı bölümdür.

Bir hadisin metini: Peygamberimize ait olabileceği gibi sahabe ve tabiinden birisine de ait alabilir.

   7-Ravi=Şeyh

Hadis terimi olarak Ravi : H.z.Peygamberin ya da sahabe veya tabiinin söz ve uygulamalarını rivayet eden yani başkasına aktaran kişidir.

Şeyh Arapçıda :Yaşlı kimse anlamına gelir.

Hadis ilminde özel bir ad olarak Şeyh : Kendisinden hadis rivayet edilenlere verilen özel bir addır.

  8- Rivayet=Mervi

Sözlükte Mervi :Ravinin rivayet ettiği hadis veya habere Mervi (rivayet olunan) denir.Çoğulu merviyyattır

Rivayet kelimesi isim olarak kullanıldığında : Ravinin rivayet ettiği hadis veya haber demektir.

Mastar olarak kullanıldığında : Hadis veya diğer haberlerin nakli ile bunları haber verenlere dayandırmak anlamına gelir.

    9- Tabaka=Tarik=Vech =Senet=İsnat

Arapçada tarik :Yol anlamına gelir.

Hadis ilminde tarik : Hadis metnini sonrakilere ulaştıran ravilerin isimlerinin tarihi sıra ile zikredildiği kısımdır.

Tarik kelimesi Senet =İsnat kelimesiyle bir arada kullanıldığında Tarik kelimesi  :Ana senedin tali (ikinci) bir kolunu ,dağılışını veya ana senedin bir raviden sonraki dağılışını , kollara ayrılışını ifade eder.

Bir hadis terimi olarak tabaka :Birbirlerine yaşça yakın olan ve rivayeti bakımından aynı dönemi paylaşan kimseler gurubuna verilen isimdir.Sahabe tabakası,Tabiin tabakası gibi.

Vecih

Vecih sözlükte :Yüz anlamına gelir.

Vecih terim olarak : Senedin ileri tabakalarında görülen dağılmalarından her birine verilen isimdir.

Vecih :Tarik kelimesi ile eş anlamlıdır.

Vecih ve tarik kelimeleri : aynı hadislerin farklı senetlerle rivayetlerinde,rivayetlerin güvenilirlik durumlarına göre “hadis ,şu tarikten sahih,şu tarikle zayıf” gibi değerlendirmelerde kullanılır.

Bölüm:5                                                                                                                                                                                             

H.z.Muhammed Dönemimde Hadis.

1-Peygamberin özellikle dinle ilgili söz ve fiilleri Müslümanlar tarafından dikkatle izlenmiş , öğrenilmiş,uygulanmış ve başkalarına da aktarılmaya çalışılmıştır.

2-Peygamberimizin dini yayma ve tebliğ etme çerçevesinde kendisinden duyulan tavsiyelerin ve uygulamaların başkalarına nakledilmesini teşvik etmesine rağmen ;Hayatı boyunca söz ve uygulamalarının yazıya geçirilmesi için bir istekte bulunmamış ,bu konuda bir talimat vermemiştir.

Vahiy ve Hadislerin Yazılması

Peygamberimiz;inen Kuran ayetlerini yazdırmak için katipler görevlendirmiştir.

Peygamberimiz isteseydi söz ve uygulamalarının kaydedilmesi içinde yanında katipte bulundurabilirdi. Ancak Kuranla karışır endişesiyle  sözlerinin yazılması için yanında katipler bulundurmamıştır.Peygamberimiz sözlerini daha kuvvetli bir ihtimalle bilerek ve isteyerek yazdırmamıştır.

İnsanların Anlayamadığı Vahiylerin Açıklanması

Özellikle Peygamberimiz inen vahiylerin açıklanması gereken yerlerini ;sorulan sorular üzerine veya gerekli gördüğü zaman açıklayarak bunların anlaşılıp öğrenilmesini yeteli görmüştür.

Peygamberimiz Döneminde Hadis Yazılımı

1-Peygamberimiz döneminde bazı sahabeler hadis sayfalarını ;Peygamberimizden izin alarak bu sayfalarını oluşturulmuştur.

Peygamberimizden hadis yazmak için izin isteyen iki sahabe ;Abdullah İbni Amr (İbni El As). Ve Yemenli sahabe Ebu Şah.

2-Ebu Şah ; Peygamberimizin Mekke fethinde okuduğu hutbenin kendisi için yazılmasını istemiştir.

3-H.z.Peygamber devrinde duyduğu hadisleri yazıya geçiren sahabelerin sayınsı 50 kadardır.

İlk Anayasa

Peygamberimiz Medine’ye hicret edince ,Mekke’den gelen Müslümanlarla,Medineli Müslümanlar,orada yaşayan Yahudiler ve diğer unsurlar arasında geçerli olmak üzere bir antlaşma metini hazırlattı.Hadis kaynaklarında yer alan ve elliden fazla maddesi olan bu antlaşma metini Müslüman olsun veya olmasın bütün tarafların haklarını  ve sorumluluklarını düzenleyen ve garanti altına alan bir antlaşmadır.

Dine Davet Mektupları

Peygamberimiz Medine’ye hicretinin 6cı yılında komşu ülkelerin yöneticilerine mektup göndermiş ve onları dine davet etmiştir.Bazılarının orijinal nüshaları günümüze kadar gelen bu mektuplar Bizans,İran,Mısır,Habeşistan hükümdarları olmak üzere diğer vali ve yöneticilere gönderilmiştir.

H.z.Peygamberin Hadis Yazmayı Yasakladığı Hakkındaki Rivayet

Peygamberimizin hadis yazmayı yasakladığı konusunda kitaplarda bir rivayet yer almaktadır.Yapılan bazı araştırmalarda bu rivayetin zayıf olduğu  veya  rivayet eden sahabenin görüşü olduğu halde yanlışlıkla Peygamberimize atfedildiği anlaşılmaktadır.Bu rivayete göre H.z.Peygamber Kuran karışır endişesiyle kendisinden bir şey yazılmamasını istemiştir.Yazılanlarında imhasını istemiştir.Bu tehlike geçtikten sora da hadis yazımına izin vermiştir.Hadisin içeriğinde yer alan bazı ifadeler bu rivayetin H.z.Peygamberin vefatından sonra ortaya çıktığı izlenimini vermektedir.

Sahabe Dönemi ve İlk Yazılı Belgeler

Hadis rivayeti açısından sahabe  dönemi ;İkiye ayrılır

a- H.z.Peygamber hayat olduğu dönem.

b-H.z.Peygamberin vefatından son sahabenin vefat tarihi kabul edilen 110 senesine kadar olan dönem .

        a- H.z.Peygamber hayat olduğu dönem

Peygamber hayattayken sahabe karşılaştığı problemleri ona soruyor ve çözümlerini öğreniyordu.

Sahabenin dini hükümleri öğrenme yolundaki arzuları ; Hadi ve sünnetin çoğalıp gelişmesini sağladı.

Gerçek ve saf şekliyle hadis ve sünnet ;Peygamberimizin sağlığında görülür.

Peygambere ait söz ve uygulamaların hepsi ölümüne kadar olan  devrede tamamlanıp sona ermiştir.

Peygamberimiz döneminde hadis uydurma faaliyetleri görülmemiştir.Peygamberimiz döneminde hadisler konusunda ortaya çıkan yanlış anlamalar Peygamberimiz tarafından düzeltilmiştir.

      b-H.z.Peygamberin vefatından son sahabenin vefat tarihi kabul edilen 110 senesine kadar olan dönem

Peygamberimizin vefatından sonraki dönemde siyasi ve sosyal çalkantıların başlaması ;İnanç ve fikir ayrılıklarının doğmasıyla beraber hızlı bir hadi uydurma faaliyeti görülmüştür.

Hızlı bir hadis uydurma faaliyetinin görülmesi ;mevcut hadis miktarı H.z.Peygamberin vefatından önceki döneme  önceki döneme oranla birkaç misli artmıştır.

 

Bölüm:6                                                                                                                                                                                             

Hadislere Olan İhtiyacın Artması

Hadislere olan ihtiyaç ;H.z.Peygamberin ölümünden sonra çoğaldı.Çünkü yeni fetih edilen İslam ülkeleri İslam dünyası devamlı gelişiyordu.Müslümanlar buralarda yeni  meselelerle karşılaşıyorlardı.Bunların çözümünde H.z.Peygamberin uygulaması önemli bir kaymak oluşturuyordu..

Hadislere duyulan ihtiyaçtan dolayı ;hadis öğrenme ve yazma faaliyeti artı.

H.z.Peygamberin vefatıyla birlikte başlatan ikinci dönemde sahabe ;hadis ve sünnet konusunda titiz davrandı.

İlk Yazılı Metinler

Hadis yazma faaliyetinin sonunda  ilik yazılı metinler görülmeye başladı.Günümüze kadar gelen ilk hadis mecmuasını ;Hemmam b. Münebbih’in hadis mecmuasıdır.

Yemen valisi Amr b. Hazm’ın nüshasında ; Peygamberimizin idari ve siyasi talimatlarını muhafaza etmiştir.Bunun yanında  diğer yirmi bir resmi belgeyi de bir araya getirmiştir.

Sahabe Cabir b.Abdullah hadis sayfasında ;Hacla ilgili bir kitap yazmıştır.Burada H.z.Peygamberin konuyla ilgili söz ve uygulamalarını kaydetmiştir.

Peygamberimizin vefatından sonra H.z.Aişe ; Bir çok hadis rivayet etmiş,bazı sahabeler onun rivayetlerini yazmıştır.

Dört Halife Döneminde Hadis

        Özellikle ilk dört halife ; ancak güvenilir şahitler eşliğinde ,H.z.Peygamberden nakledilen sözleri kabul etmişlerdir.

H.z.Ömer hadis yazma işinde ;Peygamberin söz ve uygulamalarının ehli olmayan kimselerce istismar edilmesini önlemek için geliş güzel hadis rivayet edilmemesini istiyordu.

Hadis Yazımının Bir İlim Haline Gelmesi

Hadis yazma işi ;H.z.Peygamberin hayatında onun izniyle başlayan hadis yazma iş , Sahabe devrinde önemli bir faaliyet haline geldi.

a-Binden fazla hadis rivayet eden sahabenin sayısı ;Ebu Hureyre ile birlikte yedidir.

b-Hadis rivayetiyle  Bin üç yüz sahabe (1300). sahabe meşgul olmuştur.

c-Hadis rivayet eden sahabelerin ; büyük bir kısmı bir veya iki hadis rivayet etmişlerdir.

d-Bugün elimizdeki hadislerin yüzde dosandan fazlası ;yüz civarında sahabeden gelmiştir.

Bölüm:7                                                                                                                                                                                             

 Tabiin Döneminde  Hadis

    Tabiin :H.z.Peygamberin arkadaşları olan sahabelerle görüşerek onlardan ilim alan ikinci nesil Müslümanlara İslam kültüründe Tabii adı verilmiştir.

Tabiin:Sahabe nesline tabi olan ,onların ardından gelen nesil demektir.

İslam ilimlerinin çoğu ;Tabiin döneminde ortaya çıkmıştır.

Tevbe Suresinin 100cü ayeti mealen: “ ( İslam dinine girme hususunda ) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuştur.Allah onlara,içinde ebedi kalacakları ,zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.İşte bu, büyük kurtuluştur.”

Bu ayetinin etkisiyle sahabeden sonra gelen nesle TABİİN denmiştir.

Tabiilerden bazıları hadis yazma işine karşı çıktılar. Çünkü ;bunlar daha çok hafızayı esas alarak yazıya fazla güvenmeyenlerdir.Ayrıca H.z.Peygamberin hadisine insanların kendi görüşlerini katabilecekleri  endişesi taşıyorlardı.

Tabii döneminde yazı ve yazı malzemeleri gelişmediği için, ezber ilim elde etmenin ve korumanın en sağlam yolu olarak kabul edilmiştir.

 Tedvin ve Tasnif Faaliyetleri

Tedvin :Sözlü ve yazılı olarak nakledilen hadisleri bir araya toplama çabasıdır.

Hadis yazma işi hicri birinci ve ikinci yüzyıllarda yaygınlaşmıştır.

Emevi halifesi Ömer İbni Abdülaziz’in emriyle ilk hadis toplayan Tabii hadis bilgini ;İbni Şihabdır.

Hadis tedvininden sonra ,hadislerin tasnifi aşaması gelmiştir.(tasnifi =sınıflanması)

Temel Hadis Kaynaklarının Tasnifi

Hadislerin tasnif :Tasnif  daha önce karışık olarak bir araya getirilen hadislerin konularına veya ravilerine göre ayrılarak kitaplarda toplanmasıdır. (bir araya getirilen=tedvin edilen)

Müslümanların bir çok konularda H.z.Peygamberin söz ve davranışlarını öğrenmek için müracaat ettikleri kaynaklar ;hadis ve sünnettir.

Karışık olarak toplanan hadisler içinde ;aranılan konuyla ilgili hadisin bulunması zordu.

Kitaplarda karışık olarak bulunan hadis ve sünneti alimler konularına göre sınıflandırdılar. Bunun sonundan konularına göre hazırlanmış hadis kitapları ortaya çıktı.

Namazla ilgili hadisleri ;“Kitabu’s Salat” adı altında bir bölümde toplandı.

Oruçla ilgili hadisleri de “Kitabu’s Sıyam” başlığıyla bir başka bölümde yer aldı .

Hicri İkinci Asrın Ortalarına Doğru Oluşturulmuş Hadis Mecmuaları

Hicri ikici asrın ortaların doğru başlamış ve her bölgede konuların göre düzenlenmiş hadis mecmuaları oluşmuştur.

Günümüze ulaşan en eski hadis mecmuası ;Yemenli Ma’mer b.Reşid’in ;El Cami isimli eseridir.Konularına göre düzenlenmiş  bu kitapta ,H.z.Peygamberden sahabe ve tabiiden nakledilen bin altı yüz(16000)civarında rivayet vardır.

Maliki mezhebinin kurucusu olan Malik İbni Enes de bir hadis kitabı oluşturmuştur.Bu kitabın adı; MUVATTA dır..İçinde H.z.Peygamberden,sahabe ve tabiinden nakledilen bin yedi yüz(1700)civarında hadis vardır.

Kitabu’l Asar adlı iki hadis kitabını ; Hanefi Mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanife’nin talebelerinden olan Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’dir.Bu eserle günümüze kadar ulaşmış iki kaynak eserdir.

Hicri İkinci Asrından Sonra  Oluşturulmuş Hadis Mecmuaları

Hicri ikinci asırdan sonra ;Büyük hacimli hadis koleksiyonları(mecmuaları) derlenmeye başladı.

Hadis kitaplarında rivayet sayısının gitgide çoğalmasının nedeni ;Çeşitli bölgelere dağılmış sahabe ve tabiiden gelen hadislerin toplanması.Değişik konu başlıkları altında bir çok rivayetlerin tekrar edilmesi.

Hadis Kitaplarına; Hadis ve Sünnetin Yanında Sahabe ve Tabiin Görüşlerinin Yazılması

Tabiin devrinde oluşturulan kitaplarda Peygamberimizin söz ve uygulamaları yanında ; bazı sahabe ve tabiin görüşleri de yer almıştır.

Yine bu devirde yazılan kitaplarda H.z.Peygamberin Sahabe ve Tabiinin görüşleri yanında ; Peygamberimize ait olmadığı halde sonradan ona dayandırılan bazı sözlerde bu kitaplara girmiştir.

Tabiin Dönemindeki Hadis Tasnifi Yöntemleri

Hadisler konularına  ve ilk ravilerine göre  tasnif edilmiştir.

Sahabe adlarına göre tasnif edilmiş en kapsamlı hadis kitabı ;Hanbeli Mezhebinin kurucusu Ahmet İbni Hanbel’dir.Kitabın adı MÜSNED’dir.İçinde 300000 e yakın hadis vardır.Böylece 3cü asrın başından itibaren büyük çağlı hadis koleksiyonları oluşturulmuştur.

Bölüm:8                                                                                                                                                                                             

 Hadis Usulünün Oluşumu

  Peygamberimiz Döneminde Hadis ve Sünnet Kuralları.

Peygamberimiz döneminden hicri birinci yüzyıla kadar hadis ve sünnetin bir sonraki nesillere aktarılmasında ; herhangi bir kural söz konusu değildi.Aslında buna da gerek yoktu.Çünkü menfaati için yalan söylemek yoktu.

Hicri Birinci Asrın Ortalarına Doğru Hadis ve Sünnet Aktarma Kuralları

1-Hicri birinci asrın ortalarına doğru İslam toplumunda görülen iç kavgalar ve iktidar mücadelesi insanların birbirine güvenlerini ortadan kaldırdı. İnsanlar kendilerini haklı göstermek için bazı durumlarda hadis uydurmaya başladı.

2-Bazı kötü niyetli kişiler de hadis uydurmaya başladı. Bu hadis uydurma faaliyeti karşısında ; hadis ve sünneti aktarılmasında kurallara gerek duyuldu.

3-Hicri birinci asrın sonlarına doğru her hadis için onu peygamberden itibaren rivayet eden kimselerin isimleri sorulmaya ve ona göre hadislerin sıhhati tespit edilmeye başlandı. Hadis rivayet eden kimseler güvenilirlik açısından soruşturuldu.Tanımadıkları kimselerin rivayet ettikleri hadisleri kabul etmedilmedi.

4-Hadislerin sıhhatlerini tespit çalışmaları ;senet ve metin incelemesi adı altında bir çok kural ortaya çıkardı.İnsanların bir hadisi alıp başkalarına aktarmalarında da bazı esaslar belirlendi.

   Hadis Usulü.

Hadis Usulü:Hadislerin senetlerinden ,senetteki kopukluktan , ravilerinin hallerinden, bahseden ve bu konulardaki kuralları sayıp döken ilme denir.

Hadis alimleri ; hadis ilimlerini a-Rivayet yönünden hadis ilimi.b-Dirayet yönünden hadis ilimi diye ikiye ayırırlar. (Dirayet =yetki)

Rivayet yönünden hadis ilmini :Peygambere atfedilen söz,eylem,ve davranışların belirlenmesini ,kaydedilmesini(zaptını)ve rivayetlerini konu edinir.Bu ilim yoğun olarak ilk asırda görüldü.

Dirayet yönünden hadis ilmini :Rivayetlerin şartların ,çeşitlerini,hükümlerini,ravilerin hal ve davranışlarını,rivayetlerin sınıflarını ve bunları içeren eser çeşitlerini araştıran bir ilim dalıdır.Bu ilime Hadis Usulü denir

Hadis usulünün amacı

        a-Peygamberimizden nakledilen söz ve uygulamaların doğru bir şekilde nakledilmesini sağlamak .

b- Peygamberimiz adına uydurulan haberleri ayıklamak İslam’ın temel kaynaklarından biri olan hadis ve sünneti her türlü şüpheden arındırmaktır.

Hadis usulü ilmi Peygamberimizin vefatından ;yaklaşık 30 sene sonra başlayan uydurma hadis tehlikesi karşısında ortaya çıkmıştır.

Hadis usulünün asırlara göre gelişimi :

       Hadis Usulünün kuralları;hicri 1ci asrın sonlarında ortaya çıkmış ,2ci asırda biraz daha gelişmiş, hicri 3cü asırda ; Hadis Usulü, Cerh ve Tadil kitapları,hadis alimlerinin biyografilerini içeren kitaplar,ahkam hadislerini toplayıp açıklayan kitaplar.Belli konularda ki hadisleri müstakil olarak toplayan hadis cüzleri gibi hadis eserleri ve ilimleri gelişmiş olarak ortaya çıkmıştır.Hicri 4cü asırlarda da artık her yönüyle bütün kuralları gelişmiş müstakil hadis kitapları yazılmıştır.

Bölüm:9                                                                                                                                                                                             

Hadiste Şerh ve Yorum Dönemi

Şerh :Bir şeyi açmak, açıklamak,genişletmek ve yorumlamak anlamına gelir.

Hadislerin şerhleri önceleri ;hadislerin içlerinde yer alan , garip kelimeleri açıklamak için başlamıştır.(Güncel dilde çok kullanılmayan,az kullanılan= garip)

Hicri üçüncü asırdan sonra şerhler ; en çok Kütübi Sitte adlı hadis kitapları için yapılmıştır Buhari’nin El Camiu’s-Sahihinin ;yüz(100)tane şerhi yapılmıştır.

Hicri 4 ve 5ci asırların hadis ilmi bakımından özellikleri

Bu asırlarda bazı müstakil hadis mecmuaları tasnif edilmiş olsa da sonraki asırlarda hadisle ilgili çalışmalar genellikle bu eserler üzerinde yoğunlaşmıştır.

Buhari ve Müslim’in Cami adındaki hadis kitapları.

Camiler(toplayan)olarak bilinen eserleri İslam dünyasında en çok tanınan kitaplardır.Camiler dini hayatın hemen her alanıyla ilgili rivayetleri konularına göre bir araya getirdikleri için bu isimi almışlardır.

Kütübi Sitte’nin derleyicileri ;Orta Asya’nın çeşitli bölgelerindendirler.

Buhari hadis kitabına  üç bin (3000) hadis almıştır.

Buhari ve Müslim’in hadis kitaplarının ikisine birden ;El-Camiu’s-Sahih ,adı verilir.

(El-Camiu’s-Sahih=Doğru Hadis Toplayan)

Sünen Olarak Bilinen Kütübi Sitte’nin Diğer Dört Hadis Kitabının Özellikleri

a-Sünen olarak bilinen Kütübi Sitte’nin diğer dört kitabı ise daha çok fıkıhla ilgili hadislerden oluşurlar. (ahkam=hüküm bildiren)

b-Ebu Davut’un kitabı ;En sağlam ahkam hadisleri toplamıştır.

Türkçe’ye Çevrilen Temel Hadis Kaynakları.

Kütübi Sitte ; Kurandan sonra İslam Dininin en  temel kaynağıdır. Kütübü Site olarak anılan hadis kitapları :

1-El Camius-Sahih   Yazarı         BUHARİ.

2-El Camius-Sahih   Yazarı         MÜSLİM.

3-Es Sünen              Yazarı         TİRMİZİ

4-Es Sünen              Yazarı         Ebu DAVUD.

5-Es Sünen              Yazarı         En  NESAİ.

6-Es Sünen              Yazarı         İbni MACE

Hicri 3cü asırdan sonra hadis ilmindeki çalışmalar Kütübi Sitte üzerinde yoğunlaşmıştır.Bir kısım alimler bu kitapları yorumlayarak açıklarken,bir kısmı da ravilerini tanıtıp değerlendirmişlerdir. Bazı alimler de altı kitaptaki hadislerin senetlerini çıkartarak tekrar etmek suretiyle  kitaplar yazmışlardır.

Bölüm:10                                                                                                                                                                                             

Kaynağına Göre Hadis Çeşitleri

1-Kutsi Hadisler

      Sözlükte kutsi:Kutsal olana mensup demektir.

     Terim olarak Kutsi Hadis :Manası Allah’a sözleri Peygamberimize ait olan hadislerdir.

Kutsi Hadis= İlahi ve Rabbani Hadis

Bir Hadisin Kutsi Hadis Olduğunu Nasıl Anlarız?

Bir hadisin kutsi olduğunu ;başlarındaki ifadeden anlarız.

Kutsi hadisler ; “Allah resulünün rivayet ettiğine göre Allah teala buyurdu ki…”  veya “Allah’ın resulü ,Rabb’inden  rivayetle buyurdu ki…”diye başlar.

Kutsi Hadis Ayrımı

Hicri 3cü asırdan sonra yapılmıştır.Kutsi Hadisin manası ilham yoluyla Allah’tan gelse de sözleri H.z.Peygambere  aittir.Bu özelliğinden dolayı Kurandan ayrılmıştır.Kuran’ın her şeyi Allah’a aittir.

Kutsi hadislerin konuları çoğunlukla Ahlakla ilgilidir.Kutsi hadislerin konuların bir çoğu Kuran’da öz olarak yer alır.

Kutsi hadisler rivayet açısından sağlam,zayıf ve uydurma olmak üzere üçe ayrılır.

2-Merfu Hadisler

Merfu kelimesi sözlükte ;Yükseltilmiş kaldırılmış anlamına gelir.

Terim olarak Merfu hadis ;H.z. Peygambere dayandırılan hadis demektir.

H.z.Peygamberin söylemiş olduğu sözler ,yapmış veya onaylamış olduğu eylemler  peygamberimize “H.z.Peygamber şöyle dedi veya  yaptı  ya da  tasvip etti.” diye terimler söylenerek  nispet edilir.

Merfu hadis senet ve metin durumuna göre ;sağlam veya zayıf olabilir.

Hükmen merfu hadis ; Sahabe ve tabiinden gelen bazı rivayetler doğrudan peygambere dayanmasa bile ,içeriği bakımından H.z.Peygambere ait olması kuvvetle muhtemel görüldüğü için bu tür habere Hükmen Merfu denir.

Hükmen merfu hadise örnek :Bir ibadetin uygulamasıyla ilgili açıklama bir sahabeden nakledilmişse bu açıklamanın o sahabeye değil,ancak H.z. Peygambere ait olabileceği kabul edilir.

3-Mevkuf Hadisler

Sözlükte mevkuf :Durdurulmuş anlamına gelir.

Terim olarak mevkuf :Sahabenin söz,eylem ve onaylarına (takrirlerine) verilen isimdir.

Sahabeden bize gelen haberin(hadislerin) senedi ; sahabede kalmakta Peygamberimize  ulaşmamaktadır.

Mevkuf hadislerdeki söz ve davranış ; H.z.Peygambere değil sahabelere aittir.

Mevkuf Hadislerin Hükmü:Sahabelerin söz ve uygulamaları dinin hükümlerinden , kaynaklarından sayılır.Bu kaynak Kuran ve sünnet gibi kesin olmadığından bağlayıcı sayılmamıştır.

4-Maktu Hadisler

Maktu sözlükte :Kesilmiş anlamına gelir.

Terim olarak maktu hadis :Tabiilerin (sahabeden sonraki neslin)söz ve fiillerine verilen isimdir.

Maktu hadisin senedi tabiin tabakasında kesilir.

Maktu Hadisin  Hükmü:Dini hükümlerin tespitinde tabiilerin söz ve eylemleri de dikkate alınmakla beraber bunlar hiçbir şekilde bağlayıcı kabul edilmemiştir.

Bölüm:11                                                                                                                                                                                             

Geliş Yollarına Göre Hadis Türleri

   1-Mütevatir Hadisler

Sözlükte Mütevatir : Kesintisiz olarak bir birini takip eden anlamına gelir.

Terim olarak Mütevatir : Senedin başından itibaren çok sayıda ravinin birbirlerine naklederek rivayet ettikleri hadisle Mütevatir hadis denir.

Mütevatir hadislerde ravilerin sayısının çok olması onların yalan üzerine birleşip asılsız bir haber uyduramayacakları bakımından önemlidir.

Bir birlerini tanımayan kimselerin naklettiği içeriği aynı hadislerin yalan olma ihtimali yok gibidir.

Kuran ve İbadetler

H.z. Peygamber zamanından  itibaren binlerce ,on binlerce kişinin yazarak,ezberleyerek günümüze ulaştırdıkları en önemli Mütevatir belge Kuranı Kerim dir.

Mütevatir sünnete en güzel örnek; Binlerce kişinin yaşayarak günümüze getirdikleri namaz,oruç gibi ibadetlerdir.

Mütevatir Hadis Konusunda İslam Bilginlerinin Görüşleri

a- Mütevatir hadis çok azdır.

b-Mütevatir hadis  sadece bir tanedir. Yetmiş (70 )sahabe tarafından rivayet edilen bu hadiste Peygamberimiz mealen : “ Kim benim adıma kasten yalan uydurursa , cehennemdeki yerini hazırlasın” buyurmuştur.  

 

  

 Mütevatir Terimini İlk Önce Fıkıhçılar Kullandı .

Mütevatir hadis terimi ; hicri 4cü asırda  ;Hadisçilerden önce fakihler ve kelamcılar tanımlamışlar ve kullanılmıştır.

Fakihlerin ve kelamcıların yaptıkları tanıma uyan bir haberin yalan , ya da asılsız olması mümkün değildir.Bu tanımına  uyan hiçbir hadis yoktur.

Daha Sonraki Asırlarda Mütevatir Hadis Tarifi.

Mütevatir Hadis :Her tabakada en az on kişinin rivayet ettiği hadislere  Mütevatir hadis demişlerdir.

Hicri 4cü asırdan önce bilinmeyen bu tanıma göre mütevatir hadislerin sayısı 300 kadardır.

       Bu duruma göre : H.z. Peygamberden bize gelen mütevatir hadis sayısı yok denecek kadar azdır.

Özellikle ibadetle ilgili uygulamaların temel esasları bize tevatüren ulaşmıştır.Örnek:Beş vakit namazı farzları,Cuma ve bayram namazları,ezan,oruç ve hac ibadeti gibi dini uygulamalar böyledir.

     2-Ahad Hadisler

Arapçada “Ahad” bir anlamına gelir. “ Ahad” birler anlamına gelir.

Ahad terim olarak ; mütevatir hadislerin dışında kalan bütün rivayet çeşitlerine verilen genel bir isimdir.

Ahad hadislere ;Haberi Vahid  ve Haberi Hassa adı da verilir.

İlk asırlardaki Haberi Ahad ; Tek kişilerin rivayet ettikleri haber olarak tanımlamışlardır.

Sonraki hadisçilere göre Ahad Haber :Her tabakada birden çok ravisi olsa bile mütevatir seviyesine ulaşmamış her rivayet Ahad Haberdir

     a-Meşhur Hadis

Meşhur hadisi :Her tabakada en az üç kişinin rivayet etmiş olduğu hadistir.

Meşhur hadisler senet  ve metin durumuna göre sağlam ve zayıf olabilirler.

     b-Aziz Hadis

Aziz hadis :Senedin başından sonuna kadar her tabakada ravileri ikiden az olmayan hadislere Aziz Hadis denir.

Aziz hadisler: Senetteki ravilerin durumuna göre sağlam veya zayıf olabilirler.

    c-Garib Hadis

Garib hadis :Tek kişi tarafından rivayet olunan veya senedin herhangi bir yerinde ravisi tek kalan hadise Garib Hadis denir.

Garib hadise =Fert hadis

Ferdi Mutlak:Tek kalan ravi sahabe tabakasında ise bu ad verilir.

Ferdi Nisbi:Tek kalan ravi sahabe tabakasından sonraki tabakalarda is bu ad verilir.

Senet yönünden olduğu gibi ,metin yönünden  tek kalan hadislere ;Garib hadis denir.

Senedi ve metini sağlam olan Garib hadis ;Makbul hadis sayılır.

Garip hadislerin hükmü:Garib hadislerin ,ravileri daha çok olan diğer Sağlam rivayetlerle çelişmesi durumunda Garib Hadisler terk edilir

Bölüm:12                                                                                                                                                                                             

Sıhhat Derecesine Göre Hadis Çeşitleri 

Sağlamlık bakımından hadisler önceleri : Sahih ve  Zayıf olarak ikiye ayrılıyordu..

(Sakim=Çürük = Zayıf)

Hicri üçüncü asırda Tirmizi hadisleri :Sahih, zayıf ve hasen olarak üçe ayırdı.

       1-Sahih Hadis ve Özellikleri

Senet ağırlıklı Sahih hadisin tarifi : Adalet ve zapt niteliklerine sahip ravilerin muttasıl bir isnatla rivayet ettikleri şaz ve muallel olmayan hadise Sahih Hadis denir.             .

(muttasıl =kopuksuz)  , (muallel =illetli)

Sahih hadis tarifi ilk defa ;Hicri yedinci asırda hadis alimi İbnüs Salah tarafından yapılmıştır.

Muttasıl İsnat (Senet) :Başından sonuna kadar senedinde kopukluk bulunmayan isnat demektir.

Şaz hadis :Güvenilir bir ravinin kendinden daha güvenilir diğer  ravilerin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.Bu hadis makbul değildir.

Muallel  hadis  :Senedinde veya metininde gizli bir kusuru bulunan hadistir.

Sahih hadisin hükmünü : Dini hükümle kaynaklık etme bakımından önemli bir yere sahiptirler.

     2-Hasen Hadis

Hasen kelimesinin sözlük anlamını :Güzel demektir.

Hasen hadisi terim olarak tarifi:Sahih ile zayıf arasında yer alan,fakat sahihe daha yakın olan hadis türüdür.

Daha sonraları yaygınlık kazanan Hasen Hadis tarifi: Diğer sıhhat şartları mevcut olmakla beraber ,zabt yönünden zayıf olan hadis çeşididir.

Hasen hadisin hükmü: Hasen hadisler genellikle sağlam kabul edilmişler ve dini uygulamalarda delil olarak kullanılmışlardır.

     3-Zayıf Hadisler ve Çeşitleri

Zayıf hadisin tarifi:Sahih ve hasen hadisin şartlarından birini veya bir kaçını taşımakla beraber ,uydurma(mevzu) olduğunda söylenemeyen hadislerdir.

Zayıf hadisin dini hükmünü :Bu hadisler dini konularda delil olarak kullanılmazlar.

Zayıf hadislerin delil olarak kullanılmadıkları dini konular:Zayıf hadisler helal ve haram gibi dini hükümlerde delil olarak kullanılmazlar.

Zayıf hadislerin yaralanıldığı konular : Amellerin faziletleri ve ahlaki konularda zayıf hadislerden yaralanılır.

Kuran ve H.z..Peygamberin sünnetine ters düşmeyen zayıf rivayetler kabul edilse bile bunların mutlaka Peygamber sözü olduğu iddia edilmez.

 Bölüm:13                                                                                                                                                                                             

  Senetteki Kopuklukla İlgili Olanlar

  1-Mürsel Hadis:

Mürsel Hadis:Tabii ravinin Sahabi raviyi atlayarak doğrudan Peygambere dayandırdığı hadistir.

Mürsel hadiste ravi zincirinin İlk halkası kopuktur.Çünkü ;Tabiilerin  H.z.Peygamberi görüp ondan hadis almaları ; mümkün değildir.Bu yüzden böyle bir hadis zayıf sayılmıştır.

Mürsel hadislerin dini hükümü :Bazı din bilginlerine göre Mürsel hadisler dinde delil olarak kullanılabilirler.

   2-Mudal Hadis

Mudal hadis :Senedin herhangi bir yerinde peş peşe iki veya daha çok ravisi düşen (eksik olan)hadistir.

Mudal hadisin hükmü : Mürsel hadisten daha zayıf olduğu için dinde delil olarak kullanılmazlar.

        3-Muallak Hadis

Muallak hadis :Hadisi son olarak nakleden raviden itibaren bir veya birkaç ravinin,ya da bütün ravilerin peş peşe düşmüş olduğu hadistir.

En çok muallak hadis hangi hadis ;Buhari’nin El Camiüs Sahih isimli eserinde vardır.Bu hadisler zayıf kabul edildiği için dinde delil olarak kabul edilmemişlerdir.

Buhari’nin El Camiüs Sahih isimli eserindeki  hadislerin senetlerindeki eksiklikler başka rivayet yollarıyla tamamlanarak dinde  delil olarak kullanılmıştır.

(Delil=Dini hüküm vermede ispat,kaynak esas)

Buhari’nin kitabındaki muallak türü hadislerin çoğu ,başka riayetlerle desteklenerek senetleri muttasıl hale getirilmiştir.

        4-Munkatı Hadis

Kelime olarak munkatı :Kopuk kesik demektir.

Munkatı hadis :Senedin ortasında bir veya peş peşe olmamak kaydıyla birden fazla ravisi düşmüş olan hadis türüdür.

Munkatı hadisin hükmü: Dinde delil olarak kullanılmazlar.

        5-Müdelles Hadis

Sözlükte müdelles :Bir şeyin ayıbını ve kusurunu gizlemek demektir.

Müdelles hadis :Ravinin şeyhinden işitmediği halde ,işitmiş  izlenimini uyandırarak naklettiği hadistir.

       Müdelles hadisin hükmü: Dinde delil olarak kullanılmazlar.

Ravi hadis aldığı gerçek kişiyi çeşitli nedenlerle gizleyerek insanları aldatmakta ve böylece naklettiği rivayetin kusurunu gizlemektedir.

Bölüm:14                                                                                                                                                                                             

Ravi Kusuru İle İlgili

         1-Münker Hadis

Münker hadis :Zayıf bir ravinin,güvenilir bir ravinin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.

Münker hadisin hükmü :Zayıf ravinin rivayeti terk edilir.Güvenilir ravinin hadisi tercih edilir.

       2-Metruk Hadis

Metruk hadis :Yalancılıkla itham edilen ravinin tek başına rivayet ettiği hadistir.

Metruk hadisin hükmü :Rivayet başka güvenilir ravilerin rivayetleri tarafından desteklenmediği için böyle bir ravinin tek başına naklettiği hadiste yalan söyleme ihtimali yüksektir.O yüzden rivayeti terk edilir

      3-Muallel Hadis

Muallel hadis :Görünürde sağlam olmakla beraber,gizli bir kusuru(illeti)olan hadislere denir.

     4-Müdrec Hadis

Müdrec hadis :İçine, bir kelimeyi açıklamak veya bir hükmü çıkarmak gibi amaçlarla ya da yanılarak başka insanların  sözlerinin karıştığı hadislerdir?

Müdrec hadisin hükmü : Sonradan eklenen kısım biliniyorsa ,sağlam olması halinde bu tür hadislerle amel edilebilir.

   5-Mevzu Hadis

Mevzu hadis :H.z.Peygamber adına uydurulmuş sözlere mevzu(uydurma)hadis denir.Bu tür sözlere hadis denilmesi mecazidir.

Hadis uyduran kimselere : a-Kezzab(Yalancı) .b- Vadda(Uydurucu)denir.

Bölüm:15                                                                                                                                                                                             

Uydurma Hadisler

Uydurma Hadisler:    Peygamberimizin adına ;Siyasi,sosyal,ekonomik,etnik çıkarlar için uydurulmuş hadislere denir.

Geçmiş asırlardan intikal eden güzel ve veciz sözlere  senet (isnat) eklenerek  de uydurma hadisler oluşturulmuştur.

1-Uydurma Hadislerin Ortaya çıkış Nedenleri

Peygamberimizin sağlığında hadis uydurulmamıştır.

Peygamberimizin ölümünden kısa bir süre sonra hadis uydurma işi  başlamıştır.

     Üçüncü halife H.z. Osman’ın şehit edilmesinden sonra ;Cahiliye devrinden beri süregelen Peygamberimizin sağlığında küllenen Kureyş Kabilesinin Emevi ve Haşimi kolları arasında çatışma başladı.

Emevi ve Haşimi oğulları arasındaki çatışmanın sonunda ;Taraftarların kendilerinin haklılığını kanıtlamak için H.z. Peygamberimizi araç yaptıkları görüldü.

Siyasi ve sosyal çatışmalar ,Hicri birinci asrın ortalarına doğru başladı.

Kendi Görüşlerini Desteklemek İçin Hadis Uyduran Gurupların Adları.

a-H.z.Ali ve soyunu destekleyen Şia fırkası.

b-Büyük günahın insan dinden çıkaracağını  ve H.z.Alinin dinden çıktığını iddia eden Hariciye.

c-Günahların insana zarar vermeyeceğini  ve kişinin dinden çıkmayacağını savunan Mürcie

d-İnsanın alın yazısının(kaderin)önceden Allah tarafında belirleneceğini savunan Kaderiye(Mutezile).

e- Her şeyin Allah tarafından belirleneceğini ,dolayısı ile insanın rüzgarın önündeki kuru bir yaprak gibi olduğunu iddia eden Cebriye.

f- Çıkarları için devlet yönetimine yaranmak ,yaklaşmak isteyenler .

İnsanların daha dindar olmalarını sağlamak ve dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik için de hadis uyduruldu.

İyiliğe teşvik etmek,kötülükten sakındırıp korkutmak için uydurulan hadisler karşısında bazı din bilginleri ;Yumuşak bir tavır takınmışlardır.Bu tavrın sonunda ,bu tür uydurma hadisler yaygınlaşmıştır.

Hadis Uydurmanın Dini Hükmü.

İnsanları iyiliğe teşvik için hadis uydurmak yani Peygamberi devreye sokarak onun adına hadis uydurmak hangi amaçla olursa olsun doğru değildir,günahtır.

    Uydurma Hadislerin Özellikleri

a-İnsanları nafile ibadete ve Kuran okumaya teşvik için uydurulan hadisler mükafatları  mükafatlar oldukça abartılıdır.

b-İnsanlar hadis uydururken kendi soylarını överler ,diğer soyları soyları , ulusları, dilleri,şehirleri,yerip küçük düşürmek amacındadırlar.Kuran iman ve ahlaki faziletler dışında bir üstünlük ölçüsü kabul etmez.

c-İslam dışındaki diğer din ve kültürlere mensup olup da İslam Dinin gelişmesinden rahatsız olan kişiler Dini ve onun Peygamberini, yeni Müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak,dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmek için hadis uydurmuşlardır.

d-İnsanlık kültürü ve tecrübesinin ürettiği bazı hikmetli sözler ,sanki Peygamberimiz söylemiş gibi ,ona isnat edilerek nakledilmiştir.

e-İslam tarihinin ilk asırlarında cereyan eden önemli siyasi,sosyal ve kültürel  gelişmeleri tasvir eden,yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan Sahabe ve Tabiilerin görüşleri açıklamaları daha sonraki nesiller tarafından Peygamberimizin hadisi sayılmıştır.

      2-Uydurma(Mevzu) Hadisleri Tanıma Yolları

a-Hadis uyduranların itirafı.

b-Hadis bilginlerinin yalancılıklarını tespit ettikleri raviler.

c-Hadislerin lafzında ve manasındaki bozukluklar

d-Rivayetlerin,akıl,duygu ve gözleme aykırı olması.

e-Mükafat ve ceza için dengesizlik içermesi,küçük bir iyiliğe büyük mükafat vermesi

f-Rivayetin güvenilir hadis kitaplarında yer almaması

g-Rivayetin Kuran’a aykırı olması

h-Rivayetin sünnete aykırı olması

i-Geleceğe ait somut bilgiler içermesi

    

………………………………………………………………………………………………..

Bölüm:16                                                                                                                                                                                             

Hadislerin Tahlil ve Tenkidi

Hadis tenkidi ;Hadislerin sahih olup olmadığını belirtmek için yapılan bir eleştiri faaliyetidir.

Hadisler ;1-Senet. 2-Metin olarak iki kısımdan oluştuğu için ,hadislerin tenkidi Senet ve metinler üzerinde yapılır.

1-Senet Tenkidinde Ölçüler

      Senet tenkidi :Senet üzerinde yapılan inceleme ve bu incelene sonucunda raviye ve senet zincirine yönelik tenkitlere senet tenkidi denir. (Senet =isnat)

Şekli tenkidi :Senet üzerinde yapılan tenkide denir. (Şekli tenkit =dış tenkit)

Senet üzerinde yapılan incelemelerde ilk önce ,Ravi silsilesinde bir kopukluk olup olmadığına bakılır.

Senetlerinde kopukluk olan hadislere ;Zayıf hadis adı verilir.

Senedinde kopukluk olmayan hadislerin ;Ravi durumları ; tek tek ele alınıp incelenir.Cerh ve tadil kitaplarından durumları tespit edilir.

Cerh ve tadil kitaplarında ravilerin :

a-Hangi yörede yaşadıkları ,

b-Kimden hadis aldıkları.,

c-Kimlere rivayette bulundukları,

d-Hadis öğrenme için nelere gittikleri gibi durumları incelenir.Ve cerh ve tadil bilginlerinin onlar hakkındaki kanatları öğrenilir.

Cerh ve tadil bilginlerinin senetteki ravilerin hakkındaki görüşleri olumlu ise o takdirde  hadis Hadis sahih sayılır. Olumsuzsa  hadis zayıf sayılır.Yada uydurma olduğu söylenir.

Ravi incelemesi ve isnat tenkidi Hicri birinci asrın ikinci yarısından sonra başladı .

Ravi incelemesi ve isnat tenkidi çalışmaları sonunda 2ci asırdan itibaren Hadis uydurma faaliyetinde bulunanların büyük bir kısmı tespit edilmiştir.

Hicri Birinci Asırda Senet ve Metin Tenkidi Yapılmamasının Sonuçları.

     Uydurma Hadsilerin Ayıklanamaması

Hicri birinci asrın içinde üretilen ya da yanlışlıkla H.z.Peygambere dayandırılan bir çok hadislerin İsnat tenkidi ve metin tenkidi yoluyla ayıklanması yapılmamıştır.

Çünkü bu asırda hadislerin isnatlı olarak rivayeti tam olarak yerleşmediği için bilerek veya bilmeyerek doğrudan H.z.Peygambere dayandırılan rivayetler 2ci asra intikal etmiştir.

İkinci asırdan itibaren hadis kitapları son şeklini aldığı 3cü asra kadar devam eden bu aktarılmada senetteki boşluklar doldurulmuştur.Bunun sonucu ;Birinci asırda kötü niyetli kişilerin uydurdukları bazı haberler yanlışlıkla H.z.Peygambere atfedilen rivayetler senetleri sağlam olduğu düşüncesiyle sahih kabul edilmiştir.

Yanlışlıkla Hadis Kabul Edilen Haberler.

H.z.Peygamberden sonra ortaya çıkan siyasi ,sosyal,kültürel ve dini gelişmeleri yansıtan bir çok haber  ; meşhur hadis kitaplarına H.z.Peygamberin sözü olarak girmiştir.

H.z.Peygamberin vefatından sonra gelişen olaylarda  ; herhangi bir rolünün olması düşünülemez.

Senet tenkidinden amaçlanan sonucun en azından ; birinci asır için asır için tam olarak sağlanamamıştır. (rivayetin =hadislerin)   

a-Adalet  ve Zapt

Adalet niteliği : Hadis rivayet eden kimsenin güvenilir olma niteliğini ifade eder.

Adalet özelliği : Hadis rivayet eden kimsenin ,Allah ve resulünün emir ve yasaklarına eksiksiz uyduğunu gösteren bir özelliktir.

Adalet özelliğine sahip  bir ravi güvenilir sayıldığı için naklettiği hadis de sağlam kabul edilir.

Arapçada zapt : İyi bir şekilde korunmak anlamına gelir.

Hadis terimi olarak zapt : Ravilerin duyduğu hadisi başkasına rivayet edinceye kadar olduğu gibi korumasıdır.

Ravi rivayeti nasıl yazmış ve nasıl ezberlemiş olmalıdır?

a- Ravi rivayeti ezberinden rivayet ediyorsa iyi bir şekilde ezberlemiş olmalıdır.

b-Ravi rivayeti yazılı olarak rivayet diyorsa hiç değiştirmeden kaydetmiş olmalıdır.

Bir ravinin rivayetinin kabul edilmesi için ;Hem adalet hem de zapt yönünden kusursuz olması gerekir.

     b-Metaini Aşere(Ravilere Yönelik İthamlar)

Metaini Aşere :On suçlama noktası demektir.

On suçtan biri  veya bir kaçı ile suçlanan ravinin rivayet ettiği hadis  kabul edilmez.

A-Metaini aşerenin adalet sıfatı ile ilgili olan Tenkit Noktaları :

Kizbur ravi :Ravinin hem günlük hayatında ,hem de hadis rivayetinde yalan söylediğinin açığa çıkması ,yani yalancı olmasıdır.Yalancılık ravinin cerhinde(suçlanmasında)büyük suç sayılır.

İttihamur ravi bil kizb:Diğer konularda yalan söylediği bilinen bir ravinin hadis rivayetinde de yalan söyleyebileceğine ihtimal verilmesi ,ravinin yalanla itham edilmesidir.

Fıskur ravi :Ravinin dini buyruklara karşı duyarsız davranıp günah işlemekten sakınmaması demektir.

Bidatür ravi: Ravinin İslam dinine aykırı görüşler ileri sürmesi ,böyle görüşler benimseyen guruplar içinde yer almasıdır.

Cehaletür ravi :Ravinin tanınmaması,ve dolayısı ile cerh ve tadil yönünden durumunun bilinmemesidir.

B-Metaini Aşerenin zaptla sıfatı ile  ilgili OlanTenkit Noktaları  :

Fartul gaflet :Ravinin aşırı dalgınlık ve dikkatsizliği demektir.Bu özellikte olan ravi dalgınlık ve dikkatsizliği için cerh edilir ve rivayeti kabul edilmez.

Kesretul galat :Ravinin hadis alırken ve naklederken çok hata yapması anlamına gelir.Ve böyle bir ravi zapt yönünden çok cerh edilir.

Suul hıfz :Ravinin hadis rivayetinde hatası çok olacak derecede  hafızasının zayıf olması ,ezberlediklerini eksik veya fazla ezberlemesidir.

Vehm ne :Hadis rivayet eden ravinin senet ve metinlerde  karışıklığa yol açacak hataları sık sık yapmasıdır                                                                                                             .

Muhalefetüs sıkat :Eğer zayıf bir ravi ,güvenilir bir raviye ,güvenilir bir ravi de kendilerinden daha güvenilir bir raviye rivayetiyle aykırı düşerse buna Muhalefetüs sikat(Güvenilir olana muhalefet)adı verilir.

***Yalancı bir raviye Kezzab denir.

***Hadis uyduran raviye Vadda adı verilir

***Durumu bilinmeyen raviye Mechulül hal adı verilir.

***Rivayet ettiği hadis kabul edilmeyen raviye ; Metrukul hadis,daiful hadis gibi adlar verilir.

***Ravilere yönelik ithamlardan hiç birini taşımayan ravilere

2-Metin Tenkidinde Esas Alınacak Kriterler

    1-Kuran

Dinin diğer ana kaynaklarında ortaya çıkan sıhhat sorunları ;Kurana (ana kaynağa )baş vurularak çözülür.

H.z.Peygamberin söz ve davranışları Kuran gibi iyi korunamadığından içeriğinden şüphe edilen hadislerin kontrolü ; Kurana baş vurularak yapılır.

Kuran ayetlerinin açık hükümleriyle çelişir görülen rivayetlerin ;Peygambere ait olmadığı kabul edilir.

Hadisler Kuran hükümlerine göre değerlendirilirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ; Hadisler değerlendirilirken Kuranda aldığı özel anlama göre değil ,Arap dili ve edebiyatının o günkü kullanımı ve anlamı çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.

Kurana arz ;Hadis metinlerinde bir sorun olduğunda bu hadis metninin Kuran ayetlerine göre eleştirilmesine Kurana arz adı verilir.

H.z.Aişe’nin Kuran Işığında Hadis Metinlerini Tenkidi.

Duyduğu hadislerin metinlerinde bir sorun olduğunda bu sorunu Kuran ayetlerinin manalarına uygun eleştirerek çözen ilk sahabe ;H..z..Aişe dir.

Zinadan doğan çocuğun ana  ve babasından daha şerli olduğunu ifade eden ”Veledi zina üç kişinin en şerlisidir” .

Ebu Hureyre bu hadisi naklettiği zaman ona  H.z.Aişe  “Hiç kimse bir başkasının günahını  yüklenemez. ” Ayeti ile itiraz etmiştir.( Enam Suresi. 164cü Ayet).Çünkü   ona  göre; Kuran’a aykırı bu söz H.z.Peygambere ait olamaz.

 Kuran’a  Işığında Hadis Metinlerinin Tenkidi.

“Üç şeyden dolayı Arapları seviniz:Çünkü ben Arap’ım ,Kuran Arapça indirildi ve cennet ehlinin dili Arapça’dır” .Kuran ışığında bu hadisin uydurma olup olmaması bakımından değerlendirmesini şöyle yaparız.

Kuran ırk ve cinsiyet ayrımına yer vermemiştir,faziletler ve üstünlük ölçüsü takva olarak belirlenmiştir.Hucurat suresinnin13cü ayetinde “Allah katında en değerliniz ,ona karşı muttaki olanınızdır.” Burulmaktadır .  Kuran H.z.Peygamberin Arap kökenli oluşuna hiç vurgu yapmamıştır.Kuranın Arapça gönderilişini de nazil olduğu Arap toplumunun ilahi mesajı daha iyi anlamasıyla izah etmiştir.Dolayısı ile bu hadis uydurmadır.

(Takva  =Allah’a karşı saygı ve ahlaki kuralla uyma) . (En saygılı = muttaki)

 Kuran ve İnsanlık

Kuran’ın insanlara hitabı ,”Ey insanlar.” “Ey Adem oğulları” .gibi genel ifadelerdir. Kuranda  inanç faklılığını yansıtan ifadeler bulunmakla birlikte etnik faklılığa işaret eden hitaplar yoktur.

Irk ve cinsiyet ayrımı yapan hadisler şöyle değerlendirilir.Allah yarattığı insanlar arasında ırk,ve cinsiyet ayrımı yapmaz.Bu tür hadislerin senetleri sağlam olsa bile hadsin metni uydurmadır.Peygamberimize ait değildir.

Kuran’a Işığında Müslümanlar ve Kız Çocukları.

Ebu Davud’un Süneninde yer alan “Bu ümmetim rahmet olunmuş bir ümmettir.Ahirette azap görmeyecektir.Onların göreceği azap,dünyada iç karışıklıklar(fitne) deprem ve katliamdır.” Hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiririz.

Kuranda iyi amel işleyenin ahirete mükafat göreceği ,iman etmeyen veya iman edip de kötü amel işleyenlerin ahirette azap görecekleri Kuranda açıkça belirtilmiştir.Dolayısı ile Müslümanların ahirette azap görmeyeceklerini belirten hadis metinleri uydurmadır.

Bazı hadis kitaplarında yer alan “Kız çocukların defnedilmesi(gömülmesi)iyi şeydir.” Hadisini uydurma olup olmaması bakımından değerlendiririz.

Bu hadis metni kurana aykırıdır.Dolayısı ile bu metin uydurmadır.Bu düşünce İslam öncesi Arap düşüncesini ifade eder.

     2-Akıl

Hadis metinlerinin değerlendirilmesinde  akıl ikinci bir ölçüdür .Çünkü İslam dini sadece akılı bireylere hitap eder  ve onları sorumlu tutan bir dindir.

H.z.Muhammed içinde yaşadığı toplumda ahlakı gibi aklıyla ve zekasıyla da önde gelen birisiydi.Bu bakımdan Onun sözleri ve davranışları ortalama akıl ve zeka sahibi bir insanın söz ve davranışlarının gerisinde bulunamaz.

Peygamberimizin Akılcı Değerlendirmesine Bir Örnek.

Adadığı bir orucu tutmadan ölen bir kadının kızı bu durumu Peygamberimize sorduğunda ,Peygamberimiz “Ananın borcu olsa onu ödemez misin.?” Diye sormuş onun “Evet .”demesi üzerine ,”O halde onun yerine  oruç tut .”Buyurmuştur.

Akla ve muhakemeye önem veren ,kendisine yapılan makul önerileri kabul eden bir peygamberin sözlerinde;akılla çelişen unsurlar olması düşünülemez.

Bir kimse bir hadisi akıl  yönünden eleştirirken pek çok kimsenin de bu eleştiriye katılması ; Akılcı değerlendirmeler bazen birbirinden çok farklı oldukları için sadece bir kişinin eleştirdiği pek çok kişinin yuğun gördüğü bir rivayeti hemen ret etmemek gerekir.

 (makul=yuğun)

Aklın Işığında Hadis Metinlerinin Tenkidi.

“Kim Cuma gününde ölürse,ona şehit sevabı verilir ve kabir azabından korunur” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle eleştiririz.

Bu hadis Kuranın bir çok ilkesine aykırıdır.Çünkü bir kişinin ne zaman öleceğini Allah’tan başkası bilemez.Eğer bu söz doğru olsaydı Cuma gününden başka bir günde ölenlere Allah adaletli davranmamış olurdu.Bu yüzden bu hadisi peygamberimiz söylemiş olamaz.

Aklın Işığında Ehli Beyt Hadisinin Metinlerinin Tenkidi.

“Ehli Beytim Nuh’un gemisi gibidir.Ona binen kurtulur ”hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiririz.

Bu hem Kurana hem aklın ilkelerine aykırıdır.Peygamberin hanımları ve diğer aile bireyleri için kullanılan Ehli Beyt kavramını kurtuluş kaynağı olamaz.Bunun hiçbir dini ve mantıki kaynağı yoktur.Dini açıdan kurtuluş Allah’a ve onun elçisine tabi olmakla mümkündür.Ehli Beytin kurtuluşu da buna bağlıdır.

Bu söz H.z.Ali ve onun neslinin yöneticiliğinin Allah tarafında tayin edildiğini ileri sürenlerin iddiasıdır.Siyasi bir hadistir.H.z.Peygamberin böyle bir akıl dışı söz söylemesi mümkün değildir.

(Ehli Beyt :Peygamberimizin Ev Halkından Olanlar.).

   3-H.z.Muhammed’in Sünneti

Bir hadisin H.z.Peygambere ait olup olmadığını tespitte en önemli ölçü H.z.Peygamberin sünnetidir.( kriter = ölçü).( sözlü nakillerden =hadislerden)( rivayetler =sözlü anlatımlar)

Peygamberin sünneti yani onun davranış ve uygulamaları hadislerden daha güvenilirdir .

Çünkü; Sünnet bir yandan sözlü anlatımlar yoluyla öte yandan pek çok kişinin gözlem ve tatbikatları yoluyla nesilden nesile aktarıldığından hadislerden daha güvenlidir.

Peygamberimizin 23 yıllık hayatı kitaplarda ayrıntısıyla yazılı olduğuna göre onun bu   dönemdeki yaşantısını aktarmayan ya da yanlış  aktaran hadisler ; ona ait olmadığı şeklinde değerlendirilir.

H.z.Aişe’nin Sünnet Işığında Hadis Metinlerini Tenkidi.

“Namaz kılan kimsenin önünden,kadın,eşek,ve köpek geçmesi halinde namazının bozulacağına” dair Peygamberimize atfedilen hadise ,  H.z Aişe karşı çıkmıştır.Bunun ; Enam Suresi. 164cü Ayetine de ters düştüğünü söylemiştir.Yine ;Peygamberimizin uygulamasına da ters düştüğünü söyleyerek :“Bizi eşeklere ve köpeklere mi benzettiniz?Allah’a yemin ederim ki ben Resulullah’ın önünde sedirin üzerinde yatarken onun namaz kıldığını gördüm.”Diyerek rivayeti hem alken hem de Peygamberin sünneti yönünden eleştirmiştir.

(sünneti =uygulaması)

Ramazan ayında cünüp olarak sabahlayan bir kimsenin oruç tutamayacağını söyleyen Ebu Hureyre’ye ;  H.z.Aişe itiraz etmiştir.Ve H.z.Peygamberin cinsel ilişkiden sonra gusletmeden sabahlamak zorunda kaldığı ramazan günlerinde oruç tuttuğunu bildirmiştir.

“Çocuğunuz yedi yaşına geldiği zaman ona namazı öğretiniz.On yaşına geldiğinde namaz kılmazsa dövünüz” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiririz.

Bu hadis H.z.Peygamberin sünnetine ters düştüğü için eleştirilmiştir.Çünkü , Peygamberimiz çocukları dövmek bir yana bazı dini emirleri yerine getirmeyen ya da getiremeyen yetişkin kişileri bile azarlamamış ve tenkit etmemiştir.

Çocukluğundan beri H.z.Peygamberin yanında bulunan Enes ibni  Malik her zaman onun istediği gibi davranmadığı halde kendisinden bir kez bile azar işitmediğini söylemiştir.

Hoşgörü H.z.Peygamberin sünnetinin esasını teşkil ettiği  için buna ters düşen herhangi bir rivayetin H.z.Peygambere ait olmayacağı anlaşılır.

      4-Tarihi Veriler

H.z.Peygambere dayandırılan hadisler tarihi olaylarla  karşılaştırıldığı zaman bir uyumsuzluk söz konusu ise bu durumda o hadisin sahih olmadığı anlaşılır.

       Tarihi Olaylarla  Hadislerin  Karşılaştırılması.

Tarihi verilerle hadis kontrolü yapılırken nakledilen hadis ; H.z.Peygamber dönemindeki tarihi olaylarla karşılaştırıldığında  bir takım yanlışlıklar ve uyumsuzluklar söz konusu ise bu durumda kesin tarihi verilere ters düşen hadis ret edilir.

Hadis ; H.z.Peygamberin şahit olmadığı genellikle kendi döneminden sonrası olayları tasvir ederse ;bu durumda prensip olarak gaybı bilmeyen H.z.Peygamberin o konuda bir şey söylemiş olması makul görülmez. Ve hadis ret edilir.(gayb = beş duyu ile kavranabilenlerin dışında klan)

Tarihi verilere ters düşen “Mescide kandil takana yetmiş bin melek istiğfar eder .Hasır serene ise şu kadar sevap vardır” hadisini , hadis alimi Zehebi :“Bu hadisin batıl olduğunu anlıyoruz.Çünkü H.z.Peygamber zamanında mescitte kandil yakılmadı.Hasır serilmedi .Şayet ashabına böyle bir şey söyleseydi ,bu fazileti elde etmek için herkes koşuşurdu”.diyerek eleştirmiştir.Ve bu hadis ret edilmiştir.

       Hadis Bilgini Zehebi’nin Şam Yolculuğu Hadisini Eleştirisi.

Hadisçiler genellikle hadis metinlerini tarih verileriyle karşılaştırmadıkları için bazen yanılgılara düşmüştürler..Bu konuda Peygamberimizin ,amcası Ebu Taliple yaptığı Şam yolculuğu buna örnektir. :

Bu olay ;H.z.Peygamberin amcası Ebu Talip ile Şam yolculuğuna çıktığında rahip Bahire ile karşılaşmasıdır.Bahira’nın gördüğü bazı mucizevi olaylar sonucu,onun gelecekteki peygamber olduğunu anlayarak bunu amcası  ve yanındakilere bildirmesi ve çocuğa zarar gelmemesi için geri dönmesini istemesidir.

Yapılan araştırmalar sonunda içinde yer alan tarihi uyumsuzluk ve tutarsızlılar ile. H.z.Peygamberin  ve bu yolculuğa katılan diğer kişilerin ,bu olaydan hiç bahsetmemeleri üstelik olayı bu yolculuğa katılmamış bir ravinin nakletmesi sebebiyle bazı kaynaklarda yer alan bu haberin  asılsız olduğu anlaşılmıştır.Nitekim hadis alimi Zehebi bu rivayetin uydurma olduğunu açıklamıştır.

Kuran’a Göre Peygamberler Gaybı Bilemezler.

H.z.Peygamberin gaybı yani tanık olmadığı şeyleri bilmesinin mümkün olmayacağı Kuranı Kerimin bir çok ayetinde  açıkça bildirtmiştir.

Cenabı Hak istediği gaybı,dilediği peygambere vahiy etmiştir.Dolayısı ile H.z.Peygambere de gayb aleminin kapısını Kuranı Kerimle aralamıştır.

    Peygamberlerimizin Haber Verdiği İddia Edilen Gaybı Haberler.

Senet kriterleri dikkate alan hadisçiler metin eleştirisi yapmadıkları için çoğu  gaybı haberleri  yani H.z.Peygamber sonrası siyasal,sosyal,kültürel gelişmeleri ,özellikle fitne, melahim, eşratus-saa, fedail, menakib, züht ve rekaik haberlerini Peygamberin mucizesi olarak kabul edilmiştir.

Kıyamete kadar olacak bütün olayları haber verdiği iddia edilen haberler büyük ölçüde İslam’ın iki asrıyla (birinci ve ikinci asrıyla )ilgilidir.Bu konuyla ilgili olarak bazı örnekler şunlardır:

1-H.z.Ali ve H.z.Aişe arasında hicri 35yılında meydana gelen Cemel olayı.

2-H.z.Ali ve Muaviye arasında gerçekleşen Sıffin savaşı

3-Harre vakası.Halifeliğin 30yıl sürüp sonra saltanatın başlayacağı haberi.

4-Kaderiye ve Mürcie gibi fırkaların çıkacağı.

5-Arapların Türklerle savaşmadan kıyametin kopmayacağı.

6-İstanbul ve Romanın fetih edileceği.

7-Hilafet hakkının H.z.Ali ve onun neslinin olduğu.

Özellikle 1ci asırdaki siyasal ve sosyal pek çok gelişmeyi haber veren ,bu gelişmelerde rol alan ya da taraf olanları ya da olumsuz değerlendirilen bir çok hadisi ;hadis kitaplarında görmek mümkündür.

H.z.Muhammed ve Peygamberlik Görevinin Son Bulma Zamanı.

H.z.Peygamberin elçilik görevi ,Onun ölümüyle son bulmuştur.Kendisinden sonra ortaya çıkan gelişmeleri bilmesi de doğal olarak mümkün değildi. Çünkü ölmüştü.

Hadis kitaplarında H.z.Peygamber dönemi sonrasını yansıtan olayları  açıkça tasvir eden , kahramanları bildiren ,bazen tarih de veren  rivayetler H.z.Peygamber adına ya da kasten uydurulmuş ya da sahabe ve tabiin neslinin gözlemleri, yorumları veya değerlendirmeleri olduğu halde yanlışlıkla H.z.Peygambere isnat edilmiştir.

Hadisler ve İsrailiyat.

H.z.Peygamber öncesi tarihi dönemlerden bahis eden hadislerin önemli bir kısmı Müslüman olan Yahudi ve Hıristiyanlar yoluyla İslam kültürüne girmiştir.

Müslüman olan Yahudi ve Hıristiyanlar yoluyla İslam kültürüne giren olaylara ;İsrailiyyat ve mesihiyyt adı verilir.

 5-İfadelerdeki Tutarlılık ve Denge

Hadis metni ifade açısından tutarsızlık ve dengesizlik içeriyorsa bu hadisin Peygamberimize ait olmadığı anlaşılır.

Peygamberimiz ; az,öz ve düzgün (fasih) konuşması ve lüzumsuz beyanda bulunmaması ile tanındı

Bir hadis ifade açısından bozuk,anlam bakımından tuhafsa bu hadis uydurmadır.Ya da raviler elinde bozularak o hale gelmiştir.

Hadisçiler ifade ve anlam bozukluğu olan hadislerin uydurma olacağını kabul etmişlerdir.

     “Allah’ın Umara adında taştan bir meleği vardır.Her gün taştan bir merkep üzerinde iner ,fiyatları ayarlar ve göğe çıkar” hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiriniz.

Allah’ın fiyatları ayarlamak için meleğe ihtiyacı yoktur.Fiyatların düşmesi ,yükselmesi doğal sebeplerin yanında insan unsuruna da dayanır.Rivayet fahiş fiyatlarla mal satan tüccarların yaptıklarına bir mazeret bulmak için uydurdukları bir söze benzemektedir.

“ Medine’de ölme imkanı olan orada ölsün.Çünkü ben orada ölene şefaat ederim” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayetin (hadisin)peygamberimize ait olması mümkün değildir.Çünkü İslam dininde belli bir yerde yaşayıp ölmenin insana bir fazilet kazandıracağına dair bir bilgi yoktur.Ayrıca İslam’ın evrensellik anlayışına da aykırı düşer.Medine’de öldü diye onun bir kişiye şefaat etmesi,Onun getirdiği dinin ilkelerine de terstir.Nitekim Medine’de Müslümanların bulunduğu dönemde münafıklar,Yahudiler  de bulunuyordu.Her yerde iyi insan bulunduğu gibi kötü inanda bulunur.Rivayette bu insanlar arasında bir ayrım yapılmamıştır.Üstelik Medine’de toplanmak mümkün olmayacağına göre Medine dışında ölenlerin suçu nedir?O Medine’ye göç etmiştir.Peygamberlik süreci tamamıyla doğal ve insani nitelikler çerçevesindedir.Peygamberin sözü dengelidir.Aşırılık ve abartıdan uzaktır.O yüzden bir hadis küçük bir iyiliğe çok büyük mükafatlar ,basit bir kabahate  de çok aşırı cezalar öngörüyorsa o rivayetin H.z.Peygambere ait olmayacağı öngörülmüştür.

Bazı hadislerde yer alan aşırı övgü ve yergiler H.z.Peygamberin usulüne uygun değildir.

Buna göre: “Kim aşure günü oruç tutarsa, Allah ona 60 yıllık ibadet sevabı yazar.” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayette normal insanın kabul edemeyeceği aşırlıklar vardır.Dolayısı ile bu Peygamberimize ait olmayan bir sözdür.

“Kim herhangi bir sebepten dolayı hiç ara vermeden duha (kuşluk)namazı kılarsa , ben ve o  cennette bir nur denizinde bir kayık içinde beraber alemlerin Rabb’ini ziyaret ederiz.”

hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu hadiste normal insanların kabul edemeyeceği aşırılıklar vardır.Dolayısı ile Peygamberimize ait değildir.

İnsanları İyi Amellere Teşvik İçin Uydurulmuş Hadisler.

Terğib ve terhib hadisleri olarak bilinen iyi amelleri teşvik,kötü amellerden sakındırmak amacına yönelik hadislerin içine , çok sayıda uydurma hadis girmiştir.Bu şöyle olmuştur :

İslam’ın ilk asırlarında insanlara vazu nasihat edip ,hikaye anlatmak bir meslekti.Kussas olarak bilinen bu şahıslar etraflarına daha çok insan toplayabilmek için;onların iğlisini çekecek garip hikayeler anlatıyorlar aslı olmayan hadisler uyduruyorlardı.

        Faydalı İşleri Anlatan Hadisler Karşısında Hadisçilerin Davranışları.

Hadisçilerin çoğu terğib , terhib ve amellerin fazileti gibi konuda gelen hadisleri fazla eleştirmiyorlar,senet ve metinleri zayıf da olsa bunların nakillerini caiz görüyorlardı.

Hadisçilerin senet ve metinleri zayıf olan hadislerin rivayetini caiz görmeleri sonunda yaygınlaşan  rivayetler (hadisler) daha sonra genellikle hadis kitaplarının;Fedail,menakib,züht ve rekaik gibi bölümlerinde yer almışlardır.

Karının Kocasına Secde Etmesinin Hadisinin Tenkidi.

Abartılı  anlatımla karı  koca arasındaki saygıyı dile getiren; “Bir kimsenin diğerine secde etmesini emretseydim ,kadının kocasına secde etmesini emrederdim .” hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayet kadın ve erkeğin Allah önünde eşitliğini ve karşılıklı haklarını  vurgulayan Kuran ayetlerine ters düşmektedir.Aile içinde kocanın yerini de aşırı şekilde abartmaktadır.Bu yüzden kadın  ve erkek arasındaki dengeyi bozmuştur.

Aşırı Övgü ve Yergi Hadislerinin Tenkidi.

Aşırı övgü ve yergi hadis metninin problemli olduğunu gösterir. “Allah kıyamet günü insanların hepsine genel olarak ,Ebubekir’e ise özel olarak tecelli eder.”hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.H.z.Ebu Bekir’i övmek için uydurulmuştur.

“Muaviye’yi minberimde görürseniz öldürünüz.”hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.H.z. Muaviye’nin muhaliflerince uydurulmuş bir hadistir.

 A-Metin Tenkidinin Önemi.

Senet tenkidinin bir hadisin sıhhatini tespitte yetersiz kaldığı durumda ;Hadislerin metinleri incelenerek hadislerin sıhhati tespit edilir.

Bazı hadis metinlerindeki ilk şüphe ve eleştiriler ; Sahabe dönemimde ortaya çıkmıştır.

Metin Tenkidinin Gözardı Edilmesinin Sonuçları.

Bazı sahabeler içeriğinden şüphelendikleri hadis metinlerini ;Çekinmeden eleştirmişlerdir.

Senet tatbiki ve tenkidinin ön plana çıkmasıyla hadisin ;Metin tenkidi göz ardı edilmiştir İçeriği ne olursa olsun bir hadisin senedindeki ravilerin güvenilir olması hadisin sağlamlığı (sıhhati) için yeterli sayılmıştır.

Din Bilginlerine Göre Hadis Metinlerinin Değerlendirmesi

Ebu Hanife’ye göre;Peygamberden Kurana aykırı hadis rivayet eden kimseyi ret ; Peygamberi ret veya yalanlama değildir.

Ebu Yusuf’a göre;Kurana aykırı olan hadis ,Peygamberden rivayet edilmiş olsa dahi ondan değildir.

Buhari’nin hadis hocalarından Muhammed  ibni İsa et Tabba’ya  göre : Güvenilir ve emin bir ravinin muttasıl bir senetle rivayet ettiği hadis:

a- Akıla aykırı olması.

b-Kuranın açık hükümlerine ve sünnete aykırı olması.

c-Çoğunluğun ittifakına aykırı olması gibi sebepten ret edilir

          ***(Kuranın nassına  =Kuran’ın açık hükümlerine yani ayetlerine.). (güvenilir=sika)***.

          (İcma = Çoğunluğun ittifakına).

Hanefi bilgini Ebu Bekr el Cassas’a göre : Ravi sayısı oldukça az olan hadislerin reddine yol açan sebeplerden biri ; Aklın hükümlerine aykırı düşmesidir.Çünkü akıl Allah’ın delilidir..Onun yol gösterdiği ve gerekli gördüğü  şeye muhalefet uygun değildir.Aklın deliline zıt her hadis bozuktur.Akla uygun her haber ise sabit ve doğrudur.

***(Haberi vahit =Ravi sayısı oldukça az olan hadis ). (delil = hüccet ).. (caiz = uygun) . (doğru = sahih ). (Kuranın muhkem =hükmü tartışılmaz) .(Malum = bilinen , yerleşmiş ) (kesin = kati) ***.

        Hatib Bağdadiye göre;Aklın,Kuranın hükmü tartışılmaz  ayetlerinin, bilinen , yerleşmiş sünnetin,sünnet yerine uygulana gelen tatbikatın ve her kesin delilin hükümlerine aykırı  hadisler kabul edilmez.

Gazali’ye göre;Aklın imkansız gördüğü konularda gelen hadislerin akla aykırı bir şey içermesi asla düşünülmez.

İbnul Cezvi’ye göre;Güvenilir ravilerin imkansız bir şeyleri haber vermeleri durumunda ne güvenilir ravilerin ne de verdikleri haberin hiçbir kıymeti olmaz.Çünkü onlar imkansız bir şeyi haber vermektedirler.O yüzden akla aykırı ,dinin temel ilkelerine ters düşen bir hadis görürsen bil ki uydurmadır.

İbni Teymiyye’ye göre ; Kurana ,mütevatir habere, İcmaya,akla ters düşen her haber uydurmadır.

Bölüm:17                                                                                                                                                                                             

Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasını Konu Edinen Geleneksel Hadis İlimleri

Sünnet ve hadisin sıhhat sorunu dışında ;bir de hadis ve sünnetin anlaşılması sorunu vardır.

Bazı hadisler  senet ve metin olarak sağlıklı görünseler bile  ilk bakışta  anlatmak istedikleri şeyler kolayca anlaşılmaz .

Çünkü ; Peygamberimizin söz ve uygulaması ; 1400yıl önceki tarih ve toplumsal şartların izlerini taşır.O günden bu güne sosyal alışkanlıklar,kültürel unsurlar,siyasi ve ekonomik sistemler büyük ölçüde değişmiştir.

Bir hadiste o günün şartlarında geçerli olan fakat, bugün bilinmeyen bir konuyla iğlisini anlamak için ; bu hadisin ne maksatla söylendiğini ve o dönemin tarihi şartlarını iyi bilmek gerekir.

Zamanının savaş hukukunu ve adetlerini anlatan ; “Bir kimse savaşta birisini öldürse onun üzerindeki eşya öldürene aittir.” . Hadisi okuyan kimsenin o günkü toplumsal ve siyasal yapıyı özellikle savaş hukukunu bilmeden rivayetin anlam ve amacını bilmesi imkansızdır.

Hadis ve sünnet doğru anlamak için daha ;Garibul Hadis , Muhteliful Hadis ,  Fıkhul Hadis , Esbabı Vurudil Hadis gibi ilimleri bilmek gerekir.

   1-Garibul Hadis

Terim Olarak Garibul Hadis :Hadislerde az kullanıldığı için anlaşılması zor ve açıklamayı gerektiren kelimelere verilen isimdir.

Garibul Hadis İlmi :Hadislerde ki bilinmeyen kelimeleri açıklayan ilimdir.

Garibul hadis ilmi hicri ikinci  asırdan itibaren gelişerek , hicri  2ci ve 7ci  asırlar arasında gelişmesini tamamladı.

       Garibul Hadis Kitaplarının Hazırlanması.

Garibul hadis kitapları hazırlanırken ; Arapça sözlüklerin yöntemine uygun olarak kelime köklerinin alfabetik sırasına göre hazırlanmıştır.

Anlamı bilinmeyen kelimeler açıklanırken,kelimenin geçtiği hadisle birlikte Şiir ve diğer metinlere yer verilmiştir.

    2-Muhteliful Hadis

Muhteliful Hadis :Görünüşte içerikleri birbiriyle çelişen ,fakat dikkatle incelendiği zaman genelde bir çelişki olmadığı  anlaşılan hadislere denir.

Tevilu Muhteliful Hadis :Çelişkili hadislerin durumunu açıklayıp aralarını uzlaştırmaya çalışan ilim dalına denir.
Çelişkili Hadislerin Arasının Uzlaştırılması.

         A- Hadisler arasında birleştirme yapılır.

a-İki çelişkili hadisin arası uzlaştırılarak birleştirilmeye çalışılır.

b-Bu hadisler birleştiriliyorsa bileştirilir ve hadislerin sağlam olduğuna karar verilir.Böylece çelişki giderilir.

        B-Hadisler arasında birleştirme mümkün olmayınca Nesh olayına baş vurulur.

a-Söyleniş tarihlerine bakılır.Ve iki hadis arasında nesh uygulaması yapılır.

b-Nesh uygulamasına göre önce söylenmiş olan hadislerin hükmü kaldırılır.Böylece çelişki giderilir.

        C-Hadisler arasında uzlaştırma ve nesh yapılamazsa  şöyle davranılır.

a-Hadislerin söyleniş tarihleri tespit edilemezse senet ve metinleri incelenerek bazı tercih sebeplerine göre hadisin biri tespit edilir.

b-Hadislerin metin ve senetlerine göre de tespit yapılamazsa her iki hadis terk edilir.Böyle hadisle muzdarip  hadis denir (muzdarip=problemli=sorunlu)

                      H.z.Muhammed’in Farklı Uygulamaların Sebebi.

H.z.Peygamberin söz ve uygulamaları 23 yıllık peygamberlik devresinde  çeşitli olaylar karşısında farklılıklar göstermiştir.

H.z.Peygamber bulunduğu zaman ve ortama göre ;farklı hareket etmiş ,bazen kişilere onların durumlarına göre özel hükümler vermiş ,tavsiyelerde bulunmuştur.

.

Çelişkili Hadisler ve Uydurulmuş Hadisler

Bir biriyle çelişen hadislerin bir bölümü ,Peygambere ait olmaması da söz konusudur.

İki çelişkili hadisten birisi Kurana,,sünnete akıl,tarih gibi kriterlerin birine veya birkaçına ters düşerse ;bu ölçülere ters düşen ,hadis terk edilir.

Çelişkili hadisleri uzlaştırma faaliyeti ; hicri ikinci asırda başlamıştır.Bu konuda ilk kitabı İmam Şafi yazmıştır

Çelişkili Hadislerin Arasını Cem Etme Örnekleri. 

 Su İçme Cemi.                                                                                                                                             

Araları cem edilebilecek hadisle örnek olarak verilen  “Peygamberimizin ayakta su içmeyi yasakladığını nakleden ve bir başka hadiste  “H.z.Peygamberin ayakta su içtiğini” haber veren bu iki hadisin aralarını şöyle cem ederiz.

Bu iki hadise göre Peygamberimiz oturarak su içtiği gibi ,bazen da ayakta su içmeyi uygun görmüştür.Dolayısı ile bu iki hadis arasında çelişki yoktur.

Yolculukta Oruç Tutma Cemi

Yolculuk sırasında oruç tutma konusunda sorulan soruya Peygamberimiz “İstersen tut,istersen tutma. “demiştir.Bir başka zaman ise aynı soruya  “Yolculukta oruç tutmak ,mukim iken (yolcu değilken)oruç tutmak gibidir.”demiştir.Bu iki hadisin arasını şöyle cem ederiz.

Birinci hadiste yolculuk sırasında fazla sıkıntıyla karşılaşmayan kimsenin oruç tutabileceğini söylemiştir.İkinci hadiste ise zorlu bir yolculuk(örneğin;savaş yolculuğu)yapan kimsenin oruç tutmaması gerektiğini söylemiştir.Bu iki hadis arasında çelişki yoktur.Çünkü bu hadisle farklı durumlarda ve farklı ortamda söylenmiştir.

Peygamberimizin Ramazan Ayında ki Yolculuğunda Su İçmesi

Peygamberimizin ramazan ayında zorlu bir yolculuk (örneğin:savaş yolculuğu)yaptığı zaman davranışına örnek :

Ramazan ayında zorlu bir yolculuk yapan peygamberimiz herkesin gözü önünde su içmiştir.Buna rağmen oruçlarını bozmayanlar olduğunu öğrenince  “Onlar asidir” buyurmuştur.

Yolculukta oruç tutmama ruhsatı ; Allah tarafından Kuranda verilmiştir.Peygamberimizin uygulamaları da bu kapsamdadır.

Fıtrat Hadislerinin Cemi

Bir hadiste “H.z.Peygamber her doğan fıtrat(yaratılış özü) üzere doğar.Sonra anası,babası onu Yahudi,    Hıristiyan yapar.” Buyurmuştur.

Bir başka hadiste  “Allah Ademin sırtını sıvazlayıp neslinden bir avuç alarak cennetlik ,bir avuç daha alarak cehennemlik yaptığı.”nakledilmiştir.Bu iki hadisin arasını söyle cem ederiz.

Görünüşte bu iki hadis birbiriyle çelişmektedir.Birinci hadiste insanların telkin ve eğitim yoluyla çeşitli dinlere mensup olduğu,dolayısı ile iyi ve kötü olmanın eğitim,öğrenim ve yetişmeyle doğrudan ilişkili olduğu vurgulanmaktadır.

İkinci  hadiste ise insanların ana karnındayken, hatta Ademin zürriyetinde iken iyi veya kötü olarak Allah tarafından belirlendiği ifade edilmektedir.

İkinci hadis ; Allah’ın sonsuz ilmi ile her şeyi önceden bildiğini  anlatır.H.z.Adem’in zürriyetinde iken Allah’ın onların dünyada yaşayacakları hayatı bildiğini anlatır.Bu ilmine bağlı olarak da onların  kaderlerini takdir ettiğini anlatır.Yani kader konusunu işler.Çünkü Allah insanlara ; peygamberler ,ilahi kitaplar ve irade vermiştir.Akıllını kullanıp  istedikleri gibi davranır.Bile bile yaptıkları davranışların sonucuna da katlanırlar.Yani cennetlik olurlar veya cehennemlik olurlar.Bu durumu , kainatı sonsuz ilmi ile yaratan Allah’ın bilmesi kolaydır.Çünkü onun ilim  her şeyi çepe çevre kuşatmıştır.Dolayısı ile her iki hadis arasında bir çelişki yoktur.İnsanlar yaptıkları işlerde kesinlikle hürdürler.İnsanların hareketlerinin iyi ve kötü olmasında ; Allah’ın hiçbir zorlaması yoktur.

     3-Fıkhul Hadis

Terim Olarak Fıkhul Hadis:Hadis ve sünneti doğru anlamak , Peygamberimizin amacını iyi kavramaktır.

Daha dar anlamıyla Fıkhul Hadis :Hadislerden fıkhi hükümler çıkarmayı konu edinir.

Fıkhul Hadis ,Hicri birinci asırda ortaya çıkmıştır.

Hadislerden Hüküm Çıkarmak.

Hadis ve fıkıh bilginleri Fıkhul Hadise önem vermişler,ravilerin rivayetlerini azaltmaya ve rivayet ettikleri hadislerin üzerinde daha çok düşünmeye teşvik etmişlerdir.

Hadisçiler genelde hadisleri nakletme konusunda yoğunlaştıkları ve içeriğini fazla dikkate almadan sağlam senetli hadis rivayet etmeyi amaçladıkları için hadisleri anlama ve onlardan hüküm çıkarma  işiyle Fıkıh bilginleri uğraşmışlardır.

H.z.Peygambere çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde ,sadece ve doğrudan anlatımı tercih etmiştir.Ancak bunun yanında ;Mecaz, benzetme,temsili anlatım gibi dolaylı anlatım yollarına baş vurmuştur. (teşbih =benzetme)

H.z.Aişe’nin El Hudri Hadisini Açıklaması.

Ebu Said El Hudri ölüm hastalığında yeni elbise giymiş,sebebini soranlara “Çünkü Allah’ın resulü  ‘ölen kimse ,içinde öldüğü elbise ile diriltilecektir’ buyurdu .” demiştir.

Buradaki “siyab” kelimesini ; H.z.Aişe Peygamberimizin siyab(elbise) kelimesi ile  “ameli” kast ettiğini söylemiştir.Bu sözüyle de  “herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşr olunacaktır.”demiştir.

Peygamberimizin Yanlış Anlaşılan Sağ Tarafına Yatması.

H.z.Aişe naklediyor. “H.z.Peygamber ,gecenin sonunda Teheccüd namazına kalkar sabah ezanı okununca sabah namazının iki rekat sünnetini kılardı. Ben uyanıksam ,benimle sohbet eder ,değilsem ,sağ tarafına yatıp uzanırdı.”H.z.Aişe’nin aktardığı bu doğal durum bazı ravilerce  yanlış değerlendirmiştir.

Peygamberimizin bu davranışı onun bir tavsiyesi gibi nakledilmiş,bir çok alim sabah namazının sünnetinden sonra sağ yan üzerine yatmanın sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir. Burada Peygamberimizin doğal ve insani davranışını yanlış anlama ve onu dini bir uygulama sanma söz konusudur.

Elbise Etekleri Konusunda Peygamberimizin Yanlış Anlaşılması

Hadis ve sünnetin doğru anlaşılması günümüz içinde oldukça önemlidir.Örneğin ;bazı Arap ülkelerinde sünnete uyma iddiasındaki bazı kişiler ,elbiselerinin eteğini kısaltmayan erkleri uymaktadırlar.

Çünkü H.z.Peygamber erkeklerden elbiselerinin eteklerini kısaltmalarını istemiştir.

“Onlara göre bugünde bunu aynen uygulamak sünnete uymanın bir gereğidir. H.z.Peygamber yoksulluğun hakim olduğu kendi döneminde ,bazı varlıklı kişilerin övünmek amacıyla etekleri yerde sürünen uzun elbise giymelerini hoş karşılamamış  ve bu maksatla uyarıda bulunmuştur. Bugün her türlü lüks ve konfor ,hatta israf içinde  insanların eteklerini bir karış kısaltarak sünnete uyduklarını düşünmeleri ;H.z.Peygamberin sünnetini doğru ve amacına uygun anlamadıklarının bir göstermesidir.

H.z.Muhammed’e Saygı Nasıl Olmalıdır.

Bir hükümdara saygı onun oturduğu gibi sedire oturmak veya bağdaş kurduğu gibi  bağdaş kurmak değildir.Onun buyruklarına boyun eğmektir.

Hadis ve sünneti  amacına uygun olarak anlamak doğru anlamanın ilk şartıdır.Onun için bazı hadis alimleri ; bütün fiillerde H.z.Peygambere benzemeye çalışmanın sünnet olarak anlaşılmasının yanlış olduğunu açıklamışlardır.

Peygamberimize saygı duymak,onun gibi olmak ; onun Kuran’ın emirlerine uyduğu gibi Kuran’a uyup eksiksiz yaşamaktır.

.

    4-Esbabu Vurudil Hadis

Esbabu Vurudil Hadis : Peygamberimizin söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştıran ilimdir.

H.z.Peygamberin bir konuyla ilgili söz ve davranışının gerçek amacın anlayabilmek ;O hadisin söyleyiş sebebini bilmekle mümkündür.

Hadis ve sünnetin dayadığı sebebi bilmek ,o söz ve tatbikatın dini açıdan ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olur.( vurud =söyleniş sebebi ).

       Ameller Niyete Göredir Hadisinin Söyleniş Sebebi.

Sahihi Buhari’nin Sahihinde ilk hadis olan “Ameller niyetlere göredir.”  hadisinin bir  söyleniş sebebi vardır.

Hadisin tamamı şöyledir. “Allah’ın Resulü şöyle dedi:Ameller (in değeri) niyetlere göredir.Herkesin niyeti ne ise ele geçecek odur.Kimin hicreti Allah ve Resulü için ise onun hicreti Allah ve Resulü içindir.Kim de bir dünyalık elde etmek veya bir kadınla nikahlanmak amacıyla hicret etmişse ,hicretini onlar için yapmış olur.”.

Bu hadisin söyleniş sebebi olarak şu olay nakledilir:Müslümanların Medine’ye hicretinden sonra Mekke’de bulunan bir şahıs,Ummu Kays isimli bir kadınla evlenmek ister.Ancak  kadın bu adamın Mekke’den Medine’ye hicret etmesi şartıyla onunla evleneceğini söyler.Adam bu şartı kabul ederek Medine’ye gider ve o kadınla evlenir.Bu olaydan sonra  bu şahıs Ummu Kays göçmeni olarak anılır.

Cuma Günü Guslediniz Hadisinin Söyleniş Sebebi.

Özellikle erkeklerin Cuma günü gusletmesi (yıkanması)ile ilgili birçok rivayet  hadis kitaplarında yer almaktadır.

Bu rivayetler İslam bilginleri arasında Cuma günü ,gusletmenin gerekli (farz) olup olmadığı konusunda tartışmalara yol açmıştır.Halbuki hadisin söyleniş  sebebi , bunun temizlik amacıyla bir önlem olarak tavsiye edildiğini göstermektedir.

Bu hadisin söyleniş sebebi olarak şu olay nakledilir : H.z.Aişe’nin bildirdiğine göre , insanlar Medine dışındaki köylerden Cuma namazı için geliyorlar toz ve ter içinde kaldıklarından kokuyorlardı.Bir gün Resulullah(s.a.v.)H.z. Aişe de yanında iken böyle biri gelince,”siz bu (Cuma)günleri için temizlenseniz ya ! ”dedi.

              Hadislerin Söyleniş Sebeplerinin Önemi.

Peygamberimizin bütün söz ve davranışlarında belirli bir amaç bulunur.Bununla birlikte hadislerin  söylenişlerinin sebepleri ; olmayabilir ,nakledilmemiş  veya  uydurma olabilir.

Hadislerin sahih söyleniş sebepleri ; hadislerin doğru anlaşılmasında  vazgeçilmez öneme sahiptir.

 

Hikmet Bilgisi:Allah’ın izni ile söylemek ve yapmak islediğimiz bir şey hakkında , söylenecek bütün sözlerin en öz  , en kısa sözünü söylemek ,ve yapmaktır. Hikmet bilgisi Allah’ın sevgili kullarına  verdiği bir nimetidir.

Hikmet bilgisi sayesinde verilen bir karar,söylenen bir söz veya yapılan bir şey adeta kutup yıldızı gibidir.Her şey onu etrafında dolanır.İnsanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar hep hikmet bilgisi ile söylenmiş sözün ve yapılan işin çevresinde dolaşırlar.

Hikmet bilgisi verilen bir kimse ; bir konu hakkında karar vereceği ,konuşacağı ,söyleyeceği  veya bir iş  yapacağı zaman hemen o şeye bakması yeterlidir.O şeyi hakkında  en doğru kararı verir,  konuşur , söyler ve işi yapar.

(Kutup Yıldızı=Demir Kazık Yıldızı=Kuzey Yıldızı)

Bölüm:18                                                                                                                                                                                             

Hadis Tenkidi ve Hadis İnkarcılığı

Bazı hadislerin senetlerinde yer alan , bazı ravilerin itham edilmesi yüzünden zayıf sayılıp reddedilmeleri normal kabul edilirken ; eleştiri konusu yapılan metinleri  olunca ; hadisin metnini eleştirerek reddetmek genellikle hoş karşılanmamış ve bu sahih hadisin reddi gibi algılanmıştır. (içerikleri =metinleri)

        Hanefi Mezhebi ve Hadis Metinlerinin Tenkidi.

Ebu Hanife ve öğrencileri kurana ve akla aykırı buldukları bazı hadisleri eleştirmeleri yüzünden hadisçiler tarafından  sahih hadise muhalefetle suçlanmışlardır.Ebu Hanife ve talebelerinin hadisleri inkar ettigi düşünülemez.

  Sonraki Dönemlerde Hadis Metinlerinin Eleştirilmesi

Sonraki devirlerde hadislerin metinlerine yönelik eleştiriler özellikle fıkıhçılar ve kemancılar tarafından belli ölçülerde sürdürülmüştür. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarda birçok Müslüman ve gayri Müslim bilim adamı bazı rivayetlerin içeriklerini araştırıp; bunların H.z.Peygambere ait olmayacağı sonucuna varmışlardır

Bölüm:19                                                                                                                                                                                             

Dinin Kaynağı Olması Bakımından Hadis ve Sünnetin Değeri.

Hadis ve sünnetle ilgili tartışmalar :

a- Hadislerin Peygamberimize ait olup olmadığı konusudur.

b- Hadisin bize ne anlattığıdır.

Hadis İnkarcılığı:

Bazı kimselerce hadis inkarı veya reddi şeklinde sık sık gündeme getirilen konular esas itibariyle ;İslam bilginlerinin hadislerle ilgili bazı problemleri tartışmalarından ve bazı hususları eleştirmelerinden kaynaklanan bir konudur.Bun konular;

   1-Sübut meselesi:Hadislerin H.z.Peygambere ait olup olmadığı konusu

2-Delalet meselesi : a-Hadisin bir konuyu anlatmasıdır.

b-H.z.Peygamber bir hadisi söylerken amacının ne olduğudur.Yani hadisin vurud(söyleniş) ortamının ne olduğunun binmesidir.

c-Hadisin söyleniş ortamındaki ilişkisiyle (nedeniyle)günümüze ulaşan mesajın ne olması gerektiğidir.

Bölüm:20                                                                                                                                                                                             

Haberi Vahid Tarifleri:

Hicri İlk Üç Asırda Haberi Vahid:Tek kişinin rivayet ettiği hadistir.

Hadis Usulcülerine Göre Haberi Vahid:Mütevatir hadis dışındaki bütün hadis çeşitleridir.

Haberi Vahid Dinde Bir Hüküm Kaynağı mıdır?

1-H.z.Peygamber döneminden ,özellikle ilk dört halife döneminin sonuna kadar tek kişilik haberi vahidler; güvenilir tek kişilerin hadisi  kabul edilmiş,delil olarak kullanılmıştır.Bazen raviye güvenilmezse ikinci ,üçüncü şahısların tanıklığına başvurulmuştur.

2-Hicri birinci asrın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezhepler sonucunda Haberi Vahid ;dini konularda delil olup olmayacağı konuşulmaya başlanmıştır.

a-Mutezile alimlerin göre Haberi Vahid :Zorunlu bilgi kaynağı olamaz.

b-Şafi alimlerin göre Haberi Vahid :Güvenilir kişilerin haberi vahidi zorunlu bilgi kaynağı olur.

c-Ebu Hanife,Maliki, ve Ahmet b.Hanbel’e göre Haberi Vahid :Güvenilir kişilerin haberi vahidi dinde delil olarak kabul etmişlerdir.

Ebu Hanife ve öğrencileri bilinen ve meşhur sünnet dedikleri çoğunluğun haberi karşısında , buna aykırı Haberi Vahidi ; kural dışı kabul edip ,ret etmişlerdir.Ve haberi vahidi delil kabul etmek için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir. (Şaz =kural dışı)

d-Şafi mezhebinde de çoğunluğun haberine aykırı Haberi Vahid ;Delil olarak kabul etmemiştir.

Haberi Vahid , konusunda bilginlerin yaptıkları hadisler arasında en sağlam olanı seçme çabasıdır. (Haberi Vahid=tek kişinin rivayet ettiği hadis) (mutlak=kesin)

          İslam Bilginlerinin Haberi Vahid Karşısında Tutumları.

İslam bilginlerinin yaptığı kesin manada bir hadis inkarı veya Haberi Vahidin toptan reddi değildir.Söz konusu olan çeşitli mezheplerin ve bilginlerin kendi gerekçelerine  ve tercih sebeplerine bağlı olarak bazı hadisleri ; dini hüküm kaynağı olarak kabul edip diğerlerini kabul etmemektir. (Delil :Dini hüküm kaynağı ).

Bölüm:21                                                                                                                                                                                              Hadis ve Sünnetin Bağlayıcılığı.

Peygamberimizin söz ve eylemleri ;Dini ve dünyevi eylemleri olmak üzere ikiye ayrılır.

Peygamberimizin dinle ilgili söz ve eylem ve davranışları müminleri bağlayıcıdır.

Kuran Peygamberimizin Ahlakını Anlatır.

Kuranı  H.z.Muhammed’in fizik özelliklerine ,giyim ve kuşamına,yeme içmesine,dünyevi becerilerine temas etmemiştir.H.z.Muhammed’in üstün ahlaki kişiliğine ,insani erdemine temas etmiştir.

Kuranda H.z.Muhammed’in üstün ahlaki özelliklerine,insani erdemlerine temas eden ayet mealleri:  “Yüce bir ahlak sahibi olduğu”(Kalem Suresi.Ayet .4).

“Müminlere karşı merhametli olduğu”(Tevbe Suresi.Ayet.128)

“Utangaç olduğu”.(Ahzab Suresi.Ayet.53)

“Nazik ve yumuşak kalpli olduğu”.(Ali İmran .Suresi.Ayet.159)da ifade edilmiştir.

Peygamberimizin Söz ve Eylemlerinin Bağlayıcılık Yönü.

H.z.Muhammed’in söz ve eylemlerinin bağlayıcılık yönü :Onun Peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliği ile sınırlıdır.

H.z.Peygamberin Allah’tan alıp insanlara tebliğ ettiği vahiy çerçevesinde açıklamak uygulamak,öğrenmek,şeklinde tezahür eden hadis ve sünnet bağlayıcıdır.

İbni Haldun’a göre; H.z.Peygamber bize dini öğretmek için gönderilmiştir.Bize tıbbı veya diğer dünyevi bilgileri öğretmek için görevlendirilmemiştir.

Kadı Abdulcebbar’a gör ;H.z.Peygamber kişisel tecrübelerine dayanarak yaptığı işlerin  toplum bağlayıcı hiçbir tarafı yoktur.

Şah Veliyyulah Dihlevi’ye göre;H.z.Peygamber’in beşer olarak yaptıkları ,örf ve adetten dolayı yaptıkları ve tecrübeye dayalı olarak yaptıkları eylemler ; Peygamberlik görevi dışında kalır ve bu tür fiiller bağlayıcı değildir.

Sünnet Doğru Anlaşılmadığı İçin Ayrıma Tutulur.

H.z.Peygamberin fiillerinin müminler için bağlayıcı olan ve olmayan şeklinde bir ayrıma tutulmasının nedeni ; H.z.Peygamberin sünnetinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanan zorunlu bir durumdur.

H.z.Muhammed’in hadis ve  sünneti nasıl iyi bir tüccar ya da doktor olunacağı değil ;nasıl iyi bir  insan ve oğlun Müslüman olacağının göstergesidir.

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı kutsal görevi eksiksiz yerine getirirken toplumun her kesimine ;ahlaki kişiliği ,ilkeli ,tutarlı,azimli,sabırlı vefakar tutumuyla toplumun her kesimine örnek olmuştur.

  Bağlayıcı Olmayan Sünnet.

H.z.Peygamberin bir beşer olarak kişisel zevk ve tecrübelerine göre ortaya koyduğu davranışlarıyla ,içinde yaşadığı toplumun örf ve adetlerine tabi olarak yaptığı eylemler ; bağlayıcı sünnet kapsamında yer almamıştır.

H.z.Muhammed’in bağlayıcı sünnet kapsamında yer almayan davranışları :

a-Tercih ettiği yiyecek ve giyecekler.

b-Giyim kuşam tarzı.

c-Yemeği yerde ve eliyle yemesi.

d-Diş temizliği için misvak kullanması ya kişisel tercihi veya içinde yaşadığı toplumun gelenekleriyle ilgilidir.

H.z.Muhammed bir defasında ,bazı arkadaşlarının yediği dabb (keler/:çölde yaşayan bir çeşit iguana)etini kendisi yememiş ,onların yemesine de engel olmamıştır.Burada önemli olan, H.z.Peygamberin, teklif edildiği halde alışkın olmadığı ya da hoşlanmadığı için yemek istemediği bir şeyi arkadaşlarının yemesinde bir sakınca görmemiş olmasıdır.Bu onların H.z.Peygamberi hangi yönlerinde veya nasıl örnek alacaklarını bildiklerini göstermektedir.

 Sağlıklı ve Doğru Sünnet Anlayışını Yansıtmayan Davranışlar.

a-H.z.Peygamberin sevdiği gerekçesiyle bazı yiyecekleri yemek.

b-H.z.Peygamber sevmedi diye bazı yiyecekleri kendisine yasak etmek.

c-Onun giydiği giymeye çalışmak.Bireysel bezende H.z.Muhammed’e duyulan sevginin tezahürü kabul edilse bile sağlıklı ve doğru bir sünnet anlayışını yansıtmaz.

Hadis ve Sünnetin Anlaşılmasında Bütünlüğün  Gözetilmesi.

    Dinin Kaynağı Olması Bakımından Hadis ve Sünnet

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı bilgileri, bu dini insanlara ulaştırdıktan sonra  ; söz ve davranışlarıyla onu açıklayan,uygulayan H.z.Muhammed’dir.Bu yüzdende hadis ve sünnet İslam dininin kaynağı olması bakımından önemlidir.

   İslam bilginlerine göre hadis ve sünnet :

a-Kuran doğrultusunda hüküm getiren ve onun hükümlerini pekiştiren sünnet.

b-Kuranı açıklayan sünnet.

c-Yeni hükümler getiren sünnet.

Kuran Doğrultusunda Hüküm Getiren ve Onun Hükümlerini Pekiştiren Sünnet.

H.z.Muhammed’in sahabelerden ; Kuranda yer alan ilahi buyrukları ve ahlaki kuralları yerine getirmesini istemesi birinci gurup sünnettir.Örnek:

H.z.Peygamberin Kuranda bildirilen ibadetlerin yerine getirilmesini ashabına emretmesi, onları Allah’a ortak koşmaktan;yalancılıktan,ana babaya isyandan,haksız yere adam öldürmekten,içki ve kumardan men etmesi Kuran doğrultusunda hüküm getiren ve onun hükümlerini pekiştiren sünnete örnektir

H.z.Peygamberin çeşitli vesilelerle ashabına kendi ifadeleriyle yaptığı açıklamalar,Kuran metinlerinden farklıdır.Ancak bunlar,Kurana dayandıkları için,hüküm olarak aynen Kuran gibidirler.Örnek:Kuranda; “Ey iman edenler !Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin ayeti vardır. H.z.Peygamberde bu ayete uygun olarak kendi rızası olmadan bir kimsenin malının başkasına helal olmayacağını ifade etmiştir.

Peygamberimizin söz ve davranışlarının Kuran’a uygun ve onun doğrultusunda olduğu söylenmiştir.

Kuranı Açıklayan Sünnet.

Kuranı açıklayan sünnete ; dini dayanak olan; İbrahim Suresinin 4cü ayeti mealen : “(Kendilerine indirileni)açıklasın diye,biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik.”. buyrulmaktadır.

Sahabeler inen ayetlerden anlayamadıkları yerleri ;H.z.Peygambere sorarlar,O da ayetlerden ne kast edildiğini açıklardı. Yine ,Kuranda geçen bazı kelime ve tabirlerin ne anlama geldiğini bilemediklerinde  onlara bu durumu Peygamberimiz açıklardı.

Örnekler :

a-Kuran’da namazın farz olduğu bildirilmiş,ancak kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı açıklanmamıştır.H.z.Peygamber bu konuda bilgi almak isteyen arkadaşlarına Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi kılınız.” Buyurmuştur.Hac ve zekatın nasıl yerine getirileceğini açıklayan hadislerde böyledir.

b-Kuranda imsak vaktiyle ilgili olarak ,”….Fecirde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye  kadar  yiyiniz ,içiniz…”(Bakara Suresi.Ayet187)ayetindeki “ip” kelimesini gerçek ip manasında anlayan sahabeden bazılarına Peygamberimiz,bunların gündüz aydınlığı ile gecenin karanlığına işaret ettiğini açıklamıştır.”

c-Muaz b. Cebel, “Ey iman edenler !Allah’a nasuh bir tövbe ile tövbe edin…”(Tahrim Suresi.Ayet 8).ayetinde geçen ’nasuh tevbe’nin anlamını H.z.Peygambere sormuş ,o da bunu şöyle açıklamıştır. ‘nasuh tevbe kulun işlediği günahtan pişman olup Allah’tan özür dilemesi ,sağılan sütün memeye dönmemesi gibi,o kişinin günaha tekrar dönmemesidir.

d-Bakara Suresinin 238ci ayetinde geçen  “Salatı Vusta” nın ne anlama geldiğini bilmeyen sahabe bunu Peygamberimize sormuştur.Peygamberimiz de sahabelere ;bu namazın ikindi namazı oluğunu açıklamıştır.

e- “Bakara suresinin 177ci ayetinde yer alan “Asıl iyilik…mala olan sevgisine rağmen kişinin malını akrabaya,yetimlere,yoksullara,yolda kalmışlara,isteyenlere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere vermesidir.” ifadesini Peygamberimiz sahabelere : “Sıhhatin yerinde ve mala karşı hırslı (düşkün) iken ,(uzun süre) yaşayacağını ümit eder ve fakirlikten korkarken verdiğin sadaka,sevap yönünden en üstün olanıdır.”şeklinde açıklamıştır.

              Yeni hükümler getiren sünnet.

H.z.Muhammed hem peygamberdi hem toplumun yöneticisiydi.Bu durum onu bazı problemlerin çözümünde bir tür içtihada yöneltmiştir.Bu hükümlerde aklını kullanmıştır. Diğer yandan toplumun örf ve adetini de dikkate almıştır.Örnek:

a-Hayber savaşı sırasında ehli eşek etinin yenmesini yasaklamıştır.

b-Yırtıcı hayvanların etinin yenmesini yasaklaması..

c-Kadınların özel hallerinde namaz ve oruç gibi ibadetlerini yerine getirmemeleri.

d-Ticari ilişkilerde içinde yaşayan toplumun örf ve adetlerini esas alması.

Peygamberimiz; kendisinden sonra gelen yönetici ve bilginlerin yaptığı gibi gerekli hallerde ; Kuranda yer almamış bazı konularda ,onunla ters düşmeyen hükümler vermiştir.

Evrensel bir din olan İslam’ın kıyamete kadar canlılığını sürdürmesi ;gelişen ve değişen şartlara göre yeni hükümler vermesiyle mümkündür.

 Hadiste Yerellik ve Evrensellik

Hadiste yerellik :H..z.Peygamberin söz ,davranış ve eylemlerine yansıyan kendi dönemine özgü tarihsel,bölgesel,sosyal,siyasal kültürel,ekonomik özellikler akla gelir.

Yerel özellik taşıyan hadisler vermek istedikleri mesaj  bakımından ;Evrensel nitelikler olabilir.

Kişilerin özel durumlarıyla ilgili ya da dünyevi bilgi beceri isteyen konularda söylenmiş hadislerin ;Herkese yönelik mesaj taşıması gerekmez.

Hadiste evrensellik :Hadiste evrensellikten kast dilen şey ; hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik bir mesaj içermesi ve uyulduğunda H.z.Peygamberin gözettiği amacın gerçekleşmesidir.

H.z..Muhammed’in sünnetinin evrenselliği ,Onun bütün insanlığa gönderilen bir peygamber oluşundan kaynaklanmaktadır.

   Sünnet ve Hadisin Bağlayıcılığı İle Bunları ;Yerel ve Evrensel Açıdan Değerlendirme     

Hadislerdeki yerel unsurları günümüze taşımak mümkün değildir.Ancak bağlayıcılık açısından bunların taşıdığı evrensel mesajları ön plana çıkarmak gerekir.Örnek:

Temizlik İslam dininin önem verdiği bir konudur.Günlük yaşamda ve bireysel ibadetlerde temiz olmak emredilmiştir . Abdest, gusül abdesti , ağız ve diş temizliği,cenazenin yıkanması gibi.Bu sayılan işlerde yerel unsurlar ( yani araç unsurlar) değiştiği halde evrensel unsurlar yani amaç değişmemektedir.Asıl amaç temizliktir.

Araçları zaman ,mekan ve imkanlar belirler.Bize düşen sünnet uygulamasının altında yatan asıl maksat günümüze taşımaktır.

Hadislerde amacın değişmemesiyle ilgili örnekler.

a-Bazı hadislerde köpeğin yaladığı bir kabın önce toprakla ovulup sonra yedi defa yıkanması , – bir başka rivayette ise; önce yedi defa yıkanıp sonra sekizincisinde toprakla ovulması tavsiye edilmektedir.Eski çağlarda toprağın temizlik aracı olarak kullanıldığı bilinmektedir H.z.Peygamber de kendi döneminde suyun yanı sıra kullanılan bu temizlik aracını ,pislenen kabı daha iyi temizlemek için tavsiye etmiştir.Bugün topraktan daha etkili temizlik araçları bulunduğuna göre ,hadisin amacını gerçekleştirmek için bu temizlik araçlarını kullanmak gerekir.

b-H.z..Peygamber ramazan orucunun başlangıç ve bitiş zamanlarını tespit için ramazan ve şevval aylarının hilallerinin görülmesini ,hava kapalı olursa ramazanın30güne tamamlanmasını istemiştir.

Kameri takvimin ay  başlarını  tespitte o gün bilinen en pratik yöntem bu idi.Ancak günümüzde astronomi biliminin gelişmesiyle ,Ay’ın Güneş’in ve diğer gök cisimlerinin hareketleri aylar ,yıllar öncesinden çok hassas bir biçimde bilinebildiği için,ramazan ayının başlangıç ve bitiminde ayın gözetlenmesinin artık pratik bir yararı kalmamıştır.Bu nedenle hadiste “Ay’ı görüp oruç tutan,Ay’ı görüp bayram yapın.” Burulmuştur diye gök yüzünde ay takibi yapmak,amacı bırakıp araçla oyalanmaktır.Sünnete şekilsel olarak yaklaşmaktır.

c-H.z.Peygamberin hastalıkları tedavi ile ilgili hadislerinde görülen ve kendi döneminin tıp bilgisi ve anlayışını yansıtan yerel unsurlar ,her zaman değişmeye açıkken onun tedavi olmayı emreden ve en iyi hekimlere gitmeyi öneren tutumu hiçbir zaman değişmeyen evrensel mesajlardır.

Bölüm:22                                                                                                                                                                                             

Örnek Alma

Örnek alma : Bilinçli bir faaliyettir.Örnek alacak kişi ,örnek alacağı  şeyi  niçin örnek aldığının bilinciyle hareket eder.

Sözlükte Örnek alma :Amacını,delilini ve kaynağını bilerek bir görüş veya davranışı izlemektir.

          Örnek Almanın Özellikleri:

1-Her zaman bilinçli ve isteyerek yapılır.

2-Örnek alınan şey  benimsenir ; davranış haline getirilir.

3-Örnek alma ;örnek alınacak şeyler olduğu sürece devam eder.

4-Örnek almak,insanın kişilik ve davranışlarında ciddi ve kalıcı değişimlere yol açar.

e-Taklit Etme

Taklit :Taklit genellikle bilinçsiz bir davranıştır.Kişi çoğu kez taklit ettiği kişiyi niçin taklit ettiğinin farkında değildir.Dilimizde buna  “Körü körüne taklit denir.”

Sözlükte Taklit: Delilini,kaynağını ve amacını araştırıp öğrenmeksizin bir görüş veya davranışı aynen tekrarlamaktır.

           Taklidin Özellikleri:

1-Bilinçsiz ve isteksizdir.

2-Davranışlarda sözde ve görünüşte bir değişim olur.

3-Taklit edilen şey ortadan kalkınca ,taklit işi sona erer.Veya körü körüne aynı davranışa devam edilir.

Peygamberimiz ve Örnekliği

a-Kuranı Kerim bizden H.z.Muhammedi taklit etmemizi değil ;örnek almamız istenir.

H.z.Peygamberin arkadaşları H.z.Muhammedi örnek almıştır.

b-H.z.Muhammed bir çok konuda sahabelerle danışarak, bundan çıkan sonuca göre hareket etmesi ;kendisinin körü körüne taklit edilmesini istemediğini ortaya koymaktadır.

Bedir Savaşı,Hendek Savaşındaki tutumu, ve hendek Savaşı sırasında Medine’nin hurmalarının yarısı karşılığında kuşatmayı kaldırmaları için Gatafan kabilesiyle anlaşma yapmak isteğine karşı çıkan ashabının(sahabenin)bu tutumuna saygı gösterip anlaşmadan vazgeçmesi birer örnektir.

Kuran ve Peygamberimiz Taklidi Hoş Karşılamaz.

Kuranın ve H.z.Peygamberin tatbikatından anlıyoruz ki dinde taklit hoş karşılanmamıştır. Bunun yerine ;bilerek anlayarak ,düşünerek,ibret alarak dini hükümlere uyulmasını istemiştir.

Dinde Taklit Ancak İbadetlerde Olur.

Taklit ancak ibadetlerin şekli boyutunda söz konusudur.Örneğin;namazın kılınışı,haccın yapılışı,ancak H.z.Peygamberin uygulaması izlenerek öğrenilir.Çünkü ; ibadetlerin şekli boyutu akılla mantıki çalışmalarla ,kıyasla tespit edilemeyeceği için bu konuda sınırlı bir taklit söz konusudur.

Günümüzde Peygamberimizin Örnekliğini Nasıl Canlı Tutarız ?

Peygamberimizin örnekliğini günümüzde geçerli hale getirmek ,sonraki nesillere canlı bir şekilde aktarabilmek için;

a- Onun söz ve davranışlarının arkasında yatan amaçları iyi tespit etmek gerekir.

b-Onu niçin örnek aldığımızın bilincinde olmamız gerekir.

    H.z.Muhammed’in Örnekliğinin Günümüzdeki  Önemi

a-Evrensel  bir dinin peygamberi olan H.z.Muhammed’in  mesajı da ;evrenseldir.

b-H.z.Ademle başlayan ve diğer peygamberlerle devam den ilahi vahyin temel ilkeleri bütün insanlığı muhatap alır.Bütün peygamberlerin ilk muhatapları kendi kavimleri oldugu halde getirdikleri inanç ,ibadet,ve ahlak ilkeleri bütün insanlığa yöneliktir.

c-Peygamberimizin örnekliği, içinden çıktığı toplumla sınırlı olmadığına göre , Bu örnekliğin (sünnetin) geçerliliğini sürekli kılmanın yolu ; Onu nasıl örnek alacağımızı bilmekten geçer.

        Hadislerin Güncelleştirilmesi

     a-Onları günümüz insanı için kolaylıkla anlaşılabilir ve uygulanabilir olmasını sağlamaktır.

b-Hadis ve sünneti olduğu gibi nakletmek yerine ondan elde edilen mesajı aktarmaktır.

c-Hadis külliyatı içerisinden güncel nitelikli  ve günümüz insanının dini problemlerine  doğrudan çözüm olabilecek rivayetlerin seçilmesidir.

d-Sıhhat yönünden pek çoğu tartışmalı rivayetler yerine , kişiyi; iman ve ibadet yönünden bilgilendirecek ahlaki yönden olgunlaştıracak tarihi açıdan ders ve ibret almalarını sağlayacak hadisler seçilmelidir.

    

oooooooooooooooooooooooooo   S    O  N    oooooooooooooooooooooooooooooooooo


Fıkıh

İlk Yazılı Fıkıh Anlaşması

Ancak Mekke devri fıkıhla ilgili çalışmalara tamamıyla kapalı değildi.

Birinci Akabe Biatı (antlaşması=sözleşmesi)İslam Fıkhının ilk yazılı belgesidir.Bu antlaşmanın yedi maddesi vardır.

1-Yalnız bir Allah’a ibadet etmek.

2-Hırsızlık yapmamak.

3-Çocukları öldürmemek.

4-Zina etmemek.

5-Namuslu bir kadına zina iftirası etmemek.

6-Yalan söylememek.

7-İyilikte Ona(Allah’a)isyan etmemek hususunda Medineliler ,Nebi(a.s.)söz verdiler.Bunlar,Medineliler adına sözleşme yapan 12 kişi ilk Medine Müslümanlarıdır.

H.z.Muhammed Medine’ye hicret ettikten sonra fıkıhla (hukukla)ilgili ayetler geldi.İslam hukukunun tamamı gelen ,hüküm bildiren ayetlerle ortaya çıktı.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Medine’de İslam Hukukunun :                                                                                                      .     1-İbadet ve günlük hayata  ilgili bütün kanunları.(Muamelat)

2-Harp ve devlet hukuku ile ilgili esaslar.Fetih edilen yerlerin hukuki durumu. Ganimetlerin  dağıtılması ile ilgili konuları.

3-Aile düzeni,karı ve koca ilişkileri,hakları,boşanma ve müddeti,çocuk haklarıyla ilgili konuları.(Münekahat)

4-Miras hükümleri.

5-Suçlar ve cezaları(Ukubat).

6-Amir ile memur ilişkileri  ve bunlar arasındaki münasebetleri bildirildi..

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 1-Vahiy Devrinde Fıkıh

Peygamberimiz bir konuda ayet varsa ,o ayetin hükmüyle iş yapardı .Ancak bir konuda ayet yoksa o konu hakkında KENDİSİ KARAR VERİDİ.  Bu durum da dinin ikinci kaynağı olan SÜNNETİ ortaya çıkardı

H.z.Muhammed’in Sünneti iki  bölün halinde gelişti :

a-H.z.Muhammed’in lisanıyla ortaya konan Allah’ın vahyi.

b-H.z.Muhammed’in bir konu üzerinde içtihat yapması ile ortaya konan konular.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Peygamberimizin sağlığında İslam Hukukunun kaynağı Kuran ve Sünnetti. Fıkıhla ilgili ayetler:

a-Bazen meydana gelen bir olaydan hemen sonra vahiy ediliyordu.

b-Bazen de sorulan bir sorudan sonra o soruya cevap olarak vahiy ediliyordu.

Kısacası bu devir fıkhı vahiy fıkhıdır.Yine bu devirde Peygamberimiz sahabelerinin içtihatlar yapmalarına izin vermiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Rey:Bir fikir veya düşünceden sonra kalbin uygun gördüğü ,bir takım özelliklerin karşılaştırılmasından sonra ,en doğru olanı bulmak için araştırmada bulunmaktır.

Rey vermek ise ; kalbinde en doğru kabul ettiği düşünceyi elindeki vasıtalarla açıklamaktır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Hukukunun    

Kaynakları

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

             “İslam Hukukunun Kaynakları İki Şekilde Sayılabilir.”

      A- 1-İslam Hukukunun Nassa Dayalı Kaynakları.

                   1-Kuran.2-Sünnet.

            2-İslam Hukukunun Diğer Kaynakları.

1-İcma.2-Kıyas.3-İstihsan.4-Maslahatı Mürsele.5-Seddi Zerai.6-Örf ve Adetler.

7-İstihsab. 8-İstislah..

…………………………………………………………………………………………………

B-1-İslam Hukukunun Asli Kaynakları.

1-Kuran.2-Sünnet.3-İcma.4-Kıyas.

2-İslam Hukukunun Feri Kaynakları.

1-İstihsan.2-Maslahatı Mürsele.3-Seddi Zerai.4-Örf ve Adetler.5-İstihsa.

6-İstislah.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-1-İslam Hukukunun Nassa Dayalı Kaynakları.

İslam Hukukunun en temel kaynakları; Kuran ve sünnettir.

1-Kuran:Kuran ayetlerinin iki temel özelliği şunlardır.

           a-Mekke döneminde inen ayetlerin özellikleri daha çok iman ve ahlakla ilgilidir.

b-Medine döneminde inen ayetlerin özellikleri ise daha ziyade İslam hukukuyla ilgilidir.

Nass: İslam Fıkıh’ının temel kaynaklarının her birine ait özel delillere,(ayet ve hadisle )denir.

Nass: İslam Fıkıh’ıyla ilgili ayet ve hadisler demektir.

Kuranda Yer Alan İlkelerin Özellikleri.

1-Kuranda yer alan ilke ve kurallar ,bütünüyle hayatı,bütün zamanları ve bütün mekanları kuşatacak özelliktedir.

2-Kuranda yer alan bazı düzenlemeler sünnet (elle tutulur,bilinir,görülür)kurallar şeklindedir. Bu Kurallar;a-Borçların ayrıntısıyla yazılması.

b-Hakların korunması için şahit tutulması,şahitlerin sayısı.

c-Miras hukuku.

d-Boşanma hukuku.

e-Terör (hırab)hukuku.

f-Diğer suç ve cezalar..

…………………………………………………………………………………………………

  2-Sünnet:Peygamberimiz Allah’tan aldığı dini emirleri hükümleri insanlara duyurur,açıklar ve yaşamasına denir.

Sünnet Karşısında Sahabenin Tutumu:Sahabe peygamberimizin kendilerine duyurduğu dini bilgileri aynen öğrenir ve yaşardı.

Bir hadisinde mealen peygamberimiz:“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse .o benden değildir.”(Buhari)buyurmuştur.

Kaynak Olarak Sünnet:Peygamberimizin ,Kuran tebliğ (duyurma)açıklama,öğretme ve uygulama çabası sonucu ortaya koyduğu fiilleri ,sözleri , takrirleri ve tasvipleridir.(Takrir ve tasvip=Onama)   .

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Fıkha  Kaynak Olması Yönüyle Sünnet’in Bölümleri

1-Teyit Edici Sünnet:Kuranda yer alan konuları sünnet de ele alır.Onları teyit eder.(Doğrular,doğruluğunu pekiştirir)

Örnek :Kuran da ana ve baba haklarına önem verir.Sünnet de ana baba haklarına önem verir.

2-Açıklayıcı Sünnet:Kuranda kapalı olarak bulunan hükümleri açıklar.Örnek :Namaz .Haç,oruç,zekat.; Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını peygamberimiz açıklayarak insanlara öğretmiştir.

3-Kuranın Kesin Hükümlerini Sınırlandırıcı Sünnet:Kuranda genel olarak hakkında hüküm bulunan bir konu hakkında sünnet sınırlama getirir.

Örnek:Ölü hayvan eti murdardır, yenmez.İstisna olarak Balığın ölüsü yenir. Kuranda vasiyetin yapılması emri genel olarak vardır.Sünnet bunu sınırlandırır.Varislere vasiyet yapılmayacağını belirtir.Kuranda  “mutlak “olarak emredilmiş olan hırsızın elinin kesilmesi hükmü ; sünnetle sınırlanarak  “ sağ eli bilekten kesme” şekline çevirmiştir

4-Kuranın Değinmediği konularda hükümler getiren sünnet:Sünnetle ; diyetin akıllı kişilere verileceği ,eşek…v.b. hayvanların yenmesinin haram olduğu ,köpek dişiyle avlanan hayvanların , pençeleriyle avlanan kuşların etlerinin haram olduğu sünnetle belirlenmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sünnetin Bağlayıcılığı.        

Peygamberimizin Kuranı açıklamaya yönelik çok sayıda sünneti vardır.Bu açıklamalar:

1-Kişinin ,Allah’a karşı sorumluluklarını ve insanlara karşı hak ve Sorumluluklarını açıklar.

2-Ahlaklı olmak için nasıl davranmak gerektiğini açıklar.

3-Peygamberimiz dünyadaki uzmanlık isteyen konularda sahabelerin görüşüne uymuştur.Bu durumu bizlere açıklar.

Bu  konularda gerçek bir Müslüman olabilmemiz için Peygamberimize benzemeye çalışmamız gerekir.Sünnetin bağlayıcı olan kısmı budur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sünnette Amaç ve Araç Ayrımı Yapılması

Sünnetle ilgili değerlendirmelerde:

1-Amaç önemlidir.

2-Araç önemli değildir.Çünkü araç ; yol göstericidir ,gerçekleştiricidir.

Örnek:Peygamberimiz her zaman misvak kullanırdı.Sahabelerin de misvak kullanmasını öğütlerdi..

1-Burada sünnet olan misvak kullanmak değil , ağız ve diş sağlığını korumak için temizlik yapmaktır.

2-O zaman misvak vardı.Bu gün diş fırçası ve diş macunu var.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-İslam Hukukunun Diğer Kaynakları.

      1-İcma.2-Kıyas.3-İstihsan.4-Maslahatı Mürsele.5-Seddi Zerai.6-Örf ve Adetler.7-İstihsab. 8-İstislah..

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  1- İcma:

  İcma kelimesinin sözlük anlamı:Azmetmek,karar vermektir.

  Dini terim olarak İcma:Dini bir konuda H.z.Muhammed’in vefatından sonra belli bir asırda müctehidlerin görüş birliğine varmalarıdır.

İcma Ne Zaman ve Nasıl Olur

A-Hz.Muhammed Dönemi

H.z.Muhammed ,döneminde icmadan söz edilmez.Müslümanların karşılaştığı bütün sorunlar Peygamberimiz tarafından çözülüyordu.Yani ; o sorunla ilgili ya ayet geliyordu.Veya peygamberimiz Sünnetiyle o sorunu çözüyordu.

B-Sahabe ve Daha Sonraki Dönemler

1-İcma Peygamberimizin vefatından sonraki dönemler için geçerlidir. İcmanın olabilmesi için peygamberimizin vefatından sonraki dönemlerde; din bilginlerinin bir konuda görüş birliği içinde olmaları gerekir.

2-Halkın herhangi bir konuda fikir birliği etmesi, icmanın oluşması açısından bir önemli değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&İcmanın Dayanağı.

Kuran ve Sünnettir.Dini bir konuda icmanın oluşabilmesi için Kuran’a,sünnete veya Kuran ve sünnete dayalı kıyas ve içtihada dayanması gerekir..

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcmanın Bağlayıcılığı.                  

         1-Allah Nisa Suresinin 115ci ayetinde mealen:”Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra ,peygambere muhalefet eder ,Müminlerin yolundan başkasına uyup giderse , onu döndüğü o yolda bırakırız.O ne kötü bir yerdir.”.

2-Peygamberimiz ;Müslümanlar topluluğunun bir yanlış,sapıklık üzerinde görüş birliği yapmayacaklarını bildirmiş ve : “Ümmetim sapıklıkta söz birliği yapmaz.”buyurmuştur.

      3-Müctehidlerin bir konuda ittifakları ;o konuya kesin olarak delil teşkil eden,dini bir delile dayandıklarını gösterir.

Çünkü kişilerin; keyif ve arzulara göre içtihat olmaz.Birden fazla din bilgininin bir konuda birleşmesi onların kesin bir dini delile dayandıklarını gösterir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcmanın Kısımları.

        1-Sarih icma :Bütün fıkıh bilginlerinin bir konu üzerinde görüş bildirmeleri ve bu görüşlerin ittifakla sonuçlanmasıdır.Bu tür icmanın oluşması çok zordur.                                            

2-Sükuti İcma.:Din bilginlerince açıklanan  ortak bir görüşe ,diğer din bilginlerinin karşı çıkmamaları ve dolaylı yönden o görüşü kabul etmiş sayılmaları şeklinde olur.Bu icma yeterince güçlü değildir

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcma İle Kesinleşen İbadetler.

1-Namaz(salat). 2-Oruç(sıyam).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 İcmanın Birinci Görevi

İcma ; İslam’ın temel kaynakları arasındadır.Aynı zamanda temel kaynakların doğru anlaşılmasını da sağlar

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcma Örnekleri.

a-  “Salat” kelimesinin sözcük anlamı  “Duadır”.Biz sözlük anlamına uygun anlarsak sadece dua ederiz.Bildiğimiz ,İslam’daki belli şekli ve özellikleri olan namaz ibadetini yerine getiremeyiz.

b- “Sıyam” sözlük anlamı sır tutmaktır.Bildiğimiz oruç ibadetinde icma olmuştur.

c- Kuran’ın bir kitap haline gelmesi icma iledir.

d- Müslüman kadınların gayri Müslim erkeklerle evlenme yasağı icma iledir..

e- Domuz etine kıyasla domuz yağının haramlığı da icma iledir….

f- Cuma günü okunan biri dış,diğeri iç ezanın okunması icma iledir.

g- Ninenin torununa 1/6 oranda pay alması icma iledir

h-Ne kadar yukarı çıkarsa çıksın dedelerle ve ninelerle evlenmek icma ile yasaklanmıştır. Ne kadar aşağı giderse gitsin ; erkek ve kız torunlarla evlenmek icma ile yasaklanmıştır.

Nisa Suresinin 23cü ayetinde: “Analarınız ve kızlarınız ile evlenmek size haram kılındı.”burulmaktadır.

           Arap dilinin özelliklerine göre :

             1-Bizden yukarıdaki nine ve dedelerimiz ana ve baba olarak adlandırılır.

             2-Bizden aşağıdaki torunlarımız da oğul ve kızlarımız olarak adlandırılır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Kıyas

         Kıyas kelimesinin sözlük anlamı:Bir tutmak ,eşitlik, karşılaştırma , ölçme ve değerlendirme demektir.

Dini terim olarak kıyas:

            Kuran ve sünnette hakkında hüküm bulunan şeyleri,

Kuran ve sünnette hakkında hüküm bulunmayan şeylerle,

Aralarındaki ortak sebebe dayanarak eşit kabul edip;

İkinci şeye de birinci şeyin hükmünü vermektir. Kısacası aynı hükümde eşitlemektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kıyasın Önemi

Kıyas İslam Dininde ;olaylar hakkında hüküm çıkarma yoludur.Bu yolla hakkında hükmü bilinenden hareket edilerek,hakkındaki hükmü bilinmeyen şey hakkında hüküm verilir.

Örnek:Şarabın haramlığına bakarak,diğer alkollü içkilerin de haramlığına hükmedilmiştir.Yakınını öldüren kimse ona mirasçı olamaz.Kendisine vasiyet yapılan kimse ; kendisine vasiyet yapan kişiyi öldürürse ;  kendisine yapılan vasiyetten yararlanarak ölen kişinin mirasından pay alamaz

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kıyasın Şartları

    1-Asıl:Üzerine kıyas yapılan ayet veya hadis ile hakkındaki hüküm bilinen olay olacaktır.

2-Aslın Hükmü:Ayet veya hadis ile hakkındaki hüküm bildirilen olayın HÜKMÜ olacaktır.

    3-Fer:Hükmü hakkında ayet veya hadis bulunmayan OLAY olacaktır. Aslın hükmü bu fer’e verilmek istenecektir.(İllet=Sebep).

   4-İllet:Aslın hükmünün temel sebebidir.Bu temel SEBEP aynen fer’de de bulunacaktır.

Bu bulunuş dolayısı ile Aslın hükmü fer’e verilir.Böylece kıyas gerçekleşir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-İstihsan.

İstihsanın sözlük anlamı:Kişinin bir şeyi güzel bulmasıdır.

[***Terim olarak İstihsan:Bir konu hakkında iki kıyasdan birinin ,illeti daha etkili olduğundan diğer kıyası tercih etmekir.

Terim olarak İstihsan: Dinin genel bir kuralından  ,ayet veya hadis , icma , kıyas ,zaruret , maslahatı mürsele örf ve adetler gibi delille sebebiyle bazı konuları istisna etmektir.( ayırt etmektir.Özel bir hüküm uygulamaktır.)

              Terim olarak İstihsan:Açık kıyas ya da genel ve yerleşik kural sonucu akla ilk gelen çözümden özel gerekçelerle ayrılıp ,olayın özelliğine uygun özel çözümlere geçmektir.. İstihsanı en çok İmamı Azam Ebu Hanife ve Malikiler kullanmıştır.***]

Örnek:

      1-Satılan bir tarlanın veya arsanın satış anlaşmasında sadece satıştan söz edilse.Bu sözleşmeye göre bu mülkle  bağlı olarak ;su yolu ve mülkün yolu  gibi diğer  hakları da satır.

2- Bir kimse bir tarla vakfetse bu mülkle ilgili bütün haklarda o kişiye vakfedilmiş sayılır.

3- Sipariş sözleşmeleri de İstihsana göre geçerlidir.

      4-Mevcut olmayan bir malın daha sonra teslim edilmesi şartıyla satış sözleşmesinin yapılması İstihsana göre geçerlidir. “Buna para peşin mal veresiye.” denir.Fıkıh ilminde adı “Selem akdidir.”.

5-Yırtıcı kuşların artığı olan suların temiz olması.

6-İdrar sıçrıntıları değdiği yeri zaruret nedeniyle pis yapmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4-Maslahatı Mürsele.

    Sözlükte maslahat:Menfeat,yarar,elverişlilik,,yi yol gibi anlamlara gelir.

    Din terim olarak maslahat:Yararın sağlanması,zararın savılması demektir.

    Dini terim olarak Maslahatı Mürsele:Serbest bırakılmış ; yani hakkında Kuran ve Sünnetle yasaklanma veya serbest bırakılma gibi bir hüküm bulunmayan şeylerdir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Haram ve Helallerinin Genel Amacı

1- İslam Dini;

Hakkında Kuran ve Sünnette hüküm bulunmayan şeylerin yapılmasına izin verilmesi

veya yasaklanması gerektiğinde,

İnsanların menfaati yönünde karar verir.

     2-İslam Dininin; en genel maksadı;dinin ,canın ,ırzın ,aklın ve malın korunması şeklinde belirlenmiştir.İslam Dininin bütün hükümleri bu şeyleri korumak içindir.

3- Kuran ve Sünnetin gözettiği asıl amaç insanların yararlarını korumaktır.Bütün dini hükümler bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Yarar ve zarar kişilere göre değişebilen bir kavramdır.Bu bakımdan zorunluluk olmadıkça, ,kesin ve genel olmadıkça dini bakımdan bir kıymet ifade etmez.Yarar ve zarar kişilere özel bazı şeyler için kullanılmaz.

Örnek:Sığara bana iyi geliyor.Yemekten sonra bir kadeh şarap içmek bana iyi geliyor,böbreklerime iyi geliyor,iyi araba kullanıyorum gibi şeyler dini bakımdan geçersiz şeylerdir.Çünkü bu iddialarla haram olan şeyleri helal saymanın imkanı yoktur.

Örnek:1-Kuranın toplanması ve bir kitap haline getirilmesi.Kuran meallerinin yazılması.

2-H.z.Ömer’in divanlar kurması,kayıtlar yaptırması.

3-Hapishaneler yaptırılması.

4-Sanatkarların başkalarına ait mallara zarar verdiklerinde,verdikleri zararı ödemeleri.

5-Devlet başkanını ihtiyaç duyduğunda zenginlerden yeni vergi almaları.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Seddi Zerai

       Sözlükte zerai:Bir yere götüren sebep,yol demektir.

       Sed:Kapamak demektir.

Dini terim olarak Seddi Zerai:Kötülüğe götüren yolların kapanması demektir.

İnsanları yasak olamayan bir şey ,yasak olan şeye götürecekse o şey yasaklanır.

Örnek:

a-Uyuşturucu imalinde kullanılan her şeyin yasak edilmesi.

b-Suça teşvik etmesi bakımından silahlara ruhsat zorunluluğu getirilmesi.

c-Devlet idarecilerinin hediye kabul etmemeleri,

e-Dinimize hakaret edilmesine sebep olmamak için sapık dinlerin değer verdiği şeylere hakaret etmemek gibi.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

6-Örf ve Adetler.

     Sözlükte Örf:İnsanlar arasında güzel görülen devamlı yapılan şeylerdir.

     [***Dini Terim Olarak Örf:Toplum vicdanında yapılması iyi olan şeylerdir.Bir şeyin örf olabilmesi için dinin ve ortak aklın ,o alışkanlıkları iyi bulması  gerekir.

 Dini Terim Olarak Örf:Aklın ve dinin güzel gördüğü ,sağlıklı akla sahip olan kişilerce kabul edilebilen söz ve işlerdir.***].

Örnek:

        a-Mal sözcüğü hayvancılıkla uğraşan kimselerde değişik anlama gelir.Ticaretle uğraşan kimseler arasına daha başka anlama gelir.Burada belirleyici olan dil örfüdür.

b-Tahıl alışverişinde , tahıl satan çiftçi  vermesi gereken ölçüde tahıl verdikten sonra bir ölçüde fazladan tahıl vermesi güzel bir örf dür.(Ölçüyü doldurma  konusunda kesin bir hüküm yoktur. Çiftçi o andaki isteğine göre istediği kadar tahıl doldurur..).

c- Allah Hac Suresinin 34cü ayetinde : “Evcil hayvanlardan kurban kesin. ” buyuruyor. Ancak Arap dilini bilenler bu sözün içine tavuk ,hindi, v.b.kanatlı hayvanların girmediğini bilirler.Bundan dolayı bizler kurbanlarımızı bilinen şekilde ve özellikteki hayvanlardan keseriz.

d-Nafaka yükümlülükleri ; yani yiyecek ,giyecek ,v.b. miktarlarının belirlenmesi  Bakara Suresinin 233cü ayetine göre o bölgede yaşanan örfe göre yapılır.

e- Nisa Suresinin 19cu ayetine göre; boşanma sebepleri arasında geçimsizlik de bir boşanma sebebidir ve öre olarak sayılır.

…………………………………………………………………………………………………

Adet:Alışkanlıkla ilgilidir.Adetler her zaman iyi olmayabilir.Sığara içme alışkanlığı gibi.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Örf ve Adetlerin Dini Hükmü.

Örf ve adetlerin İslam Dinine göre geçerli olabilmesi için Kurana ve Sünnete aykırı olmaması gerekir.Peygamberimiz bu konuda:”Müslümanların güzel gördükleri şey Allah nazarında da güzeldir.”buyurmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

7-İstishab. 

Sözlükte İstishab::Birini kendisine yakın bulmak,.Onun dostluğunu istemek demektir.

Terim olarak İstishab: Aksine bir delil bulunmadıkça; önceden varlığı bilinen durumun varlığını koruduğuna hükmetmektir.

Terim olarak İstishab:Kazanılmış hakların korunmasıdır.Veya bir şeyin bilindiği hal üzere kalmasıdır.

Örnek:

             a-Evli bir erkek kaybolsa ,öldüğüne dair bir işaret yoksa ,bu kişinin yaşadığına hükmedilir.Karısı boş (nikahsız)sayılmaz.

b-Malı varsa mirasçıları arasında paylaşılmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstishab’a Genellikle Hangi Durumlarda Baş Vurulur

a-Daha ziyade ;savaş ,deprem ,sel gibi felaketlerde kayıp insanların haklarını korumayı amaçlar.Kişilerin ölüm haberi alınıncaya kadar veya mahkeme bu kişinin ölümüne karar verinceye kadar bu kimseler yaşıyor sayılır.

b-Ancak bu kişiler yeni haklar elde edemezler.Kayıp tarihinden itibaren ölen bir yakınına mirasçı  olamazlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  İstishabla İlgili Olan Bazı İlkeler.

        1-Eşyada asıl olan mubahlıktır.Yani hakkında haramlığı kesin olarak belirtilmemiş her şeyden insanların yararlanmalarında ne sevap vardır.Ne günah .(Bu  şeyden yararlanmak mubahtır.).İslam dininde bir şeyin haramlığı hakkında dindi hüküm aranır.Helalliği hakkında dini bir hüküm aranmaz.

2-Berati zimmet asıldır.Yani bir kimse doğduğu zaman borçsuz ve günahsız olarak doğar.

Allah İsra Suresinin 17ci ayetinde mealen: “Hiçbir kimse başkasının yükünü taşımaz.”buyurmaktadır.

Bu ayete göre:

a- Kan davası İslam’a aykırıdır.Putperest adetidir.Kan davası sonucu işlenen cinayetlerde suçsuz insanlar cezalandırılmaktadır. .

b-Kişini borçsuzluğu  asıldır.Yani bir kimsenin ,bir başka kimse üzerinde kendisine borçlu olduğu iddiasında bulunursa bu iddia geçersizdir.Kendisine karşısındaki kişinin borçlu olduğunu ispat etmesi gerekir.

c-Bir kişinin suçu olduğu ispat edilinceye kadar bu kişi suçsuzdur.Suçu sabit olmadan hiçbir kimseye suçlu gibi davranılamaz.

3-Şek ile yakin (kesin bilgi) zail olmaz. Şüphe ile kesin olarak bildiğimiz şeyler  yok sayılmaz..

Şek=Şüphe.  Yakin=Kesin Bilgi.   Zail=Yok Sayılmak.

Örnekler:

a-Abdest aldığını kesin olarak bilen bir kimse daha sonra;  abdestinin bozulup bozulmadığından şüpheye düşse bu kimsenin abdestli olduğuna karar verir.

b-Bir şeyin sahibi olan kimse ; o şeyi herhangi bir şekilde bir başkasına vermedikçe ; o kişinin mal üzerindeki mülkiyeti devam eder.Bu yüzden kaybolmuş malı bulanlar ,buldukları malın sahibi olamazlar.O mal asıl sahibine aittir.kişi malını gördüğü yerde hemen alır.

c-Bir zamanlar hayatta olduğu bilinen bir kimse öldüğü ispatlanıncaya kadar yaşadığına hükmedilir.

d-Bir kimsenin herhangi bir kadınla evliliği sabitse , evliliğin sona erdiğine dair bir delil getirilinceye  kadar bu kadının evli olduğuna hükmedilir..Kadına nikahlı kadın gibi davranılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstishab’ın Hükmü

İstishab İslam Din Alimlerinin en son başvuracakları kaynaktır.

İslam Dininin diğer kaynaklarında bir şey bulamayan Fıkıh bilginleri ;bir şeyin dini hükmünü bildirmek isterlerse en son İstishab’a başvururlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

8-İstislah

Sözlükte İstislah:Düzeltme ,iyileştirme , menfaate uygun olanı araştırma demektir.

Maslahata =Menfaat

[*** Fıkhı Terim olarak İstislah:İslam hukukunda ;Kuran ve sünnette onaylandığına veya reddedildiğine dair bir hüküm bulunmayan İslam’a uygun  şeyler hakkında kişilerin menfaatlerine uygun hüküm vermektir.

         Fıkıhı Terim olarak İstislah:Hakkında ayet ,hadis , icma ve kıyas gibi İslam hukukunun asli kaynaklarında bir hüküm bulunmayan  ,ancak İslam’ın maksat ve ruhuna uygun olan kişi veya toplum menfaatleri hakkında ,insanların yararına olacak şekilde müçtehidin hüküm vermesidir.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstislah Uygulamasına Örnekler:

1-Kocası tarafından mirasından pay almaması için haksız yere boşanmış kadına ;kocası öldükten sonra ; bu kocanın mirasından boşanmamış gibi mirastaki payı verilir.

2- Bir kişiyi haksız olarak öldürenler,birden çok olsalar da ;bu öldürme olayına katılanların hepsi ;bu kişi için kısas olarak öldürülürler.

3-Malikiler; Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

a-Müctehid yoksa,müctehid olmayanların en uygunu imam (başkan)olarak tayin edilir.(İmam=Başkan=Devlet Başkanı).

b-Bir adam kendisinden daha layık birileri olduğu halde ,devlet başkanlığına getirilebilir

4-Şafiiler;  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

Savaşta düşmanın yenilmesi, atların öldürülmesini,ağaçların kesilmesini gerektiriyorsa bu şeyler yapılır.

5-Hanefiler;  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

       Müslümanlar savaştan elde ettikleri ganimetleri beraberlerinde götüremezlerse ,bunlardan düşmanlar yararlanmasın diye ,hayvanlar kesilir.Daha sonra ganimet mallarla birlikte etler yakılır.Böylece onlardan düşmanların yararlanmaları önlenir.

6-Hanbeliler  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

         Bozgunculuk ve fesad çıkaranlar ,şerlerinden halkı korumak için bir başka yere sürgün edilebilirler..

Hanbeli mezhebine göre ; milletin ihtiyacı olduğu durumlarda ,halka aşırı fiyatlarla pahalı mal satanların mallarına devlet idarecileri tarafından el konur.Ve bu el konan mallar gerçek değerleri üzerinden halka satılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam  Dininin Özellikleri.

1-Yükümlülüklerde Kolaylık

Fıkıh ilminin en temel özelliğinden biri de insanların yükümlülüklerinde kolaylık esasını sağlamasıdır. İslam Hukuku insanların her türlü menfaatlerini korur.İnsanları her türlü zarardan ve kötülüklerden uzak tutar.İnsanlar ; Allah’a ve içinde yaşadıkları topluma karşı , güçlerinin yettiği kadar faydalı şeyler yapmaları gerekir.Yani yükümlüdürler.İnsanlardan güçlerinin üzerinde işler yapmaları istenmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yükümlülüklerde Kolaylık Hakkındaki Ayetlerden Örnekler

1-“Allah ,sizin için kolaylık ister,zorluk istemez.”.(Bakara suresi Ayet:185).

2-“Allah, hiç kimseye güçlük kılmak istemezç” (Bakara Suresi.Ayet:286).

3-“Allah, üzerinize güçlük kılmak istemez.”.(Maide Suresi.Ayet:6).

4-“Allah,dininde size bir güçlük kılmamıştır.”.(Hac Suresi.Ayet:78).

 Yükümlülüklerde Kolaylık Hakkındaki Hadislerden Örnekler

1-H.z.Aişe ,bu konuda: “ (Peygamberimiz) İki şeyden birisini seçmek durumunda olsa ,  mutlaka onların en kolay olanını alırdı.”.demiştir.(Buhari.).

2-Peygamberimiz bir başka hadisinde de mealen:”Kolaylaştırınız ,zorlaştırmayınız ; sevdiriniz , nefret ettirmeyiniz.”buyurmuştur.(Buhari.)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dini Kolaylık Dinidir

İslam Dininin özünde zorlaştırma yoktur.Daima kolaylık vardır.Dinimizde olmadığı halde  ,dini yaşantılarını zorlaştırmaya çalışanlara Peygamberimiz , “ Her şeyin en hayırlısının itidal ( orta yol ) olduğunu” bildirmiştir.Konu ile ilgili olarak onları uyarmıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Azimet ve Ruhsat

Dinimizde Azimet hükümlerinin yanı sıra Ruhsat hükümleri de yer alır.Hiçbir yükümlülükte katılık yoktur.Hükümlerde alabildiğince esneklik vardır.

Kolaylık ilkesinin gereği olarak zaruret durumuna da yer verilir. Zaruret olan yerde haramlar ihtiyaç ölçüsünde helal olur.Çünkü zaruret hali geçici bir durumdur.Olaylara geçici çözümler üretir.

       [*** Azimet:Normal şartlarda (uygun şartlarda )Allah’ın bir emrinin herkes için geçerli olması  yani uygulama ,yerine getirme zorunluluğunun olmasıdır.

               Azimet:Normal şartlarda bir hükmün herkes için geçerli olmasıdır.***].

Örnek : Namaz kılmak,oruç tutmak ,alkollü içkileri içmemek , helal olan yiyeceklerden yemek , hacca gitmek ,namaz abdesti almak ,boy abdesti almak.,mest üzerine mesh yapmak.. v.b. gibi.

[*** Ruhsat:Zorunlu bir durum (mazeret)  karşısında özel veya geçici hükümler,izinler demektir.

             Ruhsat:Özel durumlarda geçici olarak bir hükmün konmasıdır.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Azimet ve Ruhsat Durumlarına Örnekler:

1- Bazı zorluklar sebebiyle Abdest veya gusül abdesti  alamayan kimse Teyemmüm abdesti ile namaz kılar.

2 -.Zamanında namazını kılamayan daha sonra kılamadıkları namazlarını kaza eder.

3-On beş günden az kalmak niyetiyle 98 k.m.den uzak bir yere yolculu eden bir kimse ; Yolculuk sırasında dört  rekatlık farz namazları iki rekat olarak kılar.Sabah  ve akşam namazlarının farzlarında bir değişiklik yapmadan kılar.Üç rekatlık vitir namazını üç rekat olarak kılar.Zor durumda değilse; sünnet namazlarını kısaltma yapmadan olduğu gibi kılar.

4-Yolcu olmayanlar 24 saat süreyle Abdest aldıktan sonra giydikleri mestlerin üzerine mesh ederek namazlarını kılarlar.Yolcularda ise bu süre 72 saattir.

5-Dağda , tarlada,ve bağda giyilen çizmelere ; bunları giyenler isterlerse; mest gibi mesh ederek bu giyecekleri çıkarılmadan Abdest alır namaz kılınır.

6-Askerler postallarını çıkarmadan , postallarına mest gibi  mesh ederek ,  abdest alırlar ve postallarını çıkarmadan namazlarını kılarlar.

7-Yolculuk ettiği vasıta içinde namaz kılıyorsa kıble şartı aranmadan namazını kılar.İçinde bulunduğu aracın yön değiştirmesi namazına engel değildir.

8- Hasta olan bir kimse ,beş vakit namaz kılmak zorundadır.Ancak o kişi vücudunun  ve hastalığının yaptırabildiği ölçüde namazını kılar.Ayakta namaz kılacak gücü olmayan oturarak veya vücudunun yapabildiği kadar ölçüde namaz kılar.

9-Hacca gidecek mali gücü olanlar yeterli ölçüde sağlıklı olmazlarsa yerlerine bir başkasını hacca gönderebilirler.Hac yollarında güvensizlik varsa o yıl Müslümanlar hacca gitmezler.

10- Oruç tutmaya gücü yetmeyen tutamadığı her oruç için bir fidye verir. istenmez Yolculuk yaparken isterse orucunu tutmaz.Daha sonra orucunu tutar.(98 k.m. uzağa giderse ; bulunduğu yerleşim bölgesinden ayrıldıktan sonra oruçlu ise;orucunu isterse bozar.Veya o gün için oruca niyetlenmez .

11-Yara üzerine sarılan sargıya mesh edilme suretinde abdest alınır.

12-Kanmalı hastalar bu durumları ile abdest alır namazlarını kılarlar.Sadece her vakit için ayrı ayrı abdest alırlar.

13-Emzikli kadınlar,zor işlerde çalışan işçiler bu özel durumlarına dayanarak oruç tutmazlar.

14-Zaruret , haram olan şey yapıldığında  kişinin hayatının tehlikeye gireceği özel bir durumdur.Açlıktan ölmek durumunda olan bir kimse , haram olan bir yiyeceği (Domuz eti, alkollü içecekleri v.b.) ,murdar eti  ölmeyecek kadar yiyebilir veya içebilir.Ölmeyecek kadar ölçüden fazları yenirse veya içilirse bu şeyler yine haram olur.

15-Karşılanması zorunlu olan kamusal ya da özel ihtiyaçlar  “zaruret durumu” gibi değerlendirilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 2-Yükümlülerin Azlığı.

a-Eşyada asıl olan mübahlıktır.Haramlar sınırlıdır.Helaller sınırsızdır.Bir şeyin helal olduğu ispata muhtaç değildir

Mübah:İslam Dinince yapılmasında sakınca olmayan , yapılması günah ya da sevap olmayan  şeyler demektir.. Çünkü kainattaki her şey insan için yaratılmıştır.Her şey insanlar için bir nimettir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yükümlülüklerin Azlığına Örnekler

a-Namaz bir günde en fazla 60 dakikamızı alır.

b-Abdest ve diğer temizlikler çok az yer tutar.

c-Cuma namazı ,öğlen namazı yerine kılınır.Hutbede devletin ve milletin her durumuyla ilgili bilgi verilir.

d-Ramazan ayında oruç tutulur.Gücü yetmeyenlere kolaylık vardır.

e-Zekat 40da bir verilir.

f-Hac şartlarıyla yapılabilir.

Peygamberimiz bir hadisinde mealen: “Yüce Allah farzları teker teker belirlemiştir, onları zayi etmeyiniz.Sınırları tespit edilmiştir, Onları aşmayınız.Bazı şeyleri de yasaklamıştır,onları da yapmayınız.Bazı şeyler hakkında ise (unuttuğundan değil) size olan esirgeyiciliğinden sukut etmiştir.Onları da eşelemeyiniz.”buyurmuştur.

Bu hadis göre ; insan zeka , tecrübe  ve bilgisine bırakılan bir alan vardır.Bu alan Mübahlardır. Bu alanda Müslümanların; İslam Dinine göre davranmaları gerekir.Bu sırada olduğunca kolaylıkları seçmeleri gerekir.Çünkü bu durum  Müslümanlar için bir rahmettir.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-Yasamada Tedricilik

Mekke’de vahy edilen ayetler; iman yani; Allah’a ,peygambere ve ahirete imanla iliğidir.Bu üç konu insanların aklına ve gönlüne yerleştirildikten sonra emir ve yasaklar kolayca kabul edilmiştir.

[***Mekki Ayetler:Hicretten önce,Mekke’de ; H.z.Muhammed’e vahy edilen ayetler demektir.

        Medeni Ayetler:Hicretten sonra ,Mekke’de H.z.Muhammed’e vahy edilen ayetler demektir.***]

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yasamada Tedriciliğe Örnek Ayetler

“Nahl Suresi .Ayet:67. “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümden hem içki hem de güzel bir rızk edinirsiniz.”

Bakara Suresi.Ayet:219. “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar.De ki : Onlarda hem büyük günah ,hem de insanlar için (bazı görünüşte)yararlar vardır.Ama günahları yararlarından büyüktür.”

Bu ayelerde içki , genel olarak yasak olan “günah” kavramının içine sokulmuş ve zararının daha büyük olduğuna dikkat çekilmiştir.

Nisa Suresi.Ayet:43. “Ey iman edenler ! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayı!”.

      Bu ayetle sarhoşluğun Müslümanlarca son derece önemli olan ibadetlerle bir arada bulunmayacağına dikkat çekilmiştir.

Maide Suresi .Ayet:90-91. “Ey iman edenler ! (aklı örten) içki (ve benzeri şeyler) ,kumar ,dikili taşlar ve fal okları ancak , şeytan işi birer pisliktir.Onlardan kaçın ki kurtuluşa eresiniz Şeytan ,içki ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.Artık vazgeçiyor musunuz?”

Bu ayetle içki kesinlikle yasaklanmıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yasamada Tedricilikle İbadetler Şöyle Günlük Hayata Sokulmuştur

1-Yine faiz yasağı da birkaç aşamada gelmiştir.

2- Namaz ibadeti , önceleri sabah ve akşam olmak üzere iki vakitte ikişer rekat olarak kılınırdı.Miraç gecesi beş vakte çıkarıldı.Ve rekat sayıları artırıldı.

3-Oruç , Medine döneminde farz kılındı.

4-Zekat ,Mekke döneminde ahlaki boyutu ile ele alınmıştır.Medine’de kurumsal hale geldi.

5- Hac , Mekke fethedildikten sonra farz oldu.

Yasaklardaki tedricilik ,insanların bu yasakları daha kolay benimsemesini sağlamıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4-Kamu Yararının Gözetilmesi

a-Dini hükümler insanın hem dünyada hem ahirette mutlu olması içindir.

b-Her zaman kişiye ait çıkarlar,toplumun çıkarlarından sonraya atılır.

c-Kamu yararı gözetilirken kişiler zarar görüyorsa ,kişilerin zararları telafi edilir.

Örnek:İstimlak bedelleri ödenir.

d-Kamu zararı ile  yararı çakışırsa ;öncelikle kamu yararı gözetilir.

 Örnek:Devlet başkanının toplumun hakkında alacağı kararlar ,onların çıkarları doğrultusunda olmak zorundadır.

      5-Adaletin Gerçekleştirilmesi.

Adalet:Hakkı sahibine vermektir.

Adalet hukuk içinde kalınarak gerçekleştirilir.

Nahl Suresi.Ayet:90. “Şüphesiz Allah , adaleti ,iyilik yapmayı ,akrabaya bakmayı emreder.”.buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 İçtihat(Yorum).

         Sözlükte İçtihat:  Çalışmak ,çabalamak ,elden gelen gayreti göstermek demektir.

        Dini terim olarak İçtihat:

          İmana ait olmayan şeylerde ; hakkında ayet ve hadislerle kesin hüküm bulunmayan şeylerde,

Müçtehidin hakkında hüküm bulunan bir şeye dayanarak , bir karar vermek için , çalışmasıdır.

        Dini terim olarak İçtihat:Fakihin tafsili delillerden ,zanni olan şeri hükümleri çıkarmak için olanca gücüyle çalışmasıdır.

        [***Tafsili Delil:Hakkında ayet ve hadislerle kesin hüküm bulunan şey demektir.

Zanni  olan şeri hüküm:İnanca ait olmayan, hakkında ayet ve hadislerle kesin bir hüküm bulunmayan dini konular demektir. Kısacası feri demektir.

              Feri:Hakkında dini hüküm bulunmayan fıkıhla ilgili şey (konu)demektir.

              İstinbat etmek:Çıkarmak Demektir.

              Zan :Şüphe,bilinmeyeni ifade eden demektir.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

H.z.Muhammed’in İçtihada Verdiği Önem

     Peygamberimiz bizzat kendisi;huzurunda eğitim için ashabına kendi reyleri ile hükmetmelerini istemiştir.

Örnek:H.z.Muhammed’in huzuruna iki davacı kişi gelmiştir.

Davacılar aralarındaki davanın peygamberimiz tarafından bir karara bağlanmasını istemişlerdir.Bunun üzerine peygamberimiz yanında bulunan Ukabe’ye ;

“Ukabe ! Aralarındaki davayı sen hükme bağla.”buyurdu.Ukabe, “Siz burada iken nasıl hükmederim , Allah’ın  peygamberi ! “deyince  H.z.Muhammed , “Sen aralarında hükmet ; isabet edersen sana on sevap ,hata edersen bir sevap vardır.”buyurdu.

Bu örnekte peygamberimiz içtihada izin vermekle kalmamış ,aynı zamanda onu teşvik etmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sahabe  İçtihadından Örnekler

       Hendek savaşı sırasından sonra Peygamberimiz; “Kurayza Oğulları yurduna varmadan hiçbir kimse ikindi namazını kılmasın.” buyurmuştur.Ve bu emir üzerine askerler yürüyüşe geçmiştir.Ordu yolda iken ikindi vakti namazı  kılınması süresi  daralmıştır.Güneşin batması yaklaşmıştır.Bu durumda askerler (sabe) iki kısma ayrılmıştır.Bir kısmı; “Bu sözden maksat oraya bir an önce yetişmemizdir; yoksa ikindi namazının vaktinde kılınmaması değildir.” Diyerek sözün amacını göz önüne alarak yorum yapmışlar.Ve ikindi namazını vaktinde kılmışlardır.

İkinci gurup asker ise sözün zahirine bakarak ; “Oraya varmadan ikindi namazının kılınmamasına emredildi,ikinidi vakti geçse bile(çıksa bile) biz yolda kılmayız.”demişler ve ona göre hareket etmişlerdir.

Daha sonra bu durum peygamberimize bildirildi.Ve peygamberimiz ;her iki tarafın da değerlendirmesini uygun karşıladı.

        Bu olaydan çıkarılacak sonuç:

a-Her zaman içtihada gerek duyulacaktır.

b-İnsanların değişik yaratılışta olmalarından dolayı farklı sonuçların ortaya çıkması insan yaratılışının gereğidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

H.z.Ömer İçtihadından Örnekler.

1-Kıtlık yıllarında hırsıza el kesme cezasın verilmemesi.

2-Kalpleri İslam’a ısındırılacak kimselere zekat parasında verilen payın kesilmesi.. “Bu parayı alan kişiler H.z.Ömer’den aynı parayı istediler.O da : “H.z.Peygamber ,Müslümanlar az iken sizin gönlünüzü almaya çalışıyordu.Allah , İslam’ı size muhtaç olmaktan kurtardı.Haydi gidip işinize bakın!”diye kovdu.

3-Teravih namazının cemaatle kılınmasına karar verildi.Daha önce teravih namazını insanlar istedikleri yerde kılarlardı.

4-H.z.Ömer bir Yahudi kadınla evlenen komutanın ,Yahudi kadından hemen boşanmasını emretti.Çünkü bu durum Müslümanlar arasında adet haline gelmesinden korkmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihadın Gerekliliği

a-  Bilindiği gibi Kuran ve Sünnet  sınırlıdır.Olaylar sınırsızdır.Bizden öncekilerin olaylar karşısında ortaya koyduğu çözümlerin geçerliliğinin sonsuza dek sürdürülmesi imkansızdır. Bundan dolayı fıkhın da gelişmesini sürdürmesi gerekmektedir. (Nass =Kuran ve Sünnet)

b-Mezhep imamlarının izinde olmak onları körü körüne taklit değildir.Sürekli tekrar değildir.Onlara uyarak , onların tuttuğu yolu tutup , onların yaptıkları gibi yapmaya çalışmaktır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihadın Şartları

1-Müçtehit  Müslüman olmalı ve hayatın gerçeklerini bilmelidir                                                                                

2- Müçtehit , dinin temel kaynakları olan Kuran ve Sünneti ve Kuran ve sünnette kullanılan Arapça’nın bütün dil özelliklerini iyi bilmelidir.

3- Müçtehit , Fıkıh ilmi tarihini bütün yönleriyle çok iyi bilmelidir.Daha önce oluşan icmaları ve yapılan içtihatları bilmelidir. Kısacası; Müçtehit her türlü fıkıh ilmini bilmelidir.

 4- Müçtehit hakkında icma ve ihtilaf olan konuları ve  içtihat da bulunacağı konuyu çok iyi bilmelidir. bilmelidir.İçtihadın ; içtihat edilebilecek konularda yapılması gerekir.İçtihat yapılabilecek konular iki tanedir:

a-Hakkında ayet ve hadis bulunmayan meseleler.

b-Subutu ve delaleti zanni olan ayet ve hadislerin  (nassların) hükümleri..

5-Kuranı bütünü ; kelime ve  dini anlamlarıyla ,hüküm çıkarılan ayetleri de ayrıntılı bir şekilde bilmelidir.

6-Nasih  ve mensuh ayetleri bilmelidir.Ayetlerin nüzul sebebini bilmelidir.Sadece ahkam ayetleri denen hukuki ayetleri bilmesi yeterli değildir.

7- Müçtehit , İslam Fıkhını anlayacak kabiliyet , zeka  ve melekeye sahip  gerekir.

(kısacası zeki olmalıdır.)

8-Müçtehit İslam Dininin insanlığı ulaştırtmak istediği şerefli yeri iyi bilmeli ve sadece

Allah rızası için içtihat yapmaya çalışması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihat ve Toplum Hayatının Gerçekleri

             a- Toplum hayatında değişme bir  zorunluluktur.

             b- İslam Dininde haramlar sınırlıdır. Helaller sınırsızdır.Bunu unutmamak gerekir.            c-Sonradan ortaya çıkmış yeni kurumları iyi değerlendirmek gerekir.Sözgelimi sigorta anlaşması böyledir.O bir kumar değildir.Aksine bir güvence anlaşmasıdır.

d- Alkol ve alkollü maddeler içeren ürünlerin gıda olarak ,zevk verici madde olarak(uyuşturucu olarak) kullanılması yasaktır.Bunun haricinde ki yerlerde kullanılmasında bir sakınca yoktur.

e- İçtihat ,Müslümanların vazgeçemeyeceği bir dini kurumdur.Müslüman toplumların her devirde rahat bir hayat yaşamalarını sağlar.İslam Dininin bütün insanlığa anlatılması ve onların bu dini kabulünü  sağlar.

f- Müslümanların ,Kuran’a uygun yaşayabilmeleri için içtihada her zaman ihtiyaç vardır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sahabe ve Tabiin İçtihadının  En Belirgin Özelliği.

Şura (meclis) içtihadı olmasıdır.Fıkıhta bilgi sahibi Sahabiler bir araya geliyorlar ve bir konuda konuşup  , görüş bildirip bir sonuca ulaşıyorlardı.Ve ulaşılan sonucu günlük hayatta uyguluyorlardı.Bu durum sahabeden sonra gelen 150-200 yıllık bir sürede gelen nesillerce sürdürülmüştür.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihat Taklit ve Taassubu Önler

Taklit:Dini konularda bir başkasına bilinçsiz bir şekilde bağlanmaktır.Bu bağlılığın bağnazlığa dönüşmesi ise TAASSUPTUR.

Günümüzde Müslümanlar İçtihat yapacak bilginler yetiştirdikten sonra şartlarına uygun içtihat yapılabilir.Çünkü peygamberimize yeri geldiğinde sahabe itiraz etmiş ve işin olması gerekenini söylemişlerdir.Peygamberimiz de ona umuştur.Bedir savaşında bu durum açıkça görülmektedir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kuran ve Sünneti Anlam

Dini hükümler ; Kuran ve Sünnetten çıkarılır.Bu bakımdan Kuran ve Sünnette geçen kelimeler  hakkında bir takım Arap dili ile ilgili bilgilere dikkat etmek zorundayız.Bu bilgiler sayesinde Kuran ve Sünnet hükümleri ve bu hükümlerin inceliklerini öğreniriz .Müçtehit , dini sorunlara çözümler bulmak için önce Kuran ve Sünnete başvurur.

Müçtehit , Kuran ve Sünnetten dini hükümleri çıkarırken ;bu iki kaynağı doğru anlaması, yorumlaması ve ondan sonra dini hükümleri çıkarması  gerekir.

Ancak Kuran ve Sünnette dini hükümlerin bazıları açıkça ortaya konmamıştır.Kuran ve Sünnetteki kelimelerin hukuki ve dini kıymetini açık bir şekilde tayin için bu kelimeleri , anlam ve ifade ettikleri hükümlere göre incelemek zorunluluğu vardır.

Bu inceleme işine Kuran ve Sünnet arasında ; “Müşterek Bahis.”de denir.Çünkü ; Sünnet de İslam dinin bir kaynağıdır.Onun kelimelerinin de çeşitli yönlerden incelenmesi gereklidir.

  ( İstinbat : Çıkarmak)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Dini Metinleri Anlama ve Yorumlama Yöntemleri

        1-Lafzi Yorum (Söz –Anlam ve Hüküm İlişkisi).

2-Amaçsal yorum (Ta’lil).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Lafzi Yorum (Söz –Anlam ve Hüküm İlişkisi).

       A-Yorum:Herhangi bir yazının veya sözün anlamını  ; bilgi ve zekamıza göre açıklama, anlama  demektir.

B- Lafzi Yorum :Herhangi bir yazının veya sözün anlamını ; bilgi ve zekamıza göre sadece dil kuralları bakımından açıklama , anlama  demektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Lafzi Yorum Nasıl Yapılır:

A-Lafzi Yorum yapılacak metin önce dil özellikleri bakımından incelenir.

1-Sözlük anlamı incelenir.

2-Cümle içinde kazandığı yeni anlam tespit edilir.

3-Sözlük anlamı ile cümle içinde kazandığı yeni anlam arasındaki ilişki kurulur.

4- Cümle içinde kazandığı yeni anlamın çağrıştırdığı , diğer anlamlar dikkate alınır.

5-Kuran ve Sünneti doğru yorumlamak için her zaman Lafzi Yorum yeterli olmayabilir. Kuran ve Sünnet ;hem kelime anlamıyla hem de insanları ulaştırmak istediği hedef bakımında değerlendirilerek  dini hükümler o şekilde çıkarılmalıdır.(Ruhu= Ulaştırmak istediği hedefi.).

(Cümle içindeki Yeni anlamı=Terim anlamı).(Lafız=Kelime=Sözcük).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Lafzi Yorum  Çeşitleri.

1-Konulduğu Anlam Açısından Sözcükler.

A-Özel Anlamlı Sözcükler.

B-Genel Anlamlı Sözcükler.

C- Ortak Anlamlı Sözcükler olmak üzere üçe ayrılı

2-Anlam Açıklığı Açısından Sözcükler.

A-Zahir Sözcükler.

B-Nass Sözcükler.

C-Müfesser Sözcükler.

D-Muhkem  Sözcükler.

3-Anlamın Kapalılığı Açısından Sözcükler.

A-Hafi Sözcükler.

B-Müşkil Sözcükler.

C-Mücmel Sözcükler.

D-Müteşabih Sözcükler

4-Kullanıldığı Anlam Bakımından Sözcükler

A-Hakikat Sözcükler.

B-Mecaz Sözcükler.

C-Sarih Sözcükler.

D-Kinaye Sözcükler.

5-Anlamın Delaleti Biçimi Açısından Söz ve İfadeler olmak üzere beşe ayrılır.

A-Nassın İbaresi.

B- Nassın İşareti.

C- Nassın Delaleti.

D- Nassın İktizası.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Konulduğu Anlam Açısından Sözcükler :

     A-Özel Anlamlı Sözcükler.

     B-Genel Anlamlı Sözcükler.

     C- Ortak Anlamlı Sözcükler olmak üzere üçe ayrılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    A-Özel  Anlamlı Sözcükler.

   Özel :Özel bir anlama ait sözcüklerdir. (Özel=Has).Örnek:İnsan ,erkek, kadın ,Ahmet , Mehmet ,sayı isimleri (bir ,iki,üç…….gibi.).

Özel Anlamlı Sözcüklerin Hükmü.

Özel anlamlı sözcüklerin konulmuş oldukları anlamlar kesindir.Bu sözcüklere aksine bir delil bulunmadıkça başka anlamlar verilmez.

Örnek :

      Peygamberimiz bir hadisinde mealen , “Her kırk koyundan bir koyun zekat verilir.”buyurmuştur.

Bu hadisi Lafzi bakımdan Şöyle Yorumlarız.

      1-Bu hadisteki “Kırk ve “koyun”  kelimeleri özel anlamlı sözcüklerdir.Bize anlattıkları anlamlar kesindir.Bu durumda otuz dokuz koyundan zekat verilmez.

2- “Keçi”nin de koyun kapsamına alınmasının sebebi ; “ŞAT” kelimesi aslında  “davar” anlamını ifade eder. “Davar” kelimesinin anlamının içine  ise koyun ve keçi  cinsi girer.

Özel Anlamlı Sözcüklerin Dini Bir Delil Olmaları Durumunda Yorumlanması.

1-Fakirler için daha yararlı olmaları durumunda zekat verilecek şeylerin kendisi yerine kıymeti de verilebilir.Bu kolaylık aynı zamanda zekat verecek kişi için de geçerlidir.Bu kolaylığa bizler yorum sayesinde kavuşuruz.(Özel=Has)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Özel Anlamlı Sözcük Çeşitlerin Kullanılma Şekilleri.

1- “Mutlak” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler

2- “Mukayyet” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler

3- “Emir” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

4- “Nehiy” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1- “Mutlak” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Mutlak:Herhangi bir kayıt (özellik) içermeyen (bağlanmamış) sözcüklerdir.Fert veya fertleri belirlemeden her birini,ayrı ayrı ifade edecek şekilde konulmuş sözcüklerdir.

Örnekler:

     “Adam”;sözcüğü ayrı ayrı herkesi ifade eder.Yani Sadece “bir adam”ı ifade eder.Mutlak sözcükler ; tekil olabileceği gibi çoğul da olabilirler. Kitap,Adam , Adamlar , Kitaplar ..v.b.

Fıkıh öğretmeninin  , “Çocuklar yanınızda defter bulunsun” demesi  “mutlak”a örnektir.Çünkü buradaki “defter” sözcüğü  “mutlak” bir kelimedir.Hiçbir özellik taşımamaktadır.Sadece defter getirilmesi ile öğretmenin isteği yerine getirilmiş olmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2- “Mukayyet” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Mukayyet:Herhangi bir özelliğe bağlanmış (kayıtlanmış) sözcüklerdir.

Örnekler:

“Uzun adam” dediğimizde ; kayıtlanmış ve sadece  “uzun” olması halinde “bir adam”ı  ifade eder.Matematik öğretmeninin “büyük boy kareli defter” istemesi ,

Müzik öğretmeninin  “müzik defteri” istemesi ,

Resim öğretmeninin “resim defteri” istemesi mukayyete örnektir.

Dini Metinlerde Geçen Mutlak ve Mukayyet  Kelimelerin Hükmü.

Dini Metinlerde Geçen Mutlak ve Mukayyet  Kelimeler bulundukları hal üzere bırakılır. Ve hükümleri olduğu gibi uygulanır.

Örnekler:

a-Allah Kuranda zıhar kefareti olmak üzere … “bir köle azadı gerekir.” ( Mücadele suresi ayet :3 )   buyurmuştur .Burada geçen  “köle” sözcüğü mutlaktır.Azat edilecek köleyle ilgili hiçbir özellik belirtilmemiştir. Yani “mümin”  olmak gibi özellik söylenmemiştir. Öyleyse herhangi bir köle azadı ile bu hüküm yerine getirilmiş olur.

b- “Kim hasta ya da yolcu olursa tutamadığı gün sayısınca başka günler kaza etsin.”(Bakara suresi.Ayet:185) ayetinde “başka günlerde” sözcüğü mutlaktır.Yani “peşi peşine gibi bir kayıt taşımamaktadır.”.Öyleyse kaza orucu tutacak kişiler ,kaza oruçlarını peşi peşine tutabilecekleri gibi,ara vererek de tutabilirler..Ve bu davranışları ile kaza orucunu tutmuş sayılırlar.Kuranın bu hükmünü de yerine getirmiş olurlar.

c-Kefaret orucu tutan kimsenin altmış gün “peşi peşine tutması” kaydı vardır.Burada geçen “peşi peşine” kelimeleri mukayyet kelimelerdir.Oruç tutma bir kayda (şarta=özelliğe) bağlanmıştır.O da peşi peşine olması özelliği vardır.Buna uymak zorundayız.Aksi davranış yaparsak kefaret orucu tutmamış sayılırız.

d- “Orucu , gece vaktine kadar tamamlayın.”(Bakara Suresi.Ayet:187).Burada geçen “gece vaktine kadar” kelimeleri” mukayyet kelimelerdir.Orucu gece vaktinin başlaması ile sınırlamıştır.Orucun özelliği gece vaktine kadar tutulmasıdır.Öyleyse akşam olunca (akşam ezanı okununca ) oruç bozulur.Ayrıca birbirine ulanarak  yani iftar yapmadan sahur yemegi yemeden tutulan “visal” orucu caiz değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Mutlak ve Mukayyet Kelimelerle İlgili Özel Durumlar.

         a- Hükümler ve Sebepler Aynı İse:

Bazı hallerde Kuranda aynı hüküm bir yer “mutlak” bir yerde “mukayyet” olarak söylenmiş olabilir.Böyle durumlarda hüküm ve sebep aynı olduğu için “mutlak” kelimenin hükmü “mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilir(yorumlanır).

Örnek:

Haram şeyler sayılırken bir yerde “leş,kan,domuz eti…size haram kılındı.” . (Maide Suresi.Ayet:3)  ayetinde geçen “kan” kelimesi ; mutlak anlamlı bir kelime olarak geçmektedir.Bu kelime ; Enam Suresinin 145ci ayetinde ise “akıtılmış kan” şeklinde mukayyet anlamlı bir kelime olarak geçmektedir.

Bu tür durumlarda hüküm aynı olduğu için “mutlak” kelimenin hükmü “mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilir.Ve her türlü   “kanı” gıda olarak yemek insanlara haram sayılır.

        b- Hükümler ve Sebepler Farklı İse:

Bazı hallerde Kuranda aynı hüküm bir yer “mutlak” bir yerde “mukayyet” olarak söylenmiş olabilir.Böyle durumlarda hüküm Hükümler ve Sebepler Farklı olduğu için“mutlak” kelimenin hükmü hiçbir zaman“mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilmez (yorumlanmaz).

       Örnek:

Hırsızın eli kesilmesini emreden ayette Allah: “Erkek hırsızla kadın hırsızın yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan insanlara ibret verici bir ders olmak üzere (sağ) ellerini kesin.Allah mutlak galiptir , yegane hüküm  ve hikmet sahibidir.”(Maide Suresi.Ayet:38)buyurmaktadır.Bu ayette ellerin kesilmesi Mukayyet olarak emredilmektedir. Ancak hangi el olduğu belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak emredilmiş olan hırsızın ellerinin kesilmesi hükmü ; sünnetle sınırlanarak    “ sağ eli bilekten kesme” şekline çevirmiştir.

Örnek:

Abdest alınmasını emreden ayette Allah: “Ey inanalar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız ,başınızı mesh edin (ıslak elle sıvazlayın)  ve ayaklarınızı da (topuklarla beraber) yıkayınız. Eğer cünüpseniz temizlenin (boy abdesti alın). Şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan (heladan )gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin , yüzlerinizi , ellerinizi,onunla (o toprakla )mesh edin. Allah sizi zorlamak istemez.Fakat şükrederseniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler..(Maide Suresi.Ayet:6).

a-Bu ayette  abdest alırken “ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız” diye emredilmektedir.Ancak  elin ne kadarlık bir bölümünün yıkanacağı belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ellerin yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“dirseklere kadar ellerin yıkanması” şekline çevrilmiştir.

         b-Bu ayette  abdest alırken  “başın mesh edin”  diye emredilmektedir.Ancak  başın ne kadarlık bir bölümünün mesh edileceği belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ellerin yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“başın ıslak elle sıvazlanması” şekline çevrilmiştir.

   c-Bu ayette  abdest alırken  “ayaklarınızı da yıkayın”  diye emredilmektedir.Ancak ayakların ne kadarlık bir bölümünün yıkanacağı belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ayakların yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“ayakların topuklarla beraber yıkanması” şekline çevrilmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

      3- “Emir” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Sözlükte emir:Bir işin yapılmasını buyurmak demektir.

Terim olarak emir:Bir üst makamın , bir fiilin işlenmesini istemesi demektir.

Emir Değişik Şekilde İfade Edilebilir

a-Bir işin yapılması emredilirken;.en yaygın olarak  “emir kipi” şeklinde ifade edilir. Emir kiplerinin asıl anlamı gereklilik bildirmesidir.Bu yüzden emir kipi ,engelleyici bir işaret olmadıkça gereklilik bildirir. (İşaret=karine=emare). (vücub=gereklilik).

      Gereklilik Bildiren Emir Kipine Örnek:

      “Namaz kılın ,zekat verin!(Bakara Suresi .Ayet:43)

      “İçinizden kim ramazan ayına erişirse ,orucu tutsun!”.(Bakara Suresi .Ayet:185)

      “Boşanmış kadınlar,kendilerine üç adet miktarı(iddet)beklerler.(Bakara Suresi. Ayet:228)                

b- Bir işin yapılması emredilirken ;emir kipi bazen haber verme şeklinde de ifade edilir.Yani tavsiye şeklindedir.

Tavsiye Bildiren Emir Kipine Örnek:

“Analar,çocuklarını iki yıl emzirirler”.(Bakara Suresi.Ayet:233)

a-Yasaklık hükmünden sonra gelen emir kipleri “mübahlık” bildirir.

   Nehiy Bildiren Emir Kipine Örnek:

          “İhramdan çıkınca avlanın”(Maide Suresi.Ayet:2).Bu ayette “avlanma” emri bir yasaklama sonunda gelmiştir.Çünkü ihramlı iken avlanmak yasaktır.Bu duruma göre “avlanma” emri gereklilik bildirmeyecektir.

Cuma namazı vaktinde, Cuma namazı kılmakla yükümlü kimselerin alış veriş yapmaları yasaktır.Bu ayetin emrine göre “Namaz kılınca yeryüzüne dağılın!”.(Cuma Suresi.Ayet:10). Ayetindeki , “dağılın” emri gereklilik değil mubahlık bildirir.

Kısacası bu örnekte olduğu gibi yasaklık hükmünden sonra gelen emir kipi ; yasak hükmünü  ortadan kaldırır.İçinde bulunduğumuz durumu eski haline döndürür.Cuma namazı kılan Müslümanlar yeryüzüne dağılır her türlü işlerini yaparlar.Yasak durumu sadece Cuma namazı vaktiyle geçerlidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

      4- “Nehiy” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.(Nehiy=Yasak).

Sözlükte Nehiy:Yasaklama demektir.

Terim olarak Nehiy:Bir üst makamın ,bir fiilin terkini istemesidir.

Yasaklar :a- Açık yasak.b-Dolaylı yasaklar olmak üzere iki şekilde olur.

         Nehiyin Hükmü.

a-      Nehiy kelimesi ,yasaklanan bir fiilin haram kılındığını gösterir. Örnek:   

Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.!”.(İsra Suresi.Ayet:33)

            “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin!”.(Bakara Suresi.Ayet:188).

            “Cuma esnasında alış verişten el çekin !”.(Cuma Suresi.Ayet:9).

            “Allah , çirkin işleri , fenalık ve azgınlığı yasaklar.”.(Nahl Suresi.Ayet:90).

“Analarınız , kızlarınız…size haram kılındı.”.(Nisa Suresi.Ayet:23).

b-      Nehiy kelimesi bazen bir başka anlam taşır. Nehiy kelimesinin bir başka anlam taşıyabilmesi için bu durumu destekleyen bir işaretin olması gerekir. (İşaret=emare=karine)

 

 

Örnek:

     “Birtakım şeyleri sorup durmayın ! Ola ki açıklanır da sizi üzer.” (Maide Suresi.Ayet:121). Ayetinde Nehiy kelimesinin, “irşat edici” özellikte olduğu açıklanır. (Kelime=Kip).(İrşad=Aydınlatma=Bilgilendirme).

c-Nehiy kelimesi mekruhluk ifade edebilir.Yukarı ki ayette lüzumsuz sorular sormanın yasaklanışı , mekruhluğu göstermek içindir. (Mekruh=Kerahet) .

d- Nehiy kelimesi dua anlamına da gelir.

Örnek:

“Rabb’imiz ! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme !”(Ali İmran Suresi.Ayet:8).Ayetinde  “Eğriltme!” kelimesi her ne kadar Nehiy şeklinde ise de kuldan Allah’a doğru olduğu için “dua” anlamına gelmektedir.

e-Nehiy ,yasaklanan şeyin derhal terkini ve ondan sürekli olarak el çekme hükmünü de anlatır.

Örnek:

        “Zinaya yaklaşmayın!”. (İsra Suresi .Ayet 32).ayetindeki zina yasağı ,hemen ve devamlı olarak haram fiilden uzak durmayı emreder.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Genel Anlamlı Sözcükler ( Kelimeler.)

Genel:Bir bütünün parçalarını olduğu gibi kapsayan kelimelerdir.Örnek:Tahıl , kuş , bitki , taşıt , giysi..v.b. (Genel=Amm=Umumi).(Sözcük=Kelime).

Genel Anlamlı Sözcükler.

1-“Her , hepsi ,bütün , tüm” gibi anlamlara gelen kelimelerle yapılan terkipler.

     Örnek:

    “De ki: Herkes doğasına uygun iş yapar.”(İsra Suresi.Ayet:84).

“Hepinizin varacağı yer Allah’tır.”(Maide Suresi.Ayet:48).

“De ki: Ey insanlar ! Ben hepinize gönderilen Allah’ın elçisiyim.”.(Araf Suresi.Ayet:158).

2-Öncesine belirtilik takısı gelen (marife) , çoğul isimler.Yani ;el Müminun , el muhsinun  , emvalükum(mallarınız) , evladüküm (çocuklarız)  gibi.

Örnek:

      “Müminler kurtuluşa ermişlerdir.”.(Müminun Suresi.Ayet:1)).

“Mallarından , onları arındırıp paklayacak bir sadaka al !”.(Tevbe Suresi Ayet:103).

3-Öncesine belirtilik takısı gelen (marife) , tekil isimler. Yani el İnsan , el Bey , er Riba gibi.

Örnek:

   “Vel’asri inne’l insan ele fi husrin…=(Asra ant olsun ki insan gerçekten ziyandadır.”(Asr Suresi.Ayet:1 , 2 ).Bu ayette geçen  “ el İnsane” sözcüğü  , her ne kadar tekil olsa da  “insanlık” anlamındadır.Ve bütün insanları kapsayacak genelliktedir.

 “ Ahallallahu’l bey’a ve harrame’r riba.=(Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”).(Bakara Suresi.Ayet:275).Bu ayette geçen  “el Bey”  ve “er Riba” sözcükleri tekil oldukları halde bir cinsi anlattıkları için genel anlamlı sözcüklerdir.

(sözcük = Kelime ). (İşaret=emare=karine)

         Genel Anlamlı Sözcüklerin Hükmü.

a- Genel Anlamlı Sözcükler ;  bir delil ile tahsis edilebilir.

b- Genel Anlamlı Sözcükler ;  bir İşaret ile tahsis edilebilir.

c- Genel Anlamlı Sözcüklerden olup da tahsis görmemiş sözler nadiren bulunur.

Tahsis:Sözcüğün bazı fertleri , bir delil ve işaret ile kapsam dışında bırakmasıdır.

          Kapsam : Sözcüklerin ; bizlere anlattığı olaydan etkilenen , varlıkların dışında kalan aynı cins varlıklar . Veya bu varlıklar topluluğu.

 

       Örnek:

      “Ramazan ayı , insanlara doğru yolu bildiren ve hidayet delillerini ortaya koyan Kuran’ın indirildiği aydır. Sizden (her) kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta ve yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar iyileştiklerinde ve yolculuk sona erdiğinde tutmadıkları günler sayısınca oruç tutarlar.Allah sizin için kolaylık isteyicidir. Güçlüğe düşmenizi istemez. Bu da eksikliği tamamlamanız , Allah’ın size doğru yolu göstermesinden dolayı ona karşı şükranınızı eda etmeniz içindir.”(Bakara suresi . Ayet:185 .)

Bu ayette geçen “ (her) kim” sözcüğü genel anlamlı bir sözcük olmakla birlikte , burada kast edilen “Müslüman , akıllı ve ergen” kişilerdir.Bu kişilerde oruç tutmaları istenmektedir.Ayrıca ayetin devamındaki “. “ Hasta ve yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar...”.şeklindeki ifadede sözü edilen kimselerin ayetin genel hükmünden kapsam dışı tutulduğunu göstermektedir.

İslam Dininin emirlerine göre boğazlanmadan ölen hayvanların haramlığı genel hükmünden , balıklar istisna edilmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C- Ortak Anlamlı Sözcükler.(Müşterek=Ortak)

      Her biri birden fazla anlama gelen kelimelerdir.Örnek:Arapça’da “ayn” kelimesi ; göz , pınar , casus , altın , eşya gibi anlamlara gelir.Bu kelimelerin hepsi birden aynı anlamı ifade etmek için konulmuş değillerdir.Tarihi seyir içinde aynı dili konuşan  kabile veya topluluklar tarafından ayrı ayrı  manalar için kullanılmış ve daha sonra kelimenin bütün anlamları o millet tarafından orak kullanılır olmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Anlam Açıklığı Açısından Sözcükler.

A-Zahir Sözcükler.

B-Nass Sözcükler.

C-Müfesser Sözcükler.

      D-Muhkem  Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-Zahir Sözcükler.

   Sözlükte Zahir:Ortaya çıkan ,görünen ,açık demektir.

    Dini Terim Olarak Zahir:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan sözcüklerdir.Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

    Dini Terim Olarak Zahir:Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen sözcüklerdir. Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

    Dini Terim Olarak Zahir:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan ayet ve hadislerdir . Ancak bu ayet ve hadislerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

        Örnek:

       “ Riba yiyenler , kabirlerinden tıpkı şeytan çarpmış gibi kalkarlar.Bu onların ‘alışveriş de riba gibidir” demelerinden ötürüdür.Oysa Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”(Bakara Suresi.Ayet:275). Ayetindeki  “Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”cümlesi ,alışverişin helal ,ribanın haram olduğuna delaleti bakımından zahirdir.

Ancak ayetin asıl ifade amacı bu ikisinin bir olmadığını ortaya koymaktır. Bunların helal ve haram olduklarının beyanı yeri gelmişken yapılmış bir açıklamadır.

          Örnek:

Deniz suyu ile abdest alınıp alınmayacağı sorusuna Peygamberimiz; “Denizin suyu temiz ,ölüsü helaldir.”.buyurmuştur.(Ebu Davut.Taharet;41).

Bu hadisteki “ölüsü helaldir” cümlesi ,manaya delaleti açısından zahirdir.Çünkü bu cümle , esasen bu hükmü bildirmek için ifade edilmiş değildir.

    Zahir Sözcüklerin Hükmü:1-Zahir sözcüklerin gerektirdiği gibi hüküm verilir.

2-Dini bir delil olmadıkça zahiri almam terk edilmez.

Zahir Sözcüklerin Hükmümde özel durumlar:

           1- Zahir sözcükler Mutlak ise Mukayyede yorumlanabilir.

2-Zahir sözcükler Genel Anlamı ise Tahsis Görme gibi bir yolla tevil edilebilir

Örnek:

“Allah  , alışverişi helal kılmıştır.”cümlesi zahir ve genel anlamlı olduğu için hükmü geneldir, her türlü alışverişi kapsar.

Bununla birlikte şarap , domuz gibi haram olan şeylerin satımı , bu genel hükmün dışındadır ve helal değildir.Buna göre burada zahir, tahsis görmüş olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Nass Sözcükler.

        Sözlükte Nass:Bir şeyi açıklamak ,sınırlamak , belirtmek gibi anlamlara gelir.

        Dini Terim Olarak Nass:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan sözcüklerdir.Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır

       Dini Terim Olarak Nass :Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen sözcüklerdir. Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır.

       Dini Terim Olarak Nass :Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen ayet ve hadislerdir. Ancak bu ayet ve hadislerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır.

        Genellikle Dini Terim Olarak Nass :Kesin bir hüküm bildiren ayet ve hadislerdir.

Örnek:

“Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”(Bakara Suresi.Ayet:275). Ayeti ile riba ile alışverişin aynı olmadığını belirtmek amacıyla ifade edilmiştir.Öyleyse bu ayet , bu anlam delaleti açısından  “nass” olmaktadır.

         Örnek:

“Allah’ın peygamberine , fethedilen (kafir) memleketlerin halkından verdiği ganimet , Allah )(Kabe ve diğer mescitlerin onarılması için) peygamber ,ona yakın akrabalar , yetimler , fakirler ve yolda kalmış kimseler içindir. Yeter ki , o mal içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir servet olmasın.(Bundan fakirler faydalansın). Peygamber size neyi verirse onu alın , neyi yasaklarsa ondan kaçının.”(Haşr Suresi .Ayet:7 ).ayeti özellikle ganimet taksiminde H.z.Peygambere itaat edilmesi için indirilmiştir.Bu anlamı ile nasstır.Aynı ayetin , her konuda H.z.Peygambere itaate delalet etmesi ise zahirdir.

                Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

        Nass Sözcüklerin Hükmü:

      1-Nassın anlama delaleti , zahirin anlama delaletinden daha açıktır.Aksine dini bir hüküm olmadıkça gereği gibi hükmedilir.Yani amel edilir.

       Zahir Sözcüklerin Hükmümde özel durumlar:

1-Zahir sözcükler (ayet ve hadisler ) peygamberimiz döneminde nesh edilmiştir. (Peygamberliğin bir hikmeti olarak).

        2-Nass olarak adlandırılan sözcükler(ayet ve hadisler)zahir kadar  olmasa da bazen tevil edilebilir.

Zahir İle Nassın Çelişmesi.

          1-Nassın hükümlerinin , zahirin hükümleri ile çelişmesi halinde nassın hükmüne uyulur.   

           [1-Kesin hüküm bildiren ayet ve hadislerin hükmü ile ; yeri gelmişken açıklama yapmak için söylenen ayet ve hadislerin  hükümlerinin çelişmesi halinde , Kesin hüküm bildiren ayet ve hadislerin  hükmüne uyulur.].

          [  Nass: Kesin hüküm bildirmek için söylenen ayet ve hadisler.].

          [ Zahir: ; Yeri gelmişken kesin hüküm açıklamak için söylenen  ayet ve hadisler.].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Tevil(Yorum):Zahir ve nassın kelime anlamları;bazı şartların bulunması halinde terk edilip bir başka anlam verilmesidir.

        Tevilin  Genel Şartları:

            1-Dinin genel bütünlüğüne ve dinin maksatlarına uygun düşmesidir.

Örnek:

Abdest alınmasını emreden ayette Allah: Ey inanalar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız ,başınızı mesh edin (ıslak elle sıvazlayın)  ve ayaklarınızı da (topuklarla beraber) yıkayınız. Eğer cünüpseniz temizlenin (boy abdesti alın). Şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan (heladan )gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin , yüzlerinizi , ellerinizi,onunla (o toprakla )mesh edin. Allah sizi zorlamak istemez.Fakat şükrederseniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.”.(Maide Suresi.Ayet:6) . Anlamındaki ayette “kalkmak” fiilinin zahir anlamı ,”doğrulmak , “dikilmek”tir.Ancak bu kelime,tevil yoluyla “namaz kılmak istediğinizde” şeklinde anlaşılır.

Örnek:

Fitreden bahseden hadislerde geçen “buğday” , “arpa”  ,“koyun”…v.b.şeylerin yerine yorumla bedellerinin para olarak verilmesi mümkün olur.

 [Şer’i:Dine dayalı , dinin kanunlarına uygun, yasal.].

           Tevil Çeşitleri:

1-Sahih ve makbul tevil.

           2-Sahih ve makbul olmayan tevil.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C-Müfesser Sözcükler.

     Sözlükte Müfesser:Tefsir edilmiş , açıklanmış demektir.

      Dini Terim Olarak Müfesser:Bir Hükmü kesinlikle açık olarak belirten ; tevil ve tahsise kapalı sözcüklerdir.

      Dini Terim Olarak Müfesser:Bir Hükmü kesinlikle açık olarak belirten ; tevil ve tahsise kapalı ayet ve hadislerdir.

Örnek:

Gerçekten ayların sayısı Allah yanında , Allah’ın kitabında , gökleri ve yeri yarattığından beri on iki aydır.Onlardan dördü (Zilkade , Zilhicce , Muharrem , Recep) haram olanlardır.İşte en doğru hesaptır.O halde bilhassa bu haram aylarda nefislerinize zulmetmeyin.Bununla beraber, Müşrikler sizinle toptan savaştıkları gibi , siz de onlarla toptan savaşın .Bilin ki Allah , fenalıktan sakınanlarla beraberdir.”(Tevbe Suresi Ayet:36). ayetinde “Müşrikler” sözcüğü , anlamı açık ve genel bir sözcüktür.Bu haliyle tahsis ve tevil edilme ihtimali vardır.Fakat “toptan” kelimesi bu ihtimali ortan kaldırmaktadır.Ve “Müşrikler” sözcüğünü  açıklamaktadır.

Örnek:

Salat , oruç , zekat  kelimeleri; kapalı “Mücmel” kelimelerdir.

        1-Ne anlama geldiğini insanlar düşünerek bulamaz. .

        2-Peygamberimiz bu kelimelerin ne anlama geldiklerini en ince ayrıntısına kadar açıklayarak ortaya koymuştur.

        3-Bu açıklamadan sonra bu kelimelerin anlamları açıklanmıştır.Yani “Müfesser” olmuştur.

4-“Peygamberimiz: “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız öyle (namazı) eda ediniz.” .buyurmuştur.Böylece “Salat” kelimesi “namaz” kelimesi ile açıklanmıştır. (tefsir edilmiştir=müfesser olmuştur).

          Mücmel:Sözü söyleyen kimse tarafından açıklama yapılmazsa ; anlaşılmayacak kadar kapalı sözcüklerdir.(anlamı açık=zahir) (Genel=Amm=Umumi).(Sözcük=Kelime)

      Müfesser Sözcüklerin Hükmü:

         1-Açıklık bakımından zahir ve nasstan daha kuvvetlidirler.

2-Tevil ve tahsise ihtimaline kapalıdır.

3- Peygamberimiz hayattayken , neshe açıktır..

4-Peygamberimizin vefatından sonra Müfesser sözcükler muhkem olmuşlardır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

D-Muhkem  Sözcükler.

Sözlükte Muhkem:Sağlamlaştırılmış demektir.

  Dini Terim Olarak Muhkem:Söylediği manayı kesin olarak bildiren , başka bir yöne çekilmeyen sözcüklerdir.

Dini Terim Olarak Muhkem:Söylediği manayı kesin olarak bildiren , başka bir yöne çekilmeyen ayet ve hadislerdir.

   Örnek:

Allah’ın Resulünü üzmeniz ve kendinden sonra hanımları ile evlenmeniz sonsuza dek caiz değildir.”.(Ahzab Suresi Ayet:53).

Bu örnekte “sonsuza dek” anlamına gelen sözcükler,bu ayetin kesin hükmünü , ortaya kor.Hiç bir şey bu hükmü ortadan kaldıramaz .(nesh edemez).

[[“Ey iman edenler ,bundan sonra peygamberi evlerine , yemeğe davet olunmaksızın vaktini de gözetmeksizin girmeyin.Fakat çağrıldığınız zaman girin yemeği yediğinizde de (hemen)dağılın.Söz dinlemek veya sohbette bulunmak ,ç,n de (izinsiz)girmeyin.Çünkü bu peygambere eza veriyor(reddetmek için de  )sizden utanıyor.Fakat Allah gerçeği açıklamaktan çekinmez.Bir de (peygamberin)zevcelerine bir şey soracağınız vakit de , perde arkasından sorun.Böyle yapmanız hem sizin  kalpleriniz , hem de onların kalpleri için daha temizdir.Sizin Allah’ın resulüne eza vermeniz doğru olmadığı gibi ,arkasından (vefatından sonra )zevcelerini nikah etmeniz de hiçbir zaman cazi olmaz.Bu Allah katında çok büyük bir günahtır.”]]. (Ahzab Suresi Ayet:53).   

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Muhkem Sözcüklerin Hükmü:

1-Muhkem ayet ve hadislerin gerektirdiği gibi amel edilir.

2-Muhkem ayet ve hadisler hiçbir şekilde;tevil edilmez.

3-Muhkem ayet ve hadisler hiçbir şekilde; Tahsis edilmez.

4- Muhkem ayet ve hadislerin hiçbir şekilde; nesh olunduğu iddiasında bulunulamaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-Anlamın Kapalılığı Açısından Sözcükler.

A-Hafi Sözcükler.

         B-Müşkil Sözcükler.

         C-Mücmel Sözcükler.

D-Müteşabih Sözcükler

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            A-Hafi Sözcükler.

             Sözlükte Hafi:Gizli ,kapalı demektir.

Dini Terim Olarak Hafi:Aslında anlamı açık olan bir kelimenin , bir engel sebebiyle kapsamı konusunda kapalı kalmadı durumuna denir.

            Dini Terim Olarak Hafi:İşaret ettiği mana (şey) kendisinde olmayan bir sebeple kapalı bulunan sözcüklerdir.

Örnek:

        “Erkek hırsızla kadın hırsızların yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan insanlara ibret verici bir ders olmak üzere (sağ)ellerini kesin.Allah mutlaka galiptir, yegane hüküm ve  hikmet sahibidir.”(Maide Suresi.Ayet:38).

a-Bu ayette geçen “es Sarik” kelimesi “hırsız” anlamındadır ve anlamı açıktır.

b-Hırsız kelimesinin Kefen Soyucu ve Yankesiciyi kapsayıp kapsamadığı konusunda bir kapalılık vardır.

          c-Kefen Soyucu ve Yankesici için bir hüküm yoktur.Ve bu hüküm Kefen Soyucu ve Yankesici için hafi (kapalı)dır.

b-Kefen soyguncu ve yankesici ; hırsızla aynı işi yaptıkları halde bunlara ayrı isim verilmiştir.

c-Ayrı isimlerle adlandırılmaları ,bu sözcüğün (hırsız sözcüğünün)  ,onları da kapsayıp kapsamadığı konusunda kapalı hale getirmiştir.Ve bu yüzden bu “es Sarik ”   kelimesine “hafi” yani  “kapalı” denmiştir.

Hırsız (Sarik): Belirli (muayyen) bir malı muhafaza altındayken sahibinden izinsiz bir şekilde alan kimsedir.

Hırsız (Sarik): Belirli (muayyen) bir malı muhafaza altındayken alan kimsedir.

           Kefen Soyucu=Mezar Soyucu

Yankesiciliğin Hırsızlıkla İlişkisi:

1-Yankesicilik hırsızlık işini ustaca yapan kimsedir.

2-Hırsızla aynı işi yaptığı için hırsızlıkla ilgili hüküm aynen yankesiciye de uygulanır.

            Kefen Soyuculuğun Hırsızlıkla İlişkisi:

1-Hırsızlık ve yankesicilik hakkında uygulanan el kesme cezası Kefen Soyucusu için uygulanmaz.Çünkü mezar muhafaza altında değildir.(Bu konuda değişik görüşler vardır).

Hafi Sözcüklerin Hükmü:

1-Hafi sözcüklerin anlamlarının neye delalet ettiği iyice belirtilmeden hükümleri uygulanmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            B-Müşkil Sözcükler.

           Sözlükte Müşkil:Sonun ,sorunlu demektir.

Dini Terin Olarak Müşkil:Hafiden daha kapalı  olan ,ancak bir ip ucu ,bir işaret yardımıyla üzerinde düşünüldükten sonra anlaşılabilen sözcüklerdir.

           Dini Terin Olarak Müşkil: Hafiden daha kapalı  olan , ancak karine ve emareler üzerinde çalışma yaparak anlaşılabilen sözcüklerdir.

Dini Terin Olarak Müşkil:Birkaç manaya gelmesi dolayısıyla ,kendisiyle anlatılmak istenen mana biraz düşünme veya ayet ve hadisler yardımıyla anlaşılan çok kapalı sözcükledir.

           Karine:Karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına , çözümüne yarayan durum , ip ucu , belirti , benzerlik.

         Emare:İşaret , belirti.

Örnek:

Müşterek sözcükler Müşkil için örnektir.Bu sözcüklerin hangi anlama geldiklerini , mutlaka başka kelimelerden bilgilerden hareket edilerek belirlenme zorunluluğu vardır.

Kocası ölen bir Müslüman kadının beklemesi gereken süre , “dört ay on gün”dür.(Bakara Suresi Ayet:234).Ancak bu ayette geçen “ay”dan maksat nedir?

 [[“Sizden ölenlerin geride bıraktıkları dul kadınlar kendi kendilerine dört ay  on gün beklerler, bu müddeti geçirdikten sonra meşru bir surette (evlenmek için) başlarında süs takmalarında sizin için bir suç yoktur.Allah yaptıklarınız şeylerden haberdardır.]]. (Bakara Suresi Ayet:234).

a-Her biri otuz gün olan ay mı?

b-Biri otuz , diğeri otuz bir gün çeken güneş takvimi ayı mı ?

c-Biri yirmi dokuz ,diğeri otuz gün çeken ay takvimi ayı mı?

Bu sorular ; Müşkil sorulardır.Bu Müşkillik durumu “ay” kelimesinin tahlili ile çözülemez.Kesinlikle bir başka delile ihtiyaç vardır.

Bu Müşkil Durumdan Şöyle Kurtuluruz:

a-İslam Dininin diğer yükümlülükleri yerine getirilirken “ay takvimi” esas alınır.

Bu konuda da “ay takvimi”nin geçerli olması gerekir.Böylece Müşkil sorunumuzu çözmüş oluruz.Kadınların bekleme süresi; ay takvimine göre  “dört ay on gün” olarak belirlenir.Böylece “ay” sözcüğü Müşkil olmaktan çıkar.

(Müşterek=sesteş)

İddet: Kocası ölen bir Müslüman kadının ,bir başka Müslüman erkekle nikahlanarak evlenmek için beklemesi gereken süre .

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          C-Mücmel Sözcükler.

           Sözlükte Mücmel:Derlenip toplanıp bir araya getirilen demektir. 

           Dini Terim Olarak Mücmel:Sözü söyleyen kimse tarafından açıklama yapılmazsa ; anlaşılmayacak kadar kapalı sözcüklerdir.

Dini Terim Olarak Mücmel:Bir kaç manaya gelmesi dolayısıyla ,sözcüğü söyleyen açıklamadıkça düşünmekle manası iyice anlaşılmayan sözcüklerdir.

Örnek:

        Namaz,oruç , zekat ,gibi sözcükler Mücmeldir.Bunların insanlar tarafından anlaşılması ve gereğinin yerine getirilmesi imkansızdır. “Salat” sözcüğünün “dua” yoksa , “belli şartları ve rükünleri olan bir ibadet” mi olduğunu anlamak imkansızdır.Peygamberimiz bu ibadetleri gerektiğinde uygulayarak veya sözle açıklayarak insanlara öğretmiştir.Bu sözcüklerin neleri kast ettiklerini ve hükümlerinin nasıl yerine getirilmesini açıklamıştır.Kapalılığı böylece gidermiştir.Bu sözcükleri mücmellikten çıkararak Müfesser haline getirmiştir.   ( Müfesser:Tefsir edilmiş , açıklanmış demektir. )

Mücmelin Özellikleri:

1-Çok sayıda ihtimale açıktırlar

2- Açıklandığı zaman Müfesser olurlar.

3-Mücmelle ilgili olarak yapılan açıklamalar onu her zaman Müfesser haline getirmez.Biraz açıklık kazansa da yine de kapalı kalmaya devam eder.

4-Bir derece açıklık kazanması sonucu “Müşkil” halini alır.

Örnek:

Kuranda yer alan ve haram olan  “riba”yı peygamberimiz açıklamıştır.Ama yine de ribanın ne olduğu konusu fıkıh bilginleri için kapalı kalmıştır.Ve fıkıh bilginleri için çözülmesi gereken sorun haline gelmiştir.Günümüzde de hala ribanın ne olduğu konusu kesin olarak ortaya konmuş değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            D-Müteşabih Sözcükler.

Sözlükte Müteşabih:Benzerlik arz eden ,birbirine benzeyen demektir.

Dini Terim Olarak Müteşabih:Dini metinlerde yer alan , ancak anlamı hiçbir zaman anlaşılmayacak derecede kapalı olan sözcüklerdir.

Müteşabihleri Kimler Anlar:İlimde derinleşenlerin (rüsuh sahibi olanların) bile bileceği ifade edilmiştir. (Ali İmran Suresi.Ayet:7)

[[“Sana Kuranı indiren , O’dur . Kuranın esasını teşkil eden bir kısım ayetler açık ve kesindir. Diğer bir kısmı ise mecazi manalar taşır.(Manalarını anlayamazlar) Kalbinde eğrilik olanlar , fitne çıkarmak için , o mecazlı ayetleri tevil ederler.Halbuki onların gerçek anlamlarını ancak Allah bilir.İlme vakıf olmuş idrak sahibi kimseler “Biz ona inanırız.Açık ve kapalı ayetlerin hepsi Allah’tan gelmiştir. ” derler . Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünürler.]].(Ali İmran Suresi.Ayet : 7 )

           Müteşabih Sözcüklerin Hükmü:

1-Kurandaki bazı surelerin başında bulunan harflerin ne anlama geldiklerini kimse bilemez.

2-“Allah’ın eli”nden , “ arşa kurulması”ndan maksadın gerçekte ne olduğunu kimse açıklayamaz.

3-Müteşabihler tam manasıyla anlaşılmadığı için yükümlülük konusu da olmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

     4-Kullanıldığı Anlam Bakımından Sözcükler.

        A-Hakikat Sözcükler.

        B-Mecaz Sözcükler.

        C-Sarih Sözcükler.

        D-Kinaye Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          A-Hakikat Sözcükler.

           Sözlükte Hakikat:Bir söz kendi anlamında kullanılmasıdır.

           Sözlükte Hakikat:Konulduğu ve ayrıldığı(tahsis edildiği )manada kullanılan sözcüklerdir. (Gerçek anlamıyla kullanılan sözcüklerdir.).

            Hakikat Çeşitleri:

             1-Dilde Hakikat:Yıldız , güneş , ay ….gibi. sözcüklerdir.

2-Din Dilinde Hakikat:Din dilinde terim halini almış ve dini bir hakikati ifade etmek için kullanılan sözcüklerdir.Salat , hac , oruç , nikah… gibi sözcüklerdir.

3-Örfi Hakikat:Halkın kullandığı dilde bir anlam ifade eden sözcüklerdir.Otomobil için ;araba ,esnafın geçim kaynağı olan şeyler için mal , hayvancılıkla uğraşanların sahip oldukları büyük ve küçük baş hayvanlara mal demesi gibi…sözcüklerdir.

Hakikatin Hükmü:

           1-Hakikat sözcükler,için ifade ettikleri anlam geçerlidir.Dini hükümler buna göre verilir.

2-Sözde asıl olan hakikat anlamıdır.Söze hakikat anlamı vermek imkansız olmadıkça mecaz anlamına göre hükmedilmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

         B-Mecaz Sözcükler.

          Sözlükte Mecaz :Kullanıldığı anlamdan ;aradaki bir başka benzerlik dolayısı ile ,bir başka anlamda kullanılan sözcüklerdir.

Sözlükte Mecaz :Bir alaka veya bir benzerlik sebebiyle , konulduğu anlam dışında bir başka mana ifade etmek için kullanılan sözcüklerdir.

           Mecazın Hükmü:

        1-Mecaz sözcükler,için ifade ettikleri anlam geçerlidir.Dini hükümler buna göre verilir.

2-Sözde asıl olan hakikat anlamıdır.Söze hakikat anlamı vermek imkansız olmadıkça mecaz anlamına göre hükmedilmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          C-Sarih Sözcükler.

           Sözlükte Sarih:Açık demektir.

           Sözlükte Sarih:Çok kullanılan bir  sözcük olduğu için onu duyan kimselerin hemen anladığı sözcüklerdir.

           Dini Terim Olarak Sarih:İster hakikat oldun , ister mecaz olsun , bir sözcüğün çok kullanılması sebebiyle hangi manaya geldiği açıkça anlaşılan sözcüklerdir.

Örnek:

1-“Sen boşsun !” sözü , İslam Fıkhına göre bir hakikati ifade eder.Karı ile koca arasındaki nikah anlaşmasının bozulduğunu anlatan “sarih” bir sözcüktür.

2-“Köye sor!” sözü ise  “Köy halkına sor.”anlamındadır.Mecaz bir kelime olmasına rağmen yine de anlam bakımından sarih bir sözcüktür.

3-Alışverişte aldın ve karşılığında sattım diyen kişiler için mal satımı gerçekleşmiştir. Bu kişilerin niyetine bakılmaz.

           Sarihin Hükmü:

          1-Dini konularda sarih sözcüklerin gereği ,niyete gerek duyulmadan gerçekleşir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          D-Kinaye Sözcükler.

            Sözlükte Kinaye:Dolaylı anlatım demektir.

            Sözlükte Kinaye:Ne anlama anlaşılması için yardımcı bilgilere gerek duyulan kapalı sözlerdir.

           Dini Terim Olarak Kinaye:Bir sözü , gerçek anlamının anlaşılmasına engel  bulunmadığı bir durumda başka anlamda kullanılmasıdır.

Örnek:

Toplumca Ayıp Sayılan Şeylerin Kinayeyle Anlatımı:

            Toplumca ayıp sayılan şeylerin anlatımı genellikle kinaye yoluyla yapılır.Sözgelimi tuvalet ihtiyacımızı gidermenin Kuranda; “Ayak yolundan gelme”(Nisa Suresi Ayet : 43 ) şeklinde ifadesi bir kinayedir.

        [[“Ey iman edenler ,sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar , cünüp iken de yolcu olmanız hali müstesna gusül yapıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta iseniz veya biriniz ayak yolundan gelirse yahut da kadınlara dokunup da su bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin.Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve affedicidir.”]].

(Nisa Suresi Ayet : 43 )

Örnek:

Satıcının pazarlık yaptıktan sonra müşterisine ;”haydi hayırını gör!” demesi ,kinaye yoluyla müşterisine malını sattığını gösterir.Satış için başka bir söze ihtiyaç duyulmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kinayenin Hükmü:

1-Kinaye sözcüklerinin , hüküm ifade edebilmesi için niyetle ya da onun anlamını belirlemeye yarayacak işaretlerle açıklık kazanması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Anlamın Delaleti Biçimi Açısından Söz ve İfadeler.

          Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

İbare: Asıl yazıldığı şekliyle , görüldüğü gibi , olduğu gibi demektir.

A-Nassın İbaresi.

B- Nassın İşareti.

            C- Nassın Delaleti.

         D- Nassın İktizası.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-Nassın İbaresi.

          Nassın İbaresi :Söylenen sözcüklerin doğrudan kendisinden anlaşılan anlamı belirtme biçimine denir.

Nassın İbaresi:Koşanın asıl maksadını olduğu gibi anlatan sözcüklerin bu anlamı anlatışıdır.

           ( İbaresiyle=Sözüyle).(İbare=Söz.).

           Örnek:

           “Namazı dosdoğru kılınız.”(Bakara  Suresi.Ayet:43).

           [[“(Müslümanlar gibi) namaz kılın , zekat verin ve Müminlerle birlikte rüku edin.(Cemaate katılın)”]].  (Bakara  Suresi.Ayet:43).

“Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı.”(Bakara Suresi.Ayet:183).

[[“Ey Müminler! Fenalıktan sakınasınız diye sizden evvelkilere olduğu gibi size de oruç farz kılındı.”]] (Bakara Suresi.Ayet:183).

           Bu iki ayet namaz ve orucun Müslümanlara farz olduğunu anlatır.Buradaki anlarım olduğu gibi ayetlerin anlatımıdır.Bir başka söze gerek yoktur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B- Nassın İşareti.

            Nassın İşareti : Ayetlerin (Nassın) temel anlamı olmamakla birlikte , temel anlamın gerekli kıldığı anlamı yol göstererek anlatım biçimine denir.

            Nassın İşareti:Konuşanca kast edilmeyen (istenmeyen) bir manayı işaret yoluyla anlatan söz ve ifadelerdir.

Örnek:

“Ey iman edenler! Birbirinize ,belli bir süreye dek borçlandığınız zaman onu    yazın!”(Bakara Suresi.Ayet:282)

1-Bu ayet doğrudan doğruya bize borçların yazılmasını söylemek suretiyle güvence altına alınmasını emretmektedir.

2-Aynı ayet , sözüyle değil ama işaretiyle “yazılı belgelerin delil olacağına” da kesinlikle belirtmektedir.

          [[“ Ey iman edenler , belli bir müddet için birbirinize borçlandığınızda bunu yazı ile tespit edin.Adil bir katip Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan çekinmesin , söylenenleri doğru olarak yazsın.Üzerinde başkasının hakkı olan kimse borcunu söyleyerek , yazdırsın. (Yazdırırken)Allah’tan korksun ve borcundan bir şeyi noksan yazdırmasın.

        Eğer borçlu ,(akılsızlık , bunamışlık veya bunlar gibi herhangi bir sebepten dolayı) yazdırmağa gücü yetmezse velisi doğru olarak söyleyip yazdırsın. Adamlarınızdan iki erkeği bu muameleye şahit tutun.İki erkek olmazsa birinin unuttuğunu öbürü hatırlasın diye münasip kimselerden bir erkek iki kadın tanık olsun.

        Şahitliğe çağrılanlar kaçmasınlar .Az olsun çok olsun belli bir müddet için verilen borcu yazmayı ihmal etmeyin.Bu hareket Allah katında adalete daha uygundur. Ve şahitlik için daha sağlam olan , şüpheye düşmemesine yarayan bir şeydir.Alış verişini elden ele hemen devrederek  yapıyorsanız yazmamakta bir beis yoktur.Ama alış verişinizde şahitler bulundurun.Yazana da , şahitlik edene de zarar verilmesin.Eğer zarar verirseniz haksızlık etmiş olursuz.

         Allah’dan korkun , Allah size ilim öğretiyor.O , her şeyi kemaliyle bilendir.”]]. (Bakara Suresi.Ayet:282)     

               Örnek:

              “Eğer bilmiyorsanız , bilgi sahiplerine sorun.”(Nahl Suresi.Ayet:43)

            [[“Ey Muhammed! Senden önce de kendilerine vahiyde bulunduğumuz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik.Bunu bilmiyorsanız , bilgi sahiplerine sorun.”]]. (Nahl Suresi.Ayet:43).

Ayeti , doğrudan anlaşılan anlamıyla (ibaresiyle) ,bilgi sahibi olmadığımız bir konu hakkında , o konuyu en iyi bilen kişilere başvurmamızı emretmektedir.Yine bu ayet , bu emrinin yerine getirilebilmesi için yeterli ölçüde her konuda ; “ yetiştiği konuyu en iyi bilen kişilerin (uzman) yetiştirilmesinin gerekliliğine” de işaret etmektedir.

Örnek:

            “Çocuğun ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır.”( Ahkaf Suresi.Ayet:15).

            [[“Biz insana ,ana babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik.Zira anası onu karnında zahmetle taşımış , onu güçlükle doğurmuştur. Ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer.Nihayet insan erginlik çağına gelince ve kırk yaşına varınca şöyle demesi gerekir: “Rabbim , benim ana ve babama verdiğinnimete şükretmemi ve hoşnud olacagın hayırlı iş yapmamı sağla.Soyum hakkında da benim için salah hali nasib eyle.Doğrusu ben tevbe edip sana döndüm ve sana teslim olanlardanım.”]]. .”( Ahkaf Suresi.Ayet:15).bir başka ayette ise;

               “Sütten kesilme iki yıldır.”(Lokman Suresi.Ayet:14)

               [[“Biz insana , ana ve babanın( onlara iyi davranmasını) tavsiye ettik. Anası onu (karnında) zahmet üstüne zahmete uğrayarak taşımıştır.Sütten kesilmesi de iki yıl sürer.( İnsana : “Bana ve ana ve babana şükret , dönüşün ancak banadır.”dedik.”]]. (Lokman Suresi.Ayet:14) denilmektedir.Bazı fıkıh bilginleri bu iki ayette bize verilen bilgilerden olması gereken gebelik süresinin ; dokuz ay olduğunu ancak bazı durumlarda ; “bu gebelik süresinin altı ay da olabileceği.” bilgisini “ayetin işareti” sonunda öğrenmişlerdir.

  (İbare=doğrudan anlaşılan anlamı=Sözü).;(İşaret=Gösterme)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C- Nassın Delaleti.

          Nassın Delaleti:Nassın temel anlamının , aralarındaki illet benzerliği sebebiyle nassta belirtilmeyen durum hakkında da öncelikli olarak sabit olmasına “Nassın delaleti “denir.

          Nassın Delaleti:Gerekli gördüğümüz devamlı anlamı , aralarındaki sebep(neden , illet) benzerliğinden dolayı belirten söz ve ifadelere denir.

Örnek:

Allah Kuranda Ana ve Baba hakkı konusunda: “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına ulaşırsa ,onlara “öf” bile deme! Onları azarlama.Onlara güzel söz söyle!”(İsra Suresi.Ayet:23).

    [[“  Rabbin kesin olarak ; kendisinden başkasına tapmanızı ve anaya ,babaya iyilik etmenizi emretmiştir.Eğer ana ( ile) babandan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlayacak olursa ;sakın onlara “of” deme, onları azarlama .Onlara güzel ve tatlı sözler söyle.”]].(İsra Suresi.Ayet:23). buyurmaktadır.

Bu ayette , “onları dövme” den bahsedilmemektedir.Ancak ayetten anlaşılan anlam, aynı temel anlamı dövme için de sabit hale getirmektedir.

Çünkü dövmenin vereceği ıstırap ,”öf” demenin vereceği ıstıraptan daha büyük olacaktır.

Aralarında ki bu sebep birliği ,aynı hükmün dövme için de geçerli olduğunu kesinlikle göstermektedir.Hem bu ayetten bu hükmün çıkarılması için içtihada gerek yoktur.Bu , tamamen dil özellikleri içinde kalınarak çıkarılan bir anlamdır.

Örnek:

            “Haksız yere yetim malı yiyenler  , karınlarına ancak ateş tıkınmaktadırlar ve onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.”(Nisa Suresi Ayet:10).

            [[“Yetim mallarını haksızlıkla  yiyenler  ,ancak ateş yerler.(O mallar karınlarında adeta ateş gibidir) Ve  onlar alev alev yanan cehennem ateşine atılacaklardır. “]].(Nisa Suresi Ayet:10).

Bu ayet  doğrudan anlaşılan anlamıyla haksız yere yetim malının yenmesinin haram olduğunu açıklar.Arap dilini iyi bilenler ,herhangi bir kıyas işlemine gerek duymadan ,bu ayetin açıklaması ile “yetim mallarını yakmanın , kendi zimmetine geçirmenin, dağıtmanın da yanı şekilde haram olacağını” ortaya koyduğunu anlarlar.

Çünkü yetim için önemli olanın haksız yere mallarının elinden alınmasıdır ; yenilerek veyahut bir başka şekilde elinden alınması arasında ,yetim için bir fark yoktur.

(illet=sebep=neden)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

D- Nassın İktizası.

           Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

İbare: Asıl yazıldığı şekliyle , görüldüğü gibi , olduğu gibi demektir.

Nass :Dini hüküm bildiren ayet ve hadisler demektir.

İktiza: Gerektirdiği , gerekliliği ,olmadığı halde gerektirdiği, olmadığı halde gerekliliği,işaret ettiği,olmadığı halde anlaşılan,

          Nassın İktizası:Anlattığı manayı değil de istek yoluyla gerekli gördüğümüz manayı (anlamı) işaret eden (gösteren) sözcüğün belirtmesine denir.

Nassın İktizası:Bazı hallerde sözün dini yönden doğru ve sağlıklı anlaşılması , Nassın ibaresinde yer almayan bir anlamın da zihinlerde anlaşılmasını gerektirebilir. Sözcüklerin işte bu anlama delalet biçimine Nassın iktizası denir.

Örnek:

Bir odada bulunanlardan  biri diğerine esprili bir şekilde; “Kapıyı dışarıdan!” kapat dediğini düşünelim. Bu sözün gereğinin yerine getirilebilmesi için  o kişinin ayağa kalkıp kapıya doğru gitmesi ,sonra da kapıdan dışarıya çıkıp kapıyı kapaması gerekir.Tabi olarak kapıyı dışarıdan kapadığı için kendisi odanın dışında kalacaktır.Ve arkadaşlarından ayrılmış olacaktır.Böylece sözün asıl anlamı gerçekleşmiş olacaktır.Yani: “Kapı dışarıdan kapanmış.” olacaktır.

Bu durumda dışarıda kalan kişi arkadaşı tarafından kibarca kovulmuş sayılır.Ancak kapıyı kapatacak kişi odadan çıkmadan da kapıyı kapatabilir.Veya espri olsun diye kapıyı dışarıdan kapattıktan sonra yeniden kapıyı açarak odadan içeriye sanki o topluluğa ilk defa katılıyormuş gibi selam vererek odaya girer ve kapıyı da odanın içinden kapatabilir.Bu durum kapıyı kapatacak kişinin anlayışına kalmıştır.Veya arkadaşlarının kendisine hakaret ettiğini düşüneren kapıyı kaptıktan sonra bir daha odaya girmez .Bir başka yere gider.

Örnek:

         “Eşek haramdır.” Denildiği zaman ,bu sözün doğru anlaşılabilmesi için cümleye bir kelime ilavesi gerekir.Çünkü biz biliyoruz ki eşeğe binmek  , yük yüklemek dinen helaldir.Öyle ise bu sözden maksat , “Eşek etinin haram olması”dır.

         “Fatiha olmadan namaz yoktur ”(Tirmizi , Mevakit,69).hadisi bu haliyle, Fatiha’sız kılınan namaz gerçeğini (olgusunu) yok saymamız gerekir.Ancak biliyoruz ki ortada kılınmış ve adına namaz denen bir olgu bulunmaktadır.Bu takdirde bu hadisin doğru bir anlam ifade edebilmesi için “namaz yoktur”u , “Namazın dinen geçerliliği yoktur.” Şeklinde bir takdirle anlamamız gerekecektir.

Örnek:

          “Şüphesiz Allah ,ümmetimden yanılma ,unutma ve tehdit altında yapmak zorunda kaldıkları şeyleri kaldırılmıştır.” (İbni Mace,Talak,16) hadisi ile asıl anlatılmak istenen şey ;“Hata , unutma ve zorlamanın bizden kalkması.”değildir. Çünkü bunlar kalkmaz. Fakat asıl kast edilen şey ; “Hata ,unutma ve zorlama ile yaptırılan şeylerin sorumluluğunun bizden kalkmasıdır.”.

Ancak ; bütün Müslümanlar için ;”Unutma ,hata etme ve tehditle karşılaşma gibi şeyler her zaman var olmaya devam edecektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Amaçsal yorum (Ta’lil).

Amaçsal yorum (Ta’lil) :Dini metinlerin  , şeri hüküm belirten ayet ve hadislerin (nassların) bir amaç bakımından ele alınıp yorumlanmasına denir.

         Amaçsal yorum (Ta’lil) :Ayet ve hadislerin ; yorumlayan kişinin varmak  istediği bir amaca uygun olarak yorumlanmasına denir.

Mükellefin fiillerine ilişkin dini hükümlerin bütününde , bu hükümleri koyan Allah’ın gerçekleştirmek istediği bir gayesi vardır.

       Çünkü Allah hikmet sahibidir,her şeyi yerli yerince yaratır.Allah anlamsız ve amaçsız şeylerle uğraşması düşünülemez.

Bu bakımdan şu dünya hayatı amaçsız değildir.Dünya hayatında insanların uymaları gereken kuralların da bir amacı vardır.

İslam bilginleri Tümevarım yöntemiyle Allah’ın koyduğu hükümlerin genel maksadını tespit etmişlerdir.Bu konu ile uğraşan bir bilim kurmuşlardır.Ve adına da Maksadı Şeri’a (Dini Hükümlerin Amacı ) denir.

Dini hükümlerin ; hayatın gerçeklerine uygun olması için Amaçsal yorum (Ta’lil) önemlidir.

Ancak dinin bozulmadan korunması için Lafzi Yoruma bağlı kalmak da önemlidir. Amaçsal ve Lafzi yorum’un dengeli yapılması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 Muamelat(Kişiler Arasında Geçerli Olan İlişkileri Düzenleyen Kurallar)

 

Milletlerin ,Muamelatla İlgili Hükümlerinin Özellikleri

   Muamelatla ilgili hükümler ,insanların aklına ve tecrübelerine dayanır.Örf ve adetlere göre şekillenir.Bundan dolayı milletlerin muamelatla ilmili hükümleri birbirine yakındır.

Örnek:Alım satım antlaşması(akdi) ,battı ticaret hukuku ile İslam Ticaret hukukunda aşağı yukarı birbirine benzer.

Muamelat:İnsanların gündelik hayalarında yaptıkları  ve birbirlerine karşı  geçekleştirdikleri hukuki işlerdir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Muamelatla İlgili Konular Şunlardır

1-Aile hukuku(Evlenmek ve Boşanmak)

2-Ticaret anlaşmaları yani Akitler.

3- Miras  ve Vasiyyett(Ölüme Bağlı Olan Tasarruflar).

4-Diğer Hukuki İlişkiler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    İslam Dininin Ticaret Hukukuyla İlgilenmesinin Nedeni.

Ticaret işlerinin iman ve ahlak emeli üzerinde yürütülmek istenmesindendir.Bu temelde yürütülmeyen ticari ilişkilerden bütün insanlar zarar görür.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Aile hukuku(Evlenmek ve Boşanmak)

İslam Fıkhında evlilik hukuku, kişilerin yapacağı ibadetlerden hemen sonra yer alır. Bunun sebebi ise bütün dilerde olduğu gibi İslam dininde de evlilik çok önemlidir. Korunması ve özenle üzerinde durulması gereken bir konudur. İslam Dininde evlilik “Büyük Anlaşma” olarak tarif edilir. İslam Hukukunda, evlilik kurumu en ince ayrıntısına kadar incelenir ve düzenlenir. Aile yapısının son derece sağlam temeller üzerinde kurulması ve korunması sağlamaya çalışır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Kadın ve Erkek Değerlendirmesi

1-Kadın ve erkek yaratılış özellikleri bakımından eşittir.

2-Kadın ve erkek dini sorumluluk bakımından eşittirler.

3-Kadın ve erkek arasında üstünlük ölçüsü sadece takvadır(Allah’ın emirlerini içten gelen bir bağlılıkla yapmadır.).

4-Aile içinde kadın ve erkek görevleri bakımından eşittir.Her ikisinin de bedeni özelliklerine göre ayrı ayrı görevleri vardır.Bu görevler her zaman ailenin sağlamlığı ve çocukların her bakımdan sağlıklı yetişmesine yöneliktir.Aile içinde kadın erkeğin yapması gereken bazı işlerini yaparsa(bazı işlerde çalışır ailenin geçimine yardımcı olursa) yaptığı iş kadar aile içinde yetki sahibi olur.Çünkü ne kadar iş yükü varsa o kadar da hak olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Kuran ve Sünnete Göre Evlilik Kuralları

1-Dinimiz evlilikler kurulurken zorluk istenmez kolaylık istenir.

      Allah Nur Suresi Ayet 32 de maalen: “İçinizdeki bekarları…evlendirin.Eğer onlar fakir iseler ,Allah onları fazlı kereminden zenginleştirir.”buyurmaktadır.

Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Gençler ! Evlenmeye gücü yeteniniz hemen evlensin.Çünkü evlilik gözü ve ırzı haramdan korur.buyurmuştur.”(Buhari.Nikah)

       Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Nikah benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse ,o benden değildir.” buyurmuştur.(Buhari.Nikah)

2- Dinimize göre  aile kurulmasındaki ana sebep hayatın yükünü paylaşmaktır.

      Allah Rum Suresi Ayet 21 de maalen:İçinizden kendileriyle hayattı paylaşıp huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi , Allah’ın varlığının belgesidir.” Buyurmaktadır.

3-Mutlu bir evliliğin şartı eşlerin birbirlerine her bakımdan denk olmalarıdır.

Evlilikte denklik;

a-Dindarlıkta ve güzel ahlakta olmalıdır.

b-Evlenecek kişilerin ailelerinin zenginlik ve kültür  ve eğitim seviyelerinde olmalıdır.Bu şartlar uygun kurulan evliliklerde  eşlerin birbirine uyum sağlamaları  daha kolaydır .

4-Eşler arasında merhamet, sevgi ve saygı en temel özelliktir. Bu üç özellikten vazgeçilmez.

       Bu üç temel özelliğin eşler arasında sürekli geçerli olması için ;

a-Evlenilecek kişiyi seçmede;  güzel ahlak ve dindarlık  seçilecek eşin dikkat edilecek birinci özelliği olmalıdır.

b-Daha sonra güzel görünün ve ailesinin toplum içinde saygı değer olması gibi diğer özelliklere de dikkat edilmelidir.

5- Aile ,eşlerin  ve çocukların aile içinde sorumlulukları esasına göre varlığını devam ettirir.Çocuklar ana ve babalarına saygılı olmalıdır.Ana ve babalar da çocukların eğitim ve öğretimine önem vermeli onları her konuda gözetilmelidir. Milletin temeli olan kültürün korunması ve yaşatılmasını aile sağlar .Bütün dini ve milli duygular aile içinde ana ve babanın çocuklara verebileceği en önemli duygulardır

   Allah İsra Suresi Ayet 23 de maalen: “Rabb’in, sadece kendisine kulluk etmenizi ,ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırlarsa , kendilerine “Of” bile deme; onları azarlama;ikisine de güzel sözler söyle” buyurmaktadır.

     Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Hepiniz çobansınız ve her biriniz güttüğünüzden sorumludur…Evin erkeği bir çobandır ve ailesinden sorumludur.Evin hanımı, evin içinde bir çobandır ve güttüğünden sorumludur…”buyurmaktadır.(Buhari.Cuma)

6-Evlilik sonucu ortaya çıkan akrabalıklarda akrabaların birbirlerine karşı sorumlulukları vardır.

Allah Nahl Suresi Ayet 90 da maalen: “Kuşkusuz Allah adaleti,iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder.”buyurmaktadır.

7-Aile içinde iş bölümü vardır.Bu iş bölümü aile içinde maddi bakımdan büyük tasarrufların yapılmasına neden olur.Aile Üretin ve tüketim faaliyetlerinde daha dengeli olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Aile Kurumunun Kurulma Basamakları

   1-Nişanlanma

        Sözlükte Nişanan: İşaret ,belirleme demektir.

        Örf ve Adetlerde Nişan: Şartları bir birine uyan bir erkek ve kadının evlenmeye söz vermeleridir. Evlilik vaadidir.

Nişan hiçbir zaman nikâh değildir. Tarafları evliliğe hazırlamak ve birbirini tanımak için taraflar arasında uyulan bir evliliğe hazırlık dönemidir. Bu dönemin sonunda evlilik olur veya taraflar birbirleriyle yaşayamayacaklarını anlayarak nişanı bozabilirler. Sudan sebeplerle taraflardan birinin nişanı bozması ayıptır.

Peygamberimiz nişanlı bir kıza dünürlük yapılmasını hoş karşılamamıştır. Nişanlı bir kıza dünürlük yapmak Müslüman’a yakışmaz.

       Bu konuda sevgili peygamberimiz malan: “Sizden biriniz, kardeşinin söz kesim aşamasındaki dünürlüğü üzerine dünürlük yapmazın.”buyurmuştur.

Nişanlanan kız ve erkek arasında düğünden önce “imam nikâhı” yaparak aile mahremiyeti kurmak yanlış bir uygulamadır. Bu uygulama düğün öncesinde kız ve ailesini bazı durumlarda çok güç hallerde bırakabilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    2- Evlenme

        a-Nikah antlaşması(akdi):

Sözlükte Nikâh: Bir araya getirmek, toplamak, birbirine katmak anlamına gelir.

Dini Terim Olarak Nikâh(Evlenmek):İslam Dininin ileri sürdüğü şartlara uygun olarak bir erkek ve bir kadın arasında , evlilik anlaşması (akdi)sonunda meydana gelen birleşme ve bir araya gelmeye denir.

Aralarında İslam Dinine göre evlenme engeli bulunmayan bir erkek ve kadının “belli şartlarda ki bir anlaşma ile” bir aile kurmaları ve birbirlerine helal olmalarına denir.Buna halkımız “nikah kıyma” adı  da verir.

Nikah kıyma işlemi herkese duyurulur.Örf ve adetlerimize ve dinimizin esaslarına aykırı olmayacak eğlenceler (düğünler) düzenlenir.Gerek imam tarafından , gerek belediye memuru tarafından  , erkek ve kadının hür iradesi açıkça duyulmadan  nikah kıyılmaz.Nikah kıyılırken , nikah şahitleri de orada hazır bulunur.Hür iradeleri ile bu olaya şahitlik ederler.

Günümüzde nikah kıyma işlemi belediyelerin görevlendirdiği bir memur tarafından yapılır.Bu işlem davetlilerin ve iki şahidin gözetiminde gerçekleştirilip nikah defterine işlenir Nüfus kütüklerine işlenir, evlenme cüzdanı evlenen kadın veya erkeğe verilir.Bütün nikah işlemleri evlenen erkek ve kadının ve şahitlerin baskı altında kalmadan hür bir şekilde atıkları imzaları ile inkar edilmeyecek şekilde belgelendirilir.Bu şekilde nikah kıyılmasının nedeni ;evlilik sonunda kadının veya erkeğin veyahut çocukların hukukunu korumaktır.

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kadının hakkını güvence altına almak için önce belediye memuru tarafından nikah kıyılır.Bu işlem deftere geçilerek kayıt altına alınır.Evlenme cüzdanı düzenlenir.Daha sonra bu evlenme cüzdanı imama gösterilerek imam tarafından da “imam nikahı” denen ikinci bir nikah kıyma işlemi yapılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    c-Müslüman Erkek ve Kadınların Evlenmelerine Engel Haller

Müslüman erkek ve kadının evlenmesine engel durumlar iki çeşittir.Bunlar:

1-Sürekli Evlenme Engelleri

      Kuranda bu engeller Nisa Suresinin 22-24cü ayetlerinde maalen: “Size şu kadınlarla evlenmek haram kılındı.Ananız,kızlarınız,kız kardeşleriniz, halalarınız , teyzeleriniz,erkek kardeş kızları,kız kardeş kızları,sizi emziren süt analarınız,süt kız kardeşleriniz,karılarınızın anaları,kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız,- eğer anaları ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.- öz oğullarınızın karıları,iki kız kardeşi (nikah altında)bir araya getirtmeniz….size haram kılındı..”  buyrularak açıklanmıştır.

       Kuranda bu engeller Bakara Suresinin 221ci ayetinde maalen: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin…İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle evlenmeyin.”buyrulmaktadır.

    Kuranda bu engeller Mümehine Suresinin 10cu ayetinde maalen: “…Müslüman hanımlar kafirlere helal dekgillerdir.Kafirler de Müslüman hanımlara helal olamazlar…” buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Geçici Evlenme Engelleri

1-Müslüman kadının gayrimüslim bir erkekle evlenmek istemesi .Erkek Müslüman olursa bu engel oradan kalkar.

2-Kadının bir başka erkekle evli olması.

3-Kadının kocasından boşanmış olsa bile iddet beklemesi (bekleme süresi içinde olması).

4-Evlenmek isteyen kimsede akıl hastalığı, zührevi hastalıklar olması ve günümüz için tedavisinin imkansız olan  AİDS adı verilen bir hasalığının olması

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

   Birden Fazla Kadınla Evlenme Şartı

İslam Evlenme Hukukuna göre bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine bir engel yoktur. Ancak bu evlenme şekli ağırlaştırılmış evlenme şartlarına bağlanmıştır.

Bu durum Kuranda bu engeller Nisa Suresinin 3cu ayetinde maalen: “Eğer (o kadınlar arasında) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız o takdirde bir tane alın.” Buyrulmaktadır.Allah’ın ileri sürdüğü adaletli davranma şartı bir Müslüman için ağırlaştırılmış bir şarttır.Aksi durumda eşleri arasında adaletsiz davranan kimse bir ömür boyu bu ayetin hükümlerine aykırı bir hayat yaşamış sayılır ki buna razı olmak imkansızdır.

Şunu da unutmayalım ki insanın yaratılışına en uygun evlilik şekli ek kadınla evlenmektir.Çünkü İlk atamız H.z.Adem tek eşliydi. Onun tek eşinin adı bildiğimiz gibi H.z.Havva idi. Allah iseydi H.z.Adem’e çok sayıda eş yaratırdı.Bu durum bize tek eşliliğin insan yaratılışına daha uygun olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Ancak Allah özel şartlarda birden fazla kadınla evlenmeye izin vermiştir ki bunun hikmetini Allah bilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikah Anlaşmasının(Akdinin)Unsurları

1-     Taraflar

    Evlenme yeterliliğine (ehliyetine)sahip erkek ve kadın, nikah anlaşmasının taraflarıdır.Evlenme yerliliğine sahip olmayanlar gerekli hallerde hakimin izin vermesi sonucu  velileri tarafından evlendirilebilirler.

Bir Nikahın Kıyılabilmesi için;evlenecek kadın ve erkeğin ,nikahı kıyacak kişinin ve iki şahidin nikah kıyılacak yerde aynı zamanda hazır bulunması gerekir.

İmam nikahında nikahı kıyılacak kişilerden onların hür iradeleri ile vekaletlerini almış olan iki vekilin de hazır bulunması nikah kıyma için yeterlidir.

Evlenme Yeterliliği (Ehliyeti)

1-Akıllı ve erginlik çağına girmiş bulunmak.Hanefi mezhebine göre evlilik yaşı erkekler için 18, kadınlar için17 dir.Diğer mezheplere göre kadın ek başına evliliğe karar veremez Kesinlikle nikah kıyılabilmesi için velisinin izni olmalıdır.

2-Evlilik için yapılan nikah kıyma işinde vekalet geçerlidir.Taraflar uygun gördükleri birine vekaletlerini vererek nikahlarını kıydırabilirler.Bu vekalet verme işi sadece imam nikahı kıyılırken geçerlidir. Kanunlarımıza göre ,blediye nikahında vekalet verme iş geçerli sayılmaz

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- İrade Beyanı(Açıklaması)

Evlenme anlaşmasın(nikahın, akdinin) ikinci şartı evlenecek erkek ve kadının ,bu evliliği istediklerini ; kendi istek ve hür iradeleriyle şahitlerin huzurunda açıklamalarıdır.

Erkeğin kadına; “Benimle evlenir misin?”demesine icap, kadının da bu isteğe ;” Evet” demesine kabul adı verilir. Yine kadında erkeğe ; “benimle evlenir misin?”diyebilir.

Yine belediye evlendirme dairesinde görevli memurun ilk soru sorduğu kişinin “Evet” demesi ve ikinci soru sorduğu kişinin de “Evet” demesi de yeterlidir. Bu durumda birinci soru sorulan kişinin verdiği cevap “İcap” ,ikinci soru sorulan kişinin verdiği cevap “Kabul “yerine geçer.Ve nikah şahitlerin şahadetiyle kıyılmış olur.Aldığı cevapların sonucu olan nikahın kıyıldığını evlilik işleminin geçekleştiğini nikah memur açık bir şekilde ilan eder.

Aynı şekilde imam da evlenecek kişilere sorduğu sorulardan sonra veya vekillerine sorduğu sorudan sonra nikâhın kıyıldığını açıkça ilan eder. Şahitler de düğün yapılmayacaksa bu durumu herkese söylerler. Evlenen tarafların hısım ve akrabaları da bu durumu herkese söylerler.

Evlenme antlaşması (akidi) örf ve adetlere uygun kelimelerle de kıyılır.Yani Evlenmek,eşi olmak,eşi olmayı kabul emek, nikahlanmak gibi.

Nikaha; zorlama,baskı sonucu yani cebir ve şiddet sonucu taraflar biri veya ikisi razı edilirse bu nikah geçersizdir.Ortaya çıkan günah bu zorlamayı yapanlara ait olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşmasının  (Akdinin) Sıhhatinin Şartları

       1-İcap: Evlilik anlaşması yapılırken(nikah kıyılırken),erkek veya kadının karşısındaki evleneceği kişiye, kendisiyle evlenmemesi için ;

a- Geçmiş zamana veya gelecek zamana delalet eden bir söz söyleyip bu sözün karşılığını vermesini istemesidir.

Geçmiş zamana delalet eden söz: “Beni koca veya karılığa aldın mı? ”.

Gelecek zamana delalet eden söz: “Beni koca veya karılığa al ”.

   2- Kabul: Erkek ve kadının; kendisinden istenen cevabı, Geçmiş zamana veya gelecek zamana delalet eden  ; “Seni karılığa aldım” veya  “Seni Kocalığa aldım” sözleri ile iki şahidin, nikâhı kıyan belediye memuru veya imamın duyulabileceği bir sesle vermesidir.

Nikahı kıyan kişinin de “Ben de sizi karı koca ilan ediyorum” diye icap ve kabulün sonucunu şahitlerin ve davetlilerin duyabileceği bir sesle açıklaması veya ilan etmesi gerekir.

 

Bu sözler yerine kendine sorulan soruya tarafların “ evet” diye cevap vermeleri de yerlidir. Bu soruları evlenecek taraflara nikâh kıyacak kişi, iman veya belediye evlendirme memuru da sorup cevabını “evet” olarak şahitler huzurunda alırsa nikâh kıyma işlemi eksiksiz yerine getirilmiş olur.

Nikah kıyan kişi soru soracağı zaman taraflara ; “Karılığa kabul ediyor musun?” veya “Kocalığa kabul ediyor musun? ” diye sorar Taraflar da “Evet” diye cevap verirlerse nikahın şartları için gereken İcap ve Kabul işlemi şahitler huzurunda geçekleşmiş olur.Bu sorular bölge halkının örfüne uygun sorular da olur.Soruların cevabı da örfe uygun olur.Yeter ki evlenecek kişiler nikah ve evlilik isteklerini hür iradeleri ile ve isteyerek oraya koysunlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Şahitlerin Özellikleri ve Cinsi Yeti

  Müslümanların nikâh şahitleri;

a- Müslüman olmalıdır.

b- Hür olmalıdır.

c-İki ama erkek de nikah şahidi olur.

d-Nikâh kıyılırken, iki erkek şahit hazır bulunur veya bir erkek iki kadın şahit hazır bulunur.

e- Nikah şahitlerinin adil yani her bakımdan dürüst kişiler olmasına gerek yoktur.

     3-Nikahın Duyurulması ve Bilinmesi: Nikah anlaşmasının herkese duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi gerekir. Bu aleniyet kazandırma için evlilik kütüklerine işleme(tescil) ve herkese duyurma yoluyla yapılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşması ve Kadına Verilen Mehir

       Mehir:Evlenmeden önce erkeğin kadına vermeye söz verdiği para ,altın veya herhangi bir şeydir.

1- Nikahın sıhhatinin şartı için Mehirin önceden belirlenmiş olması şartı yoktur.

2-Nikah kıyılmadan önce Mehir belirlenmemiş olsa bile evlilik gerçekleştikten sonra kadına mehir verilmesi şarttır.Daha önceden belirlenmiş bir mehir yoksa yaşanılan çevrede geçerli olan ölçüde mehir verilir.Yine kadının razı olacağı ; az da olsa kıymet ifade eden her şey mehir olarak verilebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşmasının  (Akdinin) Sonuçları

İslam Dininde aile ve bu aileye yakın akrabaların hak ve yükümlülükleri ayetlerle belirlenmiştir.Bu ayetlerden çıkarılan sonuçlar kısaca şu şekilde sayılabilir.

1-Nikah kıyma işi gerçekleştikten sonra eşler birbirine helal olurlar.

2-Doğan çocukların nesebi sahih olur.

3-Eşlerin birbiriyle iyi geçinmeleri ve üzerlerine düşen aile görevlerini yerine getirmeleri gerekir.

4-Eşler arasında  karşılıklı hak ve görevler ortaya çıkar.Herkes üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirmek zorundadır.Bu konuda toplumun örf ve adetleri büyük ölçüde belirleyicidir.

5- Evin geçimini sağlama görevi erkeğin üzerine düşer.Erkek evin geçimini sağlamak ekmeğini kazanmak zorundadır.

6- Çocukların emzirilmesi ve büyütülmesi ananın sorumluluğundadır.

7- Yerine göre aile yakın akrabalarının geçimlerine de yardım emek zorundadır.

       Akit:Hukuki sonuçlar doğuracak şekilde iki  veyahut çok sayıda kişinin bir konu üzerinde birbirlerinin kabul edebileceği şekilde iradelerini açıklamalarıdır.Evlenme,mal alım satımı,bir şey kiralama,bir şeyi rehin verme,bir konuda kefil olma, bir şey konusunda kendisi adına birini vekil tayin eme veya birisine vekil olma gibi hukuki işlemler hep akitle (sözleşme) ile olur.

Nikah ,İslam Hukukunda bir sözleşme (akit)olduğu için hep akitler konusunda yer alır. Bir Müslüman ,bir Müslüman kadınla üç anlaşma (akit=sözleşme) hakkı ile nikahlanarak karı koca ilan edilirler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Konu İle İlgili Bazı Ayet Mealleri

Allah Nahl Suresi Ayet 90 da maalen: “Kuşkusuz Allah adaleti,iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder.”buyurmaktadır.

Allah Bakara Suresi Ayet 233 de maalen: “Analar çocuklarını ik yıl emzirirler.” buyurmaktadır.

Allah Nisa Suresi Ayet 34 de maalen: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler,kadınlara karşı sorumlu ve yetkilidirler.”buyrulmaktadır.

Allah Bakara Suresi Ayet 228 de maalen: “Kadınların vazifeleri kadar da hakları vardır.”buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Evliliğin Sona Ermesi (Boşanma)

Dini Terim Olarak Boşanma: Evlilik bağını (akdini) çözerek karı ile kocayı birbirinden ayırmaktır. Boşanma iki şekilde olur:1- Boşanma.2-Fesih.

İslam Dini evliliği her zaman teşvik eder. Boşanmayı hoş karşılamaz. Birbiriyle geçinemeyen karı ve koca boşanabilir. Çünkü yanlış verilmiş bir karar her iki tarafın hayatını zehir eder. Bu da insanlık tabiatına uygun değildir. Ancak İslam Dini hiçbir zaman boşanmayı teşvik etmez.

Boşanma Türleri

        Fesih(Tefrik): Evliliğin varlığına engel devamlı bir durum karşısında mahkemenin evliliğe hemen son vermesidir.

Boşanma(Talak):

a- Kocanın şartlarına uygun şekilde karısını talakla boşamasıdır. Evliliğini sona erdirmesidir.

b- Evlilik akdi(anlaşması)sırasında veya daha sonra kocanın karısına; kendi kendini (bir,iki ,üç) talakla boşama hakkı tanımasıdır.

  Bu konuda peygamberimiz bir hadisinde mealen: “Allah katında en sevimsiz helal boşanmadır.” buyurmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Öncelikle Boşanma Hakkının Kocaya Verilmesinin Bazı Sebepleri  

Evlilik kurumunu yürütmeden erkek sorumludur. Ailenin bütün yükü erkeğin omuzlarındadır. Boşanma olayı gerçekleştikten sonra dul kalarak hayatı yaşamak erkek için zordur. Yeni bir evlilik yapmasının ortaya çıkaracağı maddi yükü karşılamak da başka bir zorluktur. İkinci evliliğin de mutlulukla sonuçlanacağının kesinliği yoktur. Yine çocuklar var ise bu çocukların bakımı ve babanın, çocuklara analarının verebileceği sevgiyi verememesi de başka bir zorluktur.

Dul erkeğin yaşadığı mahallede sokakta veya çok katlı binalarda aileler içinde karşılaşabileceği daha nice zorluklar vardır.

Bu saydığımız şeyler erkeğin her zaman evliliği devam ettirme taraftarı olasını zorunlu kılar. Erkek kolaylıkla boşanma taraftarı olmaz bu bakımdan sabırlı davranır. Ailesinin dağılmamasına çalışır.

Bu sonuçlara göre erkek boşanma yönünde karar verirse bunun ciddi nedenleri vardır. Bu bakımdan erkeğin verdiği boşanma kararı önemlidir. Bu karar düşüncede olmalıdır. Düşünceyi uygulamaya geçirmek için talak sözleri kesinlikle söylenmemelidir. Boşanma kararından sonra mahkemeye başvurulmalıdır. Mahkemelerde hâkimin vereceği hükme göre davranılması gerekir.

Boşanmalarda öncelikle “bir talak” hakkı kullanılarak boşanmanın olması gerekir. Daha sonra “ikinci talakla” boşanılır.Üçüncü talakla evlendikten sonra da yine boşanma olursa bu kişilerin bir defa daha özel şartlar oluşmadan nikahlanarak evlenmelerine izin verilmez.Bu kişilerin evlenmeleri haramdır.

Dinimize göre en uygun yol, önce bir talakla boşanma hakkını erkeklerin kullanmasıdır. Çünkü boşanma aileyi oluşturan herkese bir takım sorumluluklar ve sıkıntılar getirir. Kadının haklarının korunması boşanmalarda öne çıkar yine çocukların durumu ise daha başka sorunlar ortaya çıkarır. Bu bakımdan boşanma ya izin verecek kurum devletin mahkemeleridir. Her aklına gelen kendi kendine boşanma kararı veremez.

İslam Dini hak ve kanunlar dinidir. Evlenirken nasıl şahitler ve evliliğin başladığını (nikâhın kıyıldığını ) ilan eden biri varsa, aynı şekilde evliliğin sona erdirilmesinde de tarafları dinleyip ve evliliğin sona erdirildiğini açıklayacak biri olmalıdır. Yoksa karıyı şu kadar talakla boşadım demek İslam Dinini anlamamaktır. Kuranı ve peygamberimizin sünnetini anlamamaktır.

Unutmayalım ki kendi kendine, iki şahit ve evliliğin başladığını (nikâhın kıyıldığını) açıklayan bir olmadan evlenme ancak muta nikâhında olur. Muta nikâhıyla evlenenler yine kendi kendilerine boşanırlar. Şahitlere ve evliliğin sona erdiğini ilan eden birine (hâkime) ihtiyaç duymazlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Hukukunda Boşanma İki şekilde adlandırılır.

1-Talak

İslam Öncesinde Cahiliye Araplarında Talak: Cahiliye Arapları karıları ile kendilerinin arasın ayırmaya(karılarından boşanmaya) talak derlerdi. Daha sonraki dönemde İslam Dini de bu  kelimeyi bazı anlam değişiklikleriyle aynı anlamda kullanmaya devam etti.

Talak Kelimesinin Sözlük Anlamı: Bağı çözmek demektir. İki çeşit bağ vardır.

       A- Duyu organlarıyla duyulan, kavranan bağ. Atın bağını çözmek, devenin bağını çözmek bir eşya üzerine bağlanmış ipin bağını çözmek. Koyunun bağını çözmek keçinin bağını çözmek gibidir.

B- Duyu organlarıyla duyulamayan, kavranamayan bağ. Nikâh bağı, karı koca arasındaki sevgi bağı, arkadaşlar arasında olan arkadaşlık bağı, komşuluk bağı gibidir.

Sözlükte Talak: Karısıyla arasındaki nikâh bağının herhangi bir sebepten dolayı kocanın kendi isteğiyle çözmesi demektir.

       a-Dini Terim Olarak Talak: Erkeğin karısını tek taraflı olarak boşanma davası açma yetkisinde olmasına ve karısının kusurlarını mahkemede şahitler önünde ispat ettikten sonra hakimin kararı sonunda (bir, iki veya üç talakla) boşamasına denir.

b-  Dini Terim Olarak Talak:Kocanın bazı sebepler dolayısı ile nikahın helalliğini eksiltmesidir.

Nikâhın Helalliğinin Eksilmesi: Nikâh anlaşmasının (akdinin ) sayısını azaltmasıdır.

Bir erkek, bir kadınla üç evlilik anlaşmasıyla (akdiyle) nikâhlanarak birbirine helal olur.

Yani karı koca olurlar, kısacası evlenirler. Erkek bir veya iki talakla karısını boşarsa, kadının bekleme (iddet)süresi bitmeden(sona ermeden), geriye kalan bir talakla karısına döner evliliğini devam ettirir.

           Karısına Dönmek: Erkeğin; karısının iddet süresi bitmesinde (sona ermesinden) önce evliliğini geriye kalan talakla devam ettireceğini karısına açıkça söylemesi veya bazı (karı koca’ya ait özel ) davranışları yaparak açıkça belli etmesidir.

Bu bekleme (iddet)süresi içinde erkek evlilik anlaşmasını devam ettireceğini karısına söylemez veya davranışlarıyla açıkça belli etmezse, nikâh anlaşması (akdi ) kesinlikle sona erer kadın kocasından boşanmış sayılır.

Kadın bir başka bir erkekle evlenme hakkını elde eder. Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir. Daha sonra ikinci kocası ölürse veya herhangi bir sebepten bu kocasından boşanırsa, bekleme süresi sonunda boşandığı ilk kocası ile yeniden üç talakla evlenme hakkını elde eder. İsterse ilk kocasıyla yeniden evlenir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Tefrik

       Tefrik:Kadının evliliğin sürmesi halinde büyük zararlara uğrayacağı durumlarda kocasından boşanmak için mahkemeye baş vurarak boşanma davası açmasına denir.

Kadının Boşanma Davası (Tefrik) Açmasının Nedenleri

1- Nikah Şartlarından Bazılarının Ortadan Kalkması:Kocasının hasta veya kusurlu olması.Evlenme anlaşması (nikah kıyılması)sırasında kendisinde bulunan kusuru saklayıp ,razı olmayacağını bildiği için kadına haber vermemesidir.Bu kusurlar ,akıl hasalığı ,bel soğukluğu ,cüzam,frengi,bel gevşekliği, akarca, ağız kokusu,ileri derecede horlama,uyur gezerlik ….gibi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

2- Karı ve Kocanın Geçimsizliği :Kötü muamele(davranışlar)ve aşırı geçimsizlik durumunda  her iki taraftan sağlıklı düşünen iki kişi hakem olur. Durumu mahkemede hâkime tarafların şahidi olarak açıklarlar. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

Allah Nisa Suresi Ayet 35 de maalen: “Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından endişelenirseniz o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barışmak isterlerse Allah, aralarındaki dargınlık yerine uyuşma lütfeder.”buyurmaktadır.

3- Evinin Geçimini Sağlamamak: Kocanın görevi karısının ve çocuklarının geçimini (nafakasını) temindir. Bundan kaçan kocadan kadın boşanma hakkına sahiptir. Hakim gereken kararı verir.

       4-Evi Terk: Kocanın herhangi bir şekilde kaybolması veya evini terk emesi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

5- Lian(Lanetleşme):Kocanın karısına zina iddiasında bulunması ve bu iddiasında ısrar etmesi. Bu iddiayı karının ret demesidir. Mahkemede yeminleştikten sonra hâkim karı ve kocayı birbirinden boşar.

  6- Evliliğin Sona Erdirilmesi(Fesih):Nikâhın şartlarından biri oradan kalkarsa hâkim evliliği fesh eder. Kocanın bir başka dine geçmesi gibi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

       7-Ölüm: Kocanın ölmesi ise evliliği kendiliğinden sona erdirir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kocanın Karısını Boşama Şekilleri

 1-Rici Talak (Dönülebilir Boşanma ):Kocanın; karısını boşamayı; daha sonra evliliklerini sürdürecek şekilde yapmasına denir. Bu çeşit boşamalarda; boşanma iddet bitimine kadar kesinleşmez. Ancak boşanma iddet bitiminde kesinleşir, nikâh bağı iddet bitimi ile sona erer. Kadın nikâh bakımından hür olur. Hayatına istediği gibi devam eder.

     Rici Talak(Dönülebilir Boşanma ): Karı koca arasında ki nikah anlaşmasını kaldırmayan,sadece kocanın evliliğe devam edecegini söz ve davranışlarıyla karısına bildirmesi ile nikahı devam ettirten boşanmaya denir.

a-İddet süresi sona ermeden koca isterse karısına döner. Bu durumda koca karısına geri dönerken yeni bir nikâh anlaşmasına ve mehir tayinine gerek yoktur. Kocanın, karısına döndüğünü, evliliğini devam ettirmek istediğini, sözle veya davranışlarıyla bildirmesi; geriye kalan bir veya iki talakla evliliğin devam etmesi için yerlidir.

[***Ek Bilgi: Bu boşanma şekli karının kocasından memnun olduğu durumda olur. Şöyle ki; karı davranışlarıyla kocayı bıktırmıştır. Koca karısına bir ders vermek ister. Veya koca bazı şeylere kızmıştır. Yanlış düşünmüştür. Yaptığı işin sonucunu iyi düşünmemiş, karısını bir veya iki talakla boşamıştır.

Kısacası bu tür boşanmada karı kocasından memnundur. Bekleme süresi içinde karı davranışlarını düzeltir. Veya koca hatasını anlar ve bu hatadan pişman olur. İddet süresi bitmeden de karısına dönerek, hatasını  ortadan kaldırır ailesinin devamını sağlar..Karısına döndüğünü söz ve davranışlarıyla açıkça gösterir.

Böylece aile;  yeni bir nikâh anlaşması yapmadan, mehir belirlemeden geriye kalan bir veya iki talakla varlığını devam ettirir

Koca; karısına iddet süresi içinde döndüğünü komşu ve akrabalarına da bildirir. Bu davranış ailesinin halk içindeki durumu için daha uygun olur.

Koca bakar ki bekleme süresinde de karısının davranışlarında bir değişme yok. Karısına geri dönmez. Herkes hayatını istediği gibi devam ettirir. Yani boşanma kesinleşir.***].

b-Bu çeşit boşamalarda; koca iddet bitiminden sonra da isterse, karısına dönmek isteyebilir. Bu durumda evliliğin olması ve nikâhın geriye kalan bir veya iki talakla kıyılması kadının istek ve iradesine, yeni bir mehire ve nikâh anlaşmasına bağlıdır. Bu durumda koca karısını bir talakla boşamışsa geriye kalan iki talakla nikâh kıyılır. İki talakla boşamışsa geriye kalan bir talakla nikâh kıyılır.

Kadın; kocasının kendisiyle evliliğini devam ettirme isteğini, sözle veya davranışlarıyla bildirmesine karşılık, ben artık seninle evlenmeyeceğim diye söz veya davranışlarıyla karşılık verirse, yani onu ret ederse; nikâh geriye kalan bir veya iki talakla kıyılmaz. Kısacası kadın isterse kocasıyla yeniden nikâhlanarak evlenmez. Hayatını bir başkasıyla evlenerek geçirir.

Rici=Rucu=Ricat=Dönmek: Dönülebilir boşama ile karısını boşayan bir kocanın; iddet süresi içinde hala devam eden nikâhı, kalan talaklarla uzatmak istediğini karısına karşı; söz ve davranışlarıyla ortaya koyarak, açıkça bildirmesi demektir.

 [Dönülebilir Boşanma= Dönüşü Mümkün Olan Boşanma]

a-Bir Veya İki Talakla Olan “Dönülebilir Boşanma”  

1-Müslüman kadınlar üç talakla kocalarıyla nikâhlanarak evlenirler. Bir geçimsizlik durumunda erkek karısını boşamak ister ve boşarsa. Bu durumda karısını boşayan  erkeğin  pişman olma durumunu da göz önüne alarak öncelikle bir talakla  karısını boşayabilirler. Bir pişmanlık durumunda geriye kalan iki talakla iddet süresi bitmeden karısına döner  .Bu dönüşünü sözle açıkça söyler.Veya davranışıyla açıkça gösterir.  Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

Boşanma bekleme (iddet)süresince kesin değildir. İddet bitiminde boşanma kesinleşir. Karı, kocasına yeni bir nikah olmadan haram olur. Bundan sonraki nikâhlanacağı erkeği seçmesi kadının istek ve rızasına bağlıdır. Kadın istediği erkekle evlenebilir. Bu konuda bütünüyle hürdür isterse  bir başkasıyla evlenir.

2-Daha sonra bir geçimsizlik durumu olur ve koca yeniden bir talakla karısını boşarsa; yeniden pişmanlık durumunda iddet süresi bitmeden, geriye kalan bir talakla karısına döner. Bu dönüşünü sözle açıkça söyler. Veya davranışıyla açıkça gösterir.

Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

Boşanma bekleme (iddet)süresince kesin değildir. İddet süresi bitiminde boşanma kesinleşir. Karı, kocasına yeni bir nikâh olmadan haram olur. Bundan sonraki nikâhlanacağı erkeği seçmesi kadının istek ve rızasına bağlıdır. Kadın istediği erkekle evlenebilir. Bu konuda bütünüyle hürdür isterse bir başkasıyla evlenir.

3-Ancak yine bir geçimsizlik durumu ortaya çıkarsa ve koca yeniden bir talakla karısını boşarsa; bekleme süresi sonunda Karı, kocasına haram olur. Çünkü erkek üç talakla da karısını boşamış demektir.

4-Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir ve karı koca olduktan sonra bu evlilik de herhangi bir sebepten boşanma veya ölüm ile sonuçlanırsa bekleme süresi sonunda, kadın isterse ilk kocası ile anlaşarak yeniden üç talakla nikâhlanarak evlenebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma): Kocanın, boşanmayı kesin olarak yapması demektir. Kocanın karısına seni bir talakla “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” (Bain Talakla) ile boşuyorum demesidir. Bu durumda, bir talakla boşanma karı ve koca için kesin olarak ortaya çıkmış demektir. Karı ve kocanın yeniden evlenmeleri,bekleme süresi sonunda, her iki tarafın rızası ve geriye kalan bir veya iki talakla ile yeni bir evlilik anlaşması (nikah)  ve mehir anlaşması  yapılması ile mümkündür.

        Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma): Nikah anlaşmasını  karı  ve koca için kesinlikle kaldıran ; ancak iddet süresi sonunda her iki tarafın istek ve hür iradesi ile yeniden mehir konusunda anlaşılıp , yeni bir nikah anlaşması   ile geriye kalan talaklarla evliliğe izin veren boşanmadır.

Talak sayısı üçe ulaşırsa kadın kocasıyla bir daha nikâhlanamaz. Ancak kadın evlenme kasıyla bir başka erkekle evlenirse ve geçinemeyip yeniden boşanırsa veya kocası ölürse bekleme süresinin sonunda ilk evlendiği kişiyle yeniden üç talakla evlenebilir.

(Bain=Beyan=Beyan eden=Açıklayan)

b- Bir Veya İki Talakla Olan “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma”

1-Koca boşanmada kesin kararlıdır. Karısını , “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” ile boşayabilir bu durumda iddet süresi bitiminde karısı ile hiçbir bağı kalmaz boşanma kesin olarak gerçekleşir.

2-Ancak bekleme süresi bitmeden veya bekleme süresi sonunda; kadın ve erkek isterlerse yeni bir nikâh anlaşması ve mehir anlaşması ile yeniden geriye kalan (Geriye kalan iki talakla veya bir talakla) talakla nikâhlanarak evlenebilirler.

3-Daha sonra bir geçimsizlik durumu olur. Eşler yeniden ,“Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” ile bir talakla daha boşanırlar. Bir pişmanlık durumunda geriye kalan bir talakla bekleme süresi bitmeden veya bekleme süresi sonunda; kadın ve erkek isterlerse evlenebilirler. Bu evlilik yeni bir nikâh anlaşması ve mehir anlaşması ile yeniden geriye kalan bir talakla nikâhlanarak olur. Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

4-Yine bir geçimsizlik durumu ortaya çıkarsa ve eşler üçüncü defa boşanırlarsa bekleme süresi sonunda bir daha nikâhlanarak evlenemezler.

5-Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir ve karı koca olduktan sonra bu evlilik de herhangi bir sebepten boşanma veya ölüm ile sonuçlanırsa bekleme süresi sonunda, kadın isterse ilk kocası ile anlaşarak yeniden üç talakla nikâhlanarak evlenebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

       Bid’at Üzere Boşanma:Tek bir defa konuşma ile kadını erkeğin üç veya iki talakla boşaması demektir.Bu tür kadını boşama geçerli olmakla birlikte ,bu şekilde boşama yapan kimse günahkar olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Üç Talak Uygulamasının İslam Hukukundaki Uygulaması

Üç talakla bir anda erkeğin karısını boşaması uygulaması tartışmalıdır.

a-Peygamberimiz (s.a.s.) , H.z.Ebubekir ve H.z.Osman döneminde ve H.z.Ömer’in halifeliğinin ilk üç yılında bir erkeğin karısını üç talakla boşaması bir talak gibi sayılmıştır. Kadın bekleme süresi sonunda isterse kocasıyla geriye kalan iki talakla nikâhlanarak evlenmiştir.

Bu konuda Allah Bakara Suresi Ayet 229 da maalen: “Boşanma iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir.”buyrulmaktadır.

İyilikle tutmaktan maksat , güzellikle geçinip ömrünün sonuna kadar karısıyla yaşamak demektir.Güzellikle salıvermekten maksat ise baktın ki karınla geçinemiyorsunuz işi daha uzatmadan ve sıkıntıya girmeden güzellikle karından boşanıp üzerine dininin yüklediği yükümlülükleri eksiksiz yerine getirmektir.

b-H.z.Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılının sonunda halkın karılarıyla geçim durumlarını yeniden değerlendirmiş ve düşünüp taşınmadan en ufacık şeylerden karı boşadıklarını görünce ; “Bu insanlar düşünüp taşınarak yapmaları gereken boşanma gibi önemli bir işi aceleye getirtir oldular.Şu  bir anda üç talakla karı boşama işini, sözün görünüşüne uygun olarak üç talak saysak (da günlerini görseler,akıllarını başlarına almayı öğrenseler) dedi ve (aynı andan üç talakla boşanan karıyı aralıklarla üç defa karı boşamış gibi kabul ederek) uyguladı.(Müslim,Talak,15,17).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Karının Kendisini Boşaması ve Boşatması

A-Kadının Kendisini Boşaması

a- Boşanma İslam Dininde erkeğe verilmiş bir haktır.

b-Nikâh anlaşması sırasında, kadın gerekli gördüğü durumlarda kocasından kendisini boşayabilme hakkını ister. Ve kocası da bunu kabul ederse anlaşılan (bir, iki, üç ) talak kadar kadın gerekli gördüğü zaman kendisini boşar.

c- Evlilik sürerken de koca karısına (bir, iki, üç) talakla kendi kendini boşama hakkını verebilir. Bu hakkı kadın istediği zaman kullanır.

Ancak kadının kendisini boşama hakkı alması kocasının karısını üç talak hakkı olduğu halde birinci, ikinci, üçüncü talakla boşama hakkını ortadan kaldırmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Karının Kendisini Boşatması (Muhale)

       Sözlükte Muhale:Karı tarafından verilen mal karşılığında nikah bağının oradan kaldırılmasıdır.

Sözlükte “Hul” Kelimesi: Sökmek çıkarmak, gidermek,izale emek demektir.

Muhale ( Kadının Kocasından Mal Karşılığı Boşanması): Kadın, kocasının kendisini boşaması için kocasına mal veya herhangi bir şey verir. Ve koca da bu aldığı şeyler karşılığında karısını boşar.

(Kocayı boşanmaya razı edecek şeyleri; kadın veya kadının isteği ile kadının ailesi verir.)

Bu mehir hakkından vaz geçmek, kocadan aldığı şeyleri geri vermek, nafaka istememek, ona belirli ölçüde para vermek gibi şeyler karşılığında olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kocanın ;Kefareti veya Bir Talak Boşanmayı Gerektiren Sözleri

         1-İla(Karı Koca İlişkisini Kesme) :Kocanın karısıyla karı koca ilişkisi kurmayacağına (karısına yanaşmamaya) yemin emesi ve bu yemininden dört aylık bir süre içinde vazgeçmemesidir. Bu süre dolmadan karısına yaklaşırsa yeminini bozduğundan yemin kefareti ödemesi gerekir. Dört aylık sürede erkek karısına yaklaşmazsa karısı bir bain talak ile boş olur.

    İla Kefareti:Yemin kefaretti gibidir.Birincisi bir köle azadıdır.O yoksa sabah ve akşam bir fakiri doyurmaktır. Veya on fakiri sabah akşam bir gün doyurmaktır. Hakim kocayı yeminini bozmaya veya kefaret ödemeye zorlar.Çoğu din bilginlerine göre bu durumda kadın kocasından boşanmak için dava açar ve bu davranış boşanma sebebidir.

     2-Zıhar(Karısını Benzetme ):Bir erkeğin ,karısının bütün bedenini veya bedeninin bütünü yerine geçen (baş,yüz kollar bacaklar gibi)belirli bir uzvunu veya bir uzvun belirli bir bölümünü kendisine nikahlanması ebedi olarak haram olan kendisine nikah düşmeyen bir kadının uzvuna benzetmesine denir.

       Zıhar Kefaretinin Sonuçları:Zıhar yapan kişi, Zıhar kefaretti verinceye kadar karısına yaklaşması haramdır.Cinsi temasta bulunacak hareketlerde bulunması haramdır.Kadın bu tür bir benzetme yapan kocasını kendisinden uzak tutar.Kefaretini vermesini ister.Hakimde kadının hakkını korumak için erkeğe kefaretini ödemeye zorlar.

Zıhar Kefareti : Bir köle azadıdır.O yoksa içinde teşrik günleri,bayram günleri bulunmayan günlerde iki ay birbiri ardınca oruç tutar.Kefaret orucunu bitirmeden karısına yaklaşamaz.Yaklaşırsa iki ay süren  kefaret oruçlarını tutmaya yeniden başlar. yeniden başlar.Oruç tutmaya gücü yetmiyorsa altmış fakiri sabah akşam doyurur.Veya altmış fakiri sabah akşam doyuracak parayı bu fakirlere verir.Veyahut bir fakiri altmış gün sabah akşam doyurur.Yemek verirken karısıyla cinsi münasebette bulunmak yemek vermeye yeniden başlamayı gerektirmez.

(Karısını Benzetme=Karısını Kendisine Ebedi Haram Bir Kadına Benzetme)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Boşanma Olayı Sonunda Oraya Çıkan Hukuki Sonuçlar

Boşanan kadınlar bir başkasıyla evlenebilmek için iddet adı verilen bir süre beklerler.

Sözlükte İddet: Sayı adet demektir.

Dini Terim Olarak İddet: Boşanmadan veya kocasının ölümünden sonra kadının bir başka erkekle evlenmeden önce beklemesi gereken zamana (süreye)denir.

Dini Terim Olarak İddet: Boşanan bir kadın hamile değilse üç hayız (aybaşı) geçmedikçe bir başka kocaya varamaz. İşte bu bekleyişe iddet denir.

1-Boşanmış kadınlar kocalarının evinde iddet beklerler. Yeniden koca ile nikâhlanmadan evlenmeye imkân tanıyan(dönülebilir) boşanmalarda, kocanın evinde iddet beklemenin, bu kişilerin yeniden evlenmelerine yardımı olur. Dönülebilir boşanma ile kocasından boşanan kadın; kocası isterse, iddet bitmeden yeniden kocasıyla nikâhlanmadan evlenebilir. İddet bitiminde ise tarafların rızası ile kalan talaklarla yeni bir nikâh ve yeni bir mehir ile nikâhlanarak evlenebilirler.

2- İddet bekleyen kadının her türlü masrafı (nafakası)kocasına aittir.

3-İddet bekleyen kadın; iddeti bitmeden, bir başka erkekle evlenemez, nişanlanamaz.

4- Çocukların nafakası her zaman kocaya aittir.

5-Boşanma sonunda bakıma muhtaç çocuklar varsa, bu çocuklar; öncelikle analarına verilir. Ana, çocuğa bakmak istemiyorsa veya bakacak gücü yoksa çocuğa bakma hakkı sırasıyla anneanneye, babaanneye, öz kız kardeşe; babaya, dedeye, erkek kardeşe geçer. Çocuğun her türlü ihtiyacı (nafakası) ise babası tarafından karşılanır.

6- Dönülebilir boşanma ile boşanan kadın iddet süresi beklerken kocası ölürse ona mirasçı olur.   ( Dönülebilir Boşanma=Rici Talak)

7- Dönüşü mümkün olmayan bir boşanma ile boşanan kadın iddet süresi beklerken kocası ölürse ona mirasçı olamaz. (Dönüşü mümkün olmayan boşanma=Bain Talak)

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kadınların Durumlarına Göre İddet Süreleri

1- Cinsi birleşme olduktan (karı  koca olduktan) sonra; yapılan boşanmalarda, hür kadınlar üç hayız süresi iddet beklerler.

2- Kocası ölen ;hayız gören hür bir kadın; bir başka erkekle evlenmek için dört ay on gün iddet bekler.

3-Hayızdan kesilmiş yaşlı kadınlar boşanırlarsa veya kocaları ölürse; bir başka erkekle evlenmek için üç ay iddet beklerler.

4- Hamile olan bütün kadınların iddetti doğum yapmalarından sonra sona erer.

5- Cinsi birleşme olmadan (karı  koca olmadan) ,nikah kıyıldıktan sonra yapılan boşanmalarda, iddet bekleme yoktur.

      Hayız(Adet,Aybaşı):İslam Hukukunda doğum sebebiyle olmaksızın sağlıklı bir kadının belirli vakitlerde rahminden akıp gelen koyu bir kandır Bu kanın gelme süresi ortalama on gün sürer.Bu sürenin sonunda kan kesilir.Bu kan kesildikten sonra kadının  iki ezan arası bir sürede boy (gusül) abdesti alması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Boşanma Peygamberimizin Sünnetine Uygun Olup Olmaması Bakımından İkiye Ayrılır.

Sünni Boşanma (Sünnete Uygun Boşama)

Sünni Boşanma (Sünnete Uygun Boşama):Kadın ,hayız ve nifastan  temizlendikten  sonra, kocanın; karısıyla cinsi münasebet kurmayarak ;  bir  “rici” talak ile  boşamadır.

Sünnete uygun boşama ; 1-Güzel Boşama, 2-Daha Güzel Boşama diye ikiye ayrılır.

  1-Güzel Boşama: Karıya ve kocaya eziyet çektirmeden, onların hatalarını anlayacak ve bu hatadan dönme imkanı verecek şekilde düşünme fırsatları vererek yapılan boşamaya denir.

”Güzel Boşama” ve “Daha Güzel Boşama” uygulanırken izlenen yöntem, kocanın karısını ;“Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşamasıdır.  Bu şekilde her iki taraf hatalarını ve yanlışlarını anlama fırsatı bulurlar.

Bu dinimizin bizlere sunduğu bir kolaylıktır. Bütün boşanmaların hakim karşısında olması her zaman insanların yararına olur.Onların büyük yanlış yapmalarını veya ailelerinin dağılmasını önler.Tabi bu mahkemeler sırasında şahitler dinlenir.

Koca karısının her türlü ihtiyacını ve nafakasını zorluk çıkarmadan karşılar.Aslında kadın iddet süresi içinde kocasının evinde kalır  ve cinsi münasebet haricinde her türlü şeylerinde karşılıklı saygı ve güven duyguları içinde yürütülür.

Bu iddet süresi içinde, isterlerse ayrılık davasını sona erdirip evliliklerine devam kararı alırlar.Bu konu ayrıntısıyla yukarıda işlendi.Süresi içinde üç talakla boşanma işlemi tamamlandıktan sonra hiçbir pişmanlığın fayda etmediğini gözden kaçırmamak gerekir.

Koca karısını “Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşadıktan sonra mahkemeye başvurur ve ayrılık davası seyri içinde sonuçlanır.

Bu sırada her türlü kırıcı davranıştan karı kocanın ve her iki taraf  yakın ve uzak akraba  fertlerinin kaçınması gerekir.Mümkün olduğunca karı kocayı bir araya getirici davranışlarda bulunmaları gerekir.

(Talak = Boşama  ) (Hasen =Güzel )

 Güzel  Boşama Şarları

1- Koca, karısını ;hayız ve nifas olduğu günlerde boşayamaz.

2-Kadın hayızdan ve nifastan temizlendikten sonra (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde)karısıyla cinsi münasebet kurmadan  boşamasıdır.

((****Kadın uyurken , bir başka erkek kadının uyku sırasındaki durumundan yararlanır ve kadınla cinsi münasebet kurarsa ,durum öğrenildikten sonra kocası kadını hemen boşamaz. Kadının hamile olup olmadığını öğrenmek için  bir adet görmesini bekler. Hamilelik durumu öğrenildikten sonra kadını isterse boşar.İsterse nikahı altında tutar.Uyanık olduğu halde ; tecavüze uğramış kadınlar da bu hükümdedir.(Bu bölümü bir daha araştırt.****))

3-Koca, karısını ;

a-(“1”ve “2ci” maddelerinde anlatıldığı şekilde davranarak),“Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşaması,

b-Sonra kadının bir hayızdan temizlendikten sonra yine ikinci kere  “Dönüşü

Olan (Rici) Talakla” , “bir” defa boşaması,

c- Daha sonra kadının bir hayızdan temizlendikten sonra yine üçüncü kere “Dönüşü

Olan (Rici) Talakla”,  “bir” defa boşamasıdır.

Bu şekilde üçüncü boşamadan sonra karı ve koca arasındaki nikâh bağı ortadan kalkar. Herkes istediği gibi biriyle evlenir.

Karısını; adetten sonra temizlendiği günlerde(her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde) iki talakla boşarsa veya üç talakla boşarsa kocanın bu talakı Bidat boşanma olur. Bu tür boşama Dinimizce hoş karşılanmamıştır.

4-Kadın hayız görürken kocası onunla cinsi münasebet kurarsa; bu münasebetten sonra, kadının temizlendiği günlerde (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde),kadını boşaması haramdır.

Bu durumda koca bekler kadın bir hayız görür. Daha sonra temizlenir ve kocası bu temizlik günleri içinde karısıyla cinsi münasebet kurmaz ve “Dönüşü Olan (Rici) Talakla”, “bir” defa boşamasıdır.

Bu şartlar yerine getirilerek yapılan boşamalara “Güzel Boşama” adı verilir.

(***Bu tür cinsi münasebetler haramdır. Ve Günahtır. Ancak kişi böyle bir günahı işlerse; dinimizin verdiği cezayı yerine getirir.***)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Daha Güzel Boşama: Aslında ;“Daha Güzel Boşama”  ; “Güzel Boşamanın” aynıdır. Kocanın, karısını bu şekilde boşaması ile “Güzel Boşama”,arasında çok az bir fark vardır.

Bu fark da; koca, karısını temiz olduğu günlerde, cinsi münasebet kurmadan; “Dönüşü Olan (Rici) Talakla”,  “bir” defa boşar. Daha sonra karıyı terk eder. Hiçbir surette kadının yanına gelip evliliğini devam ettireceğini çağrıştıran davranışlarda bulunmaz.

Ve karısını iddet beklediği bu sürede ikinci kez boşamaz. Kadın iddet bitiminde; “Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma)” ile boşanmış olur.Taraflar bir araya gelmezlerse evlilik sona erer.Herkes istediği bir şekilde hayatını devam ettirir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bıd’i (Bidat)Boşanma:

           Bıd’i (Bidat)Boşanma: Belirli bir zamanı ve belirli bir adedi (sayısı) olmadan bir anda üç talak ile karının boşanmasıdır. Karının aybaşı olduğu, doğum yapmış (loğusa) olduğu veya bir anda üç talak ile boşama yapıldığı zamanki boşamalar Bu adla adlandırılır.

1- Kocanın, karısını hayız ve nifas günlerinde  (her türlü ibadetini yapamaz olduğu günlerde) boşamasıdır. Bu tür kadın boşama haramdır.

2-Kadın hayızdan ve nifastan temizlendikten sonra (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde)karısıyla cinsi münasebet kurduktan sonra karısını boşamasıdır. Bu tür karı boşama haramdır.

3-Kadın hayız görürken kocası onunla cinsi münasebet kurarsa; bu münasebetten sonra, kadının temizlendiği günlerde (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde),kadını boşamasıdır. Bu tür kadın boşama haramdır.

          Loğusa(Nifas): Kadın doğum yaptıktan sonra geçen 40 günlük süreye lohusalık adı verilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Erkeğin Karısından Boşanma Durumlarının Adlandırılması

       1-Vacib Boşama: Koca ;karısının nafakasını (geçimini) temin etmediği zaman hakim tarafından hapis cezası verilir ve hapis edilir.Karısının geçimini sağlamayan koca , bu zorlama sonunda ya karısının geçimini sağlasın evine yiyecek getirsin ve diğer ihtiyaçlarını sağlasın veya karısından boşansın.Yine koca herhangi bir sebepten erkekliğini kaybederse bu durumda olan koca karısını boşar.Çünkü evlilik erkek ile kadın arasında olur.Bu durumda koca erkeklik vasıflarını kaybetmiştir.Dolayısı ile karısından boşanmalıdır.Erkekliğini kaybeden kocadan mahkemeye baş vurarak, boşanma isteme hakkı her zaman kadının vazgeçilmez hakkıdır.Bu hakkı kullanmak kadının iffetini ve namusunu koruma hakkıdır. Bu boşanmaya vacip boşanma adı verilir.

      2-Haram Boşanma:

           a- Boşanma sonunda; kocanın zina etme ihtimali olduğu zaman yapılan boşanma haram olan boşanmadır.

b-Boşanmanın kadına zarar verme veya kadına zulüm olsun diye yapıldığı durumlardaki boşanma haram boşanmadır.

3-Mehruh Boşanma:Sebepsiz yere karıyı boşama mekrun boşamadır.

4-Mendub Boşanma:Karının ahlakı bozuk(zina ediyorsa,namaz,oruç ve benzeri farzları terk ediyor) ise o karıyı boşamak mendub boşamadır.

5-Caiz Boşanma:Karı ve koca arasında aşırı geçimsizlik olursa bu arabulucularla ve hakimin verdiği kararlarla giderilemezse bu durumda yapılan boşamaya caiz boşama adı verilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bir Kadınla Evlenmenin Farz, Sünnet, Mekruh Olduğu Durumlar

1-Kadınlara karşı aşırı bir sevgi ve şehvet duyan erkeklerin evlenmesi Farzdır.

2-Normal şartlarda kadınlara karşı aşırı bir sevgi duymayan erkeklerin evlenmesi Müekked Sünnettir.

3-Evlendiği zaman karısının ve çocuklarının geçimini(nafakasını) sağlayamayacak durumda olanların ve karısına karşı kocalık hakkını yerine getiremeyecek veya getirtmede zorlanacak kimselerin evlenmesi Mekruhtur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Anlaşmaların(Akidlerin) Temel Unsur

Anlaşmaların temeli insanın o anlaşmayı yapmak için bir irade sahibi olmasıdır. Yani hür iradesini kullanarak o anlaşmayı yapmak istemesidir.

İnsan bir anlaşmayı yapmak istediğinde bu duygu önce kalbinde(veya aklında) ortaya çıkar. Yapacağı anlaşmayı kendi menfaatine veya vicdanına uygun bulur. Daha sonra da anlaşmayı yapmak ister. Ancak insanın içindeki bu durum dışarıya vurulmazsa insanlar karşıdakinin niyetinin ne olduğunu bilemezler. İşe bir antlaşmanın olması için insanın içindeki antlaşma yapmak isteğinin baskı altında kalmadan hür bir şekilde dışarıya çıkması ve diğer insanlara bildirilmesi, açıklanması gerekir. Nikâh konusunda bu irade beyanlarına icap ve kabul adı verilir.

İcap: Bir erkek veya kadının, kendisiyle nikâhlanarak evlenmesi için karşısındaki kişiye şahitler önünde cevaplandırması şartıyla bir soru sormasıdır.

       Kabul: Bu evlilik sorusu sorulan kişinin de kendisine sorulan bu soruya olumlu veya olumsuz bir cevap vermesidir.

Sorulan soruya olumlu cevap verilirse nikâh şahitler önünde kıyılır. Ve evlilik antlaşması kesin olarak yapılır. Bir aile kurulur. Eşler birbirlerine helal olurlar.

Sorulan soruya olumsuz cevap verilirse evlilik anlaşması yapılmaz. Nikâh işlemi gerçekleşmez Aile kurulmaz. Karı koca hukuku diye bir şey ortaya çıkmaz. Erkek ve kadın birbirlerine haram olmaya devam eder.

 

               İç İradeyi Ortaya Koymayan Davranışlar.

Bazen insanlarda söz veya söz yerine geçen davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar insanın iç iradesine uymaz. Bu davranışlar geçerli irade beyanı sayılmaz. Böyle bir durumda ortaya çıkan söz iç iradeyi yansıtmaz. Bu davranışların sonunda bir anlaşma meydana gelmez veya bir anlaşma sonlandırılmaz. İç iradeye uymayan davranışlar şunlardır.

1-İç iradeye uymayan söz kasıtsız söylenmişse; bu söylenen sözün sonunda bir anlaşma ortaya çıkmaz. Örnek: Uyuyan bir kimsenin, delinin, kendisini idare edecek olgunluğa ulaşmamış çocuğun söylediği sözler bir antlaşma ortaya çıkarmaz. Çünkü bu kimselerin hiç birinde her şeyi ayrıntısıyla düşünüp karar verecek bir irade yoktur. Çünkü bu kimselerde niyet olmaz derler Bu kimselerin söylediği sözler kendiliğinden söylenmiş hukuki kıymeti olmayan sözler sayılır.

Sarhoşun irade açıklaması yani bir antlaşma yapması konusunda görüş birliği yoktur. Bu konudaki görüşler şunlardır:

A-Kişinin sarhoşluk veren şeyi; bilmeyerek, zorla veya zaruret sonucu içmişse veya herhangi bir şekilde vücuduna almışsa bu kişinin sarhoşken yaptığı antlaşmalar verdiği sözler geçersizdir.

B- Kişinin sarhoşluk veren şeyi; bilerek, isteyerek, iradesini sarhoşluk veren şeyi vücuduna herhangi bir şekilde almak yönünde kullanırsa ortaya çıkan sarhoşluk sonunda verdiği sözlerin, yaptığı antlaşmaların geçerliliği konusunda din bilginleri arasında görüş birliği yoktur. Bu konuda:

a-Bazı bilginler isteyerek sarhoş olan kimsenin verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar geçerlidir derler. Bu düşüncenin sebebi ise; insanları sarhoşluk veren alışkanlıklarından vaz geçirmek ve onlara bir ceza verilmesi düşüncesidir.

b- Bazı bilginler isteyerek sarhoş olan kimsenin verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar geçersizdir derler. Çünkü sarhoşta her şeyi ayrıntısıyla düşünüp karar verecek bir irade yoktur. Kısacası sarhoşta niyet olmaz derler. Sarhoşun söylediği sözler boş sözlerdir derler.(İslam bilginleri arasında çoğunlukla benimsenen görüş bu görüştür.)

2- Bilmediği bir dilde, ne söylediğini bilinmeyen bir kimsenin, konuşmak kastıyla konuşması sonucunda, karışışındaki kişi ile bir anlaşma yapan sözler söylemesi sonucunda, bir antlaşma oraya çıkmaz. Örnek yabancı bir Türkiye’ye gelir ve buradaki bir kimse ile konuşmak isterken, Türkçede ki “aldın mı?”, “anlaştık mı?” derde ve karşısındaki Türkçeyi çok iyi bilen kimse de  “aldın veya anlaştık” derse bu durumda bir antlaşma ortaya çıkmaz. Çünkü antlaşma yapacak irade ortada yoktur. Konuşulan sözler boş sözlerdir.

3-Hata sonucu istemeden bazı şeyleri söylemek, bir antlaşma meydana getirmez veya bir antlaşmayı bozmaz. Örnek bir kişinin eşine sen karımsın diyecekken hata sonu seni boşadım demesi gibi. Bu konuşma karı koca arasındaki nikâh anlaşmasını bozmaz. Çünkü kocanın bu konuşmasında bir iç irade yani kasıt yoktur. Hata ile söylenmiş boş sözlerdir. Bu konuda peygamberimiz malen: “Ümmetimden; hata, unutma, zorlanarak bir şeyin yaptırılması kaldırıldı(affolundu)buyurmuştur.

4-Bir eğlence şeklinde, antlaşma yapmak kastı olmadan; bir antlaşma bozacak veya ortaya koyacak şeyler söylemedir. Bu tür konuşmalar bir antlaşma ortaya çıkarmaz.Çünkü irade satış için açıklanmaz.Sadece ortada eğlence için baz şeyleri söylemek kastı vardır.

Bu tür konuşmalarda şaka yapan söylediği sözlerin ortaya çıkaracağı sonuçları düşünmeden ve kas etmeden, söylediği sözlerin manasını bilerek kendi isteğiyle konuşur. Bu konuşmalar sonunda bir antlaşma ortaya çıkmaz Bir antlaşma bozulmaz.(Din bilginlerinin çoğunun desteklediği  görüş budur.)

Şaka yapanın söylediği sözler sonucunda bir anlaşmanın olacağı veya bozulacağı konusunda din bilginlerinin farklı görüşleri vardır. Anca şakan yapılmayacak bazı şeyler vardır. Bu şeyler hakkında söylenen sözlerin şakası da ciddisi de birdir. Her ikisi de hukuki sonuçlar ortaya çıkarır. Üzerinde şaka olmayan şeyler şunlardır:

a-Bir kadının bir erkekle nikahlanması. Bu konuda şaka yapılmaz bir erkek veya kadın şaka ile diğerine; “Benimle evlenir misin?” dese. Karşısında ki de; “Evet seninle evlenirim” dese. Yanlarında iki erkek veya bir erkek iki kadın şahit olsa bu kadın ve erkek arasında geçerli bir nikâh kıyılmış olur.

b-Karı ve kocanın şaka ile boşanması(Talakı). Bu konuda şaka yapılmaz bir koca veya karı şaka ile diğerine; “Seni şu kadar talak ile boşadım.” dese. Bu karı ve koca arasında söylenen talak kadar boşanma gerçekleşir. Karının kocasını boşaması için nikâh sırasında veya nikâh sonrasında kocasından belirli talak kadar kocasını boşama hakkı alması gerekir.

c-Boşanmaktan vaz geçme(ricat).

1-Karısını dönülebilir boşanma ile boşayan erkek şaka ile karısına ; “Seni boşamaktan vaz geçim veya sana döndüm dese veya şaka ile karısına döndüğünü bildirecek davranışlar yapsa” bu erkek karısına dönmüş sayılır.

2-Dönülmez bir veya iki talakla karısını boşayan koca; iddet süresi bitiminde karısına döndüğünü söyleyen koca, kalan talaklarla nikâh antlaşması yaparak karısıyla nikâhlanmış olur. Bu durumda şakanın yapıldığı yerde nikâh şahitlerinin olması gerekir.

d-Köle azadı. Bir kimse sahibi olduğu kölesine şaka ile ; “Seni azad ettim dese.” O köle azad edilmiş sayılır. O köleden hürriyetini kimse geri alamaz.

Bu sayılan dört şeyin şakası da ciddisi de birdir. Kesinleşmiş hukuki sonuçlar ortaya çıkarır.

Bu konuda peygamberimiz malen: “Üç şeyin ciddisi de ciddi,şakası da ciddidir: nikah, talak, ricat.(Bir başka rivayette de bu üç şeye ilaveten “köle azadı.)dır”.buyurmuştur.

[Bu hadisin geçtiği hadis kitapları:(Ebu Davud, Sünen, Talak. Bab; 9).(İbni Mace, Sünen, Mukaddime. Bab;7.Talak, Bab;13). Tirmizi. Sünen, Talak, Bab;9.)].

Bu sayılan dört şey haricinde; yapılan antlaşmalar ve söylenen sözler; şaka veya eğlence kastıyla söylenen sözlerle bozulmaz. Kısacası bir hukuki sonuç ortaya çıkarmaz. Yine şaka veya eğlence kastıyla söylenen sözler ile bir anlaşma yapılmaz. Kısacası şakacının sözleri bir anlaşma oraya çıkarmaz.

Bu Saydığımız Dört Konudan Başka Şaka Yapılamayan Konular.

1-Küfür kelimelerin söylemek.(Allah’a şirk koşmayı açıklayan kelimeler.).Çünkü insan Allah ile alay edemez. Yine insanlar, Allah’ın gönderdiği Kuran ayetleriyle alay edemez.

 

 

5-Zoraki bir şeyi kabul ettirme. Bu durumda zoraki yaptırılan şeyler hakkında bir hukuki sonuç ortaya çıkmaz. Şaka ile veya eğlence kastıyla söylenen sözler ile Çünkü zoraki yaptırılan bir işte zorlanan kişinin hür iradesi ve o işi yapmak için bir düşüncesi, niyeti yoktur. O sade sıkıntıdan kurtulmak için öyle davranmıştır.

“Şakası da ciddisi de ciddi olan davranışlarda” ise Hanefi Mezhebi Bilginleri; “zoraki bu konularda söyletilen sözlerin” kesin hukuki sonuçlar ortaya çıkaracağını söylerler.

Ancak “Din Bilginlerinin Büyük Çoğunluğu” zoraki yaptırılan bu işlerin hukuki ve dini bir sonuç oraya çıkmayacağı yönündedir. Hanefi Din Bilginleri bu konuda azınlıkta kalırlar. Hanefi mezhebine uyanlar arasında ki uygulama çoğunluğun görüşüne göredir.

6-Adamın biri; antlaşma yapmak için bir kimseye bir söz söylerse ve bu sözüyle bir başka antlaşmanın ortaya çıkmasını kast ederse,

Bu adamın kast ettiği şeye ait kesin işaret(delil) de bulunursa,

Bu durumda söz söyleyen kişinin söylediği söz sonunda ortaya çıkan antlaşma teklifi kesindir.

Antlaşma yapılmak istenen kimse de, bu teklifi kabul ederse antlaşma ortaya çıkar. Hukuki sonuçlar kesinleşir. Tarafları yapılan antlaşmaya uymak zorundadırlar. Çünkü insanın içindeki irade malını satmak için açıklanmıştır.

Örnek: Bir kişi “Sana şu binek arabamı beş bin liraya bağışladım” derse, karşısındaki kişi de ; “Senin binek arabanı beş bin liraya aldım.”derse satış antlaşması gerçekleşmiş olur. Ortaya çıkan durum bir bağış değil satış antlaşmasıdır.

7-Antlaşma yapmak kastıyla söylenen ve yapılan anlaşmayı açıklayan, ancak hukuk açısından meşru sayılmayan bir amacın yerine getirilmesi kastıyla, irademizle yapılan antlaşmanın geçerli olup olmadığı konusunda din bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır.

Şarap imal edenlere şarap satmak, yol kesen haydutlara silah satmak, günümüzde devletine isyan edenlere ve teröristlere silah ve yiyecek sarmak gibi.

Bu Konudaki Görüşleri Şunlardır:

a-Din bilginleri arasında dış iradeyi yani karşımızdaki kişinin açıklamasına göre davranacağımızı savunanların görüşleri şöyle özetlenebilir.

Antlaşmanın bütün şatları ortaya çıkmışsa yapılan antlaşma geçerlidir. Çünkü dünyada hükümler insanların açıkladıkları bilgilere göre verilir. Biz karşımızdakinin niyetinin ne olduğunu bilemeyiz. İnsanlar karşısındakinin sözlerinin dış görünüşlerine yani anlamlarına bakarak bir karara varır. İnsanların içlerinde nelerin olduğunu ancak Allah’ın bileceğini söylerler.

Örnek: Şarap yapıp satan kişiye şarap yapması için üzüm satmam. Ancak bu kişiye gıda ve İslam Dinine uygun işleri için üzüm satarım.

Özellikle, yapılan antlaşmada taraflardan biri kötü niyetli olduklarını açıklarlarsa yapılan antlaşma bozulur. Çünkü Kuran; Müslümanların kötülükte yardımlaşmasını yasaklamıştır.

b- Din bilginleri arasında iç iradeyi yani karşımızdaki kişinin içinde sakladığı niyetlerinde antlaşma yapımı sırasında önemli olduğunu savunanların görüşleri şöyle özetlenebilir.

Bir kişi kötü niyetini belli ederek bizden bir şey satın almaya kalkarsa bu kişi ile antlaşma yapmamak gerekir. Bu kişilerle yapılan anlaşmalar geçersizdir. Çünkü Müslümanlar kötülükte yardımlaşamazlar. Bu tür yardımlaşmalar Kuran’da yasaklanmıştır.

Örnek: Şarap yapıp satan kişiye şarap yapması için üzüm satmam. Ancak bu kişi benden gıda için veya İslam Dinine uygun işleri için üzüm satın almak ister. Ben buna razı olurum. Ama bu antlaşma yapımı sırasında davranışlarından ve şüpheli konuşmalarından benden alacağı üzümlerle şarap yapıp satacağını anlarsam, bu kişiye üzüm satmam. Bu konuda yaptığım anlaşmayı bozarım.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki bir şey satmak için yapılan anlaşmalarda dış görünüş ve niyet önemlidir. Hiç bir zaman kötülüğe yardımcı olacak bir antlaşmamak gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.