Tag Archives: dinler tarihi

Nebe Suresi Tefsiri

 

 

Nebe Suresi Tefsiri

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Nebe: Çok önemli haber. Mühim haber demektir. Özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğinin başladığının haberidir. Kuran’ın ve H.z.Muhammed’in peygamber olarak insanlara bildirdiği Kıyametin kopacağı, herkesin yaptıklarının karşılığını ahirette göreceği haberidir.

Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek demektir. Yeryüzü de insanlar için önceden döşenmiş bir döşek gibidir.

Evtad: Yere veya duvara çakılmış kazık demektir. Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için birer kazık görevi görürler.

Sebt: Sözlükte; kesmek demektir. Rahta ve huzur günü olması sebebiyle“Cumartesi Gününe”, İsrail Oğulları  “Sebt” demişlerdir. Yani rahat ve huzur günü demişlerdir. Çalışılmayıp rahat edilen gün demekir.

Sübat: Sükun, rahat, dinlenme, koyu bir uyku, ölüm demektir. [Gece iş yapmayı ve hareketi kestiği; insanlar dinlendiği, huzur bulduğu için bu adla adlandırılır. İnsan uykusunda ruhu kendisinden ayrılmamış diri olduğu halde; şuursuz ölü gibi sükûnette olur. Bir başka söyleyişle;İnsan ve canlılar uyku halinde yaratılışları gereği çevrelerinde olan şeyleri değerlendiremezler ve her türlü hareketi de yapamazlar. Kısacası insan uyku halinde tam bir dinlenme durumundadır. Bu durum da gecenin yaratılış hikmetine uygundur.

Vehhac: Yanan parlak demektir.

Vehhac: Aşırı derecede alevli olduğu için, çevresine kıvılcımlar ve alevler saçan,yanıcı ve çok parlak şey demektir.Aydınlatan ve ışık saçan şey demektir.

Seccac:Şiddeli dökülen demektir.

Kevakib:Memesi belirmeye başlamış ve biraz kabararak yukarıya kalkmış kız demektir.

Dihak:Dolu demektir.(Buradaki dolu ;su ile dolu bir şey demektir.).

Libas:Elbise .Giysi.Örtü.

Maişe:Yaşamak ,geçinmek ve çalışıp kazanma zamanı.

Sebı Şidad:Yedi sağlam (gök).

Sirac:Lanba,kandil.Güneş.

Vehhac:Pırıl pırıl yanan.

Musırat:Yağmur yağdıran bulutlar.Bulutları sıkıştırıp yağmur yağdıran rüzgarlar.

Seccac:Şarıl şarıl su akıtan .

Mihad:Beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek.

Evtad:Yer veya duvara çakılmış kazık demektir.

Elfafa:Girift,sarmaş dolaş.Dalları bir birine girmiş.

Migaten:Tayin edilen bir zaman.Oraya çıkağı günü belirlenmiş bir zaman.

Mirsad:Gözetleme yeri.Meleklerin kafirleri bekledikleri bir gözetleme yeri.

Meab:Dönüp varılacak son yer.

Hukub:Belirsiz bir süre.Kimsenin bilmeyeceği kadar uzun bir süre .Bu süre bazı hadislere göre ;hukub;seksen(80)yıllık süreye denir.Bazı hadislere göre ise üç yüz(300)yıllık süreye denir.Yine hukub’un kırk (40;)yıl veya otuz(30)bin yıl olduğu da söylenir.

Hasanı Basri’ye göre ise hukub kimsenin bilemeyeceği kadar uzun zamandır.

Maaben:Ağzınlar için dönüp varılacak son yer.

Ahkaba:Asır (yüzyıl)gibi uzun seneler demektir.Sonu gelmeyen seneler.Bu uzun senelerin ne olduğu konusunda din bilginleri arasında çeşitli görüşler vardır.Bu ayet kafirler için geldiğinden dolayı onlar orada uzun seneler kalacaklardır.Kafirler için geldiğinin delili de bir sonraki ayettir.Allahü Teala bir sonraki ayette maalen: “Ayetlerimizi yalanladılar.” buyurmuştur.

Berda:Hava serinliği veya uyku.

Hamim:Sıcak kaynar su.

Gassak:Cehennem ehlinin cesetlerinden dökülen kan ,irin .

Gassak:Dayanılmayacak derecede dondurucu soğuk su

Mefazan: Halas ve zafer demektir. Korkulardan, acılardan kurtulup muratlara ermek demektir. Yani büyük kurtuluş, büyük istek; ebedi azaptan kurtulmaktır. Cennette kavuşmaktır. Her türlü azgınlık ve hırstan şuurlu olarak kurtulmak ve cennete kavuşmaktır.

Bu kelimenin sonundaki tenvin tazim içindir. Yani kurtuluşa erenlere saygı gösterme ve büyümek değer vermek içindir.

Hadika:Suyu olan ve her türlü meyve ağaçlarını ve çiçekleri olan etrafı duvarlarla çevrili bulunan bostan ve bahçe demektir.

A’nab:İneb’in çoğuludur.Üzüm demektir .Burada üzüm bağları anlamındadır..

Etraban:Hep(daima,devamlı ,sürekli) bir yaşta demektir.

Ataen: Büyük bir ihsan ve ikram.Luttuf

Ke’sen Dihak:Dopdolu kadeh.

 

 

 

                              Nebe(Amme) Suresi

Nebe Suresinin Surenin Tanıtımı

1-Nebe’ (Amme) suresi Mekke’de inmiştir. Kırk(40) ayettir. İniş sırasına göre seksenin (80)ci suredir. Mushaflardaki resmi sırlanışa göre ise yetmiş sekizin(78)ci suredir. Bu sure bir defada inmiştir.

2-Kıyamet, öldük­ten sonra dirilme ve haşr(mahşer meydanında toplanma) hakkında bilgiler verir .

3-Allah’ın kudretini gösteren delilleri açıklar. Kainattaki her türlü şeyi  yaratan Allah’ın, insanı öldükten sonra tekrar kolayca yaratacağını açıklar.

4-Öldükten sonra dirilmeyi ve insanın ömrünün sınırlı olduğunu anlatılır.Kıyamet koptuktan sonra insanların mahşer meydanında toplanıp hesaba çekilecekleri bildirilir.Kullar arasında herkes yaptığının karşılığını o gün görecegin bildirir.

5-Amel defterleri dağıtılıp hesap görme işi bittikten sonra; kâfirler için hazırlamış olan ce­hennemden ve oradaki azap çeşitlerini açıklar.

6-Daha sonra takva sahibi mü’minler ve  Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu çeşitli nimetler anlatır.

7-Sûre, kıyamet gününün dehşetinin anlatılması ile sona erer.

 

Nebe Suresinin Ayet Mealleri

 

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?

2. Büyük haberden mi?

3. Ki onlar onda ayrılığa düşmüşlerdir.

4. Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!

5. Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!

6.Yapmadık mı biz,şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

7. Dağları birer kazık ?

8. Ve  sizi çift çift yarattık.

9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10. Geceyi (karanlığıyla sizi sizi örten) bir örtü yaptık.

11. Gündüzü de geçim  zamanı yaptık.

12. Üstünüzde yedi sağlam gökyüzü bina ettik.

13. (Oraya) parıl parıl parlayan bir lamba(güneş ve yıldızlar)  astık.

14.Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,

15.Ki onunla çıkaralım :dane,bitki,

16.Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.

17. Şüphesiz adaletle hüküm verme günü, belir­lenmiş bir zamandır,

18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelir­siniz.

19. O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.

20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

21.Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

22.Azgınların varacağı yerdir.

23.Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24.Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar.

25.Yalnız kaynar su ve irin (içerler);

26. Yaptıklarına uygun karşılık olarak.

27. Çünkü onlar hesap (görüleceğini) ummazlardı.

28. Bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlar­dı.

29. Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdir.

30. (Bundan sonra onlara), “Tadın (azabı!) Size azaptan başka bir şeyi çoğaltmayacağız!” denilir.

31.Korunanlar için de mükafat vardır.

32.Bahçeler ,bağlar,

33.Gögüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,

34.Ve dolu kadehler

35.Orada ne boş söz, ne de yalan işitilir.

36.Rabbinden bir karşılık,yeterli bir bağış olarak.

37. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli(Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.

38.O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.

39. İşte bu, hak gündür. artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.

40. Biz  sizi,pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.

 

                         Nebe Suresinin Tefsiri

1ci ayet: “Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?”

O inkârcılar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? Müşrikler kendi aralarında, öldükten sonra dirilmeyi birbirlerine soru­yorlar; inkâr ve alay maksadı ile hep bu konulardan söz ediyorlardı. Dolayısı ile olayın önemini, dehşetini ve müşriklerin bu tutumlarından dolayı muha­tapları hayrete düşürmeyi ifade etmek için söz soru şeklinde söylenmiştir.

2ci ayet: “Büyük haberden mi?”

     Büyük haberi, çok büyük haberi, mühim veya çok önemli haberi mi soruyorlar?   Mekkeli müşrikler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara öldükten sonra dirilmeyi sorarlardı. Bu büyük haber, özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğe başladığının haberidir. H.z.Muhammed’in, bir peygamber olarak ve Kuran ayetleriyle ve peygamber olarak insanlara bildirdiği birinci sur’a üfürülmesiyle birlikte kıyametin kopacağı bütün canlıların öleceği haberi dir. İkinci defa sur’a üfürüldükten sonra yeryüzünde yaşamış olan bütün canlıların ve insanların dirilerek mahşer meydanında toplanacakları ve hesap görüleceği haberidir. Bütün insanların amel defterlerini aldıktan sonra mizan karşısında yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde görecekleri haberidir. Bütün canlıların hakkını birbirinden alacakları haberidir.

Kısacası; H.z.Muhammed’in peygamber olarak görevlendirildiği haberidir. Kuran’ın Allah’ın hak kitabı olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatının var olduğu haberidir. Birinci defa sur’a üfürülmesiyle kıyametin kopmasının gerçek olduğu haberidir. İkinci sur’a üfürüldükten sonra ahret hayatının ve ahiret gününün başlayacağı, mizanın var olduğu haberidir. Cennet ve cehennemin var olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatı ve cennet ve cehennem hayatının var olduğu haberidir.

3cü ayet: “Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.”

Meydana gelip gelmeyeceği hususunda şüpheye düşen ve onu yalanlayıp inkâr eden olarak ikiye ayrıldıkları olayı mı sorup duruyorlar?

Müşrik Arapların hepsi kâinatı yaratan Allah’ın varlığını kabul ederlerdi. Ancak bir bölümü ahrete inanmazlardı. Ölümle her şeyin bittiğini sanırlardı. Öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye bir şeyin olmadığına inanırlar ve ahreti yalanlarlardı.

Bir kısım müşrik Araplar ise Ancak ahrete, ölümle her şeyin bitmediğine, öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye şeylerin olabileceği konusunda şüphe içindeydiler. Ve bu konuda kendi aralarında sürekli tartışırlardı.

İleride ortaya çıkacak ahiret günü hakkında Müslümanlar inanarak, bu konuyu öğrenmek için peygamberimize soru sorarlardı.

Bir konu hakkında ihtilaf etmek yani görüş ayrılığına düşmek o şeyin ileride bize zarar veya fayda vereceği düşüncesindendir. İnsanlar ileride kendilerine zarar veya fayda verecek bir hesap verme gününün olabileceğini sezdikleri zaman o konu hakkında içlerini rahatlatacak bazı düşüncelere sarılırlar. Aynı şeyleri söyleyen arkadaşlarıyla görüş ayrılığına düşerler.

Kısacası bazen arkadaşlar arsında çeşitli ihtilaflar çıkar. Bu ihtilaflar da varlığı veya yokluğu hakkında konuşulan şeyin varlığına işarettir. İnsanoğlu yaratılmış şeylerin varlığını kabul veya ret eme konusunda fikirler ileri sürer. İnsan beyni Allah’ın yaratığı şeyleri düşünür. Düşündügü şeyleri çeşitli sebeplerden dolayı kabul eder. Gereğini yerine getirir. Yine işine geldiği şekilde düşündüğü şeyleri ret eder. Çünkü çıkarları o şeyin var kabul edilmemesini gerektiriyordur. Allah’ın yarattığı bir şeyin yok olduğunu söylemekle o şey yok olmaz. Allah’ın yaramadığı bir şeyin de var olduğunu söylemekle o şey var olmaz. Yaratılmış şeyleri kabul etmemekle sade gönlümüzü rahatlatırız. Başka bir şey yapamayız.

Öldükten sonra dirilme hakkında soru soran kimseler hakkında tefsircilerin görüşleri şunlardır:

1-Mekkeliler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara bu büyük haberi (öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

2- Müslümanlar bilgilerini artırmak, kâfirler alay etmek için Peygamberimize; bu büyük haberi(öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

4cü ayet: “Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!”

Hayır, hayır! O yalanlayıcılar öldükten sonra dirilme hakkında birbirlerine soru sormaktan sakınsınlar. Dirilme olayının gerçek bir olay olduğunu ve alay etmelerinin de sonucunu gördükleri zaman işin hakikatini anlayacaklar. Ahiret günü gelip çattığında ayrılığa düştükleri günün geçek olduğunu anlayacaklar. Kendilerine verilen cezaları görürler. Cehennemin nasıl bir ceza yeri olduğunu görürler. Ahiret gününe inanıp güzel amel işlemediklerine pişman olurlar amma iş işten geçer.Şunu hemen belirtelim ki Ahiret günü güzel amel işlemediği için kafirleri nasıl pişman oluyorlarsa günahkar Müslümanlar da o kadar pişman olurlar.

5ci ayet: “Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!”

Bu şekilde bir hitap olayın korkunçluğunu ifade etmek suretiyle önceki ayete geçen Allah’ın tehdidini pekiştirir. Kısacası Ahiret günü başlarına gelecek olan azap ve cezayı ya­kında göreceklerdir. Ahiret günü geldiğinde nasıl bir şey olduğunu daha iyi anlayacaklar.

Bu ayetlerden sonra susmaları için Allah, Kâfirlerin inkâr ettiği, öldükten sonra dirilme hakkında aleyhlerine delil getirdi. Daha sonra da Allah kudretini gösteren delillere işaret etti. Kısacası kâinatı yoktan yaratan Allah, öldükten sonra insanı yeniden kolaylıkla diriltmeye gücü yeter fikrini insanlara altıncı ayetten başlayarak anlattı.

6ci ayet:“Yapmadık mı biz, şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

İçinde oturduğunuz şu yeryüzünü, üzerinde yerleş­meniz ve etrafında dolaşmanız için beşik haline getirmedik mi? Üzerinde yerleşmeniz çeşitli şeyler ekmek suretiyle geniş ovalarından yararlan­manız maksadıyla, yeryüzünü sizin için yatak ve yaygı gibi yapmadık mı? Denerek insan için yeryüzünün özenle hazırlandığı ve insanın yeryüzünden kolaylıkla yararlandığı ortaya konmaktadır. Beşik nasıl çocuğu özenle korursa, yeryüzüde insanı her türlü sıkıntıdan koruyacak şekilde yaratılmıştır.

7ci ayet: “Dağları birer kazık ?”

Sizi sarsmaması için evin direklerle sabit kılındığı gibi, yeryüzünü sabit tutacak dağlan kazıklar gibi yapmadık mı? Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için bir kazık görevi görürler. Bu yüzden insanlar yeryüzünde korkusuzca dolaşırlar. Her an deprem kokusu içinde yaşamazlar. Ayrıca dağlar hava akımlarının belirli yönlerde hareket etmesini sağlayarak daha birçok fayda sağlarlar.

İbn Cüzey şöyle der: Dağlar yeryüzünün sarsılmasına mâni olduğu için, Yüce Allah onları kazıklara benzetti.

8ci ayet: “Ve sizi çift çift yarattık.”

Yeryüzü üzerinde hayatın devam etmesi, cinsî münasebet ve çoğalma işinin düzgün olması için sizleri erkek ve dişi diye sınıflara ayırdık. Burada çift yaratılma denince her türlü şey de bu çift yaratılmanın içine girer.

9cu ayet: “Uykunuzu dinlenme yaptık.”

Uykuyu bedenleriniz için bir dinlendirme vasıtası ve meşguliyetlerinizi kesici kıldık. Uyku sayesinde, gündüzleri yaptığınız işlerin yorgunluğundan kurtulursunuz. İnsan nasıl uyumaya başladığının farkına varamaz. Yine nasıl uykudan uyanıklık haline geçeceğinin farkına varamaz.İnsan uyurken ne bir düşünce ne de bir duyarlılık içindedir.Tam bir sükunet içindedir.Yine bütün canlılar günün belirli bir saatinde uyumak zorundadır.Aksi halde uzun süre uykusuz kalan canlılar ölürler.Şunu da unutmamak gerekir ki her canlının uyku hali kendi yaratılışına özel bir durumdadır ve uyku süreleri ve şekli de başka başkadır.Gerek insanlar için gerek diğer canlılar için uyku bir sükunet hali ve dinlenme durumudur.Uyku halinin uzunu veya kısası içinde bulunduğumuz duruma göre insanları güçlendirir ve kuvvetlendirir.

Uyku insanı hafifletir. Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanlar savaş öncesi gecesinde uyumadan önce korku ve heyecan içindeydiler. O gece uyuyup ertesi gün uyandıklarında son derece hafiflemişler korku ve heyecanları gitmişi. Bu durumu, Allah Enfal suresinin on birinci (11ci) ayetinde malen : “Allah katından bir güven işareti olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.”diye açıklar. Yine Ali İmran Suresinin elli dördüncü(54cü) ayetinde malen: “Kederden sonra ,bir takımınızı kendinden geçirmeyecek huzur ve emniyet indirdi.” diye açıklar.

Uykunun eksiksiz olabilmesi için gencin karanlığı insanlar için bir nimetidir. Uyku gecenin karanlığı içinde her yönüyle uyunarak yaşanır.

Zemahşeri ve bazı tefsirciler: “Sizi geceleyin ölü gibi uyutan odur.” mealindeki Enam Suresi altmışıncı(60cı)ayetinin anlamına uygun olarak, uykunun “Bir ölüm gibi olduğu anlamını”  benimsemişlerdir.

Allah Zümer Suresinin 42ci ayetinde mealen: “Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uyudukları sırada alır.”buyurmaktadır. Bu ayete göre uyku bir çeşit ölümdür. Kısacası uyku küçük ölümdür denebilir. Uykuda ruh bedenden kısmen ayrılır. Ölümde ise bütünüyle ayrılır. Uyurken insan ölmüş gibi bilinçsizdir.

10cu ayet:  “Geceyi (karanlığıyla sizi örten) bir örtü yaptık.”

Geceyi, elbisenin sizi örttüğü gibi, karanlığı ile sizi örten ve kaplayan bir elbise gibi yaptık. Elbise, giyeni örttüğü gibi, gecenin karanlığı da sizi örter. Gizli kalması gereken yerlerinizi gizler. Güneş ışığından ve ısısından sizleri korur. Gecenin karanlığı her türlü canlının dinlenmesi ve rahat etmesi için bir nimettir.

İbn  Cüzey  şöyle  der:  Elbise,  insan vücudunu gözlerden koruduğu için, Yüce Allah, geceyi elbiselere benzetti.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Geceye insanın sırtına giyilen iç çamaşırı anlamı vermekten, geceyi insanı örten bir yorgan gibi kabul edip, yorgan anlamı vermek daha uygundur. Çünkü gece insanı her şeyden gizlediği gibi bir takım işlerini yapmaya da yardımcı olur.”der.

11ci ayet:  . “Gündüzü de geçim zamanı yaptık.”

Gündüzü de geçiminizi sağlamak, ticaret ve diğer işleriniz için bir sebep kıldık. İhtiyaçlarınızı gidermek için gündün sağa sola gidersiniz. Dinlenmek için gece karanlık, gündüz aydınlık yapılmıştır. Ayrıca insanın haricindeki bütün canlı varlıklarda gece uyur dinlenirler. Gündüzün varlıklarını devam ettirmek ve karınlarını doyurmak için çevrelerinde dolaşırlar. Yaratılışlarına uygun gelen her türlü hareketi yaparlar.

İbn Kesîr şöyle der: İnsanlar gündüzün geçim, kazanç, ticaret ve diğer şeyleri temin için, sağa, sola gidip gelmek suretiyle dolaşabilmeleri için gündüzü aydınlık kıldık.

12ci ayet:  .  “Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.”

Ey İnsanlar! Üzerinizde, sağlam yaratılmış ve eşsiz yapılmış, son derece muhkem ve sağlam yedi gök yaptık. Onlar asırların ve zamanların geçmesinden etkilenmez. Kudretimizle onları yeryüzüne bir tavan gibi olmaları için yarattık.

Göğün son derece sağlam özelliklerde olduğunun bildirilmesinin sebebi; insanların yaptığı binalar gibi zaman içinde çürümeyeceğini, yıkılmayacağını açıklamak içindir. Göğün son derece sağlam yapılı olduğunu kesinlikle insanlara açıklamak içindir.

13cu ayet: “ Ve (Orada) parıl parıl parlayan bir lamba (güneş ve yıldızlar)   yaktık.”

Sizin için, aydınlatıcı bir güneş yarattık. Onun ışığı, bütün yeryüzündekiler için parlar ve onları ısıtır. O daima sıcak ve ısıtıcıdır.

14cü ayet:  “Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,”

Yağmur yağdırma zamanı gelmiş olan bulutlardan çok ve kuvvetli akan su indirdik. Kısaca birbirini sıkıştıran bulutlardan şarıl şarıl sular indirdik. Bir başka söyleyişle bulutları birbirine yaklaştırıp yoğunlaştıran, sıkıştıran rüzgârlar vasıtası ile gökten su indirdik demektir.

15ci ayet: “Ki onunla çıkaralım: dane, bitki,”

Bu yağmurla, insan ve hayvanlara gıda olması için, yeryüzünde biten çeşitli hububat ve ekinleri çıkaralım diye bu suyu indirdik. Yeryüzünde ölü olan topraktan yağmur suları vasıtası ile onlardan yararlanacak her türlü canlı için gerekli bitkiler yetişir. İşte gökyüzünden indirilen yağmurun gerçek hikmet ve gayesi budur.

16ci ayet: “Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.”

Ağaçlan ve dalları çok, ağaçlarının birbirine yakınlığı ve dallarının çokluğundan dolayı birbirine girmiş bağ ve bahçeler yetiştire­lim diye o suyu indirdik.

Allah, öldükten sonra dirilme ve haşirin mümkün olduğunu gösteren apaçık bir delil olarak, kudretini gösteren bu dokuz delili yukarıdaki ayetlerde anlattı.

Bu dokuz (9) delil kısaca şunlardır:

1-Yeryüzünün beşik yapılması.

2- Dağların kazık yapılması.

3- İnsanların çift çift yaratılması.

4- Uykunun dinlenme vasıtası yapılması.

5- Gecenin örtü yapılması.

6- Gündüzün geçim zamanı yapılması.

7- Yedi kat gökyüzü yapılması.

8- Gökyüzünde parıl parıl parlayan güneşin yaratılması.

9-Yağmurun yağması ile yeryüzünde çeşitli bitkilerin, bağ ve bahçelerin yetişmesi.

Bu saydığımız şeyleri ve insanları yaratan Allah’tır. Bu şeylere gücü yetenin, insanlar öldükten sonra onları dirilt­me ve hayat vermeye de gücü yeter.

17ci ayet: “Şüphesiz fasıl(adaletle hüküm verme) günü, belir­lenmiş bir zamandır,”

Hesaba çekme ve amellerin karşılığını verme, mahlûkat arasında hüküm verme gününün, Allah’ın ilminde belirli ve sınırlı bir zamanı vardır. Ne öne geçer, ne geri kalır.Bu konuda Allah Mürselat Suresinin yedinci (7ci) ayetinde malen: “Bilin ki size vaat olunan şey gerçekleşecek! “buyrulmaktadır.

Zamanı geldiğinde Allah’ın emri ile sur’a birinci defa üfürülür. Kâinatın düzeni bozulur. Allah’ın dilediklerinin haricindeki her canlı ölür.

Kurtubî şöyle der: Yüce Allah o gün mahlûkat arasında hükmedeceği için ona “yevmul fasl” yani “hüküm günü” dendi. Allah o günü, öncekiler ve sonrakiler için belirli bir zaman olarak belirledi.

Birinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: . “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir….” buyrulmaktadır.

18 ci ayet:  . “O gün Sur’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.”

Ayette sözü geçen bu hüküm günü birinci sur’a üfürülmesi ile ortaya çıkacak olan her şeyin yok olduğu bütün canlıların öldüğü ilk yıkım günü değildir. Yani kıyametin kopuğu gün değildir. Bu hükmetme günü, sur’a, kabirlerden kalkma için ikinci defa üfürüldüğü gündür. Sur’a ikinci defa üfürülmesinden sonra bütün insanlar ve mahlûkat mahşer meydanına, hesap vermek ve amellerin karşılığını almak için bölük bölük, zümre zümre gelip toplanır.

İkinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: “…..Sonra bir daha üfürülecektir. Bir de bakarsınız hep o yıkılanlar kalmışlar, bakıyorlar.” buyrulmaktadır.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sura ikinci defa üfürülünce insanlar uykularından uyanır gibi kalkarlar. Her ümmet önderiyle çağırılır. Çağırılan ümmetler(inanç toplulukları)derhal alay alay, ümmet ümmet, cemaat cemaat, mahşer yerine gelirler.

Her ümmetin önderiyle çağırılacağı İsra Suresinin yetmiş birinci (71ci) ayetinde malen: “ Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.”buyrulmaktadır.

[ Muaz(r.a.) “takım takım” Mahşer meydanına gelmenin tefsirini Peygamberimize sormuş ve şu cevabı almıştır:

“Kıyamet gününde ümmetim on iki (12) sınıf olarak haşredilecektir.

Birinci sınıf: Kabirlerinden karınları yılanlar ve akreplerle dolu haşredilir. Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

İkinci sınıf: Domuz suretinde haşredilir. Bunlar, namazlarında gevşeklik gösterip tövbe etmeden ölenlerdir.

Üçüncü sınıf: Ağızlarından kan gelerek haşrolur. Bunlar, alış verişlerinde yalan söyleyip tövbe etmeden ölenlerdir.

Dördüncü sınıf: El ve ayakları kesik haşrolur. Bunlar komşularına eza edip tövbekâr olmadan ölenlerdir.

Beşinci sınıf: Lâşeden daha pis kokar halde haşrolunur. Bunlar, Allah Teâlâ’dan korkmayıp gizlice günah işleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Altıncı sınıf: Dilleri kesik haşrolunurlar. Bunlar, yalan söyleyen ve yalancı şahitliği yapanlardır ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

Yedinci sınıf: Dilsiz haşrolunur. Bunlar, şahitliği gizleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Sekizinci sınıf: Avret yerlerinden irin ve sarı su akarak haşrolunur. Bunlar zina edip, tövbe etmeden ölenlerdir. Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Onuncu sınıf: Yüzleri kızarmış, gözleri uğramış, dişleri öküz boynuzu gibi sivrilmiş, dudakları karınlarına, karınları da uyluklarına sarkmış haşrolunur. Bunlar, içki içip tövbe etmeden ölenlerdir.

On birinci sınıf: Cüzamlı, baraslı haşrolunur. Bunlar ana ile babalarına asi olup tövbe etmeden ölenlerdir.

On ikinci sınıf: Yüzleri ay’ın on dördü gibi haşrolunur. Sırat’ı şimşek gibi geçerler. Bunlar, hayırlı işler yapıp, namazlarını cemaatle kılan ve günahlarına tövbe ederek ölenlerdir.”buyurmuştur.].

19 ci ayet:  .  “O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.”

Yarıldı çatladı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Sur’a birinci üfürülüşte bugün sağlam bir bina olan şu bizim altında yaşadığımız dünya göğü, o günün dehşetinden her taraftan yer yer yarılır, çatlar ve yıldızlar her tarafa saçılır. Kâinatın düzeni bozulur. Bu olay kıyametin kopmasıdır.

Sur’a ikinci defa üfürülmesi ile yeni bir alem yaratılır. Bu aleme Ahiret alemi adı verilir.Bu ayete anlaşılan olaylar işte bu ikini sur üfürüldükten sonra meydana gelir.Gök yüzü açılır. Çok sayıda kapılar ortaya çıkar.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Gök kapı kapı açıldı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Burada ikinci sur’a üfürülmenin anlaşılması, surenin akışına daha uygundur. Bu ikinci surun üfürülüşü yeniden bambaşka bir “Ahiret Âleminin” yaratılışının başlangıcıdır. Allah bundan sonra yeni bir âlem yaratır. Bu Âleme ; “Ahiret Âlemi” adı verilir. Ahiret Âleminin de bir gökyüzü(seması) ve yeryüzü vardır.

Allah’ın emri ile bu “Ahiret Âleminin”   gökyüzünde kapılar açılır. Gökyüzünde açılan bu kapılardan melekler inecektir. Daha sonra, Ruh(Cebrail) ve melekler saf saf duracaklardır. Açılan bu kapılar sadece meleklerin yeniden yaratılan “Ahiret Âleminin”  yeryüzüne inmesi için değildir. Bu kapılardan Müslümanlar da geçerek Cennete gireceklerdir. Bu kapılar kâfirler için açılmamıştır.

20ci ayet:  “Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.”

Bu konuda tefsir bilginleri şöyle der: Dağlar yerlerinden sökülüp savrulur. Bir serab olmuştur. Hatta bakan, onu bir dağ zanneder, hâlbuki o bir dağ değildir. Savrulan tozdan ibarettir. Bu serap gibidir. Serabı gören su sanır, hâlbuki o su değildir. Böylece serab gibi varlığı ve hakikati olmayacaktır. Bu durum daha önceki sure ve ayetlerde anlatılmıştır.

Taberî şöyle der: Dağlar savrul­duktan sonra, bakan kimsenin gözüne, dağılmış toz duman gibi görünür. Bu çöldeki kimsenin gördüğü “seraba” benzer ki, serabı gören onu su zanneder, oysa gerçekte o bir hiçtir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sur’a birinci defa üflendiğinde kâinatın nizamı bozulur. Her şey ölür.  Yeryüzü ve gökyüzü paramparça olur. Dağlar paramparça olarak toz bulutu haline gelir. Ogün dağlar serab gibi bir hayale dönmüştür. Yeryüzü dümdüz olmuştur. Dağlar daha önceden olduğu gibi yeryüzünde bir kazık gibi çakılı durumlarını ve heybetli görünüşlerini kaybetmişlerdir. Bu olaylar birinci sur’un üfürülüşüne müteakip ortaya çıkan yıkım safhasıdır.

21ci ayet:“Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

Bu ayete kadar olan ayetlerde kıyameti başlatan dehşetli sarsıntı, daha sonra göğün çatlaması, insanların mahşer meydanına koşarak gelmeleri anlatıldı. Bu anlatımlardan maksat kıyametin dehşetini ve korkunçluğunu insan zihninde canlandırmaktır.

Bu anlatılan olaylardan sonra Yüce divanın kurulur, herkes hesaba çekilir, Yüce Divan herkesin hakkını verir. Cennetlikler Cennete, Cehennemlikler cehenneme gider.

Şüphesiz cehennem, kâfirleri bekleyip gözetler. Onun gözetlemesi, insanın, gaflet anında düşmanını yakalamak için gözetlemesine benzer.

Mirsad; gözetleme yeri demektir. Kişinin, düşmanını gözetlediği yerdir. Suçluların gözetlenmesini Tefsirciler şu şekilde açıklar:

1- Cehennem bekçileri olan melekler Mirsad’a(gözetleme yerine) gelerek suçluları gözetlemektedirler.

2-Cehennemin kendisi suçluları gözetlemektedir. Cehennem, alevi ile Allah düşmanlarına azap etmek için gözetler. Üzerinden geçen kâfirleri çekip içine almak için gözetle­mektedir. Bu anlatım ile Cehennem akıllı bir canlı gibi açıklanmıştır.

22ci ayet: “Azgınların varacağı yerdir.”

Cehennem azgın suçluların dönüp gidecekleri evleri ve barınaklarıdır.

23ci ayet:“(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır.”

Cehennemde, sonsuza kadar, birbirinin ardından ge­len asırlarca kalacaklardır.

Kurtubî şöyle der: Asırlar devam ettikçe onlar cehennemde kalırlar. Her asır geçtikçe, başka bir asır gelir. Çünkü ahretin asırları sonsuzdur.

Rabî ve Katâde de şöyle derler: Bu asırlar ne sona erer, ne de biter.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Cehennemin müminlere mahsus katı (tabakası)nın söneceğini bildiren bir hadisin var olduğunu bildirir.”

24ci ayet: “Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar.”

Cehennemliklere rahatça içecekleri bir su verilmeyecektir. Onlardan Cehennem ateşinin sıcaklığını hafifletecek bir soğukluk veya orada susuzluklarını giderecek bir şey içemezler. Onlara ya yakıcı su, ya da dondurucu su yahut da irin gibi sıcak, kokmuş su verilecektir.

25ci ayet: “Yalnız kaynar su ve irin (içerler);”

Ancak son derece kaynar bir su ve cehennem ehli­nin derilerinden akan bir irin içerler.

26ci ayet: “Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”

         Kâfirler cehennem azabı görürken kaynar su ve irinden başka bir şey tatmayacaklardır. Bu ceza ahirette hesap vermeyi ummayanlara, Allah’ın emir ve yasaklarına kulak asmayanlara, yalanlayanlara ve inanmayanlara uygun bir cezadır.

27ci ayet:“Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.”

Muhakkak ki onlar hesap ve cezayı bekle­miyorlardı. Allah’a kavuşacaklarına da inanmıyorlardı. Dolayısıyla Allah onları bu davranışlarına uygun ceza ile cezalandırır.

28ci ayet:“Ayetlerimizi tamamen yalanlamışlar­dı.”

Allah’ın, öldükten sonra dirilmenin olacağını gösteren ayetleri ile Kur’ân ayetlerini şiddetle yalanlıyorlardı.

29cu ayet:  “Biz de her şeyi bir kitapta sayıp yazmıştık.”

Onları, yaptıklarına karşılık cezalandırmamız için, işlemiş oldukları bütün günah ve suçlan bir kitapta (Levhi Mahfuzda)kaydettik.

(veya insanın her hareketi Kiramen Kâtibin adı verilen şerefli melekler tarafından her an amel defterine yazılmaktadır. Belki de bu defter kast edilmektedir.)

30ci ayet: “Şimdi tadın, artık size azaptan başka bir şey artırmayacağız!”

        Ey Kâfirler Topluluğu! Azabı tadın. Yar­dım istemenize karşılık size, azabınızın üzerine bir azap daha katmaktan başka bir şey yapmayacağız.

       Tefsirciler şöyle der: Kur’ân-ı Kerim’de, ce­hennem ehline bu ayetten daha ağır gelen bir ayet yoktur. Çünkü onlar bir azap türüne karşı yardım istedikçe, onlara daha şiddetli bir azap ile karşılık verilir.

31ci ayet: “Muttakiler için de başarı(mükâfat) vardır.”

Kuşkusuz dünyada Rablerine itaat eden iyi müminler için Naîm cennetlerini elde edecek ve cehennem azabından kurtulacakları makamlar vardır.

Bu ayetten sonra Allah, Cennet nimetlerini şöyle açıkladı.

32ci ayet: “Bahçeler, bağlar,”

Muttakiler için, içinde her türlü ağaçların, çiçeklerin ve insanın meyvelerini yemeyi istediği çeşit çeşit üzüm bağları bulunan güzel bahçeler ve bostanlar vardır.

33ci ayet: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,”

Onlar için, göğüsleri yeni çıkarak tomurcuk gibi ka­barmış bakire ve aynı yaşta  kızlar vardır.

34ci ayet: “Ve dolu kadeh(ler).”

Yine takva sahibi müminler için, içi cennet içeceği ile dolu kadehler vardır.

Burada belirtilen cennet içeceğin, bizim bildiğimiz dünya içecekleri ile bir iğlisi yoktur. Sadece bir ad benzerliğidir. Çünkü Cennet nimetleri bu dünya nimetleri ile kıyaslanmaz. Orada günah vasıtaları bulunmaz. Orası bir başka âlemdir. Dolayısı ile dünyada Allah’ın yasakladığı alkollü içeceklerle(şarapla) bir iğlisi yoktur.

35ci ayet: “Orada ne boş söz, ne de yalan işitirler.”

Rabbinden bir mükâfat, bir hediye, bir hesap görme olarak cennette onlar ne boş bir lakırdı ne de birbirlerine karşı yalan işitirler.

Çünkü cennet, esenlik ve selâmet yurdudur. Orada bulu­nan her şey batıldan ve eksiklikten uzaktır.

36cı ayet: “Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.”

Allah amellerine karşılık, kendisinden bir lütuf ve ihsan olarak, onları bu büyük mükâfatla ödüllendirir. Bu mükâfat, rahmeti her şeyi kap­sayan Rahman tarafından verilmiştir.

37ci ayet: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.”

O gün Yüce Allah’ın heybet ve azametinden dolayı, belâyı savma veya azabı kaldırma hususun­da, hiç kimse O’nun la konuşamaz.

38ci ayet: “O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.”

O korkunç günde, Cebrail ve diğer melekler huşu içinde saf olurlar. Allah’ın kendi­lerine konuşma, şefaat ve doğruyu söyleme izni verdikleri dışında onlardan hiçbir kimse konuşamaz.

Sâvî şöyle der: Allah’ın yarattıklarının en üstünü ve Ona en yakın olan melekler, Allah’ın izni olmadan şefaat edemezlerse, diğerleri nasıl şefaat edebilir?

39cu ayet: “İşte bu, hak gündür. Artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.”

Bu, gerçekleşmesi kesin ve mutlak olan bir gündür, Kim iman edip sâlih amel işleyerek, Rabbine giden bir dönüş yoluna girmek isterse, bunu yapsın.

40ci ayet: “Biz sizi, pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.”

Bu hitap, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Kureyş kâfirlerinedir. Yani, biz sizi, meydana gelmesi yakın olan bir azap­la, âhiret azabıyla korkuttuk. Her gelecek yakın olduğu için, Yüce Allah bu azaba “yakın” manasına gelen sıfatını verdi.

O gün her insan, önceden gönderdiği hayır ve şer olarak ne varsa, hepsini amel defterinde yazılmış olarak bulur. Kiramen Kâtibin melekleri insanın yaptığı her şeyi eksiksiz yazarlar. Bu defter mahşer meydanında ait olduğu kimseye verilir. Bu kişi de amel defterine bir itirazda bulunamaz.

Tefsirciler şöyle der: Kâfir, yaratılmamış ve mükellef tutulmamış olmayı isteyerek : “Keşke(dünyada domuz suretinde veya bir başka hayvan suretinde yaşayıp ) toprak olsaydım da, ne hesaba çekilseydim, ne de azab edilseydim.” derler.

Bu şöyle olacaktır. Allah kıyamet günü bütün hayvan­ları haşr eder ve kısas yapar. Boynuzsuz hayvanın hakkım boynuz­ludan alır. Bundan sonra hayvanlar Allah’ın emri ile toprak haline gelirler. Hayvanların toprak olduğunu gören kâfirler, hayvanlar gibi toprak olup cehennemde azap görmemeyi isterler. Ancak onların bu isteği yerine getirilmez Kendilerini bekleyen cehenneme girmekten kurtulamazlar.

S   O    N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

                                           Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Mübarek: Hayır ve bereketi çok, her şeyden yüce ve varlığı ile ezelden sonsuza kadar var olan mahlûkatın sıfatlarından uzak demektir.

Zat: Varlığı demektir. Ezel: Başlangıcı olmayan demektir. Ebed: Sonu olmayan demektir.

Aziz: Kendisine isyan edenlerden intikam almada kuvvetli demektir. Her şeye gücü yeten çok güçlü çok kuvvetli demektir.

Aziz: Kendisine baş kaldıranlara her türlü cezayı vermeye gücü yeten.

Gafur: Tövbe edip kendisine yönelen (iyiye doğruya yani Allah’ın bütün emirlerini eskizsiz yapmaya çalışan) insanların tövbelerini bağışlayıp affeden demektir.

Gafur: Bağışlayıcı ve affedici demektir.

Latif: En ince en gizli işleri bütün inceliğiyle çok kolay bilen. İşlerin iç yüzünü bilen ve her şeyden haberi olan, yarattığı varlıkların halini bilen.

Lutf: Gayet incelikle, güzellikle hedefe ulaştırmak, kişinin dileğini vermek, yerine getirmek.

Habir: Gizli açık her şeyden haberdar olan, bilen.

Kadir: Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği gibi eksiksiz yapmaya gücü yeten. Hiç bir yardımcıya, vekile, vasıtaya ihtiyaç duymayan demektir.. Her ne dilerse kendi kudretiyle yapar, hiçbir iradesi hikmetsiz olmaz. “Ol” deyince hemen oluverir. İsterse zoraki yaptırır, İsterse insanın seçmesine bırakır. İsterse küçültür. İsterse büyültür. İsterse başka âlemler yaratır. Yarattığı alemlerde dilediği gibi tasarrufta bulunur. Ancak Allah’ın eşi ,benzeri ortağı, yoktur.Her türlü noksanlardan uzaktır(münezzehtir.)

Sırat: Yol

Müstakim: Kendisinde bir eğrilik ve sapma bulunmayan şey. Dümdüz. Düpedüz.

Dünya:“Dünya”, “Edna” kelimesinin müennesidir. En yakın demektir.

Tıbak: Bir biri üstünde. Tabakalı, kat kat. Bir birine uygun.(Tıbak; kelimesi mastar anlamında anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tıbak: Katlardan meydana belen şekilde yarattı, demektir.(Tıbak; kelimesi “Tabaka” kelimesinin “çoğulu olarak anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tefavut: Uygunsuzluk. Perişanlık. Başkalık. Nizamsızlık. Münasebetsizlik.

Futur: Çatlak yarık.( Fetera: Yardı filinden türemiştir).

Şihab:Ateş parçaları

Hasir: Yorgun. Perişan, umusuz, bitkin .(Husur; kelimesinden üretilmiştir.)

Şehika:Eşek anırtısına gibi çirkin ,korkunç bir ses.Korkunç uğultu.Kafirlerin cehenneme atıldıklarında ;Cehennem’in çıkardığı ses.

Şehik: Eşeğin çıkardığı seslerin en çirkini. Bu benzeme ile Allah, şiddetli kaynaması ve korkunçluğundan dolayı Cehennemin sesini kas etmiştir.

Temeyyezu:Parçalanıp birbirinden ayrılır.

Gayb: Görülmeyen ,beş duyu yardımıyla bilinemeyen.

Menakib:Kenarlar köşeler,Omuzlar demekir.(Menkib:Yan,omuz demektir.Bu kökten kişinin omzuna;Menkibir Recul denir.).

Zerae:Yaymak,çoğaltmak ve dağıtmak .

Yürsile:

Leccu:Israrla devam ettiren

Temur:Sarsılı,çalkalanır

Zülfe:Onlara yakın.

Esbaha:Sabahladı.Sabaha kadar.Kadar.Olursa.Oldu.Giderse.

Gavr: Yere batan.Yerin dibine geçip kaybolmak.Suyun çekilip kurumasıdır.

Nezir:Korkutucu,Gocundurucu(sakındırıcı  yani kötülükten sakındırıcı ,korkutucu peygamber).

Nuşur: Dönüş.

Ma’in:Gözün göreceği şekilde açık olmak,demektir.Akıp giden suya;Ma’in denir.

Rüccum;Recim kelimesinin çoğuludur.Kendisiyle atılan şey demektir.Şeytanlara yıldızların kendileri değil ışıkları atılır.

Zeluul: “Zill” mastarındandır. Mübalağa ifade eden bir kelimedir. Kolaylıkla, yumuşaklıkla uygunluk yani uysallık demektir. Bir şey zeluul olmakla birlikte şerefli olabilir. Bu özellik genellikle hayvanların bir vasfıdır. Çünkü insanlara yumuşaklıkla itaat ederler. Ancak hayvanlar zelil değildir. Çünkü bir şeye veya bir canlıya zeluul demek o canlıyı; horlamak ve hakaret etmek demek değildir.

Zelil: Hor ve hakir olmak demektir.

Sema: Yüksek demektir. İnsana üstün olan her şey semadır.

 

 Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surenin Tanıtımı

Mekke’de inmiştir, otuz (30) ayettir.ur Suresinden sonra inmiştir.Surenin bir defada inmiş olma ihtimali çok kuvvetlidir.İnis sırasına göre 77ci suredir.Kuranın Mushaflardaki sıralamasında ise 67cci suredir.Ayettlerin anlattığı konular birbirine son dere bağlıdır. Allah’ın büyüklüğünü, öldürme ve diriltmeye gücü yetiğini anlatır. Kâinatı Yaratan Allah’ın bir olduğuna çeşitli deliller getirterek ispat eder. Öldükten sonra dirilmeyi ve mahşer meydanındaki hesap görmeyi inkâr edenlerin karşılaşacağı sonu anlatır.

Mülk Suresinin ilk ayeti ;mülk ve saltanatın Allah’ın elinde olduğunu anlatır.Kainattaki bütün varlıkların Allah’ın emrinde olduğunu anlatır.Her şey Allah’ın gücü ve kudreti karşısında boyun eğdiğini anlatır. Her şeyin Allah’tan yardım istediğini anlatır. Allah yarattığı bütün varlıklar hakkında her türlü tasarrufta bulunur. Buna hiç kimse engel olamaz. O istediği şeyi istediği gibi yapar.

Daha sonra Allah’ın yedi gök yarattığı ve dünya göğünü yıldızlarla süslediği anlatılır. Bunları yapmanın Allah’ın kudretinin en açık delilleri olduğu anlatılır.

Bunlar anlatıldıktan sonra cehennemliklerin durumları açıklanır. Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve öfkesinden dolayı parçalanacakmış gibi olan Cehennemi suçluların gördüklerinde davranışları ve sözleri anlatılır. Cennetliklerin durumları da anlatılır.

Sure Allah’ın sonsuz kudretini açıklayarak sona erer.

Ayet Mealleri

Bismillâhirrahmânirralıîm

1ci Ayet: Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.

2ci Ayet: Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.

3cü Ayet:  Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?

4cü Ayet: Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.

5ci Ayet:  Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

6cı Ayet:  Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

13cü Ayet: Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.

14cü Ayet: Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).

15ci Ayet:  O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yerin) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.

16cı Ayet:  Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).

17ci Ayet:  Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu.

18ci Ayet: Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?!

19cuAyet:  Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.

20ci Ayet: O kim ki ,o size asker olup ,sizi  Rahman’ın(  Allah’ın)azabından , kurtaracak ? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.

21ci Ayet: Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.

22ci Ayet: Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?

23cü Ayet:  De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

24cü Ayet: De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

25ci Ayet:  Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.

26cı Ayet:  De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.

27ci Ayet:  Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.

28ci Ayet:  De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kafirleri elem verici azaptan kim kurtarır?

29cu Ayet: De ki: O Allah; çok esirgeyicidir(Rahmandır); biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir?

 

Âyetlerin Tefsiri

1ci Ayet: “Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.”.

Allah yüceler yücesidir. Yaratığı varlıklara her türlü iyilikten bol bol verendir. Hayır ve bereketinin sınırı yoktur.Bu hayır ve bereket Allah’ın kendisine aittir.Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ın dır.Allah’ın kudreti sonsuzdur. Göklerde ve yerde istediği gibi davranır. Allah bir işi yapmak istediğinde onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.

İbn Abbas şöy­le der: Mülk O’nun elindedir. Dilediğini şerefli, dilediğini rezil eder. Yaşatır ve öldürür. Zengin eder, fakir eder, verir, vermez. Onun her şeye gücü yeter. O, tam kudret sahibidir. Bütün işlerde, tartışmasız tam bir tasarrufa sahiptir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Mülk Allah’ındır.

Allah ezeli ve ebedi sıfatlarıyla her şeyden üstündür. O sonsuz hayır ve bereketiyle gizli ve açık her şeyden üstündür. Allah’ın kullarına lütuf ve bereketti akıllara sığmayacak ölçüde büyüktür.

Yerde ve gökte bütün kâinata, dünyada ve ahirette her türlü tasarruf Allah’ın elindedir. Allah dilediği gibi var eder, dilediği gibi yok eder. Dilediği gibi yönetir. Her türlü emirlerini yerine getirtir. Her türlü hükmünü hemen yerine getirir. İstediğine istediği gibi iyi davranır. İstediğini bazı şeyleri yapması için zorlar, cezalandırır, ikramda bulunur, Çeşitli nimetler verir. Bu işleri yapmaya Allah’ın kudreti yeter. Bu işler Allah’ın emir ve iradesi, hüküm ve kudretiyledir. Bu işleri Allah yerine getirmek istediğinde bir defa “Ol” demesi yeter. O şey hemen oluverir.

Allah dilediği kullarını zenginliğe kavuşturur. Devlet yönetiminde güç verir. Ancak saltanat ve zenginlik verdiklerine de bu zenginlik ve saltanatı sonsuz vermez. Bir süre sonra onların saltanatı ve zenginliği yok olur. Mülk ve saltanatı sonsuz olan sadece Allah’tır. Hiç bir şekilde mülkünü bir başkasına sonsuz bir şekilde vermez. Hiç bir varlığı kendisine ortak yapmaz. Hiçbir şekilde şirkin, herhangi bir çeşidini kabul etmez ve çok yücedir.

Allah’ın dilediğini yapmaya gücü yeter. Kullarına yarattığı varlıklar üzerinde söz sahibi olma hakkını geçici ve sınırlı olarak verir. İstediği zaman da bu hakkı geri alır.Çünkü her şey üzerinde sonsuz mülk hakkı Allah’ındır.Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter yani kadirdir.Mülkünde istediği gibi davranır.Mülk O’nundur.Mülkünde istediğini istediği gibi her şeyi yapar.Allah mülkünde eksiksiz bir kudretle hakimdir.Hükmü her şeye sonsuz bir kudretle geçer.

Hiçbir şekilde bir yardımcıya, vekâlete, vekile, vasıtaya (alete) ihtiyacı yoktur.

İstediği her şeyi kendi güç ve kudretiyle yapar. Yaptığı her şeyin bir hikmeti vardır. Hikmeti olmayan hiçbir şey yapmaz. Allah’ın bir “Ol” demesi istediği şeylerin olması için yerlidir. O şeyler hemen eksiksiz olur.

Allah isterse zorla yaptırır. İsterse yapıp yapmamakta kullarını serbest bırakır. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar; dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka âlemler yaratır. Yaratığı âlemlerde de istediği gibi davranır. Allah’ın ortağı olmaz. Allah öyle yüksek, öyle yücelerden yücedir. Allah her türlü sonu olan her şeyden uzaktır. Allah her türlü acizlikten uzaktır.

       2ci Ayet: “Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.”.

        Allah dünya hayatını ve ölümü yaratmıştır. İstediğini yaşatır, istediğini öldürür. Allah, tektir, iradesini istediği gibi kullanır. Allah sonsuz ve sınırsız güce sahiptir.

Ölüm, kalplere daha çok korku ve ürperti verici olduğu için, Allah bu ayete önce ölümü söyledi. Doğum nasıl bu dünya hayatının başlangıcı ise ölüm de Kabir Hayatının başlangıcıdır. Ölüm den sonraki hayat düşüncesi insanı yararlı işler yapmaya sevk eder. Ölümden sonraki hayatı daha iyi şartlarda yaşamak için bu dünyada Allah’ın emirlerine uygun yaşama için elinden gelen gayreti göstermeye sevk eder. Ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

İslam Bilginlerine göre ölüm; hem beden olarak hem ruh olarak yok olma değildir. Dünya hayatından sonra yaşayacağımız kabir hayatına geçiş ve ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

Ölen kişi kabrinde  “Kabir Hayatı” adı verilen yeni bir hayat yaşadığı için, ölen kişinin, kabrinde işittiği, gördüğü ve hissettiği bildirilmiştir. Bu konuda peygamberimiz : “Sizden biri kabrine konup da eşi dostu kabrin başından evlerine döndüğünde, o onların ayak seslerini işitir” buyurmuştur. Peygamberimiz bir başka hadislerinde de: “Canım kudret elinde olan Al­lah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz. Ancak şu var ki, onlar cevap veremiyorlar”.buyurmuştur.

Ölüm, sadece ru­hun bedenle olan ilgisinin kesilmesi ve bu bedenden ayrılmasıdır. Allah hayatı ve ölümü insanları imtihan etmek; iyi iş yapanla kötü iş yapanı görmek için yarattı.

Yaratılışın bir hikmeti gereği insan şu dünya hayatından ahiret hayatına geçmeye korkar. Bu korkunun asıl sebebi ise bu ayette açıklanan ölümün bir ömür boyu başarmaya çalıştığımız imtihanın sonucunu bize yaşatmasıdır. Yani imtihanı kazandığımızı veya kaybettiğimizi kesin olarak bize bildirmesidir. Kaybetme durumunda karşılaşacağımız cezadan korkma duygusudur. İnsan başardığı bir imtihanın sonucundan hiçbir zaman korkmaz. Yaratılışı gereği elde ettiği başarının sonuçlarını, yararlarını görmek, tatmak, elde etmek ister.

Kurtubî şöyle der: Size imtihan edilen muamelesi yapmak için böyle yaptı. Yoksa Allah itaat edenle isyan edeni ezelden bilicidir. O, kendisine isyan edenlerden inti­kam alacak üstünlüğe sahiptir, tövbe edip O’na dönenlerin günahlarını da çok bağışlayandır.

3cü Ayet:  “Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?”.

Allah, gökleri, birbiri üstünde, yedi kat olarak yaratmıştır. Her gök, diğerinin kubbesi gibidir. Bu yedi kat göğün anlamını kesin olarak ifade etmek imkânsızdır. Günümüzdeki gök bilimlerinden elde edilen bilgilerden de yararlanarak “yedi kat gök” şöyledir diye kesin bir bilgi veremeyiz. Çünkü bu bilgileri elde etme yolları degişikir. Bilgi elde etmek için başlangıç kabul edilen şeyler değişikçe sonuçlar da değişir. Bizler için uygun olan Allah’ın yedi gök yaratığı ve bu yedi göğün birbirinden ayrı tabakalar halinde olduğunu kabul ederiz.

       Allah’ın eşsiz yaratmasında herhangi bir eksiklik, bozukluk, çatışma ve uyumsuzluk göremezsin. Göklerin yaratılışları son der­ece sağlamdır. Allah, kâinatın ve içindeki varlıkların yaratılışındaki kusursuzluk ve gücü göstermek, yaratma konusunda üstünlüğüne dikkat çekmek için ” Rahman’ın yaratmasında” diye buyurdu. Göklere istediğimiz kadar bakalım. Göklerin yaratılmasında bir eksiklik, noksanlık, kusur bulamayız. Çünkü onları yaratan sonsuz güç, kudret, ilim ve her konuda sonsuz üstünlük sahibidir. Göğe bakması istenen insanlar bir asırda yaşayan insan toplulukları değildir. Bu insanlar kıyamete kadar dünya üzerinde yaşayacak olan insan topluluklarıdır. Hitap bütün insanlığadır.

Bazı din bilginlerine göre yedi sayısının söylenmesi o zamanın insanının göğü yedi kat olarak bilmesindendir. Bu ayete insanlara anlatılmak istenen göklerin yedi kat olduğuna inanmaları değildir. Bu yedi kat göğü eksiksiz ve kusursuz yaratan bir ve tek olan Allah’ın varlığına inanmalarıdır.

Gökler hakkında din bilginlerinin görüşleri kısaca şöyledir:

“Yedi Gök”; Güneş sisteminde bulunan dünya ve yedi gezegendir.

“Yedi Gök”; Allah’ın yarattığı göklerin sayısı yedi tanedir. İnsanoğlunun teknik gücü ile sonunu bulamadığı uçsuz bucaksız diye kabul etiğimiz, yıldızlarla dolu olan gök, dünyaya en yakın olan gök birinci göktür. Biz bu göğe uzay adını veriyoruz.

Bu birinci göğün ötesinde daha altı gök vardır ki bunu geçeğini ancak Allah bilir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söyledikleri kısaca şöyle özetlenebilir.

[ Yedi Gök Konusunda Talak Suresi On ikinci ayetinde şu bilgiler vardır.

Sema:Yüksek demektir. Yer üzerinde duran kimselerin baş tarafını kuşatan yüksek âlemlerin ismidir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “gök” kelimesidir.

“Yedi Gök” tabiri, yedi göğün varlığını Kesin olarak belirtir. Ancak bu göklerin de ötesinde başka göklerin yok olduğunu kesin olarak göstermez. Kısacası fazlalığı ortadan kaldırmaz. Kuran ve Peygamberimizin hadislerinde de , “Yedi Göğün” daha ötesinin de bulunduğuna işaret eden bilgiler vardır.

Ayetel Kürsü; Kürsü’nün göklerden ve yerden daha geniş olduğunu gösterir. Yine Peygamberimizin bazı hadislerinde; Kürsü’nün de Arş’ın içinde, çöldeki bir halka yüksük gibi olduğunu ifade edilmektedir. Gökler o kadar geniştir. “Yedi Gök”  tabiriyle, bütün Göklerin toplamı kastedildiği kabul edilirse, Dünyaya ışığı yetişebilen bütün yıldızların bulunduğu gökler, Dünya Göğü denilen Gök’ün bir parçası olurlar.

Dünya Göğünün Yıldızlarla Süslenmesi İse, Saffat Suresinin altıncı ayetinde: Şöyle ki:”Biz dünya göğünü en yakın göğü bir ziynet(süs)ile donattık.”Yıldızlarla” ifadesinden de, “dünya”, ”en yakın”  anlamına gelir. Bu ifadeden anlaşılan ise; bütün yıldızlar dünyaya en yakın gökte bulunuyorlar demektir.Bu anlatılanlara göre “en yakın gök”,yer kürenin etrafında sadece aynı yörünge sahasında ibaret değildir.Yine yalnız güneş sistemi alemi de değildir.Kısaca genel olarak yıldızların bulunduğu en ,boy ve yükseklikten oluşan sahadır.Yani üç boyut sahasıdır. Bu üç boyutlu sahada süsleme ise yıldızları cisimleriyle değildir. Bu sahanın süslemesi yıldızların ışıklarıyladır. Bu ışıkların dünyadan görünen ışıklarının kırılmasıyla oluşan şekilleriyledir. Yıldızların ışıklarının bu şekilli görülüş sahasına sırf bu görünüşlerinden dolayı da ,”Göğün Süslenmesi” adının verilmesi ihtimali de varsa da, ayetin açıkladığı anlamda anlaşılan dünya göğünün yıldızlarla dolu olduğudur. Süslü olduğudur.Dünya göğünden başka göklerin özellikleri ise daha başkadır.Dünya göğüne hiç benzemez.].İşin geçeğini sonsuz ilim sahibi olan Allah(c.c.)bilir.

Şunu da unutmamak gerekir ki yıldızların ışığı olmasa bizler çıplak gözle onların arlığını göremeyiz.

4cü Ayet: “Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.”.

Allah insanlara bakar bakmaz baktığı şeyleri anlama gücü vermiştir. İnsanın kalbi kâinattaki yaratılmış şeylere bakar bakmaz onların yaratılışındaki akılla durgunluk veren inceliği anlar. Bunun içindir ki Allah insanlara göğe tekrar tekrar bakmasını istemiştir. Bu eksiksiz ve noksansız göğe ibret gözüyle defalarca bakmasını söylemiştir. Bu bakışlar sonunda insanın gözünün,  aradığı eksiklik ve noksanlığı bulamayacaktır. Son derece yorgun ve bitkin bir halde, boynu bükük ve ze­lil olarak sonra başını gökten çevirip, kendine dönecektir. Gözün kendine dönmesi; kendi yaratılışı ve gücünü düşünmeye başlaması demektir. Kendi zayıflığını düşünmesi demektir. Kendisini yaratan Allah’ın kudretini anlaması demektir. Kendi yaratılışını düşünüp kibir ve gururdan uzaklaşıp kulluğunun gereklerini yapmaya başlaması demekir.

Fahreddin Râzî şöyle der: Yani, sen tekrar tekrar bak­san, gözün, bulmak İstediğin bozukluk ve kusuru bulamaz. Aksine, yorgun ve bitkin olarak, istediğini görmeden, uzaklaştırılmış olarak zelil bir halde döner.

Kurtubî şöyle der: Gözünü göğe çevir ve tekrar tekrar bak. Gözün sana zelil ve kusur ve bozukluk görmekten uzak bir halde döner.

Yüce Allah’ın tekrar tekrar bakmayı emretmesinden maksat şudur: İnsan bir şeye bir kere baktığında, tekrar bakmadıkça, onun kusurunu göremez. Hepimizin bildiği gibi görmek ayrıdır. Bakmak ayrıdır. Bizler gözümüzü çevirdiğimiz her tarafa bakarız Ancak baktığımız taraftaki bazı incelikleri kusurları ve güzellikleri göremeyiz. Bunun için o tarafa daha dikkatli bakmamız gerekir. Ayetteki  “iki kere” bak denmesinden maksat çokluktur.  “Gözün sana yorgun ve zelil olarak döner” mealindeki ayet bu iki kere bakmaya delildir. Bu, çok bakmanın delilidir.

5ci Ayet:  “Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.”.

Allah bu ayetin başlangıcında yemin ederek dünya göğünün yıldızlarla süslendiğini bildiriyor. Ayetin başındaki yemin lamıdır,  kesinlik ifade eder.  Bu, yıldızlarla süslenen gök; göklerin, yeryüzüne en yakını olan birinci göktür.

Tefsirciler şöyle der: Yıldızlar, geceleyin kandil gibi ışık saçtıkları için, onlara “kandiller” manasına gelen “mesâ-bîh” denildi. Onlarla başka bir fayda daha sağladık ki, o da, kulak hırsızlığı yapan düşmanlarınız şeytanlar için taş olmaktır.

Katâde şöyle der: Yüce Allah, yıldızları : Göğün süsü, şey­tanlar için taşlar ve karada ve denizde kendileriyle yol bulunması için  yarattı.

Hâzin şöyle der: Eğer, “Yıldızlar gökyüzünün süsü ve şeytanlar için taş­lardır. Oysa ki, süs olmaları kalıcı olmalarını gerektirir. Taş olmaları yok olmalarını gerektirir. Bu iki durum nasıl birleştirilir?” denilirse şöyle ce­vap verilir: Bundan makat onlara, yıldızların kütleleri atılır demek değildir. Aksine, yıldızlardan bir şulenin ayrılıp o şeytanlara atılması caizdir. Ki bunlar da, “şihâb” denilen ve yıldızdan kopan ışıklı alevlerdir. Bu, yanmakta olan ateşten alınan bir kora benzer.

Saffat Suresinin onuncu ayeti mealen: “Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder”.buyurmaktadır. Bu ayete göre yıldızlar taş olarak atılmaz. Taşlama ancak, yıldızdan kopan alevlerle( ışıklarla, kıvılcımlarla) olur. O şeytanları dünyada alevlerle yaktıktan sonra, âhirette de onlar için alevli bir azap hazırlamıştır

Şeytanlar sır çalmak için birinci sema’ya çıkınca taşlanırlar. Onlara atılan ateş parçaları, yıldızların kendileri değil, yıldızlardan kopan ışıklardır, ışınlardır. Yıldızların yerinde bir değişiklik olmaz.

Cinleri kovmak için atılan kıvılcımları, meteor taşlarının dünya atmosferine sürtünmesi ile ortaya çıkan ışıklar olarak değerlendirmek uygun değildir. Şeytanlara ve cinlere atılan kıvılcımlar manevi âleme yaklaştıklarında onlara karşı atılan manevi ışıklardır. İnsan duyularının kavrayamayacağı konularda akli şeylerle hüküm vermek doğru değildir.Buna “Gayb Alemi” denir ki bu alem insan duyularıyla kavranamaz.

Bu konuda Kuran ayetleri ve sağlam hadisler vardır. Bu konunun akli delillerle inkârı mümkün değildir. Cinler ve şeytanlar göklerden haber çalamazlar. Bu ayetlerle ve hadislerle kesin olarak belirtilmiştir. Şeytanların ve cinlerin atılan ışıklarla kovulduğunu belirtilmesinin asıl gayesi; H.z.Muhammed’e vahiy edilen Kuran’ın cin telkini değil, meleklerin getirdiği vahiy olduğunu belirtmektir.

Cinler Allah’ın sözlerini alamazlar. Kendilerine atılan ışıklarla kovulurlar. Kuranı getiren meleklerin nurları cinleri yakar. Bu ayetleri H.z.Muhammed’e getirenler meleklerdir. Bu konuyu anlatan ayetlerden anlatılmak istenen budur.

6cı Ayet:  “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.”.

Rablerini inkâr edenler için de cehennem azabı vardır. Bu azap, şeytanlara mahsus değil, aksine Allah’ı inkâr eden mesul varlıklar olan insanlar ve cinler içindir. Kâfirler için cehennem, dönüp varılacak yer olarak ne kötü bir yerdir. Çünkü cehennemde hak edenlere en ağır cezalar, yani yaptıklarına eşit cezalar verilir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

Odunun büyük ateşe atıldığı gibi, o kâfirler cehenneme atıldığında, cehennemin, şiddetli yanması ve fokurdamasından dolayı çıkardığı, eşek sesi gibi, çirkin ve korkunç sesini işitirler.

İbn Abbas şöyle der: Şehik, kâfirler cehenneme atıldığında cehennemin çıkardığı sestir. Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem onları gördüğünde öyle ses çıkarır. Sonra öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan hiç kimse kalmaz. Cehennem kızgınlık ve şiddetli alev sebebiyle, tencerenin kaynadığı gibi onları kaynatır.

Mücâhid şöyle der: Cehennem onları, az tanenin çok su içinde kaynadığı gibi kaynatır.

Allah’ın yaratığı bütün varlıklar ruh sahibidir. Kendi cinsleri içinde bir canlığa sahiptirler. Her yaratık kendi cinsi içinde Allah’ı bilir. Allah’a sonsuz bir boyun eğişle hamd ve tespih eder. Allah’a kullukta hata yapmayan varlıklar, insanın Allah’a olan isyanını görünce dehşete kapılırlar. Sonsuz derede öfkelenirler. Cehennem de , Allah’a şirk koşan cehennemlik insanları görünce dehşete kapılır, öfkelenir, kızıp köpürür korkunç sesler çıkarır.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

Cehennem tıpkı bir canavar gibi içine atılan suçlulara karşı duyduğu hınç ve kinden dolayı solur, kükrer, bağırır, köpürür, kaynar durur. Cehennem, Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve Öfkesinden dolayı, nerdeyse ayrılıp parça parça olacaktır. Öfkesinden neredeyse patlayacak bir duruma gelir.

Ateşe atılan odun gibi, cehennemin yakacağı(yakıtı)olan suçlular da cehenneme atıldıkça onları zebaniler azarlar. Oraya atılan her kâfir topluluğuna, cehennem melekleri(zebaniler) onları azarlama ve kınama üslubuyla, “Bu korkunç günden sizi korkutup uyaracak bir peygamber size gelmedi mi?” diye sorarlar.

Tefsirciler öyle der: Bu soru, hasret üstüne hasret ve azap üstüne azap çekmeleri için, elemlerini artırmak gayesiyle sorulmuştur. Onları rezil etmek utandırmak için sorulmuştur. Bu soruyu soranlarda, soru sordukları kimselere karşı cehennem’in duyduğu kızgınlık ve öfkeyi duymaktadırlar.

Zebani: Cehennem bekçilerine verilen addır.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

Bu cevap veriş utanç verici bir durumdur. En aşağı bir duruma düşüş yani zillet doludur. Şu dünyada akıllarını kullanmamalarının açıkça itirafıdır. Yine peygamberleri çeşitli bahane ve şekillerde inkâr ettiklerinin açıkça söylenmesidir. Kabulü ve itirafıdır.

Şöyle cevap verirler: “Evet, bize bir uyarıcı geldi. Allah’ın ayetlerini bize okudu. Fakat biz onu yalanlayıp peygamberliğini inkâr ettik. Daha çok yalanlamak ve inkâra de­vam etmek için, “Allah hiç kimseye vahiy diye bir şey indirmemiştir.” de­dik.

Râzî şöyle der: Bu, onların, Allah’ın adaletini itiraf etiklerini gösterir. Allah’ın peygamberler göndererek onların inkâr gerekçelerini de ortadan kaldırdığını açıkça söylediklerini gösterir. Fakat onlar, peygamberleri yalanlamışlar ve peygamberleri sapıklıkla suçlamışlar, Allah’ın insanları uyarmak için hiçbir şey göndermediğini söylemişlerdir.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

“Kâfirler işe yarar aklımız olsaydı veya hak ve hidayeti arayan, gösteren kişilere kulak verip onları dinleseydik, cehennemde ebedî kalmayı hak etmezdik.”derler.

Böylece dünya hayatında yapıkları kötülükleri kabul ederler ve cezalarını da kabullenmiş olurlar. Çılgın, köpürmüş, iyice yanmış alevlenmiş cehennemi hak ettiklerini dilleriyle söylerler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

Suçlarını ve peygamberleri yalan­ladıklarını itiraf ederler. Cehennem ehli, Allah’ın rahmetinden, cennetinden uzak ve he­lak olsun. Allah’ın isteği hüküm manasındadır. Cehennem ehli Allah’ın rahmetinden uzak olurlar. Bağışlanma ümitleri yoktur. Bunların üzerinde Allah’ın azabı kesinlikle eksiltilmez. Cehennemden kaçıp kurulma imkânları artık yoktur.

İbn Kesîr şöyle der: Pişmanlığın fayda vermediği bir yerde piş­man olarak, kendilerini kınamaya başladılar. Bu, dua cümlesidir. Yani Allah onları rahmetinden uzaklaştırsın ve helak etsin.

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

Rablerini görmeden On­dan korkan ve Allah’ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınanlar var ya işte Allah katında onlara,  günahları için büyük bir bağışlama ve Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar bol sevap vardır.

Bu ayete söz konusu olan gayb için şu iki şey de düşünülebilir. Bunlardan birincisi; görmedikleri Rablerinden korkanlar olabilir. İkincisi; gözlerden uzak  yerlerde oldukları halde  Rablerinden korkmaları sebebiyle günah işlemeyenler olabilir.Bu ifadelerin her ikisi de önemlidir.Çünkü bu durumdaki kişiler temiz duygularla Allah’a bağlanmışlardır.Mükafatları da büyüktür.

13cü Ayet: “Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.”

Bu hitap, bütün yaratıklaradır. Yani, ey insan­lar! Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin, onu gizleseniz de, açıkça söyleseniz de aynıdır. Allah bilir. Çünkü Allah, gizli olan duyguları ve niyetleri bilir. Kalplerden geçeni ve kalplerde ki vesveseleri bilir. İnsanı Allah yaratmıştır. Onun aklından geçirdiği veya kalbinde sakladığı bir duygu ve düşünceyi bilir. Bu duyguları açıkça söylese de bilir gizlese de bilir.

İbni Abbas şöyle der: Bu âyet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler, Peygamberimiz aleyhinde konuşup dil uzatıyorlardı. Cebrail (a.s.) de, söylediklerini Peygamberimize (s.a.v)’e haber veriyordu. Bunun üzerine birbirlerine dediler ki: Gizli konuşun ki, Muhammed’in ilâhı işitmesin. Bunun üzerine Yüce Allah, hiçbir şeyin kendi­sine gizli kalmayacağını ona bildirdi.

14cü Ayet: “Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).”

Yaratan, yarattıklarını her türlü durumunu bilir. Kâinattaki her şeyi yaratan ve onları meydana getiren, yarattığının gizli ve açık tarafını kolaylıkla bilir.

Allah, kulların en gizli sırlarını bilir. Ne kadar gizli kapalı işleri varsa hepsini bilir. Her şeyden haberdardır, hiçbir şey Allah’ın ilminden uzak kalmaz. Onun ha­beri olmadan hiçbir zerre kımıldamaz. Hiçbir canlı ve cansız varlık ne hareket eder, ne de durur.

İnsan her zaman Allah’ın gözetimi alında olduğunu bilmeli ve ona göre harekelerini düzenlemelidir.

15ci Ayet:  “O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yeryüzünün) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.”.

Yeryüzünü insanlar için uysal ve geçim yollarını kolay yapmıştır. Yeryüzünün etrafında yürüyün. Allah yeryüzünü insana boyun eğdirmiştir. İnsan da yeryüzünde çalışıp kazanmalı geçimini sağlamalıdır. Yeryüzünün üzerindeki ve toprağın içindeki insanın faydalanacağı her şey insanların rızkıdır. Yine teknik gücü yeterse yıldızlardaki aydaki her türlü şey ve maden de insanların rızkıdır. İnsanlar rızıklarını gücünün yettiği ölçüde helal yollardan sağlamalıdır. Unumamalıdır ki bir gün yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir

Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir.

1-Onun omuzları içinde yürümektir. Bu da bizim bildiğimiz Yeryüzünün üzerinde bizim yürüyüşümüz dür. Yeryüzünün hudutları içinde yürümüş oluruz.

2-Bir at veya gemi sırtında gittiğimiz gibi, yeryüzünün sırtında olarak onun yürüyüşü ile vasıtanın üzerinde gitmektir.(Bir otobüs ,kamyon uçak at sırtında yol almak gibi.).Bu durumda ,Allah’ın emriyle önce bizzat yürüyen yeryüzüdür(dünyadır).Yeryüzünün yürüyüşüne bağlı olarak da onun üzerinde bir vasıta aracılığı ile yürüyen biz oluruz.Bu durumda yürüyüşümüz yeryüzünün sınırlarına doğru değil Semaya doğrudur.

Arzın Menakibi(Yeryüzünün Omuzları) ne demektir konusunda din bilginlerinin görüşleri şunlardır.

1-Yeryüzünün dağları, tepeleri demektir.

2-Yolları, açıklıkları, etrafı ve çevresi demektir.

3-Burada teşbih vardır(benzetme).Ondan istediğiniz gibi yararlanın demektir.

4-Yeryüzünün bütün her noktasında araştırma yapmak oralarına varıp bir faydalar elde etmeye çalışmaktır. Bunun için de her türlü ilimde ilerlemektir. Yani bu ayete Müslümanları her türlü ilimde ilerlemeye teşvik vardır.

“Yerin Omuzları” Konusunda Bazı Din Bilginlerinin Görüşleri İse Şöyledir:

İbn Ke­sîr şöyle der: Dünyanın etrafından, dilediğiniz yerde yolculuk yapın. Tica­ret ve kazanç için bölgelerinde ve etrafında dolaşın. Yüce Al­lah’ın size ihsan ettiği çeşitli kazanç ve rizıklardan yararlanın.

Alûsî şöyle der: Faydalanma şekilleri çoğu zaman “yeme” ile ifade edilir. Çünkü ye­mek, bunların en önemlisi ve en genelidir. Bu ayette, sebebe sarılmanın ve kazanmanın sevilen bir şey olduğuna delil vardır. Bu, tevekküle aykırı de­ğildir.

H.z. Ömer, bir topluluğun yanından geçerken, “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar: “Biz, tevekkül eden kişileriz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine H.z. Ömer :  “Aksine siz, tevekkül eder görünenlersiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Rabbine tevekkül eden adamdır” dedi. Ölümden ve yok olduktan sonra, hesap ve ceza için dönüş, sadece Allah’adır.

16cı Ayet:  “Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).”

Ey kâfirler topluluğu! Rabbiniz, yeryüzünü, etrafında yürüyebileceğiniz şekilde size boyun eğdir­dikten sonra, şimdi, O Yüce Rabbinizin sizi yere batırıp sizi karanlıklarda kaybetmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer, sizi şiddetli bir şekilde sarsar. Râzî şöyle der: Bundan maksat şudur: Yüce Allah onları yere batır­dığında, yeri deprenip sarsılacak şekilde hareket ettirir de yer onların üs­tünde kalır, onlar da yere batıp giderler. Yer onların üstünde sarsılıp hare­ket eder, neticede onları aşağıların aşağısına atar.

      Gökte Olan:Bu kelime ile kast edilen şey hakkında iki görüş vardır:

1 Gökte olan; meleklerdir. Âlemin idaresiyle görevli olan melekler.

2-Göklerde olan;  Allah’tır.

Ebu Müslime göre Araplar Allah’ın gökte olduklarına inandıkları için onlara böyle hitap edilmiştir. Yoksa Allah zaman ve mekan içinde bulunmaz Allah zamanı da mekanı da yaramıştır.Bu iki şeyin başlangıç ve sonu vardır.Allah ise ezeli ve ebedidir.

       Taberi’ye göre:”Gökte Olan” Allah dır.Ululuk ve yücelik Allah’a ait bir özelliktir.Bu ayet Allah’ın bulunduğu mekanı ve yerini açıklamak için değil tehdidini belirtmek için vahiy edilmiştir.

17ci Ayet: “Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu”.

Bu şekil bir hitapta inanmayan insanlara şid­detli bir tehdit ve korkutma vardır. Allah’ın, Lût kavmi ve Kâbe’yi yıkmaya gelen orduya yapığı hatırlatılıyor. Unutmayın bu şekilde azgınlığa devam ederseniz onlar gibi sizin başınıza da taş yağar. Bundan sizi koruyacak bir gücünüz yok demektir. İnsanların acizliği kısa hatırlatılıyor.

18ci Ayet: “Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?”

Nuh, Âd ve Semûd ,Lut kavimleri ile bunlara benzeyen geçmiş milletlerin kâfirleri de peygamberlerini yalanlamıştı. Onları üzerine Allah’ın azabının inişi ve onların cezalandırılması nasıl olduğunu unutma. Onlar son dere korkunç bir azapla yok oldular.

Bu şekil bir anlarım, H.z.Muhammed için bir teselli ve putperest Mekkeliler için bir tehdittir.

19cuAyet:  “Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.”

Havada uçtukları ve süzüldükleri sırada kanatlarını açan,  kapatan,  üstünüzdeki kuşlara bir bakın. Kanatlar çoğunlukla açık ve sanki öylece sabitmiş gibi olduğu için, Yüce Allah bu durumu şeklinde isimle ifade etti.

İbn Cüzeyy şöyle der: Eğer, “niçin üslubuna uygun olarak demedi”  denilirse,  şöyle cevap verilir:  Uçuşta kanatlan açmak asıldır. Nitekim yüzmede de kol ve bacakları uzatmak asıldır.  Kanatlan açıp kaparken havada on­ları düşmekten koruyan, rahmeti bütün kâinatı kaplayan Allah’tan başka biri değildir.

Râzî şöyle der: Yani, kuşlar ağır ve iri cüsseli olmakla birlikte, hava boşluğunda kalabilmeleri Allah’ın tutması ve koruması sayesindedir. Menfaate uygun olarak kanatlarını nasıl açıp kapayacaklarını Allah’ın onlara ilham etmesi O’nun rahmetindendir.

Allah ilim ve hikmetiyle her şeyi nasıl yapacağını yaratacağını ve koruyacağını bilir. Allah sonsuz kudret ve kuvvet sahibidir. Bütün kemal sıfatlar Allah’ındır.

20ci Ayet: “O kim ki, o size asker olup, sizi Rahman’ın(  Allah’ın)azabından, kurtaracak? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.”

Allah’ın azabı kâfirlerin üzerine geldiğinde onları koruyacak hiçbir koruyucuları yoktur. Bunu açıkça bilip ve kabul etmeleri gerekir. Çünkü Allah her şeyden güçlüdür. Ey kâfirler kendinizi boş şeylerle kandırmayın. Aklınızı başınıza alın. İş işten geçmeden iman edin. Allah’ın azabı bir üzerinize geldi mi onu kimse durduramaz.

Allah’ın bu korkutmaları boş şeylere güvenenlerin zavallılıklarını ortaya komaktadır.. Kurtuluş yolunun sadece Allah’a iman dip güzel amal işlemekten geçtiğini anlatır.

İbn Abbas şöyle der: Size azap etmek istersem, sizi Benden kim korur? İlahların fayda ve zarar vereceğine inanmaları hususunda kâfirler, sadece büyük bir cehalet ve apaçık bir sapıklık içindedirler. Zira vehimleri hakikat zannet­tiler de putlara aldandılar.

    21ci Ayet: “Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.”

Allah insanlara rızık vermezse, bu rızkı insanlara verebilecek ikinci bir varlık yoktur. Allah yağmur yağdırmasa veya topraktan bitki yetiştirme ve büyükte özelliğini alsa, insanlar hiçbir şey yapamaz. Yine toprağın yumuşaklığını kaldırsa, toprak mermer gibi sert olsa insanlar bu duruma hiçbir şey yapamaz. Veyahut havadaki bitkilerin büyüme ve çoğalmalarıyla ilgili özelliğini kaldırsa, havaya bu özelliği hiçbir güç geri veremez. Çünkü bu saydığımız şeylerin olması veya olmaması için sade Allah’ın bir “Ol” emri yeter. O şey de hemen oluverir.

Bu iki ayetteki hitap kınama, tehdit ve aleyhle­rinde delil getirme üslubu ile kâfirleredir. Kâfirlere her şey açıkça söylendiği halde örneklerle anlatıldığı halde onlar yine azgınlığa devam etiler. Bir türlü akıllarını başlarına alıp imana gelmediler. İslam Dininden ve Allah’a imandan uzaklaştılar.

22ci Ayet: “Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?”.

Başı eğik yolunu göremeyen, karanlıkta yürüyen kör deve gibi yalpalayan, her an tökezleyen ve yüz üstü düşen âmâya benzeyen kimse mi, daha doğru yol­dadır, yoksa dimdik yürüyen, yolunu gören ve açık bir yolda yürüdüğü için tökezlemeyen kimse mi?

Tefsirciler şöyle der: Bu, Allah’ın, mümin ve kâfirlerin arasındaki farkı belirtmek için verdiği bir örnektir. Şöyle ki kâfir, görmeden ve rehbersiz yürüyen köre benzer. Yolunu bulamaz. Yolunu şaşırır, sağ sola sapar. Bir şeye takılır sık sık yüz üstü düşer. Mümin ise, bütün uzuvları eksiksiz, her iki gözü sağlam,  yolda dosdoğru yürüyen sağlıklı bi­rine benzer. Bu durumuyla mümin, sağa sola sapmaz. Bir şeye takılıp sık sık yüz üstü düşmez. İşte kör ile bütün organları yerinde olan birinin yolda yürümesi mümin ile kafirin dünya hayatını yaşamalarına bir örnektir.

Âhirette de durumları böyle olur. Mümin, dosdoğru yol üzerinde düzgün bir şekilde yürüyerek kolayca mahşer yerine getirilir. Kâfirler ise, cehennemin en alt tabakalarına yüz üstü sürünerek toplanırlar.

Katâde şöyle der:  Kâfir, Allah’a karşı isyanlara dalmıştır. Dolayısı ile Yüce Allah kıyamet günü onu yüz üstü haşr edecektir. Mümin ise apaçık bir yol üzerindedir. Dolayısıyla Allah onu da, kıyamet günü dosdoğru bir yol üzerinde toplar.

İbn Abbas şöyle der: Bu, sapıklık yoluna girenle doğru yola giren için bir örnektir.

 

23cü Ayet:  “De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”

Burada peygamberimize hitap vardır.Peygamberimizin insanlara ve kafirlere bir insan olarak verdiği nimetleri hatırlatması istenir.Çünkü insanı insan yapan göz ,kulak ve kalptir.Bu üç organdan biri yeterince çalışmasa insanın vücudunda çeşitli arızalar ortaya çıkar.Kula duymasa ,göz görmese ne yapabiliriz.Şu andaki sahip olduğumuz şeylerin hiç birine sahip olmayız.Veya kalp yeterince çalışmasa yerimizden kıpırdayamayız.Kısacası bu organlar yardımı ile eksiksiz çalışan diğer organlarımız için Allah’a çok şükretmeliyiz Bu şükrümüzü de kulluk görevlerimizi eksiksiz yaparak yerine getirmeliyiz.Bu saydığımız veya sayamadığımız bizi her yönüyle kusursuz bir insan yapan özellikleri için Allah’a çok şükretmeliyiz.Bu şükrün de karşılığı ahrete ve kabir hayatında görürüz.

24cü Ayet: “De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”

İnsanlar Allah’ın rahmet ve merhameti ile çoğalmışlar ve yeryüzüne yayılmışlardır. Allah insanları yeryüzünün her köşesinde yaşayacak ve barınacak özelikte yaratmıştır. Yine oralarda insanların yaşamasına yardım edecek çeşitli yiyecekler yetişmesini sağlamıştır. Bölgelerin iklimine uygun hayvanlar yaramıştır. Böylece insanlar bölgelerindeki bu hayvanlardan kolaylıkla yararlanırlar.

Kâinatta hiçbir şey sonsuz değildir Muhakkak bir gün her şeyin sonu gelecektir. İşte o gün dünyanın her tarafına yayılmış insanları yine Allah sonsuz güç ve kudretiyle kolaylıkla mahşer meydanında toplayacak ve onlardan hesap soracaktır. Yaptıklarının karşılığı olarak onları cennet ve cehenneme koyacaktır.

25ci Ayet:  “Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.”

Kıyamet ve mahşer meydanında toplanmanın (haşrın ) olacağını bize söylüyorsunuz. Öyle ise haber verdiğiniz olaylar ne zaman olacak? Şeklindeki sorular ahiret gününden şüphe eden insanların ve inatla ahiret hayatını inkâr edenlerin sorusudur.

Çünkü kıyametin kopması ve mahşer meydanında toplanmanın belirli bir zamanda olması insanlar için ve diğer mahlûkat için önemli değildir. Bu günlerin zamanının bilinmesinin de insanlar ve mahlûkat açısından bir menfaati yoktur. İnsanların kıyametin kopmasını ve ahiret gününün zamanını bilmeleri önemli değildir. Önemli olan o güne inanıp Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Ancak kâfirler o günün gizlenmesindeki hikmeti anlayamadıkları için veya anlamak istemedikleri için, kendilerini ilgilendirmeyen bu konuyu öğrenmek isterler. Aslında kendilerini ilgilendiren; Allah’ın varlığına ve Kuran’ın bildirdiklerine iman edip kendilerini cehennem azabından korumaktır. Cennet nimetlerine kavuşmaktır. İnsanın görevi Allah’ın bize bildirmediği günlerin ve olayların ne zaman olacağını araştırmak değildir. Allah’a ve peygamberlerine, Kuranda istenen şekliyle iman edip bu imanın gerektirdiği gibi bir hayat yaşamaktır.

26cı Ayet:  “De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

    Burada hitap peygamberimizedir. Peygamberimizden kıyamet gününün zamanı ve mahşer meydanında toplanılacak günün zamanı hakkında soru soranlara  “O günün ne zaman olacağını anacak Allah bilir. Bu bilgileri Allah’tan başkası bilmez” diye cevap vermesi isteniyor.

Kendisinin ise sadece, İnsanların; Allah’ın emrini yerine getirmeleri ve azabından korunma yollarını göstermek için gönderilmiş bir peygamber olduğunu söylemesi bildiriliyor.

27ci Ayet:  “Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.?”

     Cehennem Azabını ve kıyametin korkunç olay­larını yakınlarında gördüklerinde, kafirlerin yüzlerinde, sıkıntı, üzüntü ve kederin mey­dana getirdiği korku izleri görünür. Kafirlerin yüzlerini, zelillik yani aşağılanmışlık ve acizlik sa­rar. İşe o zaman sizin ne zaman gelecek diye sorduğunuz ve varlığından şüpheye düştüğünüz Allah’ın sizlere hazırladığı ceza budur. Ve dünyada yaptığınız işlerin sonucunu şimdi görüyorsunuz denir. Onlarda dünya hayatında iken yapıklarının ve söylediklerinin karşısında şaşkınlık içinde sadece yüzlerini buruşturabilirler. Bundan başka bir şey ellerinden gelmez.

28ci Ayet:  “De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarır?”

Kâfirler, H.z.Muhammed ile Müslümanların yok olmasını istiyorlardı. Bundan dolayı Al­lah, Peygamberine, Müşriklere karşı : “Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar ölsek, bizim bu ölümümüz size bir fayda vermez. Yine Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar yaşasa da bizim yaşamamız size bir fayda vermez. Siz kendinizi düşünün. Nankörlüğünüzün sonucunda başınıza gelecekleri düşünün. Allah’ın azabı kâfirlerin üzerinize indiğinde kâfirleri, Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Unutmayın ki kâfirleri Allah’ın azabında kurtaracak olan sadece Allah’ın birliğine inanıp onun Peygamberinin gösterdiği yolda bir hayat yaşamaktır. Putlarınız sizi Allah’ın azabından koruyamaz. Putlarınızın sizi koruyacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”şeklinde anlamları içine alan bir cevap vermesini istedi.

Allah, onların yaptıklarının çirkin olduğunu göstermek için “sizi kim koruyacak?” şeklindeki bir anlatın yerine “Kâfirleri kim koruyacak?” şeklinde bir anlatını seçti. Bu seçişte büyük bir üstünlük vardır. Bu  şekilde bir hitap ile bir yandan onları korkuturken bir yandan da içinde bulundukları sapık inancı düzelmeleri için onlara zaman vermiş oluyor.

Eğer doğrudan doğruya onları kafirlikle itham eseydi ,bu ithama uğrayan kişiler bilgisizliklerinden dolayı yanlışlıklarında ısrar ederlerdi.Belki de bu tehdit ve suçlama karşısında günahlarıyla böbürlenirlerdi.Böylece Allah bu hitabıyla küfürde olan kişileri üstün bir anlatımla imana ve düşünmeye ,yanlıştan dönmeye gerçek olan bir olan Allah’a ve onun peygamberine imana çağırıyor.Bu ise sonsuz bir ilim sahibi Allah’ın yapacağı davet şeklidir.Düşünerek ,kendi aczini ve yanlışını bularak ,doğruya gelme becerisini insana kazandırmadır.

29cu Ayet: “De ki: O Allah; Rahmandır (çok esirgeyicidir) ;biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”

Bu ayette Allah, Rahman sıfatını söyledi. Böylece Allah’ın H.z.Muhammed’e ve ona uyan Müslümanlara büyük ve sonsuz bir rahmeti olduğuna işarettir. Kâfirlerin büyük bir istekle bekledikleri gibi Peygamberini ve Müslümanları helak etmeyeceğinin en güzel işaretidir.

Yine burada H.z.Muhammed ,kendilerini Rahmet sahibi Allah’a bağlayan şeyin sade  “iman “bağı olduğunu açıklaması isteniyor.Yine Allah’a tevekkül ettiklerini de açıklamaları isteniyor.

Daha sonra sapıkların kimler olduğunu bilineceği de söylenerek yaptıkları yanlışlıklar kesin olarak ortaya konuyor. Kendilerini Allah’ın azabından korumaları söyleniyor.Yolları da gösteriliyor.

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir

Bu ayette de yine H.z.Muhammed’e hitap vardır. Onun insanları içtikleri suyun sabaha kadar çekilmesi durumunda yapakları bir şey olmadığını düşündürür. Yine yerden Allah’ın izniyle kaynayan bir suyun kendileri için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Suyun yerin dibine batması ve yeryüzüne fışkırıp, kaynayarak insanların hizmetine girmesi bütün insanlığın ve Mekke müşriklerini hayatlarının en önemli olayıdır.Buna iyi dikkat etmek gerekir.İnsanların ve mahlûkatın içtiği emiz suları yeryüzünün her yerinde yaratıp, toprak üzerine çıkarak sadece Allah’tır. Allah sonsuz güç kudret ilim sahibidir. Onun Zati ve Subuti sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır. Kâinattı çepeçevre kuşatmış ve kaplamıştır. Allah’ın bir “Ol” demesi her şeyin olması için yerlidir.

Bunu insanoğlunun düşünüp görüp bir ve gerçek olan Allah’a iman edip Kuran’ın gölerdiği yolda bir hayat yaşaması gerekir. Her türlü şirkten uzak olması gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Hadis

Bölüm:1                                                                                                                                                                                  

Kurana Göre  H.z.Muhammed

Kurana göre Hz.Muhammed’in;

a-Beşeri yönü.

b-Peygamberlik yönü vardır.

H.z.Muhammed’in insani ve peygamberlik yönün ayrı ayrı ele alınmasının sebebi ;İslam tarihi boyunca Müslümanların,H.z.Peygambere yükledikleri yanlış imaj ve misyonun daha iyi anlaşılmasını sağlamak içindir.

H.z.Muhammed’in Bir İnsan olduğunu Vurgulayan Ayet Mealleri

Allah ,Kuranda ;H.z.Muhammed’in bir insan oluşuna ;Müşrik Arapların zihnindeki yanlış peygamberlik anlayışını düzeltmek için vurgu yapmıştır. Araplarda ki yanlış peygamberlik anlayışı onlara Atalarından geçmiştir.

     1-Kuran’ın ,Peygamberlerin İnsan Olduklarını Yadırgayan Kavimlere Cevabı.

Daha önceki peygamberlerin birere insan olduklarını yadırgayan kavimlere peygamberlerin ağzından Allah şöyle cevap vermiştir.

İbrahim Suresinin  10-11. ayetlerinde Allah mealen:“……onlar dediler ki :siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz.siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apacık bir delil getirin!peygamberleri onlara dediler ki:”(evet) biz de sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allahın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur…” .

Kef Suresi 110. ayetinde Allah mealen: “de ki: ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.(şu var ki)bana ,ilahınızın ,sadece bir ilah olduğu vahiy olunuyor. ..” buyurmaktadır.

        2-H.z.Nuh’un Kura’da İnanmayanlara Cevabı.

Nuh kavmi ,peygamberleri yemeyen ,içmeyen, insan üstü bir varlık , adeta bir melek gibi tasavvur ettiklerinden ; onlara Allah, peygamberlerin ağzından şöyle cevap vermiştir.

Mümünun Suresi 24. ayet : “Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek )dileseydi melekleri indirirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.”

Müminun Suresi 33. ayet  : “Bu da sizin gibi insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor,içtiğinizden içiyor.”

Hut Suresi 31. ayet) :  “Nuh onlara şöyle cevap verdi: “ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum gaybı da bilmem ben meleğim de demiyorum.”.

Tegabun Suresi 6.ayet: “Kendi içlerinden bir insanın yol gösterici olması onlara ağır geliyordu:”onlara elçileri açık deliller getirirlerdi. Fakat onlar ,bir insan mı bize yol gösterecek deyip inkar ettiler. Ve yüz çevirdiler .”

         3-H.z. Muhammed’in Kura’da İnanmayanlara Cevabı.

H.z. Muhammed’in kendisinden çok fazla şey bekleyenlere karşı , peygamberinin ağzından Allah şöyle cevap vermiştir.

İsra suresi 90-95. ayetler: “Dediler ki: yerden bize bir göze (pınar)fışkırtmadıkça sana inanmayız. Yahut senin hurma ve üzüm bahçelerin olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin  veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin, yahut altından bir evin olmalı ,ya da göğe çıkmalısın.ama sen üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız.dedi ki: rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir elçi olan insan değil miyim? Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alı koyan şey, hep “Allah bir insanı mı elçi gönderdi?” demeleridir.de ki: eğer yer yüzünde yerleşip gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi olarak gönderirdik.”

      H.z. Muhammet in cevabı ;Enam suresinin 50. ayetinde. H.z. Nuh’un cevabı gibi oldu: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımda demiyorum.gaybı da bilmem .size ben meleğimde demiyorum. Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum.”  

 

 Bölüm:2                                                                                                                                                                                             

Vahiy Alması Bakımından H.z.Muhammed

1-Peygamberleri diğer insanlardan ayıran en önemli özellik;Allah’tan vahiy almalarıdır.Bu durumu peygamberlerde insanlara açıklamalardır.

2-Peygamberlerin başlıca görevleri ;Aldıkları vahyi tebliğ etmek ve açıklamaktır.

3-Peygamberlerin ;Allah’ın buyruklarına muhatap olmaları bakımından diğer insanlarla bir ayrıcalıkları yoktur.

“Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de gönderilen elçileri de sorguya çekeceğiz.” (Araf Suresi.6cı ayet.).Ayetinde bize; ahrette peygamberlerin ve onların ardından giden insanların sorguya çekileceği anlatılıyor.

       H.z.Muhammed Görevini Nasıl    Yapmıştır?Bu Görevin Kaynağı Nedir?

H.z.Muhammed ; Peygamberlerin sonuncusu olarak kendisine gönderilen vahyi olduğu gibi insanlara aktarmış ,gerektiği yerlerde açıklamalar yapmış ve İnsanlara bildirdiği emir ve yasakları eksiksiz yaşayarak ,onlara örnek olmuştur.Bu görevinin yetkisinin kaynağı kendisine itaati emreden ayetlerdir.

H.z.Muhammed.’e İtaati Emreden Ayetler

Nisa Suresini 80ci ayet meali: “Kim resule itaat ederse,Allah’a itaat etmiş olur.”

H.z.Muhammed’e İtaati Emreden Ayetlerdeki Ana Fikir.

a-Müslümanlar ;Allah’a , Peygamberine ve din bilginlerine itaate davet edilmektedir.

b- Müslümanlar ;Peygambere karşı gelmekten sakınmaya ve O’na uymaya çağrılmaktadır.

d- Müslümanlar ;Peygamberin hükümlerine ve ihtilaflı konularda Peygamberin verdiği hükümlere uymak zorundadır.

 H.z.Muhammed Vefat Ettikten Sonraki Müslümanlar Peygamberlerine Nasıl Uyacaklardır

Kuranda , Peygambere itaati emreden ayetlerden ; ilk bakışta Peygamberimiz döneminde

yaşayan müminlerin , ona itaat etmeleri gerektiği anlaşılmaktadır.Ancak , daha sonraki dönemlerde yaşayanların da , Müminler için örnek gösterilen H.z.Muhammed’e zaman ve mekan kaydı olmadan  itaat etmeleri dini bir zorunluluktur.

 

   Kıyamete Kadar  Bütün Müslümanlar Niçin H.z.Muhammed’e İtaat Edecekdir?

a- Peygamberimiz üstün bir ahlaka sahiptir.İslam Dini bütün insanlığa yol göstericidir.

b-Kuran hükümleri; Kıyamete kadar geçerlidir.Peygamberimiz;Kuran hükümlerini , bize tebliğ edip söz ve davranışlarıyla açıklamıştır.

Bu sebeplerden dolayı Müslümanlar H.z.Muhammed’e itaat etmek zorundadırlar.

İslam Dininin Tebliğcisi ve Açıklayıcısı Olması Bakımından H.z.Muhammed

1-H.z.Muhammed’in birinci görevi ;Allah’tan aldığı emirleri insanlara tebliğ etmektir.

Bu konuda Allah ; Ra’d Suresinin 40cı ayetinde : “Sana düşen sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer.”

2-H.z.Muhammed ; tebliğin yanı sıra, tebliğ ettiği ayetleri insanlara açıklamakla yükümlüdür.Bu konuda Allah ; Nahl Suresinin 44cü ayetinde mealen:“Biz (kendisine indirileni) açıklasın diye her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik…”.

Peygamberimizin Hadis ve Sünnetinin Asıl Görevi.

a-Peygamberimiz ; inen ayetleri gerekli gördüğü zamanda veya bir soru karşısında ; sözle, ya da bizzat uygulayarak açıklamış ve böylece herkes tarafından anlaşılmasını sağlamıştır.

b-Hadis ve sünnet ; Peygamberimizin, Kurana uygun bir hayat sürmesinin sözlü ve uygulamalı örneğidir.

Hadis ve sünnetle açıklanan ibadetler.

a-Namazın nasıl kılınacağı ve kaç rekat olacağı..

b-Haccın nasıl yapılacağı.

c-Zekatın miktarının belirtilmesi .

d-Kuranda yer alan “Namazlara ve orta namazlara devam edin .”ayetindeki orta namazının “İkindi Namazı” olduğu H.z.Peygamber  tarafından söylemiştir.

Bölüm:3                                                                                                                                                                                  

   Hadis İlminin Konusu Nedir?

1-H.z.Muhammed’in söylediği hadislerdir.Bu hadisler dinimizin ikinci kaynağı ve dinimizin temeli olan Kuran’ın açıklamasıdır.Bu bakımdan çok iyi korunması gerekir.

2- Uydurma hadisleri belirleyip dinimize zarar vermesini önlemektir.

Hadis ve Sünnet Kavramının Tarihi Gelişimi

1-Hadis ve sünnet Araplar arasında ;İslam gelmeden öncede bilinen ve sözlükteki değişik anlamlarıyla kullanılan kelimelerdi.

2-Hadis ve sünnet kelimeleri Araplar arasında bilindiği için bu kelimeleri  Kuran da  kullanmıştır.

3-Hadis ve sünnet kavramları İslam geldikten sonra kullanım anlamları değişerek bir süre sonra Muhammed’in sözlerini ,ve uygulamalarını ifade eden özel terimlere dönüştü.

 H.z.Muhammed’in Hadis ve Sünnet Kelimelerini Kullanışı.

Peygamberimiz ; Hadis ve sünnet kelimelerini hem sözlük hem konu anlamlarında kullanmıştır.

a-Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği ve bir hadiste geçen  “hadis kelimesi” “konu,mevzu” anlamına gelir.Bu konuda Sevgili peygamberimiz mealen: “ H.z.Peygambere kıyamet günü senin şefaatine nail olacak en mesut kişi kimdir ?diye sordum; Şöyle cevap verdi: “Senin hadise olan iştiyakını(arzunu)bildiğim için, bu hadis hakkında hiç kimsenin bana senden önce soru sormayacağını tahmin etmiştim.Kıyamet gününde şefaatimle en mutlu olacak kişi ,gönlünden gelerek samimiyetle La ilahe illallah diyen kişidir.” dedi.

b- Peygamberimizin sünnet kelimesini sözlük anlamına uygun olarak da kullanmıştır. Bir hadisinde mealen: “Haksızlıkla öldürülen her kimsenin kanından dolayı H.z.Ademin ilk oğluna bir günah yazılır.Çünkü öldürmeyi ilk defa ihdas eden(sünnet kılan ) o dur.” buyurmuştur.

Sünnetin Terimsel Anlamına Vurgu Yapan Hadisler Kime Aittir?

1-Sünnetin Kuran’dan sonra İslam’ın ikinci kaynağı olduğuna işaret eden ve kelimenin

terimsel anlamına vurgu yapan rivayetler peygamberimiz ait değildir.

2-Sünnet  kelimesi H.z Aişe  ,.İbni Abbas,.İbni Ömer gibi sahabeler vasıtası ile kavramlaşmış ve yaygınlaşmıştır.

3-Hadis ve sünnetin terimleşme süreci Peygamberimizin ölümümden sonra başlamıştır. Sünnet kelimesinin hadis ilminde ifade ettiği anlamda bir terim haline gelmesi Peygamberimizin vefatından yaklaşık 50yıl sonra olmuştur.

Bölüm:4                                                                                                                                                                                             

Hadis İlmi Kavramları

1-Hadis

Hadis kelimesinin sözlük anlamı :Arapça da “meydana geldi,vuku buldu,sonradan ortaya çıktı” anlamına gelir.

Sözlükte isim olarak kullanıldığında Hadis kelimesi :İster dini ,ister din dışı olsun ; hikaye, rivayet,anlamına geldiği gibi, uzak ve yakın geçmişte gerçekleşmiş olaylara dair tarihi bilgiler anlamına gelir.

Hadis kelimesinin ağırlık kazanan manaları :Söz ve haberdir.

Geniş anlamıyla Hadis :H.z. Peygamber ,sahabe ve tabiilere nispet edilen her türlü söz,fiil,takrir ve vasıfları içeren rivayetlerdir.

Bir ilim dalı olduktan sonra Hadis :H.z. Peygambere nispet edilen söz,fiil ve takrirlere hadis denir.

 

 

Kuranda “Hadis” Kelimesinin Kullanımı

Kuranda söz ve haber anlamına gelen hadis kelimesinin geçtiği Casiye Suresinin 6cı ayetinin mealini :“Artık Allah’a ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanılır”

Kuranda söz ve haber anlamına gelen hadis kelimesinin geçtiği  Taha Suresinin 9cu ayet meali :“Musa’nın haberi gelmedi mi?”

Hadis kelimesi genel sözlük anlamı dışında H.z. Peygamberin sözlerine tahsis edildiğinde “Allah’ın Resulünün sözü” veya “Peygamberin sözü” şeklinde isim tamlaması olarak  yer alır.

       Sahabe ve Tabiinin Sözlerinin Değerlendirilmesi.

Sahabe ve onu takip eden neslin görüşleri çoğu alimler tarafından ; bu kişilerin Peygamberimize yakınlıkları dolayısı ile bir çok fikir ve uygulamayı ondan almış olabilecekleri düşüncesiyle  hadis olarak adlandırmışlardır.

      2-Sünnet

Sünnet kelimesi sözlükte: Yol,yol güzergahı,hayat tarzı,davranış tarzı,adet,gidişat.

Fiil olarak “senne” kelimesinin anlamı : Bıçak bilemek,parlatmak,develeri gütmek,dişleri temizlemek,güzel ve süslü  konuşmak,yeni bir şekil vermek,çığır açmak,beyan etmek,

İslam öncesi Araplarda sünnet kelimesi :Onların atalarından aldıkları örf ve adetler anlamına geliyordu.

        Terim olarak sünnet :H.z. Peygamberin söz,fiil ve takrirleri olarak kullanılır.

Kuran’da “Sünnet” Kelimesinin Kullanılışı.

Kuran’ın 16 yerinde geçen sünnet kelimesi :Değişme göstermeyen sabit prensip,kanun ve hüküm anlamına gelir.Örnekler :

Ahzab Suresinin 62ci ayeti mealen :“Allah’ın önceden geçenlere uyguladığı yasası(adeti) budur. Allah’ın yasasında asla değişiklik olmaz.”

İsra Suresinin 77ci ayetinin meali : “Senden önce gönderdiğimiz elçilerimiz hakkındaki yasa da budur.Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.”

Peygamberimizin Sünnet Kelimesini  Kullanılışı

1-Peygamberimizin bazı kullanımlarında Sünnet kelimesi : Çığır açmak,öncülük yapmak anlamına gelir.

Peygamberimiz Bir hadisinde mealen: “Haksızlıkla öldürülen her kimsenin kanından dolayı H.z.Ademin ilk oğluna bir günah yazılır.Çünkü öldürmeyi ilk defa ihdas eden(sünnet kılan ) o dur.” buyurmuştur.

 

2-Sünnet kelimesi daha sonra özellikle ;H.z. Muhammed’in uygulamalarına isim olarak vermiştir.

3-Başkalarının uygulamalarından Peygamberimizin sünneti ayrılmak istendiğinde bu kelime ; Peygamberin Sünneti (Sünnetu Resulullah, Sunnetun-Nebiyy.) şeklinde kullanılır.

Sünnet kelimesi tek başına kullanıldığında ; H.z. Peygamberin sünneti kast edilir.

Sünnet Terimi İle Hadis Terimi Arasındaki Fark

Sünnet terimiyle ,Hadis terimi arasındaki fark :Sünnet terimi,bir fiili uygulamaya işaret eder.Hadis Terimi,bir sözü,bir fiil ve davranışı aktaran söz demektir.

Sünnet ; Hakkında sözlü bir rivayet olup olmadığına bakılmaksızın dini ve hukuki bir uygulamaya işaret eder.

Sünnet peygamberimizin ;Fiili uygulama ve davranışlarına işaret eder.

Namazın kılınışıyla ilgili hiçbir hadis olmasa günümüze nasıl gelecekti :Peygamberimizin namaz kılış şekli bu konuda hiçbir hadis olmasaydı bile,onu görenlerin sonrakilere,onlarında kendilerinden sonra gelenlere uygulayarak aktarmasıyla nesilden nesile intikal eden bir sünnet olarak gelecek,fakat bu konuda hiçbir hadis bulunmayacaktı.

Hadis genellikle peygamberimizin : Fiili uygulamaları içeren sözlü rivayetlerdir.

Hadis ve Sünnet Eş Anlamlı Kabul Edilirse.

Hadis ve Sünneti eş anlamlı  kabul edenler Peygamberimizin sünnetini:Kavli,Fiili Takriri sünnet olarak üçe ayırırlar

Kavli sünnet :Peygamberimizin sözlerine denir.

Fiili sünnet : Peygamberimizin davranış ve uygulamalarına denir.

Takriri sünnet : Peygamberimizin huzurunda yapılan ,söylenen veya kendisine iletilen söz ve davranışları reddetmeyip sessiz kalması , ya da onayladığını gösteren bir davranışta bulunmasıdır.

3-Eser

Eser sözlükte :Bir şeyden geriye kalan iz demektir.

Bazı alimler Eser terimini :Sahabe ve tabii’ne dayandırılan söz ve fiilleri ifade eden bir terim olarak kullanırlar.

Çoğu alimler :Eser terimini Haber terimi ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır.

İlk Asırda  Hadis ve Eser

İlk asırda Eser ve Hadis terimi arasında bir ayrım yapılmamıştır ;Peygamberimizin,sahabe ve tabii’ne nispet edilen söz ve fiillerin hepsine birden Hadis denildiği gibi Eserde denilmiştir.

Ebu Hanife’nin talebeleri olan Ebu Yusuf  ve İmam Muhammed ; Sahabe ve tabii’ne ait rivayetleri topladıkları kitaplarına El-Asar adını vermişlerdir.

4-Haber

Sözlükte Haber :Bir şey hakkında bilgi vermek, duyurmak anlamına gelir.

Haber terimi Hadis terimi ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.

Hadis terimi : Peygamberimizden gelen rivayetler için kullanılmıştır.

Haber terimi : Peygamberimizin dışında gelen rivayetler için kullanılmıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında : Haber ,Hadis anlamında kullanılmıştır.“H.z. Peygamberden bize ulaşan bir habere göre” şeklinde ifadeler bu kitaplarda yer almıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında Peygamberimizden gelen rivayetler için en çok ;Hadis terimini kullanmışlardır.

Hadis ve fıkıh kitaplarında Sahabe ve Tabiinden gelen rivayetler için en çok Haber ve Eser terimini kullanmışlardır.

   5-Senet=İsnad

Sözlükte senet:Dayanmak ,güvenmek,dayanılacak şey demektir.

Terim olarak senet : Hadisi ilk kaynağına götüren ravi zincirine verilen isimdir.

 

Hadis İçin Senedin Önemi

Bir hadisin doğruluğunu,yani Peygamberden duyulmuş olduğu şekliyle nakledildiğini anlamak için hadis alimleri ilk önce senede bakmışlardır.

Genellikle hadisin sahih kabul edilmesinin şartları :Senetteki raviler dürüst ve güvenilir kimseler is genellikle o hadis sahih kabul edilmiştir.

Senet Çeşitleri

a-Ali (yüksek) isnat:Eğer bir hadis senedinde kopukluk olmadan H.z.Peygambere daha az ravi aracılığıyla ulaşıyorsa bu isnat ali isnattır.

     b-Nazili (düşük) isnat:Eğer bir hadis senedinde kopukluk olmadan daha çok ravi ile rivayet edilmiş ise bu isnada nazili isnat denir.

    Ali ve Nazili İsnat Arasındaki Farklar.

Hadisin senedinde daha çok kişinin bulunması o rivayetin sıhhat açısından riskli sayılmasına neden olur.Ali isnat ,nazili isnada göre daha makbuldür.Çünkü senette az sayıra ravi vardır.

   6-Metin

Metin sözlükte :Sağlam yer,sert ve yüksek toprak parçası anlamına gelir.

Terim olarak metin :

a-Raviler zincirinin kendisinde son bulduğu, hadisin aslını oluşturan kısımdır.

b-H.z. Peygamberin söylediği ,yaptığı,onayladığı,ya da onaylamadığı şeylerin yer aldığı bölümdür.

Bir hadisin metini: Peygamberimize ait olabileceği gibi sahabe ve tabiinden birisine de ait alabilir.

   7-Ravi=Şeyh

Hadis terimi olarak Ravi : H.z.Peygamberin ya da sahabe veya tabiinin söz ve uygulamalarını rivayet eden yani başkasına aktaran kişidir.

Şeyh Arapçıda :Yaşlı kimse anlamına gelir.

Hadis ilminde özel bir ad olarak Şeyh : Kendisinden hadis rivayet edilenlere verilen özel bir addır.

  8- Rivayet=Mervi

Sözlükte Mervi :Ravinin rivayet ettiği hadis veya habere Mervi (rivayet olunan) denir.Çoğulu merviyyattır

Rivayet kelimesi isim olarak kullanıldığında : Ravinin rivayet ettiği hadis veya haber demektir.

Mastar olarak kullanıldığında : Hadis veya diğer haberlerin nakli ile bunları haber verenlere dayandırmak anlamına gelir.

    9- Tabaka=Tarik=Vech =Senet=İsnat

Arapçada tarik :Yol anlamına gelir.

Hadis ilminde tarik : Hadis metnini sonrakilere ulaştıran ravilerin isimlerinin tarihi sıra ile zikredildiği kısımdır.

Tarik kelimesi Senet =İsnat kelimesiyle bir arada kullanıldığında Tarik kelimesi  :Ana senedin tali (ikinci) bir kolunu ,dağılışını veya ana senedin bir raviden sonraki dağılışını , kollara ayrılışını ifade eder.

Bir hadis terimi olarak tabaka :Birbirlerine yaşça yakın olan ve rivayeti bakımından aynı dönemi paylaşan kimseler gurubuna verilen isimdir.Sahabe tabakası,Tabiin tabakası gibi.

Vecih

Vecih sözlükte :Yüz anlamına gelir.

Vecih terim olarak : Senedin ileri tabakalarında görülen dağılmalarından her birine verilen isimdir.

Vecih :Tarik kelimesi ile eş anlamlıdır.

Vecih ve tarik kelimeleri : aynı hadislerin farklı senetlerle rivayetlerinde,rivayetlerin güvenilirlik durumlarına göre “hadis ,şu tarikten sahih,şu tarikle zayıf” gibi değerlendirmelerde kullanılır.

Bölüm:5                                                                                                                                                                                             

H.z.Muhammed Dönemimde Hadis.

1-Peygamberin özellikle dinle ilgili söz ve fiilleri Müslümanlar tarafından dikkatle izlenmiş , öğrenilmiş,uygulanmış ve başkalarına da aktarılmaya çalışılmıştır.

2-Peygamberimizin dini yayma ve tebliğ etme çerçevesinde kendisinden duyulan tavsiyelerin ve uygulamaların başkalarına nakledilmesini teşvik etmesine rağmen ;Hayatı boyunca söz ve uygulamalarının yazıya geçirilmesi için bir istekte bulunmamış ,bu konuda bir talimat vermemiştir.

Vahiy ve Hadislerin Yazılması

Peygamberimiz;inen Kuran ayetlerini yazdırmak için katipler görevlendirmiştir.

Peygamberimiz isteseydi söz ve uygulamalarının kaydedilmesi içinde yanında katipte bulundurabilirdi. Ancak Kuranla karışır endişesiyle  sözlerinin yazılması için yanında katipler bulundurmamıştır.Peygamberimiz sözlerini daha kuvvetli bir ihtimalle bilerek ve isteyerek yazdırmamıştır.

İnsanların Anlayamadığı Vahiylerin Açıklanması

Özellikle Peygamberimiz inen vahiylerin açıklanması gereken yerlerini ;sorulan sorular üzerine veya gerekli gördüğü zaman açıklayarak bunların anlaşılıp öğrenilmesini yeteli görmüştür.

Peygamberimiz Döneminde Hadis Yazılımı

1-Peygamberimiz döneminde bazı sahabeler hadis sayfalarını ;Peygamberimizden izin alarak bu sayfalarını oluşturulmuştur.

Peygamberimizden hadis yazmak için izin isteyen iki sahabe ;Abdullah İbni Amr (İbni El As). Ve Yemenli sahabe Ebu Şah.

2-Ebu Şah ; Peygamberimizin Mekke fethinde okuduğu hutbenin kendisi için yazılmasını istemiştir.

3-H.z.Peygamber devrinde duyduğu hadisleri yazıya geçiren sahabelerin sayınsı 50 kadardır.

İlk Anayasa

Peygamberimiz Medine’ye hicret edince ,Mekke’den gelen Müslümanlarla,Medineli Müslümanlar,orada yaşayan Yahudiler ve diğer unsurlar arasında geçerli olmak üzere bir antlaşma metini hazırlattı.Hadis kaynaklarında yer alan ve elliden fazla maddesi olan bu antlaşma metini Müslüman olsun veya olmasın bütün tarafların haklarını  ve sorumluluklarını düzenleyen ve garanti altına alan bir antlaşmadır.

Dine Davet Mektupları

Peygamberimiz Medine’ye hicretinin 6cı yılında komşu ülkelerin yöneticilerine mektup göndermiş ve onları dine davet etmiştir.Bazılarının orijinal nüshaları günümüze kadar gelen bu mektuplar Bizans,İran,Mısır,Habeşistan hükümdarları olmak üzere diğer vali ve yöneticilere gönderilmiştir.

H.z.Peygamberin Hadis Yazmayı Yasakladığı Hakkındaki Rivayet

Peygamberimizin hadis yazmayı yasakladığı konusunda kitaplarda bir rivayet yer almaktadır.Yapılan bazı araştırmalarda bu rivayetin zayıf olduğu  veya  rivayet eden sahabenin görüşü olduğu halde yanlışlıkla Peygamberimize atfedildiği anlaşılmaktadır.Bu rivayete göre H.z.Peygamber Kuran karışır endişesiyle kendisinden bir şey yazılmamasını istemiştir.Yazılanlarında imhasını istemiştir.Bu tehlike geçtikten sora da hadis yazımına izin vermiştir.Hadisin içeriğinde yer alan bazı ifadeler bu rivayetin H.z.Peygamberin vefatından sonra ortaya çıktığı izlenimini vermektedir.

Sahabe Dönemi ve İlk Yazılı Belgeler

Hadis rivayeti açısından sahabe  dönemi ;İkiye ayrılır

a- H.z.Peygamber hayat olduğu dönem.

b-H.z.Peygamberin vefatından son sahabenin vefat tarihi kabul edilen 110 senesine kadar olan dönem .

        a- H.z.Peygamber hayat olduğu dönem

Peygamber hayattayken sahabe karşılaştığı problemleri ona soruyor ve çözümlerini öğreniyordu.

Sahabenin dini hükümleri öğrenme yolundaki arzuları ; Hadi ve sünnetin çoğalıp gelişmesini sağladı.

Gerçek ve saf şekliyle hadis ve sünnet ;Peygamberimizin sağlığında görülür.

Peygambere ait söz ve uygulamaların hepsi ölümüne kadar olan  devrede tamamlanıp sona ermiştir.

Peygamberimiz döneminde hadis uydurma faaliyetleri görülmemiştir.Peygamberimiz döneminde hadisler konusunda ortaya çıkan yanlış anlamalar Peygamberimiz tarafından düzeltilmiştir.

      b-H.z.Peygamberin vefatından son sahabenin vefat tarihi kabul edilen 110 senesine kadar olan dönem

Peygamberimizin vefatından sonraki dönemde siyasi ve sosyal çalkantıların başlaması ;İnanç ve fikir ayrılıklarının doğmasıyla beraber hızlı bir hadi uydurma faaliyeti görülmüştür.

Hızlı bir hadis uydurma faaliyetinin görülmesi ;mevcut hadis miktarı H.z.Peygamberin vefatından önceki döneme  önceki döneme oranla birkaç misli artmıştır.

 

Bölüm:6                                                                                                                                                                                             

Hadislere Olan İhtiyacın Artması

Hadislere olan ihtiyaç ;H.z.Peygamberin ölümünden sonra çoğaldı.Çünkü yeni fetih edilen İslam ülkeleri İslam dünyası devamlı gelişiyordu.Müslümanlar buralarda yeni  meselelerle karşılaşıyorlardı.Bunların çözümünde H.z.Peygamberin uygulaması önemli bir kaymak oluşturuyordu..

Hadislere duyulan ihtiyaçtan dolayı ;hadis öğrenme ve yazma faaliyeti artı.

H.z.Peygamberin vefatıyla birlikte başlatan ikinci dönemde sahabe ;hadis ve sünnet konusunda titiz davrandı.

İlk Yazılı Metinler

Hadis yazma faaliyetinin sonunda  ilik yazılı metinler görülmeye başladı.Günümüze kadar gelen ilk hadis mecmuasını ;Hemmam b. Münebbih’in hadis mecmuasıdır.

Yemen valisi Amr b. Hazm’ın nüshasında ; Peygamberimizin idari ve siyasi talimatlarını muhafaza etmiştir.Bunun yanında  diğer yirmi bir resmi belgeyi de bir araya getirmiştir.

Sahabe Cabir b.Abdullah hadis sayfasında ;Hacla ilgili bir kitap yazmıştır.Burada H.z.Peygamberin konuyla ilgili söz ve uygulamalarını kaydetmiştir.

Peygamberimizin vefatından sonra H.z.Aişe ; Bir çok hadis rivayet etmiş,bazı sahabeler onun rivayetlerini yazmıştır.

Dört Halife Döneminde Hadis

        Özellikle ilk dört halife ; ancak güvenilir şahitler eşliğinde ,H.z.Peygamberden nakledilen sözleri kabul etmişlerdir.

H.z.Ömer hadis yazma işinde ;Peygamberin söz ve uygulamalarının ehli olmayan kimselerce istismar edilmesini önlemek için geliş güzel hadis rivayet edilmemesini istiyordu.

Hadis Yazımının Bir İlim Haline Gelmesi

Hadis yazma işi ;H.z.Peygamberin hayatında onun izniyle başlayan hadis yazma iş , Sahabe devrinde önemli bir faaliyet haline geldi.

a-Binden fazla hadis rivayet eden sahabenin sayısı ;Ebu Hureyre ile birlikte yedidir.

b-Hadis rivayetiyle  Bin üç yüz sahabe (1300). sahabe meşgul olmuştur.

c-Hadis rivayet eden sahabelerin ; büyük bir kısmı bir veya iki hadis rivayet etmişlerdir.

d-Bugün elimizdeki hadislerin yüzde dosandan fazlası ;yüz civarında sahabeden gelmiştir.

Bölüm:7                                                                                                                                                                                             

 Tabiin Döneminde  Hadis

    Tabiin :H.z.Peygamberin arkadaşları olan sahabelerle görüşerek onlardan ilim alan ikinci nesil Müslümanlara İslam kültüründe Tabii adı verilmiştir.

Tabiin:Sahabe nesline tabi olan ,onların ardından gelen nesil demektir.

İslam ilimlerinin çoğu ;Tabiin döneminde ortaya çıkmıştır.

Tevbe Suresinin 100cü ayeti mealen: “ ( İslam dinine girme hususunda ) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuştur.Allah onlara,içinde ebedi kalacakları ,zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.İşte bu, büyük kurtuluştur.”

Bu ayetinin etkisiyle sahabeden sonra gelen nesle TABİİN denmiştir.

Tabiilerden bazıları hadis yazma işine karşı çıktılar. Çünkü ;bunlar daha çok hafızayı esas alarak yazıya fazla güvenmeyenlerdir.Ayrıca H.z.Peygamberin hadisine insanların kendi görüşlerini katabilecekleri  endişesi taşıyorlardı.

Tabii döneminde yazı ve yazı malzemeleri gelişmediği için, ezber ilim elde etmenin ve korumanın en sağlam yolu olarak kabul edilmiştir.

 Tedvin ve Tasnif Faaliyetleri

Tedvin :Sözlü ve yazılı olarak nakledilen hadisleri bir araya toplama çabasıdır.

Hadis yazma işi hicri birinci ve ikinci yüzyıllarda yaygınlaşmıştır.

Emevi halifesi Ömer İbni Abdülaziz’in emriyle ilk hadis toplayan Tabii hadis bilgini ;İbni Şihabdır.

Hadis tedvininden sonra ,hadislerin tasnifi aşaması gelmiştir.(tasnifi =sınıflanması)

Temel Hadis Kaynaklarının Tasnifi

Hadislerin tasnif :Tasnif  daha önce karışık olarak bir araya getirilen hadislerin konularına veya ravilerine göre ayrılarak kitaplarda toplanmasıdır. (bir araya getirilen=tedvin edilen)

Müslümanların bir çok konularda H.z.Peygamberin söz ve davranışlarını öğrenmek için müracaat ettikleri kaynaklar ;hadis ve sünnettir.

Karışık olarak toplanan hadisler içinde ;aranılan konuyla ilgili hadisin bulunması zordu.

Kitaplarda karışık olarak bulunan hadis ve sünneti alimler konularına göre sınıflandırdılar. Bunun sonundan konularına göre hazırlanmış hadis kitapları ortaya çıktı.

Namazla ilgili hadisleri ;“Kitabu’s Salat” adı altında bir bölümde toplandı.

Oruçla ilgili hadisleri de “Kitabu’s Sıyam” başlığıyla bir başka bölümde yer aldı .

Hicri İkinci Asrın Ortalarına Doğru Oluşturulmuş Hadis Mecmuaları

Hicri ikici asrın ortaların doğru başlamış ve her bölgede konuların göre düzenlenmiş hadis mecmuaları oluşmuştur.

Günümüze ulaşan en eski hadis mecmuası ;Yemenli Ma’mer b.Reşid’in ;El Cami isimli eseridir.Konularına göre düzenlenmiş  bu kitapta ,H.z.Peygamberden sahabe ve tabiiden nakledilen bin altı yüz(16000)civarında rivayet vardır.

Maliki mezhebinin kurucusu olan Malik İbni Enes de bir hadis kitabı oluşturmuştur.Bu kitabın adı; MUVATTA dır..İçinde H.z.Peygamberden,sahabe ve tabiinden nakledilen bin yedi yüz(1700)civarında hadis vardır.

Kitabu’l Asar adlı iki hadis kitabını ; Hanefi Mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanife’nin talebelerinden olan Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’dir.Bu eserle günümüze kadar ulaşmış iki kaynak eserdir.

Hicri İkinci Asrından Sonra  Oluşturulmuş Hadis Mecmuaları

Hicri ikinci asırdan sonra ;Büyük hacimli hadis koleksiyonları(mecmuaları) derlenmeye başladı.

Hadis kitaplarında rivayet sayısının gitgide çoğalmasının nedeni ;Çeşitli bölgelere dağılmış sahabe ve tabiiden gelen hadislerin toplanması.Değişik konu başlıkları altında bir çok rivayetlerin tekrar edilmesi.

Hadis Kitaplarına; Hadis ve Sünnetin Yanında Sahabe ve Tabiin Görüşlerinin Yazılması

Tabiin devrinde oluşturulan kitaplarda Peygamberimizin söz ve uygulamaları yanında ; bazı sahabe ve tabiin görüşleri de yer almıştır.

Yine bu devirde yazılan kitaplarda H.z.Peygamberin Sahabe ve Tabiinin görüşleri yanında ; Peygamberimize ait olmadığı halde sonradan ona dayandırılan bazı sözlerde bu kitaplara girmiştir.

Tabiin Dönemindeki Hadis Tasnifi Yöntemleri

Hadisler konularına  ve ilk ravilerine göre  tasnif edilmiştir.

Sahabe adlarına göre tasnif edilmiş en kapsamlı hadis kitabı ;Hanbeli Mezhebinin kurucusu Ahmet İbni Hanbel’dir.Kitabın adı MÜSNED’dir.İçinde 300000 e yakın hadis vardır.Böylece 3cü asrın başından itibaren büyük çağlı hadis koleksiyonları oluşturulmuştur.

Bölüm:8                                                                                                                                                                                             

 Hadis Usulünün Oluşumu

  Peygamberimiz Döneminde Hadis ve Sünnet Kuralları.

Peygamberimiz döneminden hicri birinci yüzyıla kadar hadis ve sünnetin bir sonraki nesillere aktarılmasında ; herhangi bir kural söz konusu değildi.Aslında buna da gerek yoktu.Çünkü menfaati için yalan söylemek yoktu.

Hicri Birinci Asrın Ortalarına Doğru Hadis ve Sünnet Aktarma Kuralları

1-Hicri birinci asrın ortalarına doğru İslam toplumunda görülen iç kavgalar ve iktidar mücadelesi insanların birbirine güvenlerini ortadan kaldırdı. İnsanlar kendilerini haklı göstermek için bazı durumlarda hadis uydurmaya başladı.

2-Bazı kötü niyetli kişiler de hadis uydurmaya başladı. Bu hadis uydurma faaliyeti karşısında ; hadis ve sünneti aktarılmasında kurallara gerek duyuldu.

3-Hicri birinci asrın sonlarına doğru her hadis için onu peygamberden itibaren rivayet eden kimselerin isimleri sorulmaya ve ona göre hadislerin sıhhati tespit edilmeye başlandı. Hadis rivayet eden kimseler güvenilirlik açısından soruşturuldu.Tanımadıkları kimselerin rivayet ettikleri hadisleri kabul etmedilmedi.

4-Hadislerin sıhhatlerini tespit çalışmaları ;senet ve metin incelemesi adı altında bir çok kural ortaya çıkardı.İnsanların bir hadisi alıp başkalarına aktarmalarında da bazı esaslar belirlendi.

   Hadis Usulü.

Hadis Usulü:Hadislerin senetlerinden ,senetteki kopukluktan , ravilerinin hallerinden, bahseden ve bu konulardaki kuralları sayıp döken ilme denir.

Hadis alimleri ; hadis ilimlerini a-Rivayet yönünden hadis ilimi.b-Dirayet yönünden hadis ilimi diye ikiye ayırırlar. (Dirayet =yetki)

Rivayet yönünden hadis ilmini :Peygambere atfedilen söz,eylem,ve davranışların belirlenmesini ,kaydedilmesini(zaptını)ve rivayetlerini konu edinir.Bu ilim yoğun olarak ilk asırda görüldü.

Dirayet yönünden hadis ilmini :Rivayetlerin şartların ,çeşitlerini,hükümlerini,ravilerin hal ve davranışlarını,rivayetlerin sınıflarını ve bunları içeren eser çeşitlerini araştıran bir ilim dalıdır.Bu ilime Hadis Usulü denir

Hadis usulünün amacı

        a-Peygamberimizden nakledilen söz ve uygulamaların doğru bir şekilde nakledilmesini sağlamak .

b- Peygamberimiz adına uydurulan haberleri ayıklamak İslam’ın temel kaynaklarından biri olan hadis ve sünneti her türlü şüpheden arındırmaktır.

Hadis usulü ilmi Peygamberimizin vefatından ;yaklaşık 30 sene sonra başlayan uydurma hadis tehlikesi karşısında ortaya çıkmıştır.

Hadis usulünün asırlara göre gelişimi :

       Hadis Usulünün kuralları;hicri 1ci asrın sonlarında ortaya çıkmış ,2ci asırda biraz daha gelişmiş, hicri 3cü asırda ; Hadis Usulü, Cerh ve Tadil kitapları,hadis alimlerinin biyografilerini içeren kitaplar,ahkam hadislerini toplayıp açıklayan kitaplar.Belli konularda ki hadisleri müstakil olarak toplayan hadis cüzleri gibi hadis eserleri ve ilimleri gelişmiş olarak ortaya çıkmıştır.Hicri 4cü asırlarda da artık her yönüyle bütün kuralları gelişmiş müstakil hadis kitapları yazılmıştır.

Bölüm:9                                                                                                                                                                                             

Hadiste Şerh ve Yorum Dönemi

Şerh :Bir şeyi açmak, açıklamak,genişletmek ve yorumlamak anlamına gelir.

Hadislerin şerhleri önceleri ;hadislerin içlerinde yer alan , garip kelimeleri açıklamak için başlamıştır.(Güncel dilde çok kullanılmayan,az kullanılan= garip)

Hicri üçüncü asırdan sonra şerhler ; en çok Kütübi Sitte adlı hadis kitapları için yapılmıştır Buhari’nin El Camiu’s-Sahihinin ;yüz(100)tane şerhi yapılmıştır.

Hicri 4 ve 5ci asırların hadis ilmi bakımından özellikleri

Bu asırlarda bazı müstakil hadis mecmuaları tasnif edilmiş olsa da sonraki asırlarda hadisle ilgili çalışmalar genellikle bu eserler üzerinde yoğunlaşmıştır.

Buhari ve Müslim’in Cami adındaki hadis kitapları.

Camiler(toplayan)olarak bilinen eserleri İslam dünyasında en çok tanınan kitaplardır.Camiler dini hayatın hemen her alanıyla ilgili rivayetleri konularına göre bir araya getirdikleri için bu isimi almışlardır.

Kütübi Sitte’nin derleyicileri ;Orta Asya’nın çeşitli bölgelerindendirler.

Buhari hadis kitabına  üç bin (3000) hadis almıştır.

Buhari ve Müslim’in hadis kitaplarının ikisine birden ;El-Camiu’s-Sahih ,adı verilir.

(El-Camiu’s-Sahih=Doğru Hadis Toplayan)

Sünen Olarak Bilinen Kütübi Sitte’nin Diğer Dört Hadis Kitabının Özellikleri

a-Sünen olarak bilinen Kütübi Sitte’nin diğer dört kitabı ise daha çok fıkıhla ilgili hadislerden oluşurlar. (ahkam=hüküm bildiren)

b-Ebu Davut’un kitabı ;En sağlam ahkam hadisleri toplamıştır.

Türkçe’ye Çevrilen Temel Hadis Kaynakları.

Kütübi Sitte ; Kurandan sonra İslam Dininin en  temel kaynağıdır. Kütübü Site olarak anılan hadis kitapları :

1-El Camius-Sahih   Yazarı         BUHARİ.

2-El Camius-Sahih   Yazarı         MÜSLİM.

3-Es Sünen              Yazarı         TİRMİZİ

4-Es Sünen              Yazarı         Ebu DAVUD.

5-Es Sünen              Yazarı         En  NESAİ.

6-Es Sünen              Yazarı         İbni MACE

Hicri 3cü asırdan sonra hadis ilmindeki çalışmalar Kütübi Sitte üzerinde yoğunlaşmıştır.Bir kısım alimler bu kitapları yorumlayarak açıklarken,bir kısmı da ravilerini tanıtıp değerlendirmişlerdir. Bazı alimler de altı kitaptaki hadislerin senetlerini çıkartarak tekrar etmek suretiyle  kitaplar yazmışlardır.

Bölüm:10                                                                                                                                                                                             

Kaynağına Göre Hadis Çeşitleri

1-Kutsi Hadisler

      Sözlükte kutsi:Kutsal olana mensup demektir.

     Terim olarak Kutsi Hadis :Manası Allah’a sözleri Peygamberimize ait olan hadislerdir.

Kutsi Hadis= İlahi ve Rabbani Hadis

Bir Hadisin Kutsi Hadis Olduğunu Nasıl Anlarız?

Bir hadisin kutsi olduğunu ;başlarındaki ifadeden anlarız.

Kutsi hadisler ; “Allah resulünün rivayet ettiğine göre Allah teala buyurdu ki…”  veya “Allah’ın resulü ,Rabb’inden  rivayetle buyurdu ki…”diye başlar.

Kutsi Hadis Ayrımı

Hicri 3cü asırdan sonra yapılmıştır.Kutsi Hadisin manası ilham yoluyla Allah’tan gelse de sözleri H.z.Peygambere  aittir.Bu özelliğinden dolayı Kurandan ayrılmıştır.Kuran’ın her şeyi Allah’a aittir.

Kutsi hadislerin konuları çoğunlukla Ahlakla ilgilidir.Kutsi hadislerin konuların bir çoğu Kuran’da öz olarak yer alır.

Kutsi hadisler rivayet açısından sağlam,zayıf ve uydurma olmak üzere üçe ayrılır.

2-Merfu Hadisler

Merfu kelimesi sözlükte ;Yükseltilmiş kaldırılmış anlamına gelir.

Terim olarak Merfu hadis ;H.z. Peygambere dayandırılan hadis demektir.

H.z.Peygamberin söylemiş olduğu sözler ,yapmış veya onaylamış olduğu eylemler  peygamberimize “H.z.Peygamber şöyle dedi veya  yaptı  ya da  tasvip etti.” diye terimler söylenerek  nispet edilir.

Merfu hadis senet ve metin durumuna göre ;sağlam veya zayıf olabilir.

Hükmen merfu hadis ; Sahabe ve tabiinden gelen bazı rivayetler doğrudan peygambere dayanmasa bile ,içeriği bakımından H.z.Peygambere ait olması kuvvetle muhtemel görüldüğü için bu tür habere Hükmen Merfu denir.

Hükmen merfu hadise örnek :Bir ibadetin uygulamasıyla ilgili açıklama bir sahabeden nakledilmişse bu açıklamanın o sahabeye değil,ancak H.z. Peygambere ait olabileceği kabul edilir.

3-Mevkuf Hadisler

Sözlükte mevkuf :Durdurulmuş anlamına gelir.

Terim olarak mevkuf :Sahabenin söz,eylem ve onaylarına (takrirlerine) verilen isimdir.

Sahabeden bize gelen haberin(hadislerin) senedi ; sahabede kalmakta Peygamberimize  ulaşmamaktadır.

Mevkuf hadislerdeki söz ve davranış ; H.z.Peygambere değil sahabelere aittir.

Mevkuf Hadislerin Hükmü:Sahabelerin söz ve uygulamaları dinin hükümlerinden , kaynaklarından sayılır.Bu kaynak Kuran ve sünnet gibi kesin olmadığından bağlayıcı sayılmamıştır.

4-Maktu Hadisler

Maktu sözlükte :Kesilmiş anlamına gelir.

Terim olarak maktu hadis :Tabiilerin (sahabeden sonraki neslin)söz ve fiillerine verilen isimdir.

Maktu hadisin senedi tabiin tabakasında kesilir.

Maktu Hadisin  Hükmü:Dini hükümlerin tespitinde tabiilerin söz ve eylemleri de dikkate alınmakla beraber bunlar hiçbir şekilde bağlayıcı kabul edilmemiştir.

Bölüm:11                                                                                                                                                                                             

Geliş Yollarına Göre Hadis Türleri

   1-Mütevatir Hadisler

Sözlükte Mütevatir : Kesintisiz olarak bir birini takip eden anlamına gelir.

Terim olarak Mütevatir : Senedin başından itibaren çok sayıda ravinin birbirlerine naklederek rivayet ettikleri hadisle Mütevatir hadis denir.

Mütevatir hadislerde ravilerin sayısının çok olması onların yalan üzerine birleşip asılsız bir haber uyduramayacakları bakımından önemlidir.

Bir birlerini tanımayan kimselerin naklettiği içeriği aynı hadislerin yalan olma ihtimali yok gibidir.

Kuran ve İbadetler

H.z. Peygamber zamanından  itibaren binlerce ,on binlerce kişinin yazarak,ezberleyerek günümüze ulaştırdıkları en önemli Mütevatir belge Kuranı Kerim dir.

Mütevatir sünnete en güzel örnek; Binlerce kişinin yaşayarak günümüze getirdikleri namaz,oruç gibi ibadetlerdir.

Mütevatir Hadis Konusunda İslam Bilginlerinin Görüşleri

a- Mütevatir hadis çok azdır.

b-Mütevatir hadis  sadece bir tanedir. Yetmiş (70 )sahabe tarafından rivayet edilen bu hadiste Peygamberimiz mealen : “ Kim benim adıma kasten yalan uydurursa , cehennemdeki yerini hazırlasın” buyurmuştur.  

 

  

 Mütevatir Terimini İlk Önce Fıkıhçılar Kullandı .

Mütevatir hadis terimi ; hicri 4cü asırda  ;Hadisçilerden önce fakihler ve kelamcılar tanımlamışlar ve kullanılmıştır.

Fakihlerin ve kelamcıların yaptıkları tanıma uyan bir haberin yalan , ya da asılsız olması mümkün değildir.Bu tanımına  uyan hiçbir hadis yoktur.

Daha Sonraki Asırlarda Mütevatir Hadis Tarifi.

Mütevatir Hadis :Her tabakada en az on kişinin rivayet ettiği hadislere  Mütevatir hadis demişlerdir.

Hicri 4cü asırdan önce bilinmeyen bu tanıma göre mütevatir hadislerin sayısı 300 kadardır.

       Bu duruma göre : H.z. Peygamberden bize gelen mütevatir hadis sayısı yok denecek kadar azdır.

Özellikle ibadetle ilgili uygulamaların temel esasları bize tevatüren ulaşmıştır.Örnek:Beş vakit namazı farzları,Cuma ve bayram namazları,ezan,oruç ve hac ibadeti gibi dini uygulamalar böyledir.

     2-Ahad Hadisler

Arapçada “Ahad” bir anlamına gelir. “ Ahad” birler anlamına gelir.

Ahad terim olarak ; mütevatir hadislerin dışında kalan bütün rivayet çeşitlerine verilen genel bir isimdir.

Ahad hadislere ;Haberi Vahid  ve Haberi Hassa adı da verilir.

İlk asırlardaki Haberi Ahad ; Tek kişilerin rivayet ettikleri haber olarak tanımlamışlardır.

Sonraki hadisçilere göre Ahad Haber :Her tabakada birden çok ravisi olsa bile mütevatir seviyesine ulaşmamış her rivayet Ahad Haberdir

     a-Meşhur Hadis

Meşhur hadisi :Her tabakada en az üç kişinin rivayet etmiş olduğu hadistir.

Meşhur hadisler senet  ve metin durumuna göre sağlam ve zayıf olabilirler.

     b-Aziz Hadis

Aziz hadis :Senedin başından sonuna kadar her tabakada ravileri ikiden az olmayan hadislere Aziz Hadis denir.

Aziz hadisler: Senetteki ravilerin durumuna göre sağlam veya zayıf olabilirler.

    c-Garib Hadis

Garib hadis :Tek kişi tarafından rivayet olunan veya senedin herhangi bir yerinde ravisi tek kalan hadise Garib Hadis denir.

Garib hadise =Fert hadis

Ferdi Mutlak:Tek kalan ravi sahabe tabakasında ise bu ad verilir.

Ferdi Nisbi:Tek kalan ravi sahabe tabakasından sonraki tabakalarda is bu ad verilir.

Senet yönünden olduğu gibi ,metin yönünden  tek kalan hadislere ;Garib hadis denir.

Senedi ve metini sağlam olan Garib hadis ;Makbul hadis sayılır.

Garip hadislerin hükmü:Garib hadislerin ,ravileri daha çok olan diğer Sağlam rivayetlerle çelişmesi durumunda Garib Hadisler terk edilir

Bölüm:12                                                                                                                                                                                             

Sıhhat Derecesine Göre Hadis Çeşitleri 

Sağlamlık bakımından hadisler önceleri : Sahih ve  Zayıf olarak ikiye ayrılıyordu..

(Sakim=Çürük = Zayıf)

Hicri üçüncü asırda Tirmizi hadisleri :Sahih, zayıf ve hasen olarak üçe ayırdı.

       1-Sahih Hadis ve Özellikleri

Senet ağırlıklı Sahih hadisin tarifi : Adalet ve zapt niteliklerine sahip ravilerin muttasıl bir isnatla rivayet ettikleri şaz ve muallel olmayan hadise Sahih Hadis denir.             .

(muttasıl =kopuksuz)  , (muallel =illetli)

Sahih hadis tarifi ilk defa ;Hicri yedinci asırda hadis alimi İbnüs Salah tarafından yapılmıştır.

Muttasıl İsnat (Senet) :Başından sonuna kadar senedinde kopukluk bulunmayan isnat demektir.

Şaz hadis :Güvenilir bir ravinin kendinden daha güvenilir diğer  ravilerin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.Bu hadis makbul değildir.

Muallel  hadis  :Senedinde veya metininde gizli bir kusuru bulunan hadistir.

Sahih hadisin hükmünü : Dini hükümle kaynaklık etme bakımından önemli bir yere sahiptirler.

     2-Hasen Hadis

Hasen kelimesinin sözlük anlamını :Güzel demektir.

Hasen hadisi terim olarak tarifi:Sahih ile zayıf arasında yer alan,fakat sahihe daha yakın olan hadis türüdür.

Daha sonraları yaygınlık kazanan Hasen Hadis tarifi: Diğer sıhhat şartları mevcut olmakla beraber ,zabt yönünden zayıf olan hadis çeşididir.

Hasen hadisin hükmü: Hasen hadisler genellikle sağlam kabul edilmişler ve dini uygulamalarda delil olarak kullanılmışlardır.

     3-Zayıf Hadisler ve Çeşitleri

Zayıf hadisin tarifi:Sahih ve hasen hadisin şartlarından birini veya bir kaçını taşımakla beraber ,uydurma(mevzu) olduğunda söylenemeyen hadislerdir.

Zayıf hadisin dini hükmünü :Bu hadisler dini konularda delil olarak kullanılmazlar.

Zayıf hadislerin delil olarak kullanılmadıkları dini konular:Zayıf hadisler helal ve haram gibi dini hükümlerde delil olarak kullanılmazlar.

Zayıf hadislerin yaralanıldığı konular : Amellerin faziletleri ve ahlaki konularda zayıf hadislerden yaralanılır.

Kuran ve H.z..Peygamberin sünnetine ters düşmeyen zayıf rivayetler kabul edilse bile bunların mutlaka Peygamber sözü olduğu iddia edilmez.

 Bölüm:13                                                                                                                                                                                             

  Senetteki Kopuklukla İlgili Olanlar

  1-Mürsel Hadis:

Mürsel Hadis:Tabii ravinin Sahabi raviyi atlayarak doğrudan Peygambere dayandırdığı hadistir.

Mürsel hadiste ravi zincirinin İlk halkası kopuktur.Çünkü ;Tabiilerin  H.z.Peygamberi görüp ondan hadis almaları ; mümkün değildir.Bu yüzden böyle bir hadis zayıf sayılmıştır.

Mürsel hadislerin dini hükümü :Bazı din bilginlerine göre Mürsel hadisler dinde delil olarak kullanılabilirler.

   2-Mudal Hadis

Mudal hadis :Senedin herhangi bir yerinde peş peşe iki veya daha çok ravisi düşen (eksik olan)hadistir.

Mudal hadisin hükmü : Mürsel hadisten daha zayıf olduğu için dinde delil olarak kullanılmazlar.

        3-Muallak Hadis

Muallak hadis :Hadisi son olarak nakleden raviden itibaren bir veya birkaç ravinin,ya da bütün ravilerin peş peşe düşmüş olduğu hadistir.

En çok muallak hadis hangi hadis ;Buhari’nin El Camiüs Sahih isimli eserinde vardır.Bu hadisler zayıf kabul edildiği için dinde delil olarak kabul edilmemişlerdir.

Buhari’nin El Camiüs Sahih isimli eserindeki  hadislerin senetlerindeki eksiklikler başka rivayet yollarıyla tamamlanarak dinde  delil olarak kullanılmıştır.

(Delil=Dini hüküm vermede ispat,kaynak esas)

Buhari’nin kitabındaki muallak türü hadislerin çoğu ,başka riayetlerle desteklenerek senetleri muttasıl hale getirilmiştir.

        4-Munkatı Hadis

Kelime olarak munkatı :Kopuk kesik demektir.

Munkatı hadis :Senedin ortasında bir veya peş peşe olmamak kaydıyla birden fazla ravisi düşmüş olan hadis türüdür.

Munkatı hadisin hükmü: Dinde delil olarak kullanılmazlar.

        5-Müdelles Hadis

Sözlükte müdelles :Bir şeyin ayıbını ve kusurunu gizlemek demektir.

Müdelles hadis :Ravinin şeyhinden işitmediği halde ,işitmiş  izlenimini uyandırarak naklettiği hadistir.

       Müdelles hadisin hükmü: Dinde delil olarak kullanılmazlar.

Ravi hadis aldığı gerçek kişiyi çeşitli nedenlerle gizleyerek insanları aldatmakta ve böylece naklettiği rivayetin kusurunu gizlemektedir.

Bölüm:14                                                                                                                                                                                             

Ravi Kusuru İle İlgili

         1-Münker Hadis

Münker hadis :Zayıf bir ravinin,güvenilir bir ravinin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadistir.

Münker hadisin hükmü :Zayıf ravinin rivayeti terk edilir.Güvenilir ravinin hadisi tercih edilir.

       2-Metruk Hadis

Metruk hadis :Yalancılıkla itham edilen ravinin tek başına rivayet ettiği hadistir.

Metruk hadisin hükmü :Rivayet başka güvenilir ravilerin rivayetleri tarafından desteklenmediği için böyle bir ravinin tek başına naklettiği hadiste yalan söyleme ihtimali yüksektir.O yüzden rivayeti terk edilir

      3-Muallel Hadis

Muallel hadis :Görünürde sağlam olmakla beraber,gizli bir kusuru(illeti)olan hadislere denir.

     4-Müdrec Hadis

Müdrec hadis :İçine, bir kelimeyi açıklamak veya bir hükmü çıkarmak gibi amaçlarla ya da yanılarak başka insanların  sözlerinin karıştığı hadislerdir?

Müdrec hadisin hükmü : Sonradan eklenen kısım biliniyorsa ,sağlam olması halinde bu tür hadislerle amel edilebilir.

   5-Mevzu Hadis

Mevzu hadis :H.z.Peygamber adına uydurulmuş sözlere mevzu(uydurma)hadis denir.Bu tür sözlere hadis denilmesi mecazidir.

Hadis uyduran kimselere : a-Kezzab(Yalancı) .b- Vadda(Uydurucu)denir.

Bölüm:15                                                                                                                                                                                             

Uydurma Hadisler

Uydurma Hadisler:    Peygamberimizin adına ;Siyasi,sosyal,ekonomik,etnik çıkarlar için uydurulmuş hadislere denir.

Geçmiş asırlardan intikal eden güzel ve veciz sözlere  senet (isnat) eklenerek  de uydurma hadisler oluşturulmuştur.

1-Uydurma Hadislerin Ortaya çıkış Nedenleri

Peygamberimizin sağlığında hadis uydurulmamıştır.

Peygamberimizin ölümünden kısa bir süre sonra hadis uydurma işi  başlamıştır.

     Üçüncü halife H.z. Osman’ın şehit edilmesinden sonra ;Cahiliye devrinden beri süregelen Peygamberimizin sağlığında küllenen Kureyş Kabilesinin Emevi ve Haşimi kolları arasında çatışma başladı.

Emevi ve Haşimi oğulları arasındaki çatışmanın sonunda ;Taraftarların kendilerinin haklılığını kanıtlamak için H.z. Peygamberimizi araç yaptıkları görüldü.

Siyasi ve sosyal çatışmalar ,Hicri birinci asrın ortalarına doğru başladı.

Kendi Görüşlerini Desteklemek İçin Hadis Uyduran Gurupların Adları.

a-H.z.Ali ve soyunu destekleyen Şia fırkası.

b-Büyük günahın insan dinden çıkaracağını  ve H.z.Alinin dinden çıktığını iddia eden Hariciye.

c-Günahların insana zarar vermeyeceğini  ve kişinin dinden çıkmayacağını savunan Mürcie

d-İnsanın alın yazısının(kaderin)önceden Allah tarafında belirleneceğini savunan Kaderiye(Mutezile).

e- Her şeyin Allah tarafından belirleneceğini ,dolayısı ile insanın rüzgarın önündeki kuru bir yaprak gibi olduğunu iddia eden Cebriye.

f- Çıkarları için devlet yönetimine yaranmak ,yaklaşmak isteyenler .

İnsanların daha dindar olmalarını sağlamak ve dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik için de hadis uyduruldu.

İyiliğe teşvik etmek,kötülükten sakındırıp korkutmak için uydurulan hadisler karşısında bazı din bilginleri ;Yumuşak bir tavır takınmışlardır.Bu tavrın sonunda ,bu tür uydurma hadisler yaygınlaşmıştır.

Hadis Uydurmanın Dini Hükmü.

İnsanları iyiliğe teşvik için hadis uydurmak yani Peygamberi devreye sokarak onun adına hadis uydurmak hangi amaçla olursa olsun doğru değildir,günahtır.

    Uydurma Hadislerin Özellikleri

a-İnsanları nafile ibadete ve Kuran okumaya teşvik için uydurulan hadisler mükafatları  mükafatlar oldukça abartılıdır.

b-İnsanlar hadis uydururken kendi soylarını överler ,diğer soyları soyları , ulusları, dilleri,şehirleri,yerip küçük düşürmek amacındadırlar.Kuran iman ve ahlaki faziletler dışında bir üstünlük ölçüsü kabul etmez.

c-İslam dışındaki diğer din ve kültürlere mensup olup da İslam Dinin gelişmesinden rahatsız olan kişiler Dini ve onun Peygamberini, yeni Müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak,dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmek için hadis uydurmuşlardır.

d-İnsanlık kültürü ve tecrübesinin ürettiği bazı hikmetli sözler ,sanki Peygamberimiz söylemiş gibi ,ona isnat edilerek nakledilmiştir.

e-İslam tarihinin ilk asırlarında cereyan eden önemli siyasi,sosyal ve kültürel  gelişmeleri tasvir eden,yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan Sahabe ve Tabiilerin görüşleri açıklamaları daha sonraki nesiller tarafından Peygamberimizin hadisi sayılmıştır.

      2-Uydurma(Mevzu) Hadisleri Tanıma Yolları

a-Hadis uyduranların itirafı.

b-Hadis bilginlerinin yalancılıklarını tespit ettikleri raviler.

c-Hadislerin lafzında ve manasındaki bozukluklar

d-Rivayetlerin,akıl,duygu ve gözleme aykırı olması.

e-Mükafat ve ceza için dengesizlik içermesi,küçük bir iyiliğe büyük mükafat vermesi

f-Rivayetin güvenilir hadis kitaplarında yer almaması

g-Rivayetin Kuran’a aykırı olması

h-Rivayetin sünnete aykırı olması

i-Geleceğe ait somut bilgiler içermesi

    

………………………………………………………………………………………………..

Bölüm:16                                                                                                                                                                                             

Hadislerin Tahlil ve Tenkidi

Hadis tenkidi ;Hadislerin sahih olup olmadığını belirtmek için yapılan bir eleştiri faaliyetidir.

Hadisler ;1-Senet. 2-Metin olarak iki kısımdan oluştuğu için ,hadislerin tenkidi Senet ve metinler üzerinde yapılır.

1-Senet Tenkidinde Ölçüler

      Senet tenkidi :Senet üzerinde yapılan inceleme ve bu incelene sonucunda raviye ve senet zincirine yönelik tenkitlere senet tenkidi denir. (Senet =isnat)

Şekli tenkidi :Senet üzerinde yapılan tenkide denir. (Şekli tenkit =dış tenkit)

Senet üzerinde yapılan incelemelerde ilk önce ,Ravi silsilesinde bir kopukluk olup olmadığına bakılır.

Senetlerinde kopukluk olan hadislere ;Zayıf hadis adı verilir.

Senedinde kopukluk olmayan hadislerin ;Ravi durumları ; tek tek ele alınıp incelenir.Cerh ve tadil kitaplarından durumları tespit edilir.

Cerh ve tadil kitaplarında ravilerin :

a-Hangi yörede yaşadıkları ,

b-Kimden hadis aldıkları.,

c-Kimlere rivayette bulundukları,

d-Hadis öğrenme için nelere gittikleri gibi durumları incelenir.Ve cerh ve tadil bilginlerinin onlar hakkındaki kanatları öğrenilir.

Cerh ve tadil bilginlerinin senetteki ravilerin hakkındaki görüşleri olumlu ise o takdirde  hadis Hadis sahih sayılır. Olumsuzsa  hadis zayıf sayılır.Yada uydurma olduğu söylenir.

Ravi incelemesi ve isnat tenkidi Hicri birinci asrın ikinci yarısından sonra başladı .

Ravi incelemesi ve isnat tenkidi çalışmaları sonunda 2ci asırdan itibaren Hadis uydurma faaliyetinde bulunanların büyük bir kısmı tespit edilmiştir.

Hicri Birinci Asırda Senet ve Metin Tenkidi Yapılmamasının Sonuçları.

     Uydurma Hadsilerin Ayıklanamaması

Hicri birinci asrın içinde üretilen ya da yanlışlıkla H.z.Peygambere dayandırılan bir çok hadislerin İsnat tenkidi ve metin tenkidi yoluyla ayıklanması yapılmamıştır.

Çünkü bu asırda hadislerin isnatlı olarak rivayeti tam olarak yerleşmediği için bilerek veya bilmeyerek doğrudan H.z.Peygambere dayandırılan rivayetler 2ci asra intikal etmiştir.

İkinci asırdan itibaren hadis kitapları son şeklini aldığı 3cü asra kadar devam eden bu aktarılmada senetteki boşluklar doldurulmuştur.Bunun sonucu ;Birinci asırda kötü niyetli kişilerin uydurdukları bazı haberler yanlışlıkla H.z.Peygambere atfedilen rivayetler senetleri sağlam olduğu düşüncesiyle sahih kabul edilmiştir.

Yanlışlıkla Hadis Kabul Edilen Haberler.

H.z.Peygamberden sonra ortaya çıkan siyasi ,sosyal,kültürel ve dini gelişmeleri yansıtan bir çok haber  ; meşhur hadis kitaplarına H.z.Peygamberin sözü olarak girmiştir.

H.z.Peygamberin vefatından sonra gelişen olaylarda  ; herhangi bir rolünün olması düşünülemez.

Senet tenkidinden amaçlanan sonucun en azından ; birinci asır için asır için tam olarak sağlanamamıştır. (rivayetin =hadislerin)   

a-Adalet  ve Zapt

Adalet niteliği : Hadis rivayet eden kimsenin güvenilir olma niteliğini ifade eder.

Adalet özelliği : Hadis rivayet eden kimsenin ,Allah ve resulünün emir ve yasaklarına eksiksiz uyduğunu gösteren bir özelliktir.

Adalet özelliğine sahip  bir ravi güvenilir sayıldığı için naklettiği hadis de sağlam kabul edilir.

Arapçada zapt : İyi bir şekilde korunmak anlamına gelir.

Hadis terimi olarak zapt : Ravilerin duyduğu hadisi başkasına rivayet edinceye kadar olduğu gibi korumasıdır.

Ravi rivayeti nasıl yazmış ve nasıl ezberlemiş olmalıdır?

a- Ravi rivayeti ezberinden rivayet ediyorsa iyi bir şekilde ezberlemiş olmalıdır.

b-Ravi rivayeti yazılı olarak rivayet diyorsa hiç değiştirmeden kaydetmiş olmalıdır.

Bir ravinin rivayetinin kabul edilmesi için ;Hem adalet hem de zapt yönünden kusursuz olması gerekir.

     b-Metaini Aşere(Ravilere Yönelik İthamlar)

Metaini Aşere :On suçlama noktası demektir.

On suçtan biri  veya bir kaçı ile suçlanan ravinin rivayet ettiği hadis  kabul edilmez.

A-Metaini aşerenin adalet sıfatı ile ilgili olan Tenkit Noktaları :

Kizbur ravi :Ravinin hem günlük hayatında ,hem de hadis rivayetinde yalan söylediğinin açığa çıkması ,yani yalancı olmasıdır.Yalancılık ravinin cerhinde(suçlanmasında)büyük suç sayılır.

İttihamur ravi bil kizb:Diğer konularda yalan söylediği bilinen bir ravinin hadis rivayetinde de yalan söyleyebileceğine ihtimal verilmesi ,ravinin yalanla itham edilmesidir.

Fıskur ravi :Ravinin dini buyruklara karşı duyarsız davranıp günah işlemekten sakınmaması demektir.

Bidatür ravi: Ravinin İslam dinine aykırı görüşler ileri sürmesi ,böyle görüşler benimseyen guruplar içinde yer almasıdır.

Cehaletür ravi :Ravinin tanınmaması,ve dolayısı ile cerh ve tadil yönünden durumunun bilinmemesidir.

B-Metaini Aşerenin zaptla sıfatı ile  ilgili OlanTenkit Noktaları  :

Fartul gaflet :Ravinin aşırı dalgınlık ve dikkatsizliği demektir.Bu özellikte olan ravi dalgınlık ve dikkatsizliği için cerh edilir ve rivayeti kabul edilmez.

Kesretul galat :Ravinin hadis alırken ve naklederken çok hata yapması anlamına gelir.Ve böyle bir ravi zapt yönünden çok cerh edilir.

Suul hıfz :Ravinin hadis rivayetinde hatası çok olacak derecede  hafızasının zayıf olması ,ezberlediklerini eksik veya fazla ezberlemesidir.

Vehm ne :Hadis rivayet eden ravinin senet ve metinlerde  karışıklığa yol açacak hataları sık sık yapmasıdır                                                                                                             .

Muhalefetüs sıkat :Eğer zayıf bir ravi ,güvenilir bir raviye ,güvenilir bir ravi de kendilerinden daha güvenilir bir raviye rivayetiyle aykırı düşerse buna Muhalefetüs sikat(Güvenilir olana muhalefet)adı verilir.

***Yalancı bir raviye Kezzab denir.

***Hadis uyduran raviye Vadda adı verilir

***Durumu bilinmeyen raviye Mechulül hal adı verilir.

***Rivayet ettiği hadis kabul edilmeyen raviye ; Metrukul hadis,daiful hadis gibi adlar verilir.

***Ravilere yönelik ithamlardan hiç birini taşımayan ravilere

2-Metin Tenkidinde Esas Alınacak Kriterler

    1-Kuran

Dinin diğer ana kaynaklarında ortaya çıkan sıhhat sorunları ;Kurana (ana kaynağa )baş vurularak çözülür.

H.z.Peygamberin söz ve davranışları Kuran gibi iyi korunamadığından içeriğinden şüphe edilen hadislerin kontrolü ; Kurana baş vurularak yapılır.

Kuran ayetlerinin açık hükümleriyle çelişir görülen rivayetlerin ;Peygambere ait olmadığı kabul edilir.

Hadisler Kuran hükümlerine göre değerlendirilirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ; Hadisler değerlendirilirken Kuranda aldığı özel anlama göre değil ,Arap dili ve edebiyatının o günkü kullanımı ve anlamı çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.

Kurana arz ;Hadis metinlerinde bir sorun olduğunda bu hadis metninin Kuran ayetlerine göre eleştirilmesine Kurana arz adı verilir.

H.z.Aişe’nin Kuran Işığında Hadis Metinlerini Tenkidi.

Duyduğu hadislerin metinlerinde bir sorun olduğunda bu sorunu Kuran ayetlerinin manalarına uygun eleştirerek çözen ilk sahabe ;H..z..Aişe dir.

Zinadan doğan çocuğun ana  ve babasından daha şerli olduğunu ifade eden ”Veledi zina üç kişinin en şerlisidir” .

Ebu Hureyre bu hadisi naklettiği zaman ona  H.z.Aişe  “Hiç kimse bir başkasının günahını  yüklenemez. ” Ayeti ile itiraz etmiştir.( Enam Suresi. 164cü Ayet).Çünkü   ona  göre; Kuran’a aykırı bu söz H.z.Peygambere ait olamaz.

 Kuran’a  Işığında Hadis Metinlerinin Tenkidi.

“Üç şeyden dolayı Arapları seviniz:Çünkü ben Arap’ım ,Kuran Arapça indirildi ve cennet ehlinin dili Arapça’dır” .Kuran ışığında bu hadisin uydurma olup olmaması bakımından değerlendirmesini şöyle yaparız.

Kuran ırk ve cinsiyet ayrımına yer vermemiştir,faziletler ve üstünlük ölçüsü takva olarak belirlenmiştir.Hucurat suresinnin13cü ayetinde “Allah katında en değerliniz ,ona karşı muttaki olanınızdır.” Burulmaktadır .  Kuran H.z.Peygamberin Arap kökenli oluşuna hiç vurgu yapmamıştır.Kuranın Arapça gönderilişini de nazil olduğu Arap toplumunun ilahi mesajı daha iyi anlamasıyla izah etmiştir.Dolayısı ile bu hadis uydurmadır.

(Takva  =Allah’a karşı saygı ve ahlaki kuralla uyma) . (En saygılı = muttaki)

 Kuran ve İnsanlık

Kuran’ın insanlara hitabı ,”Ey insanlar.” “Ey Adem oğulları” .gibi genel ifadelerdir. Kuranda  inanç faklılığını yansıtan ifadeler bulunmakla birlikte etnik faklılığa işaret eden hitaplar yoktur.

Irk ve cinsiyet ayrımı yapan hadisler şöyle değerlendirilir.Allah yarattığı insanlar arasında ırk,ve cinsiyet ayrımı yapmaz.Bu tür hadislerin senetleri sağlam olsa bile hadsin metni uydurmadır.Peygamberimize ait değildir.

Kuran’a Işığında Müslümanlar ve Kız Çocukları.

Ebu Davud’un Süneninde yer alan “Bu ümmetim rahmet olunmuş bir ümmettir.Ahirette azap görmeyecektir.Onların göreceği azap,dünyada iç karışıklıklar(fitne) deprem ve katliamdır.” Hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiririz.

Kuranda iyi amel işleyenin ahirete mükafat göreceği ,iman etmeyen veya iman edip de kötü amel işleyenlerin ahirette azap görecekleri Kuranda açıkça belirtilmiştir.Dolayısı ile Müslümanların ahirette azap görmeyeceklerini belirten hadis metinleri uydurmadır.

Bazı hadis kitaplarında yer alan “Kız çocukların defnedilmesi(gömülmesi)iyi şeydir.” Hadisini uydurma olup olmaması bakımından değerlendiririz.

Bu hadis metni kurana aykırıdır.Dolayısı ile bu metin uydurmadır.Bu düşünce İslam öncesi Arap düşüncesini ifade eder.

     2-Akıl

Hadis metinlerinin değerlendirilmesinde  akıl ikinci bir ölçüdür .Çünkü İslam dini sadece akılı bireylere hitap eder  ve onları sorumlu tutan bir dindir.

H.z.Muhammed içinde yaşadığı toplumda ahlakı gibi aklıyla ve zekasıyla da önde gelen birisiydi.Bu bakımdan Onun sözleri ve davranışları ortalama akıl ve zeka sahibi bir insanın söz ve davranışlarının gerisinde bulunamaz.

Peygamberimizin Akılcı Değerlendirmesine Bir Örnek.

Adadığı bir orucu tutmadan ölen bir kadının kızı bu durumu Peygamberimize sorduğunda ,Peygamberimiz “Ananın borcu olsa onu ödemez misin.?” Diye sormuş onun “Evet .”demesi üzerine ,”O halde onun yerine  oruç tut .”Buyurmuştur.

Akla ve muhakemeye önem veren ,kendisine yapılan makul önerileri kabul eden bir peygamberin sözlerinde;akılla çelişen unsurlar olması düşünülemez.

Bir kimse bir hadisi akıl  yönünden eleştirirken pek çok kimsenin de bu eleştiriye katılması ; Akılcı değerlendirmeler bazen birbirinden çok farklı oldukları için sadece bir kişinin eleştirdiği pek çok kişinin yuğun gördüğü bir rivayeti hemen ret etmemek gerekir.

 (makul=yuğun)

Aklın Işığında Hadis Metinlerinin Tenkidi.

“Kim Cuma gününde ölürse,ona şehit sevabı verilir ve kabir azabından korunur” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle eleştiririz.

Bu hadis Kuranın bir çok ilkesine aykırıdır.Çünkü bir kişinin ne zaman öleceğini Allah’tan başkası bilemez.Eğer bu söz doğru olsaydı Cuma gününden başka bir günde ölenlere Allah adaletli davranmamış olurdu.Bu yüzden bu hadisi peygamberimiz söylemiş olamaz.

Aklın Işığında Ehli Beyt Hadisinin Metinlerinin Tenkidi.

“Ehli Beytim Nuh’un gemisi gibidir.Ona binen kurtulur ”hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiririz.

Bu hem Kurana hem aklın ilkelerine aykırıdır.Peygamberin hanımları ve diğer aile bireyleri için kullanılan Ehli Beyt kavramını kurtuluş kaynağı olamaz.Bunun hiçbir dini ve mantıki kaynağı yoktur.Dini açıdan kurtuluş Allah’a ve onun elçisine tabi olmakla mümkündür.Ehli Beytin kurtuluşu da buna bağlıdır.

Bu söz H.z.Ali ve onun neslinin yöneticiliğinin Allah tarafında tayin edildiğini ileri sürenlerin iddiasıdır.Siyasi bir hadistir.H.z.Peygamberin böyle bir akıl dışı söz söylemesi mümkün değildir.

(Ehli Beyt :Peygamberimizin Ev Halkından Olanlar.).

   3-H.z.Muhammed’in Sünneti

Bir hadisin H.z.Peygambere ait olup olmadığını tespitte en önemli ölçü H.z.Peygamberin sünnetidir.( kriter = ölçü).( sözlü nakillerden =hadislerden)( rivayetler =sözlü anlatımlar)

Peygamberin sünneti yani onun davranış ve uygulamaları hadislerden daha güvenilirdir .

Çünkü; Sünnet bir yandan sözlü anlatımlar yoluyla öte yandan pek çok kişinin gözlem ve tatbikatları yoluyla nesilden nesile aktarıldığından hadislerden daha güvenlidir.

Peygamberimizin 23 yıllık hayatı kitaplarda ayrıntısıyla yazılı olduğuna göre onun bu   dönemdeki yaşantısını aktarmayan ya da yanlış  aktaran hadisler ; ona ait olmadığı şeklinde değerlendirilir.

H.z.Aişe’nin Sünnet Işığında Hadis Metinlerini Tenkidi.

“Namaz kılan kimsenin önünden,kadın,eşek,ve köpek geçmesi halinde namazının bozulacağına” dair Peygamberimize atfedilen hadise ,  H.z Aişe karşı çıkmıştır.Bunun ; Enam Suresi. 164cü Ayetine de ters düştüğünü söylemiştir.Yine ;Peygamberimizin uygulamasına da ters düştüğünü söyleyerek :“Bizi eşeklere ve köpeklere mi benzettiniz?Allah’a yemin ederim ki ben Resulullah’ın önünde sedirin üzerinde yatarken onun namaz kıldığını gördüm.”Diyerek rivayeti hem alken hem de Peygamberin sünneti yönünden eleştirmiştir.

(sünneti =uygulaması)

Ramazan ayında cünüp olarak sabahlayan bir kimsenin oruç tutamayacağını söyleyen Ebu Hureyre’ye ;  H.z.Aişe itiraz etmiştir.Ve H.z.Peygamberin cinsel ilişkiden sonra gusletmeden sabahlamak zorunda kaldığı ramazan günlerinde oruç tuttuğunu bildirmiştir.

“Çocuğunuz yedi yaşına geldiği zaman ona namazı öğretiniz.On yaşına geldiğinde namaz kılmazsa dövünüz” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiririz.

Bu hadis H.z.Peygamberin sünnetine ters düştüğü için eleştirilmiştir.Çünkü , Peygamberimiz çocukları dövmek bir yana bazı dini emirleri yerine getirmeyen ya da getiremeyen yetişkin kişileri bile azarlamamış ve tenkit etmemiştir.

Çocukluğundan beri H.z.Peygamberin yanında bulunan Enes ibni  Malik her zaman onun istediği gibi davranmadığı halde kendisinden bir kez bile azar işitmediğini söylemiştir.

Hoşgörü H.z.Peygamberin sünnetinin esasını teşkil ettiği  için buna ters düşen herhangi bir rivayetin H.z.Peygambere ait olmayacağı anlaşılır.

      4-Tarihi Veriler

H.z.Peygambere dayandırılan hadisler tarihi olaylarla  karşılaştırıldığı zaman bir uyumsuzluk söz konusu ise bu durumda o hadisin sahih olmadığı anlaşılır.

       Tarihi Olaylarla  Hadislerin  Karşılaştırılması.

Tarihi verilerle hadis kontrolü yapılırken nakledilen hadis ; H.z.Peygamber dönemindeki tarihi olaylarla karşılaştırıldığında  bir takım yanlışlıklar ve uyumsuzluklar söz konusu ise bu durumda kesin tarihi verilere ters düşen hadis ret edilir.

Hadis ; H.z.Peygamberin şahit olmadığı genellikle kendi döneminden sonrası olayları tasvir ederse ;bu durumda prensip olarak gaybı bilmeyen H.z.Peygamberin o konuda bir şey söylemiş olması makul görülmez. Ve hadis ret edilir.(gayb = beş duyu ile kavranabilenlerin dışında klan)

Tarihi verilere ters düşen “Mescide kandil takana yetmiş bin melek istiğfar eder .Hasır serene ise şu kadar sevap vardır” hadisini , hadis alimi Zehebi :“Bu hadisin batıl olduğunu anlıyoruz.Çünkü H.z.Peygamber zamanında mescitte kandil yakılmadı.Hasır serilmedi .Şayet ashabına böyle bir şey söyleseydi ,bu fazileti elde etmek için herkes koşuşurdu”.diyerek eleştirmiştir.Ve bu hadis ret edilmiştir.

       Hadis Bilgini Zehebi’nin Şam Yolculuğu Hadisini Eleştirisi.

Hadisçiler genellikle hadis metinlerini tarih verileriyle karşılaştırmadıkları için bazen yanılgılara düşmüştürler..Bu konuda Peygamberimizin ,amcası Ebu Taliple yaptığı Şam yolculuğu buna örnektir. :

Bu olay ;H.z.Peygamberin amcası Ebu Talip ile Şam yolculuğuna çıktığında rahip Bahire ile karşılaşmasıdır.Bahira’nın gördüğü bazı mucizevi olaylar sonucu,onun gelecekteki peygamber olduğunu anlayarak bunu amcası  ve yanındakilere bildirmesi ve çocuğa zarar gelmemesi için geri dönmesini istemesidir.

Yapılan araştırmalar sonunda içinde yer alan tarihi uyumsuzluk ve tutarsızlılar ile. H.z.Peygamberin  ve bu yolculuğa katılan diğer kişilerin ,bu olaydan hiç bahsetmemeleri üstelik olayı bu yolculuğa katılmamış bir ravinin nakletmesi sebebiyle bazı kaynaklarda yer alan bu haberin  asılsız olduğu anlaşılmıştır.Nitekim hadis alimi Zehebi bu rivayetin uydurma olduğunu açıklamıştır.

Kuran’a Göre Peygamberler Gaybı Bilemezler.

H.z.Peygamberin gaybı yani tanık olmadığı şeyleri bilmesinin mümkün olmayacağı Kuranı Kerimin bir çok ayetinde  açıkça bildirtmiştir.

Cenabı Hak istediği gaybı,dilediği peygambere vahiy etmiştir.Dolayısı ile H.z.Peygambere de gayb aleminin kapısını Kuranı Kerimle aralamıştır.

    Peygamberlerimizin Haber Verdiği İddia Edilen Gaybı Haberler.

Senet kriterleri dikkate alan hadisçiler metin eleştirisi yapmadıkları için çoğu  gaybı haberleri  yani H.z.Peygamber sonrası siyasal,sosyal,kültürel gelişmeleri ,özellikle fitne, melahim, eşratus-saa, fedail, menakib, züht ve rekaik haberlerini Peygamberin mucizesi olarak kabul edilmiştir.

Kıyamete kadar olacak bütün olayları haber verdiği iddia edilen haberler büyük ölçüde İslam’ın iki asrıyla (birinci ve ikinci asrıyla )ilgilidir.Bu konuyla ilgili olarak bazı örnekler şunlardır:

1-H.z.Ali ve H.z.Aişe arasında hicri 35yılında meydana gelen Cemel olayı.

2-H.z.Ali ve Muaviye arasında gerçekleşen Sıffin savaşı

3-Harre vakası.Halifeliğin 30yıl sürüp sonra saltanatın başlayacağı haberi.

4-Kaderiye ve Mürcie gibi fırkaların çıkacağı.

5-Arapların Türklerle savaşmadan kıyametin kopmayacağı.

6-İstanbul ve Romanın fetih edileceği.

7-Hilafet hakkının H.z.Ali ve onun neslinin olduğu.

Özellikle 1ci asırdaki siyasal ve sosyal pek çok gelişmeyi haber veren ,bu gelişmelerde rol alan ya da taraf olanları ya da olumsuz değerlendirilen bir çok hadisi ;hadis kitaplarında görmek mümkündür.

H.z.Muhammed ve Peygamberlik Görevinin Son Bulma Zamanı.

H.z.Peygamberin elçilik görevi ,Onun ölümüyle son bulmuştur.Kendisinden sonra ortaya çıkan gelişmeleri bilmesi de doğal olarak mümkün değildi. Çünkü ölmüştü.

Hadis kitaplarında H.z.Peygamber dönemi sonrasını yansıtan olayları  açıkça tasvir eden , kahramanları bildiren ,bazen tarih de veren  rivayetler H.z.Peygamber adına ya da kasten uydurulmuş ya da sahabe ve tabiin neslinin gözlemleri, yorumları veya değerlendirmeleri olduğu halde yanlışlıkla H.z.Peygambere isnat edilmiştir.

Hadisler ve İsrailiyat.

H.z.Peygamber öncesi tarihi dönemlerden bahis eden hadislerin önemli bir kısmı Müslüman olan Yahudi ve Hıristiyanlar yoluyla İslam kültürüne girmiştir.

Müslüman olan Yahudi ve Hıristiyanlar yoluyla İslam kültürüne giren olaylara ;İsrailiyyat ve mesihiyyt adı verilir.

 5-İfadelerdeki Tutarlılık ve Denge

Hadis metni ifade açısından tutarsızlık ve dengesizlik içeriyorsa bu hadisin Peygamberimize ait olmadığı anlaşılır.

Peygamberimiz ; az,öz ve düzgün (fasih) konuşması ve lüzumsuz beyanda bulunmaması ile tanındı

Bir hadis ifade açısından bozuk,anlam bakımından tuhafsa bu hadis uydurmadır.Ya da raviler elinde bozularak o hale gelmiştir.

Hadisçiler ifade ve anlam bozukluğu olan hadislerin uydurma olacağını kabul etmişlerdir.

     “Allah’ın Umara adında taştan bir meleği vardır.Her gün taştan bir merkep üzerinde iner ,fiyatları ayarlar ve göğe çıkar” hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiriniz.

Allah’ın fiyatları ayarlamak için meleğe ihtiyacı yoktur.Fiyatların düşmesi ,yükselmesi doğal sebeplerin yanında insan unsuruna da dayanır.Rivayet fahiş fiyatlarla mal satan tüccarların yaptıklarına bir mazeret bulmak için uydurdukları bir söze benzemektedir.

“ Medine’de ölme imkanı olan orada ölsün.Çünkü ben orada ölene şefaat ederim” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayetin (hadisin)peygamberimize ait olması mümkün değildir.Çünkü İslam dininde belli bir yerde yaşayıp ölmenin insana bir fazilet kazandıracağına dair bir bilgi yoktur.Ayrıca İslam’ın evrensellik anlayışına da aykırı düşer.Medine’de öldü diye onun bir kişiye şefaat etmesi,Onun getirdiği dinin ilkelerine de terstir.Nitekim Medine’de Müslümanların bulunduğu dönemde münafıklar,Yahudiler  de bulunuyordu.Her yerde iyi insan bulunduğu gibi kötü inanda bulunur.Rivayette bu insanlar arasında bir ayrım yapılmamıştır.Üstelik Medine’de toplanmak mümkün olmayacağına göre Medine dışında ölenlerin suçu nedir?O Medine’ye göç etmiştir.Peygamberlik süreci tamamıyla doğal ve insani nitelikler çerçevesindedir.Peygamberin sözü dengelidir.Aşırılık ve abartıdan uzaktır.O yüzden bir hadis küçük bir iyiliğe çok büyük mükafatlar ,basit bir kabahate  de çok aşırı cezalar öngörüyorsa o rivayetin H.z.Peygambere ait olmayacağı öngörülmüştür.

Bazı hadislerde yer alan aşırı övgü ve yergiler H.z.Peygamberin usulüne uygun değildir.

Buna göre: “Kim aşure günü oruç tutarsa, Allah ona 60 yıllık ibadet sevabı yazar.” hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayette normal insanın kabul edemeyeceği aşırlıklar vardır.Dolayısı ile bu Peygamberimize ait olmayan bir sözdür.

“Kim herhangi bir sebepten dolayı hiç ara vermeden duha (kuşluk)namazı kılarsa , ben ve o  cennette bir nur denizinde bir kayık içinde beraber alemlerin Rabb’ini ziyaret ederiz.”

hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.

Bu hadiste normal insanların kabul edemeyeceği aşırılıklar vardır.Dolayısı ile Peygamberimize ait değildir.

İnsanları İyi Amellere Teşvik İçin Uydurulmuş Hadisler.

Terğib ve terhib hadisleri olarak bilinen iyi amelleri teşvik,kötü amellerden sakındırmak amacına yönelik hadislerin içine , çok sayıda uydurma hadis girmiştir.Bu şöyle olmuştur :

İslam’ın ilk asırlarında insanlara vazu nasihat edip ,hikaye anlatmak bir meslekti.Kussas olarak bilinen bu şahıslar etraflarına daha çok insan toplayabilmek için;onların iğlisini çekecek garip hikayeler anlatıyorlar aslı olmayan hadisler uyduruyorlardı.

        Faydalı İşleri Anlatan Hadisler Karşısında Hadisçilerin Davranışları.

Hadisçilerin çoğu terğib , terhib ve amellerin fazileti gibi konuda gelen hadisleri fazla eleştirmiyorlar,senet ve metinleri zayıf da olsa bunların nakillerini caiz görüyorlardı.

Hadisçilerin senet ve metinleri zayıf olan hadislerin rivayetini caiz görmeleri sonunda yaygınlaşan  rivayetler (hadisler) daha sonra genellikle hadis kitaplarının;Fedail,menakib,züht ve rekaik gibi bölümlerinde yer almışlardır.

Karının Kocasına Secde Etmesinin Hadisinin Tenkidi.

Abartılı  anlatımla karı  koca arasındaki saygıyı dile getiren; “Bir kimsenin diğerine secde etmesini emretseydim ,kadının kocasına secde etmesini emrederdim .” hadisini uydurma olup olmaması bakımından  şöyle değerlendiriniz.

Bu rivayet kadın ve erkeğin Allah önünde eşitliğini ve karşılıklı haklarını  vurgulayan Kuran ayetlerine ters düşmektedir.Aile içinde kocanın yerini de aşırı şekilde abartmaktadır.Bu yüzden kadın  ve erkek arasındaki dengeyi bozmuştur.

Aşırı Övgü ve Yergi Hadislerinin Tenkidi.

Aşırı övgü ve yergi hadis metninin problemli olduğunu gösterir. “Allah kıyamet günü insanların hepsine genel olarak ,Ebubekir’e ise özel olarak tecelli eder.”hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.H.z.Ebu Bekir’i övmek için uydurulmuştur.

“Muaviye’yi minberimde görürseniz öldürünüz.”hadisini uydurma olup olmaması bakımından şöyle değerlendiriniz.H.z. Muaviye’nin muhaliflerince uydurulmuş bir hadistir.

 A-Metin Tenkidinin Önemi.

Senet tenkidinin bir hadisin sıhhatini tespitte yetersiz kaldığı durumda ;Hadislerin metinleri incelenerek hadislerin sıhhati tespit edilir.

Bazı hadis metinlerindeki ilk şüphe ve eleştiriler ; Sahabe dönemimde ortaya çıkmıştır.

Metin Tenkidinin Gözardı Edilmesinin Sonuçları.

Bazı sahabeler içeriğinden şüphelendikleri hadis metinlerini ;Çekinmeden eleştirmişlerdir.

Senet tatbiki ve tenkidinin ön plana çıkmasıyla hadisin ;Metin tenkidi göz ardı edilmiştir İçeriği ne olursa olsun bir hadisin senedindeki ravilerin güvenilir olması hadisin sağlamlığı (sıhhati) için yeterli sayılmıştır.

Din Bilginlerine Göre Hadis Metinlerinin Değerlendirmesi

Ebu Hanife’ye göre;Peygamberden Kurana aykırı hadis rivayet eden kimseyi ret ; Peygamberi ret veya yalanlama değildir.

Ebu Yusuf’a göre;Kurana aykırı olan hadis ,Peygamberden rivayet edilmiş olsa dahi ondan değildir.

Buhari’nin hadis hocalarından Muhammed  ibni İsa et Tabba’ya  göre : Güvenilir ve emin bir ravinin muttasıl bir senetle rivayet ettiği hadis:

a- Akıla aykırı olması.

b-Kuranın açık hükümlerine ve sünnete aykırı olması.

c-Çoğunluğun ittifakına aykırı olması gibi sebepten ret edilir

          ***(Kuranın nassına  =Kuran’ın açık hükümlerine yani ayetlerine.). (güvenilir=sika)***.

          (İcma = Çoğunluğun ittifakına).

Hanefi bilgini Ebu Bekr el Cassas’a göre : Ravi sayısı oldukça az olan hadislerin reddine yol açan sebeplerden biri ; Aklın hükümlerine aykırı düşmesidir.Çünkü akıl Allah’ın delilidir..Onun yol gösterdiği ve gerekli gördüğü  şeye muhalefet uygun değildir.Aklın deliline zıt her hadis bozuktur.Akla uygun her haber ise sabit ve doğrudur.

***(Haberi vahit =Ravi sayısı oldukça az olan hadis ). (delil = hüccet ).. (caiz = uygun) . (doğru = sahih ). (Kuranın muhkem =hükmü tartışılmaz) .(Malum = bilinen , yerleşmiş ) (kesin = kati) ***.

        Hatib Bağdadiye göre;Aklın,Kuranın hükmü tartışılmaz  ayetlerinin, bilinen , yerleşmiş sünnetin,sünnet yerine uygulana gelen tatbikatın ve her kesin delilin hükümlerine aykırı  hadisler kabul edilmez.

Gazali’ye göre;Aklın imkansız gördüğü konularda gelen hadislerin akla aykırı bir şey içermesi asla düşünülmez.

İbnul Cezvi’ye göre;Güvenilir ravilerin imkansız bir şeyleri haber vermeleri durumunda ne güvenilir ravilerin ne de verdikleri haberin hiçbir kıymeti olmaz.Çünkü onlar imkansız bir şeyi haber vermektedirler.O yüzden akla aykırı ,dinin temel ilkelerine ters düşen bir hadis görürsen bil ki uydurmadır.

İbni Teymiyye’ye göre ; Kurana ,mütevatir habere, İcmaya,akla ters düşen her haber uydurmadır.

Bölüm:17                                                                                                                                                                                             

Sünnet ve Hadisin Anlaşılmasını Konu Edinen Geleneksel Hadis İlimleri

Sünnet ve hadisin sıhhat sorunu dışında ;bir de hadis ve sünnetin anlaşılması sorunu vardır.

Bazı hadisler  senet ve metin olarak sağlıklı görünseler bile  ilk bakışta  anlatmak istedikleri şeyler kolayca anlaşılmaz .

Çünkü ; Peygamberimizin söz ve uygulaması ; 1400yıl önceki tarih ve toplumsal şartların izlerini taşır.O günden bu güne sosyal alışkanlıklar,kültürel unsurlar,siyasi ve ekonomik sistemler büyük ölçüde değişmiştir.

Bir hadiste o günün şartlarında geçerli olan fakat, bugün bilinmeyen bir konuyla iğlisini anlamak için ; bu hadisin ne maksatla söylendiğini ve o dönemin tarihi şartlarını iyi bilmek gerekir.

Zamanının savaş hukukunu ve adetlerini anlatan ; “Bir kimse savaşta birisini öldürse onun üzerindeki eşya öldürene aittir.” . Hadisi okuyan kimsenin o günkü toplumsal ve siyasal yapıyı özellikle savaş hukukunu bilmeden rivayetin anlam ve amacını bilmesi imkansızdır.

Hadis ve sünnet doğru anlamak için daha ;Garibul Hadis , Muhteliful Hadis ,  Fıkhul Hadis , Esbabı Vurudil Hadis gibi ilimleri bilmek gerekir.

   1-Garibul Hadis

Terim Olarak Garibul Hadis :Hadislerde az kullanıldığı için anlaşılması zor ve açıklamayı gerektiren kelimelere verilen isimdir.

Garibul Hadis İlmi :Hadislerde ki bilinmeyen kelimeleri açıklayan ilimdir.

Garibul hadis ilmi hicri ikinci  asırdan itibaren gelişerek , hicri  2ci ve 7ci  asırlar arasında gelişmesini tamamladı.

       Garibul Hadis Kitaplarının Hazırlanması.

Garibul hadis kitapları hazırlanırken ; Arapça sözlüklerin yöntemine uygun olarak kelime köklerinin alfabetik sırasına göre hazırlanmıştır.

Anlamı bilinmeyen kelimeler açıklanırken,kelimenin geçtiği hadisle birlikte Şiir ve diğer metinlere yer verilmiştir.

    2-Muhteliful Hadis

Muhteliful Hadis :Görünüşte içerikleri birbiriyle çelişen ,fakat dikkatle incelendiği zaman genelde bir çelişki olmadığı  anlaşılan hadislere denir.

Tevilu Muhteliful Hadis :Çelişkili hadislerin durumunu açıklayıp aralarını uzlaştırmaya çalışan ilim dalına denir.
Çelişkili Hadislerin Arasının Uzlaştırılması.

         A- Hadisler arasında birleştirme yapılır.

a-İki çelişkili hadisin arası uzlaştırılarak birleştirilmeye çalışılır.

b-Bu hadisler birleştiriliyorsa bileştirilir ve hadislerin sağlam olduğuna karar verilir.Böylece çelişki giderilir.

        B-Hadisler arasında birleştirme mümkün olmayınca Nesh olayına baş vurulur.

a-Söyleniş tarihlerine bakılır.Ve iki hadis arasında nesh uygulaması yapılır.

b-Nesh uygulamasına göre önce söylenmiş olan hadislerin hükmü kaldırılır.Böylece çelişki giderilir.

        C-Hadisler arasında uzlaştırma ve nesh yapılamazsa  şöyle davranılır.

a-Hadislerin söyleniş tarihleri tespit edilemezse senet ve metinleri incelenerek bazı tercih sebeplerine göre hadisin biri tespit edilir.

b-Hadislerin metin ve senetlerine göre de tespit yapılamazsa her iki hadis terk edilir.Böyle hadisle muzdarip  hadis denir (muzdarip=problemli=sorunlu)

                      H.z.Muhammed’in Farklı Uygulamaların Sebebi.

H.z.Peygamberin söz ve uygulamaları 23 yıllık peygamberlik devresinde  çeşitli olaylar karşısında farklılıklar göstermiştir.

H.z.Peygamber bulunduğu zaman ve ortama göre ;farklı hareket etmiş ,bazen kişilere onların durumlarına göre özel hükümler vermiş ,tavsiyelerde bulunmuştur.

.

Çelişkili Hadisler ve Uydurulmuş Hadisler

Bir biriyle çelişen hadislerin bir bölümü ,Peygambere ait olmaması da söz konusudur.

İki çelişkili hadisten birisi Kurana,,sünnete akıl,tarih gibi kriterlerin birine veya birkaçına ters düşerse ;bu ölçülere ters düşen ,hadis terk edilir.

Çelişkili hadisleri uzlaştırma faaliyeti ; hicri ikinci asırda başlamıştır.Bu konuda ilk kitabı İmam Şafi yazmıştır

Çelişkili Hadislerin Arasını Cem Etme Örnekleri. 

 Su İçme Cemi.                                                                                                                                             

Araları cem edilebilecek hadisle örnek olarak verilen  “Peygamberimizin ayakta su içmeyi yasakladığını nakleden ve bir başka hadiste  “H.z.Peygamberin ayakta su içtiğini” haber veren bu iki hadisin aralarını şöyle cem ederiz.

Bu iki hadise göre Peygamberimiz oturarak su içtiği gibi ,bazen da ayakta su içmeyi uygun görmüştür.Dolayısı ile bu iki hadis arasında çelişki yoktur.

Yolculukta Oruç Tutma Cemi

Yolculuk sırasında oruç tutma konusunda sorulan soruya Peygamberimiz “İstersen tut,istersen tutma. “demiştir.Bir başka zaman ise aynı soruya  “Yolculukta oruç tutmak ,mukim iken (yolcu değilken)oruç tutmak gibidir.”demiştir.Bu iki hadisin arasını şöyle cem ederiz.

Birinci hadiste yolculuk sırasında fazla sıkıntıyla karşılaşmayan kimsenin oruç tutabileceğini söylemiştir.İkinci hadiste ise zorlu bir yolculuk(örneğin;savaş yolculuğu)yapan kimsenin oruç tutmaması gerektiğini söylemiştir.Bu iki hadis arasında çelişki yoktur.Çünkü bu hadisle farklı durumlarda ve farklı ortamda söylenmiştir.

Peygamberimizin Ramazan Ayında ki Yolculuğunda Su İçmesi

Peygamberimizin ramazan ayında zorlu bir yolculuk (örneğin:savaş yolculuğu)yaptığı zaman davranışına örnek :

Ramazan ayında zorlu bir yolculuk yapan peygamberimiz herkesin gözü önünde su içmiştir.Buna rağmen oruçlarını bozmayanlar olduğunu öğrenince  “Onlar asidir” buyurmuştur.

Yolculukta oruç tutmama ruhsatı ; Allah tarafından Kuranda verilmiştir.Peygamberimizin uygulamaları da bu kapsamdadır.

Fıtrat Hadislerinin Cemi

Bir hadiste “H.z.Peygamber her doğan fıtrat(yaratılış özü) üzere doğar.Sonra anası,babası onu Yahudi,    Hıristiyan yapar.” Buyurmuştur.

Bir başka hadiste  “Allah Ademin sırtını sıvazlayıp neslinden bir avuç alarak cennetlik ,bir avuç daha alarak cehennemlik yaptığı.”nakledilmiştir.Bu iki hadisin arasını söyle cem ederiz.

Görünüşte bu iki hadis birbiriyle çelişmektedir.Birinci hadiste insanların telkin ve eğitim yoluyla çeşitli dinlere mensup olduğu,dolayısı ile iyi ve kötü olmanın eğitim,öğrenim ve yetişmeyle doğrudan ilişkili olduğu vurgulanmaktadır.

İkinci  hadiste ise insanların ana karnındayken, hatta Ademin zürriyetinde iken iyi veya kötü olarak Allah tarafından belirlendiği ifade edilmektedir.

İkinci hadis ; Allah’ın sonsuz ilmi ile her şeyi önceden bildiğini  anlatır.H.z.Adem’in zürriyetinde iken Allah’ın onların dünyada yaşayacakları hayatı bildiğini anlatır.Bu ilmine bağlı olarak da onların  kaderlerini takdir ettiğini anlatır.Yani kader konusunu işler.Çünkü Allah insanlara ; peygamberler ,ilahi kitaplar ve irade vermiştir.Akıllını kullanıp  istedikleri gibi davranır.Bile bile yaptıkları davranışların sonucuna da katlanırlar.Yani cennetlik olurlar veya cehennemlik olurlar.Bu durumu , kainatı sonsuz ilmi ile yaratan Allah’ın bilmesi kolaydır.Çünkü onun ilim  her şeyi çepe çevre kuşatmıştır.Dolayısı ile her iki hadis arasında bir çelişki yoktur.İnsanlar yaptıkları işlerde kesinlikle hürdürler.İnsanların hareketlerinin iyi ve kötü olmasında ; Allah’ın hiçbir zorlaması yoktur.

     3-Fıkhul Hadis

Terim Olarak Fıkhul Hadis:Hadis ve sünneti doğru anlamak , Peygamberimizin amacını iyi kavramaktır.

Daha dar anlamıyla Fıkhul Hadis :Hadislerden fıkhi hükümler çıkarmayı konu edinir.

Fıkhul Hadis ,Hicri birinci asırda ortaya çıkmıştır.

Hadislerden Hüküm Çıkarmak.

Hadis ve fıkıh bilginleri Fıkhul Hadise önem vermişler,ravilerin rivayetlerini azaltmaya ve rivayet ettikleri hadislerin üzerinde daha çok düşünmeye teşvik etmişlerdir.

Hadisçiler genelde hadisleri nakletme konusunda yoğunlaştıkları ve içeriğini fazla dikkate almadan sağlam senetli hadis rivayet etmeyi amaçladıkları için hadisleri anlama ve onlardan hüküm çıkarma  işiyle Fıkıh bilginleri uğraşmışlardır.

H.z.Peygambere çoğu zaman muhatabın anlayabileceği şekilde ,sadece ve doğrudan anlatımı tercih etmiştir.Ancak bunun yanında ;Mecaz, benzetme,temsili anlatım gibi dolaylı anlatım yollarına baş vurmuştur. (teşbih =benzetme)

H.z.Aişe’nin El Hudri Hadisini Açıklaması.

Ebu Said El Hudri ölüm hastalığında yeni elbise giymiş,sebebini soranlara “Çünkü Allah’ın resulü  ‘ölen kimse ,içinde öldüğü elbise ile diriltilecektir’ buyurdu .” demiştir.

Buradaki “siyab” kelimesini ; H.z.Aişe Peygamberimizin siyab(elbise) kelimesi ile  “ameli” kast ettiğini söylemiştir.Bu sözüyle de  “herkes dünyada işlediği amelle diriltilip haşr olunacaktır.”demiştir.

Peygamberimizin Yanlış Anlaşılan Sağ Tarafına Yatması.

H.z.Aişe naklediyor. “H.z.Peygamber ,gecenin sonunda Teheccüd namazına kalkar sabah ezanı okununca sabah namazının iki rekat sünnetini kılardı. Ben uyanıksam ,benimle sohbet eder ,değilsem ,sağ tarafına yatıp uzanırdı.”H.z.Aişe’nin aktardığı bu doğal durum bazı ravilerce  yanlış değerlendirmiştir.

Peygamberimizin bu davranışı onun bir tavsiyesi gibi nakledilmiş,bir çok alim sabah namazının sünnetinden sonra sağ yan üzerine yatmanın sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir. Burada Peygamberimizin doğal ve insani davranışını yanlış anlama ve onu dini bir uygulama sanma söz konusudur.

Elbise Etekleri Konusunda Peygamberimizin Yanlış Anlaşılması

Hadis ve sünnetin doğru anlaşılması günümüz içinde oldukça önemlidir.Örneğin ;bazı Arap ülkelerinde sünnete uyma iddiasındaki bazı kişiler ,elbiselerinin eteğini kısaltmayan erkleri uymaktadırlar.

Çünkü H.z.Peygamber erkeklerden elbiselerinin eteklerini kısaltmalarını istemiştir.

“Onlara göre bugünde bunu aynen uygulamak sünnete uymanın bir gereğidir. H.z.Peygamber yoksulluğun hakim olduğu kendi döneminde ,bazı varlıklı kişilerin övünmek amacıyla etekleri yerde sürünen uzun elbise giymelerini hoş karşılamamış  ve bu maksatla uyarıda bulunmuştur. Bugün her türlü lüks ve konfor ,hatta israf içinde  insanların eteklerini bir karış kısaltarak sünnete uyduklarını düşünmeleri ;H.z.Peygamberin sünnetini doğru ve amacına uygun anlamadıklarının bir göstermesidir.

H.z.Muhammed’e Saygı Nasıl Olmalıdır.

Bir hükümdara saygı onun oturduğu gibi sedire oturmak veya bağdaş kurduğu gibi  bağdaş kurmak değildir.Onun buyruklarına boyun eğmektir.

Hadis ve sünneti  amacına uygun olarak anlamak doğru anlamanın ilk şartıdır.Onun için bazı hadis alimleri ; bütün fiillerde H.z.Peygambere benzemeye çalışmanın sünnet olarak anlaşılmasının yanlış olduğunu açıklamışlardır.

Peygamberimize saygı duymak,onun gibi olmak ; onun Kuran’ın emirlerine uyduğu gibi Kuran’a uyup eksiksiz yaşamaktır.

.

    4-Esbabu Vurudil Hadis

Esbabu Vurudil Hadis : Peygamberimizin söz ve davranışlarının hangi sebeplere dayandığını araştıran ilimdir.

H.z.Peygamberin bir konuyla ilgili söz ve davranışının gerçek amacın anlayabilmek ;O hadisin söyleyiş sebebini bilmekle mümkündür.

Hadis ve sünnetin dayadığı sebebi bilmek ,o söz ve tatbikatın dini açıdan ne ifade ettiğini anlamamıza yardımcı olur.( vurud =söyleniş sebebi ).

       Ameller Niyete Göredir Hadisinin Söyleniş Sebebi.

Sahihi Buhari’nin Sahihinde ilk hadis olan “Ameller niyetlere göredir.”  hadisinin bir  söyleniş sebebi vardır.

Hadisin tamamı şöyledir. “Allah’ın Resulü şöyle dedi:Ameller (in değeri) niyetlere göredir.Herkesin niyeti ne ise ele geçecek odur.Kimin hicreti Allah ve Resulü için ise onun hicreti Allah ve Resulü içindir.Kim de bir dünyalık elde etmek veya bir kadınla nikahlanmak amacıyla hicret etmişse ,hicretini onlar için yapmış olur.”.

Bu hadisin söyleniş sebebi olarak şu olay nakledilir:Müslümanların Medine’ye hicretinden sonra Mekke’de bulunan bir şahıs,Ummu Kays isimli bir kadınla evlenmek ister.Ancak  kadın bu adamın Mekke’den Medine’ye hicret etmesi şartıyla onunla evleneceğini söyler.Adam bu şartı kabul ederek Medine’ye gider ve o kadınla evlenir.Bu olaydan sonra  bu şahıs Ummu Kays göçmeni olarak anılır.

Cuma Günü Guslediniz Hadisinin Söyleniş Sebebi.

Özellikle erkeklerin Cuma günü gusletmesi (yıkanması)ile ilgili birçok rivayet  hadis kitaplarında yer almaktadır.

Bu rivayetler İslam bilginleri arasında Cuma günü ,gusletmenin gerekli (farz) olup olmadığı konusunda tartışmalara yol açmıştır.Halbuki hadisin söyleniş  sebebi , bunun temizlik amacıyla bir önlem olarak tavsiye edildiğini göstermektedir.

Bu hadisin söyleniş sebebi olarak şu olay nakledilir : H.z.Aişe’nin bildirdiğine göre , insanlar Medine dışındaki köylerden Cuma namazı için geliyorlar toz ve ter içinde kaldıklarından kokuyorlardı.Bir gün Resulullah(s.a.v.)H.z. Aişe de yanında iken böyle biri gelince,”siz bu (Cuma)günleri için temizlenseniz ya ! ”dedi.

              Hadislerin Söyleniş Sebeplerinin Önemi.

Peygamberimizin bütün söz ve davranışlarında belirli bir amaç bulunur.Bununla birlikte hadislerin  söylenişlerinin sebepleri ; olmayabilir ,nakledilmemiş  veya  uydurma olabilir.

Hadislerin sahih söyleniş sebepleri ; hadislerin doğru anlaşılmasında  vazgeçilmez öneme sahiptir.

 

Hikmet Bilgisi:Allah’ın izni ile söylemek ve yapmak islediğimiz bir şey hakkında , söylenecek bütün sözlerin en öz  , en kısa sözünü söylemek ,ve yapmaktır. Hikmet bilgisi Allah’ın sevgili kullarına  verdiği bir nimetidir.

Hikmet bilgisi sayesinde verilen bir karar,söylenen bir söz veya yapılan bir şey adeta kutup yıldızı gibidir.Her şey onu etrafında dolanır.İnsanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar hep hikmet bilgisi ile söylenmiş sözün ve yapılan işin çevresinde dolaşırlar.

Hikmet bilgisi verilen bir kimse ; bir konu hakkında karar vereceği ,konuşacağı ,söyleyeceği  veya bir iş  yapacağı zaman hemen o şeye bakması yeterlidir.O şeyi hakkında  en doğru kararı verir,  konuşur , söyler ve işi yapar.

(Kutup Yıldızı=Demir Kazık Yıldızı=Kuzey Yıldızı)

Bölüm:18                                                                                                                                                                                             

Hadis Tenkidi ve Hadis İnkarcılığı

Bazı hadislerin senetlerinde yer alan , bazı ravilerin itham edilmesi yüzünden zayıf sayılıp reddedilmeleri normal kabul edilirken ; eleştiri konusu yapılan metinleri  olunca ; hadisin metnini eleştirerek reddetmek genellikle hoş karşılanmamış ve bu sahih hadisin reddi gibi algılanmıştır. (içerikleri =metinleri)

        Hanefi Mezhebi ve Hadis Metinlerinin Tenkidi.

Ebu Hanife ve öğrencileri kurana ve akla aykırı buldukları bazı hadisleri eleştirmeleri yüzünden hadisçiler tarafından  sahih hadise muhalefetle suçlanmışlardır.Ebu Hanife ve talebelerinin hadisleri inkar ettigi düşünülemez.

  Sonraki Dönemlerde Hadis Metinlerinin Eleştirilmesi

Sonraki devirlerde hadislerin metinlerine yönelik eleştiriler özellikle fıkıhçılar ve kemancılar tarafından belli ölçülerde sürdürülmüştür. Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarda birçok Müslüman ve gayri Müslim bilim adamı bazı rivayetlerin içeriklerini araştırıp; bunların H.z.Peygambere ait olmayacağı sonucuna varmışlardır

Bölüm:19                                                                                                                                                                                             

Dinin Kaynağı Olması Bakımından Hadis ve Sünnetin Değeri.

Hadis ve sünnetle ilgili tartışmalar :

a- Hadislerin Peygamberimize ait olup olmadığı konusudur.

b- Hadisin bize ne anlattığıdır.

Hadis İnkarcılığı:

Bazı kimselerce hadis inkarı veya reddi şeklinde sık sık gündeme getirilen konular esas itibariyle ;İslam bilginlerinin hadislerle ilgili bazı problemleri tartışmalarından ve bazı hususları eleştirmelerinden kaynaklanan bir konudur.Bun konular;

   1-Sübut meselesi:Hadislerin H.z.Peygambere ait olup olmadığı konusu

2-Delalet meselesi : a-Hadisin bir konuyu anlatmasıdır.

b-H.z.Peygamber bir hadisi söylerken amacının ne olduğudur.Yani hadisin vurud(söyleniş) ortamının ne olduğunun binmesidir.

c-Hadisin söyleniş ortamındaki ilişkisiyle (nedeniyle)günümüze ulaşan mesajın ne olması gerektiğidir.

Bölüm:20                                                                                                                                                                                             

Haberi Vahid Tarifleri:

Hicri İlk Üç Asırda Haberi Vahid:Tek kişinin rivayet ettiği hadistir.

Hadis Usulcülerine Göre Haberi Vahid:Mütevatir hadis dışındaki bütün hadis çeşitleridir.

Haberi Vahid Dinde Bir Hüküm Kaynağı mıdır?

1-H.z.Peygamber döneminden ,özellikle ilk dört halife döneminin sonuna kadar tek kişilik haberi vahidler; güvenilir tek kişilerin hadisi  kabul edilmiş,delil olarak kullanılmıştır.Bazen raviye güvenilmezse ikinci ,üçüncü şahısların tanıklığına başvurulmuştur.

2-Hicri birinci asrın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasi ve itikadi mezhepler sonucunda Haberi Vahid ;dini konularda delil olup olmayacağı konuşulmaya başlanmıştır.

a-Mutezile alimlerin göre Haberi Vahid :Zorunlu bilgi kaynağı olamaz.

b-Şafi alimlerin göre Haberi Vahid :Güvenilir kişilerin haberi vahidi zorunlu bilgi kaynağı olur.

c-Ebu Hanife,Maliki, ve Ahmet b.Hanbel’e göre Haberi Vahid :Güvenilir kişilerin haberi vahidi dinde delil olarak kabul etmişlerdir.

Ebu Hanife ve öğrencileri bilinen ve meşhur sünnet dedikleri çoğunluğun haberi karşısında , buna aykırı Haberi Vahidi ; kural dışı kabul edip ,ret etmişlerdir.Ve haberi vahidi delil kabul etmek için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir. (Şaz =kural dışı)

d-Şafi mezhebinde de çoğunluğun haberine aykırı Haberi Vahid ;Delil olarak kabul etmemiştir.

Haberi Vahid , konusunda bilginlerin yaptıkları hadisler arasında en sağlam olanı seçme çabasıdır. (Haberi Vahid=tek kişinin rivayet ettiği hadis) (mutlak=kesin)

          İslam Bilginlerinin Haberi Vahid Karşısında Tutumları.

İslam bilginlerinin yaptığı kesin manada bir hadis inkarı veya Haberi Vahidin toptan reddi değildir.Söz konusu olan çeşitli mezheplerin ve bilginlerin kendi gerekçelerine  ve tercih sebeplerine bağlı olarak bazı hadisleri ; dini hüküm kaynağı olarak kabul edip diğerlerini kabul etmemektir. (Delil :Dini hüküm kaynağı ).

Bölüm:21                                                                                                                                                                                              Hadis ve Sünnetin Bağlayıcılığı.

Peygamberimizin söz ve eylemleri ;Dini ve dünyevi eylemleri olmak üzere ikiye ayrılır.

Peygamberimizin dinle ilgili söz ve eylem ve davranışları müminleri bağlayıcıdır.

Kuran Peygamberimizin Ahlakını Anlatır.

Kuranı  H.z.Muhammed’in fizik özelliklerine ,giyim ve kuşamına,yeme içmesine,dünyevi becerilerine temas etmemiştir.H.z.Muhammed’in üstün ahlaki kişiliğine ,insani erdemine temas etmiştir.

Kuranda H.z.Muhammed’in üstün ahlaki özelliklerine,insani erdemlerine temas eden ayet mealleri:  “Yüce bir ahlak sahibi olduğu”(Kalem Suresi.Ayet .4).

“Müminlere karşı merhametli olduğu”(Tevbe Suresi.Ayet.128)

“Utangaç olduğu”.(Ahzab Suresi.Ayet.53)

“Nazik ve yumuşak kalpli olduğu”.(Ali İmran .Suresi.Ayet.159)da ifade edilmiştir.

Peygamberimizin Söz ve Eylemlerinin Bağlayıcılık Yönü.

H.z.Muhammed’in söz ve eylemlerinin bağlayıcılık yönü :Onun Peygamberlik görevi ve ahlaki kişiliği ile sınırlıdır.

H.z.Peygamberin Allah’tan alıp insanlara tebliğ ettiği vahiy çerçevesinde açıklamak uygulamak,öğrenmek,şeklinde tezahür eden hadis ve sünnet bağlayıcıdır.

İbni Haldun’a göre; H.z.Peygamber bize dini öğretmek için gönderilmiştir.Bize tıbbı veya diğer dünyevi bilgileri öğretmek için görevlendirilmemiştir.

Kadı Abdulcebbar’a gör ;H.z.Peygamber kişisel tecrübelerine dayanarak yaptığı işlerin  toplum bağlayıcı hiçbir tarafı yoktur.

Şah Veliyyulah Dihlevi’ye göre;H.z.Peygamber’in beşer olarak yaptıkları ,örf ve adetten dolayı yaptıkları ve tecrübeye dayalı olarak yaptıkları eylemler ; Peygamberlik görevi dışında kalır ve bu tür fiiller bağlayıcı değildir.

Sünnet Doğru Anlaşılmadığı İçin Ayrıma Tutulur.

H.z.Peygamberin fiillerinin müminler için bağlayıcı olan ve olmayan şeklinde bir ayrıma tutulmasının nedeni ; H.z.Peygamberin sünnetinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanan zorunlu bir durumdur.

H.z.Muhammed’in hadis ve  sünneti nasıl iyi bir tüccar ya da doktor olunacağı değil ;nasıl iyi bir  insan ve oğlun Müslüman olacağının göstergesidir.

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı kutsal görevi eksiksiz yerine getirirken toplumun her kesimine ;ahlaki kişiliği ,ilkeli ,tutarlı,azimli,sabırlı vefakar tutumuyla toplumun her kesimine örnek olmuştur.

  Bağlayıcı Olmayan Sünnet.

H.z.Peygamberin bir beşer olarak kişisel zevk ve tecrübelerine göre ortaya koyduğu davranışlarıyla ,içinde yaşadığı toplumun örf ve adetlerine tabi olarak yaptığı eylemler ; bağlayıcı sünnet kapsamında yer almamıştır.

H.z.Muhammed’in bağlayıcı sünnet kapsamında yer almayan davranışları :

a-Tercih ettiği yiyecek ve giyecekler.

b-Giyim kuşam tarzı.

c-Yemeği yerde ve eliyle yemesi.

d-Diş temizliği için misvak kullanması ya kişisel tercihi veya içinde yaşadığı toplumun gelenekleriyle ilgilidir.

H.z.Muhammed bir defasında ,bazı arkadaşlarının yediği dabb (keler/:çölde yaşayan bir çeşit iguana)etini kendisi yememiş ,onların yemesine de engel olmamıştır.Burada önemli olan, H.z.Peygamberin, teklif edildiği halde alışkın olmadığı ya da hoşlanmadığı için yemek istemediği bir şeyi arkadaşlarının yemesinde bir sakınca görmemiş olmasıdır.Bu onların H.z.Peygamberi hangi yönlerinde veya nasıl örnek alacaklarını bildiklerini göstermektedir.

 Sağlıklı ve Doğru Sünnet Anlayışını Yansıtmayan Davranışlar.

a-H.z.Peygamberin sevdiği gerekçesiyle bazı yiyecekleri yemek.

b-H.z.Peygamber sevmedi diye bazı yiyecekleri kendisine yasak etmek.

c-Onun giydiği giymeye çalışmak.Bireysel bezende H.z.Muhammed’e duyulan sevginin tezahürü kabul edilse bile sağlıklı ve doğru bir sünnet anlayışını yansıtmaz.

Hadis ve Sünnetin Anlaşılmasında Bütünlüğün  Gözetilmesi.

    Dinin Kaynağı Olması Bakımından Hadis ve Sünnet

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı bilgileri, bu dini insanlara ulaştırdıktan sonra  ; söz ve davranışlarıyla onu açıklayan,uygulayan H.z.Muhammed’dir.Bu yüzdende hadis ve sünnet İslam dininin kaynağı olması bakımından önemlidir.

   İslam bilginlerine göre hadis ve sünnet :

a-Kuran doğrultusunda hüküm getiren ve onun hükümlerini pekiştiren sünnet.

b-Kuranı açıklayan sünnet.

c-Yeni hükümler getiren sünnet.

Kuran Doğrultusunda Hüküm Getiren ve Onun Hükümlerini Pekiştiren Sünnet.

H.z.Muhammed’in sahabelerden ; Kuranda yer alan ilahi buyrukları ve ahlaki kuralları yerine getirmesini istemesi birinci gurup sünnettir.Örnek:

H.z.Peygamberin Kuranda bildirilen ibadetlerin yerine getirilmesini ashabına emretmesi, onları Allah’a ortak koşmaktan;yalancılıktan,ana babaya isyandan,haksız yere adam öldürmekten,içki ve kumardan men etmesi Kuran doğrultusunda hüküm getiren ve onun hükümlerini pekiştiren sünnete örnektir

H.z.Peygamberin çeşitli vesilelerle ashabına kendi ifadeleriyle yaptığı açıklamalar,Kuran metinlerinden farklıdır.Ancak bunlar,Kurana dayandıkları için,hüküm olarak aynen Kuran gibidirler.Örnek:Kuranda; “Ey iman edenler !Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin ayeti vardır. H.z.Peygamberde bu ayete uygun olarak kendi rızası olmadan bir kimsenin malının başkasına helal olmayacağını ifade etmiştir.

Peygamberimizin söz ve davranışlarının Kuran’a uygun ve onun doğrultusunda olduğu söylenmiştir.

Kuranı Açıklayan Sünnet.

Kuranı açıklayan sünnete ; dini dayanak olan; İbrahim Suresinin 4cü ayeti mealen : “(Kendilerine indirileni)açıklasın diye,biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik.”. buyrulmaktadır.

Sahabeler inen ayetlerden anlayamadıkları yerleri ;H.z.Peygambere sorarlar,O da ayetlerden ne kast edildiğini açıklardı. Yine ,Kuranda geçen bazı kelime ve tabirlerin ne anlama geldiğini bilemediklerinde  onlara bu durumu Peygamberimiz açıklardı.

Örnekler :

a-Kuran’da namazın farz olduğu bildirilmiş,ancak kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı açıklanmamıştır.H.z.Peygamber bu konuda bilgi almak isteyen arkadaşlarına Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi kılınız.” Buyurmuştur.Hac ve zekatın nasıl yerine getirileceğini açıklayan hadislerde böyledir.

b-Kuranda imsak vaktiyle ilgili olarak ,”….Fecirde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye  kadar  yiyiniz ,içiniz…”(Bakara Suresi.Ayet187)ayetindeki “ip” kelimesini gerçek ip manasında anlayan sahabeden bazılarına Peygamberimiz,bunların gündüz aydınlığı ile gecenin karanlığına işaret ettiğini açıklamıştır.”

c-Muaz b. Cebel, “Ey iman edenler !Allah’a nasuh bir tövbe ile tövbe edin…”(Tahrim Suresi.Ayet 8).ayetinde geçen ’nasuh tevbe’nin anlamını H.z.Peygambere sormuş ,o da bunu şöyle açıklamıştır. ‘nasuh tevbe kulun işlediği günahtan pişman olup Allah’tan özür dilemesi ,sağılan sütün memeye dönmemesi gibi,o kişinin günaha tekrar dönmemesidir.

d-Bakara Suresinin 238ci ayetinde geçen  “Salatı Vusta” nın ne anlama geldiğini bilmeyen sahabe bunu Peygamberimize sormuştur.Peygamberimiz de sahabelere ;bu namazın ikindi namazı oluğunu açıklamıştır.

e- “Bakara suresinin 177ci ayetinde yer alan “Asıl iyilik…mala olan sevgisine rağmen kişinin malını akrabaya,yetimlere,yoksullara,yolda kalmışlara,isteyenlere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere vermesidir.” ifadesini Peygamberimiz sahabelere : “Sıhhatin yerinde ve mala karşı hırslı (düşkün) iken ,(uzun süre) yaşayacağını ümit eder ve fakirlikten korkarken verdiğin sadaka,sevap yönünden en üstün olanıdır.”şeklinde açıklamıştır.

              Yeni hükümler getiren sünnet.

H.z.Muhammed hem peygamberdi hem toplumun yöneticisiydi.Bu durum onu bazı problemlerin çözümünde bir tür içtihada yöneltmiştir.Bu hükümlerde aklını kullanmıştır. Diğer yandan toplumun örf ve adetini de dikkate almıştır.Örnek:

a-Hayber savaşı sırasında ehli eşek etinin yenmesini yasaklamıştır.

b-Yırtıcı hayvanların etinin yenmesini yasaklaması..

c-Kadınların özel hallerinde namaz ve oruç gibi ibadetlerini yerine getirmemeleri.

d-Ticari ilişkilerde içinde yaşayan toplumun örf ve adetlerini esas alması.

Peygamberimiz; kendisinden sonra gelen yönetici ve bilginlerin yaptığı gibi gerekli hallerde ; Kuranda yer almamış bazı konularda ,onunla ters düşmeyen hükümler vermiştir.

Evrensel bir din olan İslam’ın kıyamete kadar canlılığını sürdürmesi ;gelişen ve değişen şartlara göre yeni hükümler vermesiyle mümkündür.

 Hadiste Yerellik ve Evrensellik

Hadiste yerellik :H..z.Peygamberin söz ,davranış ve eylemlerine yansıyan kendi dönemine özgü tarihsel,bölgesel,sosyal,siyasal kültürel,ekonomik özellikler akla gelir.

Yerel özellik taşıyan hadisler vermek istedikleri mesaj  bakımından ;Evrensel nitelikler olabilir.

Kişilerin özel durumlarıyla ilgili ya da dünyevi bilgi beceri isteyen konularda söylenmiş hadislerin ;Herkese yönelik mesaj taşıması gerekmez.

Hadiste evrensellik :Hadiste evrensellikten kast dilen şey ; hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik bir mesaj içermesi ve uyulduğunda H.z.Peygamberin gözettiği amacın gerçekleşmesidir.

H.z..Muhammed’in sünnetinin evrenselliği ,Onun bütün insanlığa gönderilen bir peygamber oluşundan kaynaklanmaktadır.

   Sünnet ve Hadisin Bağlayıcılığı İle Bunları ;Yerel ve Evrensel Açıdan Değerlendirme     

Hadislerdeki yerel unsurları günümüze taşımak mümkün değildir.Ancak bağlayıcılık açısından bunların taşıdığı evrensel mesajları ön plana çıkarmak gerekir.Örnek:

Temizlik İslam dininin önem verdiği bir konudur.Günlük yaşamda ve bireysel ibadetlerde temiz olmak emredilmiştir . Abdest, gusül abdesti , ağız ve diş temizliği,cenazenin yıkanması gibi.Bu sayılan işlerde yerel unsurlar ( yani araç unsurlar) değiştiği halde evrensel unsurlar yani amaç değişmemektedir.Asıl amaç temizliktir.

Araçları zaman ,mekan ve imkanlar belirler.Bize düşen sünnet uygulamasının altında yatan asıl maksat günümüze taşımaktır.

Hadislerde amacın değişmemesiyle ilgili örnekler.

a-Bazı hadislerde köpeğin yaladığı bir kabın önce toprakla ovulup sonra yedi defa yıkanması , – bir başka rivayette ise; önce yedi defa yıkanıp sonra sekizincisinde toprakla ovulması tavsiye edilmektedir.Eski çağlarda toprağın temizlik aracı olarak kullanıldığı bilinmektedir H.z.Peygamber de kendi döneminde suyun yanı sıra kullanılan bu temizlik aracını ,pislenen kabı daha iyi temizlemek için tavsiye etmiştir.Bugün topraktan daha etkili temizlik araçları bulunduğuna göre ,hadisin amacını gerçekleştirmek için bu temizlik araçlarını kullanmak gerekir.

b-H.z..Peygamber ramazan orucunun başlangıç ve bitiş zamanlarını tespit için ramazan ve şevval aylarının hilallerinin görülmesini ,hava kapalı olursa ramazanın30güne tamamlanmasını istemiştir.

Kameri takvimin ay  başlarını  tespitte o gün bilinen en pratik yöntem bu idi.Ancak günümüzde astronomi biliminin gelişmesiyle ,Ay’ın Güneş’in ve diğer gök cisimlerinin hareketleri aylar ,yıllar öncesinden çok hassas bir biçimde bilinebildiği için,ramazan ayının başlangıç ve bitiminde ayın gözetlenmesinin artık pratik bir yararı kalmamıştır.Bu nedenle hadiste “Ay’ı görüp oruç tutan,Ay’ı görüp bayram yapın.” Burulmuştur diye gök yüzünde ay takibi yapmak,amacı bırakıp araçla oyalanmaktır.Sünnete şekilsel olarak yaklaşmaktır.

c-H.z.Peygamberin hastalıkları tedavi ile ilgili hadislerinde görülen ve kendi döneminin tıp bilgisi ve anlayışını yansıtan yerel unsurlar ,her zaman değişmeye açıkken onun tedavi olmayı emreden ve en iyi hekimlere gitmeyi öneren tutumu hiçbir zaman değişmeyen evrensel mesajlardır.

Bölüm:22                                                                                                                                                                                             

Örnek Alma

Örnek alma : Bilinçli bir faaliyettir.Örnek alacak kişi ,örnek alacağı  şeyi  niçin örnek aldığının bilinciyle hareket eder.

Sözlükte Örnek alma :Amacını,delilini ve kaynağını bilerek bir görüş veya davranışı izlemektir.

          Örnek Almanın Özellikleri:

1-Her zaman bilinçli ve isteyerek yapılır.

2-Örnek alınan şey  benimsenir ; davranış haline getirilir.

3-Örnek alma ;örnek alınacak şeyler olduğu sürece devam eder.

4-Örnek almak,insanın kişilik ve davranışlarında ciddi ve kalıcı değişimlere yol açar.

e-Taklit Etme

Taklit :Taklit genellikle bilinçsiz bir davranıştır.Kişi çoğu kez taklit ettiği kişiyi niçin taklit ettiğinin farkında değildir.Dilimizde buna  “Körü körüne taklit denir.”

Sözlükte Taklit: Delilini,kaynağını ve amacını araştırıp öğrenmeksizin bir görüş veya davranışı aynen tekrarlamaktır.

           Taklidin Özellikleri:

1-Bilinçsiz ve isteksizdir.

2-Davranışlarda sözde ve görünüşte bir değişim olur.

3-Taklit edilen şey ortadan kalkınca ,taklit işi sona erer.Veya körü körüne aynı davranışa devam edilir.

Peygamberimiz ve Örnekliği

a-Kuranı Kerim bizden H.z.Muhammedi taklit etmemizi değil ;örnek almamız istenir.

H.z.Peygamberin arkadaşları H.z.Muhammedi örnek almıştır.

b-H.z.Muhammed bir çok konuda sahabelerle danışarak, bundan çıkan sonuca göre hareket etmesi ;kendisinin körü körüne taklit edilmesini istemediğini ortaya koymaktadır.

Bedir Savaşı,Hendek Savaşındaki tutumu, ve hendek Savaşı sırasında Medine’nin hurmalarının yarısı karşılığında kuşatmayı kaldırmaları için Gatafan kabilesiyle anlaşma yapmak isteğine karşı çıkan ashabının(sahabenin)bu tutumuna saygı gösterip anlaşmadan vazgeçmesi birer örnektir.

Kuran ve Peygamberimiz Taklidi Hoş Karşılamaz.

Kuranın ve H.z.Peygamberin tatbikatından anlıyoruz ki dinde taklit hoş karşılanmamıştır. Bunun yerine ;bilerek anlayarak ,düşünerek,ibret alarak dini hükümlere uyulmasını istemiştir.

Dinde Taklit Ancak İbadetlerde Olur.

Taklit ancak ibadetlerin şekli boyutunda söz konusudur.Örneğin;namazın kılınışı,haccın yapılışı,ancak H.z.Peygamberin uygulaması izlenerek öğrenilir.Çünkü ; ibadetlerin şekli boyutu akılla mantıki çalışmalarla ,kıyasla tespit edilemeyeceği için bu konuda sınırlı bir taklit söz konusudur.

Günümüzde Peygamberimizin Örnekliğini Nasıl Canlı Tutarız ?

Peygamberimizin örnekliğini günümüzde geçerli hale getirmek ,sonraki nesillere canlı bir şekilde aktarabilmek için;

a- Onun söz ve davranışlarının arkasında yatan amaçları iyi tespit etmek gerekir.

b-Onu niçin örnek aldığımızın bilincinde olmamız gerekir.

    H.z.Muhammed’in Örnekliğinin Günümüzdeki  Önemi

a-Evrensel  bir dinin peygamberi olan H.z.Muhammed’in  mesajı da ;evrenseldir.

b-H.z.Ademle başlayan ve diğer peygamberlerle devam den ilahi vahyin temel ilkeleri bütün insanlığı muhatap alır.Bütün peygamberlerin ilk muhatapları kendi kavimleri oldugu halde getirdikleri inanç ,ibadet,ve ahlak ilkeleri bütün insanlığa yöneliktir.

c-Peygamberimizin örnekliği, içinden çıktığı toplumla sınırlı olmadığına göre , Bu örnekliğin (sünnetin) geçerliliğini sürekli kılmanın yolu ; Onu nasıl örnek alacağımızı bilmekten geçer.

        Hadislerin Güncelleştirilmesi

     a-Onları günümüz insanı için kolaylıkla anlaşılabilir ve uygulanabilir olmasını sağlamaktır.

b-Hadis ve sünneti olduğu gibi nakletmek yerine ondan elde edilen mesajı aktarmaktır.

c-Hadis külliyatı içerisinden güncel nitelikli  ve günümüz insanının dini problemlerine  doğrudan çözüm olabilecek rivayetlerin seçilmesidir.

d-Sıhhat yönünden pek çoğu tartışmalı rivayetler yerine , kişiyi; iman ve ibadet yönünden bilgilendirecek ahlaki yönden olgunlaştıracak tarihi açıdan ders ve ibret almalarını sağlayacak hadisler seçilmelidir.

    

oooooooooooooooooooooooooo   S    O  N    oooooooooooooooooooooooooooooooooo