Tag Archives: imamhatip

Nebe Suresi Tefsiri

 

 

Nebe Suresi Tefsiri

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Nebe: Çok önemli haber. Mühim haber demektir. Özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğinin başladığının haberidir. Kuran’ın ve H.z.Muhammed’in peygamber olarak insanlara bildirdiği Kıyametin kopacağı, herkesin yaptıklarının karşılığını ahirette göreceği haberidir.

Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek demektir. Yeryüzü de insanlar için önceden döşenmiş bir döşek gibidir.

Evtad: Yere veya duvara çakılmış kazık demektir. Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için birer kazık görevi görürler.

Sebt: Sözlükte; kesmek demektir. Rahta ve huzur günü olması sebebiyle“Cumartesi Gününe”, İsrail Oğulları  “Sebt” demişlerdir. Yani rahat ve huzur günü demişlerdir. Çalışılmayıp rahat edilen gün demekir.

Sübat: Sükun, rahat, dinlenme, koyu bir uyku, ölüm demektir. [Gece iş yapmayı ve hareketi kestiği; insanlar dinlendiği, huzur bulduğu için bu adla adlandırılır. İnsan uykusunda ruhu kendisinden ayrılmamış diri olduğu halde; şuursuz ölü gibi sükûnette olur. Bir başka söyleyişle;İnsan ve canlılar uyku halinde yaratılışları gereği çevrelerinde olan şeyleri değerlendiremezler ve her türlü hareketi de yapamazlar. Kısacası insan uyku halinde tam bir dinlenme durumundadır. Bu durum da gecenin yaratılış hikmetine uygundur.

Vehhac: Yanan parlak demektir.

Vehhac: Aşırı derecede alevli olduğu için, çevresine kıvılcımlar ve alevler saçan,yanıcı ve çok parlak şey demektir.Aydınlatan ve ışık saçan şey demektir.

Seccac:Şiddeli dökülen demektir.

Kevakib:Memesi belirmeye başlamış ve biraz kabararak yukarıya kalkmış kız demektir.

Dihak:Dolu demektir.(Buradaki dolu ;su ile dolu bir şey demektir.).

Libas:Elbise .Giysi.Örtü.

Maişe:Yaşamak ,geçinmek ve çalışıp kazanma zamanı.

Sebı Şidad:Yedi sağlam (gök).

Sirac:Lanba,kandil.Güneş.

Vehhac:Pırıl pırıl yanan.

Musırat:Yağmur yağdıran bulutlar.Bulutları sıkıştırıp yağmur yağdıran rüzgarlar.

Seccac:Şarıl şarıl su akıtan .

Mihad:Beşik ve karyola gibi döşenmiş döşek.

Evtad:Yer veya duvara çakılmış kazık demektir.

Elfafa:Girift,sarmaş dolaş.Dalları bir birine girmiş.

Migaten:Tayin edilen bir zaman.Oraya çıkağı günü belirlenmiş bir zaman.

Mirsad:Gözetleme yeri.Meleklerin kafirleri bekledikleri bir gözetleme yeri.

Meab:Dönüp varılacak son yer.

Hukub:Belirsiz bir süre.Kimsenin bilmeyeceği kadar uzun bir süre .Bu süre bazı hadislere göre ;hukub;seksen(80)yıllık süreye denir.Bazı hadislere göre ise üç yüz(300)yıllık süreye denir.Yine hukub’un kırk (40;)yıl veya otuz(30)bin yıl olduğu da söylenir.

Hasanı Basri’ye göre ise hukub kimsenin bilemeyeceği kadar uzun zamandır.

Maaben:Ağzınlar için dönüp varılacak son yer.

Ahkaba:Asır (yüzyıl)gibi uzun seneler demektir.Sonu gelmeyen seneler.Bu uzun senelerin ne olduğu konusunda din bilginleri arasında çeşitli görüşler vardır.Bu ayet kafirler için geldiğinden dolayı onlar orada uzun seneler kalacaklardır.Kafirler için geldiğinin delili de bir sonraki ayettir.Allahü Teala bir sonraki ayette maalen: “Ayetlerimizi yalanladılar.” buyurmuştur.

Berda:Hava serinliği veya uyku.

Hamim:Sıcak kaynar su.

Gassak:Cehennem ehlinin cesetlerinden dökülen kan ,irin .

Gassak:Dayanılmayacak derecede dondurucu soğuk su

Mefazan: Halas ve zafer demektir. Korkulardan, acılardan kurtulup muratlara ermek demektir. Yani büyük kurtuluş, büyük istek; ebedi azaptan kurtulmaktır. Cennette kavuşmaktır. Her türlü azgınlık ve hırstan şuurlu olarak kurtulmak ve cennete kavuşmaktır.

Bu kelimenin sonundaki tenvin tazim içindir. Yani kurtuluşa erenlere saygı gösterme ve büyümek değer vermek içindir.

Hadika:Suyu olan ve her türlü meyve ağaçlarını ve çiçekleri olan etrafı duvarlarla çevrili bulunan bostan ve bahçe demektir.

A’nab:İneb’in çoğuludur.Üzüm demektir .Burada üzüm bağları anlamındadır..

Etraban:Hep(daima,devamlı ,sürekli) bir yaşta demektir.

Ataen: Büyük bir ihsan ve ikram.Luttuf

Ke’sen Dihak:Dopdolu kadeh.

 

 

 

                              Nebe(Amme) Suresi

Nebe Suresinin Surenin Tanıtımı

1-Nebe’ (Amme) suresi Mekke’de inmiştir. Kırk(40) ayettir. İniş sırasına göre seksenin (80)ci suredir. Mushaflardaki resmi sırlanışa göre ise yetmiş sekizin(78)ci suredir. Bu sure bir defada inmiştir.

2-Kıyamet, öldük­ten sonra dirilme ve haşr(mahşer meydanında toplanma) hakkında bilgiler verir .

3-Allah’ın kudretini gösteren delilleri açıklar. Kainattaki her türlü şeyi  yaratan Allah’ın, insanı öldükten sonra tekrar kolayca yaratacağını açıklar.

4-Öldükten sonra dirilmeyi ve insanın ömrünün sınırlı olduğunu anlatılır.Kıyamet koptuktan sonra insanların mahşer meydanında toplanıp hesaba çekilecekleri bildirilir.Kullar arasında herkes yaptığının karşılığını o gün görecegin bildirir.

5-Amel defterleri dağıtılıp hesap görme işi bittikten sonra; kâfirler için hazırlamış olan ce­hennemden ve oradaki azap çeşitlerini açıklar.

6-Daha sonra takva sahibi mü’minler ve  Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu çeşitli nimetler anlatır.

7-Sûre, kıyamet gününün dehşetinin anlatılması ile sona erer.

 

Nebe Suresinin Ayet Mealleri

 

Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?

2. Büyük haberden mi?

3. Ki onlar onda ayrılığa düşmüşlerdir.

4. Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!

5. Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!

6.Yapmadık mı biz,şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

7. Dağları birer kazık ?

8. Ve  sizi çift çift yarattık.

9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10. Geceyi (karanlığıyla sizi sizi örten) bir örtü yaptık.

11. Gündüzü de geçim  zamanı yaptık.

12. Üstünüzde yedi sağlam gökyüzü bina ettik.

13. (Oraya) parıl parıl parlayan bir lamba(güneş ve yıldızlar)  astık.

14.Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,

15.Ki onunla çıkaralım :dane,bitki,

16.Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.

17. Şüphesiz adaletle hüküm verme günü, belir­lenmiş bir zamandır,

18. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelir­siniz.

19. O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.

20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

21.Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

22.Azgınların varacağı yerdir.

23.Orada çağlar boyu kalacaklardır.

24.Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar.

25.Yalnız kaynar su ve irin (içerler);

26. Yaptıklarına uygun karşılık olarak.

27. Çünkü onlar hesap (görüleceğini) ummazlardı.

28. Bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlar­dı.

29. Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdir.

30. (Bundan sonra onlara), “Tadın (azabı!) Size azaptan başka bir şeyi çoğaltmayacağız!” denilir.

31.Korunanlar için de mükafat vardır.

32.Bahçeler ,bağlar,

33.Gögüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,

34.Ve dolu kadehler

35.Orada ne boş söz, ne de yalan işitilir.

36.Rabbinden bir karşılık,yeterli bir bağış olarak.

37. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli(Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.

38.O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.

39. İşte bu, hak gündür. artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.

40. Biz  sizi,pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.

 

                         Nebe Suresinin Tefsiri

1ci ayet: “Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?”

O inkârcılar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? Müşrikler kendi aralarında, öldükten sonra dirilmeyi birbirlerine soru­yorlar; inkâr ve alay maksadı ile hep bu konulardan söz ediyorlardı. Dolayısı ile olayın önemini, dehşetini ve müşriklerin bu tutumlarından dolayı muha­tapları hayrete düşürmeyi ifade etmek için söz soru şeklinde söylenmiştir.

2ci ayet: “Büyük haberden mi?”

     Büyük haberi, çok büyük haberi, mühim veya çok önemli haberi mi soruyorlar?   Mekkeli müşrikler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara öldükten sonra dirilmeyi sorarlardı. Bu büyük haber, özellikle H.z.Muhammed’in peygamberliğe başladığının haberidir. H.z.Muhammed’in, bir peygamber olarak ve Kuran ayetleriyle ve peygamber olarak insanlara bildirdiği birinci sur’a üfürülmesiyle birlikte kıyametin kopacağı bütün canlıların öleceği haberi dir. İkinci defa sur’a üfürüldükten sonra yeryüzünde yaşamış olan bütün canlıların ve insanların dirilerek mahşer meydanında toplanacakları ve hesap görüleceği haberidir. Bütün insanların amel defterlerini aldıktan sonra mizan karşısında yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde görecekleri haberidir. Bütün canlıların hakkını birbirinden alacakları haberidir.

Kısacası; H.z.Muhammed’in peygamber olarak görevlendirildiği haberidir. Kuran’ın Allah’ın hak kitabı olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatının var olduğu haberidir. Birinci defa sur’a üfürülmesiyle kıyametin kopmasının gerçek olduğu haberidir. İkinci sur’a üfürüldükten sonra ahret hayatının ve ahiret gününün başlayacağı, mizanın var olduğu haberidir. Cennet ve cehennemin var olduğu haberidir. Öldükten sonra kabir hayatı ve cennet ve cehennem hayatının var olduğu haberidir.

3cü ayet: “Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.”

Meydana gelip gelmeyeceği hususunda şüpheye düşen ve onu yalanlayıp inkâr eden olarak ikiye ayrıldıkları olayı mı sorup duruyorlar?

Müşrik Arapların hepsi kâinatı yaratan Allah’ın varlığını kabul ederlerdi. Ancak bir bölümü ahrete inanmazlardı. Ölümle her şeyin bittiğini sanırlardı. Öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye bir şeyin olmadığına inanırlar ve ahreti yalanlarlardı.

Bir kısım müşrik Araplar ise Ancak ahrete, ölümle her şeyin bitmediğine, öldükten sonra yeniden dirilme, mahşer, mizan karşısında hesap verme, cennet ve cehennem diye şeylerin olabileceği konusunda şüphe içindeydiler. Ve bu konuda kendi aralarında sürekli tartışırlardı.

İleride ortaya çıkacak ahiret günü hakkında Müslümanlar inanarak, bu konuyu öğrenmek için peygamberimize soru sorarlardı.

Bir konu hakkında ihtilaf etmek yani görüş ayrılığına düşmek o şeyin ileride bize zarar veya fayda vereceği düşüncesindendir. İnsanlar ileride kendilerine zarar veya fayda verecek bir hesap verme gününün olabileceğini sezdikleri zaman o konu hakkında içlerini rahatlatacak bazı düşüncelere sarılırlar. Aynı şeyleri söyleyen arkadaşlarıyla görüş ayrılığına düşerler.

Kısacası bazen arkadaşlar arsında çeşitli ihtilaflar çıkar. Bu ihtilaflar da varlığı veya yokluğu hakkında konuşulan şeyin varlığına işarettir. İnsanoğlu yaratılmış şeylerin varlığını kabul veya ret eme konusunda fikirler ileri sürer. İnsan beyni Allah’ın yaratığı şeyleri düşünür. Düşündügü şeyleri çeşitli sebeplerden dolayı kabul eder. Gereğini yerine getirir. Yine işine geldiği şekilde düşündüğü şeyleri ret eder. Çünkü çıkarları o şeyin var kabul edilmemesini gerektiriyordur. Allah’ın yarattığı bir şeyin yok olduğunu söylemekle o şey yok olmaz. Allah’ın yaramadığı bir şeyin de var olduğunu söylemekle o şey var olmaz. Yaratılmış şeyleri kabul etmemekle sade gönlümüzü rahatlatırız. Başka bir şey yapamayız.

Öldükten sonra dirilme hakkında soru soran kimseler hakkında tefsircilerin görüşleri şunlardır:

1-Mekkeliler, birbirlerine yahut alay olsun diye Peygamberimiz (s.a.s.)’ e ve Müslümanlara bu büyük haberi (öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

2- Müslümanlar bilgilerini artırmak, kâfirler alay etmek için Peygamberimize; bu büyük haberi(öldükten sonra dirilmeyi) sorarlardı.

4cü ayet: “Hayır(dedikleri gibi değil), Yakında anlayacaklar!”

Hayır, hayır! O yalanlayıcılar öldükten sonra dirilme hakkında birbirlerine soru sormaktan sakınsınlar. Dirilme olayının gerçek bir olay olduğunu ve alay etmelerinin de sonucunu gördükleri zaman işin hakikatini anlayacaklar. Ahiret günü gelip çattığında ayrılığa düştükleri günün geçek olduğunu anlayacaklar. Kendilerine verilen cezaları görürler. Cehennemin nasıl bir ceza yeri olduğunu görürler. Ahiret gününe inanıp güzel amel işlemediklerine pişman olurlar amma iş işten geçer.Şunu hemen belirtelim ki Ahiret günü güzel amel işlemediği için kafirleri nasıl pişman oluyorlarsa günahkar Müslümanlar da o kadar pişman olurlar.

5ci ayet: “Yine hayır (dedikleri gibi değil), Onlar (hakikati) anlayacaklar!”

Bu şekilde bir hitap olayın korkunçluğunu ifade etmek suretiyle önceki ayete geçen Allah’ın tehdidini pekiştirir. Kısacası Ahiret günü başlarına gelecek olan azap ve cezayı ya­kında göreceklerdir. Ahiret günü geldiğinde nasıl bir şey olduğunu daha iyi anlayacaklar.

Bu ayetlerden sonra susmaları için Allah, Kâfirlerin inkâr ettiği, öldükten sonra dirilme hakkında aleyhlerine delil getirdi. Daha sonra da Allah kudretini gösteren delillere işaret etti. Kısacası kâinatı yoktan yaratan Allah, öldükten sonra insanı yeniden kolaylıkla diriltmeye gücü yeter fikrini insanlara altıncı ayetten başlayarak anlattı.

6ci ayet:“Yapmadık mı biz, şu yeryüzünü (arzı )bir beşik,

İçinde oturduğunuz şu yeryüzünü, üzerinde yerleş­meniz ve etrafında dolaşmanız için beşik haline getirmedik mi? Üzerinde yerleşmeniz çeşitli şeyler ekmek suretiyle geniş ovalarından yararlan­manız maksadıyla, yeryüzünü sizin için yatak ve yaygı gibi yapmadık mı? Denerek insan için yeryüzünün özenle hazırlandığı ve insanın yeryüzünden kolaylıkla yararlandığı ortaya konmaktadır. Beşik nasıl çocuğu özenle korursa, yeryüzüde insanı her türlü sıkıntıdan koruyacak şekilde yaratılmıştır.

7ci ayet: “Dağları birer kazık ?”

Sizi sarsmaması için evin direklerle sabit kılındığı gibi, yeryüzünü sabit tutacak dağlan kazıklar gibi yapmadık mı? Dağlar yeryüzünün sarsılmaması için bir kazık görevi görürler. Bu yüzden insanlar yeryüzünde korkusuzca dolaşırlar. Her an deprem kokusu içinde yaşamazlar. Ayrıca dağlar hava akımlarının belirli yönlerde hareket etmesini sağlayarak daha birçok fayda sağlarlar.

İbn Cüzey şöyle der: Dağlar yeryüzünün sarsılmasına mâni olduğu için, Yüce Allah onları kazıklara benzetti.

8ci ayet: “Ve sizi çift çift yarattık.”

Yeryüzü üzerinde hayatın devam etmesi, cinsî münasebet ve çoğalma işinin düzgün olması için sizleri erkek ve dişi diye sınıflara ayırdık. Burada çift yaratılma denince her türlü şey de bu çift yaratılmanın içine girer.

9cu ayet: “Uykunuzu dinlenme yaptık.”

Uykuyu bedenleriniz için bir dinlendirme vasıtası ve meşguliyetlerinizi kesici kıldık. Uyku sayesinde, gündüzleri yaptığınız işlerin yorgunluğundan kurtulursunuz. İnsan nasıl uyumaya başladığının farkına varamaz. Yine nasıl uykudan uyanıklık haline geçeceğinin farkına varamaz.İnsan uyurken ne bir düşünce ne de bir duyarlılık içindedir.Tam bir sükunet içindedir.Yine bütün canlılar günün belirli bir saatinde uyumak zorundadır.Aksi halde uzun süre uykusuz kalan canlılar ölürler.Şunu da unutmamak gerekir ki her canlının uyku hali kendi yaratılışına özel bir durumdadır ve uyku süreleri ve şekli de başka başkadır.Gerek insanlar için gerek diğer canlılar için uyku bir sükunet hali ve dinlenme durumudur.Uyku halinin uzunu veya kısası içinde bulunduğumuz duruma göre insanları güçlendirir ve kuvvetlendirir.

Uyku insanı hafifletir. Bedir ve Uhut savaşlarında Müslümanlar savaş öncesi gecesinde uyumadan önce korku ve heyecan içindeydiler. O gece uyuyup ertesi gün uyandıklarında son derece hafiflemişler korku ve heyecanları gitmişi. Bu durumu, Allah Enfal suresinin on birinci (11ci) ayetinde malen : “Allah katından bir güven işareti olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.”diye açıklar. Yine Ali İmran Suresinin elli dördüncü(54cü) ayetinde malen: “Kederden sonra ,bir takımınızı kendinden geçirmeyecek huzur ve emniyet indirdi.” diye açıklar.

Uykunun eksiksiz olabilmesi için gencin karanlığı insanlar için bir nimetidir. Uyku gecenin karanlığı içinde her yönüyle uyunarak yaşanır.

Zemahşeri ve bazı tefsirciler: “Sizi geceleyin ölü gibi uyutan odur.” mealindeki Enam Suresi altmışıncı(60cı)ayetinin anlamına uygun olarak, uykunun “Bir ölüm gibi olduğu anlamını”  benimsemişlerdir.

Allah Zümer Suresinin 42ci ayetinde mealen: “Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uyudukları sırada alır.”buyurmaktadır. Bu ayete göre uyku bir çeşit ölümdür. Kısacası uyku küçük ölümdür denebilir. Uykuda ruh bedenden kısmen ayrılır. Ölümde ise bütünüyle ayrılır. Uyurken insan ölmüş gibi bilinçsizdir.

10cu ayet:  “Geceyi (karanlığıyla sizi örten) bir örtü yaptık.”

Geceyi, elbisenin sizi örttüğü gibi, karanlığı ile sizi örten ve kaplayan bir elbise gibi yaptık. Elbise, giyeni örttüğü gibi, gecenin karanlığı da sizi örter. Gizli kalması gereken yerlerinizi gizler. Güneş ışığından ve ısısından sizleri korur. Gecenin karanlığı her türlü canlının dinlenmesi ve rahat etmesi için bir nimettir.

İbn  Cüzey  şöyle  der:  Elbise,  insan vücudunu gözlerden koruduğu için, Yüce Allah, geceyi elbiselere benzetti.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Geceye insanın sırtına giyilen iç çamaşırı anlamı vermekten, geceyi insanı örten bir yorgan gibi kabul edip, yorgan anlamı vermek daha uygundur. Çünkü gece insanı her şeyden gizlediği gibi bir takım işlerini yapmaya da yardımcı olur.”der.

11ci ayet:  . “Gündüzü de geçim zamanı yaptık.”

Gündüzü de geçiminizi sağlamak, ticaret ve diğer işleriniz için bir sebep kıldık. İhtiyaçlarınızı gidermek için gündün sağa sola gidersiniz. Dinlenmek için gece karanlık, gündüz aydınlık yapılmıştır. Ayrıca insanın haricindeki bütün canlı varlıklarda gece uyur dinlenirler. Gündüzün varlıklarını devam ettirmek ve karınlarını doyurmak için çevrelerinde dolaşırlar. Yaratılışlarına uygun gelen her türlü hareketi yaparlar.

İbn Kesîr şöyle der: İnsanlar gündüzün geçim, kazanç, ticaret ve diğer şeyleri temin için, sağa, sola gidip gelmek suretiyle dolaşabilmeleri için gündüzü aydınlık kıldık.

12ci ayet:  .  “Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.”

Ey İnsanlar! Üzerinizde, sağlam yaratılmış ve eşsiz yapılmış, son derece muhkem ve sağlam yedi gök yaptık. Onlar asırların ve zamanların geçmesinden etkilenmez. Kudretimizle onları yeryüzüne bir tavan gibi olmaları için yarattık.

Göğün son derece sağlam özelliklerde olduğunun bildirilmesinin sebebi; insanların yaptığı binalar gibi zaman içinde çürümeyeceğini, yıkılmayacağını açıklamak içindir. Göğün son derece sağlam yapılı olduğunu kesinlikle insanlara açıklamak içindir.

13cu ayet: “ Ve (Orada) parıl parıl parlayan bir lamba (güneş ve yıldızlar)   yaktık.”

Sizin için, aydınlatıcı bir güneş yarattık. Onun ışığı, bütün yeryüzündekiler için parlar ve onları ısıtır. O daima sıcak ve ısıtıcıdır.

14cü ayet:  “Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik,”

Yağmur yağdırma zamanı gelmiş olan bulutlardan çok ve kuvvetli akan su indirdik. Kısaca birbirini sıkıştıran bulutlardan şarıl şarıl sular indirdik. Bir başka söyleyişle bulutları birbirine yaklaştırıp yoğunlaştıran, sıkıştıran rüzgârlar vasıtası ile gökten su indirdik demektir.

15ci ayet: “Ki onunla çıkaralım: dane, bitki,”

Bu yağmurla, insan ve hayvanlara gıda olması için, yeryüzünde biten çeşitli hububat ve ekinleri çıkaralım diye bu suyu indirdik. Yeryüzünde ölü olan topraktan yağmur suları vasıtası ile onlardan yararlanacak her türlü canlı için gerekli bitkiler yetişir. İşte gökyüzünden indirilen yağmurun gerçek hikmet ve gayesi budur.

16ci ayet: “Ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler.”

Ağaçlan ve dalları çok, ağaçlarının birbirine yakınlığı ve dallarının çokluğundan dolayı birbirine girmiş bağ ve bahçeler yetiştire­lim diye o suyu indirdik.

Allah, öldükten sonra dirilme ve haşirin mümkün olduğunu gösteren apaçık bir delil olarak, kudretini gösteren bu dokuz delili yukarıdaki ayetlerde anlattı.

Bu dokuz (9) delil kısaca şunlardır:

1-Yeryüzünün beşik yapılması.

2- Dağların kazık yapılması.

3- İnsanların çift çift yaratılması.

4- Uykunun dinlenme vasıtası yapılması.

5- Gecenin örtü yapılması.

6- Gündüzün geçim zamanı yapılması.

7- Yedi kat gökyüzü yapılması.

8- Gökyüzünde parıl parıl parlayan güneşin yaratılması.

9-Yağmurun yağması ile yeryüzünde çeşitli bitkilerin, bağ ve bahçelerin yetişmesi.

Bu saydığımız şeyleri ve insanları yaratan Allah’tır. Bu şeylere gücü yetenin, insanlar öldükten sonra onları dirilt­me ve hayat vermeye de gücü yeter.

17ci ayet: “Şüphesiz fasıl(adaletle hüküm verme) günü, belir­lenmiş bir zamandır,”

Hesaba çekme ve amellerin karşılığını verme, mahlûkat arasında hüküm verme gününün, Allah’ın ilminde belirli ve sınırlı bir zamanı vardır. Ne öne geçer, ne geri kalır.Bu konuda Allah Mürselat Suresinin yedinci (7ci) ayetinde malen: “Bilin ki size vaat olunan şey gerçekleşecek! “buyrulmaktadır.

Zamanı geldiğinde Allah’ın emri ile sur’a birinci defa üfürülür. Kâinatın düzeni bozulur. Allah’ın dilediklerinin haricindeki her canlı ölür.

Kurtubî şöyle der: Yüce Allah o gün mahlûkat arasında hükmedeceği için ona “yevmul fasl” yani “hüküm günü” dendi. Allah o günü, öncekiler ve sonrakiler için belirli bir zaman olarak belirledi.

Birinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: . “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir….” buyrulmaktadır.

18 ci ayet:  . “O gün Sur’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.”

Ayette sözü geçen bu hüküm günü birinci sur’a üfürülmesi ile ortaya çıkacak olan her şeyin yok olduğu bütün canlıların öldüğü ilk yıkım günü değildir. Yani kıyametin kopuğu gün değildir. Bu hükmetme günü, sur’a, kabirlerden kalkma için ikinci defa üfürüldüğü gündür. Sur’a ikinci defa üfürülmesinden sonra bütün insanlar ve mahlûkat mahşer meydanına, hesap vermek ve amellerin karşılığını almak için bölük bölük, zümre zümre gelip toplanır.

İkinci Sura Üfürüldüğünde olacak olaylar Zümer Suresi atmış sekizinci(68.)ayetinde malen: “…..Sonra bir daha üfürülecektir. Bir de bakarsınız hep o yıkılanlar kalmışlar, bakıyorlar.” buyrulmaktadır.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sura ikinci defa üfürülünce insanlar uykularından uyanır gibi kalkarlar. Her ümmet önderiyle çağırılır. Çağırılan ümmetler(inanç toplulukları)derhal alay alay, ümmet ümmet, cemaat cemaat, mahşer yerine gelirler.

Her ümmetin önderiyle çağırılacağı İsra Suresinin yetmiş birinci (71ci) ayetinde malen: “ Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.”buyrulmaktadır.

[ Muaz(r.a.) “takım takım” Mahşer meydanına gelmenin tefsirini Peygamberimize sormuş ve şu cevabı almıştır:

“Kıyamet gününde ümmetim on iki (12) sınıf olarak haşredilecektir.

Birinci sınıf: Kabirlerinden karınları yılanlar ve akreplerle dolu haşredilir. Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

İkinci sınıf: Domuz suretinde haşredilir. Bunlar, namazlarında gevşeklik gösterip tövbe etmeden ölenlerdir.

Üçüncü sınıf: Ağızlarından kan gelerek haşrolur. Bunlar, alış verişlerinde yalan söyleyip tövbe etmeden ölenlerdir.

Dördüncü sınıf: El ve ayakları kesik haşrolur. Bunlar komşularına eza edip tövbekâr olmadan ölenlerdir.

Beşinci sınıf: Lâşeden daha pis kokar halde haşrolunur. Bunlar, Allah Teâlâ’dan korkmayıp gizlice günah işleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Altıncı sınıf: Dilleri kesik haşrolunurlar. Bunlar, yalan söyleyen ve yalancı şahitliği yapanlardır ki tövbe etmeden ölmüşlerdir.

Yedinci sınıf: Dilsiz haşrolunur. Bunlar, şahitliği gizleyen ve tövbe etmeden ölenlerdir.

Sekizinci sınıf: Avret yerlerinden irin ve sarı su akarak haşrolunur. Bunlar zina edip, tövbe etmeden ölenlerdir. Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Dokuzuncu sınıf: Karınları ateşle dolu olarak haşredilir. Bunlar haksız yere yetim malı yiyerek tövbe etmeden ölenlerdir.

Onuncu sınıf: Yüzleri kızarmış, gözleri uğramış, dişleri öküz boynuzu gibi sivrilmiş, dudakları karınlarına, karınları da uyluklarına sarkmış haşrolunur. Bunlar, içki içip tövbe etmeden ölenlerdir.

On birinci sınıf: Cüzamlı, baraslı haşrolunur. Bunlar ana ile babalarına asi olup tövbe etmeden ölenlerdir.

On ikinci sınıf: Yüzleri ay’ın on dördü gibi haşrolunur. Sırat’ı şimşek gibi geçerler. Bunlar, hayırlı işler yapıp, namazlarını cemaatle kılan ve günahlarına tövbe ederek ölenlerdir.”buyurmuştur.].

19 ci ayet:  .  “O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.”

Yarıldı çatladı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Sur’a birinci üfürülüşte bugün sağlam bir bina olan şu bizim altında yaşadığımız dünya göğü, o günün dehşetinden her taraftan yer yer yarılır, çatlar ve yıldızlar her tarafa saçılır. Kâinatın düzeni bozulur. Bu olay kıyametin kopmasıdır.

Sur’a ikinci defa üfürülmesi ile yeni bir alem yaratılır. Bu aleme Ahiret alemi adı verilir.Bu ayete anlaşılan olaylar işte bu ikini sur üfürüldükten sonra meydana gelir.Gök yüzü açılır. Çok sayıda kapılar ortaya çıkar.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Gök kapı kapı açıldı dediğimizde anlaşılan mana başkadır. Burada ikinci sur’a üfürülmenin anlaşılması, surenin akışına daha uygundur. Bu ikinci surun üfürülüşü yeniden bambaşka bir “Ahiret Âleminin” yaratılışının başlangıcıdır. Allah bundan sonra yeni bir âlem yaratır. Bu Âleme ; “Ahiret Âlemi” adı verilir. Ahiret Âleminin de bir gökyüzü(seması) ve yeryüzü vardır.

Allah’ın emri ile bu “Ahiret Âleminin”   gökyüzünde kapılar açılır. Gökyüzünde açılan bu kapılardan melekler inecektir. Daha sonra, Ruh(Cebrail) ve melekler saf saf duracaklardır. Açılan bu kapılar sadece meleklerin yeniden yaratılan “Ahiret Âleminin”  yeryüzüne inmesi için değildir. Bu kapılardan Müslümanlar da geçerek Cennete gireceklerdir. Bu kapılar kâfirler için açılmamıştır.

20ci ayet:  “Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.”

Bu konuda tefsir bilginleri şöyle der: Dağlar yerlerinden sökülüp savrulur. Bir serab olmuştur. Hatta bakan, onu bir dağ zanneder, hâlbuki o bir dağ değildir. Savrulan tozdan ibarettir. Bu serap gibidir. Serabı gören su sanır, hâlbuki o su değildir. Böylece serab gibi varlığı ve hakikati olmayacaktır. Bu durum daha önceki sure ve ayetlerde anlatılmıştır.

Taberî şöyle der: Dağlar savrul­duktan sonra, bakan kimsenin gözüne, dağılmış toz duman gibi görünür. Bu çöldeki kimsenin gördüğü “seraba” benzer ki, serabı gören onu su zanneder, oysa gerçekte o bir hiçtir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Sur’a birinci defa üflendiğinde kâinatın nizamı bozulur. Her şey ölür.  Yeryüzü ve gökyüzü paramparça olur. Dağlar paramparça olarak toz bulutu haline gelir. Ogün dağlar serab gibi bir hayale dönmüştür. Yeryüzü dümdüz olmuştur. Dağlar daha önceden olduğu gibi yeryüzünde bir kazık gibi çakılı durumlarını ve heybetli görünüşlerini kaybetmişlerdir. Bu olaylar birinci sur’un üfürülüşüne müteakip ortaya çıkan yıkım safhasıdır.

21ci ayet:“Cehennem de gözetleme yeri olmuştur(suçluları gözetleyip durmaktadır).

Bu ayete kadar olan ayetlerde kıyameti başlatan dehşetli sarsıntı, daha sonra göğün çatlaması, insanların mahşer meydanına koşarak gelmeleri anlatıldı. Bu anlatımlardan maksat kıyametin dehşetini ve korkunçluğunu insan zihninde canlandırmaktır.

Bu anlatılan olaylardan sonra Yüce divanın kurulur, herkes hesaba çekilir, Yüce Divan herkesin hakkını verir. Cennetlikler Cennete, Cehennemlikler cehenneme gider.

Şüphesiz cehennem, kâfirleri bekleyip gözetler. Onun gözetlemesi, insanın, gaflet anında düşmanını yakalamak için gözetlemesine benzer.

Mirsad; gözetleme yeri demektir. Kişinin, düşmanını gözetlediği yerdir. Suçluların gözetlenmesini Tefsirciler şu şekilde açıklar:

1- Cehennem bekçileri olan melekler Mirsad’a(gözetleme yerine) gelerek suçluları gözetlemektedirler.

2-Cehennemin kendisi suçluları gözetlemektedir. Cehennem, alevi ile Allah düşmanlarına azap etmek için gözetler. Üzerinden geçen kâfirleri çekip içine almak için gözetle­mektedir. Bu anlatım ile Cehennem akıllı bir canlı gibi açıklanmıştır.

22ci ayet: “Azgınların varacağı yerdir.”

Cehennem azgın suçluların dönüp gidecekleri evleri ve barınaklarıdır.

23ci ayet:“(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır.”

Cehennemde, sonsuza kadar, birbirinin ardından ge­len asırlarca kalacaklardır.

Kurtubî şöyle der: Asırlar devam ettikçe onlar cehennemde kalırlar. Her asır geçtikçe, başka bir asır gelir. Çünkü ahretin asırları sonsuzdur.

Rabî ve Katâde de şöyle derler: Bu asırlar ne sona erer, ne de biter.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır : “Cehennemin müminlere mahsus katı (tabakası)nın söneceğini bildiren bir hadisin var olduğunu bildirir.”

24ci ayet: “Orada ne bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar.”

Cehennemliklere rahatça içecekleri bir su verilmeyecektir. Onlardan Cehennem ateşinin sıcaklığını hafifletecek bir soğukluk veya orada susuzluklarını giderecek bir şey içemezler. Onlara ya yakıcı su, ya da dondurucu su yahut da irin gibi sıcak, kokmuş su verilecektir.

25ci ayet: “Yalnız kaynar su ve irin (içerler);”

Ancak son derece kaynar bir su ve cehennem ehli­nin derilerinden akan bir irin içerler.

26ci ayet: “Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak.”

         Kâfirler cehennem azabı görürken kaynar su ve irinden başka bir şey tatmayacaklardır. Bu ceza ahirette hesap vermeyi ummayanlara, Allah’ın emir ve yasaklarına kulak asmayanlara, yalanlayanlara ve inanmayanlara uygun bir cezadır.

27ci ayet:“Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.”

Muhakkak ki onlar hesap ve cezayı bekle­miyorlardı. Allah’a kavuşacaklarına da inanmıyorlardı. Dolayısıyla Allah onları bu davranışlarına uygun ceza ile cezalandırır.

28ci ayet:“Ayetlerimizi tamamen yalanlamışlar­dı.”

Allah’ın, öldükten sonra dirilmenin olacağını gösteren ayetleri ile Kur’ân ayetlerini şiddetle yalanlıyorlardı.

29cu ayet:  “Biz de her şeyi bir kitapta sayıp yazmıştık.”

Onları, yaptıklarına karşılık cezalandırmamız için, işlemiş oldukları bütün günah ve suçlan bir kitapta (Levhi Mahfuzda)kaydettik.

(veya insanın her hareketi Kiramen Kâtibin adı verilen şerefli melekler tarafından her an amel defterine yazılmaktadır. Belki de bu defter kast edilmektedir.)

30ci ayet: “Şimdi tadın, artık size azaptan başka bir şey artırmayacağız!”

        Ey Kâfirler Topluluğu! Azabı tadın. Yar­dım istemenize karşılık size, azabınızın üzerine bir azap daha katmaktan başka bir şey yapmayacağız.

       Tefsirciler şöyle der: Kur’ân-ı Kerim’de, ce­hennem ehline bu ayetten daha ağır gelen bir ayet yoktur. Çünkü onlar bir azap türüne karşı yardım istedikçe, onlara daha şiddetli bir azap ile karşılık verilir.

31ci ayet: “Muttakiler için de başarı(mükâfat) vardır.”

Kuşkusuz dünyada Rablerine itaat eden iyi müminler için Naîm cennetlerini elde edecek ve cehennem azabından kurtulacakları makamlar vardır.

Bu ayetten sonra Allah, Cennet nimetlerini şöyle açıkladı.

32ci ayet: “Bahçeler, bağlar,”

Muttakiler için, içinde her türlü ağaçların, çiçeklerin ve insanın meyvelerini yemeyi istediği çeşit çeşit üzüm bağları bulunan güzel bahçeler ve bostanlar vardır.

33ci ayet: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,”

Onlar için, göğüsleri yeni çıkarak tomurcuk gibi ka­barmış bakire ve aynı yaşta  kızlar vardır.

34ci ayet: “Ve dolu kadeh(ler).”

Yine takva sahibi müminler için, içi cennet içeceği ile dolu kadehler vardır.

Burada belirtilen cennet içeceğin, bizim bildiğimiz dünya içecekleri ile bir iğlisi yoktur. Sadece bir ad benzerliğidir. Çünkü Cennet nimetleri bu dünya nimetleri ile kıyaslanmaz. Orada günah vasıtaları bulunmaz. Orası bir başka âlemdir. Dolayısı ile dünyada Allah’ın yasakladığı alkollü içeceklerle(şarapla) bir iğlisi yoktur.

35ci ayet: “Orada ne boş söz, ne de yalan işitirler.”

Rabbinden bir mükâfat, bir hediye, bir hesap görme olarak cennette onlar ne boş bir lakırdı ne de birbirlerine karşı yalan işitirler.

Çünkü cennet, esenlik ve selâmet yurdudur. Orada bulu­nan her şey batıldan ve eksiklikten uzaktır.

36cı ayet: “Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.”

Allah amellerine karşılık, kendisinden bir lütuf ve ihsan olarak, onları bu büyük mükâfatla ödüllendirir. Bu mükâfat, rahmeti her şeyi kap­sayan Rahman tarafından verilmiştir.

37ci ayet: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab), O’nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.”

O gün Yüce Allah’ın heybet ve azametinden dolayı, belâyı savma veya azabı kaldırma hususun­da, hiç kimse O’nun la konuşamaz.

38ci ayet: “O gün Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup dururlar. Ancak Rahman’ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.”

O korkunç günde, Cebrail ve diğer melekler huşu içinde saf olurlar. Allah’ın kendi­lerine konuşma, şefaat ve doğruyu söyleme izni verdikleri dışında onlardan hiçbir kimse konuşamaz.

Sâvî şöyle der: Allah’ın yarattıklarının en üstünü ve Ona en yakın olan melekler, Allah’ın izni olmadan şefaat edemezlerse, diğerleri nasıl şefaat edebilir?

39cu ayet: “İşte bu, hak gündür. Artık dileyen Rabbine varan bir yol tutar.”

Bu, gerçekleşmesi kesin ve mutlak olan bir gündür, Kim iman edip sâlih amel işleyerek, Rabbine giden bir dönüş yoluna girmek isterse, bunu yapsın.

40ci ayet: “Biz sizi, pek yakında gelecek bir azap ile uyar­dık. O gün kişi, önceden ne yapmışsa onu görecek ve kâ­fir “Keşke toprak olsaydım!” diyecektir.”

Bu hitap, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Kureyş kâfirlerinedir. Yani, biz sizi, meydana gelmesi yakın olan bir azap­la, âhiret azabıyla korkuttuk. Her gelecek yakın olduğu için, Yüce Allah bu azaba “yakın” manasına gelen sıfatını verdi.

O gün her insan, önceden gönderdiği hayır ve şer olarak ne varsa, hepsini amel defterinde yazılmış olarak bulur. Kiramen Kâtibin melekleri insanın yaptığı her şeyi eksiksiz yazarlar. Bu defter mahşer meydanında ait olduğu kimseye verilir. Bu kişi de amel defterine bir itirazda bulunamaz.

Tefsirciler şöyle der: Kâfir, yaratılmamış ve mükellef tutulmamış olmayı isteyerek : “Keşke(dünyada domuz suretinde veya bir başka hayvan suretinde yaşayıp ) toprak olsaydım da, ne hesaba çekilseydim, ne de azab edilseydim.” derler.

Bu şöyle olacaktır. Allah kıyamet günü bütün hayvan­ları haşr eder ve kısas yapar. Boynuzsuz hayvanın hakkım boynuz­ludan alır. Bundan sonra hayvanlar Allah’ın emri ile toprak haline gelirler. Hayvanların toprak olduğunu gören kâfirler, hayvanlar gibi toprak olup cehennemde azap görmemeyi isterler. Ancak onların bu isteği yerine getirilmez Kendilerini bekleyen cehenneme girmekten kurtulamazlar.

S   O    N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

                                           Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surede Geçen Bazı Kelimelerin Açıklamaları

Mübarek: Hayır ve bereketi çok, her şeyden yüce ve varlığı ile ezelden sonsuza kadar var olan mahlûkatın sıfatlarından uzak demektir.

Zat: Varlığı demektir. Ezel: Başlangıcı olmayan demektir. Ebed: Sonu olmayan demektir.

Aziz: Kendisine isyan edenlerden intikam almada kuvvetli demektir. Her şeye gücü yeten çok güçlü çok kuvvetli demektir.

Aziz: Kendisine baş kaldıranlara her türlü cezayı vermeye gücü yeten.

Gafur: Tövbe edip kendisine yönelen (iyiye doğruya yani Allah’ın bütün emirlerini eskizsiz yapmaya çalışan) insanların tövbelerini bağışlayıp affeden demektir.

Gafur: Bağışlayıcı ve affedici demektir.

Latif: En ince en gizli işleri bütün inceliğiyle çok kolay bilen. İşlerin iç yüzünü bilen ve her şeyden haberi olan, yarattığı varlıkların halini bilen.

Lutf: Gayet incelikle, güzellikle hedefe ulaştırmak, kişinin dileğini vermek, yerine getirmek.

Habir: Gizli açık her şeyden haberdar olan, bilen.

Kadir: Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği gibi eksiksiz yapmaya gücü yeten. Hiç bir yardımcıya, vekile, vasıtaya ihtiyaç duymayan demektir.. Her ne dilerse kendi kudretiyle yapar, hiçbir iradesi hikmetsiz olmaz. “Ol” deyince hemen oluverir. İsterse zoraki yaptırır, İsterse insanın seçmesine bırakır. İsterse küçültür. İsterse büyültür. İsterse başka âlemler yaratır. Yarattığı alemlerde dilediği gibi tasarrufta bulunur. Ancak Allah’ın eşi ,benzeri ortağı, yoktur.Her türlü noksanlardan uzaktır(münezzehtir.)

Sırat: Yol

Müstakim: Kendisinde bir eğrilik ve sapma bulunmayan şey. Dümdüz. Düpedüz.

Dünya:“Dünya”, “Edna” kelimesinin müennesidir. En yakın demektir.

Tıbak: Bir biri üstünde. Tabakalı, kat kat. Bir birine uygun.(Tıbak; kelimesi mastar anlamında anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tıbak: Katlardan meydana belen şekilde yarattı, demektir.(Tıbak; kelimesi “Tabaka” kelimesinin “çoğulu olarak anlaşıldığında bu manalar çıkar).

Tefavut: Uygunsuzluk. Perişanlık. Başkalık. Nizamsızlık. Münasebetsizlik.

Futur: Çatlak yarık.( Fetera: Yardı filinden türemiştir).

Şihab:Ateş parçaları

Hasir: Yorgun. Perişan, umusuz, bitkin .(Husur; kelimesinden üretilmiştir.)

Şehika:Eşek anırtısına gibi çirkin ,korkunç bir ses.Korkunç uğultu.Kafirlerin cehenneme atıldıklarında ;Cehennem’in çıkardığı ses.

Şehik: Eşeğin çıkardığı seslerin en çirkini. Bu benzeme ile Allah, şiddetli kaynaması ve korkunçluğundan dolayı Cehennemin sesini kas etmiştir.

Temeyyezu:Parçalanıp birbirinden ayrılır.

Gayb: Görülmeyen ,beş duyu yardımıyla bilinemeyen.

Menakib:Kenarlar köşeler,Omuzlar demekir.(Menkib:Yan,omuz demektir.Bu kökten kişinin omzuna;Menkibir Recul denir.).

Zerae:Yaymak,çoğaltmak ve dağıtmak .

Yürsile:

Leccu:Israrla devam ettiren

Temur:Sarsılı,çalkalanır

Zülfe:Onlara yakın.

Esbaha:Sabahladı.Sabaha kadar.Kadar.Olursa.Oldu.Giderse.

Gavr: Yere batan.Yerin dibine geçip kaybolmak.Suyun çekilip kurumasıdır.

Nezir:Korkutucu,Gocundurucu(sakındırıcı  yani kötülükten sakındırıcı ,korkutucu peygamber).

Nuşur: Dönüş.

Ma’in:Gözün göreceği şekilde açık olmak,demektir.Akıp giden suya;Ma’in denir.

Rüccum;Recim kelimesinin çoğuludur.Kendisiyle atılan şey demektir.Şeytanlara yıldızların kendileri değil ışıkları atılır.

Zeluul: “Zill” mastarındandır. Mübalağa ifade eden bir kelimedir. Kolaylıkla, yumuşaklıkla uygunluk yani uysallık demektir. Bir şey zeluul olmakla birlikte şerefli olabilir. Bu özellik genellikle hayvanların bir vasfıdır. Çünkü insanlara yumuşaklıkla itaat ederler. Ancak hayvanlar zelil değildir. Çünkü bir şeye veya bir canlıya zeluul demek o canlıyı; horlamak ve hakaret etmek demek değildir.

Zelil: Hor ve hakir olmak demektir.

Sema: Yüksek demektir. İnsana üstün olan her şey semadır.

 

 Mülk Suresinin Tefsiri.

 

Surenin Tanıtımı

Mekke’de inmiştir, otuz (30) ayettir.ur Suresinden sonra inmiştir.Surenin bir defada inmiş olma ihtimali çok kuvvetlidir.İnis sırasına göre 77ci suredir.Kuranın Mushaflardaki sıralamasında ise 67cci suredir.Ayettlerin anlattığı konular birbirine son dere bağlıdır. Allah’ın büyüklüğünü, öldürme ve diriltmeye gücü yetiğini anlatır. Kâinatı Yaratan Allah’ın bir olduğuna çeşitli deliller getirterek ispat eder. Öldükten sonra dirilmeyi ve mahşer meydanındaki hesap görmeyi inkâr edenlerin karşılaşacağı sonu anlatır.

Mülk Suresinin ilk ayeti ;mülk ve saltanatın Allah’ın elinde olduğunu anlatır.Kainattaki bütün varlıkların Allah’ın emrinde olduğunu anlatır.Her şey Allah’ın gücü ve kudreti karşısında boyun eğdiğini anlatır. Her şeyin Allah’tan yardım istediğini anlatır. Allah yarattığı bütün varlıklar hakkında her türlü tasarrufta bulunur. Buna hiç kimse engel olamaz. O istediği şeyi istediği gibi yapar.

Daha sonra Allah’ın yedi gök yarattığı ve dünya göğünü yıldızlarla süslediği anlatılır. Bunları yapmanın Allah’ın kudretinin en açık delilleri olduğu anlatılır.

Bunlar anlatıldıktan sonra cehennemliklerin durumları açıklanır. Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve öfkesinden dolayı parçalanacakmış gibi olan Cehennemi suçluların gördüklerinde davranışları ve sözleri anlatılır. Cennetliklerin durumları da anlatılır.

Sure Allah’ın sonsuz kudretini açıklayarak sona erer.

Ayet Mealleri

Bismillâhirrahmânirralıîm

1ci Ayet: Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.

2ci Ayet: Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.

3cü Ayet:  Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?

4cü Ayet: Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.

5ci Ayet:  Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

6cı Ayet:  Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

13cü Ayet: Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.

14cü Ayet: Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).

15ci Ayet:  O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yerin) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.

16cı Ayet:  Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).

17ci Ayet:  Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu.

18ci Ayet: Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?!

19cuAyet:  Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.

20ci Ayet: O kim ki ,o size asker olup ,sizi  Rahman’ın(  Allah’ın)azabından , kurtaracak ? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.

21ci Ayet: Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.

22ci Ayet: Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?

23cü Ayet:  De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

24cü Ayet: De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

25ci Ayet:  Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.

26cı Ayet:  De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.

27ci Ayet:  Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.

28ci Ayet:  De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kafirleri elem verici azaptan kim kurtarır?

29cu Ayet: De ki: O Allah; çok esirgeyicidir(Rahmandır); biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir?

 

Âyetlerin Tefsiri

1ci Ayet: “Mülk(hükümranlık) elinde olan Allah, yüceler yücesidir(mübarektir) ve O’nun her şeye gücü yeter.”.

Allah yüceler yücesidir. Yaratığı varlıklara her türlü iyilikten bol bol verendir. Hayır ve bereketinin sınırı yoktur.Bu hayır ve bereket Allah’ın kendisine aittir.Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’ın dır.Allah’ın kudreti sonsuzdur. Göklerde ve yerde istediği gibi davranır. Allah bir işi yapmak istediğinde onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.

İbn Abbas şöy­le der: Mülk O’nun elindedir. Dilediğini şerefli, dilediğini rezil eder. Yaşatır ve öldürür. Zengin eder, fakir eder, verir, vermez. Onun her şeye gücü yeter. O, tam kudret sahibidir. Bütün işlerde, tartışmasız tam bir tasarrufa sahiptir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylediklerini şöyle özetleyebiliriz: Mülk Allah’ındır.

Allah ezeli ve ebedi sıfatlarıyla her şeyden üstündür. O sonsuz hayır ve bereketiyle gizli ve açık her şeyden üstündür. Allah’ın kullarına lütuf ve bereketti akıllara sığmayacak ölçüde büyüktür.

Yerde ve gökte bütün kâinata, dünyada ve ahirette her türlü tasarruf Allah’ın elindedir. Allah dilediği gibi var eder, dilediği gibi yok eder. Dilediği gibi yönetir. Her türlü emirlerini yerine getirtir. Her türlü hükmünü hemen yerine getirir. İstediğine istediği gibi iyi davranır. İstediğini bazı şeyleri yapması için zorlar, cezalandırır, ikramda bulunur, Çeşitli nimetler verir. Bu işleri yapmaya Allah’ın kudreti yeter. Bu işler Allah’ın emir ve iradesi, hüküm ve kudretiyledir. Bu işleri Allah yerine getirmek istediğinde bir defa “Ol” demesi yeter. O şey hemen oluverir.

Allah dilediği kullarını zenginliğe kavuşturur. Devlet yönetiminde güç verir. Ancak saltanat ve zenginlik verdiklerine de bu zenginlik ve saltanatı sonsuz vermez. Bir süre sonra onların saltanatı ve zenginliği yok olur. Mülk ve saltanatı sonsuz olan sadece Allah’tır. Hiç bir şekilde mülkünü bir başkasına sonsuz bir şekilde vermez. Hiç bir varlığı kendisine ortak yapmaz. Hiçbir şekilde şirkin, herhangi bir çeşidini kabul etmez ve çok yücedir.

Allah’ın dilediğini yapmaya gücü yeter. Kullarına yarattığı varlıklar üzerinde söz sahibi olma hakkını geçici ve sınırlı olarak verir. İstediği zaman da bu hakkı geri alır.Çünkü her şey üzerinde sonsuz mülk hakkı Allah’ındır.Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter yani kadirdir.Mülkünde istediği gibi davranır.Mülk O’nundur.Mülkünde istediğini istediği gibi her şeyi yapar.Allah mülkünde eksiksiz bir kudretle hakimdir.Hükmü her şeye sonsuz bir kudretle geçer.

Hiçbir şekilde bir yardımcıya, vekâlete, vekile, vasıtaya (alete) ihtiyacı yoktur.

İstediği her şeyi kendi güç ve kudretiyle yapar. Yaptığı her şeyin bir hikmeti vardır. Hikmeti olmayan hiçbir şey yapmaz. Allah’ın bir “Ol” demesi istediği şeylerin olması için yerlidir. O şeyler hemen eksiksiz olur.

Allah isterse zorla yaptırır. İsterse yapıp yapmamakta kullarını serbest bırakır. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar; dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka âlemler yaratır. Yaratığı âlemlerde de istediği gibi davranır. Allah’ın ortağı olmaz. Allah öyle yüksek, öyle yücelerden yücedir. Allah her türlü sonu olan her şeyden uzaktır. Allah her türlü acizlikten uzaktır.

       2ci Ayet: “Hanginizin daha güzel davranacağını imtihan için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, çok güçlü, çok bağışlayıcıdır.”.

        Allah dünya hayatını ve ölümü yaratmıştır. İstediğini yaşatır, istediğini öldürür. Allah, tektir, iradesini istediği gibi kullanır. Allah sonsuz ve sınırsız güce sahiptir.

Ölüm, kalplere daha çok korku ve ürperti verici olduğu için, Allah bu ayete önce ölümü söyledi. Doğum nasıl bu dünya hayatının başlangıcı ise ölüm de Kabir Hayatının başlangıcıdır. Ölüm den sonraki hayat düşüncesi insanı yararlı işler yapmaya sevk eder. Ölümden sonraki hayatı daha iyi şartlarda yaşamak için bu dünyada Allah’ın emirlerine uygun yaşama için elinden gelen gayreti göstermeye sevk eder. Ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

İslam Bilginlerine göre ölüm; hem beden olarak hem ruh olarak yok olma değildir. Dünya hayatından sonra yaşayacağımız kabir hayatına geçiş ve ahiret hayatına biraz daha yaklaşmadır.

Ölen kişi kabrinde  “Kabir Hayatı” adı verilen yeni bir hayat yaşadığı için, ölen kişinin, kabrinde işittiği, gördüğü ve hissettiği bildirilmiştir. Bu konuda peygamberimiz : “Sizden biri kabrine konup da eşi dostu kabrin başından evlerine döndüğünde, o onların ayak seslerini işitir” buyurmuştur. Peygamberimiz bir başka hadislerinde de: “Canım kudret elinde olan Al­lah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz. Ancak şu var ki, onlar cevap veremiyorlar”.buyurmuştur.

Ölüm, sadece ru­hun bedenle olan ilgisinin kesilmesi ve bu bedenden ayrılmasıdır. Allah hayatı ve ölümü insanları imtihan etmek; iyi iş yapanla kötü iş yapanı görmek için yarattı.

Yaratılışın bir hikmeti gereği insan şu dünya hayatından ahiret hayatına geçmeye korkar. Bu korkunun asıl sebebi ise bu ayette açıklanan ölümün bir ömür boyu başarmaya çalıştığımız imtihanın sonucunu bize yaşatmasıdır. Yani imtihanı kazandığımızı veya kaybettiğimizi kesin olarak bize bildirmesidir. Kaybetme durumunda karşılaşacağımız cezadan korkma duygusudur. İnsan başardığı bir imtihanın sonucundan hiçbir zaman korkmaz. Yaratılışı gereği elde ettiği başarının sonuçlarını, yararlarını görmek, tatmak, elde etmek ister.

Kurtubî şöyle der: Size imtihan edilen muamelesi yapmak için böyle yaptı. Yoksa Allah itaat edenle isyan edeni ezelden bilicidir. O, kendisine isyan edenlerden inti­kam alacak üstünlüğe sahiptir, tövbe edip O’na dönenlerin günahlarını da çok bağışlayandır.

3cü Ayet:  “Birbiri ile uyumlu yedi göğü(semayı) yaratan O’dur. Rahman(çok merhametli) olan Allah’ın yaratmasında hiçbir uy­gunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir bir bak, bir bo­zukluk görebiliyor musun?”.

Allah, gökleri, birbiri üstünde, yedi kat olarak yaratmıştır. Her gök, diğerinin kubbesi gibidir. Bu yedi kat göğün anlamını kesin olarak ifade etmek imkânsızdır. Günümüzdeki gök bilimlerinden elde edilen bilgilerden de yararlanarak “yedi kat gök” şöyledir diye kesin bir bilgi veremeyiz. Çünkü bu bilgileri elde etme yolları degişikir. Bilgi elde etmek için başlangıç kabul edilen şeyler değişikçe sonuçlar da değişir. Bizler için uygun olan Allah’ın yedi gök yaratığı ve bu yedi göğün birbirinden ayrı tabakalar halinde olduğunu kabul ederiz.

       Allah’ın eşsiz yaratmasında herhangi bir eksiklik, bozukluk, çatışma ve uyumsuzluk göremezsin. Göklerin yaratılışları son der­ece sağlamdır. Allah, kâinatın ve içindeki varlıkların yaratılışındaki kusursuzluk ve gücü göstermek, yaratma konusunda üstünlüğüne dikkat çekmek için ” Rahman’ın yaratmasında” diye buyurdu. Göklere istediğimiz kadar bakalım. Göklerin yaratılmasında bir eksiklik, noksanlık, kusur bulamayız. Çünkü onları yaratan sonsuz güç, kudret, ilim ve her konuda sonsuz üstünlük sahibidir. Göğe bakması istenen insanlar bir asırda yaşayan insan toplulukları değildir. Bu insanlar kıyamete kadar dünya üzerinde yaşayacak olan insan topluluklarıdır. Hitap bütün insanlığadır.

Bazı din bilginlerine göre yedi sayısının söylenmesi o zamanın insanının göğü yedi kat olarak bilmesindendir. Bu ayete insanlara anlatılmak istenen göklerin yedi kat olduğuna inanmaları değildir. Bu yedi kat göğü eksiksiz ve kusursuz yaratan bir ve tek olan Allah’ın varlığına inanmalarıdır.

Gökler hakkında din bilginlerinin görüşleri kısaca şöyledir:

“Yedi Gök”; Güneş sisteminde bulunan dünya ve yedi gezegendir.

“Yedi Gök”; Allah’ın yarattığı göklerin sayısı yedi tanedir. İnsanoğlunun teknik gücü ile sonunu bulamadığı uçsuz bucaksız diye kabul etiğimiz, yıldızlarla dolu olan gök, dünyaya en yakın olan gök birinci göktür. Biz bu göğe uzay adını veriyoruz.

Bu birinci göğün ötesinde daha altı gök vardır ki bunu geçeğini ancak Allah bilir.

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır’ın söyledikleri kısaca şöyle özetlenebilir.

[ Yedi Gök Konusunda Talak Suresi On ikinci ayetinde şu bilgiler vardır.

Sema:Yüksek demektir. Yer üzerinde duran kimselerin baş tarafını kuşatan yüksek âlemlerin ismidir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı “gök” kelimesidir.

“Yedi Gök” tabiri, yedi göğün varlığını Kesin olarak belirtir. Ancak bu göklerin de ötesinde başka göklerin yok olduğunu kesin olarak göstermez. Kısacası fazlalığı ortadan kaldırmaz. Kuran ve Peygamberimizin hadislerinde de , “Yedi Göğün” daha ötesinin de bulunduğuna işaret eden bilgiler vardır.

Ayetel Kürsü; Kürsü’nün göklerden ve yerden daha geniş olduğunu gösterir. Yine Peygamberimizin bazı hadislerinde; Kürsü’nün de Arş’ın içinde, çöldeki bir halka yüksük gibi olduğunu ifade edilmektedir. Gökler o kadar geniştir. “Yedi Gök”  tabiriyle, bütün Göklerin toplamı kastedildiği kabul edilirse, Dünyaya ışığı yetişebilen bütün yıldızların bulunduğu gökler, Dünya Göğü denilen Gök’ün bir parçası olurlar.

Dünya Göğünün Yıldızlarla Süslenmesi İse, Saffat Suresinin altıncı ayetinde: Şöyle ki:”Biz dünya göğünü en yakın göğü bir ziynet(süs)ile donattık.”Yıldızlarla” ifadesinden de, “dünya”, ”en yakın”  anlamına gelir. Bu ifadeden anlaşılan ise; bütün yıldızlar dünyaya en yakın gökte bulunuyorlar demektir.Bu anlatılanlara göre “en yakın gök”,yer kürenin etrafında sadece aynı yörünge sahasında ibaret değildir.Yine yalnız güneş sistemi alemi de değildir.Kısaca genel olarak yıldızların bulunduğu en ,boy ve yükseklikten oluşan sahadır.Yani üç boyut sahasıdır. Bu üç boyutlu sahada süsleme ise yıldızları cisimleriyle değildir. Bu sahanın süslemesi yıldızların ışıklarıyladır. Bu ışıkların dünyadan görünen ışıklarının kırılmasıyla oluşan şekilleriyledir. Yıldızların ışıklarının bu şekilli görülüş sahasına sırf bu görünüşlerinden dolayı da ,”Göğün Süslenmesi” adının verilmesi ihtimali de varsa da, ayetin açıkladığı anlamda anlaşılan dünya göğünün yıldızlarla dolu olduğudur. Süslü olduğudur.Dünya göğünden başka göklerin özellikleri ise daha başkadır.Dünya göğüne hiç benzemez.].İşin geçeğini sonsuz ilim sahibi olan Allah(c.c.)bilir.

Şunu da unutmamak gerekir ki yıldızların ışığı olmasa bizler çıplak gözle onların arlığını göremeyiz.

4cü Ayet: “Sonra gözünü bir defa daha çevir. Göz, hayret ve şaşkınlık içinde, yorgun ve hakir olarak sana dönecektir.”.

Allah insanlara bakar bakmaz baktığı şeyleri anlama gücü vermiştir. İnsanın kalbi kâinattaki yaratılmış şeylere bakar bakmaz onların yaratılışındaki akılla durgunluk veren inceliği anlar. Bunun içindir ki Allah insanlara göğe tekrar tekrar bakmasını istemiştir. Bu eksiksiz ve noksansız göğe ibret gözüyle defalarca bakmasını söylemiştir. Bu bakışlar sonunda insanın gözünün,  aradığı eksiklik ve noksanlığı bulamayacaktır. Son derece yorgun ve bitkin bir halde, boynu bükük ve ze­lil olarak sonra başını gökten çevirip, kendine dönecektir. Gözün kendine dönmesi; kendi yaratılışı ve gücünü düşünmeye başlaması demektir. Kendi zayıflığını düşünmesi demektir. Kendisini yaratan Allah’ın kudretini anlaması demektir. Kendi yaratılışını düşünüp kibir ve gururdan uzaklaşıp kulluğunun gereklerini yapmaya başlaması demekir.

Fahreddin Râzî şöyle der: Yani, sen tekrar tekrar bak­san, gözün, bulmak İstediğin bozukluk ve kusuru bulamaz. Aksine, yorgun ve bitkin olarak, istediğini görmeden, uzaklaştırılmış olarak zelil bir halde döner.

Kurtubî şöyle der: Gözünü göğe çevir ve tekrar tekrar bak. Gözün sana zelil ve kusur ve bozukluk görmekten uzak bir halde döner.

Yüce Allah’ın tekrar tekrar bakmayı emretmesinden maksat şudur: İnsan bir şeye bir kere baktığında, tekrar bakmadıkça, onun kusurunu göremez. Hepimizin bildiği gibi görmek ayrıdır. Bakmak ayrıdır. Bizler gözümüzü çevirdiğimiz her tarafa bakarız Ancak baktığımız taraftaki bazı incelikleri kusurları ve güzellikleri göremeyiz. Bunun için o tarafa daha dikkatli bakmamız gerekir. Ayetteki  “iki kere” bak denmesinden maksat çokluktur.  “Gözün sana yorgun ve zelil olarak döner” mealindeki ayet bu iki kere bakmaya delildir. Bu, çok bakmanın delilidir.

5ci Ayet:  “Yemin olsun ki, biz dünya göğünü yıldızlarla süsledik. Onları şeytanlara atılacak ateş parçaları yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.”.

Allah bu ayetin başlangıcında yemin ederek dünya göğünün yıldızlarla süslendiğini bildiriyor. Ayetin başındaki yemin lamıdır,  kesinlik ifade eder.  Bu, yıldızlarla süslenen gök; göklerin, yeryüzüne en yakını olan birinci göktür.

Tefsirciler şöyle der: Yıldızlar, geceleyin kandil gibi ışık saçtıkları için, onlara “kandiller” manasına gelen “mesâ-bîh” denildi. Onlarla başka bir fayda daha sağladık ki, o da, kulak hırsızlığı yapan düşmanlarınız şeytanlar için taş olmaktır.

Katâde şöyle der: Yüce Allah, yıldızları : Göğün süsü, şey­tanlar için taşlar ve karada ve denizde kendileriyle yol bulunması için  yarattı.

Hâzin şöyle der: Eğer, “Yıldızlar gökyüzünün süsü ve şeytanlar için taş­lardır. Oysa ki, süs olmaları kalıcı olmalarını gerektirir. Taş olmaları yok olmalarını gerektirir. Bu iki durum nasıl birleştirilir?” denilirse şöyle ce­vap verilir: Bundan makat onlara, yıldızların kütleleri atılır demek değildir. Aksine, yıldızlardan bir şulenin ayrılıp o şeytanlara atılması caizdir. Ki bunlar da, “şihâb” denilen ve yıldızdan kopan ışıklı alevlerdir. Bu, yanmakta olan ateşten alınan bir kora benzer.

Saffat Suresinin onuncu ayeti mealen: “Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder”.buyurmaktadır. Bu ayete göre yıldızlar taş olarak atılmaz. Taşlama ancak, yıldızdan kopan alevlerle( ışıklarla, kıvılcımlarla) olur. O şeytanları dünyada alevlerle yaktıktan sonra, âhirette de onlar için alevli bir azap hazırlamıştır

Şeytanlar sır çalmak için birinci sema’ya çıkınca taşlanırlar. Onlara atılan ateş parçaları, yıldızların kendileri değil, yıldızlardan kopan ışıklardır, ışınlardır. Yıldızların yerinde bir değişiklik olmaz.

Cinleri kovmak için atılan kıvılcımları, meteor taşlarının dünya atmosferine sürtünmesi ile ortaya çıkan ışıklar olarak değerlendirmek uygun değildir. Şeytanlara ve cinlere atılan kıvılcımlar manevi âleme yaklaştıklarında onlara karşı atılan manevi ışıklardır. İnsan duyularının kavrayamayacağı konularda akli şeylerle hüküm vermek doğru değildir.Buna “Gayb Alemi” denir ki bu alem insan duyularıyla kavranamaz.

Bu konuda Kuran ayetleri ve sağlam hadisler vardır. Bu konunun akli delillerle inkârı mümkün değildir. Cinler ve şeytanlar göklerden haber çalamazlar. Bu ayetlerle ve hadislerle kesin olarak belirtilmiştir. Şeytanların ve cinlerin atılan ışıklarla kovulduğunu belirtilmesinin asıl gayesi; H.z.Muhammed’e vahiy edilen Kuran’ın cin telkini değil, meleklerin getirdiği vahiy olduğunu belirtmektir.

Cinler Allah’ın sözlerini alamazlar. Kendilerine atılan ışıklarla kovulurlar. Kuranı getiren meleklerin nurları cinleri yakar. Bu ayetleri H.z.Muhammed’e getirenler meleklerdir. Bu konuyu anlatan ayetlerden anlatılmak istenen budur.

6cı Ayet:  “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası varılacak ne kötü (fena) yerdir.”.

Rablerini inkâr edenler için de cehennem azabı vardır. Bu azap, şeytanlara mahsus değil, aksine Allah’ı inkâr eden mesul varlıklar olan insanlar ve cinler içindir. Kâfirler için cehennem, dönüp varılacak yer olarak ne kötü bir yerdir. Çünkü cehennemde hak edenlere en ağır cezalar, yani yaptıklarına eşit cezalar verilir.

7ci Ayet: Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken solumasını (homurtusunu, çıkardığı uğultuyu) işitirler.

Odunun büyük ateşe atıldığı gibi, o kâfirler cehenneme atıldığında, cehennemin, şiddetli yanması ve fokurdamasından dolayı çıkardığı, eşek sesi gibi, çirkin ve korkunç sesini işitirler.

İbn Abbas şöyle der: Şehik, kâfirler cehenneme atıldığında cehennemin çıkardığı sestir. Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem onları gördüğünde öyle ses çıkarır. Sonra öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan hiç kimse kalmaz. Cehennem kızgınlık ve şiddetli alev sebebiyle, tencerenin kaynadığı gibi onları kaynatır.

Mücâhid şöyle der: Cehennem onları, az tanenin çok su içinde kaynadığı gibi kaynatır.

Allah’ın yaratığı bütün varlıklar ruh sahibidir. Kendi cinsleri içinde bir canlığa sahiptirler. Her yaratık kendi cinsi içinde Allah’ı bilir. Allah’a sonsuz bir boyun eğişle hamd ve tespih eder. Allah’a kullukta hata yapmayan varlıklar, insanın Allah’a olan isyanını görünce dehşete kapılırlar. Sonsuz derede öfkelenirler. Cehennem de , Allah’a şirk koşan cehennemlik insanları görünce dehşete kapılır, öfkelenir, kızıp köpürür korkunç sesler çıkarır.

8ci Ayet:  Neredeyse öfkesinden çatlayacak! Her defasında onun içine bir topluluk atılsa, cehennem bekçileri onlara, “Size, bir uyarıcı ( peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.

Cehennem tıpkı bir canavar gibi içine atılan suçlulara karşı duyduğu hınç ve kinden dolayı solur, kükrer, bağırır, köpürür, kaynar durur. Cehennem, Allah düşmanlarına karşı şiddetli kin ve Öfkesinden dolayı, nerdeyse ayrılıp parça parça olacaktır. Öfkesinden neredeyse patlayacak bir duruma gelir.

Ateşe atılan odun gibi, cehennemin yakacağı(yakıtı)olan suçlular da cehenneme atıldıkça onları zebaniler azarlar. Oraya atılan her kâfir topluluğuna, cehennem melekleri(zebaniler) onları azarlama ve kınama üslubuyla, “Bu korkunç günden sizi korkutup uyaracak bir peygamber size gelmedi mi?” diye sorarlar.

Tefsirciler öyle der: Bu soru, hasret üstüne hasret ve azap üstüne azap çekmeleri için, elemlerini artırmak gayesiyle sorulmuştur. Onları rezil etmek utandırmak için sorulmuştur. Bu soruyu soranlarda, soru sordukları kimselere karşı cehennem’in duyduğu kızgınlık ve öfkeyi duymaktadırlar.

Zebani: Cehennem bekçilerine verilen addır.

9cuAyet:  Onlar da derler (şöyle cevap verirler): Evet, hakikaten(doğrusu) bize, bir uyarıcı peygamber geldi;  ama biz onu yalanladık ve  “Allah’ın bir şey indirmemiştir; siz muhakkak ki siz çok büyük bir sapıklık içindesiniz!” dedik.

Bu cevap veriş utanç verici bir durumdur. En aşağı bir duruma düşüş yani zillet doludur. Şu dünyada akıllarını kullanmamalarının açıkça itirafıdır. Yine peygamberleri çeşitli bahane ve şekillerde inkâr ettiklerinin açıkça söylenmesidir. Kabulü ve itirafıdır.

Şöyle cevap verirler: “Evet, bize bir uyarıcı geldi. Allah’ın ayetlerini bize okudu. Fakat biz onu yalanlayıp peygamberliğini inkâr ettik. Daha çok yalanlamak ve inkâra de­vam etmek için, “Allah hiç kimseye vahiy diye bir şey indirmemiştir.” de­dik.

Râzî şöyle der: Bu, onların, Allah’ın adaletini itiraf etiklerini gösterir. Allah’ın peygamberler göndererek onların inkâr gerekçelerini de ortadan kaldırdığını açıkça söylediklerini gösterir. Fakat onlar, peygamberleri yalanlamışlar ve peygamberleri sapıklıkla suçlamışlar, Allah’ın insanları uyarmak için hiçbir şey göndermediğini söylemişlerdir.

10cu Ayet: Ve “muhakkak ki biz işitir veyahut akıl eder kimseler olsaydık, bu ağzın ateşe atılanların arasın­da bulunmazdık!” derler.

“Kâfirler işe yarar aklımız olsaydı veya hak ve hidayeti arayan, gösteren kişilere kulak verip onları dinleseydik, cehennemde ebedî kalmayı hak etmezdik.”derler.

Böylece dünya hayatında yapıkları kötülükleri kabul ederler ve cezalarını da kabullenmiş olurlar. Çılgın, köpürmüş, iyice yanmış alevlenmiş cehennemi hak ettiklerini dilleriyle söylerler.

11ci Ayet:  Böylece günahlarını itiraf ettiler. Öyleyse (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun çığlın ateş sahipleri(çılgın, alevli cehennem halkı).

Suçlarını ve peygamberleri yalan­ladıklarını itiraf ederler. Cehennem ehli, Allah’ın rahmetinden, cennetinden uzak ve he­lak olsun. Allah’ın isteği hüküm manasındadır. Cehennem ehli Allah’ın rahmetinden uzak olurlar. Bağışlanma ümitleri yoktur. Bunların üzerinde Allah’ın azabı kesinlikle eksiltilmez. Cehennemden kaçıp kurulma imkânları artık yoktur.

İbn Kesîr şöyle der: Pişmanlığın fayda vermediği bir yerde piş­man olarak, kendilerini kınamaya başladılar. Bu, dua cümlesidir. Yani Allah onları rahmetinden uzaklaştırsın ve helak etsin.

12ci Ayet:  Gerçekten, Rablerinden gayben (görmeden)  korkanlara için büyük bir ecir (sevap) ve bağışlama vardır.

Rablerini görmeden On­dan korkan ve Allah’ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınanlar var ya işte Allah katında onlara,  günahları için büyük bir bağışlama ve Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar bol sevap vardır.

Bu ayete söz konusu olan gayb için şu iki şey de düşünülebilir. Bunlardan birincisi; görmedikleri Rablerinden korkanlar olabilir. İkincisi; gözlerden uzak  yerlerde oldukları halde  Rablerinden korkmaları sebebiyle günah işlemeyenler olabilir.Bu ifadelerin her ikisi de önemlidir.Çünkü bu durumdaki kişiler temiz duygularla Allah’a bağlanmışlardır.Mükafatları da büyüktür.

13cü Ayet: “Ve sözünüzü ister gizleyin veyahut ister onu açığa vurun(fark etmez); çünkü O, sinelerde olanları bi­lir.”

Bu hitap, bütün yaratıklaradır. Yani, ey insan­lar! Sözünüzü ister gizleyin, ister açıkça söyleyin, onu gizleseniz de, açıkça söyleseniz de aynıdır. Allah bilir. Çünkü Allah, gizli olan duyguları ve niyetleri bilir. Kalplerden geçeni ve kalplerde ki vesveseleri bilir. İnsanı Allah yaratmıştır. Onun aklından geçirdiği veya kalbinde sakladığı bir duygu ve düşünceyi bilir. Bu duyguları açıkça söylese de bilir gizlese de bilir.

İbni Abbas şöyle der: Bu âyet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler, Peygamberimiz aleyhinde konuşup dil uzatıyorlardı. Cebrail (a.s.) de, söylediklerini Peygamberimize (s.a.v)’e haber veriyordu. Bunun üzerine birbirlerine dediler ki: Gizli konuşun ki, Muhammed’in ilâhı işitmesin. Bunun üzerine Yüce Allah, hiçbir şeyin kendi­sine gizli kalmayacağını ona bildirdi.

14cü Ayet: “Hiç yaratan bilmez mi? Ve o Larifdir ( en ince işleri görüp bilmektedir) ve habirdir (her şeyden haberdardır).”

Yaratan, yarattıklarını her türlü durumunu bilir. Kâinattaki her şeyi yaratan ve onları meydana getiren, yarattığının gizli ve açık tarafını kolaylıkla bilir.

Allah, kulların en gizli sırlarını bilir. Ne kadar gizli kapalı işleri varsa hepsini bilir. Her şeyden haberdardır, hiçbir şey Allah’ın ilminden uzak kalmaz. Onun ha­beri olmadan hiçbir zerre kımıldamaz. Hiçbir canlı ve cansız varlık ne hareket eder, ne de durur.

İnsan her zaman Allah’ın gözetimi alında olduğunu bilmeli ve ona göre harekelerini düzenlemelidir.

15ci Ayet:  “O, yeryüzünü size boyun eğer kılmıştır (boyun eğdirmiştir). O halde, onun( yeryüzünün) omuzlarında dolaşın ve Allah’ın rızkından yi­yin. Ve nihayet dönüş O’nadır.”.

Yeryüzünü insanlar için uysal ve geçim yollarını kolay yapmıştır. Yeryüzünün etrafında yürüyün. Allah yeryüzünü insana boyun eğdirmiştir. İnsan da yeryüzünde çalışıp kazanmalı geçimini sağlamalıdır. Yeryüzünün üzerindeki ve toprağın içindeki insanın faydalanacağı her şey insanların rızkıdır. Yine teknik gücü yeterse yıldızlardaki aydaki her türlü şey ve maden de insanların rızkıdır. İnsanlar rızıklarını gücünün yettiği ölçüde helal yollardan sağlamalıdır. Unumamalıdır ki bir gün yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir

Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir.

1-Onun omuzları içinde yürümektir. Bu da bizim bildiğimiz Yeryüzünün üzerinde bizim yürüyüşümüz dür. Yeryüzünün hudutları içinde yürümüş oluruz.

2-Bir at veya gemi sırtında gittiğimiz gibi, yeryüzünün sırtında olarak onun yürüyüşü ile vasıtanın üzerinde gitmektir.(Bir otobüs ,kamyon uçak at sırtında yol almak gibi.).Bu durumda ,Allah’ın emriyle önce bizzat yürüyen yeryüzüdür(dünyadır).Yeryüzünün yürüyüşüne bağlı olarak da onun üzerinde bir vasıta aracılığı ile yürüyen biz oluruz.Bu durumda yürüyüşümüz yeryüzünün sınırlarına doğru değil Semaya doğrudur.

Arzın Menakibi(Yeryüzünün Omuzları) ne demektir konusunda din bilginlerinin görüşleri şunlardır.

1-Yeryüzünün dağları, tepeleri demektir.

2-Yolları, açıklıkları, etrafı ve çevresi demektir.

3-Burada teşbih vardır(benzetme).Ondan istediğiniz gibi yararlanın demektir.

4-Yeryüzünün bütün her noktasında araştırma yapmak oralarına varıp bir faydalar elde etmeye çalışmaktır. Bunun için de her türlü ilimde ilerlemektir. Yani bu ayete Müslümanları her türlü ilimde ilerlemeye teşvik vardır.

“Yerin Omuzları” Konusunda Bazı Din Bilginlerinin Görüşleri İse Şöyledir:

İbn Ke­sîr şöyle der: Dünyanın etrafından, dilediğiniz yerde yolculuk yapın. Tica­ret ve kazanç için bölgelerinde ve etrafında dolaşın. Yüce Al­lah’ın size ihsan ettiği çeşitli kazanç ve rizıklardan yararlanın.

Alûsî şöyle der: Faydalanma şekilleri çoğu zaman “yeme” ile ifade edilir. Çünkü ye­mek, bunların en önemlisi ve en genelidir. Bu ayette, sebebe sarılmanın ve kazanmanın sevilen bir şey olduğuna delil vardır. Bu, tevekküle aykırı de­ğildir.

H.z. Ömer, bir topluluğun yanından geçerken, “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar: “Biz, tevekkül eden kişileriz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine H.z. Ömer :  “Aksine siz, tevekkül eder görünenlersiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Rabbine tevekkül eden adamdır” dedi. Ölümden ve yok olduktan sonra, hesap ve ceza için dönüş, sadece Allah’adır.

16cı Ayet:  “Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman o (yer, ) çalkalanıyor(sarsıldıkça sarsılıyor).”

Ey kâfirler topluluğu! Rabbiniz, yeryüzünü, etrafında yürüyebileceğiniz şekilde size boyun eğdir­dikten sonra, şimdi, O Yüce Rabbinizin sizi yere batırıp sizi karanlıklarda kaybetmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer, sizi şiddetli bir şekilde sarsar. Râzî şöyle der: Bundan maksat şudur: Yüce Allah onları yere batır­dığında, yeri deprenip sarsılacak şekilde hareket ettirir de yer onların üs­tünde kalır, onlar da yere batıp giderler. Yer onların üstünde sarsılıp hare­ket eder, neticede onları aşağıların aşağısına atar.

      Gökte Olan:Bu kelime ile kast edilen şey hakkında iki görüş vardır:

1 Gökte olan; meleklerdir. Âlemin idaresiyle görevli olan melekler.

2-Göklerde olan;  Allah’tır.

Ebu Müslime göre Araplar Allah’ın gökte olduklarına inandıkları için onlara böyle hitap edilmiştir. Yoksa Allah zaman ve mekan içinde bulunmaz Allah zamanı da mekanı da yaramıştır.Bu iki şeyin başlangıç ve sonu vardır.Allah ise ezeli ve ebedidir.

       Taberi’ye göre:”Gökte Olan” Allah dır.Ululuk ve yücelik Allah’a ait bir özelliktir.Bu ayet Allah’ın bulunduğu mekanı ve yerini açıklamak için değil tehdidini belirtmek için vahiy edilmiştir.

17ci Ayet: “Yahut gökte olanın üzerinize taş (yağdıran bir rüzgâr) göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse ileride (yakında) bileceksiniz tehdidimin nasıl olduğunu”.

Bu şekil bir hitapta inanmayan insanlara şid­detli bir tehdit ve korkutma vardır. Allah’ın, Lût kavmi ve Kâbe’yi yıkmaya gelen orduya yapığı hatırlatılıyor. Unutmayın bu şekilde azgınlığa devam ederseniz onlar gibi sizin başınıza da taş yağar. Bundan sizi koruyacak bir gücünüz yok demektir. İnsanların acizliği kısa hatırlatılıyor.

18ci Ayet: “Muhakkak (yemin olsun )ki onlardan öncekiler de yalanladılar.İnkar etmek nasıl imiş ?”

Nuh, Âd ve Semûd ,Lut kavimleri ile bunlara benzeyen geçmiş milletlerin kâfirleri de peygamberlerini yalanlamıştı. Onları üzerine Allah’ın azabının inişi ve onların cezalandırılması nasıl olduğunu unutma. Onlar son dere korkunç bir azapla yok oldular.

Bu şekil bir anlarım, H.z.Muhammed için bir teselli ve putperest Mekkeliler için bir tehdittir.

19cuAyet:  “Onlar üstlerinde kanatlarını açıp kapatıp uçan kuşları görmüyorlar mı? Muhakkak ki onları havada tutan ancak Rahman’dır( Rahman olan Allah’tır.) Şüphesiz O her şeyi görendir.”

Havada uçtukları ve süzüldükleri sırada kanatlarını açan,  kapatan,  üstünüzdeki kuşlara bir bakın. Kanatlar çoğunlukla açık ve sanki öylece sabitmiş gibi olduğu için, Yüce Allah bu durumu şeklinde isimle ifade etti.

İbn Cüzeyy şöyle der: Eğer, “niçin üslubuna uygun olarak demedi”  denilirse,  şöyle cevap verilir:  Uçuşta kanatlan açmak asıldır. Nitekim yüzmede de kol ve bacakları uzatmak asıldır.  Kanatlan açıp kaparken havada on­ları düşmekten koruyan, rahmeti bütün kâinatı kaplayan Allah’tan başka biri değildir.

Râzî şöyle der: Yani, kuşlar ağır ve iri cüsseli olmakla birlikte, hava boşluğunda kalabilmeleri Allah’ın tutması ve koruması sayesindedir. Menfaate uygun olarak kanatlarını nasıl açıp kapayacaklarını Allah’ın onlara ilham etmesi O’nun rahmetindendir.

Allah ilim ve hikmetiyle her şeyi nasıl yapacağını yaratacağını ve koruyacağını bilir. Allah sonsuz kudret ve kuvvet sahibidir. Bütün kemal sıfatlar Allah’ındır.

20ci Ayet: “O kim ki, o size asker olup, sizi Rahman’ın(  Allah’ın)azabından, kurtaracak? Muhakkak ki kâfirler bir ancak bir aldanış içindedirler.”

Allah’ın azabı kâfirlerin üzerine geldiğinde onları koruyacak hiçbir koruyucuları yoktur. Bunu açıkça bilip ve kabul etmeleri gerekir. Çünkü Allah her şeyden güçlüdür. Ey kâfirler kendinizi boş şeylerle kandırmayın. Aklınızı başınıza alın. İş işten geçmeden iman edin. Allah’ın azabı bir üzerinize geldi mi onu kimse durduramaz.

Allah’ın bu korkutmaları boş şeylere güvenenlerin zavallılıklarını ortaya komaktadır.. Kurtuluş yolunun sadece Allah’a iman dip güzel amal işlemekten geçtiğini anlatır.

İbn Abbas şöyle der: Size azap etmek istersem, sizi Benden kim korur? İlahların fayda ve zarar vereceğine inanmaları hususunda kâfirler, sadece büyük bir cehalet ve apaçık bir sapıklık içindedirler. Zira vehimleri hakikat zannet­tiler de putlara aldandılar.

    21ci Ayet: “Yahut Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve hak­tan kaçmada direnip durmaktadırlar.”

Allah insanlara rızık vermezse, bu rızkı insanlara verebilecek ikinci bir varlık yoktur. Allah yağmur yağdırmasa veya topraktan bitki yetiştirme ve büyükte özelliğini alsa, insanlar hiçbir şey yapamaz. Yine toprağın yumuşaklığını kaldırsa, toprak mermer gibi sert olsa insanlar bu duruma hiçbir şey yapamaz. Veyahut havadaki bitkilerin büyüme ve çoğalmalarıyla ilgili özelliğini kaldırsa, havaya bu özelliği hiçbir güç geri veremez. Çünkü bu saydığımız şeylerin olması veya olmaması için sade Allah’ın bir “Ol” emri yeter. O şey de hemen oluverir.

Bu iki ayetteki hitap kınama, tehdit ve aleyhle­rinde delil getirme üslubu ile kâfirleredir. Kâfirlere her şey açıkça söylendiği halde örneklerle anlatıldığı halde onlar yine azgınlığa devam etiler. Bir türlü akıllarını başlarına alıp imana gelmediler. İslam Dininden ve Allah’a imandan uzaklaştılar.

22ci Ayet: “Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi varıla­cak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yü­rüyen mi?”.

Başı eğik yolunu göremeyen, karanlıkta yürüyen kör deve gibi yalpalayan, her an tökezleyen ve yüz üstü düşen âmâya benzeyen kimse mi, daha doğru yol­dadır, yoksa dimdik yürüyen, yolunu gören ve açık bir yolda yürüdüğü için tökezlemeyen kimse mi?

Tefsirciler şöyle der: Bu, Allah’ın, mümin ve kâfirlerin arasındaki farkı belirtmek için verdiği bir örnektir. Şöyle ki kâfir, görmeden ve rehbersiz yürüyen köre benzer. Yolunu bulamaz. Yolunu şaşırır, sağ sola sapar. Bir şeye takılır sık sık yüz üstü düşer. Mümin ise, bütün uzuvları eksiksiz, her iki gözü sağlam,  yolda dosdoğru yürüyen sağlıklı bi­rine benzer. Bu durumuyla mümin, sağa sola sapmaz. Bir şeye takılıp sık sık yüz üstü düşmez. İşte kör ile bütün organları yerinde olan birinin yolda yürümesi mümin ile kafirin dünya hayatını yaşamalarına bir örnektir.

Âhirette de durumları böyle olur. Mümin, dosdoğru yol üzerinde düzgün bir şekilde yürüyerek kolayca mahşer yerine getirilir. Kâfirler ise, cehennemin en alt tabakalarına yüz üstü sürünerek toplanırlar.

Katâde şöyle der:  Kâfir, Allah’a karşı isyanlara dalmıştır. Dolayısı ile Yüce Allah kıyamet günü onu yüz üstü haşr edecektir. Mümin ise apaçık bir yol üzerindedir. Dolayısıyla Allah onu da, kıyamet günü dosdoğru bir yol üzerinde toplar.

İbn Abbas şöyle der: Bu, sapıklık yoluna girenle doğru yola giren için bir örnektir.

 

23cü Ayet:  “De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”

Burada peygamberimize hitap vardır.Peygamberimizin insanlara ve kafirlere bir insan olarak verdiği nimetleri hatırlatması istenir.Çünkü insanı insan yapan göz ,kulak ve kalptir.Bu üç organdan biri yeterince çalışmasa insanın vücudunda çeşitli arızalar ortaya çıkar.Kula duymasa ,göz görmese ne yapabiliriz.Şu andaki sahip olduğumuz şeylerin hiç birine sahip olmayız.Veya kalp yeterince çalışmasa yerimizden kıpırdayamayız.Kısacası bu organlar yardımı ile eksiksiz çalışan diğer organlarımız için Allah’a çok şükretmeliyiz Bu şükrümüzü de kulluk görevlerimizi eksiksiz yaparak yerine getirmeliyiz.Bu saydığımız veya sayamadığımız bizi her yönüyle kusursuz bir insan yapan özellikleri için Allah’a çok şükretmeliyiz.Bu şükrün de karşılığı ahrete ve kabir hayatında görürüz.

24cü Ayet: “De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur, ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”

İnsanlar Allah’ın rahmet ve merhameti ile çoğalmışlar ve yeryüzüne yayılmışlardır. Allah insanları yeryüzünün her köşesinde yaşayacak ve barınacak özelikte yaratmıştır. Yine oralarda insanların yaşamasına yardım edecek çeşitli yiyecekler yetişmesini sağlamıştır. Bölgelerin iklimine uygun hayvanlar yaramıştır. Böylece insanlar bölgelerindeki bu hayvanlardan kolaylıkla yararlanırlar.

Kâinatta hiçbir şey sonsuz değildir Muhakkak bir gün her şeyin sonu gelecektir. İşte o gün dünyanın her tarafına yayılmış insanları yine Allah sonsuz güç ve kudretiyle kolaylıkla mahşer meydanında toplayacak ve onlardan hesap soracaktır. Yaptıklarının karşılığı olarak onları cennet ve cehenneme koyacaktır.

25ci Ayet:  “Onlar: “Doğru sözlü iseniz, bu tehdit hani ne zaman?” derler.”

Kıyamet ve mahşer meydanında toplanmanın (haşrın ) olacağını bize söylüyorsunuz. Öyle ise haber verdiğiniz olaylar ne zaman olacak? Şeklindeki sorular ahiret gününden şüphe eden insanların ve inatla ahiret hayatını inkâr edenlerin sorusudur.

Çünkü kıyametin kopması ve mahşer meydanında toplanmanın belirli bir zamanda olması insanlar için ve diğer mahlûkat için önemli değildir. Bu günlerin zamanının bilinmesinin de insanlar ve mahlûkat açısından bir menfaati yoktur. İnsanların kıyametin kopmasını ve ahiret gününün zamanını bilmeleri önemli değildir. Önemli olan o güne inanıp Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Ancak kâfirler o günün gizlenmesindeki hikmeti anlayamadıkları için veya anlamak istemedikleri için, kendilerini ilgilendirmeyen bu konuyu öğrenmek isterler. Aslında kendilerini ilgilendiren; Allah’ın varlığına ve Kuran’ın bildirdiklerine iman edip kendilerini cehennem azabından korumaktır. Cennet nimetlerine kavuşmaktır. İnsanın görevi Allah’ın bize bildirmediği günlerin ve olayların ne zaman olacağını araştırmak değildir. Allah’a ve peygamberlerine, Kuranda istenen şekliyle iman edip bu imanın gerektirdiği gibi bir hayat yaşamaktır.

26cı Ayet:  “De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Bense sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

    Burada hitap peygamberimizedir. Peygamberimizden kıyamet gününün zamanı ve mahşer meydanında toplanılacak günün zamanı hakkında soru soranlara  “O günün ne zaman olacağını anacak Allah bilir. Bu bilgileri Allah’tan başkası bilmez” diye cevap vermesi isteniyor.

Kendisinin ise sadece, İnsanların; Allah’ın emrini yerine getirmeleri ve azabından korunma yollarını göstermek için gönderilmiş bir peygamber olduğunu söylemesi bildiriliyor.

27ci Ayet:  “Ama onu yakınlarında gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve (kendilerine) “İşte sizin kendisini davet etmekte olduğunuz şey budur!” denilir.?”

     Cehennem Azabını ve kıyametin korkunç olay­larını yakınlarında gördüklerinde, kafirlerin yüzlerinde, sıkıntı, üzüntü ve kederin mey­dana getirdiği korku izleri görünür. Kafirlerin yüzlerini, zelillik yani aşağılanmışlık ve acizlik sa­rar. İşe o zaman sizin ne zaman gelecek diye sorduğunuz ve varlığından şüpheye düştüğünüz Allah’ın sizlere hazırladığı ceza budur. Ve dünyada yaptığınız işlerin sonucunu şimdi görüyorsunuz denir. Onlarda dünya hayatında iken yapıklarının ve söylediklerinin karşısında şaşkınlık içinde sadece yüzlerini buruşturabilirler. Bundan başka bir şey ellerinden gelmez.

28ci Ayet:  “De ki:  “söyleyin bana eğer Allah beni ve beraberimdekileri helak etse veyahut bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarır?”

Kâfirler, H.z.Muhammed ile Müslümanların yok olmasını istiyorlardı. Bundan dolayı Al­lah, Peygamberine, Müşriklere karşı : “Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar ölsek, bizim bu ölümümüz size bir fayda vermez. Yine Allah’ın emriyle ben ve bana iman eden Müslümanlar yaşasa da bizim yaşamamız size bir fayda vermez. Siz kendinizi düşünün. Nankörlüğünüzün sonucunda başınıza gelecekleri düşünün. Allah’ın azabı kâfirlerin üzerinize indiğinde kâfirleri, Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Unutmayın ki kâfirleri Allah’ın azabında kurtaracak olan sadece Allah’ın birliğine inanıp onun Peygamberinin gösterdiği yolda bir hayat yaşamaktır. Putlarınız sizi Allah’ın azabından koruyamaz. Putlarınızın sizi koruyacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”şeklinde anlamları içine alan bir cevap vermesini istedi.

Allah, onların yaptıklarının çirkin olduğunu göstermek için “sizi kim koruyacak?” şeklindeki bir anlatın yerine “Kâfirleri kim koruyacak?” şeklinde bir anlatını seçti. Bu seçişte büyük bir üstünlük vardır. Bu  şekilde bir hitap ile bir yandan onları korkuturken bir yandan da içinde bulundukları sapık inancı düzelmeleri için onlara zaman vermiş oluyor.

Eğer doğrudan doğruya onları kafirlikle itham eseydi ,bu ithama uğrayan kişiler bilgisizliklerinden dolayı yanlışlıklarında ısrar ederlerdi.Belki de bu tehdit ve suçlama karşısında günahlarıyla böbürlenirlerdi.Böylece Allah bu hitabıyla küfürde olan kişileri üstün bir anlatımla imana ve düşünmeye ,yanlıştan dönmeye gerçek olan bir olan Allah’a ve onun peygamberine imana çağırıyor.Bu ise sonsuz bir ilim sahibi Allah’ın yapacağı davet şeklidir.Düşünerek ,kendi aczini ve yanlışını bularak ,doğruya gelme becerisini insana kazandırmadır.

29cu Ayet: “De ki: O Allah; Rahmandır (çok esirgeyicidir) ;biz O’na iman ettik. Ona tevekkül ettik( O’na güvenip dayandık). Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz!”

Bu ayette Allah, Rahman sıfatını söyledi. Böylece Allah’ın H.z.Muhammed’e ve ona uyan Müslümanlara büyük ve sonsuz bir rahmeti olduğuna işarettir. Kâfirlerin büyük bir istekle bekledikleri gibi Peygamberini ve Müslümanları helak etmeyeceğinin en güzel işaretidir.

Yine burada H.z.Muhammed ,kendilerini Rahmet sahibi Allah’a bağlayan şeyin sade  “iman “bağı olduğunu açıklaması isteniyor.Yine Allah’a tevekkül ettiklerini de açıklamaları isteniyor.

Daha sonra sapıkların kimler olduğunu bilineceği de söylenerek yaptıkları yanlışlıklar kesin olarak ortaya konuyor. Kendilerini Allah’ın azabından korumaları söyleniyor.Yolları da gösteriliyor.

30cuAyet:  De ki: Sabaha kadar suyunuz yere batsa(çekilecek olsa), söyleyin baka­lım, size kim bir akarsu getirebilir

Bu ayette de yine H.z.Muhammed’e hitap vardır. Onun insanları içtikleri suyun sabaha kadar çekilmesi durumunda yapakları bir şey olmadığını düşündürür. Yine yerden Allah’ın izniyle kaynayan bir suyun kendileri için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Suyun yerin dibine batması ve yeryüzüne fışkırıp, kaynayarak insanların hizmetine girmesi bütün insanlığın ve Mekke müşriklerini hayatlarının en önemli olayıdır.Buna iyi dikkat etmek gerekir.İnsanların ve mahlûkatın içtiği emiz suları yeryüzünün her yerinde yaratıp, toprak üzerine çıkarak sadece Allah’tır. Allah sonsuz güç kudret ilim sahibidir. Onun Zati ve Subuti sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır. Kâinattı çepeçevre kuşatmış ve kaplamıştır. Allah’ın bir “Ol” demesi her şeyin olması için yerlidir.

Bunu insanoğlunun düşünüp görüp bir ve gerçek olan Allah’a iman edip Kuran’ın gölerdiği yolda bir hayat yaşaması gerekir. Her türlü şirkten uzak olması gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

İman Esasları

İslam Dininin Şartları

Türkçe anlamı: “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.”

: “ Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım.”

Euzü’nün (Sığınırım’ın) =İstiazenin Tefsiri:

a-  İnatçı ve kibirli olan şeytanın din ve dünya işleriyle ilgili konularda bana zarar vermesinden veya yapmam emir olunan şeylerden beni alıkoymasından Allah!a sığınır ve onun yardımıyla korunurum.  Racim: Kovulmuş.

b-Şeytanın arkadan çekiştirmesi ,yüze karşı alay etmesi ,vesvese vermesinden de yine her şeyi yaratan ,işiten ,bilen yüce Allah’a sığınırım.Çünkü onun insanlara zarar vermesini alemlerin rabbi olan Allah’tan başkası önleyemez.

Besmele

Surelerin başındaki besmeleler,başlı başına birer ayettir.Başında bulunduğu surelerin bir parçası değildir.Ayrıca surelerin başlangıç ve bitiş yerlerini belirtmek için vahiy edildiği de söylenmiştir.

Besmele ilk vahiy edilen ayettir. Besmeleden sonra Alak Suresinin ilk beş ayeti vahiy edilmiştir.İkinci vahiy edilen sure ise Müddesir suresidir.

Besmelenin anlamı:Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın ismi ile başlarım.

Besmelenin Tefsiri:Besmelenin ”B” si harfi cerdir.Müteallakı mahfuzdur (gizlidir)Okunduğu yere göre müteallakı değişir.Onun için  besmelenin manası çok geniş ve derindir.Kuran okurken okurum ve başlarım manasına gelmektedir.Yine okunduğu yere göre işlerim,içerim…gibi manalara gelmektedir( Müteallak:Bir işin yapılış sebebi,nedeni demektir.)

Allah ismi bütün varlıkların yaratanı olan  Rabbimiz’ in özel ismidir.

Rahman ve rahim kelimeleri “rahmet” kelimesinden türetilmiş iki sıfattır. Bunların her birinde diğerinde bulunmayan ayrı ayrı manalar vardır.Bu iki kelime Allah lafzının sıfatlarıdır.Mübalağa için söylenmiş isimlerdir.Fazlalık ve ihsan manalarına gelirler.

A-Rahman kelimesi : Rahmeti büyük manasındadır.bu rahmetin büyüklüğü onun sürekliliğini gerektirmez. Rahman sıfatı iki şekilde açıklanır.

1- Rahman ; dünyada Müslümanlara ve kafirlere ve bütün mahlukata ihsan eden , rızkını veren demektir.Ahirette ise sadece Müslümanlara ihsan eden ,nimetler veren Allah demektir.

2- Rahman ; Dünyada az ihsan eden nimetler veren Allah  demektir.Çünkü dünya nimetleri ne kadar çok olursa olsun ahirette ki nimetlere göre çok küçük bir parçadır. Ahiret nimetleri o kadar büyüktür ki dünya nimetleri onun yanında çok küçük bir parça kalır.

B-Rahim kelimesi:Rahmeti devamlı demektir.bu sıfat süreklilik ifade eder. Allah’ın rahim sıfatı sadece Müslümanları içine alır.Ahirette nimetlerini sadece müminlere veren manasınadır.Allah dünyada herkese nimet verdiği halde , kendisine inananlara ahirette özel muamele yapacaktır.Kuranda geçen “Rahman” ve  “Rahim” kelimeleri hep bu anlamda kullanılmıştır.

Bu Açıklamalara Göre Besmelenin Manaları:

1-Dünyada müminlere ve kafirlere ,ahirette yalnız Müslümanlara ihsan eden Allah’ın ismi ile okur ve yazarım.

2-Kullarına dünya ve ahirette rızklarını ihsan eden(veren),dünyada az veren Allah’ın ismi ile olur ve yazarım.

Demek ki her iş ve her hareket ve zamana göre besmelenin anlamı değişir ve değerlendirilir.

Besmele lafız itibariyle çok kısadır.Mana itibarıyla çok geniştir.Besmele her helal olan şeylerin anahtarıdır.Besmele ile başlanmayan bütün işler yarım ve eksiktir.

Besmelenin hükümleri:Besmele ile amel konusunda Müslümanlar üzerine beş hükmün geçerli olduğu söylenir.

1-Hayvan kesileceği zaman ,av hayvanına ateş edileceği zaman veya av köpeği av üzerine salınacağı zaman besmele çekmek farzdır.Bu sayılan şeyler yapılırken bile bile besmele söylenmezse  o hayvanın eti yenmez. Ancak unutularak söylenmezse bir şey olmaz.o hayvanın eti yenir.Bu hallerde besmele söylemek farz olsa bile Allah ismini söylemek fazdır.Bu hallerde en faziletli olan şey “Bismillahi Allahu Ekber” demektir.Kuran yazılırken her surenin başına besmele yazmak farzdır.Tövbe suresinin başına besmele yazılmaz.

2-  Besmelenin okunacağı yerlerin hükmü  konuda farklı görüşler de vardır Bunlar:

a-Besmelenin fatiha suresinin bir ayeti olduğu göz önüne alınarak Fatiha’dan önce okuması vaciptir.

b- Namazın dışında kuran okunurken Euzü  besmele okumak vaciptir .

c- Namaz dışında kuran okunurken Euzu Besmele çekmek sünnettir.

d- Her işin öncesinde besmele söylemek sünnettir.

e-Namaz kılarken Fatiha Suresinden önce Euzü Besmele okumak sünnettir.

3-Namazda fatiha ile sur arasında ,yürümek ve helal olan günlük işlerimiz yaparken besmele okumak mubahtır.(güzeldir).

4-Allah’ın yapılmasını haram saydığı şeyleri yaparken besmele okumak haramdır.Haram bir işi yaparken besmele çekmeyi helal sayan bir kimse kafir olur.Haram bir işi yaparken besmele  söylemenin helal olduğunu söylemeden ,besmele söylerse kafir olmaz.Ancak tövbe etmesi gerekir. Çalınan veya zorla alınan bir mal ödenirken besmele çekmek haramdır.Yaptığı bir suçu ve o suçu yaparken Allah’ın ismini küçümseyerek besmele çeken bir kimse kafir okur.Bir hırsız çaldığı bir havyanı boğazlasa ve bu boğazlanmış hayvanı sahibi bulsa bu hayvanın eti yenmez.

5-Tövbe suresinin başında besmele söylemek güzel değildir(Kerahettir)Ayetleri arasında besmele söylemek müstehaptır. (güzeldir.)

                 İmam Azam Ebu Hanife ve İmam Şafi’ye Göre Besmelenin Hükmü.

1-Ebu Hanife’nin ve bir gurup fıkıh bilginine göre besmele, Fatiha’dan ve diğer surelerden bir ayet degildir.Sadece Neml Suresinin 30cu ayetinde geçen besmele ayettir. Diğerleri sure başlarında sureleri bir birinden ayırmak için yazılmıştır.Onun için namazlarda sesli okunmaz.

2-İmam Şafi’nin ve bir gurup fıkıh bilginine göre ,besmele Fatiha ve diğer surelerin ilk ayetidir.Şafi mezhebinden olanlar besmele’yi namazda sesli okurlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1- Namaz

Namaz Abdestinin Farzları.

1-Yüzü bir defa yıkamak.

2-Kolları dirseklerle beraber yıkamak.

3-Başın dörtte birine bir defa mesh etmek

4-Ayakları topuklarla beraber yıkamak.

Gusül Abdestinin Farzları.

1-Ağzımızı boğazımıza kadar bir defa  su ile yıkamak

2-Burnumuzu bir defa genzimize kadar su ile yıkamak

3-Vücudumuzun dışını hiç kuru yer kalmayacak şekilde su ile yıkamak.

 (*** Ek Bilgi:Gusül abdestinde vücudumuzun dışı; su ile hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır.Hanefi mezhebine göre ; ağzın içi ile burnun içi vücudun dışından sayılır.***).

Teyemmüm Abdestinin Farzları:

1-Niyet etmek.

2-Ellerimizi temiz toprağa veya toprak c,insinden bir şeye vurup yüzümüzü bir defa mesh etmek.

3-Ellerimizi temiz toprağa veya toprak c,insinden bir şeye vurup kollarımızı bir defa mesh etmek.

 

                                         Mest Üzerine Mesh Etmek.

Yolcu olmayanlar için mest üzerine mesh etmenin süresi 24 saattir.Yolcu olanlar için bu süre 72 saattir.

Yolculukta Mesh Süresi Ne Zaman Başlar?

Bu süre mestleri ayağımıza giydiğimiz andan itibaren başlamaz.Abdestli olarak meshleri ayağımıza giydikten sonra ,abdestimiz bozulduğu andan  sonra başlar.Örnek:Sabah saat 8.00 da abdest alıp mestlerimizi ayağımıza giydikten sonra abdestimiz saat 10.00 da bozulsa .Bu belirtilen süreler saat 10.00 da başlar.

Sargı Üzerine Mesh:Herhangi bir sağrı üzerine mesh etmenin süresi yoktur.Yani rahatsızlık geçinceye kadar sağrını üzerine mesh edilir

Namazın Dışındaki Farzları

       1-Hadesten Taharet: Namaz Abdesti ve Gusül Abdesti almış olmak

2-Necasetten Taharet:Ütümüzün başımızın ve namaz kılacağımız yerin temiz olması.

3-Setri Avret:Kadınların el ,yüz ve ayakları hariç bütün yerlerinin örtülü olması.Erkeklerin göbek ve diz kapakları arasının örtülü olması.

4-İstikbali Kıble:Kıbleye yönelmek.

5-Vakit:Kılacağımız namazın vaktinin girmiş olması.

6-Niyet:Hangi namazı kılacaksak o namaza niyet etmek.

            Namazın İçindeki Farzları

        1-Başlama Tekbiri:Namaza “Allahü Ekber “diye başlamak.

        2-Kıyam:Namazda ayakta dik durmak.

        3-Kıraat:Namaz kılarken Fatiha Suresini okumak  ; Kuran’dan kısa bir sure veya bu sure uzunluğuna denk bir ayet okumak veyahut bu kısa sure uzunluğuna denk üç kısa ayet okumak

a-Hanefi mezhebine göre ; namaz kılarken Fatiha Suresini okumak vaciptir.Kuran’dan sure ve ayet okumak ise farzdır.

b- Diğer mezheplerde vacip kavramı yoktur.Bu bakımdan bu mezheplere göre; Fatiha Suresinin okuması Farzdır.Yine Kuran’dan ; ayet ve sure okumak farzdır.Farz olan kıraatin ölçüsü  bu mezheplere göre değişiklikler gösterir.

4- Rüku:Kıyamdan sonra ellerimizi dizlerimize koyarak baş ve sırtın düz olması.Kadınların ellerini baldırlarının ortasına koyarak vücutlarını hafifçe eğmesi.

5-Secde:Erkek ve kadınların namaz kılarken ; ayak uçlarının dizlerinin,ellerinin ,alın ve burunlarının yere koymasıdır.

Secde sırasında baş iki elimizin arasında olur. Erkeklerin belleri düz kolları ik yana açık olur. Kollarını yere koymazlar. Kadınların belleri büzüşük , kolları yanlarına yapışık başları elleri arasında  ve kolları yere değer halde olu.Secde yapılarak yerin sert olması yani secde yapılan yerin sertliğini alnımızda ve diğer organlarımızda hissetmemiz gerekir.

      6- Kadei Ahire:Namazdan çıkacağımız zaman Ettehiyyatü Duasını okumak ve bu duayı okuyacak kadar bir süre beklemektir.

            Namaz Abdestinin Sünnetleri

1-Elleri bileklere kadar üç kere yıkamak.

2-Abdeste başlarken: “Bismillahülazim velhamdülillas ala dinil İslam .” demek ve dişleri misvak veya  fırçalamak .

3-Ağza ve burna su vermek.

4-Parmakları hilallemek.(Parmakların hilallenmesi;ellerimizi yıkarken bir elin parmaklarını , diğer elin parmakları arasına geçirip ileri geri hareket ettirmektir.).

5-Yüzümüzü yıkarken niçin abdest alıyorsak o iş için abdeste niyet etmek.

6-Ağzı burnu ve kolları ve ayakları üçer defa yıkamak.

7-Başın her tarafını mesh etmek.

8-Tertibe uymak.Yani evvela yüzü ,sonra kolları yıkayıp başa mesh etmek ve daha sonra ayakları yıkamak.

9-Şahadet parmağı ile kulağın içini ve baş parmağı ile kulağın dışını mesh etmek.

10-Bir kimse önce ayağını veya kollarını yıkasa ,daha sonra da ,diğer abdest azalarını yıkasa Abdesti geçerlidir.Yalnız sünnete uymamış olur.

          Namaz Abdestinin Müstehabları

1- Parmakta bulunan yüzük geniş ise oynatmak,altına su geçmeyecek kadar dar ve oynatmakla altına su geçirmek mümkün ise oynatarak, değilse parmaktan yüzüğü çıkarıp altını yıkamak farzdır.

2-Abdest alırken kıbleye dönmek.

3-Yüksek bir yere oturarak abdest almak

4-İbrikle  abdest alıyorsak , ibriğin sapını üç kere yıkamak

5-Ne iş için abdest alıyorsak , o işin adını kendi duyabileceğimiz bir sesle söylemek.

6-Her azayı besmele veya Kelimei Şahadetle yıkamak.

7-Özrümüz yoksa , abdestimizi önceden alıp namaza hazır olmak.

8-Abdest alırken mecbur kalmazsak konuşmamak .

9-Oruçlu değilken ağzımızı çalkalarken ve burnumuza su çekerken aşırı davranmak ,yani mübalağa etmemek.

10-Ağza ve buruna sağ elimizle su vermek.

11- Sol elimizle sümkürerek.

12-Kulaklarımızı mesh ederken küçük parmaklarımızı kulaklarımıza sokmak.

13-El ve ayaklar  yıkanırken sağdan başlamak.Biliyorsak namaz abdesti dualarını okumak.

           Namaz Abdestinin Mekruhları

1-Özürsüz olarak abdest alırken konuşmak.

2-Sağ elle sümkürmek.

3- Abdest azalarını üçten az veya fazla yıkamak.

4-Özürsüz olarak başkasından yardım istemek .

5- Suyu yüzüne şiddetli vurmak.

6-Tertibe uymadan abdest almak.

           Namaz Abdestini Bozan Şeyler

1-Önden ve arkadan çıkan pislik ve arkamızdan çıkan yel.Her azadan çıkan kan ,irin ve sarı suyun çıktığı yerde durmayıp çevresine yayılması.

2-Ağız dolusu kusmak.Ancak boğazdan çıkan balgam abdesti bozmaz.

3-Yatıp uyumak. Veyahut dayanıp , dayandığı şey alındığı zaman düşecek kadar uyumak.

4-Sarhoş olmak.

5-Bayılmak.

6- Namaz kılarken yanımızdaki ada işitecek kar sesle gülmek.Cenaze namazı kılarken veya okuma secdesi(tilavet secdesi) yaparken yanımızdaki adam işitecek kadar bir sesle gülersek abdestimiz bozulmaz.

7- Bir  kimsenin bir yerinden kan ve irin veya sarı su çıksa d etrafa dalmadan bir bezle alsa , bu şeylerin çevreye yayılma ihtimali olduğundan , bu şeyler çevreye yayılmış hükmünde olanda Abdesti bozulur.

Namaz Abdestini ve Orucu Bozan Şeylerin Kısa Olarak Anlatımı.

1-Namaz Abdesti vücudumuzdan çıkan ; nefes , ter , tükürük , sümük hariç her şeyden bozulur.

2-Oruç vücudumuza giren ; nefes , tükürük ,genzimizi temizleyerek yuttuğumuz  burnumuzun kökündeki akıntı (sümük) hariç her şeyden bozulur.

3- Yenmesinin vücudumuza gıda olarak faydası olmayan şeyleri yutmakla orucumuz bozulur Bu bozulan orucun güne gün kazası gerekir Örnek:Bir oruç bozmuşsak ramazan ayı bitip bayram geçtikten sonra bir gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmak gerekmez.

Çünkü bu şeyleri yutsak bile kabuklarını midemiz eritip gıda haline getiremez.Bu yiyecekler bir süre sonra bağırsaklarımızdan atılır.Örnek:Kabuklu fındık,kabuklu ceviz,kabuklu badem ,ezilmemiş kabuklu susam , kabuğu kırılmamış meyve çekirdekleri gibi.Bunların yutulması ile orucumuz bozulur.Güne gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmayız.

           Namazın Vacipleri

1-Namaza  “Allahu Ekber” lafzıyla başlamak

2-Her namazın her rekatında Fatiha Suresini okumak.

3-Fatiha suresini her rekatta bir defa okumak.

4-Fatiha Suresini , farz olan kraattan önce okumak.

5- Farz namazların ilk iki rekatında ,diğer namazların her rekatında Fatiha suresinden sonra farz olan kraati okumak.

Dikkat: [Farz olan kıraat:Bir kısa sure veya bir uzun veyahut üç kısa ayet okumaktır.]

6-Üç veya dört rekatlı farz namazların birinci ve ikinci rekatlarında Fatiha Suresinden sonra , farz olan kıraati okumak.

7-Rükuda bir kere ; “Sübhane rabbiyel azim” diyecek kadar durmak.

8-Rükudan doğrulduğumuz zaman ;bir defa “Sübhanallah” diyecek kadar hareketsiz durmak. (Bu duruşa ;Koma’yı yerine getirmek de denir.).

9-Secdede üç defa “Sübhane rabbiyel ala” diyecek kadar durmak.

10-İki secde arasında ki dizler üzerine oturmayı yerine getirmek.

11-İki secde arasında doğrulduğumuz vakit ; dizlerimiz üzerinde oturduğumuz zaman bir defa “Subhanallah” diyecek kadar durmak. (Bu duruşa ; Celseyi yerine getirmek de denir.).

12-Birinci oturuşta  (Kadeyi ulada) Ettehiyyatü Duasını okuyacak kadar oturmak.

13-Birinci Oturuşta (Kadei Ula’da ) ve İkinci Oturuşta (Kadei Ahirede );Ettehiyyatü Duasını okumak.

14-İmam Ebu Yusuf’a ve İmam Muhammed’e göre namazdan kendi isteğimizle çıkmak.

15-Namazdan her iki tarafımıza selem vererek çıkmak.

16-Sabah ,akşam,yatsı namazlarının farzlarını kılarken ve Cuma , bayram ve teravih  namazlarını kılarken imamın sesinin cemaatin işitebileceği bir yükseklikte olması.

17-Öğlen ve ikindi namazlarının gizli okuyuşla kılınması.

18-Bayram namazlarını kılarken her kıtaatta “tekbiri zevadi” söylemek.

19-Namaz kılarken farzın tehiri (geciktirilmesi) , vacibin terki veya tehiri durumunda sehiv secdesi yapmak.

20-Vitir namazını kılarken Kunut Dualarını okumak için ; “Allahu  Ekber” diye tekbir almak.

21-Tekbir aldıktan sonra Kunut Dualarını okumak.

22-Namaz kılarken secde ayetini okuduktan sonra ; üç ayet miktarı okumak niyetinde isek,secde ayetini okuduktan sonra hemen secdei tilaveti ( Okuma Secdesini) yapmak.

Namazın Sünnetleri

1-Bütün namazların başlama tekbirini söylerken; erkeklerin  ellerini kıbleye karşı kulak memeleri hizasına ,kadınların ise omuzları hizasına kadar kaldırmaları.Tekbiri söylerken erkeklerin parmaklarını hafifçe açmaları, kadınların parlarını açmamaları.

2-Her namazın birinci rekatında kendi duyabileceğimiz bir sesle Sübhaneke Duasını okumak.

3-Fatiha Suresini okumadan önce yavaşça Euzü Besmele çekmek.

4-Kıyamda sağ eli sol el üzerine koyarak erkeklerin elerini göbek üzerinde ,kadınların göğüsleri üzerinde tutmaları.

5-Fatiha suresini okuduktan sonra yavaşça amin demek.

6-Namazın içinde rüku ve secde ederken ve secdeden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

7-Rükuda erkeklerin parmaklarını açarak dizlerini tutması ,kadınların parmakları açmadan ellerini baldırlarının ortasına koymaları.

8-Erkeklerin rükuda baş ve sırtlarını aynı hizada tutmaları.Kadınların başlarını ve sırtlarını biraz eğerek tutmaları .

9-Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel azim demek.

10- Rükudan kalkarken imam ise ;“Semiallahü limen hamide”, imama uyuyor ise “Rabbena lekel hamd” , yalnız namaz kılıyor ise  her ikisini de söylemek.

11-Secdede alnı ve burunu elleri arasında yere koymak.

12-Secdede elleri ve dizleri yere koymak.

13-Secdede ayak parmaklarını kıbleye doğru çevirmek.

14- Erkeklerin karınlarını oyluklardan çekip , kollarını hafifçe yana açıp yerden kaldırmaları.

15-Kadınların karınlarını oyluklarına yapıştırıp kollarını yanlarına yapıştırıp yere koymaları.

16-Secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel ala” demek

17-Sünneti gayri müekkede olan ; ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin birinci oturuşlarında(Kadei Ulalarında),Ettehiyyatü Duasından sonra ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik dualarını okumak.

18-Sünneti Gayri Müekkede olan ;ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin üçüncü rekatlarına kalkınca önce Sübhaneke Duasını ve Euzü Besmeleyi yavaşça okumak.

19-Her namazın Kadei Ahiresinde ,Ettehiyyatü Duasını okuduktan sonra (teşehhüdden) ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okumak.

(Salavat Duaları= Allahümme Salli ve Allahümme Barik Duaları.)

20-Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okuduktan sonra ;Rabbena Dualarını okumak.( Rabbena Duaları =Ed’iyei Mansure.)

21-İmamın : Tekbirleri ,Temsileri ve Selamı yüksek sesle söylemesi.

Tekbirleri =Allahü Ekber.

Temsi=Semialla hülümen hamideh.

Selam=Esselamü aleyküm verahmetullah.

22- Namazdan çıkarken önce sağa sonra selam vermek.

23- Her iki yanımıza selem verdikten sonra; “Allahümme entesselame ve minkesselam tebareke ya zülcelel velikram”demek.

Namazın Müstehabları

1-Müezzin ikamet ederken; “Hayye alesselah” dediği zaman cemaatin hemen durmayıp ayağa kalkması.

2-İmam mihraba giderken önünden geçtiği adamın ayağa kalkması.

3-Başlama tekbiri alırken elinin baş parmaklarını kulağın yumuşak yerine değdirmek.

4-Müezzin “Kadkametüssalat” dediği zaman namaza başlamak.

5-Kıyamda erkeklerin sağ ellerinin baş parmağı ile küçük parmaklarını halka edip sol elin bileğinden sıkı bir şekilde tutmak.Kadınların ise sağ ellerinin parmaklarını birbirine yapışık olduğu halde sol ellerinin üzerine koymak.

6-Cemaatle namaz kılarken imamın yüksek sesle söylediği tekbirleri kendi duyabileceğimiz bir sesle tekrarlamak.

7-Kıyamda secde edeceğimiz yere , Rükuda ayak uçlarına,Secde ederken buruna  bakmak.

8- Secde ederken yere önce dizleri,sonra elleri koymak.

9-Birinci ve ikinci oturuşlarda (Kadede) kucağa,Selam verirken omuz başlarına bakmak.

10-Sağ  tarafımıza selem verdikten sonra sol tarafımıza da selem vermek.(Namazdan çıkmak için sağ tarafımıza selem vermek gerekir.Bu selamı sol tarafımıza da vermek müstehebdır.Buna selamı tekrarlamak denir).

11-Esneme geldiği zaman ağzımızı açmak zorunda kalırsak , sağ elin içi veya dışı ile ağzı tutmak.

12-Mümkün olduğu kadar öksürmemeye çalışmak

13-İmkanımız ölçüsünce güzel elbise giyerek namaz kılmak.

Namazın Mekruhları

1-Namaz kılarken elbisemizi giymeksizin omzumuz üzerine almak.

2-Esnemek, gerinmek.

3-Sünnet veya müstehab olan şeyleri terk etmek Tenzihen Mekruhtur.

4-Özürsüz öksürmek.

5-Namazın içinde boynunu eğip iki tarafa bakmak.

6-Elbise ,ağız veyahut vücudu ile oynamak.

7-Kıraate mani  olmayacak derecede ağzında bir şey bulundurmak.

8-Yüzünü kıbleden çevirmek.

9-Devlet büyüklerinin önüne çıkılmayacak elbise ile namaz kılmak.

10-Elini böğrüne koymak.

11- Parmaklarını çıtlatmak.

12- İnsan yüzüne ve etrafı herhangi bir yapı malzemesi ile çevrilmemiş, mezara karşı namaz kılmak.( mezar= kabir)(Etrafı herhangi bir şeyle çevrilmemiş, örülmemiş   =Hailsiz).

13-Mum, kandil, gaz lambası ,soba ve içi kor dolu mangal hariç boşta yanan ateşe karşı namaz kılmak.

14-Namaza durulan yerin yukarısında, karşısında insan ve hayvan resimlerinin olması.

15-Vücudumuzun derisine yapıştırılmış veya çizilmiş veyahut giydiğimiz elbisenin üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunduğu halde namaz kılmak.

16-Bir veya iki kere bir yerimizi kaşımak.

17- Özürsüz bağdaş kurmak.

18-Oyluklarını yere koyup iki dizini dikerek ellerini iki tarafından yere koymak Tahrimen Mekruhtur.

19-Gözlerini yummak.

20-Sadece el parmaklarını birbirinden ayırmak.

21-Ön saflarda açık yer varken safın arkasında namaz kılmak.

22-Kadınla, aramızda bir engel  (sürte) olmadan bir hizada durup başka başka namaz kılmak.

(engel=sürte=hailsiz).

23-Büyük veya küçük tuvalet ihtiyacı varken o halde namaz kılmak . (kazayı hacet telaşı varken)

24-Secde yaparken bir ayağını yerden kaldırmak .

25—Secdeye varmak için alışkanlıkla pantolonunun paçalarını toplamak.

26-İmamdan önce rükuya gitmek.

27-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

28- İmamdan önce secdeye gitmek.

29-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

30-Sarık üzerine secde etmek.

31-Rükuya varırken veya rükudan kalkarken ellerini kaldırmak.

32-Secdeye inerken ellerini dizlerinden önce yere koymak.

33-Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce yerden kaldırmak.

34-Rüku ve secde tespihlerini üçten noksan yapmak.

35- Özür yok iken alnından  toprak veya ter silmek.

36-Secdede erkeklerin dirseklerini yere koymaları.

37- Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak Tahrimen Mekruhtur.

38-Namaz kılan bir kimseye selam verildiği zaman eliyle veya başıyla verilen selamı reddetmesi.(Bana selem verme anlamında).

39-Secde yapacağı yerdeki taşları namaz kılarken eliyle bir başka yere itmesi veya eliyle süpürmesi.

40-Bilerek bir sure veya ayeti atlamak.

41- İkinci rekatta birinci rekatta okuduğu sure veya ayetten daha uzun bir sure veya ayet okumak.

42-Sağa sola sallanmak.

43-İmama uyduktan sonra onunla beraber sure veya ayet okumak.

44-Kıyamda özür yok iken değnek veya duvara dayanmak.

45-Kollar ve ayaklar sıvalı namaz kılmak.

46-Namaz kılan kişinin ,namaz içinde okunan sure veya ayetleri veyahut tespihleri parmakla sayması.

(Tespih:Namaz içinde söylediğimiz ; “Subhane rabbiyel azim” , “Semialla hilimen hamideh” , “Rabbene lekel hamd” , “Subhane rabbiyel ala” demektir.Tekbir: “Allahu ekber” demektir.)

47-Sübhaneke ,Euzü-besmele ve anini yüksek sesle söylemek.

48-Kıyamda bir ayak üzerinde durmak.

49-İmamın ; cemaatin hepsinden bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

50-Cemaatin hepsinin ; imamdan bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

51-Kıraatini rükuya giderken bitirmek.

52-Özürsüz olarak imamın mihraptan bir başka yerde namaz kılarak cemaate imamlık yapması.

53-Rüku ve secde tespihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek

54-Tekbirleri söylememek.

55-Okuyacağı sure ve ayetleri okuması  gereken yerde okumamak.

56-Bütün vücudunu ; el ,yüz ve ayaklar dahil örten bir şey ile örtülerek namaz kılmak.

57-Çıplak başına sarık ve benzeri bir şey sarıp başının tepesini açık bırakmak.

58-Tükürmek.

59-İşitilmeyecek derecede üfürmek.İşitilecek derecede üfürürsek namazımız bozulur.

60-Bir şey koklamak.

Namazı Bozan Şeyler.

1-Bir eliyle bir kimseye vurmak.

2-Bilerek veya bilmeyerek düna kelamı söylemek(konuşmak).

3-Kendi işitecek kadar gülmek.

4-Dua etmek.

5-Ağrı ve sızıdan dolayı ah edip inlemek.

6-Ağrı ve sızıdan dolayı ağlamak.

7-Aksıran bir kimseye ; “Yerhamekallah”diyerek cevap vermek.

8-Biz zorunluluk olmadanve özürsüz olarak öksürmek ,boğazını temizlemek.

9-Sakız çiğnemek.

10-Bir namazı kılıp bitirmeden bir başka namazı kılmaya başlamak.

11-Bir rekatta üç defa saç veya sakal kaşımak.

12-Pislik veya pis bir şey üzerine secde etmek.

13-Her bir rekatta el kaldırarak bir yerini üç defa kaşımak.

14-Bir rekatta üç defa kıl koparmak

15-Secdede ayagının birini diğerinin üzerine koymak

16-Bir ayakla üç kere bir şeyi tepmek.

17-Salata haricinde yadiği şeylerden dişleri arasında kalmış bulunan nohut büyüklüğündeki bir şeyi namaz  sırasında yutmak.

18-Secdede iki ayagını yerden kaldırmak.

19-Selam kasdıyla bir eliyle bir kimse ile tokalaşmak.

20-İmamdan ileriye geçmek.Yani imama namaz kılam için uymuş bir kimseninökçesinin imamın ökçesinden ileride bulunmazı.

21-Bir rekattai iki saf kadar yürümek.

22-Elimizde olamadan üç tesbih miktarı(üç defa subhanallah diyecek kadar)avret yerimizin dörtte birinin açık olması namazı bozar (ifsad eder).Hemen o namazı yeniden kılamak gerekir.Bu açılma işi elimizde olmadan ortaya çıktığı için günaha girmiş sayılmayız. Fakat kendi istegimizle bu yerlerimizi açartsak o anda namazımız bozulur(fasid olur).Yeniden bu namazı kılmamız gerekir. Ve haram yerlerimizi açtığımız için günaha girmiş oluruz.

23-Bir imama uydukları halde aralarında bir sürte (hail) yani bir engel olamasızın veya aralarında bir adam sığacak kadar açık yer bulunmaksızın ; “Subhanallah” diyecek kadar bir kadınla aynı hizada bulunan erkegin namazı bozulur.Kadının namazı bozulmaz.

24-Erkek imam olur ve imamlığa niyet ederken ; “Bana uyan erkek ve kadınlara imamlığa “diye br niyette bulunmayan bir imama bir kadın gelir ve namaz kılmak için uyarsa hem imamın hem kadının namazı bozulur.

25-Özür yok iken gögsünü ve yüzünü kıbleden başka bir yöne çevirmek.

26-Namaz kılarken uyduğu imamı bırakıp bir başka kimseyi imam kbul edip ona uymak.

27-İmama uhduğu halde Kurandan kendine göre ayet ve sure okumak.

28-Selem vermek.

29- Bilerek verilen selamı almak.

30-Bir şey yemek içmek.Susam tanesi kadar dahi olsa namazı bozar.

31-Manası bozulacak kadar Kuranı süratli ve yanlış okumak.

 

Namazın Dışındaki Farzları

       1-Hadesten Taharet: Namaz Abdesti ve Gusül Abdesti almış olmak

2-Necasetten Taharet:Ütümüzün başımızın ve namaz kılacağımız yerin temiz olması.

3-Setri Avret:Kadınların el ,yüz ve ayakları hariç bütün yerlerinin örtülü olması.Erkeklerin göbek ve diz kapakları arasının örtülü olması.

4-İstikbali Kıble:Kıbleye yönelmek.

5-Vakit:Kılacağımız namazın vaktinin girmiş olması.

6-Niyet:Hangi namazı kılacaksak o namaza niyet etmek.

            Namazın İçindeki Farzları

        1-Başlama Tekbiri:Namaza “Allahü Ekber “diye başlamak.

        2-Kıyam:Namazda ayakta dik durmak.

        3-Kıraat:Namaz kılarken Fatiha Suresini okumak  ; Kuran’dan kısa bir sure veya bu sure uzunluğuna denk bir ayet okumak veyahut bu kısa sure uzunluğuna denk üç kısa ayet okumak

a-Hanefi mezhebine göre ; namaz kılarken Fatiha Suresini okumak vaciptir.Kuran’dan sure ve ayet okumak ise farzdır.

b- Diğer mezheplerde vacip kavramı yoktur.Bu bakımdan bu mezheplere göre; Fatiha Suresinin okuması Farzdır.Yine Kuran’dan ; ayet ve sure okumak farzdır.Farz olan kıraatin ölçüsü  bu mezheplere göre değişiklikler gösterir.

4- Rüku:Kıyamdan sonra ellerimizi dizlerimize koyarak baş ve sırtın düz olması.Kadınların ellerini baldırlarının ortasına koyarak vücutlarını hafifçe eğmesi.

5-Secde:Erkek ve kadınların namaz kılarken ; ayak uçlarının dizlerinin,ellerinin ,alın ve burunlarının yere koymasıdır.

Secde sırasında baş iki elimizin arasında olur. Erkeklerin belleri düz kolları iki yana açık olur. Kollarını yere koymazlar. Kadınların belleri büzüşük , kolları yanlarına yapışık başları elleri arasında ve kolları yere değer halde olu.Secde yapılacak yerin sert olması secde yapılan yerin sertliğini alnımızda ve diğer organlarımızda hissetmemiz gerekir.

      6- Kadei Ahire:Namazdan çıkacağımız zaman Ettehiyyatü Duasını okumak ve bu duayı okuyacak kadar bir süre beklemektir.

            Namaz Abdestinin Sünnetleri

1-Elleri bileklere kadar üç kere yıkamak.

2-Abdeste başlarken: “Bismillahülazim velhamdülillas ala dinil İslam .” demek ve dişleri misvak veya  fırçalamak .

3-Ağza ve burna su vermek.

4-Parmakları hilallemek.(Parmakların hilallenmesi;ellerimizi yıkarken bir elin parmaklarını , diğer elin parmakları arasına geçirip ileri geri hareket ettirmektir.).

5-Yüzümüzü yıkarken niçin abdest alıyorsak o iş için abdeste niyet etmek.

6-Ağzı burnu ve kolları ve ayakları üçer defa yıkamak.

7-Başın her tarafını mesh etmek.

8-Tertibe uymak.Yani evvela yüzü ,sonra kolları yıkayıp başa mesh etmek ve daha sonra ayakları yıkamak.

9-Şahadet parmağı ile kulağın içini ve baş parmağı ile kulağın dışını mesh etmek.

10-Bir kimse önce ayağını veya kollarını yıkasa ,daha sonra da ,diğer abdest azalarını yıkasa Abdesti geçerlidir.Yalnız sünnete uymamış olur.

          Namaz Abdestinin Müstehebları

1- Parmakta bulunan yüzük geniş ise oynatmak,altına su geçmeyecek kadar dar ve oynatmakla altına su geçirmek mümkün ise oynatarak, değilse parmaktan yüzüğü çıkarıp altını yıkamak farzdır.

2-Abdest alırken kıbleye dönmek.

3-Yüksek bir yere oturarak abdest almak

4-İbrikle  abdest alıyorsak , ibriğin sapını üç kere yıkamak

5-Ne iş için abdest alıyorsak , o işin adını kendi duyabileceğimiz bir sesle söylemek.

6-Her azayı besmele veya Kelimei Şahadetle yıkamak.

7-Özrümüz yoksa , abdestimizi önceden alıp namaza hazır olmak.

8-Abdest alırken mecbur kalmazsak konuşmamak .

9-Oruçlu değilken ağzımızı çalkalarken ve burnumuza su çekerken aşırı davranmak ,yani mübalağa etmemek.

10-Ağza ve buruna sağ elimizle su vermek.

11- Sol elimizle sümkürerek.

12-Kulaklarımızı mesh ederken küçük parmaklarımızı kulaklarımıza sokmak.

13-El ve ayaklar  yıkanırken sağdan başlamak.Biliyorsak namaz abdesti dualarını okumak.

           Namaz Abdestinin Mekruhları

1-Özürsüz olarak abdest alırken konuşmak.

2-Sağ elle sümkürmek.

3- Abdest azalarını üçten az veya fazla yıkamak.

4-Özürsüz olarak başkasından yardım istemek .

5- Suyu yüzüne şiddetli vurarak.

6-Tertibe uymadan abdest almak.

           Namaz Abdestini Bozan Şeyler

1-Önden ve arkadan çıkan pislik ve arkamızdan çıkan yel.Her azadan çıkan kan ,irin ve sarı suyun çıktığı yerde durmayıp çevresine yayılması.

2-Ağız dolusu kusmak.Ancak boğazdan çıkan balgam abdesti bozmaz.

3-Yatıp uyumak. Veyahut dayanıp , dayandığı şey alındığı zaman düşecek kadar uyumak.

4-Sarhoş olmak.

5-Bayılmak.

6- Namaz kılarken yanımızdaki ada işitecek kar sesle gülmek.Cenaze namazı kılarken veya okuma secdesi (tilavet secdesi) yaparken yanımızdaki adam işitecek kadar bir sesle gülersek abdestimiz bozulmaz.

7- Bir  kimsenin bir yerinden kan ve irin veya sarı su çıksa d etrafa dalmadan bir bezle alsa , bu şeylerin çevreye yayılma ihtimali olduğundan , bu şeyler çevreye yayılmış hükmünde olanda Abdesti bozulur.

Namaz Abdestini ve Orucu Bozan Şeylerin Kısa Olarak Anlatımı.

1-Namaz Abdesti vücudumuzdan çıkan ; nefes , ter , tükürük , sümük hariç her şeyden bozulur.

2-Oruç vücudumuza giren ; nefes , tükürük ,genzimizi temizleyerek yuttuğumuz  burnumuzun kökündeki akıntı (sümük) hariç her şeyden bozulur.

3- Yenmesinin vücudumuza gıda olarak faydası olmayan şeyleri yutmakla orucumuz bozulur Bu bozulan orucun güne gün kazası gerekir Örnek:Bir oruç bozmuşsak ramazan ayı bitip bayram geçtikten sonra bir gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmak gerekmez.

Çünkü bu şeyleri yutsak bile kabuklarını midemiz eritip gıda haline getiremez.Bu yiyecekler bir süre sonra bağırsaklarımızdan atılır.Örnek:Kabuklu fındık,kabuklu ceviz,kabuklu badem ,ezilmemiş kabuklu susam , kabuğu kırılmamış meyve çekirdekleri gibi.Bunların yutulması ile orucumuz bozulur.Güne gün kaza orucu tutarız.Atmış bir gün kefaret orucu tutmayız.

           Namazın Vacipleri

1-Namaza  “Allahu Ekber” lafzıyla başlamak

2-Her namazın her rekatında Fatiha Suresini okumak.

3-Fatiha suresini her rekatta bir defa okumak.

4-Fatiha Suresini , farz olan kraattan önce okumak.

5- Farz namazların ilk iki rekatında ,diğer namazların her rekatında Fatiha suresinden sonra farz olan kraati okumak.

Dikkat: [Farz olan kraat:Bir kısa sure veya bir uzun veyahut üç kısa ayet okumaktır.]

6-Üç veya dört rekatlı farz namazların birinci ve ikinci rekatlarında Fatiha Suresinden sonra , farz olan kıraati okumak.

7-Rükuda bir kere ; “Sübhane rabbiyel azim” diyecek kadar durmak.

8-Rükudan doğrulduğumuz zaman ;bir defa “Sübhanallah” diyecek kadar hareketsiz durmak. (Bu duruşa ;Koma’yı yerine getirmek de denir.).

9-Secdede üç defa “Sübhane rabbiyel ala” diyecek kadar durmak.

10-İki secde arasında ki dizler üzerine oturmayı yerine getirmek.

11-İki secde arasında doğrulduğumuz vakit ; dizlerimiz üzerinde oturduğumuz zaman bir defa “Subhanallah” diyecek kadar durmak. (Bu duruşa ; Celseyi yerine getirmek de denir.).

12-Birinci oturuşta (Kadeyi ulada) Ettehiyyatü Duasını okuyacak kadar oturmak.

13-Birinci Oturuşta (Kadei Ula’da ) ve İkinci Oturuşta (Kadei Ahirede );Ettehiyyatü Duasını okumak.

14-İmam Ebu Yusuf’a ve İmam Muhammed’e göre namazdan kendi isteğimizle çıkmak.

15-Namazdan her iki tarafımıza selem vererek çıkmak.

16-Sabah ,akşam,yatsı namazlarının farzlarını kılarken ve Cuma , bayram ve teravih  namazlarını kılarken imamın sesinin cemaatin işitebileceği bir yükseklikte olması.

17-Öğlen ve ikindi namazlarının gizli okuyuşla kılınması.

18-Bayram namazlarını kılarken her kıratta tekbiri zevadi söylemek.

19-Namaz kılarken farzın tehiri (geciktirilmesi) , vacibin terki veya tehiri durumunda sehiv secdesi yapmak.

20-Vitir namazını kılarken Kunut Dualarını okumak için ; “Allahu  Ekber” diye tekbir almak.

21-Tekbir aldıktan sonra Kunut Dualarını okumak.

22-Namaz kılarken secde ayetini okuduktan sonra ; üç ayet miktarı okumak niyetinde isek,secde ayetini okuduktan sonra hemen secdei tilaveti ( Okuma Secdesini) yapmak.

Namazın Sünnetleri

1-Bütün namazların başlama tekbirini söylerken; erkeklerin  ellerini kıbleye karşı kulak memeleri hizasına ,kadınların ise omuzları hizasına kadar kaldırmaları.Tekbiri söylerken erkeklerin parmaklarını hafifçe açmaları, kadınların parlarını açmamaları.

2-Her namazın birinci rekatında kendi duyabileceğimiz bir sesle Sübhaneke Duasını okumak.

3-Fatiha Suresini okumadan önce yavaşça Euzü Besmele çekmek.

4-Kıyamda sağ eli sol el üzerine koyarak erkeklerin elerini göbek üzerinde ,kadınların göğüsleri üzerinde tutmaları.

5-Fatiha suresini okuduktan sonra yavaşça amin demek.

6-Namazın içinde rüku ve secde ederken ve secdeden kalkarken “Allahü Ekber” demek.

7-Rükuda erkeklerin parmaklarını açarak dizlerini tutması ,kadıların parmaklarını açmadan ellerini baldırlarının ortasına koymaları.

8-Erkeklerin rükuda baş ve sırtlarını aynı hizada tutmaları.Kadınların başlarını ve sırtlarını biraz eğerek tutmaları .

9-Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel azim demek.

10- Rükudan kalkarken imam ise ;“Semiallahü limen hamide”, imama uyuyor ise “Rabbena lekel hamd” , yalnız namaz kılıyor ise  her ikisini de söylemek.

11-Secdede alnı ve burunu elleri arasında yere koymak.

12-Secdede elleri ve dizleri yere koymak.

13-Secdede ayak parmaklarını kıbleye doğru çevirmek.

14- Erkeklerin karınlarını oyluklardan çekip , kollarını hafifçe yana açıp yerden kaldırmaları.

15-Kadınların karınlarını oyluklarına yapıştırıp kollarını yanlarına yapıştırıp yere koymaları.

16-Secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel ala” demek

17-Sünneti gayri müekkede olan ; ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört reketlık ilk sünnetinin birinci oturuşlarında(Kadei Ulalarında),Ettehiyyatü Duasından sonra ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik dualarını okumak.

18-Sünneti Gayri Müekkede olan ;ikindi namazının dört rekatlık sünneti ile yatsı namazının dört rekatlık ilk sünnetinin üçüncü rekatlarına kalkınca önce Sübhaneke Duasını ve Euzü Besmeleyi yavaşça okumak.

19-Her namazın Kadei Ahiresinde ,Ettehiyyatü Duasını okuduktan sonra (teşehhüdden) ; Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okumak.

(Salavat Duaları= Allahümme Salli ve Allahümme Barik Duaları.)

20-Allahümme Salli ve Allahümme Barik Dualarını okuduktan sonra ;Rabbena Dualarını okumak.( Rabbena Duaları =Ed’iyei Mansure.)

21-İmamın : Tekbirleri ,Temsileri ve Selamı yüksek sesle söylemesi.

Tekbirleri =Allahü Ekber.

Temsi=Semialla hülümen hamideh.

Selam=Esselamü aleyküm verahmetullah.

22- Namazdan çıkarken önce sağa sonra selam vererek.

23- Her iki yanımıza selem verdikten sonra; “Allahümme entesselame ve minkesselam tebareke ya zülcelel velikram” demek.

Namazın Müstehabları

1-Müezzin ikamet ederken; “Hayye alesselah” dediği zaman cemaatin hemen durmayıp ayağa kalkması.

2-İmam mihraba giderken önünden geçtiği adamın ayağa kalkması.

3-Başlama tekbiri alırken elinin baş parmaklarını kulağın yumuşak yerine değdirmek.

4-Müezzin “Kadkametüssalat” dediği zaman namaza başlamak.

5-Kıyamda erkeklerin sağ ellerinin baş parmağı ile küçük parmaklarını halka edip sol elin bileğinden sıkı bir şekilde tutmak.Kadınların ise sağ ellerinin parmaklarını birbirine yapışık olduğu halde sol ellerinin üzerine koymak.

6-Cemaatle namaz kılarken imamın yüksek sesle söylediği tekbirleri kendi duyabileceğimiz bir sesle tekrarlamak.

7-Kıyamda secde edeceğimiz yere , Rükuda ayak uçlarına,Secde ederken buruna  bakmak.

8- Secde ederken yere önce dizleri,sonra elleri koymak.

9-Birinci ve ikinci oturuşlarda (Kadede) kucağa,Selam verirken omuz başlarına bakmak.

10-Sağ  tarafımıza selem verdikten sonra sol tarafımıza da selem vermek.(Namazdan çıkmak için sağ tarafımıza selem vermek gerekir.Bu selamı sol tarafımıza da vermek müstehebdır.Buna selamı tekrarlamak denir).

11-Esneme geldiği zaman ağzımızı açmak zorunda kalırsak , sağ elin içi veya dışı ile ağzı tutmak.

12-Mümkün olduğu kadar öksürmemeye çalışmak

13-İmkanımız ölçüsünce güzel elbise giyerek namaz kılmak.

Namazın Mekruhları

1-Namaz kılarken elbisemizi giymeksizin omzumuz üzerine almak.

2-Esnemek, gerinmek.

3-Sünnet veya müstehab olan şeyleri terk etmek Tenzihen Mekruhtur.

4-Özürsüz öksürmek.

5-Namazın içinde boynunu eğip iki tarafa bakmak.

6-Elbise ,ağız veyahut vücudu ile oynamak.

7-Kıraate mani  olmayacak derecede ağzında bir şey bulundurmak.

8-Yüzünü kıbleden çevirmek.

9-Devlet büyüklerinin önüne çıkılmayacak elbise ile namaz kılmak.

10-Elini böğrüne koymak.

11- Parmaklarını çıtlatmak.

12- İnsan yüzüne ve etrafı herhangi bir yapı malzemesi ile çevrilmemiş, mezara karşı namaz kılmak.( mezar= kabir)(Etrafı herhangi bir şeyle çevrilmemiş, örülmemiş   =Hailsiz).

13-Mum kandil gaz lambası ,soba ve içi kor dolu mangal hariç boşta yanan ateşe karşı namaz kılmak.

14-Namaza durulan yerin yukarısında, karşısında insan ve hayvan resimlerinin olması.

15-Vücüdümüzun derisine yapıştırılmış veya çizilmiş veyahut giydiğimiz elbisenin üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunduğu halde namaz kılmak.

16-Bir veya iki kere bir yerimizi kaşımak.

17- Özürsüz bağdaş kurmak.

18-Oyluklarını yere koyup iki dizini dikerek ellerini iki tarafından yere koymak Tahrimen Mekruhtur.

19-Gözlerini yummak.

20-Sadece el parmaklarını birbirinden ayırmak.

21-Ön saflarda açık yer varken safın arkasında namaz kılmak.

22-Kadınla, aramızda bir engel  (sürte) olmadan bir hizada durup başka başka namaz kılmak.

(engel=sürte=hailsiz).

23-Büyük veya küçük tuvalet ihtiyacı varken o halde namaz kılmak . (kazayı hacet telaşı varken)

24-Secde yaparken bir ayağını yerden kaldırmak .

25—Secdeye varmak için alışkanlıkla pantolonunun paçalarını toplamak.

26-İmamdan önce rükuya gitmek.

27-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

28- İmamdan önce secdeye gitmek.

29-İmamdan önce (evvel) secdeden kalkmak.

30-Sarık üzerine secde etmek.

31-Rükuya varırken veya rükudan kalkarken ellerini kaldırmak.

32-Secdeye inerken ellerini dizlerinden önce yere koymak.

33-Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce yerden kaldırmak.

34-Rüku ve secde tespihlerini üçten noksan yapmak.

35- Özür yok iken alnından  toprak veya ter silmek.

36-Secdede erkeklerin dirseklerini yere koymaları.

37- Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak Tahrimen Mekruhtur.

38-Namaz kılan bir kimseye selam verildiği zaman eliyle veya başıyla verilen selamı red etmesi.(Bana selem verme anlamında).

39-Secde yapacağı yerdeki taşları namaz kılarken eliyle bir başka yere itmesi veya eliyle süpürmesi.

40-Bilerek bir sure veya ayeti atlamak.

41- İkinci rekatta birinci rekatta okuduğu sure veya ayetten daha uzun bir sure veya ayet okumak.

42-Sağa sola sallanmak.

43-İmama uyduktan sonra onunla beraber sure veya ayet okumak.

44-Kıyamda özür yok iken değnek veya duvara dayanmak.

45-Kollar ve ayaklar sıvalı namaz kılmak.

46-Namaz kılan kişinin ,namaz içinde okunan sure veya ayetleri veyahut tespihleri parmakla sayması.

(Tesbih:Namaz içinde söylediğimiz ; “Subhane rabbiyel azim” , “Semialla hilimen hamideh” , “Rabbene lekel hamd” , “Subhene rabbiyel ala” demektir.Tekbir: “Allahu ekber” demektir.)

47-Subhaneke ,Euzü-besmele ve anini yüksek sesle söylemek.

48-Kıyamda bir ayak üzerinde durmak.

49-İmamın ; cemaatin hepsinden bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

50-Cemaatin hepsinin ; imamdan bir metreye yakın bir yükseklikte namaz kılması.

51-Kıraatini rükuya giderken bitirmek.

52-Özürsüz olarak imamın mihraptan bir başka yerde namaz kılarak cemaate imamlık yapması.

53-Rüku ve secde tespihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek

54-Tekbirleri söylememek.

55-Okuyacağı sure ve ayetleri okuması  gereken yerde okumamak.

56-Bütün vücudunu ; el ,yüz ve ayaklar dahil örten bir şey ile örtülerek namaz kılmak.

57-Çıplak başına sarık ve benzeri bir şey sarıp başının tepesini açık bırakmak.

58-Tükürmek.

59-İşitilmeyecek derecede üfürmek.İşitilecek derecede üfürürsek namazımız bozulur.

60-Bir şe koklamak.

Namazı Bozan Şeyler.

1-Bir eliyle bir kimseye vurmak.

2-Bilerek veya bilmeyerek dünya kelamı söylemek(konuşmak).

3-Kendi işitecek kadar gülmek.

4-Dua etmek.

5-Ağrı ve sızıdan dolayı ah edip inlemek.

6-Ağrı ve sızıdan dolayı ağlamak.

7-Aksıran bir kimseye ; “Yerhamekallah” diyerek cevap vermek.

8-Biz zorunluluk olmadan ve özürsüz olarak öksürmek ,boğazını temizlemek.

9-Sakız çiğnemek.

10-Bir namazı kılıp bitirmeden bir başka namazı kılmaya başlamak.

11-Bir rekatta üç defa saç veya sakal kaşımak.

12-Pislik veya pis bir şey üzerine secde etmek.

13-Her bir rekatta el kaldırarak bir yerini üç defa kaşımak.

14-Bir rekatta üç defa kıl koparmak

15-Secdede ayağının birini diğerinin üzerine koymak

16-Bir ayakla üç kere bir şeyi tepmek.

17-Salata haricinde yediği şeylerden dişleri arasında kalmış bulunan nohut büyüklüğündeki bir şeyi namaz  sırasında yutmak.

18-Secdede iki ayağını yerden kaldırmak.

19-Selam kastıyla bir eliyle bir kimse ile tokalaşmak.

20-İmamdan ileriye geçmek.Yani imama namaz kılmak için uymuş bir kimsenin ökçesinin imamın ökçesinden ileride bulunmazı.

21-Bir rekatta iki saf kadar yürümek.

22-Elimizde olamadan üç tespih miktarı(üç defa subhanallah diyecek kadar)avret yerimizin dörtte birinin açık olması namazı bozar (ifsat eder).Hemen o namazı yeniden kılmak gerekir.Bu açılma işi elimizde olmadan ortaya çıktığı için günaha girmiş sayılmayız. Fakat kendi isteğimizle bu yerlerimizi açarsak o anda namazımız bozulur(fasit olur).Yeniden bu namazı kılmamız gerekir. Ve haram yerlerimizi açtığımız için günaha girmiş oluruz.

23-Bir imama uydukları halde aralarında bir sürte (hail) yani bir engel olmaksızın veya aralarında bir adam sığacak kadar açık yer bulunmaksızın ; “Subhanallah” diyecek kadar bir kadınla aynı hizada bulunan erkeğin namazı bozulur.Kadının namazı bozulmaz.

24-Erkek imam olur ve imamlığa niyet ederken ; “Bana uyan erkek ve kadınlara imamlığa “diye bir niyette bulunmayan bir imama bir kadın gelir ve namaz kılmak için uyarsa hem imamın hem kadının namazı bozulur.

25-Özür yok iken göğsünü ve yüzünü kıbleden başka bir yöne çevirmek.

26-Namaz kılarken uyduğu imamı bırakıp bir başka kimseyi imam kabul edip ona uymak.

27-İmama uyduğu halde Kurandan kendine göre ayet ve sure okumak.

28-Selem vermek.

29- Bilerek verilen selamı almak.

30-Bir şey yemek içmek.Susam tanesi kadar dahi olsa namazı bozar.

31-Manası bozulacak kadar Kuranı süratli ve yanlış okumak.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

             Tilavet (Okuma) Secdesi:

         Kuranı Kerimde 14 yerde secde ayeti vardır.Bu secde ayetlerini okuyan ve duyan mükellef (aklı başında ve buluğa ermiş ) Müslümanların yapmaları gereken VACİP bir secdedir . Yani bu ayetler okunduğu zaman secde yapılması vaciptir.Bu secdeyi yapmayan bir vacibi terk ettiği için günaha girer.

  .                                 Tilavet Secdesinin Farzları

1-Tilavet Secdesinin farzı(rüknü) alını bir kez yere koymaktır.

2-Hasta için Tilavet Secdesinin farzı(rüknü) işaret(ima)ile secde yapmaktır.

3-Namaz kılan kişi ,namaz içinde RUKUYA gider.Böylece Tilavet Secdesinin farzını yerine getirmiş olur.

                        Tilavet Secdesinin Sünnetleri

1-Tilavet secdesine namazın dışında dil ile niyet etmek sünnettir.

2-Namazın dışında Okuma Secdesi yapacağımız zaman hem dil ile hem kalp ile niyet sünnettir.

a-Bazı din bilginlerine göre namaz kılarken Okuma Secdesine niyet edilmesi veya edilmemesi birdir.Yaptığımız Okuma Secdesi geçerlidir.Vacip olan Okuma Secdesini yerine getirmiş sayılırız.

3-Okuma Secdesi yaparken ,secdede üç defa “Sübhane Rabbiyel Ala “demek sünnettir.(Okuma Secdesi yaparken bir defa “Subhane Rabbena İn Kane Vadü Rabbina Lemef’ula” da denebilir.)

                  Tilavet Secdesinin Müstehabları

1-Secdeden kalkarken ”Gufraneke Rabbena Ve İleykel Masir”   (Senin Gufanını dilerim.Dönüş ancak sanadır.)demektir.

2-Secdeye giderken ve secdeden kalkarken ”Allahu Ekber” demektir.

3-Secde yapacak kişinin; Secde yapmadan önce ayağa kalkıp dikilmesi ve hemen secde yapması müstehabdır.                                                                                                                                 4- Secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp dikilmesidir.   

Tilavet Secdesi iki şekilde yapılır.

1-Namazın Dışında:Namazın dışında secde ayetlerini okuduğumuz zaman tilavet secdesini hemen yapabildiğimiz gibi daha sonrada yapabiliriz.Hemen yapılması daha faziletlidir.

2-Namazın İçinde:

    a-Namazın içinde secde ayetini okuduktan sonra üç ayetten az ayet okursak ayrıca secde yapılması gerekmez.Yaptığımız rüku secde yerine geçer.

    b-Secde ayetinden sonra üç veya daha fazla ayet okursak secde ayetini okur okumaz  “Allahü Ekber” diyerek secdeye gideriz.Secde yaptıktan sonra tekrar ayağa kalkarak kaldığımız yerden okumaya devam ederiz.Namaz sırasında yapılmayan tilavet secdesinin kazası yoktur.

 Okuma Secdesinin Rüku İle Yapılışı

1-Namazın içinde secde ayeti okununca hemen rükuya gideriz(eğiliriz).Rükuda üç defa “Subhane Rabbiyel Azim” deriz.Daha sonra hemen doğrularak(Kıyama kalkarak)secde ayetinden sonraki ayetten okumaya devam ederiz.Ve daha sonra yapmamız gereken rüku ve secdeleri yaparak namazımız devam ederiz.Veya Son Oturuşumuzu(Kadei Ahireyi) yerine getirerek namazımızı tamamlarız. .

Okuma Secdesi Yapılırken Cemaat Yanılırsa

1-Secde ayeti okunduğunda hemen okuma secdesini yapamayacaksak “Semi’na Ve Eta’na Gufraneke Rabena Ve İleykel Masir” demek  müstehaptır (İyidir).

2-Namaz kılarken bir secde ayeti tekrarlanırsa bir secde yapılır. İster bir rekatta olsun ,ister başka, başka rekatlarda olsun hiçbir şey fak etmez.

3-Secde ayeti okunduğunda secdeye giden cemaat yanılarak peşi peşine iki secde yapsalar  namazları bozulur.

4-İmam secde ayetini okuduktan sonra secdeye gittiğinde ,cemaat imamın  rüku ve secdeye gittiğini sanarak ,rüku ve secdeye gitseler cemaatin namazı bozulmaz. .                                                                                                                                  

Bir Secde Ayetini ,Aynı Anda Bir Yerde , Birden Fazla Okumak:

Aynı anda , bir yerde , aynı secde ayeti birden çok tekrar edilmiş ise ; bütün okumalar için sadece bir secde yapmak yeterlidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

A-Bazı Yön ve Zaman Bilgileri:

Kıble Saati:Takvimlerde her şehrin kıble saati yazılıdır.O şehir için yazılan kıble saati vaktinde ,güneşe doğru dönen kimse ,KABE yönüne dönmüş  ve O yerin kıblesini bulmuş olur.O yöne doğru dönerek namazını kılar.Örnek:14 Ekim 2003 Salı günü Ankara’nın Kıble saati takvimlerde 11.32 olarak yazılıdır. Ankara’da yaşıyorsak ,belirtilen saatte  yani 11.32 de yüzümüzü güneşe doğru dönüp tam güneşi gördüğümüz yön ;aynı zamanda KABEY’E  doğru durduğumuz yöndür.O yöne dönerek namazımızı kılabiliriz.Kıblemizi doğru olarak bulmuş oluruz

Kabe’den Uzaklarda Yaşayan Kimseler İçin Kıble; Kabe’nin bulunduğu yöne dönmektir.Kabe ile tam olarak aynı çizgi üzerinde bulunma zorunluluğu yoktur.Aslında Kabe ile aynı çizgi üzerinde bulunmak insanlar için çok zordur.Bu zorluk geometri bilgileri kullanılarak kolayca anlaşılabilir.İslam Dini kolaylık dinidir.

Namaz Vakitleri İle İlgili Baz Bilgiler

1-Kerahet Vakti(İşrak Vakti):Güneşin doğması ile başlayan ve bir veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar geçen namaz kılamadığımız süreye denir

***(Dikkat:Orta boylu bir mızrağın uzunluğu on iki karıştır.(Bir karış ortalama yirmi santim uzunluğunda olduğuna göre ,demek ki bir mızrak boyu ortalama 240 santimdir.Büyük boy mızrakların uzunluğu ise üç metreye yakındır. Veya üç metrenin biraz üzerindedir.)***.

a-İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre; Kerahet Vakti güneş doğduktan iki mızrak boyu geçen yükselinceye kadar süredir

b-Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre;Kerahet Vakti güneş doğduktan sonra bir mızrak boyu yükselinceye kadar geçen süredir.(EbuYusuf ve İmam Muhammed=İmameyn) Türkiye’de Kerahet Vakti güneş doğduktan sonra 40 ila50dakika geçinceye kadar devam eder.

2-Kuşluk Vakti(Duha Vakti): Güneşin doğmasından başlayarak Şeri Günün(Dini Günün) dörtte biri kadar bir zaman geçmesiyle başlayan vakte denir.Örnek:Şeri Gün12saat olsa ,bu günün kuşluk Vakti güneş doğduktan 3 saat sonra başlar.Kuşluk Namazı bu andan itibaren istiva zamanına kadar kılınır.Kuşluk Namazının kılınma zamanının başlama ve bitişi  Şeri Güne göre hesaplanır.3-İstiva Vakti:Şeri Günün ortasına  denir.                                                                                              4-Şeri Gün:Fecri Sadıktan (İmsak Vaktinden) başlayıp güneşin batmasına kadar geçen süredir.Bu sürenin ortası Şeri Günün ortası sayılır.Şeri Günün ortası olduğu zaman güneş daha tepe noktasına gelmemiştir.

5-Zeval Vakti:Örfü Günün ortasına denir.Örfü Günün orası olduğu zaman güneş tam tepe noktasına gelmiş olur.                                                                                                                          6-Örfü Gün:Güneşin doğmasından batışına kadar geçen süredir.Örfü Gün, Şeri Günden  bir saat 45 dakika daha kısadır.Örfü Gün ile Şeri Günün ortası bir değildir.

***Öğlenin Kerahet Vakti:İstiva Vakti ile Zeval Vakti arasındaki “Öğlenin Kerahet Vakti” dediğimiz süre Türkiye’de yaz aylarında  yani uzun günlerde daha uzundur.  Uzun günlerde bu zaman ortalama 50 dakikadır.Kısa günlerde yani kış aylarında bu süre 50 dakikanın altına düşer.

Öğlenin Kerahet Vaktinin” Belirlenmesi Hakkındaki Farklı Görüşler:

a-Bazı din bilginlerine göre “Öğlenin Kerahet Vaktinin” belirlenmesinde Örfü Gün esas olarak alınır.Güneş tam tepe noktasına geldiği andır(andan ibarettir).Gölge doğuya döndükten sonra yani Öğlen Namazı vakti girince sona erer.Bundan dolayı tam “Zeval Vaktine” , “İstiva Vakti” denir.Bu zamanda namaz kılınmaz. ***Öğlen namazı vakti zeval vaktinden 10 dakika sonra girer.***

b-Harzem Fıkıh Bilginlerine Göre ;“Öğlenin Kerahet Vaktinin” belirlenmesinde Şeri Gün esas alınır Şeri Günde İstiva Vakti, Zeval Vaktinden bir hayli önce meydana gelir.Bu duruma göre İstiva Vaktinden başlayarak Zeval Vaktine kadar geçen süre “Öğlenin Kerahet Vaktidir”.Bu iki vakit arasında namaz kılınmaz.Öğlen Namazı Vakti girdikten sonra her çeşit namaz kılmak serbest olur. İstediğimiz kadar ,istediğimiz namazı kılabiliriz.

***Türkiye’nin için bulunduğu enlem kuşağında güneşli bir günde yere 90derece diklikte dikilen bir cismin gölgesi doğuya döndükten sonra kendi uzunluğunun yarısı kadar olduğunda  bu yarı gölgeye Feyi Zeval denir.Zeval vakti girmiş demektir. Feyi Zeval ile Öğlen Namazı vakti arasında kalan bu surede namaz kılınmaz.Çünkü bu bir kerahet vaktidir. İşte bu Feyi Zevalin  uzamaya başlamasıyla Öğlen Namazının vakti girer.. (Fey:Dönmek demektir.Her şeyi gölgesi batıdan doğuya döndüğü  için bu ad verilmiştir.  Güneşin batıya doğru dönmesi ile birlikte ;gölgede doğuya doğru dönmüştür.).Bu gölge ekvator bölgesinde hiç olmaz Çünkü ekvatora güneş ışıkları dik gelir.

***a-İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre Türkiye’de öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun iki buçuk misli oluncaya kadar devam eder.Gölgemiz iki buçuk misli olduktan sonra ikindi namazının vaki girer.Ekvator bölgesinde öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun iki misli oluncaya kadar devam eder. Bu vakitten sonra ikindi namazının vaki girer.( Bu vakte Asrı Sani denir.).(Vaktin Sonu=Asrı Sani)

***b-Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre(İmameyne göre) Türkiye’de öğlen namazının vakti gölgemiz boyumuzun bir buçuk misli oluncaya kadar devam eder.Bu vakitten sonra ikindi namazının vakti girer.(Bu vakte Asrı Evvel denir.).Türkiye’de ikindi namazının ezanı  bu görüşe göre okunur.(Vaktin Evveli=Asrı Evvel)

***Asrı Sani ile Asrı Evvel arasındaki zaman farkı uzun günlerde 72 dakikadır.               .         ***Asrı Sani ile Asrı Evvel arasındaki zaman farkı kısa günlerde 36 dakikadır.

***Öğlen namazını Asrı Evvelden önce kılmak daha iyidir.

***İkindi namazını Asrı Saniden sonra kılmak iyidir.

***Yaz günlerinde öğlen namazını serinlikte kılmak iyidir.Yani Asrı Sanide kılmak iyidir.

***Kış günlerinde öğlen namazını gölgemiz bizim bir buçuk misli olmadan kılmak iyidir.Yani Asrı Evvelde kılmak iyidir.

***Asrı Evvelde kılınmamış bir öğlen namazını ikindi ezanı okunduktan sonra kılsak uygun olur.İkindi namazını da İmamı Azam Ebu Hanife’nin görüşüne uyarak gölgemiz boyumuzun iki buçuk misli olduktan sonra kılmak iyidir.                                                                      .           *** Fecri Kazib (Yalancı Aydınlık..Fecr:Aydınlık.Kazib:Yalancı ): Gece karanlığından sonra ,sabah olmadan  önce doğu  ufkunda dikey olarak beliren aydınlıktır(beyazlıktır).Bu beyazlık kısa sürede kaybolur.

***Fecri Sadık(Doğru Fecr.Sadık:Doğru,gerçek,yalan söylemeyen):Doğu ufkunda yatay olarak bir aydınlığın(beyazlığın) belirmesidir.Sabah Namazının vaki bu aydınlığın belirmesi ile başlar.Şeri Günün başlangıcı bu aydınlığın belirmesidir.Fecri Sadık’a biz İmsak Vakti de deriz.Bu vakit aynı zamanda oruçluya yeme içmenin haram olduğu vakittir.Türkiye’de Fecri Kazib ile Feri Sadık arasında yaz aylarında 20 dakikalık bir zaman vardır.Kış aylarında ise 15 dakikalık bir zaman vardır.

Kerahat Vakitleri

           A-Hiç Bir Namazın Kılınmadığı Kerahat Vakitleri:

1-Güneş doğduğu andan itibaren 40-50 dakikalık süre.

2-Öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar ki süre. “(Harzem Bilginlerine Göre)”.

3- Akşam zanına 40-50 dakika kalıncaya kadar ki süre.

1-Hiçbir Namazın Kılınamadığı Kerahet Vakitleri:

a-Güneş doğarken.

b-Güneş batarken.

c-Güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zamanın ortası.(Bu zaman kısa bir süredir. Bu süreye güneşin  istiva (orta)zamanı denir.).

d-Güneşin gözleri kamaştırmayacak  ölçüde sararmasından başlayarak ,batıncaya kadar geçen süredir.Ancak o günkü ikindi namazının farzı güneş batarken bile kılınır.(İkindi namazının farzının güneş batarken  kılınması Kerahetle Caizdir).

e-Güneşin dogması vaktinden ,güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar geçen sürede sabah namazının sünneti ve farzı kılınmaz. Sabah namazı kılınırken güneş doğsa ,namaz bozulmuş olur.Bu namazın kaza edilmesi gerekir.(Ülkemizdeki kerahet vakti konusunu ayrıntısıyla yaz.)

        a-İkindi Namazının Farzının Kılınma Süresi.

O günkü kılamadığımız ikindi namazının farzı tahrimen mekrun olmasına rağmen bu kerahat vaktinde kılınması gerekir.Çünkü kazaya bırakmak haramdır.

b-Kerahat Vakitlerinde Tilaver Secdesi.

Kerahat vakitlerinde okunan tilavet secdesi yapılabilir.

        c-Kerahat Vakitlerinde Hazırlanmış Cenaze .

Kerahat Vakitlerinde Hazırlanmış Cenazelerin ,de cenaze namazları kılınır .

B-Sünnet ve Nafile Namazların Kılınmasının Mekrun Olduğu Vakitler.

1-Sabah namazı vakti girdiğinde (imsak olduğunda)sabah namazının sünneti hariç ,hiçbir sünnet ve nafile namaz kılınmaz.

2-Sabah namazının farzı kılındıktan sonra sabah namazının sünneti dahi hiçbir sünnet ve nafile namaz kılınmaz.

3-İkindi namazının farzı kılındıktan sonra ikindi namazının sünneti dahil hiçbir sünnet ve nafile namazı kılınmaz.

4-Akşam namazının farzından önce hiçbir sünnet ve nafile namazı kılınmaz.

5-Yatsı namazının farzından önce teravih namazı kılınmaz.

6-İman Cuma hutbesine çıktığı anda sünnet namazları kılınmaz.

7-Kişinin karnı aç olduğunda ,yemek hazır olduğunda sünnet namazı kılınmaz.

Sabah ve İkindi Namazı İle İlgili Özel Durum:

a-Sabah namazı kılarken güneş doğar ,ise namaz bozulur.Çükü tam bir namaz vaktinden kerahat vaktine geçilmiştir.(tam bir vakitten nakıs bir vakte geçilmiştir.).

b-İkindi namazı kılınırken  güneş batsa namazımız bozulmaz.Çünkü kerahat vaktinden tam bir namaz vaktine geçilmiştir.(nakıs bir vakitten kamil bir vakte geçilmiştir.).

Su Bulunduğu Zaman Hangi Namazlar Teyemmüm Abdesti İle Kılınır.

a- Su bulunduğu halde;  bayram ve cenaze namazlarına yetişememe durumu olursa ; bu namazlar teyemmüm abdesti ile kılınır.Su ile abdest alınmaya çalışılmaz.Çünkü bu namazların kazası yoktur.Yerine geçecek bir namaz yoktur.

b-Böyle bir durumda cenaze sahibi teyemmüm abdesti ile cenaze namazı kılamaz.

c- Beş vakit namaz ile Cuma namazını kaçırma durumu olursa, su bulunduğu halde teyemmüm abdesti ile bu namazlar kılınmaz.Çünkü bu namazların kazası vardır. Ve yerine geçen namaz vardır.(Yani bu namazları tek başımıza da kılabiliriz.Cuma namazını kılamazsak o günkü öğlen namazını kılarız.).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- ORUÇ

Dinimize Göre Oruç:;şafak vaktinden güneş batmasına kadar.yeme içme ve bazı bedensel istek ve arzulardan uzak durmak demektir.

Orucun Özellikleri:a- Şafak vaktinde başlar,güneş batıncaya kadar sürer.

b-Bu süre içinde oruçlu olan bir şey yiyip içmez.Bazı istek ve           .                                                arzularından uzak durur.

Oruç Nasıl Bir İbadettir:Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaptığımız bir ibadettir.

Oruç Kimlere Farzdır:Yılda bir ay oruç tutmak ; sağlıklı , yetişkin(buluğ çağına gelmiş) ve aklı başında her Müslüman’a farzdır.

Oruç Kimlere Farz Değildir:Hastalara ,yaşlılara, çocuklara ,yolculara ,oruç tutmak farz değildir.

Kaza Orucunu Kimler Tutarlar:Hastalar iyileşince tutamadıkları kadar orucu güne gün kaza ederler. Yolcular evlerine döndükten sonra tutamadıkları kadar orucu güne gün kaza ederler .Yaşlılarsa hiç oruç tutmazlar.Bunun yerine yoksullara yardım ederler.Yani tutamadıkları her oruç için maddi güçlerine göre her oruç için bir fitre verirler.

Oruca Niyet Nedir:Oruçlu sayılabilmek için niyet etmek gerekir.Niyet etmeden gün boyu bir şey yemesek içmesek oruç tutmuş sayılmayız.Oruca sahur vakti niyet ederiz.

a- Farz olan ramazan ayı orucu ile Ramazan ayı dışında tutulan nafile oruçlara niyet zamanı akşam ezanından sonra başlar ertesi günü öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar devam eder..

b-Eğer sahur vakti niyet etmeyi unutursak ertesi günü öğle ezanına 40-50 dakika kalıncaya kadar aklımıza geldiği vakit de niyet ederiz.Aslında oruç tutmak için sahura kalmamız da bir bakıma oruç tutmaya niyettir.

c- Ramazan ayında tutmamız gereken farz oruçların kazası ile adak oruçlerına niyet zamanı ;akşam ezanı okunduktan sonra başlar.İmsak atıncaya kadar devam eder.Ancak bu oruçlara niyetleri imsak vaktinden önce yapmak daha sevaptır.

Oruç Nasıl Bozulur:Oruca niyet eden kimse bilerek bir şey yer ve içerse orucu bozulur.

Orucu Bozmayan Davranışlar:Oruç tutan kimse unutarak bir şey yer ve çerse orucu bozulmaz.Oruçlu olduğunu hatırladığı zaman hemen yeme ve içmeye son verir.Ağzını su ile çalkalar ve orucuna devam eder.Ancak oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra da yeme ve içmeye devam ederse orucu bozulur.Ramazan ayında sonra kefaret orucu tutması gerekir.

Kaza Orucu:Yolcu veya hastalık gibi herhangi bir nedenle oruç tutmayan kimseler , ramazan ayı çıktıktan sonra tutamadıkları güne gün sayısı kadar oruç tutmalarına Kaza Orucu adı verilir.

Orucu Bozmayan Bazı Davranışlar:a-Çiçek , kolonya , parfüm v.b. şeyleri koklamak.

b-Dişleri fırçalamak,banyo yapmak ,denize girmek.Ancak denize girdiğimizde ağzımıza su kaçarsa orucumuz bozulur.c-Oruçlunun boğazına su kaçırmamak suretiyle ağzını çalkalaması.

Orucun Yararları:a-Kişinin kendini tanımasını ve iradesini güçlendirmesini sağlar.            b-Toplumsal dayanışmayı güçlendirir.

Hadis : “ Her şey için bir zekat vardır.Bedenin zekatı da oruçtur.Oruç sabrın yarısıdır.”

Hadis: “Hilali gördükten sonra oruç tutunuz ve hilali gördükten sonra iftar ediniz(Bayram yapınız).Siz hava kapalı olunca da , Şaban ayını otuza tamamlayınız.”.

Oruca Başlama Zamanı: Batı ülkelerinde oturan Müslümanlar hilali görecek olsalar , bunu haber alan doğu ülkelerinde oturan Müslümanlar oruca başlarlar.Bu durumun o ülkenin dini konuda yetkili kişilerince ilan edilmesi gerekir.

     Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Durumlar.

1-Yolculuk:Ramazan ayında en az üç (3) günlük [ yani on sekiz (18) saatlik doksan (90) kilometrelik ]  bir yere gidecek olan kişi o gün oruca niyet etmeye bilir.Kısacası oruç tutmayabilir.Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra , gündüzün yolculuğa çıksa ,bu yolculuk o kişi için bir özür sayılmaz.Orucunu tutmaya devam etmesi gerekir.Ancak o gün yola çıkar da  ,  ondan sonra orucunu bozarsa  , bu kişi için kefaret orucu tutmak gerekmez.Sadece güne gün orucunu kaza etmesi gerekir.Bu yol yayan yürünecek durumlar için tespit edilmiştir.inimizce.Bu yolu hangi vasıta ile girersek gidelim bu durum değişmez..2-Hastalık.3-Savaş.4-Zorlama hakinde orucu bozmak.5-Kıtlık. 6-Hamilelik. 7- Kadınlar özel haller. 8- Ziyafet.9-Bir başkasının tuttuğu “Nafile ve Kaza Orucunu” bozmasını sağlamak kastıyla  ;boşanma yemini eden kimse için “Nafile ve kaza orucu tutan kişi tuttuğu orucu” bozar. 10-Yaşlılık.

“***Ek Bilgi : Orucu Bozan Şeyler : Nefes,tükürük ve sümük haricinde vücuda giren her şey orucu bozar.***.”

“***Ek Bilgi :Niyetin Önemi:İslam Dinine göre herhangi bir ibadeti yapabilmek için o ibadeti yapmaya niyet etmek gerekir.Niyetsiz ibadet olmaz.Niyeti kalbimizden geçirebildiğimiz gibi hem kalbimizden geçiririz hem de dilimizle söyleyebiliriz..***”.

“***Ek Bilgi :Oruç Tutmaya Nasıl Niyet Edilir: “Niyet ettim Allah rızası için yarınki orucu tutmaya.” dediğimizde  veya “Niyet ettim Allah rızası için  oruç tutmaya”. dediğimizde tutacağımız oruca niyet etmiş sayılırız.***”.

       Haram Aylar:Zilkade ,Zilhicce,Muharrem ve Recep aylarıdır.Ramazan bayramının birinci (1) günü ve Kurban bayramının dört (4) günü oruç tutmak TAHRİMEN mekruhtur.

Kameri aylar (Ay takvimine göre aylar) bazen otuz (30) bazen yirmi dokuz (29) çekerler.Her yeni ayın bir,iki ve üçüncü gecesine hilal denir.Yine her ayın yirmi altı (26) ,yirmi yedi (27) ve yirmi yedinci (27) gecelerine de hilal denir.Diğer günlere sadece ay (kamer) denir.

Her kameri ayın başlangıcı ,ya hilali görmekle veya hava bulutlu ise , ondan önceki ayın günlerini otuza (30) tamamlamakla tespit edilir.Ramazan orucuna başlamak için hilalin güneşin batışından sonra görülmesi gerekir.

Haram Aylar:  “Zilkade. Zilhicce. Muharrem..Recep      (Tevbe.36)” –                                                   .                          “Zilhicce.Muharrem.Safer.Rebiül Evvel.(Tevbe.5)”-

                            “ Zilkade”                                                  (Bakara.194)-

                            “Recep.Zilkade.Zilhicce .Muharrem.     (Maide.2)”

Kameri aylar şunlardır:1-Muharrem.2-Safer.3-Rebiül Evvel.4-Rebiül Ahir.                             5-Cemaziül Evvel. 6-Cemaziül Ahir.7-Recep.8-Şaban.9-Ramazan.10-Şevval.11-Zilkade.                     12-Zilhicce.

a- Muharem ayının ilk hilalinin görüldüğü gün,  hicri yılbaşıdır.                                              .        b-Recep ayının ilk hilalinin görüldüğü gün üç aylar başlar.

c-Ramazan ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Ramazan orucu başlar.

d-Şevval ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Ramazan Bayramı başlar.

e-Zilhicce ayının ilk hilalinin görüldüğü gün Kurban Bayramı başlar.

Hac Ayları: Şevval ,Zilkade ve Zilhicce’den on gün içinde yapılır.Konuyla ilgili ayet: “Bakara Suresi Ayet:197. “ Hac belli aylarda olur.( Şevval ,Zilkade ve Zilhicce’den on gün).O aylarda hacca niyet edenler bilsinler ki , hacda kadına yaklaşmak ,kötülük etmek ve döğüşmek  yoktur.İşlerdiğiniz hayırları Allah bilir.(Hac için)azık hazırlayın .Ama azığın en iyisi takva(Allah korkusu)dur.Ey idrak sahiplari benden korkun.” (Bakara Suresi.Ayet:197).

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

                   3-Hac

“(Bakara – 197).Hac belli aylarda olur.(Şevval.Zilkade.ayları ve Zilhicce’den on gün.) O aylarda hacca niyet edenşer bilsinler ki , hacda kadına yaklaşmak,kötülük etmek  ve döğüşmek yoktur.İşlediğiniz hayırları Allah bilir.(Hac için ) azık hazırlayın.Ama azığın en iyisi takva (Allah korkusudur.)dır.Ey idrak sahipleri.benden korkun.”.

          Telbiye: Anlamı:Allah’ım ! davetine isteyerek uydum.Emrine amadeyim ,eşin ve ortağın yoktur.Sana yöneldim , hamd senin ,nimet senin , mülk senindir.Eşin ve ortağın yoktur.”.

            İhram :İhramın rüknü ikidir.

1-Niyet etmek:Yapmak istediği hac veya umreyi kalben tayin etmektir.Bunu dil ile söylemek müstehebdır.

2-Telbiye:Hac veya umreye veya her ikisine birden niyet edip telbiye getirmekle ihrama girilmiş  ve haccın ilk farzı yerine getirilmiş olmaz.

Şu Şartları Taşıyan Müslümanlar Hac İbadetini Yapmaları Farzdır.

1-Akıllı olmak.

2-Erginlik çağına girmiş olmak

3-Özgür olmak.

4-Uzun bir yolculuğa dayanabilecek ölçüde sağlıklı olmak.

5-Hac için gerekli masrafları karşılayabilecek ölçde parasının olması.

6-Hacca gidip gelinceye kadar ailesinin geçimini sağlayacak parasının olması.

7-Hac yolunda gerekli güvenliğin olması.

8-Hacca gitmek için herhangi bir engelinin olmaması.

 

Haccın Farzları.

Haccın farzları birisi şart ,ikisi rükün olmak üzere üçtür.

1-İhrama girmek.

2-Arafat’ta vakfe yapmak.

3-Kabe’yi tavaf etmek.

İhramın Vacipleri.

1-Mikatı ihramsız geçmemek.

2-İhram yasaklarında sakınmak.

Cemi Takdim:Arafat’ta öğle ve ikindi namazlarını bir ezan ve iki kametle öğle vaktinde kılmaya denir.

Cemi Takdim şöyle kılınır:Öğle ezanı okunur.Önce öğlen namazının ilk sünneti kılınır.Sonra kamet getirilir.Öğlen namazının farzı kılınır.Öğlen namazının farzını kılıp bitirdikten sonra yeniden kamet getirilir.İkindi namazının farzı kılınır.İkindi namazı için ayrıca ezan okunmaz.Bu iki namaz arasında sünnet namazı kılınmaz.Böylece öğlen namazının son sünneti terk edilmiş olur.İmamı Azam’a göre böyle kılabilmemiz için Arafat günü hac için ihramlı olarak Arafat’ta bulunmalıyız ve Mescidi Nemire’da imam ile kılmamız gerekir.

Cemi Tehir:Hacılar Arefe günü güneş battıktan sonra ; Arafat’tan  Müzdelife’ye gelirken  Burada akşam ile yatsı namazını yatsı vaktinde birlikte kılmasıdır.Buna Cemi tehir denir.Bunun böyle yapılması vaciptir.İki vakit için bir ezan okunur.Ve bir kamet getirilir.Önce akşam namazının farz kılınır.Hemen arkasından yatsı namazının farzı kılınır.İki farzın arasında sünnet namaz kılınmaz.Ancak yatsı namazının farzından sonra yatsı namazının son sünneti ile vitir namazı kılınır.

Hacla İlgili Terimler.

1-İzar:Belden aşağı sarılan havludan ibarettir.

2-Rida:Belden yukarı vücudun üst kısmını örten havludan ibarettir.Bu ikisi erkekler içindir.

3-Tevriye Günü:Zilhicce ayının sekizinci (8) günüdür.

4-Şavt:Hacerül Esved’in hizasından başlayarak Kabe’yi sola almak suretiyle bir defa Kabe’nin etrafını dönmektir.Yedi (7) şavt bir tavaftır.

5-Afaki:Mikat dışından gelen hacı adaylarıdır(yabancılardır).

6-Say:Safa ve Merve denilen iki tepe arasında yedi defa gidip gelmeye denir.

7-İstilam:Hacerül Esved’e el sürmek ve öpmek.

Ek Bilgi:Tavafa başlarken ve her bir şavtı tamamlayıp Hacerül Esved’in hizasına geldikçe ve tavaf namazından sonra ve Hacerül Esved’e dönülür.Namaza durur gibi tekbir ve tehlil getirilip eller kaldırılarak üzerine konur ve öpülür.Hacerül Esved’e başkasını rahatsız etmeden yaklaşmak mümkün olmadığı takdirde uzaktan Hacerül Esved’e dönülerek avuçların içi Kabe’ye verilir.Eller kulaklar hizasına kaldırılır. “Bismillahi Allahu Ekber.” denilerek Hacerül  Esved selamlanır.Ve sağ elin içi öpülür.

          8- İztiba:Belden yukarı sarılan ihramın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atarak sağ omuz ve kolu dışarıda bırakmaktır.

9-Remel:Sadece erkeklerin ; tavafın ilk iç (3) şavtında kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümeleridir.

10-Hervele: Sadece erkeklerin;Safa ve Merve tepeleri arasında yeşil ışıkla aydınlatılmış sütunlar arasında kısa adımlarla koşarak yürümektir

Cinayet:İhram veya Harem sebebiyle yapılması yasak olan şeyler.

Bedene:Deve veya sığır kurban etmeyi gerektiren cinayetlerdir.

Dem:Koyun ve keçi kurban etmeyi gerektiren cinayetler.

Hedy:Hac ve umrede kesilen kurbanlara denir.

Şükür Kurbanı:Temuttu veya kıran haccı yapanların kestiği kurbandır.

Ceza Kurbanı:Haccın vaciplerinden birinin terk edilmesinden dolayı kesilen kurbandır.

İhsar Kurbanı:Hac veya umre yapmak için ihrama girdikten sonraherhangi bir nedenle vakfe veya tavaf yapmadan ihramdan çıkmaya mecbur kalan kimsenin kestiği kurbandır.

Nezir Kurbanı:Harem bölgesinde kesilmek üzere adanan kurbandır.

 

Kurbanla İlgili Hükümler.

1-Koyun ve keçi bir ( 1 ) yaşını doldurmuş olmalıdır.Bu ölçü ay takvimine göredir. Ancak koyunlar altı ( 6 ) ayını doldurmuş ve anası kadar da gösterişli ise kurban edilebilir. Ancak keçi ne kadar gösterişli olursa olsun bir ( 1 ) yaşını doldurması gerekir.

2-Büyük baş hayvanların iki ( 2) yaşını doldurması gerekir.[(Yani yirmi üç ay on gün        ( 23 ay 10gün).].

3- Devenin kurban olması için beş ( 5 ) yaşını doldurması gerekir.[Dört (4)sene on (10) ay].

4-Küçük baş hayvanlar (koyun ve keçi cinsi)ne kadar büyük olurlarsa olsunlar bir kişi tarafından kurban edilebilir.

5-Büyük baş hayvanlar ise en fazla yedi ( 7 ) kişi tarafından kurban edilirler.

[[Dikkat: Bu sayının tek olması yani (1 ,3 , 5 , 7)olması. ile çift olması  yani(2 ,4 ,6) olması arasında herhangi bir fark yoktur.]]

6-Ortak olarak kesilen bu kurbanın etleri göz kararıyla pay edilmez.Tartı ile pay edilmesi şarttır.Ancak bu ortaklar aynı aileden olursa tartıya gerek yoktur.

7-Bu ortakların hepsinin niyeti ibadet olmalıdır.Bunların içinden bir tanesinin niyeti ibadet dışı olursa yani sadece et alma niyeti olursa diğer ortakların kurban ibadeti geçersiz olur.

8-Ortakların aynı ibadete niyet etmiş olmaları şart değildir.Şöyle ki;

Örnek:

                        a-Bu ortaklardan birkaçı ; Kurban Bayramı  kurbanına niyet etse ,

b-Bir tanesi de ; adağının yerine getirilmesine niyet etseler ,

c- Bir tanesi de ;  ölmüş bir yakınının adına kesmiş olsa bu kurban geçerlidir.Çünkü hepsinin niyeti Allah içindir.

9-Bir birlerini süsmemeleri için doğduğu andan itibaren ;boynuzları yakılan hayvanların kurban olması konusunda ;yapılan işlemin bir kusur olmadığını ve böyle hayvanların kurban edilebileceğini Diyanet İşleri Başkanlığı Açıklamıştır.

10-Doğduğu anda kuyrukları  bağlanıp ; yağın vücutlarına dağılmasını sağlamak için yapılan işlemin bir kusur olmadığını ve böyle hayvanların kurban edilebileceğini Diyanet İşleri Başkanlığı Açıklamıştır.

11-Kurban edilen hayvanın karnından ; canlı ve hiçbir eksiği olmayan ayağa kalkıp yürüme ve yaşama özelliğine sahip bir yavru çıkarsa ; bu durumda iki türlü hareket edilir:

a-O yavru da kesilir.

b-Yavru kesilmeyip fakirlere sadaka olarak verilir.

12-Adak kurbanın etlerinden :

a-Adak kurbanını kesen ,

b- Adak kurbanını kesen , kişinin karısı ,

c-Çocukları ,torunları ,

d-Babası , anası ,dedesi ,ninesi yiyemez.(Usul ve furuğu ;yiyemez.)

13-Bir kişi hayatta iken vasiyette bulunur ve kurban edilecek parayı da bırakırsa o kurbanın kurban bayramı günlerinde kesilmesi gerekir.Ve bu kurbanın etinden ölenin mirasçıları yiyemez.Zenginler yiyemez.B u kurbanın bütünü fakirlere dağıtılması gerekir.

a-Ancak ölen kendisi adına kurban kesilmesini vasiyet etmişte ; para bırakmamışsa veya ölenin vasiyeti olmaksızın , varisleri onun adına kurban keserlerse ; kesilen kurbanın etinden kendisi yiyebileceği gibi çoluk çocuğu da yer.Zenginler de yer.Bu kurbanın Kurban Bayramı  günleri dışı da kesilmesi caizdir.

14-Kurban olarak alınan hayvan ; herhangi bir nedenden dolayı KURBAN Bayramı günlerinde kesilmemişse bir daha kesilemez .Değeri fakirlere sadaka olarak verilir.Veya hayvan canlı olarak fakirlere verilir.

15-Ortaklaşa kurban kesenlerden bir kısmı edaya ,bir kısmı da kazaya niyet ederse ; bu kurbanın tamamını kesenler ve yakınları tarafından yenmez.Sadaka olarak fakirlere dağıtılır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4- Zekat

Zekat artış ,temizlik demektir.Zekatı dini ölçülere göre zengin sayılan Müslümanlar verir.

Allah Tevbe Suresinin 103. ayetinde mealen: “Onların mallarından bir miktar sadaka(zekat) al ki ,onunla onları temizleyesin.”buyurmaktadır..

Allah Bakara Suresinin 110.ayetinde: “Namaz kılın, zekatı verin ,kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her hayırı ,Allah’ın yanında bulursunuz.Allah yaptıklarınızı görür.”

Zekat Kimlere Farzdır.

1-Akıllı ve erginlik çağına gelmiş olanlar.

2-Hür olanlar

3-Zengin olmak.(Zaruri ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ve borçlarını ödedikten sonra zekat verilebilecek mal ve paraya sahip olmak gerekir.Buna nisap denir.Nisap dinen zengin sayılmanın bir ölçüsüdür

Zekat Verilecek Kimseler.

1-Yoksullar.

2-Gelir yetersizliği nedeniyle geçinemeyecek durumda olan kimselere

3-Borcunu ödemekte sıkıntı çeken kimselere

4-Ülkelerinde zengin olsalar bile yolda parasız kalmış yolculara.

 

Zekat Şu Mallardan Verilir.

.Zekat nisap ölçüsüne ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş olan şu tür mallardan verilir.

           Nisab Miktarı:

Altın:80,18 g.r.(20 miskal).

Gümüş:561 g.r.(200dirhem).

Koyun ve keçi:40 tane koyun ve keçi.

Sığır:30 sığır.

Deve:5 deve.

           Koyun ve Keçilerin Zekatı;

40 koyun ve keçi 1 koyun veya keçi.

40 -120 koyun ve keçi 1 koyun veya keçi.

121 -200e kadar , koyun ve keçi 2 koyun veya keçi.

201 -399a kadar , koyun ve keçi 3 koyun veya keçi.

400  koyun ve keçi 4 koyun veya keçi.400 koyun ve keçiden sonra her yüz adet hayvan için birer (1er) hayvan zekat verilir.

Koyun keçilerin erkek ve dişileri arasında bir fark yoktur.Sürüdekş koyun ve keçilerden hangisi daha fazla ise zekatın ondan verilmesi daha iyi olur.

Bir (1) yaşına girmeyen koyun ve keçilere zekat düşmez.Ancak aralarında bir (1) tane yaşını doldurmuş varsa bütün sürü zekata tabi olur.Sürünün zekatını vermek gerekir.Örneğin:Bir sürüde ; 39 tane bir (1) yaşını doldurmamış  ve bir (1) tane de bir (1) yaşını doldurmuş hayvan varsa ;bütün sürüye zekat vermek farz olur.Ve zekat olarak da yaşını doldurmuş olan hayvan (koyun veya keçi) verilir.

Sığırların Zekatı.

30-39 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana verilir.

40-59 sığır için ; üç(3) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana verilir.

60-69 sığır için ; iki ( 2 ) yaşına basmış erkek veya dişi  iki (2) dana verilir

70-79 sığır için ; üç(3) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana ile iki (2) yaşına basmış bir dana verilir. Verilir

80-89 sığır için ; üç (3) yaşına basmış erkek veya dişi  iki (2) dana verilir.

90-99 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  üç (3) dana verilir.

100 sığır için ; iki (2) yaşına basmış erkek veya dişi  bir (1) dana ile üç (3)yaşına basmış  iki (2) dana verilir.

Zekat konusunda mandalarda sığır gibi zekata tabidirler.

Toprak Ürünlerinin Zekatı.

a-      Ürünü onda biri zekat olarak verilir.Yılın çoğunda arazi yağmur veya nehir suyu ile sulanıyorsa onda bir(1/10 zekat verilir.

b-Eğer arazi bu şeklin dışında sulanıyorsa ürünün yirmide biri(1/20) zekat olarak verilir.

Ek Bilgi:Ürünlerin hepsi helak olursa zekat gerekmez.Bu ürünlerin üzerinden bir (1) yıl geçmesi beklenmez.Çünkü çürüyen malların zekatı olmaz.

Örneğin:Zamanımızda arazilerdeki ürünler için yüksek meblağ tutan ilaçlama ve gübreleme gibi konular karşımıza çıkmaktadır.Bu konuda iki görüş vardır:1-Gübre ve ilaçlama ve diğer masraflar çıkarıldıktan sonra onda bir veya yirmide bir uygulaması yapılır.

2-İlaç ve gübre parası ve diğer masraflar çıkarılmadan onda bir veya yirmide bir uygulaması yapılır.Zamanımızdaki uygulama için birinci görüş daha uygundur.

Alacakların Zekatı.

Alacaklar üç kısma ayrılır.1-Kuvvetli alacak.2-Orta Derece Alacak.3-Zayıf Alacak.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Kelimei Şahadet

“Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluh”

Ben şahadet ederim ki ,(şüphesiz bilirim ve bildiririm ki )Allah’tan başka ilah yoktur.Ve yine şahadet ederim ki ,H.z.Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.

Kelimei şahadeti diliyle açıkça söyleyip kalbiyle şüphesiz bir şekilde inanmakır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

İslam’ın İman Esasları.

                                           İslam Dininin İman Esasları

İslam Dininin iman esaslarının topluca anlatıldığı yazıya (metine) Amentü veya Amentü Duası adı verilir.

 

 

Amentü (Ben İnandım,Kabul Ettim)

Amentü billahi ve melaaiketihi ve kütübihi ve rusulihi ve’l yevmil ahiri ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi mi’n Allahi Teaala ve’l b’sü badel mevt,hakkun. “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluh”

 

Türkçe anlamı:Ben Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine , Ahiret gününe ,kadere,hayır v şerrin Yüce Allah’tan olduğuna ve öldükten sonra dirilmenin gerçek olduğuna inandım.Bunların hepsi doğru ve gerçektir.

Ben şahadet ederim ki ,(şüphesiz bilirim ve bildiririm ki )Allah’tan başka ilah yoktur.Ve yine şahadet ederim ki ,H.z.Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.

            

     Amentü’nün Açıklaması.

               1-Allah’ın Varlığına İman     

               1-Allah’a İnanma İhtiyacı.

İslam Dininin inanç esaslarının birincisi Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Allah’ın varlığını ve birliğini inkar eden  kimse İslam Dininden çıkar ,kafir olur.                                            .            İnsan Allah’ın varlığın inanmak mecburiyetindedir.Allah’ın varlığına inanan insan daima rahat ve huzurlu olur.Hayatın bütün maddi ve manevi güçlüklerine karşı koyar.Allah’a inanan insan kendisinin bir insan olarak ;en mükemmel bir şekilde yaratıldığını bilir.Allah insanı bütün varlıklardan üstün olarak en mükemmel bir şekilde yaratmıştır.İnsan hem ruhtan ,hem bedenden yaratılmış bir varlıktır.

a-İnsan Ruhunun İhtiyaçları Şunlardır:

İnsan ruhunun bir takım ihtiyaçları vardır.Bu ihtiyaçlar inanmak,sevilmek,mutu olmak, diğer insanların yardımına koşmak,diğer insanların faydalanacağı hayır eserlerini ortaya koymak gibidir.

b- İnsan Bedeninin İhtiyaçları Şunlardır:

               İnsan bedeninin ihtiyaçları;yemek yemek,su içmek,nefes alıp vermek,uyumak ,dinlenmek, sıcaktan korunmak,soğuktan korunmak,böceklerin ısırmasından korunmak , çeşitli  nedenle vücudumuz yaralandığında sağlığımıza kavuşmak için tedavi olmak ve sağlığımıza kavuşmak gibidir.

2-İnsan Toplulukları ve Allah’a İman.

İnsanlar ve insan toplulukları bütün tarih çağları boyunca Allah’a inanmışlardır . İnançsız hiçbir topluluk yoktur.Ancak bazı topluluklar gerçek Allah’a inanmış, bu dünya ve ahiret’te rahata kavuşmuşlardır.Bir kısmı ise nefislerinin ve şeytanın etkisiyle kendi uydurdukları şeylere Allah demişlerdir.Bu dünyada ve ahiret’te perişan olmuşlardır.

a-Yanlış Şeylere Allah Diyenlerin Durumları:

Şu anda yanlış şeylere Allah diyenler hayatlarını sıkıntıyla geçiriyorlar.Zenginlik içerisinde olsalar dahi rahat ve huzur bulamıyorlar.Öldüklerinde Kıyamete kadar kabir azabı çekecekler.Kıyametten sonra  Ahiret’te hesap verdikten sonra da cehennemde ebedi olarak kalacak azap çekecekler.

b- Gerçek Allah’a İnanların Durumları:

             Müslümanlar ve Müslüman toplumları bu dünyada fakir dahi olsalar mutludurlar. Çükü gerçek Allah’a inanıyorlar.Öldükten sonra rahat bir kabir hayatı yaşayacaklar.Kıyamet koptuktan sonra da rahatça Allah’a hesap verip cennete gideceklerdir.

             c-Allah’a İnancında  Önemli Olan Nedir ?

             Allah’a  inanmada en önemli olan gerçek Allah’ inanmaktır.Gerçek Allah’a inanmazsak kendimizi kandırırız.Allah’a inanan insan hayatın her çeşit sıkıntılarıyla baş eder ve bu sıkıntılarla başa çıkmasını bilir.Çünkü gerçek Allah’a inanmak insanı daima güçlü yapar.

3-Allah’ın Varlığı.

Hislerinin ve çevresinin etkisinde almadan düşünen insanlar ,kolaylıkla Allah’ın varlığını akıllarıyla bulurlar ve Allah’ın varlığına inanırlar.Kainattaki hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmez.Biz olmasak kalemimiz defterimizin sayfalarına yazı yazmaz.Gökyüzünde gördüğümüz küçücük bir uçurtmanın ipini tutan,onu yapan bir çocuk olduğunu biliriz.Sadece uçurtmayı görsek dahi ipi tutan çocuğun varlığından şüphe etmeyiz.

             Gökyüzünde uçan küçücük bir uçurtmanın ; bir yapanı ve ipinden tutup uçurtanı olduğunu  , insan kabule mecburdur.Aynı şekilde de dünyayı ve gökyüzündeki milyonlarca yıldızları yaratan ,onları en mükemmel bir şekilde idare eden Allah’ın varlığını kabule mecburdur.

4-Görmediğimiz Şeylerin Varlığını Nasıl Anlarız.

Görmediğimiz şeyleri inkara kalkarsak herkes bize güler.Gökyüzündeki uçurtmayı yapan ve idare eden çocuğun varlığını inkar etmemiz gerekir.Yine aklımızı, ruhumuzu, canımızı  inkar etmemiz gerekir.Namus,şeref,haysiyet,iyilik,kötülük gibi kavramları da inkar etmemiz gerekir.Bunların hiç birini gözle göremiyoruz.

            En kolay olan bir şeyin varlığını kabuldür.Varlığını inkar ettiğimiz şey gerçekten yoksa biz nereden yok olduğunu biliyoruz?Yok denilen şeyin varlığı önce kabul edilir.Daha sonra çeşitli sebeplerden dolayı herhangi bir yerde yok deriz.

Yok dediğimiz şey bir başka yerde kesinlikle vardır.Yanımızdaki arkadaşımız bir gün sınıfa gelmese;arkadaşımız gelmedi,sınıfta yok deriz.Sınıfta yok olan arkadaşımız evlerinde vardır.Veya bir tanıdığının yanındadır.Bu bakımdan en zor olan herhangi bir şeyin yokluğunu ispattır. Allah yok diyenin önce ,bu yokluğu ispat etmesi gerekir.

5-Her Şeyi Allah Yaratmıştır.

Kainatta ve dünyada gördüğümüz her şey Allah tarafından yaratılmıştır.Allah tarafından yaratıldığına en güzel  şahit;her şeyin belli bir düzen içinde meydana gelmesidir.Rasgele meydana gelmiş hiçbir şey yoktur.Şimdiye kadar bir nehrin üzerinde suyun akıntısıyla sürüklenen ağaçların;tesadüfen bir araya gelerek bir sal yaptıkları,bir köprü kurduğu görülmemiştir.

            6-Allah’a İman Bize Ne Kazandırır.

Allah’a iman insan ruhunu yücelir.Onu layık olduğu yüce mertebelere ulaştırır.Allah’a iman sayesinde insan gerçek manada şerefli,haysiyetli ve kuvvetli olur.İnsan haysiyetine yakışmayan bütün davranışlardan  uzaklaşır.Onları yapmaz.Tembellik ve ümitsizlik Allah’a inanan insanlarda bulunmaz.Allah’a inanan insan daima kendini yaratan Allah’a güvenir. Tevekkül sahibidir.Tevekkülün ne olduğunu doğru olarak öğrenir ve ona göre çalışır.

Allah’a inanmak insanı putlara,ağaçlara veya kendi uydurduğu şeylere tapmaktan alıkoyar.Çünkü Allah’tan başka bir varlığa tapmak insan şeref ve haysiyetini ortadan kaldırır.Bütün varlıklardan daha aşağı bir duruma düşürür.Her türkü kötülüğü yaptırır.

7-Allah’a İman Hayatımızı Nasıl Düzenler.

Allah’a iman insan hayatının ışığıdır.Yol göstericisidir.Kalbinin nurudur.Allah’a inanan insanlar daima iyi ve güzel olan işler yapar.Kötü işlerden uzaklaşır.Ellerinden ve dillerinden insanlara faydalı şeyler ortaya çıkar.Kanunlara saygılıdır.

8-Allah Sevgisi. Ne Demektir ?

Allah sevisi ,sevgilerin en kutsalıdır.Allah’ı seven kişi onun verdiği nimetlere şükreder.Allah’ı seven Peygamberini sever.Allah’ın emir ve yasaklarına uyar.Peygamberimizin sünnetini (Peygamberimizin ;peygamber sıfatı ile yaşadığı dini hayatı ) öğrenir Onun gibi yaşamaya çalışır.Allah’ı seven yurdunu ,devletini, ordusunu ,milletini sever.Allah sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır.Allah’ı seven merhametlidir.

 

          9-Allah’ın Sıfatları.

Allah’a inanmak sıfatlarına inanmakla olur.Allah’a tam anlamıyla inanmak Allah’ın Sıfatlarını yeterince bilip ,onları kabul etmekle mümkündür.Çünkü Allah elle tutulup gözle     görülmez.İnsanlar Allah’ı görecek şekilde yaratılmamıştır.Ancak Allah’ın varlığını akıllarıyla anlayıp bulurlar.Allah’ın Sıfatları iki bölümde incelenir.

A-Zati Sıfatları.

Bu sıfatlar sadece Allah’a mahsustur.Başka hiçbir varlıkta bulunmazlar.Allah’ın Zati Sıfatlarının  sınırı ve vasıtası yoktur.Ezeli ve ebedidir.

1-Vücut Sıfat:Allah’ın var olması demektir.O’nun varlığı kendisindendir.Var olması mecbur olan bir varlıktır.Var olması için bir başka varlığa muhtaç değildir.O’nun yok olduğu bir an düşünülemez.Varlığını devam ettirmek için de hiçbir kimseye muhtaç değildir.Var olması zatının gereğidir.

2-Kıdem Sıfatı: Varlığının ezeli olmasıdır.Varlığının başlangıcının olmamasıdır.Hiç bir şey yok iken Allah vardı.

3-Beka Sıfatı:Allah’ın varlığının sonsuza kadar ebedi olarak var olması demektir. Allah’ın yok olduğu bir zaman düşünülemez.O her zaman var olacaktır.

           4-Vahdaniyet Sıfatı:   Allah’ın bir tek olmasıdır.Ondan başka tanrı yoktur.Ortağı yoktur. İşinde bir tek olup eşi ve benzeri yoktur. Her şeyi tek başına yaratmıştır.

5-Kıyam Binefsihi:Varlığının kendisinden olması demektir.Allah var olabilmek içi başkasına muhtaç değildir. Varlığını devam ettirmek için bir başkasına muhtaç değildir.

   6-Muhalefetün Lilhavadis Sıfatı:Allah sonradan yaratılan varlılara benzemez.Allah’ı nasıl düşünürsek düşünelim,hatır ve hayalimizden geçen şeylerin hepsinden başkadır.Allah bizim hayal ettiğimizin hiçbirine benzemez.Unutmayalım ki insanlar sadece Allah’a iman edecek  ve O’nun emir ve yasaklarını yerine getirecek özellikte yaratılmıştır.Ayrıca insanlar Allah’ın sıfatlarını akıllarıyla kavrayabilecek şekilde yaratılmışlardır.

B-Subuti ıfatları:                                                                                                                   .               Bu sıfatların benzeri olan sıfatlar vasıtalı ve sınırlı olarak da insanlara verilmiştir.Ancak Allah’ın kendinse has olan sıfatları vasıtasız ve sınırsızdır.Ezeli ve ebedidir.

1-Hayat Sıfatı:Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.Hayat sahibi olmasıdır.Allah ezeli ve ebedi olarak diri ve canlıdır.Allah için ölüm,uyku uyuklama ,dalgınlık,gaflet gibi şeyler düşünülemez. Allah her türlü eksiklik ve noksanlıkta uzaktır.Allah’ın hayat sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

2-İlim Sıfatı:Allah ilim sahibidir.Kainattaki her şeyi bilir.Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.O’nun ilmin dışında hiçbir şey olamaz.İlmi ezelidir , ebedidir ve sınırsızdır.Allah her şeyi yanlışsız bilir.O’nun ilmi için gizli ve açık diye bir şey yoktur.Allah’ın ilminde artma ve eksilme diye bir şey olmaz. Kısacası Allah’ın ilmi kusursuzdur.Allah’ın ilim sıfatı ezeli ve ebedidir Vasıtasız ve sınırsızdır.

3-Semi Sıfatı:Allah’ın her şeyi işitmesi ve duyması demektir.İşitmesi ve duymasında sınır yoktur.Bütün sesleri aynı anda duyar İşitmesi için bir araca ve organa ihtiyacı yoktur.Allah her türlü sesi doğrudan doğruya duyar.Allah’ın duyması ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

4-Basar Sıfatı:Allah’ın görme sıfatıdır.Allah her şeyi kusursuz olarak görür.Allah’ın görmesinde uzaklık,kapalılık,gizlilik diye bir şey yoktur.Allah her yerde olanı biteni görür, bilir,haberi olur. Allah’ın görmesini karanlık ve aydınlık etkilemez.Allah olan  bütün şeyleri aynı anda görür.Bir şeyi görmesi bir başka şeyi görmesine engel değildir.Allah’ın görmesine hiçbir şey engel olamaz.Allah’ın görmesi ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

5-İrde Sıfatı:Allah irade sahibidir.Allah dilediği gibi hüküm eder.Dilediğini yapıp ,dilediği ve istediğini yaparken hiçbir şeye ve kimseye muhtaç değildir.Hür ve serbest olarak dilediğini yapar, dilediğini yapmaz.O’na kimse karışamaz. Kainattaki her şey Allah’ın bu sıfatı ile yaratılmaktadır.Allah’ın istediği şey anında olur.Allah’ın iradesinin sonu yoktur.Allah bir şeyin olmasını istediği zaman ona  “OL” der .O da hemen oluverir.Allah’ın iradesi ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

6-Kudret Sıfatı:Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yetmesi demektir.Allah’ın gücü dilediği her şeyi yapmaya yeter.Allah’ın gücünün sonu yoktur.Allah’ın ezeli güç ve kudretinin dışında hiçbir şey kalmaz. Allah kainatı dilese yok eder.Dilerse bu kainat gibi daha birçok kainat yaratır.Allah’tan daha güçlü ve kudretli hiç bir şey yoktur.Bütün varlıklar Allah’ın gücü ve kudreti karşısında aciz kalırlar.Allah’ın kudreti ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

7-Kelam Sıfatı:Allah seslere harflere ve kelimelere ihtiyaç duymadan konuşur.İstediğini bu ezeli ve ebedi sıfatı ile peygamberlere söylemiş, emir ve yasaklarını bildirmiştir.Allah’ın konuşmaktan aciz olması ve dilsiz olması diye bir şey yoktur.Allah insanlarla vahiy yoluyla konuşmuştur.Bu emir ve yasakları insanlar kutsal kitaplardan öğrenirler. Allah’ın kelam sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.

8-Tekvin Sıfatı:Allah’ın yaratması var etmesi demektir.Bu sıfatı ile bütün yarattığı varlıklara rızık verir.Azap eder,af eder,öldürür,diriltir.Kısacası Allah’ın saydığımız ve saymadığımız bütün işleri bu sıfatın gereğidir.Kainattaki her şey Allah’ın bu sıfatının gereği olarak yaratılmıştır.Allah’ın tekvin sıfatı ezeli ve ebedidir.Vasıtasız ve sınırsızdır.               (Tekvin Sıfatı=Yaratma Sıfatı).

Ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

2- Meleklerin Varlığına İman        

                1-Meleklerin Özellikleri.

İslam ininin inanç esaslarının ikincisi meleklerin varlığına inanmaktır.İslam dinine göre meleklerin varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.Melekler ışıktan (nurdan)yaratılmış varlıklardır.özle görülmezler.Erkeklik ve dişilikleri yoktur.Yemezler ve içmezler.Allah’ın emrettiği şeyleri aynen yaparlar.Günah işlemezler.Çok uzak mesafelere çok kısa bir zamanda giderler.Çok büyük işleri bir anda yaparlar.Melekler daima Allah’ın yapılmasını emrettiği iyi ve güzel işlerin yapılmasından hoşlanırlar. Kötü işlerden kesinlikle hoşlanmazlar.

Allah’ın yarattığı meleklerin sayısını ancak Allah bilir.Allah  Kuran’da bazı meleklerin adlarını ve yaptıkları işleri açıklamıştır. Bizler meleklerin varlığını ve yaptıkları işleri Kurandan öğrenmekteyiz.Bu konuda Peygamberimizin hadisleri de bize melekler hakkında bilgi vermektedir.

 

.

a-Meleklerin varlığı:

Gücü ve kudreti sonsuz olan Allah görülen varlıkları yaratmıştır.Yine görülmeyen varlıkları da yaratmıştır.Bütün kainatı Allah’ın yarattığını kabul eden insan ;görülmeyen varlıkları da Allah’ın yarattığını kabule mecburdur.Görmediğimiz şeyleri inkar edersek önce inkar ettiğimiz varlıkların yokluğunu ispat etmemiz gerekir.

İnsan oğlu her şeyi görecek ve işitecek şekilde yaratılmamıştır.Bizim görmemizin ve işitmemizin sınırı vardır.İnsanoğlu görmediği ve işitmediği varlıkların;var olduğunu bazen aklıyla bulur.Bazen de o görmediği varlığın eserine bakarak var olduğunu bilir.Biz de bu bakımdan meleklerin varlığını aklımızla buluruz.Var olduklarını kabul ederiz.Biz Müslümanlar Kuran’da var olduğu bildirilen her şeyin varlığını kabul ederiz.Varlığını görmesek bile,var olduklarına inanırız.

2-Kuran’da Adı Geçen Melekler ve Özellikleri.

A- Kuranda adı geçen dört büyük melek bulunmaktadır:

a-Cebrail:Vazifesi Allah’la peygamberleri arasında elçilik yapmaktır.Bütün peygamberlere vahiy getirmiştir.Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirmiştir.Cebrail’e “vahiy meleği “de denir.

b-Mikail:Vazifesi tabiat olaylarının meydana gelmesini sağlamaktır.Yağmurun yağması,fırtına,kar,hava durumları ve mevsimlerin   meydana gelmesini Allah’ın izniyle Mikail düzenler.

c-Azrail:Eceli (ölüm vakti)gelmiş insanların ruhunu bedeninden ayıran melektir.Yani Azrail insanların ruhlarını alarak onların dünya hayatını sona erdirir.Böylece insanlar ikinci bir hayata başlarlar.Bu hayatın adına bizle Kabir Hayatı diyoruz.

d-İsrafil:Adına  “Sur” denilen bir şeyi üfleyerek ; kainatta ki (evrende ki) hayatın ve  dünya hayatının sona erdiğini ilan edecek olan melektir.İsrafil  sur’a ikinci bir defa daha üfleyerek Ahiret Hayatının başladığını  ilan edecektir.

B- Kuran’da Dört Büyük Meleğin Dışında Adları ve Yaptıkları İşler Belirtilen Melekler Şunlardır:

            a-Hafaza Melekleri (Koruyucu Melekler):

Bu melekler Allah’ın izniyle insanları kaza ve belalardan korurlar.Ayrıca hafaza meleklerinden ikişer tanesine  “Kiramen Katibin” melekleri adı verilir

b- Kiramen Katibin Melekleri.(Yazıcı melekler):

Bu melekler insanların dünyada yaptıkları iyi ve kötü amelleri ,amel defterine yazarlar.Sağ taraftaki yazıcı melek iyi amellerimizi yazarlar.Sol taraftaki yazıcı melek kötü amellerimizi yazar.Bu melekler yaptığımız bütün amelleri yani işleri eksiksiz olarak yazarlar.Dünya hayatı boyunca yaptığımız işlerin yazılı olduğu bu defterler,Mahşer Meydanında bizlere dağıtılacaktır.Daha sonra Allah’ın huzurunda yaptığımız her işin hesabını vereceğiz.

c-Münker ve Nekir Melekleri(Kabir Melekleri):

Ölümden sonra yaşamaya başlayacağımız Kabir Hayatının ilk başladığı anda bu melekler ölen herkesi kabir sorgusuna çekerler.Allah’ın emirlerine uyan Müslümanlar bu sorguyu rahatça geçerler.Sorulan  her şeye olaylıkla cevap veririler.Günahkar Müslümanlar bu sorguda biraz ıkıntı çekerler.Kafirleri ise meleklerin sorularına cevap veremezler.Çok büyük kabir azabı çekerler.

          3-Meleklerin Dışında Allah’ın Yarattığı Görülmeyen Varlıklar:

a-Şeytan:Şeytan ateşten yaratılmıştır.Daha Allah’a isyan etmeden meleklerle birlikte yaşamış ,onlar arasında bulunmuştur.

İlk insan ve ilk Peygamber olan H.z.Adem yaratıldıktan sonra Allah ,H.z.Adem’e karşı secde etmelerini meleklerden ve şeytandan istedi.Melekler Allah’ın emrine uyup H.z.Adem’e secde ettiler. Şeytan ,Allah’ın emrine uymayıp H.z.Adem’e secde etmedi, kibirlendi büyüklendi.

“Adem çamurdan ben ise ateşten yaratıldım.Ben ondan üstünüm önünde eğilmem.” dedi. Bunun üzerine Allah ,şeytanı kendi huzurundan kovdu.Şeytan af dilemedi.Bilakis Kıyamete kadar süre istedi.Allah’ta ona istediği süreyi verdi.Şeytan bu süre içinde daima insanları Allah’ın yolundan çevireceğine dair yemin etti.O günden beri insanları Allah’ın yolundan ve peygamberlerin yaşadığı örnek hayattan çevirme için çalışır.İnsanlara kötü şeyleri ve İslam Dininin yasakladığı her şeyi iyi göstermeye çalışır.Şeytana uyan insanların bu dünya hayatları sefalet içinde geçer.Kabir Hayatları ve Ahiret Hayatları da Cehennem azabı ile geçer.

b-Cinler:Cinler Allah’ın ateşten yarattığı kullarıdır.Yeme ve içmeleri vardır.Erkeklik ve dişilikleri vardır.Aile hayatları vardır.Doğar ,büyür ,yaşlanır ve ölürler.Cinler insanlar gibi Allah’ın emirlerine uymak mecburiyetindedirler.Müslüman olanları vardır.Allah’a isyan edip kafir olarak yaşayanları vardır.

Kıyamet koptuktan sonra cinler de hesaba çekileceklerdir.Günahkarları cehenneme gideceklerdir Müslüman olup sevap işleyenleri cennete gireceklerdir.

1-Cinler Ne Zaman Müslüman Oldu.

Allah Cin Suresinde bir gurup cin’in Peygamberimizden Kuran dinleyip ona iman ettiklerini bildirmektedir.Bu iman eden cinler daha sonra diğer cinleri İslam Dinine uymaya çağırmışlardır.Onlar arsında İslam Dini yayılmıştır.

İnsanlar gibi cinlere de peygamberler gelmiştir.Onları Allah’ın emirlerini  yerine getirmeye çağırmışlardır.Bu konuda Allah Enam Suresinin 130cu ayetinde mealen: “Ey cin ve insan topluluğu! Size kendi içinizden ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınızı size ihtar eden Peygamberler gelmedi mi ?”. Onlar : “Kendi aleyhimize şahadet ediyoruz.”diyeceklerdir.Dünya hayatı onları aldatmış ve kafir oldukları hususunda kendi aleyhlerine şahitlik etmişlerdir.”buyurmaktadır.

2-İnsan ve Cin İlişkileri(Münasebetleri):

Cinler ateşten yaratılmış varlıklardır.İnsanlara göre bir takım zor işleri yapabilirler. Uzak mesafelere kısa bir zamanda gidip gelebilirler.Ömürleri insan ömürlerinden daha uzundur.Yani uzun bir hayatları vardır.  Cinler daha öncelerden göklerden haberler dinlerler  ve öğrendikleri haberleri insanlara bildirirlerdi. Bu esnada çokça da yalan söylerlerdi. Peygamberimize , peygamberlik geldikten sonra  cinlere gök yüzünden haber dinlemek yasaklanmıştır.

Bu konuda Allah Cin Suresinin 9cu ayetinde mealen: “Halbu ki biz önceden göğün haberlerini dinlemek için onun oturulacak yerlerine otururduk; Şimdi ise kim dinlemek istese ,kendisini Gözetleyen bir alev buluyor.” buyurmaktadır.

İnsanların cinlerden yardım alarak gelecekten haber vermeleri diye adlandırılan işleri tamamıyla asılsızdır.Ayette de belirtildiği gibi gökler cinlere yasaklanmıştır.Allah’ın emrine uyan insan Allah’tan başka kimseden korkmaz.Kuran okuyan ,namaz kılan, İslam Dininin temizlik şartlarına uyan insana Allah’tan  başka kime zarar veremez.Dinimiz ne şekilde olursa olsun ,cinlerden yardım almayı ,onlara sığınmayı yasaklamıştır.

Fatiha Suresinde Allah kendinden başka kimselerden yardım istemeyi ve sığınmayı yasaklamıştır.Müslüman her zaman güçlü olacaktır.İmanını güçlendirmek için Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaktır.Bedenin güçlendirmek için hem hayvani gıdaları yiyecektir.Hem de bitkisel gıdaları yiyecektir.Bedeni ve imanı güçlü olan insana Allah’tan başka hiçbir varlık zarar veremez.

Allah’ın Yarattığı Bazı Varlıkların Hızları

İnsanların ,Cinlerin ve Meleklerin Hareketlerindeki Hızın ; Bir Fikir Verebilmek İçin Rakamlarla Kabaca ve Kesin Olmayan Şekilde Anlatımı.

a-  İnsanlar topraktan yaratılmıştır.Toprak ağır Bir maddedir.Bir avuç toprağın bahçenin bir ucundan diğer ucuna hiçbir etki olamadan gitmesi imkansızdır.İnsanların hareketinin toprağın hareketine göre kıyaslanmasında toprağın hareketini bir (1 ) olarak aldık. İnsanların toprağa göre hızı kıyaslanmayacak ölçüde süratlidir..Biz bu durumda insanların hareketini bin (1000) olarak aldık.Ve insanların toprağa göre hareketini bin (1000)  üssü bir ( 1 ) olarak gösterdik.

( 1)

(1) ——— (1000 )           İnsanın toprağa göre hızı rakamlarla bu şekilde gösterilir.

 

b-   Cinler dumansız ateşten yaratılmıştır.Cin ve şeytan aynı cinstendir. Dumansız ateş oldukça süratli bir maddedir. Toprağa göre ise çok süratlidir.Biz dumansız ateşin hızını toprağın hızıyla kıyaslarken , toprağın  hızının on katı olarak aldık .Ve dumansız ateşin hızını on ( 10 ) olarak gösterdik.Bu durumda dumansız ateşin hızı , toprağın hızının on katı oldu. İnsanların hızı toprağı hızına  göre çok yüksekti ve toprağın hızının bin katıydı. Bu durumda cinlerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on ( 10 ) olarak gösterilir.

( 10 )

( 1 )

(10) ———- (1000)

 

c-Melekler nurdan  (ışıktan )yaratılmıştırlar.Işık çok süratli bir maddedir saniyedeki hızı şu andaki ölçümlere göre üç yüz bin (300 000)  kilometredir.(Gelişmiş teknikler kullanıldığında bu ölçümler beklide değişebilir).Işık topraktan ve dumansız ateşle kıyaslanmayacak ölçüde çok hızlıdır.Biz Işığın hızını dumansız ateşin hızının on katı aldık ve ışığın hızını yüz olarak gösterdik.Bu durumda ışığın hızı   toprağın hızının yüz katı ve dumansız ateşin hızının on katı oldu. İnsanların hızı toprağı hızına  göre çok yüksekti ve toprağın hızının bin katıydı.Ve insanın hızı üslü ifade olarak bin (1000) üssü bir ( 1 )olarak gösterildi. Ve cinlerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on ( 10 ) olarak gösterildi.Işığın hızı toprağın hızının yüz katıydı Dumansız ateşin hızının on katıydı.Bu durumda meleklerin hareketi üslü ifade ile bin (1000) üzeri bir ( 1 ) ; üzeri  bin (1000) üzeri bir (1) üzeri on (10) ; üzeri  yüz (100) olarak gösterilir.Elde edilen rakam dehşet verici bir hızı ve sürati gösterir ki bu bizim meleklerin hızı için bir kıyaslama yapabilmemiz için basit bir düşünme yoludur.Yoksa bu hareket şekli kesindir diye bir şey yoktur.Cinler de bir hayli hızlı varlıklardır.Ama Meleklerin hızıyla hiçbir şekilde kıyaslanamazlar İnsanlar zaten yavaş varlıklardır.Buna kimsenin bir diyeceği yoktur.

(100)

(10)

( 1 )

( 1000 )

( 1 )

(100 )———- (1000)

 

Işığın saniyedeki hızı 300 000 kilometredir.300 000 bin ile 100 çarpıldıktan sonra çıkan rakam ; bin (1000) üzeri bir ( 1 ) ; üzeri  bin (1000) üzeri bir ( 1 )  üzeri on (10) ; üzeri  yüz (100) ile çarpılırsa meleklerin hareketlerindeki hız hakkında kabaca bir fikir sahibi oluruz.Yani melekler bir anda kainattaki her yerdedir demektir ki , bunu insan anlamakta güçlük çekebilir en doğrusu Allah’ın yarattığı her şeyi Allah’ın yarattığı hal üzerine kabul edip, Allah’ın yarattığı her şeye tereddütsüz ve şüphesiz inandım emektir.Allah her şeyi en iyi bilendir .Gücü, kudreti ,ilmi iradesi, sonsuzdur.Biz ancak kulluk görevimizi eksiksiz yaparsak gerçek Müslüman oluruz ve ahirette kurtuluşa ereriz.

 

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

       3-Kitaplara İman

           1-İlahi Kitaplara Niçin İnanmalıyız:

İlahi Kitaplara iman İslam Dininin inanç esaslarının üçüncüsüdür.İlahi Kitapların varlığını inkar eden kişi İslam Dininden çıkar ,kafir olur. İlahi Kitaplardan Allah’ın emir ve yasaklarını öğreniriz.Neye inanacağımızı , nasıl ibadet edeceğimizi ,kabir hayatını, ahiret hayatını öğreniriz.Bizim göremediğimiz değişik yaratılıştaki melek, şeytan, cin, ruh gibi şeyleri öğreniriz.Kitaplardan bunlar hakkında insanlara gerekli olan bütün bilgileri eksiksiz öğreniriz.

a- İlahi Kitaplarla İnsan İlişkileri:

İlahi Kitaplar insanların dünyada iken yaşayacakları hayatları için rehberdir. Müslümanlar dünya hayatlarında kutsal kitaplarına uygun yaşarlar. Kabir Hayatlarında ve Ahiret Hayatlarında bu yaşayışlarının mükafatını görürüler.

Allah’ın gönderdiği kutsal kitaplar daima insanlara rehberdir.İnsanın aklıyla öğreneceği ve bulabileceği bilgiler vardır.Bir de Allah’ı öğretmesi ve bildirmesiyle öğrenilip bulunulacak bilgiler vardır.İşte ilahi kitaplar Allah’ın öğretmek istediği bilgileri insanlara öğretir.Aklını kullanıp mantıklı düşünen zeki insanlar ,Allah’ın gönderdiği Kutsal Kitaplara inanırlar.İçlerindeki bilgileri okur ,öğrenir ve hayatlarında uygularlar.Böylece hem dünyada hem Kabir Hayatlarında,hem de Ahiret Hayatlarında mutlu olurlar.

          2-İlahi Kitaplara İmandan Ne Anlıyoruz?

İslam Dinine göre Allah’ın gönderdiği herhangi bir ilahi kitabı kabul etmeyen kimse İslam Dininden çıkar.Yine Kurandan bir ayeti inkar eden kimse de İslam Dininden çıkar. Biz Müslümanlar  Allah’ın gönderdiği ilahi kitapların tamamına  inanırız.                             (Kutsal Kitapların = İlahi kitapların)

Müslümanlar  İlahi kitapların, Allah tarafından ilk gönderildiği bozulmamış haline inanır.İlahi Kitaplara iman etmek deyince bunu kast ederiz.Yoksa insanlar tarafından defalarca değiştirilmiş İncil’in ,Tevrat’ın ,Zebur’un bugünkü haline imanı kast etmeyiz.Bu kitapların bu günkü hali bizim iman ettiğimiz ilk hallerinden tamamıyla farklıdır.Allah’ın gönderdiği İlahi  Kitaplar ;Suhuflar ve Büyük Kitaplar diye ikiye ayrılırlar.

A-Suhuflar (Küçük İlahi Kitaplar = Küçük Kitaplar)

İlahi Kitapların önceleri sayfaları azdı Az sayfalı kitaplar suhuf olarak adlandırılmıştır.Suhufların içlerindeki konular o,zamanın ihtiyacını karşılayacak kadardı.Toplumun o günkü ihtiyaçlarına cevap veriyorlardı.Yani hükümleri belli bir zaman göre ayarlanmıştı.Hükümleri içlerindeki konuları basitti.Yine insanlara ihtiyaç duydukları çeşitli bilgiler veriyorlardı.

1-Suhufların İçindeki Konuların ve Bilgilerin Özellikleri.

Her bir suhuf  bir konuyu anlatıyordu.Yani H.z.Adem peygambere on suhuf geldi dediğimizde ; bu  peygambere on konuyu anlatan ; onlara on konu hakkında ihtiyaçlarını karşılayacak ,daha sonraki insanların da ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü bilgiler veren on tane  sayfa sayısı az olan kitap gelmiş diye anlamamız gerekmektedir.İlahi Kitaplardaki hükümler belli bir zamana göre olabilir. Bu hükümler zamanı geçtikten  sonra geçersiz sayılır.Ancak bilgiler devamlıdır.Bilgilerin zamanının geçmesi diye bir şey yoktur.

2-Peygamberlere Gelen İman Esaslarının Özellikleri.

Bütün peygamberlere gelen iman esasları aynıdır.Allah her zaman insanları :                         “1-Allah’ın var ve bir olduğuna, 2-Meleklerin varlığına, 3-İlahi Kitaplara, 4-Peygamberlere , 5-Ahiret Gününe, 6-Kadere,Hayrın ve Şerrin Allah’tan olduğuna ve Öldükten sonra dirilmenin  gerçek olduğuna inanmaya çağırmıştır.

Yani bütün peygamberler , insanlara İslam Dininin iman esaslarını anlatmıştır.İman etmelerini istemiştir.İman esaslarının değişen tek hükmü ; zamanın peygamberine iman etmekti.Çünkü insanlar zamanlarında ; insanları Allah’ın emirlerine uymaya çağıran peygamberlere iman etmek zorundadırlar.Ancak son peygamber H.z.Muhammed peygamberliğini ilan ettikten sonra ; İslam Dini hakkında bilgi sahibi olan bütün insanlar kıyamete kadar H.z.Muhammed’in dinine ve Onun peygamberliğine inanmak zorundadırlar.

          3-Peygamberlerin İnsanlara Tebliğ Ettiği (Hükümlerine Uymaya Çağırdığı) Dinlerin Özellikleri.

Bütün peygamberlerin insanlara öğrettiği tek din “İslam Dinidir”.Ancak “İslam” kelimesi en son dini getiren H.z.Muhammed’in insanlara bildirdiği dine özel ad olarak Allah tarafından verilmiştir.Ve bu dine  “İslam Dini” denmiştir.

4-Kuran’da ve Peygamberimizin Hadislerinde Bizlere Bildirilen Suhuflar.

Günümüze kadar suhuflardan gelen olmamıştır.Zamanla unutulmuş , kaybolmuşlardır. Suhufların varlığını bize Peygamberimizin hadisleri ve Kuranı Kerim bildiriyor.

Kendisine Suhuf Gelen Peygamberler:

1-H.z.Adem Peygambere 10 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen on tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

2-H.z.Şit Peygambere 50 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen elli tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

3-H.z.İdris Peygambere 30 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen otuz tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

4-H.z.İbrahim Peygambere 10 sayfalık suhuf gelmiştir.Yani her birinde bütün yönleriyle bir konu anlatılan ve çeşitli bilgiler verilen on tane sayfası az Suhuf adı verilen kitap gelmiştir.

B-Büyük İlahi Kitaplar (Büyük Kitaplar=İlahi Kitaplar)

a- Büyük İlahi Kitapların sayfa adedi suhuflardan çok fazladır.Yine Büyük İlahi Kitapların içindeki konular çok geniştir.İnsanların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek özelliktedir.Kitaplar gelişmiş olan insanlığın ihtiyacını karşılayacak hükümleri içinde bulundurmaktadır.

b- Suhuftan Büyük İlahi Kitaplara geçilirken konular ve sayfa adedinde bir değişme ve gelişme olmuştur.Ancak gerek suhuflar da ,gerekse Büyük İlahi Kitaplarda iman esasları aynı kalmıştır.Değişme ve gelişmeler sadece konularında ve sayfa adedindedir.

c- Suhuflar ve Büyük İlahi Kitaplar zamanla insanlar tarafından bütünüyle bozulmuştur. Allah tarafından korunan Kuranı Kerim ise bozulmamıştır.Kıyamete kadar da bozulmayacaktır.

d-Gelip geçmiş bütün suhufların ve Büyük İlahi Kitapların özü Kuran’da toplanmıştır.Kıyamete kadar insanlığın bütün ihtiyacını karşılayacak ve kendine uyanları  mutlu edecektir.Dünya Hayatları,Kabir Hayatları Ahiret Hayatları sevinç ve rahatlık içinde geçecektir.

     Kuran’da Haber Verildiğine Göre Büyük İlahi Kitaplar V e Geldikleri Peygamberler  Şunlardır:

1-Tevrat:Tevrat H.z.Musa’ya gönderilmiştir.İsrail Oğullarının kutsal kitabıdır.İsrail Oğulları zamanla Tevratı bozmuşlardır.Peygamberler için Tevrat’ın içine kötü şeyler yazmışlardır.Müslümanlar Tevrat’ın H.z.Musa’ya gönderildiği haline inanırlar.

2-Zebur:H.z.Davud’a gönderilmiştir.İsrail Oğulları Zebur’u da bozmuşlardır.Buğün Zebur Tevrat’ın sonuna ilave edilmiştir.Tevrat’tan bir kısım haline gelmiştir.Müslümanlar Zebur’un H.z.Davud’a gönderildiği haline inanır.Zebur’un içinde daha çok ilahiler vardır.Bir de Allah’ı zikir etme  (Allah’ın adını söyleme) konuları vardır.

3-İncil:İncil H.z.İsa’ya gönderilmiştir.İncil H.z.İsa’nın göğe alınmasından sonra bozulmuştur.Bugün yeryüzünde ki İnciller birbirini tutmaz.Çok sayıda İncil çeşidi vardır.Müslümanlar İncil’in H.z.İsa’ya gönderildiği haline inanır.Bugünkü İnciller H.z.İsa’ya gelen incilin tercümeleridir.En eski İncil yazması Yunancadır.Halbuki H.z.İsa o günkü İsrail Oğullarının konuştuğu dili konuşuyordu.Yani Aramice konuşuyordu.Dolayısı ile bugünkü İnciller Hakiki incilin tercümesinin,tercümesinin tercümeleridir.Ve H.z.İsa’ya gönderilen İncil’le benzerlikleri yok denecek kadar azdır.İlahi özelliği bütünüyle yok edilmiştir.Allah ve peygamberlik konusunda bütünüyle ilahi olma özelliğini yitirmiştir.

          4-Kuranı Kerim:Kuranı Kerim H.z.Muhammed’e gönderilmiştir. Kuranın bir harfi dahi değişmemiştir.Allah’ın H.z.Muhammed’e gönderdiği halini muhafaza etmektedir. Kuranı Kerim ,Allah’ın insanlara en son olarak gönderdiği İlahi kitaptır. Ondan  başka daha İlahi Kitap gelmeyecektir.En son gelen Kutsal Kitap,kendinden önceki Kutsal Kitapların hükmünü kaldıracaktır.

Kuranı Kerim’de bütün ilah kitapların hükmünü kaldırmıştır.Bundan sonra Allah katında hükümleri geçen tek İlahi Kitap Kuranı Kerimdir.

5-Kuran Kimlere Gönderilmiştir? Daha önceki Kutsal Kitaplar bir kavme,bir millete veya küçücük bir topluluğa gönderilmiştir.Bunun için hükümleri belli bir zamana aittir.O zaman geçtikten sonra hükümleri ortadan kalkmıştır.

Kuran ise bütün insanlığa gönderilmiştir.Hükümleri her zaman ,kıyamete kadar geçerlidir.Kuran daha önceki gelmiş bütün İlahi Kitapların eksikliklerini tamamlamıştır.Kuran insan topluluklarının bütün ihtiyaçlarını karşılayacak özelliktedir.

6- Kuran Bütün İlahi Kitapların Özüdür: aAllah bütün ilahi Kitapları özünü Kuranı Kerim’de toplamıştır.Kuran’da  dünya ile ilgili bilgiler vardır.Kabir Hayatı ile ilgili bilgiler vardır. Ahiret Hayatı ile ilgili bilgiler vardır.İnsan ruhu ile ilgili bilgiler vardır.Görülmeyen varlıklarla ilgili bilgiler vardır. Allah’ın varlığına ve birliğine güç ve kudretine örnek olsun ; insanlar bu saydığımız şeyleri daha iyi kavrasınlar diye her türlü şeyin yaratılışı ile ilgili bilgiler vardır.Bazı ilmi konularla ilgili bilgiler vardır.

b- Kendinden önceki gelen  İlahi Kitaplarla İlgili bilgiler vardır.Bu kitapların  insanlara anlattığı konular Kuran’da da vardır.Yine suhuflarla ilgili bilgiler vardır.Suhufların konuları Kuranda da anlatılır.Hatta Kuran her türlü konuyu içine alması ve her konuda insanlara bilgi vermesi bakımından kendinden önce gelmiş ilahi kitapların bir örneğidir..                                       .         c- Yine bir bakıma Suhufların da bir  örneğidir..Şöyle ki ;Kuran otuz cüzden oluşur.Bu cüzleri suhuflara benzetebiliriz.Kuran bütün büyük ve küçük İlahi Kitapların özü olduğu için ,Kuran cüzlerinde her türlü konu hakkında bilgi bulunur.                                                                                     .         d-Yine H.z.Adem ve H.z.Şit’e gelen Suhuflar İlahi yazı ve kalemle yazılmıştı.Daha dünya yazı ve dünya kalemi bulunmamıştı.Bu bakımdan bu iki peygambere gelen Suhuflar ilahi yazı ve ilahi kalemle yazılmıştı.Bu yazıları Allah ve Onun peygamberleri okuyabiliyordu ve anlamlarını biliyorlardı.İşte bu iki peygambere gelen Suhuflar’da ki bu yazılara örnekler de vardır Kuran’da.Bu iki Suhuf’un yazısına örnek  Kuranda bazı surelerin başında bunan Hurufu Mukatta harfleridir.Bu Hurufu Mukatta harfleri dünya yazısı ve Dünya kalemi ile yazıldığı halde bizler bunların anlamlarını bilemeyiz.Bu Hurufu Mukatta harflerinin anlamlarını Allah ve O’nun peygamberi olan H.z.Muhammed bilir deriz.Yine bu harflerden Allah ne murat etiyse onu aynan kabul ediyoruz diyerek kesin hükmümüzü ortaya koruz.

          C-Kuranla İlgili Bilgiler:

              a-Vahiy:Allah’ın kullarına bildirmek istediği emir ve yasakları peygamberlerinin kalbine manevi yollardan biriyle göndermesine vahiy denir.

Peygamberimiz  H.z.Muhammed’e Vahiy Şu Şekillerde Gelmiştir.

1-Vahiy’in Peygamberimize sadık rüyalar şeklinde bildirilmesidir.

2-Vahiy’in doğrudan doğruya Peygamberimizin kalbine bildirilmesi

3-Vahiy’in arada bir perde olmadan doğrudan doğruya konuşarak Peygamberimize bildirilmesi.

4-Çan sesini andıran bir sesten sonra vahiy’in Peygamberimizin kalbine bildirilmesi.

5-Cebrail’in melek suretinde vahiy getirmesi.

6-Cebrail’in insan suretinde(şeklinde) vahiy getirmesi.

b-Ayet:Kuranda yer alan cümle  veya cümle topluluklarına ayet denir.Ayetler uzun veya kısa olabilirler.Kuranda bir harften meydana gelen ayetlerde vardır.Bir sayfa olan ayetler de vardır.Ayetlerin sırası vahiyle bildirilmiştir.

c-Sure:Kuranda uzun veya kısa ayet topluluklarından meydana gelen bölümlere sure denir.Sureler birbirinden besmele ile ayrılır. En kısa sure  3 (üç)  ayettir.En uzun sure 286 (İki yüz seksen altı ) ayettir.

Surelerle İlgili Bilgiler:Kuranda üç ayetten oluşan Sure “ Asr Suresidir.” . Kuranın en uzun suresi  “Bakara Suresidir” . Tövbe Suresinin başında  “Besmele” yoktur. Mekke’de gelen surelere Mekki Sureler denir.Medine’de gelen Surelere Medeni Sureler denir.Surelerin sırası vahiyle bildirilmiştir.Surelerin her birinin bir adı vardır.Kuran’ın ilk suresi  Fatih Suresidir. Kuran’ın son suresi Nas Suresidir.

d- Kuran’ın Kısaca Tanıtı:Kuran Cebrail aracılığı il ramazan ayında Kadir gecesinde H.z.Muhammed’e gönderilmeye başlamıştır.Kuran’ın vahiyle gelmesi 610 yılında başlamış ; 22 sene 2 ay 22 günlük bir zaman içinde tamamlanmıştır.Kuranda 6666 ayet  ve 114 sure vardır.Sureler genellikle uzundan kısa olana doğru sıralanmıştır.Kuran 30 cüzdür.

Kuran’da iman ,ibadet,ahlak ve insanların karşılıklı ilişkilerine dair bilgiler vardır.Kuran ne şiir,ne düz yazıdır.O sadece Allah kelamıdır (sözüdür).  Okunuşu ve manası mucizelerle doludur.Kuran’ın , Müslümanlar tarafından bir harf hatasız ezberlenmesi ,O’nun ilahi bir kitap olduğundandır.

 

 

 

                e-Kuranın Yazılışı Ve Bir Kitap Haline Gelişi.

                 1-Gelen Vahiylerin Yazılışı:Cebrail’in getirdiği ayetler yani vahiyler Peygamberimizin kalbine hemen yerleşiyordu.Peygamberimiz bu vahiyleri hemen ezberliyordu.Daha sonra  sayıları kırkı bulan vahiy katiplerinden herhangi birine yazdırıyordu.Yazılan vahiyleri Peygamberimiz  tekrar okutarak dinliyordu.Bir yanlışlık olmasına meydan vermiyordu.Gelen vahiyleri daha sonra Peygamberimiz okuyarak diğer Müslümanlara bildiriyordu.Bu vahiyleri o devrin hafızları  hemen ezberliyordu.

2-Gelen Vahiylerin Yazıldığı Malzemeler:Peygamberimiz   zamanında kağıt bol olmadığından vahiyler çeşitli eşyalar üzerine yazılmıştır.Gelen vahiyler bazen kağıda ,bazen bez parçalarına,ceylan derilerine,düz taşlara,hayvanların kaburga ve kürek kemiklerine, tahtalara yazılmıştır.

3-Kuran’ın Bir Kitap Haline Getirilişi:Peygamberimize gelen vahiyleri ,her yıl ramazan ayında ;önce Cebrail Peygamberimize okurdu.Sonra Peygamberimiz Cebrail’e okurdu.Daha sonra Cebrail Peygamberimizin okuduğu vahiyleri yani Kuranın doğruluğunu tasdik eder ve giderdi.Peygamberimizin vefat edeceği yıl ramazan ayında bu işler iki defa yapıldı.Cebrail iki defa gelerek  Peygamberimize Kuran okudu ve peygamberimiz de O’na iki defa Kuran okudu .Cebrail e iki defa Kuran’ın doğru olduğunu tasdik etti.

Vahiylerin gelmesi devam ettiği için Peygamberimiz zamanında Kuran bir kitap haline getirilemedi.Çünkü Kuran tamamlanmamıştı.Kuran birinci halife H.z.Ebubekir devrinde , hafızlar kurulu tarafından bir kitap haline getirildi.

Üçüncü halife H.z.Osman zamanında bu kitaptan çok sayıda çoğaltılarak büyük şehir merkezlerine gönderildi.Diğer Kuran kitapları bu örnek kitaplardan çoğaltıldı.H.z.Osman insanların elindeki diğer Kuran cüzlerini ,sayfalarını toplatarak yaktırdı.Böylece Kuran’a kötü niyetli kimselerin zarar vermesi önlendi.

Bugün Türkiye Cumhuriyetinde ; Kuranı Kerimler , “Türkiye Cumhuriyeti  Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme Kurulu” tarafından incelendikten sonra çoğaltılır.    Her Kuranı Kerim’in son sayfasında bu kurulun mührü vardır.

 4-Sure Ve Ayetlerin Tertibi Nasıl Olmuştur: Cebrail getirdiği ayetlerin hangi sureye ait olduklarını bildiriyordu.Ve hangi ayetten sonra olduğunu da bildiriyordu.Yine surelerin sırasını  bildiriyordu.Aslında ramazan  ayında Cebrail’in gelerek önce Peygamberimize Kuran okuması sonra da Peygamberimizin ,Ona Kuran okuması ve Cebrail’in Peygamberimizin okuduğu Kuranı tasdik etmesi sure ve ayetlerin sıralanışının Allah’ın izni ile Cebrail tarafından Peygamberimize bildirdiğini en güzel ve açık şekilde göstermektedir.(Bazı din bilginlerine göre surelerin adlarını Cebrail bildirmemiştir. Bu adlar daha sonra Peygamberimiz ve sahabe tarafından konmuştur.Veya başka din bilginleri tarafından konmuştur.).

Kurandaki ayetlerin sayısında en ufacık bir değişiklik olmaz Çünkü Kuranı Allah korumaktadır.Kuranı değiştirmeye ayetlerinde azlık veya çokluk yapmaya kimsenin gücü yetmez..Ancak bazı ayetlerin başlayış ve bitiş yerlerinin nereler olduğunda Kuran okuma konusunda ve Kuran ilimlerinde bilgin olan kimseler arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır.Bu görüş ayrılıkları ayetlerin yerlerinin belirlenmesinin din bilginlerinin istek ve arzuları ile olmasından değil ,bu bilginlere ulaşan peygamberimizin Kuran okuyuşu ile ilgili  bilgilerin (rivayetlerin) farklı oluşundan ileri gelmektedir.                                                                .           Farklı rivayetler ise Peygamberimizin değişik zamanlarda Kuran okuyuşlarındaki durak yerleri sebebiyle ortaya çıkmıştır.Peygamberimiz ilk  okuyuşunda ayet başlarını belirtmek için her ayetin sonunda dururdu.Ayetlerin okuyuşunu  çevresindeki sahabelere öğrettiğini anladıktan sonra ,ayetlerin manalarının bir sonraki ayette devam ettiğini göz önüne alarak ;ayetlerdeki konu bütünlüğünü sağlamak için ayetlerin sonunda durmayıp bir sonraki ayeti okumaya başlardı.Okunan ayetleri ilk defa duyan sahabe ise okunan bütün ayetleri bir ayet sanırdı.Bu durum daha sonra Kuran ayetlerinin sonlarının sayılarla belirtilmesinde  çeşitli görüşlerin çıkmasına neden oldu. Kısacası Kuran ayetlerinin farklı  sayıda olması ayetlerin başlangıç ve sonlarının nerede olduğu hakkındaki görüş ayrılığından ileri gelir..                                                                                                                                                         .           Bu görüşlere göre Kuran ayetleri farklı uzunlukta kabul edildiğinden bazı surelerdeki ayet sayılarında artma ve eksilmeler ortaya çıktı. Kuran’daki ayetlerin sayılarla ifadesinde bir azlık veya çokluk gibi görülmesine neden oldu.Aslında Kuran ayetlerinde bir değişiklik yoktur.Sadece bizim ayetleri oluşturan cümleleri farklı uzunlukta kabul etmemizden dolayı ortaya çıkan görünüşteki bir durumdur. Ayetlerin sayısının rakamlarla değişik şekillerde belirtilmesi Kuranda bir eksiklik veya fazlalık anlamına gelmez.Kurandaki ayetler hep aynı sayıdadır.Ancak ayetlerin bitim  yerlerine yazılan rakamların farklı olması o kadarda önemli değildir.Zaten biz Kuran okurken durak yerlerini gösteren Secavendi denen işaretlerle durulacak yerlerde dururuz veya geçeriz .Böylece Kuranı Cebrail’in getirdiği ayet sayısına göre okuruz. Ülkemizde bu kıraatlara göre ayet sayısı belirtilmiş Kuranlar vardır. .Bu Konudaki Farklı görüşlere göre Kuran ayetlerinin sayısı aşağıya şu şekilde çıkarılmıştır.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Zemehşeri’ye  göre 6666 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Kufi kırata göre      6236 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Mekki kırata göre   6220 ayettir

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Şami kırata göre     6216 veya 6226 ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Medeni kırata göre  6217 veya (6214 veya 6210) ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Basri kırata göre      6204 veya (6205 veya 6219) ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Nafi’a  göre   6217 atyettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Şeybe’ye göre   6214 ayettir.

Kuran Ayetlerinin Tamamı  Mısırlılara  göre  6219 ayettir

Kuran Ayetleri Genel Olarak Kaç Tanesi Hangi Konu Hakkındadır.

Yapınız diye bize emir veren ayet  sayısı bin ( 1000 )tanedir

Yapmayınız diye bize emir veren ayet  sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize cennet hakkında bilgi veren ayet sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize cehennem hakkında bilgi veren ayet sayısı bin ( 1000 )tanedir.

Bize ibre almamız için misaller(örnekler)veren ayet sayısı bin ( 1000 ) tanedir.

Bize geçmişten haber veren kıssaları anlatan  ayet sayısı bin ( 1000 ) tanedir.

Bize helal ve haram konularını bildiren ayet sayısı beş yüz ( 500 )tanedir.

Bize Allah’ın adın anma (tesbih) ve Allah’a dua  konularını bildiren ayet sayısı  yüz     ( 100 ) tanedir

Bize Kurandaki nasih ve mensun ayetler hakkında bilgi veren ayet sayısı atmış altı (66 ) tanedir.

( *** Ek bilgi:Tesbih:Peş peşine(arka arkaya .aralık vermeden) bir şeyi söylemek.Veya peş peşi sıra  “Allah” adını veya  “Allah’ın Zati ve Subuti” sıfatlarını veya Allah’ın doksan dokuz ismini söylemek.***) .

Nasih:Kendinsen önce gelen bir ayetin hükmünü kaldıran ayet.

Mensuh:Kendinden sonra gelen bir ayet tarafından hükmü kaldırılan ayet.

Secavendi:Kuran satırlarının yani ayetlerin üzerinde yazılı olan küçük harflerdir.Bu harflere secvendi adının verilmesinin nedeni ; Kuran’ın daha anlaşılır bir mana bütünlüğü içerisinde okunmasını sağlamak için Doğu Türkistan’ın Secavend Kasabasında doğmuş olan bir Türk bilginin bu harfleri ilk defa Kuran ayetlerinin üzerine yazmayı bulmasından dolaydır.

 

f-Kuran’ın Anlaşılmasının Gerekliliği:Kuran Arapça olarak vahiy edilmiştir.Arapça olarak yazılmıştır.Peygamberimiz de Arabtır.İslam Dinini önce kendi milletine anlatmıştır.Onları Allah’ın emirlerine uymaya çağırmıştır.Unutmayalım ki Peygamberimiz bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.Dolayısı ile İslam Dinini bütün  insanların öğrenmesi ve İslam  Dininin yayılması gerekiyordu.İslam Dininin emir ve yasaklarının herkesçe anlaşılması gerekmektedir.Bunun için Kuran’ın diğer milletlerin dillerine çevrilmiştir.Bu çalışmalar yapılırken şu Kuran  bilimleri ortaya çıkmıştır.

1-Tercüme:Kuran’ın içinde geçen kelimeleri bir başka milletin dilinde ki aynı kelimelerle yazmaya yani ifade etmeye tercüme denir.Avrupa’da ki Kuran çevirilerinin bütünü tercümedir.

2-Meal:Kuran’ın içinde geçe kelimeleri bir başka milletin dilindeki aynı kelimelerle yazarken, anlamının (manasının)  daha iyi anlaşılması için parantez içinde kısa açıklamalar yapılarak yazmaya yani ifade etmeye meal denir.İslam Alemindeki Kuran çevirilerinin bütünü mealdir.Mealler ,tercümelerden daha üzen tefsirden kısadır.Arapça konuşan insanlar içinde Kuranı Kerim mealleri yazılmıştır.

 3-Tefsir:Kuran’ın gerek Arapça gerekse bir başka dilde çok geniş şekilde açıklanmasına tefsir denir.Tefsirler İslam Din bilginleri tarafından yapılır.Bu işle uğraşanlara müfessir adı verilir.Yani Kuranı tefsir eden(açıklayan) demektir.Yine Kuran tercümeleri ve mealleri de bu bilginler tarafından yapılır.

oooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

            4-Peygamberlere (Resullere ) İman.

A-Peygamberlere İman Etmek Ne Demektir?

Peygamberlere İman etmek İslam Dininin inanç esaslarının dördüncüsüdür. Müslümanlar  Allah’ın Kuranda bildirdiği bütün peygamberlere inanırlar.Yine Peygamberimizin hadislerinde peygamberlerle ilgili olarak bildirilen bütün şeylere inanırlar.Peygamberlerden birini inkar etmek insanı İslam Dininden çıkarır.Kurana göre Allah pek çok peygamber göndermiştir.Bizler adları Kuran’da geçen ve geçmeyen Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere iman ederiz.Onların peygamberliğini kabul ederiz.

            a-Kuran’da Adı Geçen Yirmi Beş (25 ) Peygamberin Adları Sırasıyla Şunlardır:

1 –H.z.Adem.  2- H.z.İdri. 3- H.z.Nuh. 4- H.z.Hut. 5- H.z.Salih.  6- H.z. İbrahim.  7- H.z. Lut . 8- H.z.İsmail. 9- H.z.İshak .10- H.z. Yakub. 11- H.z.Yusuf. 12- H.z. Eyyub. 13-H.z. Şuayb.                                  14- H.z. Musa.  15- H.z. Harun . 16- H.z. Davud.  17- H.z. Süleyman.  18- H.z. İlyas .                19- H.z. Elyasa. 20- H.z. Yunus .  21- H.z. Zülkifl.  22- H.z. Zekeriyya.  23- H.z. Yahya.                   . 24- H.z. İsa.  25- H.z.Muhammed (s.a.v.).

            b-Peygamberliğinde İslam Bilginlerinin İhtilafa Düştükleri Kimseler.

            Kuranı Kerimde Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn adlı üç şahıstan bahsedilmektedir.Bu kişilerin peygamber mi  ,yoksa veli mi (  evliya mı) oldukları Kuranda açıkça belirtilmemiştir.Bu kişilerin peygamber veya veli oldukları konusunda İslam Bilginleri de bir karara varamamışlardır.Bu konuda ihtilafa (görüş ayrılığına) düşmüşlerdir.İslam Din bilginleri(alileri)arasında görüş birliği yoktur.

c-Peygamberimizin Hadisinde Adı Geçen Peygamberler.

Kendisine suhuf geldiği bildirilen H.z. Şit peygamberin adı Ebu Zer’den rivayet edilen bir hadiste geçer.Ve ona elli ( 50 ) sayfalık suhuf geldiği bildirilir.H.z.Şit adı Kuranda açıkça geçmez.Ancak peygamberliği Kuran’ın tefsiri ile bilinir.

Furkan Suresinin otuz yedinci (37ci ) ayetinde işaret olunan kişilerin H.z.idris ve H.z.Şit olduğunu Beyzavi ve Medarik adlı din bilginleri söyler.Yine H.z.Şit  hakkında Tevrat’ta geniş bilgi vardır.İbni Kesir tefsirinin Ayetel Kürsi ve Amenerresulü tefsirinde geniş bilgi vardır .Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Din Kuran Dili adlı eserinin Sekizinci (8.) cildinin 5768ci sayfasında bilgi vardır.Necm Suresinin 36cı , 37ci ayetlerinde ve Ala Suresinin 14cü , 18ci ,19cu ayetlerinde de suhuflar hakkında da bilgi vardır.

             B-Peygamber , Resul   ve Nebi  Ne Demektir  ?

             a- Peygamber:Peygamber kelimesi Farsça bir kelimedir. “Haber getiren emektir”. Kuranda  peygamber kelimesi geçmez. Peygamber kelimesi yerine Kuran’da Arapça asıllı “Resul ve Nebi” kelimeleri kullanılır.

             Resul:Kendisine Allah’ın yeni bir kitap ve din verdiği peygamber demektir.

             Nebi:Allah’tan aldığı emir ve yasakları insanlara bildiren ancak kendisine yeni bir kitap ve din verilmeden ;kendisinden önceki bir peygamberin getirdiği kitap ve dinle amel eden peygamberdir.

(***Amel etmek:Allah’ın yaşanmasını istediği hayatı yaşayan ve insanlara yaşatmaya çalışan demektir.***).

Peygamberlik istemek ve çalışmakla elde edilmez.Allah vergisidir.Peygamberleri Allah seçer.Allah’ın peygamber seçtiği kimseye ;bu seçimini Cebrail adlı melek aracılığı ile  vahiy göndererek bildirir.Peygamber seçilen kimsenin peygamberliğini ispat etmesi için gerektiğinde mucize göstermesini sağlar.Mucizeler Allah’ın izniyle gösterilir.Peygamberler herkese Allah’ın emir ve yasaklarını bildirirler.Onlara Allah’ın dinini öğretirler.

          b-Peygamberlik ve Mucize:Mucize sadece peygamberlere mahsustur.Allah’ın izni ille Peygamberlerin elinde ortaya çıkarlar.En son peygamber H.z.Muhammed’in gösterdiği mucizelerin haricinde daha mucize gösterilmeyecektir.H.z.Muhammed’in kıyamete kadar kalıcı ve herkesin görebileceği en büyük mucizesi Kuranı Kerimdir.Bunun haricinde yer yüzünde bir başka mucize yoktur.Evliyaların elinde gösterilen harikulade (tabiat üstü) olan şeyler “keramet” olarak adlandırılır.

Bazı tesadüfler veya büyük olaylar neticesinde ortaya çıkan şeyler mucize olarak adlandırılmaz.Bu tür şeylere mucize demek İslam Dinine göre çok büyük hatadır.Trafik kazasından sağ olarak bir kişi kurtulsa buna mucize denmez.Burada vadesi yetmeyen(ölün vakti gelmeyen)bir insanın ölmemesi söz konusudur.Biliyoruz ki Allah’ın insanlara verdiği ömrü hiçbir kimse ne kısaltır.,ne de uzatır.Allah’ın takdiri değişmez.

c-H.z.Muhammed’in En Son Peygamber Olarak Özellikler:

H.z.Adem İlk peygamberdir.En son peygamber H.z.Muhammed’dir.H.z.Muhammed bütün kainata peygamber olarak gönderilmiştir.Bütün zamanlara , bütün mekanlara,bütün insanlara  peygamber olarak gönderilmiştir.H.z.Muhammed’den sonra hiçbir surette peygamber gelmeyecektir.H.z.Muhammed’in getirdiği İslam Dini kıyamete kadar devam edecektir.İslam Dininin emir ve yasaklarına uyanlar hem bu dünyada ,hem kabir hayatlarında,hem ahiret hayatlarında rahat edeceklerdir.H.z.Muhammed’in haricindeki bütün peygamberler belli bir zaman içinde ,belli bir millete gönderilmişlerdir.Getirdikleri dinin bütün hükümleri sınırlıdır.Bir başka peygamber tarafından o hükümler ortadan kaldırılmıştır.

                C-Peygamberlerin Sıfatları:

                a-Peygamberler  ve  Diğer  İnsanlar:

                Peygamberler bizler gibi insandır.Bizlerin sahip olduğu bütün insani özelliklere sahiptirler.Onlar insanlar içinden Allah’ın seçtiği, elçilik vazifesi yapan insandır.Peygamber olarak seçilen bu insanlarda yukarıda saydığımız her insanda bulunan özelliklerden başka şu beş sıfatın(özelliğin) de bulunması gerekir yani vaciptir.

               b-Peygamberlerde Bulunması Gereken Beş Sıfat.

                1-Sıdık(Doğruluk):Bütün Peygamberler insanlar arasında ki en doğru kişilerdir.İşleri ve düşünceleri doğrudur.İşleri ve düşüncelerinde en ufacık bir kötülük yoktur. Peygamberlikten önceki ve peygamberlikten sonraki hayatlarında en ufacık kötülük izine dahi rastlanmaz.

                2-Emanet(Güvenilir Olmak):Bütün Peygamberler güvenilir insanlardır.Kendilerine emanet edilen her şeyi korurlar.Emanete hıyanet etmezler.Peygamberimize Peygamberlik gelmeden önce “Muhammedül Emin” yani “Güvenilir Muhammed ” derlerdi.Peygamberlik geldikten sonra da Peygamberimize  “Muhammedül Emin” denmeye devam etmişlerdir.Peygamberimizin düşmanları  dahi onun güvenilir olduğu konusunda en ufacık bir şüpheleri olmamıştır.

                3-Tebliğ(Allah’tan  Aldığı Bilgileri Açıklamak):Bütün Peygamberler Allah’tan aldıkları bilgileri insanlara açıklarlar.En ufacık bir bilgiyi dahi saklamazlar. Allah’ın emir ve yasaklarını aynen eksiksiz olarak insanlara bildirirler. Kendilerinden hiçbir şey ilave etmezler.

                 4-Fetanet(Akıllılık):Bütün Peygamberler en akıllı ve en zeki insanlardır.Olayları ve Allah’ın yarattığı nice alemleri akılları sayesinde kolayca kabul ederler.Şaşkınlığa düşmezler.Karşılarındaki insanların ruh hallerini iyi bilirler.Ona göre davranırlar. Çok anlayışlıdırlar.

                 5-İsmet(Günahsızlık):Peygamberler günahsız insanlardır.Çünkü Peygamberler Allah’ın terbiyesi altında yetişmişlerdir.Onlar peygamberlikten önceki hayatlarında en ufacık bir günah izine rastlanmaz.Her türlü büyük ve küçük günahtan uzaktırlar.

               D-İnsanların Peygamberlere Olan İhtiyacı:Allah insanlara akıl vermiştir.İnsanlar kendi akıllarıyla Allah’ın varlığını ve birliğini anlayıp kavrayabilirler.Gördüğümüz ve görmediğimiz bütün varlıkların bir yaratanı olduğunu anlayabilirler.

İnsanlar akıllarıyla Allah’a nasıl kulluk edeceklerini ve nasıl ibadet edeceklerini bilemezler.Kabir hayatını, Ahiret Hayatını ,Ahiretteki mükafat ve cezanın nasıl olduğunu akıllarıyla bilemezler.Allah’ın sıfatlarını bilemezler.İşte insanlar  bu saydığımız şeyleri öğrenebilmeleri için peygamberlere muhtaçtırlar.

Peygamberler  insanlara akıllarıyla bilemediği şeyleri öğretir.Haramı helali öğretir.Peygamberler dünyada Allah’ın emirlerine uygun bir hayatı ; insanlara hem yaşayarak, hem anlatarak öğretir.İnsanlara Peygamberler daima örnek olmuştur.Bizlerin örnek   alacağı ve taklit edeceği en mükemmel insanlar Peygamberlerdir.

            Kuranda bizlere hayatı örnek olarak  anlatılan H.z.İbrahim; aklıyla Allah’ın varlığını bulmuştur.Ancak aklıyla peygamberlerin bizlere öğrettiği şeyleri bulmamıştır.Bu konuda Kuran’da en ufacık bir bilgi yoktur.Diğer şeyleri Allah’ın bildirmesi ile öğrenmiştir.   

              a-Peygamberlerden Uzak Kalan Milletlerin Yaptıkları Yanlışlar.

Peygamberlerden uzak kalan toplumlar kendi yaptıkları putlara taparlar.Onlara tanrı derler.Neyin haram,neyin helal olduğunu bilemezler.Zulüm ve haksızlığa ,ahlaksızlığa saparlar.Melek,ruh,cin,şeytan,ölüm,kabir hayatı,ahiret hayatı gibi şeyleri doğru olarak bilemezler. Veya bu konular hakkında hiçbir bilgileri yoktur.Bizim anladığımız manada temizlik kaidelerine uymazlar.Şu dünyada perişan bir hayat yaşarlar.

(***Hadislerde Peygamberlerin sayısı:Hadislerde Peygamberlerin sayısının124bin veya 224 bin olduğu bildirilir. Bunlardan 315 adedinin resul,diğerlerinin nebi olduğu belirtilir.İslam Din bilginleri arasında bu konuda bir anlaşma yoktur.Peygamberlerin kesin sayısını Allah bilir.Kesin olan şudur ki Allah  hiçbir topluluğu peygambersiz bırakmamıştır.***).———————

 

 

 oooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo   ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo                       

                 5- Ahiret Gününe İman

           1-Ahiret :İslam Dininde üzerinde yaşadığımız dünyadan sonra sonsuz bir hayatın olduğu başka dünyaya Ahiret denir.

İslam ininin inanç esaslarının beşincisi Ahiret Günün varlığına inanmaktır.İslam dinine göre  Ahiret Günün varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.

Ahiret hayatı bütün insanlar için kesinlikle vardır.Bu hayatı dünyada yaşamış bütün insanlar yaşayacaktır.Bu hayattan kurtuluş yoktur.İnsanlara düşen bu hayatı daha iyi yaşamak için dünyada iken Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır.Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman ahire hayatı bizi korkutmaz.Rahatlıkla varacağımız ve yaşamayı arzu edeceğimiz bir hayat olur.

Ahiret hayatına hazırlanmak dinimizi güzelce öğrenmek ve fen bilimlerini de iyi öğrenip hayatımızda kullanmakla mümkündür.

2-Ahiret’e İnanmak:Üzerinde yaşadığımız ve bir gün yok olacak olan bu dünyadan başka sonsuz bir dünyanın varlığına inanmaya ahirete inanmak denir.

Ahirete inanmak çevremizdeki olayları iyi değerlendirmek ve akıllı olan herkesin yapabileceği iştir.Tıpkı İslam Dinini emirlerine uymak gibidir.İslam Dinini akıllı ve zeki olan insanlar kabul eder ve yaşar.

3-Kıyametin Kopması:Üzerinde yaşadığımız bu dünya hep böyle kalmayacaktır.Bir gün yok olacaktır.Dünya üzerinde aynı kalan hiçbir şey yoktur.Her gördüğümüz şeylerin bir başlangıcı vardır.Bir de başlangıç ile son arasında yaşadığı bir ömrü vardır.                                  .          Dünya üzerindeki her şeyin son bulma anına ;ölüm anı denir.İnsanlar için olsun ,diğer canlı ve cansız varlıklar için olsun ölüm anı değişmez .Ölüm anı her varlığın geçireceği inkarı mümkün olmayan bir andır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın ve kainatın ölün anına Kıyametin kopması denir.Bu an İsrafil adlı meleğin Sur’a birinci def üflediği andır.

Dünyada ve Kainatta Allah’ın emir olmadan hiçbir şey olmaz.Var olduktan sonra da yok olmaz..Yok olması için Allah’ın emirlerine ihtiyaç vardır.Onların doğması büyümesi ve ölmesi hep Allah’ın izni ve iradesiyledir.Bütün canlı ve cansız varlıkların ömürleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri Allah’ın iznine bağlıdır.                                                             .         Canlı ve cansız varlıkların başlangıç ve son bulmaları arasında geçen zamana Ömür (Hayat) denir .Canlı varlıkların ömrünün belli bir zaman sonra Allah’ın emriyle sona ermesine Ecel denir.

4-Kıyamet :Allah’ın izniyle ömrü tamamlamış insanların canları Azrail tarafından alınır. Böylece ölüm dediğimiz olay ortaya çıkar.Dünya ve kainatın ölümü kıyametin kopmasına baplıdır.Zamanı gelince İsrafil adlı melek Allah’ın emriyle Sur’a üfleyecek ,Alemin düzeni bozulacak,taş üstünde taş kalmayacak ,her şey alt üst olacak ,bütün canlılar ölecek,dünya hayatı son bulacaktır.Buna Kıyamet denir.

5- Mahşer: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil Sur’a ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecektir.Bütün insanlar ve  canlılar bir yerde toplanarak hesap görecektir.Amelleri Mizanda tartıldıktan sonra herkes yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır.İşte bu işlerin yapıldığı yere Mahşer denir.

6-Mizan:İnsanlar birbirleriyle çeşitli konularda alış veriş yaparlar.Genellikle alış verişlerinde terazi kullanırlar.Kullanılan teraziler insanların  andaki teknik ve kültür seviyelerine bağlıdır.İnsanların bilgisi ve teknik alandaki bilgileri arttıkça alış verişlerinde kullandıkları terazilerin hassaslığı da artmaktadır. Bun çevremize baktığımızda rahatlıkla görürüz.

Sınırlı bir zekaya sahip insan oğlu çok küçük ağırlıkları ölçecek terazi yapabilir.Hatta beynin ve kalbin çalışmalarını dahi rakamlar ve çizgilerle göstererek insanlara bu organların çalışmaları hakkında bilgi verir.Bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Bu bakımdan sonsuz bir ilim ve iradeye sahip olan Allah’ın insanların sevap ve günahlarını tartacak bir terazi yaratması çok kolaydır.

İnsanların Mahşerde sevap ve günahlarının hesaplandığı bizce nasıl olduğu bilinmeyen şeye Mizan denir.Önemli olan mizanın(terazinin) nasıl olduğu değildir.Asıl önemli olan  bizim mizana(teraziye)inanmamızdır.O güne Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayarak hazırlanmamızdır.Allah bizden o güne sevap işleyerek hazırlıklı gelmemizi istemektedir.

7-Ahiret Günü: Kıyamet koptuktan sonra Sur’a İsrafil’in ,Allah’ın emriyle ikinci defa üflemesinden sonra ebedi (sonsuz) olarak devam edecek olan zamana Ahiret Günü denir.

Bu başlayan zamana Ahiret Günü denmesinin sebebi ;sonunun olmamasıdır.Ebedi olarak devam etmesidir.İmtihana tabi olan insanların yaptıklarının karşılığı olan ceza veya mükafatın sonsuz olmasıdır.

            8-Ahiret Alemi:Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile Sur’a İsrafil ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecek ,hepsini mahşer denilen yerde toplayacaktır.Herkes yaptığının karşılığını görecektir.Bu yeni sonsuz aleme Ahiret Alemi denir.Bu aleme Öteki Dünya da denir.

Sonu elen üzerinde yaşadığımız şu dünyayı ve kainatı Allah yaratmıştır.Üzerinde insanların yaşamasını sağlamıştır.Diğer canlıları insana hizmet edecek şekilde yaratmıştır.Etrafımızda ortaya çıkan bütün olaylar ,hep bu alemin geçici olduğunu ispat eder yani açıklar.Bu geçici alemi yaratan Allah sonsuz bir alemi de kolaylıkla yaratır.Sonsuz Ahiret Aleminin yaratılacağına en güzel örnek üzerinde yaşadığımız dünyadır.

9-Ahiret Hayatı: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in sur’a ikinci defa üflemesinden sonra yeniden dirilme il başlayıp sonsuza kadar sürüp gidecek hayata Ahiret Hayatı denir.

Ahiret Hayatı hem bedenle, hem ruhla yaşanan sonsuz bir hayattır.Ahiret hayatından kurtulmak mümkün değildir.Ahiret Günü, Ahiret Alemi ve Ahiret Hayatı birbirinden ayrılmaz .Bu üçü bir bütündür.

Bir hayatın olabilmesi için,o hayatın yaşanacağı güne ve aleme (dünyaya) ihtiyaç vardır.Yaşanan günün ve alemin özellikleri nasılsa hayatın özellikleri de aynıdır.Üçünün birbirine uyması gerekir.Biri veya ikisi sınırlı  olsa (geçici olsa) diğeri de geçici olur. Sonsuz olmaz.Aksi düşüncüler Allah’ın kanunlarına aykırıdır.

10-Ahiret Hayatı İçinde Şu Şeyler Olacaktır:İkinci Sur’a üflenecektir.Sonra bütün ölüler diriltilerek mezarlarından kalkacaklardır.Herkesin ruhu bedenini tanıyarak o ,bedene girecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile Mahşer denen yerde bütün insanlar ve canlılar toplanacaktır.

İyilik yapan ve Allah’a ve Peygamberlerine inanan Müslümanların amel defterleri            sağ taraflarından verilecektir.Günahkar Müslümanların ve kafirlerin amel defterleri sol taraflarından verilecektir.***(Kafirlerin amel defterleri sol ellerine şöyle verilecektir: Kafirlerin sol elleri ,göğüslerine doğru bükülerek omuz başı ile göğüslerinin biraz yukarısından vücutlarının içinden,vücutlarının arka tarafına  geçirilecek ve arkalarına geçirilen bu sol ele amel defterleri verilecektir.)***.

            Herkesi amel defterinde yaptıklarının bütünüyle yazılı olduklarını görecektir.Bu defterlerde yaptığımız en ufacık şeyler dahi yazılı olacaktır.

Amel defterlerini alan insanlar kurulacak Mizanda(terazide)sevap ve günahlarının tartılmasını göreceklerdir.Herkes sevabının ve günahının ne kadar olduğunu  mizandan öğrenecektir.Bu dünyada insanların hakkını yiyenler Mizan karşısında zülüm ettikleri insanlara sevaplarını vereceklerdir.Sevapları yetmezse zülüm ettikleri kimselerin günahını alarak hesaplaşma işi yapılacaktır.

Böylece herkes hakkını almış olacaktır.Mizan karşısında ki bu hesaplaşmada hiçbir kimseye haksızlık yapılmaz.

H.z.Muhammed daha sonra ümmetinden bir miktar günahkar Müslüman’a şefaat ederek günahlarını bağışlatacaktır.Hesaplaşma işi bittikten sonra Allah’ın emri ile günahsız veya şefaatle günahı affedilmiş insanlar iman ettikleri peygamberin havuzlarından su içerek ferahlayacak.Daha sonra da  Sırat köprüsünden geçecekler .Günahsız Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçerek cennete  girecekler.Günahkar Müslümanlar ve kafirler Sırat Köprüsünü geçemeyip Cehenneme düşecekler.

11-Ahirette Müslümanları Susadıkları Zaman İçecekleri Sular:

              a- Mahşer Meydanındaki Havuzlar:Mizandaki hesap görüldükten sonra ,Mahşer meydanında susayan günah işlememiş veya Peygamberimizin şefaatiyle af olunmuş Müslümanlar için Allah bir havuz yaratmıştır.Susuzluk çeken Müslümanlar bu havuzdan su içerek ferahlayacaklardır.

Mahşer Meydanındaki bu havuzların üstün meziyetleri vardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Havuz bir aylık mesafe enlilik ve uzunluğundadır.Suyu sütten ak,kokusu miskten daha güzel olup kadehleri yıldızlar kadar parlaktır.Bundan içen bir daha susamaz.”buyurmuştur.

Ayrıca Mahşer meydanında her peygamberin bir havuzu da olacaktır.Ancak H.z.Muhammed’in havuzu bütün havuzlardan üstün özellikler (meziyetlere) sahip olacaktır.(Züptetül Buhari .Sayfa:1016-Rikka bahsi.).Bu havuzun suyu cennetteki Kevser nehrine gelir.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Kevser nedir? Bilir misiniz?”(diye sorunca sahabeler; “Allah ve Resulü bilir.” Dediler.) “O,cennette bir nehirdir.Rabbimiz azze ve celle onu bana vaat etti.Onda büyük hayırlar vardır.Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır.Kıyamet günü ümmetim ona uğrar ve ondan içerler.Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”buyurmuştur.Mahşer Meydanındaki bu havuzlara Havuzu Kevser (Kevser Havuzu) da denir.

b-Kevser:Cennette Müslümanların susayınca içecekleri bir nehirdir.Ondan içenler Müslümanlar susuzluk duymazlar.Suyu çok tatlı ve üstün meziyetlidir.Kokusu güzeldir.Su içilecek bardakları yıldızların sayısı kadardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Ben Cennette yürürken bir nehir ile karşılaştım.Kıyıları içi delikli incilerden yapılmış kubbelerle dolu .

– Bu ne ?Ey Cibril,dedim

– Bu ,Rabbinin sana ihsan ettiği Kevser’dir.dedi.Bir de ne göreyim;çamuru bal,kokusu en güzel misktendi.” buyurmuştur.(Buhari,Ebu Davud,Tirmizi.).

Bu konuda yine “Kevser” Suresi diye bir sure vardır.Allah bu surede mealen: “Biz hakikaten Sana Kevser’i verdik.Sende Rabbin için namaz kıl, kurban kes.Doğrusu sana buğuz edendir(esas)ebter (olan).(Sonu gelmeyen ve nesli kesik olan asıl o, sana buğuz eden kimsedir . )  buyurmaktadır.

12-Sırat Köprüsünden Şöyle Geçilecektir:Sırat Köprüsü Cehennem üzerine             uzatılmış (Cehennem üzerine kurulmuştur.).O kıldan ince kılıçta keskindir.İnsanlar bu köprüden geçecektir.Müslümanların Sırat köprüsünden geçişleri derece derece olacaktır.Sırat Köprüsünde Müslümanların nasıl ve hangi derece ile geçeceğini ,bu dünyada yaşadıkları hayat belirler.Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamaları Müslümanlara Allah katında derece kazandırır.Her Müslüman Sırat Köprüsünden ,Allah katıdaki derecesine uygun bir süratle geçer.Allah katında Müslümanların kazandıkları üstü dereceler ,Sırat Köprüsünden çok büyük süratle geçmelerini sağlar.

Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyan Müslümanlar Sırat Köprüsünden rüzgar gibi geçer.Allah’ın emirlerine uyarken bir takım hatalar yapmış ve hatası af olunmuş Müslümanlar rüzgardan daha aşağı bir derecede bir süratle Sırat Köprüsünden geçerler.

Yine günah işlemiş ama günahı af olunmuş Müslümanlar rüzgardan da daha aşağı bir derecedeki süratle yani çok yavaş bir şekilde Sırat Köprüsünden geçerler.

Dünya hayatında çok günah işlemiş ve günahı af olunmamış Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçemez,Cehenneme düşerler.Kafirler Sırat Köprüsünden geçemez Cehenneme düşerler.

13-Cennet:Dünyada Allah’a inanıp onu emir ve yasaklarına uyan Müslümanların Ahirette çeşitli mükafatlar  içinde yaşayacakları yerdir.

Allah’ın sayısız nimetleri il dolu olan Cennet Kuran’da anlatıldığına göre ,gökleri ve yeri kaplayacak kadar geniştir.İçinden çeşitli ırmaklar akan,bahçeleri vardır.Dünyada yaşarken iyilik etmiş ,Allah’a inanmış onun emirlerine uygun bir ahlaka sahip olmuş Müslümanlar Cennetteki bu nimetler içinde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığınca(yani çok küçük ölçüde) iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.”(Zilzal Suresi.Ayet:7) buyurmaktadır.

14-Cehennem:Dünyada Allah’a inanmayanların ve Müslüman olmayanların azap görecekleri ve içinde temli kalacakları,günahkar Müslümanların ise suçları kadar içinde kalacakları ve azap görecekleri yerdir.

Allah’a inanmayanlar ebedi olarak cehennemden hiç çıkmayacaklar.Allah’a inanan günah işleyip tövbe eden Müslümanlar eğer Allah’ın affına ve bağışlamasına nail olmazlarsa suçları kadar ceza çekmek için cehenneme girecekler.Cezalarını çektikten sonra hemen Cennet’e girip orada sonsuza kadar kalacaklar.Allah Kuran’da mealen: “Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet: 8) buyurmaktadır.

A-Ahiret Gününe Niçin İnanırız?

Ahiret Gününe İslam Dininin emri olduğu için inanırız.Ahiret Gününe inanmak İslam Dininin iman esaslarının beşincisi olduğu için inanırız.Yine Ahire Gününü inkar etmenin imkansız olduğunu bildiğimiz için inanırız.Bir başka alem yaratmanın Allah için zor olmadığını bildiğimizden inanırız.

a-İnsanın Yaşamının Kısımları:

                   1-Ruhlar Alemindeki Hayat:İnsan oğlu bir bedenle dünyaya gelmeden önce vardı.Ama bu varlığı ruh şeklindeydi.Ruhlar aleminde yaşıyordu.Allah’ın iradesiyle kaderi belirlenmiş, hangi ana ve babadan dünyaya geleceği tayin edilmişti.İlahi iradenin ortaya çıkması (tecellisi) neticesinde zamanı gelince kaderi ortaya çıktı.Ana ve babasının bedeninden dünyaya gelerek ,dünya hayatına ruh ve beden olarak başladı.  Böylece kaderi Allah tarafından yaratılarak ortaya çıktı.Yani kazası gerçekleşti.

2-Dünya Hayatı:Dünya hayatı bit takım çağlardan meydana gelir.Bunların ilki çocukluk çağıdır.Bu çağ anamızdan doğduğumuzdan itibaren buluğ çağına gelinceye kadardır. İnsan çocukluk çağında hayata hazırlanır.Temel dini ve dünya ile ilgili bilgileri öğrenir.Kendini hayata hazırlar.

Buluğ çağından ölünceye kadar ise yaptığı her şeyden,hem dünyada ,hem ahirette hesap verir.İyi işler yapmışsa mükafat kazanır.Kötü işler yapmışsa ceza alır.

Dünya hayatı ölümle ruhun bedeni terk etmesiyle sona erer.Ölen kişinin ruhu ruhlar alemine giderek Kabir Hayatını yaşamaya başlar.

 

 

3-Kabir Hayatı.

a- Kabir Hayatı Nedir?: İnsan öldükten sonra yeniden dirilmeye kadar geçireceği zamana Kabir Hayatı denir.Ölen insanın Kabir Hayatını yaşaması için cesedinin kefenlenip mezara konmasına ihtiyaç yoktur. Ölenin cesedi mezara konmasa,çeşitli hayvanlar tarafından yenilse,parçalansa da Kabir Hayatı yaşanacaktır.

Yine yanıp kavrulup kül olsa,buhar veya gaz haline gelse de ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.Dünya atmosferinden çıkarılıp uzay boşluğuna bırakılsa da ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.

Çeşitli şekillerde ilaçlanıp çürütülmeden saklansa da ölen Kabir Hayatı yaşayacaktır.Yaşanan bu Kabir Hayatı manevi bir hayattır.

Bu manevi hayatı ruh ve beden birlikte yaşar.Bu hayat bizim dünya ölçülerimize uymaz.Kabir Hayatına Berzah Hayatı da denir.Bu hayat dünya hayatı ile Ahiret Hayatı arasında bir hayattır.Bütün insanlar Kabir Hayatını yaşayacaklardır.

Kabir Hayatı Ahiret Hayatına bir geçiştir.Kabir Hayatında kesinti olmaz.Hiçbir kimse ne şekilde olursa olsun bu hayattan kurtulup dünyaya uzun veya kısa bir süre dahi gelemez.Önünde manevi bir engel (berzah) vardır. Bu engel aşılamaz.Allah’ın yaşamamızı emrettiği kabir hayatını hiçbir kimse bir an dahi olsa durduramaz.Ara verdiremez.Dünya hayatı gibi başladı mı devam eder.Kabir Hayatı kıyamete kadar devam edecektir.

            b-Kabir Hayatının Başlaması:Ölen kimsenin ruhu cesetten (vücuttan)çıktıktan sonra ruhlar alemine gider.Daha sonra Allah’ın emri le manevi olarak cesedine (vücuduna)geri döner.Ruh bedenle birlikte manevi olarak Kabir Hayatına başlar.Bu dönüşle Kabir Hayatının ilk başlangıcı olan Münker ve Nekir adlı meleklerin kabir soruları ile karşılaşır.

-Meleklerin Rabbin kim ? sorusuna,  “Rabbim Allah..”.

-Meleklerin Dinin nedir? Sorusuna. “Dinim İslam”.

-Meleklerin Kitabın hangisidir? Sorusuna. “Kitabım Kuranı Kerim”.

-Meleklerin Peygamberin Kimdir? Sorusuna. “H.z.Muhammed (a.s.) ” .

-Kıblen neresi? Sorusuna “Kabe”.

Diye cevap verir.Allah’ın emir ve yasaklarına uyan Müslümanlar.O zaman ölen kişinin kabri genişler.Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.Cennet nimetlerini tadar.

Dünya hayatında Allah’ın emirlerine uymadıkları için bir kısım Müslümanlar bu sorulara cevap veremezler.İşte o zaman bu Müslümanları kabirleri sıkıştırır.Kıyamete kadar Kabirlerinde Cehennem azabının bir çeşidini çekerler.

Kafirler Münker ve Nekir meleklerin bu sorularına hiç cevap veremezler.Kabirleri cehennem çukurlarından bir çukur olur.Kıyamete kadar azap görürler.

İnsanlara ; sabah ve akşam kabirlerinden açılan bir pencereden , Ahiretteki yeri cennetse cennetten, cehennemlikse cehennemden gösterilir.Ve kendisine gösterilen bu yerindeki hayatı kabrinde yaşar.Kıyamet Kopuncaya kadar ,kabrinde bu yaşayışına devam eder.Bu hayatta kesini ve ara verme olmaz.İnsan yaşayacağı kabir hayatından kurtulmak istese dahi kurtulamaz.Bu hayattan geri dönülmez.Kıyamete kadar aynen devam eder.

c-Ruh ve Beden İçin Kabir Hayatı Manevi Bir Hayattır: Kabir Hayatını ve Kabirde insanların yaşayacağı hayatı ,şu dünya ölçülerine göre anlatmak imkansızdır.Kabirde hem ruh ,hem bedene azap vardır.Dünya gözüyle göremeyiz.Mezarı açsak çürüyen beden görürüz.Dünya gözü ve dünya duygularıyla manevi hayatı görmek mümkün değildir.İnsanlar dünya hayatının dışındaki hayatları gözleri ve duygularıyla görecek şekilde yaratılmamıştır.Kabir hayatına inanılır.Sebebi de bu hayatın manevi bir hayat oluşudur.Ruh ve Beden Kabir Hayatını dünya ölçülerinin dışında manevi bir şekilde yaşar.Bu hayat dünya ölçülerine uymaz.

Allah daha değişik Kabir Hayatını hem ruha ,hem bedene rahatlıkla yaşatır ve yaratır.Bu hayatı yaratmak Allah için çok kolaydır.Her gün uyuduğumuzda gördüğümüz rüyalar bizim hem ruhla, hem bedenle yaşadığımız manevi bir hayattır.Bu rüyaları yaratan ve yaşanmasına izin veren Allah’tır.

Rüyalarımızda bazen vücudumuzun bazı yerleri yanar,kesilir,acır.Biz bazı canlıları öldürürüz.Bazen sevdiğimiz güzel şeyleri yeriz.Kısacası rüyamızda bedenimiz ve ruhumuz bazen acı duyar.Bazen lezzet duyar.Bunların hepsi manevi şeylerdir.Uykudan uyandıktan sonra, bu saydığımız şeylerden hiçbir eser göremeyiz.Çünkü bizler uykumuzda ;ruh ve beden olarak manevi bir hayat yaşamışızdır.

Kabir Hayatını öğrenirken rüyalar alemini unutmamalıyız.Böylece manevi olarak,hem ruh hem bedenle yaşanan Kabir Hayatını daha iyi kavrarız.

d-Kabir Hayatının Bitmesi:Zamanı gelince Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’a üflemesiyle Kıyamet Kopar.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’ ikinci defa üflemesinden sonra Ahiret Alemi kurulur.Ve Ahiret Hayatı başlar.Böylece İsrafil’in         ikinci defa  sur’a üflemesinden sonra Kabir Hayatı sona ermiş olur.

Bu konuda Allah Kuran’da mealen: “Sur’a üflenince Allah’ın dilediği bir yana,gökteki olanlar yerde olanlar baygın düşer.Sonra Sur’a bir daha üflenince hemen hepsi ayağa kalkıp bakışır dururlar.”.(Zümer Suresi.Ayet:168) buyrulmaktadır.

e-Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları:Ahiret Gününe inanan insanlar huzurludur.Bu insanlardan meydana gelen milletlerin kanun ve adalete uymaları eksiksizdir.Kimseye haksızlık yapılmaz.Herkes huzurlu ve mutludur.

Ahiret gününe inanmayan insanlar için bu dünya çekilmez duruma gelir.Bu  insanlardan meydana gelen milletler huzursuzdur.İnsanlar ufacık menfaatleri için her türlü rezilliği rahatlıkla yaparlar.Kanun hakimiyetini sağlamak imkansızdır.

Ssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssss

             6- Kaza ve Kader İman

             1- Kaza ve Kadere İmanın Önemi: Kaza ve Kadere İman ,dinimizin inanç esaslarının altıncısıdır.Kaza ve Kaderi inkar eden dinden çıkar ,kafir olur.

Allah ilim sıfatı ile her şeyi bilir.Kainatın başlangıcında olan şeyleri de ,sonsuza kadar olacak şeyleri de aynen bilir.Çünkü Allah’ın ilim sıfatı sonsuzdur.İlmi her şeyi kaplamıştır.Allah’ın ilim sıfatı her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. O’nun ilminin haricinde hiçbir şey olmaz.

a-Zaman ve Mekan Kavramları.

Zaman:Unutmayalım ki ;zaman ve mekan Allah’ın yarattığı varlıklar için geçerlidir.Yine zaman Allah’ın yarattığı bir şeydir.İnsanlar içinde bulunduğu duruma göre zamanın akışı hızlanır veya yavaşlar.Aslında zamanın geçmesi hep aynı hızladır.Ancak insan içinde bulunduğu duruma göre zamanın geçtiğini fark etmez veya zamanın saniyelerini veyahut saliselerini bile sayar. İşte o zaman ,zamanın geçmesi insanın zoruna gelir.Zaman geçmiyor diye yakınır.Çok yorgun bir insan için sabah hemen olur.Uykuya doyamaz.Dişi ağrıyan bir kişi için sabah olmaz.Gece çok uzun gelir.

Mekan:Mekan yani Allah’ın yarattığı maddeler mahluktur.Sonradan yaratılmıştır.Bir mekan üzerinde durmak,insanlar veya Allah’ın yarattığı diğer varlıklar için geçerlidir.Allah için zaman ve mekan diye bir şey yoktur.Allah katında zaman ve mekan geçersizdir.

b-Kader:Allah’ın başlangıçtan sonsuza kadar olacak bütün her şeyi sonsuz ilmi ile bilip karar vermesine denir. *** (Kader=Takdir Etmek=Karar Vermek).***.

Allah;kulun hür iradesi ile neleri yapacağını ve neleri yapmayacağını bilir.Bu ilmi neticesinde kulun yapacağı her şeye karar verir.Allah’ın kulun yapacağı şeyleri kararlaştırmasında bir zorlama yoktur.Allah sadece sonsuz ilmi ile kulun yapacağı şeyleri bilir ve karar verir.

c-Kaza: Allah’ın karar verdiği şeylerin zamanı geldiğinde ,bu kararına (kadere) uygun olarak yaratarak ortaya çıkarmasına denir.

İman esaslarına göre Kaderin Allah tarafından yaratılarak zaman ve mekan içinde şekillenmesi Kaza olarak adlandırılır.Bu adlandırılışın anlamı; Allah’ın her şeyi kaplayan iradesi,her şeyi kaplayan kudreti ve her şeyi kaplayan yaratma(tekvin)sıfatlarının eserlerinin zama ve mekan içinde ortaya çıkmasıdır.Allah’ın , ezelde karar verdiği Kaderi ;bu kararına uygun olarak yaratmasıdır.Bu yaratılış Allah’ın bütün sıfatlarına imanı gerektirir.

2- Hayır ve Şer 

a- Hayır:İslam Dinine göre iyi şeylere,Allah’ın yaşamamızı istediği şeylere Hayır denir.

İnsanlar isterlerse hayır sayılan şeyleri yaparlar.İnsanların hayır yapmaları kendi istek ve iradelerine bağlıdır.Allah yapılan her hayırın karşılığını verir.Allah hayıra (iyiliklere) razıdır.Hayır şeyleri yani iyi şeyleri bizler  yapmak istediğimizde ,bu şeyleri Allah beğenerek, razı olarak yaratır.Yaptığımız her iyiliğin karşılığını da verir.

Allah  Kuranda mealen  : “Kim zerre ağırlığınca (yani şok küçük ölçüde )iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.” buyurmaktadır.(Zilzal Suresi.Ayet:7).

b-Şer:İslam Dinine göre kötü şeylere, Allah’ın yapmamızı istemediği şeylere Şer denir.

İnsanlar isterlerse şer(Kötü) sayılan şeyleri yaparlar.İnsanların şer sayılan  şeyleri yapmaları kendi istek ve iradelerine bağlıdır.Allah yapılan her şerrin cezasını verir.Şer şeyleri yani kötü şeyleri bizler yapmak istediğimizde, bu kötülükleri Allah beğenmeyerek ,razı olmayarak yaratır.Çünkü kul bir şeyi istediğinde  onun sonucuna da razı  demektir.Yaptığımız her şerrin karşılığını da Allah bize verir.

Bu konuda Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığıca kötülük yapmışsa ,onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet:8 ).Buyurmaktadır.

3- Allah’ın İradesi.

Allah her şeyi kaplayan iradesi ile Kainattaki bütün şeyleri yaratmıştır. Allah’ın iradesinin dışına hiçbir şey çıkamaz.Allah’ın her şeyi kaplayan iradesine Külli İrade denir.

Allah her şeyi kaplayan iradesi ile bir şey yaratmak istediğinde , hemen ona “Ol” demesi yeter.O da hemen oluverir.Allah iradesi ile her şeyi dilediği gibi yaratır.Kimseye akıl danışmaz.Hiç bir varlık Allah’ın iradesine karşı gelemez.Allah’ın iradesini herhangi bir şekilde değiştirilemez.Çünkü Allah’ın gücü ve iradesi sonsuzdur.Her şeyi kuşatmıştır.

4-İnsanın İradesi.

Allah yarattığı bütün insanlara bir irade vermiştir.İnsanın iradesi Allah’ın iradesi ile kıyaslanamayacak  şekilde küçük ve sınırlıdır.Küçük ve sınırlı insanın iradesine Cüzü İrade denir.

İnsan Cüzi İradesini kullanmada serbesttir.Bu iradesi ile davranışlarını iyi veya kötü yönde şekillendirir.Yani iyi veya kötü davranışlardan birini seçer.Allah insanın hangi davranışının iyi veya kötü olduğunu gönderdiği peygamberler ve dinler vasıtasıyla bildirmiştir.İyi  ve kötü davranışlarının karşılığının ne olacağını  da bildirmiştir.İnsanoğlu hangi davranışının mükafat,hangi davranışının ceza getireceğini bilir.İradesini istediği gibi kullanıp yaptığının sonucuna katlanarak her şeyi yapar.

Dinden haberi olmayan insan topluluklar sadece iradelerini ; “Allah vardır.” Diyecek şekilde kullanırlarsa yaptıkları diğer kötü davranışlardan sorumlu (mesul) tutulmazlar.Çünkü Allah’ın dini onlara ulaşmamıştır.

Deliler ve hayvanlarda irade olmadığından davranışlarına sınır yoktur.Çünkü akıl sahibi değillerdir.

5-İyiye ve Doğruya Yönelme.

Allah insanın daima iyi işler yapmasını ister.İradesini iyi işler yapmak için kullanmasını ister.Çünkü insan seçme kabiliyetinde olan bir varlıktır.Biz irademizle iyi ve kötü davranışlardan birini seçeriz.Bu insan oluşumuzun  gereğidir.Hiç bir zaman kötü davranış yapıp  “Allah böyle istiyor .”diyemeyiz.

Biliyoruz ki iyi ve kötü davranışların karşılığı vardır.Allah bize kötü davranış yaptırıp sonra da ceza verse olmaz.Allah’ın şanına yakışmaz.Zalimlik ve zulüm yapmak Allah’dan uzaktır.Çünkü Allah adildir.

6-Tövbe Etmenin İyiye ve Doğruya Yönelme İle Olan İlişkisi.

İnsan bilerek veya bilmeyerek bir kötülük yaparsa ,bundan pişman olup tövbe etmelidir.Pişmanlığını diliyle ve kalbiyle söyleyerek Allah’tan affını istemelidir.Kötü yolda olan bir insan tövbe etmeden ölürse, Kabir Azabı ve Cehennem Azabı görür.Tövbe etmek yani yaptığımız kötülüklerden pişman olup bir daha yapmamaya karar vermek insanlığın gereğidir.

İnsanlar daima iyi şeyler yapıp diğer insanlara güzel örnek olmalıdır.Bu şekilde davrandığımız zaman hem yaptığımız iyi davranışlardan sevap kazanırız.Hem de bize bakıp aynı iyi davranışı yapan insanların kazandığı sevap kadar sevap kazanırız.

Unutmayalım ki ,iyi davranışlar önce insanların akıllarında,zihinlerinde yer eder.O insan iyi davranış yapmayı kendisine uygun bulur.Daha sonra düşündüğü bu iyi davranışları yapar.İnsanlar daima gördükleri ,bildikleri ve var olduğunu hissettikleri şeyleri önce zihinlerinde düşünürler .Daha sonra yapmaya karar verir ve yaparlar.

İnsanlarda var olan bu özelliği daima göz önünde bulundurmalıyız.Onlara her zaman iyi davranışlarımızla örnek olmalıyız.Yaptığımız bütün iyi ve güzel davranışlarımız insanları iyiye çağırır.Onları iyi şeyler yapmaya teşvik eder.

7-İyiliğe Kapı Açmak=İyi Davranışlar Nasıl İyiliğe Sebep Olur.

Bizlerden iyi davranışlar gören insanlar ,bizim gibi iyi şeyler yaparlar.Aynı zamanda da yaptıkları bu iyi davranışları daha çoğaltarak yeni yeni iyi ve güzel şeyler yaparlar.Unutmayalım ki her şey önce insanın zihninde(beyninde)var olur,üzerinde düşünür.Sonra düşündüğü şeyleri yapar.Eserini ortaya koyar.

8-Tövbenin Önemi

İnsanlar kötülük yapıp pişman olduktan sonra tövbe etmelidir.Ben kötülük yaptım,bundan kurtuluş yok deyip kötülüklere devam etmemelidir.

Allah ne kadar günahkar olursa olsun tövbe eden insanların tövbesini kabul eder ve bağışlar.Allah daima tövbe edip affını isteyen kimseleri sever,tövbesini kabul eder.Ancak kötülü yapmada ısrar edersek yaptığımız tövbenin anlamı kalmaz.

Tövbe toplumu kötülülerden koruyan çok büyük bir yoldur.

9-Tevekkül.

            Bir iş yapmadan önce o işle ilgi bütün tedbirleri alıp  ,daha sonra işin gerisini Allah’a bırakmaya Tevekkül denir.

Tevekkül Müslümanları ilim yapmaya ve çalışkanlığa teşvik eder.İşimizle ilgili imleri öğrenmeye yöneltir.Birbiriyle yardımlaşmaya yöneltir.Çalışkan olmayan Müslüman tevekkül edemez.Ben işimde tevekkül sahibiyim diyen tembel Müslüman yalan söylüyor demektir. Müslüman’a yalan yakışmaz.

Peygamberimizin yanına bir adam gelmişti .Bu adama Peygamberimiz sordu:

“ -Deveni ne yaptın?

-Dışarıda.

-Onu kime emanet ettin.

-Onu Allah’a havale ettim.(Onu Allah’a emanet ettim,tevekkül ettim.) ,diye cevap verdi adam.

Unun üzerine Peygamberimiz;

-Öyle olmaz  ,dedi.Deven önce sağlam bir kazığa bağla,sonra Allah’a tevekkül et.” Buyurdu.

İşte tevekkül için bizlere ölçü olacak davranış Peygamberimizin bu hadsinde gizlidir.(Bu hadis “Keşfü –l-Hafa, Cilt:1.Sahife:144 “ de yazılıdır.).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&


Fıkıh

İlk Yazılı Fıkıh Anlaşması

Ancak Mekke devri fıkıhla ilgili çalışmalara tamamıyla kapalı değildi.

Birinci Akabe Biatı (antlaşması=sözleşmesi)İslam Fıkhının ilk yazılı belgesidir.Bu antlaşmanın yedi maddesi vardır.

1-Yalnız bir Allah’a ibadet etmek.

2-Hırsızlık yapmamak.

3-Çocukları öldürmemek.

4-Zina etmemek.

5-Namuslu bir kadına zina iftirası etmemek.

6-Yalan söylememek.

7-İyilikte Ona(Allah’a)isyan etmemek hususunda Medineliler ,Nebi(a.s.)söz verdiler.Bunlar,Medineliler adına sözleşme yapan 12 kişi ilk Medine Müslümanlarıdır.

H.z.Muhammed Medine’ye hicret ettikten sonra fıkıhla (hukukla)ilgili ayetler geldi.İslam hukukunun tamamı gelen ,hüküm bildiren ayetlerle ortaya çıktı.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Medine’de İslam Hukukunun :                                                                                                      .     1-İbadet ve günlük hayata  ilgili bütün kanunları.(Muamelat)

2-Harp ve devlet hukuku ile ilgili esaslar.Fetih edilen yerlerin hukuki durumu. Ganimetlerin  dağıtılması ile ilgili konuları.

3-Aile düzeni,karı ve koca ilişkileri,hakları,boşanma ve müddeti,çocuk haklarıyla ilgili konuları.(Münekahat)

4-Miras hükümleri.

5-Suçlar ve cezaları(Ukubat).

6-Amir ile memur ilişkileri  ve bunlar arasındaki münasebetleri bildirildi..

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 1-Vahiy Devrinde Fıkıh

Peygamberimiz bir konuda ayet varsa ,o ayetin hükmüyle iş yapardı .Ancak bir konuda ayet yoksa o konu hakkında KENDİSİ KARAR VERİDİ.  Bu durum da dinin ikinci kaynağı olan SÜNNETİ ortaya çıkardı

H.z.Muhammed’in Sünneti iki  bölün halinde gelişti :

a-H.z.Muhammed’in lisanıyla ortaya konan Allah’ın vahyi.

b-H.z.Muhammed’in bir konu üzerinde içtihat yapması ile ortaya konan konular.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Peygamberimizin sağlığında İslam Hukukunun kaynağı Kuran ve Sünnetti. Fıkıhla ilgili ayetler:

a-Bazen meydana gelen bir olaydan hemen sonra vahiy ediliyordu.

b-Bazen de sorulan bir sorudan sonra o soruya cevap olarak vahiy ediliyordu.

Kısacası bu devir fıkhı vahiy fıkhıdır.Yine bu devirde Peygamberimiz sahabelerinin içtihatlar yapmalarına izin vermiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Rey:Bir fikir veya düşünceden sonra kalbin uygun gördüğü ,bir takım özelliklerin karşılaştırılmasından sonra ,en doğru olanı bulmak için araştırmada bulunmaktır.

Rey vermek ise ; kalbinde en doğru kabul ettiği düşünceyi elindeki vasıtalarla açıklamaktır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Hukukunun    

Kaynakları

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

             “İslam Hukukunun Kaynakları İki Şekilde Sayılabilir.”

      A- 1-İslam Hukukunun Nassa Dayalı Kaynakları.

                   1-Kuran.2-Sünnet.

            2-İslam Hukukunun Diğer Kaynakları.

1-İcma.2-Kıyas.3-İstihsan.4-Maslahatı Mürsele.5-Seddi Zerai.6-Örf ve Adetler.

7-İstihsab. 8-İstislah..

…………………………………………………………………………………………………

B-1-İslam Hukukunun Asli Kaynakları.

1-Kuran.2-Sünnet.3-İcma.4-Kıyas.

2-İslam Hukukunun Feri Kaynakları.

1-İstihsan.2-Maslahatı Mürsele.3-Seddi Zerai.4-Örf ve Adetler.5-İstihsa.

6-İstislah.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-1-İslam Hukukunun Nassa Dayalı Kaynakları.

İslam Hukukunun en temel kaynakları; Kuran ve sünnettir.

1-Kuran:Kuran ayetlerinin iki temel özelliği şunlardır.

           a-Mekke döneminde inen ayetlerin özellikleri daha çok iman ve ahlakla ilgilidir.

b-Medine döneminde inen ayetlerin özellikleri ise daha ziyade İslam hukukuyla ilgilidir.

Nass: İslam Fıkıh’ının temel kaynaklarının her birine ait özel delillere,(ayet ve hadisle )denir.

Nass: İslam Fıkıh’ıyla ilgili ayet ve hadisler demektir.

Kuranda Yer Alan İlkelerin Özellikleri.

1-Kuranda yer alan ilke ve kurallar ,bütünüyle hayatı,bütün zamanları ve bütün mekanları kuşatacak özelliktedir.

2-Kuranda yer alan bazı düzenlemeler sünnet (elle tutulur,bilinir,görülür)kurallar şeklindedir. Bu Kurallar;a-Borçların ayrıntısıyla yazılması.

b-Hakların korunması için şahit tutulması,şahitlerin sayısı.

c-Miras hukuku.

d-Boşanma hukuku.

e-Terör (hırab)hukuku.

f-Diğer suç ve cezalar..

…………………………………………………………………………………………………

  2-Sünnet:Peygamberimiz Allah’tan aldığı dini emirleri hükümleri insanlara duyurur,açıklar ve yaşamasına denir.

Sünnet Karşısında Sahabenin Tutumu:Sahabe peygamberimizin kendilerine duyurduğu dini bilgileri aynen öğrenir ve yaşardı.

Bir hadisinde mealen peygamberimiz:“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse .o benden değildir.”(Buhari)buyurmuştur.

Kaynak Olarak Sünnet:Peygamberimizin ,Kuran tebliğ (duyurma)açıklama,öğretme ve uygulama çabası sonucu ortaya koyduğu fiilleri ,sözleri , takrirleri ve tasvipleridir.(Takrir ve tasvip=Onama)   .

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Fıkha  Kaynak Olması Yönüyle Sünnet’in Bölümleri

1-Teyit Edici Sünnet:Kuranda yer alan konuları sünnet de ele alır.Onları teyit eder.(Doğrular,doğruluğunu pekiştirir)

Örnek :Kuran da ana ve baba haklarına önem verir.Sünnet de ana baba haklarına önem verir.

2-Açıklayıcı Sünnet:Kuranda kapalı olarak bulunan hükümleri açıklar.Örnek :Namaz .Haç,oruç,zekat.; Bu ibadetlerin nasıl yapılacağını peygamberimiz açıklayarak insanlara öğretmiştir.

3-Kuranın Kesin Hükümlerini Sınırlandırıcı Sünnet:Kuranda genel olarak hakkında hüküm bulunan bir konu hakkında sünnet sınırlama getirir.

Örnek:Ölü hayvan eti murdardır, yenmez.İstisna olarak Balığın ölüsü yenir. Kuranda vasiyetin yapılması emri genel olarak vardır.Sünnet bunu sınırlandırır.Varislere vasiyet yapılmayacağını belirtir.Kuranda  “mutlak “olarak emredilmiş olan hırsızın elinin kesilmesi hükmü ; sünnetle sınırlanarak  “ sağ eli bilekten kesme” şekline çevirmiştir

4-Kuranın Değinmediği konularda hükümler getiren sünnet:Sünnetle ; diyetin akıllı kişilere verileceği ,eşek…v.b. hayvanların yenmesinin haram olduğu ,köpek dişiyle avlanan hayvanların , pençeleriyle avlanan kuşların etlerinin haram olduğu sünnetle belirlenmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sünnetin Bağlayıcılığı.        

Peygamberimizin Kuranı açıklamaya yönelik çok sayıda sünneti vardır.Bu açıklamalar:

1-Kişinin ,Allah’a karşı sorumluluklarını ve insanlara karşı hak ve Sorumluluklarını açıklar.

2-Ahlaklı olmak için nasıl davranmak gerektiğini açıklar.

3-Peygamberimiz dünyadaki uzmanlık isteyen konularda sahabelerin görüşüne uymuştur.Bu durumu bizlere açıklar.

Bu  konularda gerçek bir Müslüman olabilmemiz için Peygamberimize benzemeye çalışmamız gerekir.Sünnetin bağlayıcı olan kısmı budur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sünnette Amaç ve Araç Ayrımı Yapılması

Sünnetle ilgili değerlendirmelerde:

1-Amaç önemlidir.

2-Araç önemli değildir.Çünkü araç ; yol göstericidir ,gerçekleştiricidir.

Örnek:Peygamberimiz her zaman misvak kullanırdı.Sahabelerin de misvak kullanmasını öğütlerdi..

1-Burada sünnet olan misvak kullanmak değil , ağız ve diş sağlığını korumak için temizlik yapmaktır.

2-O zaman misvak vardı.Bu gün diş fırçası ve diş macunu var.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-İslam Hukukunun Diğer Kaynakları.

      1-İcma.2-Kıyas.3-İstihsan.4-Maslahatı Mürsele.5-Seddi Zerai.6-Örf ve Adetler.7-İstihsab. 8-İstislah..

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  1- İcma:

  İcma kelimesinin sözlük anlamı:Azmetmek,karar vermektir.

  Dini terim olarak İcma:Dini bir konuda H.z.Muhammed’in vefatından sonra belli bir asırda müctehidlerin görüş birliğine varmalarıdır.

İcma Ne Zaman ve Nasıl Olur

A-Hz.Muhammed Dönemi

H.z.Muhammed ,döneminde icmadan söz edilmez.Müslümanların karşılaştığı bütün sorunlar Peygamberimiz tarafından çözülüyordu.Yani ; o sorunla ilgili ya ayet geliyordu.Veya peygamberimiz Sünnetiyle o sorunu çözüyordu.

B-Sahabe ve Daha Sonraki Dönemler

1-İcma Peygamberimizin vefatından sonraki dönemler için geçerlidir. İcmanın olabilmesi için peygamberimizin vefatından sonraki dönemlerde; din bilginlerinin bir konuda görüş birliği içinde olmaları gerekir.

2-Halkın herhangi bir konuda fikir birliği etmesi, icmanın oluşması açısından bir önemli değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&İcmanın Dayanağı.

Kuran ve Sünnettir.Dini bir konuda icmanın oluşabilmesi için Kuran’a,sünnete veya Kuran ve sünnete dayalı kıyas ve içtihada dayanması gerekir..

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcmanın Bağlayıcılığı.                  

         1-Allah Nisa Suresinin 115ci ayetinde mealen:”Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra ,peygambere muhalefet eder ,Müminlerin yolundan başkasına uyup giderse , onu döndüğü o yolda bırakırız.O ne kötü bir yerdir.”.

2-Peygamberimiz ;Müslümanlar topluluğunun bir yanlış,sapıklık üzerinde görüş birliği yapmayacaklarını bildirmiş ve : “Ümmetim sapıklıkta söz birliği yapmaz.”buyurmuştur.

      3-Müctehidlerin bir konuda ittifakları ;o konuya kesin olarak delil teşkil eden,dini bir delile dayandıklarını gösterir.

Çünkü kişilerin; keyif ve arzulara göre içtihat olmaz.Birden fazla din bilgininin bir konuda birleşmesi onların kesin bir dini delile dayandıklarını gösterir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcmanın Kısımları.

        1-Sarih icma :Bütün fıkıh bilginlerinin bir konu üzerinde görüş bildirmeleri ve bu görüşlerin ittifakla sonuçlanmasıdır.Bu tür icmanın oluşması çok zordur.                                            

2-Sükuti İcma.:Din bilginlerince açıklanan  ortak bir görüşe ,diğer din bilginlerinin karşı çıkmamaları ve dolaylı yönden o görüşü kabul etmiş sayılmaları şeklinde olur.Bu icma yeterince güçlü değildir

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcma İle Kesinleşen İbadetler.

1-Namaz(salat). 2-Oruç(sıyam).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 İcmanın Birinci Görevi

İcma ; İslam’ın temel kaynakları arasındadır.Aynı zamanda temel kaynakların doğru anlaşılmasını da sağlar

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İcma Örnekleri.

a-  “Salat” kelimesinin sözcük anlamı  “Duadır”.Biz sözlük anlamına uygun anlarsak sadece dua ederiz.Bildiğimiz ,İslam’daki belli şekli ve özellikleri olan namaz ibadetini yerine getiremeyiz.

b- “Sıyam” sözlük anlamı sır tutmaktır.Bildiğimiz oruç ibadetinde icma olmuştur.

c- Kuran’ın bir kitap haline gelmesi icma iledir.

d- Müslüman kadınların gayri Müslim erkeklerle evlenme yasağı icma iledir..

e- Domuz etine kıyasla domuz yağının haramlığı da icma iledir….

f- Cuma günü okunan biri dış,diğeri iç ezanın okunması icma iledir.

g- Ninenin torununa 1/6 oranda pay alması icma iledir

h-Ne kadar yukarı çıkarsa çıksın dedelerle ve ninelerle evlenmek icma ile yasaklanmıştır. Ne kadar aşağı giderse gitsin ; erkek ve kız torunlarla evlenmek icma ile yasaklanmıştır.

Nisa Suresinin 23cü ayetinde: “Analarınız ve kızlarınız ile evlenmek size haram kılındı.”burulmaktadır.

           Arap dilinin özelliklerine göre :

             1-Bizden yukarıdaki nine ve dedelerimiz ana ve baba olarak adlandırılır.

             2-Bizden aşağıdaki torunlarımız da oğul ve kızlarımız olarak adlandırılır.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Kıyas

         Kıyas kelimesinin sözlük anlamı:Bir tutmak ,eşitlik, karşılaştırma , ölçme ve değerlendirme demektir.

Dini terim olarak kıyas:

            Kuran ve sünnette hakkında hüküm bulunan şeyleri,

Kuran ve sünnette hakkında hüküm bulunmayan şeylerle,

Aralarındaki ortak sebebe dayanarak eşit kabul edip;

İkinci şeye de birinci şeyin hükmünü vermektir. Kısacası aynı hükümde eşitlemektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kıyasın Önemi

Kıyas İslam Dininde ;olaylar hakkında hüküm çıkarma yoludur.Bu yolla hakkında hükmü bilinenden hareket edilerek,hakkındaki hükmü bilinmeyen şey hakkında hüküm verilir.

Örnek:Şarabın haramlığına bakarak,diğer alkollü içkilerin de haramlığına hükmedilmiştir.Yakınını öldüren kimse ona mirasçı olamaz.Kendisine vasiyet yapılan kimse ; kendisine vasiyet yapan kişiyi öldürürse ;  kendisine yapılan vasiyetten yararlanarak ölen kişinin mirasından pay alamaz

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kıyasın Şartları

    1-Asıl:Üzerine kıyas yapılan ayet veya hadis ile hakkındaki hüküm bilinen olay olacaktır.

2-Aslın Hükmü:Ayet veya hadis ile hakkındaki hüküm bildirilen olayın HÜKMÜ olacaktır.

    3-Fer:Hükmü hakkında ayet veya hadis bulunmayan OLAY olacaktır. Aslın hükmü bu fer’e verilmek istenecektir.(İllet=Sebep).

   4-İllet:Aslın hükmünün temel sebebidir.Bu temel SEBEP aynen fer’de de bulunacaktır.

Bu bulunuş dolayısı ile Aslın hükmü fer’e verilir.Böylece kıyas gerçekleşir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-İstihsan.

İstihsanın sözlük anlamı:Kişinin bir şeyi güzel bulmasıdır.

[***Terim olarak İstihsan:Bir konu hakkında iki kıyasdan birinin ,illeti daha etkili olduğundan diğer kıyası tercih etmekir.

Terim olarak İstihsan: Dinin genel bir kuralından  ,ayet veya hadis , icma , kıyas ,zaruret , maslahatı mürsele örf ve adetler gibi delille sebebiyle bazı konuları istisna etmektir.( ayırt etmektir.Özel bir hüküm uygulamaktır.)

              Terim olarak İstihsan:Açık kıyas ya da genel ve yerleşik kural sonucu akla ilk gelen çözümden özel gerekçelerle ayrılıp ,olayın özelliğine uygun özel çözümlere geçmektir.. İstihsanı en çok İmamı Azam Ebu Hanife ve Malikiler kullanmıştır.***]

Örnek:

      1-Satılan bir tarlanın veya arsanın satış anlaşmasında sadece satıştan söz edilse.Bu sözleşmeye göre bu mülkle  bağlı olarak ;su yolu ve mülkün yolu  gibi diğer  hakları da satır.

2- Bir kimse bir tarla vakfetse bu mülkle ilgili bütün haklarda o kişiye vakfedilmiş sayılır.

3- Sipariş sözleşmeleri de İstihsana göre geçerlidir.

      4-Mevcut olmayan bir malın daha sonra teslim edilmesi şartıyla satış sözleşmesinin yapılması İstihsana göre geçerlidir. “Buna para peşin mal veresiye.” denir.Fıkıh ilminde adı “Selem akdidir.”.

5-Yırtıcı kuşların artığı olan suların temiz olması.

6-İdrar sıçrıntıları değdiği yeri zaruret nedeniyle pis yapmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4-Maslahatı Mürsele.

    Sözlükte maslahat:Menfeat,yarar,elverişlilik,,yi yol gibi anlamlara gelir.

    Din terim olarak maslahat:Yararın sağlanması,zararın savılması demektir.

    Dini terim olarak Maslahatı Mürsele:Serbest bırakılmış ; yani hakkında Kuran ve Sünnetle yasaklanma veya serbest bırakılma gibi bir hüküm bulunmayan şeylerdir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Haram ve Helallerinin Genel Amacı

1- İslam Dini;

Hakkında Kuran ve Sünnette hüküm bulunmayan şeylerin yapılmasına izin verilmesi

veya yasaklanması gerektiğinde,

İnsanların menfaati yönünde karar verir.

     2-İslam Dininin; en genel maksadı;dinin ,canın ,ırzın ,aklın ve malın korunması şeklinde belirlenmiştir.İslam Dininin bütün hükümleri bu şeyleri korumak içindir.

3- Kuran ve Sünnetin gözettiği asıl amaç insanların yararlarını korumaktır.Bütün dini hükümler bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Yarar ve zarar kişilere göre değişebilen bir kavramdır.Bu bakımdan zorunluluk olmadıkça, ,kesin ve genel olmadıkça dini bakımdan bir kıymet ifade etmez.Yarar ve zarar kişilere özel bazı şeyler için kullanılmaz.

Örnek:Sığara bana iyi geliyor.Yemekten sonra bir kadeh şarap içmek bana iyi geliyor,böbreklerime iyi geliyor,iyi araba kullanıyorum gibi şeyler dini bakımdan geçersiz şeylerdir.Çünkü bu iddialarla haram olan şeyleri helal saymanın imkanı yoktur.

Örnek:1-Kuranın toplanması ve bir kitap haline getirilmesi.Kuran meallerinin yazılması.

2-H.z.Ömer’in divanlar kurması,kayıtlar yaptırması.

3-Hapishaneler yaptırılması.

4-Sanatkarların başkalarına ait mallara zarar verdiklerinde,verdikleri zararı ödemeleri.

5-Devlet başkanını ihtiyaç duyduğunda zenginlerden yeni vergi almaları.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Seddi Zerai

       Sözlükte zerai:Bir yere götüren sebep,yol demektir.

       Sed:Kapamak demektir.

Dini terim olarak Seddi Zerai:Kötülüğe götüren yolların kapanması demektir.

İnsanları yasak olamayan bir şey ,yasak olan şeye götürecekse o şey yasaklanır.

Örnek:

a-Uyuşturucu imalinde kullanılan her şeyin yasak edilmesi.

b-Suça teşvik etmesi bakımından silahlara ruhsat zorunluluğu getirilmesi.

c-Devlet idarecilerinin hediye kabul etmemeleri,

e-Dinimize hakaret edilmesine sebep olmamak için sapık dinlerin değer verdiği şeylere hakaret etmemek gibi.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

6-Örf ve Adetler.

     Sözlükte Örf:İnsanlar arasında güzel görülen devamlı yapılan şeylerdir.

     [***Dini Terim Olarak Örf:Toplum vicdanında yapılması iyi olan şeylerdir.Bir şeyin örf olabilmesi için dinin ve ortak aklın ,o alışkanlıkları iyi bulması  gerekir.

 Dini Terim Olarak Örf:Aklın ve dinin güzel gördüğü ,sağlıklı akla sahip olan kişilerce kabul edilebilen söz ve işlerdir.***].

Örnek:

        a-Mal sözcüğü hayvancılıkla uğraşan kimselerde değişik anlama gelir.Ticaretle uğraşan kimseler arasına daha başka anlama gelir.Burada belirleyici olan dil örfüdür.

b-Tahıl alışverişinde , tahıl satan çiftçi  vermesi gereken ölçüde tahıl verdikten sonra bir ölçüde fazladan tahıl vermesi güzel bir örf dür.(Ölçüyü doldurma  konusunda kesin bir hüküm yoktur. Çiftçi o andaki isteğine göre istediği kadar tahıl doldurur..).

c- Allah Hac Suresinin 34cü ayetinde : “Evcil hayvanlardan kurban kesin. ” buyuruyor. Ancak Arap dilini bilenler bu sözün içine tavuk ,hindi, v.b.kanatlı hayvanların girmediğini bilirler.Bundan dolayı bizler kurbanlarımızı bilinen şekilde ve özellikteki hayvanlardan keseriz.

d-Nafaka yükümlülükleri ; yani yiyecek ,giyecek ,v.b. miktarlarının belirlenmesi  Bakara Suresinin 233cü ayetine göre o bölgede yaşanan örfe göre yapılır.

e- Nisa Suresinin 19cu ayetine göre; boşanma sebepleri arasında geçimsizlik de bir boşanma sebebidir ve öre olarak sayılır.

…………………………………………………………………………………………………

Adet:Alışkanlıkla ilgilidir.Adetler her zaman iyi olmayabilir.Sığara içme alışkanlığı gibi.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Örf ve Adetlerin Dini Hükmü.

Örf ve adetlerin İslam Dinine göre geçerli olabilmesi için Kurana ve Sünnete aykırı olmaması gerekir.Peygamberimiz bu konuda:”Müslümanların güzel gördükleri şey Allah nazarında da güzeldir.”buyurmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

7-İstishab. 

Sözlükte İstishab::Birini kendisine yakın bulmak,.Onun dostluğunu istemek demektir.

Terim olarak İstishab: Aksine bir delil bulunmadıkça; önceden varlığı bilinen durumun varlığını koruduğuna hükmetmektir.

Terim olarak İstishab:Kazanılmış hakların korunmasıdır.Veya bir şeyin bilindiği hal üzere kalmasıdır.

Örnek:

             a-Evli bir erkek kaybolsa ,öldüğüne dair bir işaret yoksa ,bu kişinin yaşadığına hükmedilir.Karısı boş (nikahsız)sayılmaz.

b-Malı varsa mirasçıları arasında paylaşılmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstishab’a Genellikle Hangi Durumlarda Baş Vurulur

a-Daha ziyade ;savaş ,deprem ,sel gibi felaketlerde kayıp insanların haklarını korumayı amaçlar.Kişilerin ölüm haberi alınıncaya kadar veya mahkeme bu kişinin ölümüne karar verinceye kadar bu kimseler yaşıyor sayılır.

b-Ancak bu kişiler yeni haklar elde edemezler.Kayıp tarihinden itibaren ölen bir yakınına mirasçı  olamazlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  İstishabla İlgili Olan Bazı İlkeler.

        1-Eşyada asıl olan mubahlıktır.Yani hakkında haramlığı kesin olarak belirtilmemiş her şeyden insanların yararlanmalarında ne sevap vardır.Ne günah .(Bu  şeyden yararlanmak mubahtır.).İslam dininde bir şeyin haramlığı hakkında dindi hüküm aranır.Helalliği hakkında dini bir hüküm aranmaz.

2-Berati zimmet asıldır.Yani bir kimse doğduğu zaman borçsuz ve günahsız olarak doğar.

Allah İsra Suresinin 17ci ayetinde mealen: “Hiçbir kimse başkasının yükünü taşımaz.”buyurmaktadır.

Bu ayete göre:

a- Kan davası İslam’a aykırıdır.Putperest adetidir.Kan davası sonucu işlenen cinayetlerde suçsuz insanlar cezalandırılmaktadır. .

b-Kişini borçsuzluğu  asıldır.Yani bir kimsenin ,bir başka kimse üzerinde kendisine borçlu olduğu iddiasında bulunursa bu iddia geçersizdir.Kendisine karşısındaki kişinin borçlu olduğunu ispat etmesi gerekir.

c-Bir kişinin suçu olduğu ispat edilinceye kadar bu kişi suçsuzdur.Suçu sabit olmadan hiçbir kimseye suçlu gibi davranılamaz.

3-Şek ile yakin (kesin bilgi) zail olmaz. Şüphe ile kesin olarak bildiğimiz şeyler  yok sayılmaz..

Şek=Şüphe.  Yakin=Kesin Bilgi.   Zail=Yok Sayılmak.

Örnekler:

a-Abdest aldığını kesin olarak bilen bir kimse daha sonra;  abdestinin bozulup bozulmadığından şüpheye düşse bu kimsenin abdestli olduğuna karar verir.

b-Bir şeyin sahibi olan kimse ; o şeyi herhangi bir şekilde bir başkasına vermedikçe ; o kişinin mal üzerindeki mülkiyeti devam eder.Bu yüzden kaybolmuş malı bulanlar ,buldukları malın sahibi olamazlar.O mal asıl sahibine aittir.kişi malını gördüğü yerde hemen alır.

c-Bir zamanlar hayatta olduğu bilinen bir kimse öldüğü ispatlanıncaya kadar yaşadığına hükmedilir.

d-Bir kimsenin herhangi bir kadınla evliliği sabitse , evliliğin sona erdiğine dair bir delil getirilinceye  kadar bu kadının evli olduğuna hükmedilir..Kadına nikahlı kadın gibi davranılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstishab’ın Hükmü

İstishab İslam Din Alimlerinin en son başvuracakları kaynaktır.

İslam Dininin diğer kaynaklarında bir şey bulamayan Fıkıh bilginleri ;bir şeyin dini hükmünü bildirmek isterlerse en son İstishab’a başvururlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

8-İstislah

Sözlükte İstislah:Düzeltme ,iyileştirme , menfaate uygun olanı araştırma demektir.

Maslahata =Menfaat

[*** Fıkhı Terim olarak İstislah:İslam hukukunda ;Kuran ve sünnette onaylandığına veya reddedildiğine dair bir hüküm bulunmayan İslam’a uygun  şeyler hakkında kişilerin menfaatlerine uygun hüküm vermektir.

         Fıkıhı Terim olarak İstislah:Hakkında ayet ,hadis , icma ve kıyas gibi İslam hukukunun asli kaynaklarında bir hüküm bulunmayan  ,ancak İslam’ın maksat ve ruhuna uygun olan kişi veya toplum menfaatleri hakkında ,insanların yararına olacak şekilde müçtehidin hüküm vermesidir.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İstislah Uygulamasına Örnekler:

1-Kocası tarafından mirasından pay almaması için haksız yere boşanmış kadına ;kocası öldükten sonra ; bu kocanın mirasından boşanmamış gibi mirastaki payı verilir.

2- Bir kişiyi haksız olarak öldürenler,birden çok olsalar da ;bu öldürme olayına katılanların hepsi ;bu kişi için kısas olarak öldürülürler.

3-Malikiler; Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

a-Müctehid yoksa,müctehid olmayanların en uygunu imam (başkan)olarak tayin edilir.(İmam=Başkan=Devlet Başkanı).

b-Bir adam kendisinden daha layık birileri olduğu halde ,devlet başkanlığına getirilebilir

4-Şafiiler;  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

Savaşta düşmanın yenilmesi, atların öldürülmesini,ağaçların kesilmesini gerektiriyorsa bu şeyler yapılır.

5-Hanefiler;  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

       Müslümanlar savaştan elde ettikleri ganimetleri beraberlerinde götüremezlerse ,bunlardan düşmanlar yararlanmasın diye ,hayvanlar kesilir.Daha sonra ganimet mallarla birlikte etler yakılır.Böylece onlardan düşmanların yararlanmaları önlenir.

6-Hanbeliler  Maslahat esasına göre şu hükümleri vermişlerdir:

         Bozgunculuk ve fesad çıkaranlar ,şerlerinden halkı korumak için bir başka yere sürgün edilebilirler..

Hanbeli mezhebine göre ; milletin ihtiyacı olduğu durumlarda ,halka aşırı fiyatlarla pahalı mal satanların mallarına devlet idarecileri tarafından el konur.Ve bu el konan mallar gerçek değerleri üzerinden halka satılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam  Dininin Özellikleri.

1-Yükümlülüklerde Kolaylık

Fıkıh ilminin en temel özelliğinden biri de insanların yükümlülüklerinde kolaylık esasını sağlamasıdır. İslam Hukuku insanların her türlü menfaatlerini korur.İnsanları her türlü zarardan ve kötülüklerden uzak tutar.İnsanlar ; Allah’a ve içinde yaşadıkları topluma karşı , güçlerinin yettiği kadar faydalı şeyler yapmaları gerekir.Yani yükümlüdürler.İnsanlardan güçlerinin üzerinde işler yapmaları istenmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yükümlülüklerde Kolaylık Hakkındaki Ayetlerden Örnekler

1-“Allah ,sizin için kolaylık ister,zorluk istemez.”.(Bakara suresi Ayet:185).

2-“Allah, hiç kimseye güçlük kılmak istemezç” (Bakara Suresi.Ayet:286).

3-“Allah, üzerinize güçlük kılmak istemez.”.(Maide Suresi.Ayet:6).

4-“Allah,dininde size bir güçlük kılmamıştır.”.(Hac Suresi.Ayet:78).

 Yükümlülüklerde Kolaylık Hakkındaki Hadislerden Örnekler

1-H.z.Aişe ,bu konuda: “ (Peygamberimiz) İki şeyden birisini seçmek durumunda olsa ,  mutlaka onların en kolay olanını alırdı.”.demiştir.(Buhari.).

2-Peygamberimiz bir başka hadisinde de mealen:”Kolaylaştırınız ,zorlaştırmayınız ; sevdiriniz , nefret ettirmeyiniz.”buyurmuştur.(Buhari.)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dini Kolaylık Dinidir

İslam Dininin özünde zorlaştırma yoktur.Daima kolaylık vardır.Dinimizde olmadığı halde  ,dini yaşantılarını zorlaştırmaya çalışanlara Peygamberimiz , “ Her şeyin en hayırlısının itidal ( orta yol ) olduğunu” bildirmiştir.Konu ile ilgili olarak onları uyarmıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Azimet ve Ruhsat

Dinimizde Azimet hükümlerinin yanı sıra Ruhsat hükümleri de yer alır.Hiçbir yükümlülükte katılık yoktur.Hükümlerde alabildiğince esneklik vardır.

Kolaylık ilkesinin gereği olarak zaruret durumuna da yer verilir. Zaruret olan yerde haramlar ihtiyaç ölçüsünde helal olur.Çünkü zaruret hali geçici bir durumdur.Olaylara geçici çözümler üretir.

       [*** Azimet:Normal şartlarda (uygun şartlarda )Allah’ın bir emrinin herkes için geçerli olması  yani uygulama ,yerine getirme zorunluluğunun olmasıdır.

               Azimet:Normal şartlarda bir hükmün herkes için geçerli olmasıdır.***].

Örnek : Namaz kılmak,oruç tutmak ,alkollü içkileri içmemek , helal olan yiyeceklerden yemek , hacca gitmek ,namaz abdesti almak ,boy abdesti almak.,mest üzerine mesh yapmak.. v.b. gibi.

[*** Ruhsat:Zorunlu bir durum (mazeret)  karşısında özel veya geçici hükümler,izinler demektir.

             Ruhsat:Özel durumlarda geçici olarak bir hükmün konmasıdır.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Azimet ve Ruhsat Durumlarına Örnekler:

1- Bazı zorluklar sebebiyle Abdest veya gusül abdesti  alamayan kimse Teyemmüm abdesti ile namaz kılar.

2 -.Zamanında namazını kılamayan daha sonra kılamadıkları namazlarını kaza eder.

3-On beş günden az kalmak niyetiyle 98 k.m.den uzak bir yere yolculu eden bir kimse ; Yolculuk sırasında dört  rekatlık farz namazları iki rekat olarak kılar.Sabah  ve akşam namazlarının farzlarında bir değişiklik yapmadan kılar.Üç rekatlık vitir namazını üç rekat olarak kılar.Zor durumda değilse; sünnet namazlarını kısaltma yapmadan olduğu gibi kılar.

4-Yolcu olmayanlar 24 saat süreyle Abdest aldıktan sonra giydikleri mestlerin üzerine mesh ederek namazlarını kılarlar.Yolcularda ise bu süre 72 saattir.

5-Dağda , tarlada,ve bağda giyilen çizmelere ; bunları giyenler isterlerse; mest gibi mesh ederek bu giyecekleri çıkarılmadan Abdest alır namaz kılınır.

6-Askerler postallarını çıkarmadan , postallarına mest gibi  mesh ederek ,  abdest alırlar ve postallarını çıkarmadan namazlarını kılarlar.

7-Yolculuk ettiği vasıta içinde namaz kılıyorsa kıble şartı aranmadan namazını kılar.İçinde bulunduğu aracın yön değiştirmesi namazına engel değildir.

8- Hasta olan bir kimse ,beş vakit namaz kılmak zorundadır.Ancak o kişi vücudunun  ve hastalığının yaptırabildiği ölçüde namazını kılar.Ayakta namaz kılacak gücü olmayan oturarak veya vücudunun yapabildiği kadar ölçüde namaz kılar.

9-Hacca gidecek mali gücü olanlar yeterli ölçüde sağlıklı olmazlarsa yerlerine bir başkasını hacca gönderebilirler.Hac yollarında güvensizlik varsa o yıl Müslümanlar hacca gitmezler.

10- Oruç tutmaya gücü yetmeyen tutamadığı her oruç için bir fidye verir. istenmez Yolculuk yaparken isterse orucunu tutmaz.Daha sonra orucunu tutar.(98 k.m. uzağa giderse ; bulunduğu yerleşim bölgesinden ayrıldıktan sonra oruçlu ise;orucunu isterse bozar.Veya o gün için oruca niyetlenmez .

11-Yara üzerine sarılan sargıya mesh edilme suretinde abdest alınır.

12-Kanmalı hastalar bu durumları ile abdest alır namazlarını kılarlar.Sadece her vakit için ayrı ayrı abdest alırlar.

13-Emzikli kadınlar,zor işlerde çalışan işçiler bu özel durumlarına dayanarak oruç tutmazlar.

14-Zaruret , haram olan şey yapıldığında  kişinin hayatının tehlikeye gireceği özel bir durumdur.Açlıktan ölmek durumunda olan bir kimse , haram olan bir yiyeceği (Domuz eti, alkollü içecekleri v.b.) ,murdar eti  ölmeyecek kadar yiyebilir veya içebilir.Ölmeyecek kadar ölçüden fazları yenirse veya içilirse bu şeyler yine haram olur.

15-Karşılanması zorunlu olan kamusal ya da özel ihtiyaçlar  “zaruret durumu” gibi değerlendirilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 2-Yükümlülerin Azlığı.

a-Eşyada asıl olan mübahlıktır.Haramlar sınırlıdır.Helaller sınırsızdır.Bir şeyin helal olduğu ispata muhtaç değildir

Mübah:İslam Dinince yapılmasında sakınca olmayan , yapılması günah ya da sevap olmayan  şeyler demektir.. Çünkü kainattaki her şey insan için yaratılmıştır.Her şey insanlar için bir nimettir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yükümlülüklerin Azlığına Örnekler

a-Namaz bir günde en fazla 60 dakikamızı alır.

b-Abdest ve diğer temizlikler çok az yer tutar.

c-Cuma namazı ,öğlen namazı yerine kılınır.Hutbede devletin ve milletin her durumuyla ilgili bilgi verilir.

d-Ramazan ayında oruç tutulur.Gücü yetmeyenlere kolaylık vardır.

e-Zekat 40da bir verilir.

f-Hac şartlarıyla yapılabilir.

Peygamberimiz bir hadisinde mealen: “Yüce Allah farzları teker teker belirlemiştir, onları zayi etmeyiniz.Sınırları tespit edilmiştir, Onları aşmayınız.Bazı şeyleri de yasaklamıştır,onları da yapmayınız.Bazı şeyler hakkında ise (unuttuğundan değil) size olan esirgeyiciliğinden sukut etmiştir.Onları da eşelemeyiniz.”buyurmuştur.

Bu hadis göre ; insan zeka , tecrübe  ve bilgisine bırakılan bir alan vardır.Bu alan Mübahlardır. Bu alanda Müslümanların; İslam Dinine göre davranmaları gerekir.Bu sırada olduğunca kolaylıkları seçmeleri gerekir.Çünkü bu durum  Müslümanlar için bir rahmettir.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-Yasamada Tedricilik

Mekke’de vahy edilen ayetler; iman yani; Allah’a ,peygambere ve ahirete imanla iliğidir.Bu üç konu insanların aklına ve gönlüne yerleştirildikten sonra emir ve yasaklar kolayca kabul edilmiştir.

[***Mekki Ayetler:Hicretten önce,Mekke’de ; H.z.Muhammed’e vahy edilen ayetler demektir.

        Medeni Ayetler:Hicretten sonra ,Mekke’de H.z.Muhammed’e vahy edilen ayetler demektir.***]

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yasamada Tedriciliğe Örnek Ayetler

“Nahl Suresi .Ayet:67. “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümden hem içki hem de güzel bir rızk edinirsiniz.”

Bakara Suresi.Ayet:219. “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar.De ki : Onlarda hem büyük günah ,hem de insanlar için (bazı görünüşte)yararlar vardır.Ama günahları yararlarından büyüktür.”

Bu ayelerde içki , genel olarak yasak olan “günah” kavramının içine sokulmuş ve zararının daha büyük olduğuna dikkat çekilmiştir.

Nisa Suresi.Ayet:43. “Ey iman edenler ! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayı!”.

      Bu ayetle sarhoşluğun Müslümanlarca son derece önemli olan ibadetlerle bir arada bulunmayacağına dikkat çekilmiştir.

Maide Suresi .Ayet:90-91. “Ey iman edenler ! (aklı örten) içki (ve benzeri şeyler) ,kumar ,dikili taşlar ve fal okları ancak , şeytan işi birer pisliktir.Onlardan kaçın ki kurtuluşa eresiniz Şeytan ,içki ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.Artık vazgeçiyor musunuz?”

Bu ayetle içki kesinlikle yasaklanmıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Yasamada Tedricilikle İbadetler Şöyle Günlük Hayata Sokulmuştur

1-Yine faiz yasağı da birkaç aşamada gelmiştir.

2- Namaz ibadeti , önceleri sabah ve akşam olmak üzere iki vakitte ikişer rekat olarak kılınırdı.Miraç gecesi beş vakte çıkarıldı.Ve rekat sayıları artırıldı.

3-Oruç , Medine döneminde farz kılındı.

4-Zekat ,Mekke döneminde ahlaki boyutu ile ele alınmıştır.Medine’de kurumsal hale geldi.

5- Hac , Mekke fethedildikten sonra farz oldu.

Yasaklardaki tedricilik ,insanların bu yasakları daha kolay benimsemesini sağlamıştır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

4-Kamu Yararının Gözetilmesi

a-Dini hükümler insanın hem dünyada hem ahirette mutlu olması içindir.

b-Her zaman kişiye ait çıkarlar,toplumun çıkarlarından sonraya atılır.

c-Kamu yararı gözetilirken kişiler zarar görüyorsa ,kişilerin zararları telafi edilir.

Örnek:İstimlak bedelleri ödenir.

d-Kamu zararı ile  yararı çakışırsa ;öncelikle kamu yararı gözetilir.

 Örnek:Devlet başkanının toplumun hakkında alacağı kararlar ,onların çıkarları doğrultusunda olmak zorundadır.

      5-Adaletin Gerçekleştirilmesi.

Adalet:Hakkı sahibine vermektir.

Adalet hukuk içinde kalınarak gerçekleştirilir.

Nahl Suresi.Ayet:90. “Şüphesiz Allah , adaleti ,iyilik yapmayı ,akrabaya bakmayı emreder.”.buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 İçtihat(Yorum).

         Sözlükte İçtihat:  Çalışmak ,çabalamak ,elden gelen gayreti göstermek demektir.

        Dini terim olarak İçtihat:

          İmana ait olmayan şeylerde ; hakkında ayet ve hadislerle kesin hüküm bulunmayan şeylerde,

Müçtehidin hakkında hüküm bulunan bir şeye dayanarak , bir karar vermek için , çalışmasıdır.

        Dini terim olarak İçtihat:Fakihin tafsili delillerden ,zanni olan şeri hükümleri çıkarmak için olanca gücüyle çalışmasıdır.

        [***Tafsili Delil:Hakkında ayet ve hadislerle kesin hüküm bulunan şey demektir.

Zanni  olan şeri hüküm:İnanca ait olmayan, hakkında ayet ve hadislerle kesin bir hüküm bulunmayan dini konular demektir. Kısacası feri demektir.

              Feri:Hakkında dini hüküm bulunmayan fıkıhla ilgili şey (konu)demektir.

              İstinbat etmek:Çıkarmak Demektir.

              Zan :Şüphe,bilinmeyeni ifade eden demektir.***].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

H.z.Muhammed’in İçtihada Verdiği Önem

     Peygamberimiz bizzat kendisi;huzurunda eğitim için ashabına kendi reyleri ile hükmetmelerini istemiştir.

Örnek:H.z.Muhammed’in huzuruna iki davacı kişi gelmiştir.

Davacılar aralarındaki davanın peygamberimiz tarafından bir karara bağlanmasını istemişlerdir.Bunun üzerine peygamberimiz yanında bulunan Ukabe’ye ;

“Ukabe ! Aralarındaki davayı sen hükme bağla.”buyurdu.Ukabe, “Siz burada iken nasıl hükmederim , Allah’ın  peygamberi ! “deyince  H.z.Muhammed , “Sen aralarında hükmet ; isabet edersen sana on sevap ,hata edersen bir sevap vardır.”buyurdu.

Bu örnekte peygamberimiz içtihada izin vermekle kalmamış ,aynı zamanda onu teşvik etmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sahabe  İçtihadından Örnekler

       Hendek savaşı sırasından sonra Peygamberimiz; “Kurayza Oğulları yurduna varmadan hiçbir kimse ikindi namazını kılmasın.” buyurmuştur.Ve bu emir üzerine askerler yürüyüşe geçmiştir.Ordu yolda iken ikindi vakti namazı  kılınması süresi  daralmıştır.Güneşin batması yaklaşmıştır.Bu durumda askerler (sabe) iki kısma ayrılmıştır.Bir kısmı; “Bu sözden maksat oraya bir an önce yetişmemizdir; yoksa ikindi namazının vaktinde kılınmaması değildir.” Diyerek sözün amacını göz önüne alarak yorum yapmışlar.Ve ikindi namazını vaktinde kılmışlardır.

İkinci gurup asker ise sözün zahirine bakarak ; “Oraya varmadan ikindi namazının kılınmamasına emredildi,ikinidi vakti geçse bile(çıksa bile) biz yolda kılmayız.”demişler ve ona göre hareket etmişlerdir.

Daha sonra bu durum peygamberimize bildirildi.Ve peygamberimiz ;her iki tarafın da değerlendirmesini uygun karşıladı.

        Bu olaydan çıkarılacak sonuç:

a-Her zaman içtihada gerek duyulacaktır.

b-İnsanların değişik yaratılışta olmalarından dolayı farklı sonuçların ortaya çıkması insan yaratılışının gereğidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

H.z.Ömer İçtihadından Örnekler.

1-Kıtlık yıllarında hırsıza el kesme cezasın verilmemesi.

2-Kalpleri İslam’a ısındırılacak kimselere zekat parasında verilen payın kesilmesi.. “Bu parayı alan kişiler H.z.Ömer’den aynı parayı istediler.O da : “H.z.Peygamber ,Müslümanlar az iken sizin gönlünüzü almaya çalışıyordu.Allah , İslam’ı size muhtaç olmaktan kurtardı.Haydi gidip işinize bakın!”diye kovdu.

3-Teravih namazının cemaatle kılınmasına karar verildi.Daha önce teravih namazını insanlar istedikleri yerde kılarlardı.

4-H.z.Ömer bir Yahudi kadınla evlenen komutanın ,Yahudi kadından hemen boşanmasını emretti.Çünkü bu durum Müslümanlar arasında adet haline gelmesinden korkmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihadın Gerekliliği

a-  Bilindiği gibi Kuran ve Sünnet  sınırlıdır.Olaylar sınırsızdır.Bizden öncekilerin olaylar karşısında ortaya koyduğu çözümlerin geçerliliğinin sonsuza dek sürdürülmesi imkansızdır. Bundan dolayı fıkhın da gelişmesini sürdürmesi gerekmektedir. (Nass =Kuran ve Sünnet)

b-Mezhep imamlarının izinde olmak onları körü körüne taklit değildir.Sürekli tekrar değildir.Onlara uyarak , onların tuttuğu yolu tutup , onların yaptıkları gibi yapmaya çalışmaktır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihadın Şartları

1Müçtehit  Müslüman olmalı ve hayatın gerçeklerini bilmelidir                                                                                

2- Müçtehit , dinin temel kaynakları olan Kuran ve Sünneti ve Kuran ve sünnette kullanılan Arapça’nın bütün dil özelliklerini iyi bilmelidir.

3- Müçtehit , Fıkıh ilmi tarihini bütün yönleriyle çok iyi bilmelidir.Daha önce oluşan icmaları ve yapılan içtihatları bilmelidir. Kısacası; Müçtehit her türlü fıkıh ilmini bilmelidir.

 4- Müçtehit hakkında icma ve ihtilaf olan konuları ve  içtihat da bulunacağı konuyu çok iyi bilmelidir. bilmelidir.İçtihadın ; içtihat edilebilecek konularda yapılması gerekir.İçtihat yapılabilecek konular iki tanedir:

a-Hakkında ayet ve hadis bulunmayan meseleler.

b-Subutu ve delaleti zanni olan ayet ve hadislerin  (nassların) hükümleri..

5-Kuranı bütünü ; kelime ve  dini anlamlarıyla ,hüküm çıkarılan ayetleri de ayrıntılı bir şekilde bilmelidir.

6-Nasih  ve mensuh ayetleri bilmelidir.Ayetlerin nüzul sebebini bilmelidir.Sadece ahkam ayetleri denen hukuki ayetleri bilmesi yeterli değildir.

7- Müçtehit , İslam Fıkhını anlayacak kabiliyet , zeka  ve melekeye sahip  gerekir.

(kısacası zeki olmalıdır.)

8-Müçtehit İslam Dininin insanlığı ulaştırtmak istediği şerefli yeri iyi bilmeli ve sadece

Allah rızası için içtihat yapmaya çalışması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihat ve Toplum Hayatının Gerçekleri

             a- Toplum hayatında değişme bir  zorunluluktur.

             b- İslam Dininde haramlar sınırlıdır. Helaller sınırsızdır.Bunu unutmamak gerekir.            c-Sonradan ortaya çıkmış yeni kurumları iyi değerlendirmek gerekir.Sözgelimi sigorta anlaşması böyledir.O bir kumar değildir.Aksine bir güvence anlaşmasıdır.

d- Alkol ve alkollü maddeler içeren ürünlerin gıda olarak ,zevk verici madde olarak(uyuşturucu olarak) kullanılması yasaktır.Bunun haricinde ki yerlerde kullanılmasında bir sakınca yoktur.

e- İçtihat ,Müslümanların vazgeçemeyeceği bir dini kurumdur.Müslüman toplumların her devirde rahat bir hayat yaşamalarını sağlar.İslam Dininin bütün insanlığa anlatılması ve onların bu dini kabulünü  sağlar.

f- Müslümanların ,Kuran’a uygun yaşayabilmeleri için içtihada her zaman ihtiyaç vardır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Sahabe ve Tabiin İçtihadının  En Belirgin Özelliği.

Şura (meclis) içtihadı olmasıdır.Fıkıhta bilgi sahibi Sahabiler bir araya geliyorlar ve bir konuda konuşup  , görüş bildirip bir sonuca ulaşıyorlardı.Ve ulaşılan sonucu günlük hayatta uyguluyorlardı.Bu durum sahabeden sonra gelen 150-200 yıllık bir sürede gelen nesillerce sürdürülmüştür.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İçtihat Taklit ve Taassubu Önler

Taklit:Dini konularda bir başkasına bilinçsiz bir şekilde bağlanmaktır.Bu bağlılığın bağnazlığa dönüşmesi ise TAASSUPTUR.

Günümüzde Müslümanlar İçtihat yapacak bilginler yetiştirdikten sonra şartlarına uygun içtihat yapılabilir.Çünkü peygamberimize yeri geldiğinde sahabe itiraz etmiş ve işin olması gerekenini söylemişlerdir.Peygamberimiz de ona umuştur.Bedir savaşında bu durum açıkça görülmektedir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kuran ve Sünneti Anlam

Dini hükümler ; Kuran ve Sünnetten çıkarılır.Bu bakımdan Kuran ve Sünnette geçen kelimeler  hakkında bir takım Arap dili ile ilgili bilgilere dikkat etmek zorundayız.Bu bilgiler sayesinde Kuran ve Sünnet hükümleri ve bu hükümlerin inceliklerini öğreniriz .Müçtehit , dini sorunlara çözümler bulmak için önce Kuran ve Sünnete başvurur.

Müçtehit , Kuran ve Sünnetten dini hükümleri çıkarırken ;bu iki kaynağı doğru anlaması, yorumlaması ve ondan sonra dini hükümleri çıkarması  gerekir.

Ancak Kuran ve Sünnette dini hükümlerin bazıları açıkça ortaya konmamıştır.Kuran ve Sünnetteki kelimelerin hukuki ve dini kıymetini açık bir şekilde tayin için bu kelimeleri , anlam ve ifade ettikleri hükümlere göre incelemek zorunluluğu vardır.

Bu inceleme işine Kuran ve Sünnet arasında ; “Müşterek Bahis.”de denir.Çünkü ; Sünnet de İslam dinin bir kaynağıdır.Onun kelimelerinin de çeşitli yönlerden incelenmesi gereklidir.

  ( İstinbat : Çıkarmak)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Dini Metinleri Anlama ve Yorumlama Yöntemleri

        1-Lafzi Yorum (Söz –Anlam ve Hüküm İlişkisi).

2-Amaçsal yorum (Ta’lil).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Lafzi Yorum (Söz –Anlam ve Hüküm İlişkisi).

       A-Yorum:Herhangi bir yazının veya sözün anlamını  ; bilgi ve zekamıza göre açıklama, anlama  demektir.

B- Lafzi Yorum :Herhangi bir yazının veya sözün anlamını ; bilgi ve zekamıza göre sadece dil kuralları bakımından açıklama , anlama  demektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Lafzi Yorum Nasıl Yapılır:

A-Lafzi Yorum yapılacak metin önce dil özellikleri bakımından incelenir.

1-Sözlük anlamı incelenir.

2-Cümle içinde kazandığı yeni anlam tespit edilir.

3-Sözlük anlamı ile cümle içinde kazandığı yeni anlam arasındaki ilişki kurulur.

4- Cümle içinde kazandığı yeni anlamın çağrıştırdığı , diğer anlamlar dikkate alınır.

5-Kuran ve Sünneti doğru yorumlamak için her zaman Lafzi Yorum yeterli olmayabilir. Kuran ve Sünnet ;hem kelime anlamıyla hem de insanları ulaştırmak istediği hedef bakımında değerlendirilerek  dini hükümler o şekilde çıkarılmalıdır.(Ruhu= Ulaştırmak istediği hedefi.).

(Cümle içindeki Yeni anlamı=Terim anlamı).(Lafız=Kelime=Sözcük).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Lafzi Yorum  Çeşitleri.

1-Konulduğu Anlam Açısından Sözcükler.

A-Özel Anlamlı Sözcükler.

B-Genel Anlamlı Sözcükler.

C- Ortak Anlamlı Sözcükler olmak üzere üçe ayrılı

2-Anlam Açıklığı Açısından Sözcükler.

A-Zahir Sözcükler.

B-Nass Sözcükler.

C-Müfesser Sözcükler.

D-Muhkem  Sözcükler.

3-Anlamın Kapalılığı Açısından Sözcükler.

A-Hafi Sözcükler.

B-Müşkil Sözcükler.

C-Mücmel Sözcükler.

D-Müteşabih Sözcükler

4-Kullanıldığı Anlam Bakımından Sözcükler

A-Hakikat Sözcükler.

B-Mecaz Sözcükler.

C-Sarih Sözcükler.

D-Kinaye Sözcükler.

5-Anlamın Delaleti Biçimi Açısından Söz ve İfadeler olmak üzere beşe ayrılır.

A-Nassın İbaresi.

B- Nassın İşareti.

C- Nassın Delaleti.

D- Nassın İktizası.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Konulduğu Anlam Açısından Sözcükler :

     A-Özel Anlamlı Sözcükler.

     B-Genel Anlamlı Sözcükler.

     C- Ortak Anlamlı Sözcükler olmak üzere üçe ayrılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    A-Özel  Anlamlı Sözcükler.

   Özel :Özel bir anlama ait sözcüklerdir. (Özel=Has).Örnek:İnsan ,erkek, kadın ,Ahmet , Mehmet ,sayı isimleri (bir ,iki,üç…….gibi.).

Özel Anlamlı Sözcüklerin Hükmü.

Özel anlamlı sözcüklerin konulmuş oldukları anlamlar kesindir.Bu sözcüklere aksine bir delil bulunmadıkça başka anlamlar verilmez.

Örnek :

      Peygamberimiz bir hadisinde mealen , “Her kırk koyundan bir koyun zekat verilir.”buyurmuştur.

Bu hadisi Lafzi bakımdan Şöyle Yorumlarız.

      1-Bu hadisteki “Kırk ve “koyun”  kelimeleri özel anlamlı sözcüklerdir.Bize anlattıkları anlamlar kesindir.Bu durumda otuz dokuz koyundan zekat verilmez.

2- “Keçi”nin de koyun kapsamına alınmasının sebebi ; “ŞAT” kelimesi aslında  “davar” anlamını ifade eder. “Davar” kelimesinin anlamının içine  ise koyun ve keçi  cinsi girer.

Özel Anlamlı Sözcüklerin Dini Bir Delil Olmaları Durumunda Yorumlanması.

1-Fakirler için daha yararlı olmaları durumunda zekat verilecek şeylerin kendisi yerine kıymeti de verilebilir.Bu kolaylık aynı zamanda zekat verecek kişi için de geçerlidir.Bu kolaylığa bizler yorum sayesinde kavuşuruz.(Özel=Has)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Özel Anlamlı Sözcük Çeşitlerin Kullanılma Şekilleri.

1- “Mutlak” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler

2- “Mukayyet” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler

3- “Emir” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

4- “Nehiy” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1- “Mutlak” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Mutlak:Herhangi bir kayıt (özellik) içermeyen (bağlanmamış) sözcüklerdir.Fert veya fertleri belirlemeden her birini,ayrı ayrı ifade edecek şekilde konulmuş sözcüklerdir.

Örnekler:

     “Adam”;sözcüğü ayrı ayrı herkesi ifade eder.Yani Sadece “bir adam”ı ifade eder.Mutlak sözcükler ; tekil olabileceği gibi çoğul da olabilirler. Kitap,Adam , Adamlar , Kitaplar ..v.b.

Fıkıh öğretmeninin  , “Çocuklar yanınızda defter bulunsun” demesi  “mutlak”a örnektir.Çünkü buradaki “defter” sözcüğü  “mutlak” bir kelimedir.Hiçbir özellik taşımamaktadır.Sadece defter getirilmesi ile öğretmenin isteği yerine getirilmiş olmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2- “Mukayyet” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Mukayyet:Herhangi bir özelliğe bağlanmış (kayıtlanmış) sözcüklerdir.

Örnekler:

“Uzun adam” dediğimizde ; kayıtlanmış ve sadece  “uzun” olması halinde “bir adam”ı  ifade eder.Matematik öğretmeninin “büyük boy kareli defter” istemesi ,

Müzik öğretmeninin  “müzik defteri” istemesi ,

Resim öğretmeninin “resim defteri” istemesi mukayyete örnektir.

Dini Metinlerde Geçen Mutlak ve Mukayyet  Kelimelerin Hükmü.

Dini Metinlerde Geçen Mutlak ve Mukayyet  Kelimeler bulundukları hal üzere bırakılır. Ve hükümleri olduğu gibi uygulanır.

Örnekler:

a-Allah Kuranda zıhar kefareti olmak üzere … “bir köle azadı gerekir.” ( Mücadele suresi ayet :3 )   buyurmuştur .Burada geçen  “köle” sözcüğü mutlaktır.Azat edilecek köleyle ilgili hiçbir özellik belirtilmemiştir. Yani “mümin”  olmak gibi özellik söylenmemiştir. Öyleyse herhangi bir köle azadı ile bu hüküm yerine getirilmiş olur.

b- “Kim hasta ya da yolcu olursa tutamadığı gün sayısınca başka günler kaza etsin.”(Bakara suresi.Ayet:185) ayetinde “başka günlerde” sözcüğü mutlaktır.Yani “peşi peşine gibi bir kayıt taşımamaktadır.”.Öyleyse kaza orucu tutacak kişiler ,kaza oruçlarını peşi peşine tutabilecekleri gibi,ara vererek de tutabilirler..Ve bu davranışları ile kaza orucunu tutmuş sayılırlar.Kuranın bu hükmünü de yerine getirmiş olurlar.

c-Kefaret orucu tutan kimsenin altmış gün “peşi peşine tutması” kaydı vardır.Burada geçen “peşi peşine” kelimeleri mukayyet kelimelerdir.Oruç tutma bir kayda (şarta=özelliğe) bağlanmıştır.O da peşi peşine olması özelliği vardır.Buna uymak zorundayız.Aksi davranış yaparsak kefaret orucu tutmamış sayılırız.

d- “Orucu , gece vaktine kadar tamamlayın.”(Bakara Suresi.Ayet:187).Burada geçen “gece vaktine kadar” kelimeleri” mukayyet kelimelerdir.Orucu gece vaktinin başlaması ile sınırlamıştır.Orucun özelliği gece vaktine kadar tutulmasıdır.Öyleyse akşam olunca (akşam ezanı okununca ) oruç bozulur.Ayrıca birbirine ulanarak  yani iftar yapmadan sahur yemegi yemeden tutulan “visal” orucu caiz değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Mutlak ve Mukayyet Kelimelerle İlgili Özel Durumlar.

         a- Hükümler ve Sebepler Aynı İse:

Bazı hallerde Kuranda aynı hüküm bir yer “mutlak” bir yerde “mukayyet” olarak söylenmiş olabilir.Böyle durumlarda hüküm ve sebep aynı olduğu için “mutlak” kelimenin hükmü “mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilir(yorumlanır).

Örnek:

Haram şeyler sayılırken bir yerde “leş,kan,domuz eti…size haram kılındı.” . (Maide Suresi.Ayet:3)  ayetinde geçen “kan” kelimesi ; mutlak anlamlı bir kelime olarak geçmektedir.Bu kelime ; Enam Suresinin 145ci ayetinde ise “akıtılmış kan” şeklinde mukayyet anlamlı bir kelime olarak geçmektedir.

Bu tür durumlarda hüküm aynı olduğu için “mutlak” kelimenin hükmü “mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilir.Ve her türlü   “kanı” gıda olarak yemek insanlara haram sayılır.

        b- Hükümler ve Sebepler Farklı İse:

Bazı hallerde Kuranda aynı hüküm bir yer “mutlak” bir yerde “mukayyet” olarak söylenmiş olabilir.Böyle durumlarda hüküm Hükümler ve Sebepler Farklı olduğu için“mutlak” kelimenin hükmü hiçbir zaman“mukayyet” kelimenin hükmü gibi değerlendirilmez (yorumlanmaz).

       Örnek:

Hırsızın eli kesilmesini emreden ayette Allah: “Erkek hırsızla kadın hırsızın yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan insanlara ibret verici bir ders olmak üzere (sağ) ellerini kesin.Allah mutlak galiptir , yegane hüküm  ve hikmet sahibidir.”(Maide Suresi.Ayet:38)buyurmaktadır.Bu ayette ellerin kesilmesi Mukayyet olarak emredilmektedir. Ancak hangi el olduğu belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak emredilmiş olan hırsızın ellerinin kesilmesi hükmü ; sünnetle sınırlanarak    “ sağ eli bilekten kesme” şekline çevirmiştir.

Örnek:

Abdest alınmasını emreden ayette Allah: “Ey inanalar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız ,başınızı mesh edin (ıslak elle sıvazlayın)  ve ayaklarınızı da (topuklarla beraber) yıkayınız. Eğer cünüpseniz temizlenin (boy abdesti alın). Şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan (heladan )gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin , yüzlerinizi , ellerinizi,onunla (o toprakla )mesh edin. Allah sizi zorlamak istemez.Fakat şükrederseniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler..(Maide Suresi.Ayet:6).

a-Bu ayette  abdest alırken “ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız” diye emredilmektedir.Ancak  elin ne kadarlık bir bölümünün yıkanacağı belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ellerin yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“dirseklere kadar ellerin yıkanması” şekline çevrilmiştir.

         b-Bu ayette  abdest alırken  “başın mesh edin”  diye emredilmektedir.Ancak  başın ne kadarlık bir bölümünün mesh edileceği belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ellerin yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“başın ıslak elle sıvazlanması” şekline çevrilmiştir.

   c-Bu ayette  abdest alırken  “ayaklarınızı da yıkayın”  diye emredilmektedir.Ancak ayakların ne kadarlık bir bölümünün yıkanacağı belirtilmemiştir.Yani Mukayyet değildir. Kuranda  “mutlak” olarak  “ayakların yıkanması” hükmü emredilmiştir ; sünnetle sınırlanarak .“ayakların topuklarla beraber yıkanması” şekline çevrilmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

      3- “Emir” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.

Sözlükte emir:Bir işin yapılmasını buyurmak demektir.

Terim olarak emir:Bir üst makamın , bir fiilin işlenmesini istemesi demektir.

Emir Değişik Şekilde İfade Edilebilir

a-Bir işin yapılması emredilirken;.en yaygın olarak  “emir kipi” şeklinde ifade edilir. Emir kiplerinin asıl anlamı gereklilik bildirmesidir.Bu yüzden emir kipi ,engelleyici bir işaret olmadıkça gereklilik bildirir. (İşaret=karine=emare). (vücub=gereklilik).

      Gereklilik Bildiren Emir Kipine Örnek:

      “Namaz kılın ,zekat verin!(Bakara Suresi .Ayet:43)

      “İçinizden kim ramazan ayına erişirse ,orucu tutsun!”.(Bakara Suresi .Ayet:185)

      “Boşanmış kadınlar,kendilerine üç adet miktarı(iddet)beklerler.(Bakara Suresi. Ayet:228)                

b- Bir işin yapılması emredilirken ;emir kipi bazen haber verme şeklinde de ifade edilir.Yani tavsiye şeklindedir.

Tavsiye Bildiren Emir Kipine Örnek:

“Analar,çocuklarını iki yıl emzirirler”.(Bakara Suresi.Ayet:233)

a-Yasaklık hükmünden sonra gelen emir kipleri “mübahlık” bildirir.

   Nehiy Bildiren Emir Kipine Örnek:

          “İhramdan çıkınca avlanın”(Maide Suresi.Ayet:2).Bu ayette “avlanma” emri bir yasaklama sonunda gelmiştir.Çünkü ihramlı iken avlanmak yasaktır.Bu duruma göre “avlanma” emri gereklilik bildirmeyecektir.

Cuma namazı vaktinde, Cuma namazı kılmakla yükümlü kimselerin alış veriş yapmaları yasaktır.Bu ayetin emrine göre “Namaz kılınca yeryüzüne dağılın!”.(Cuma Suresi.Ayet:10). Ayetindeki , “dağılın” emri gereklilik değil mubahlık bildirir.

Kısacası bu örnekte olduğu gibi yasaklık hükmünden sonra gelen emir kipi ; yasak hükmünü  ortadan kaldırır.İçinde bulunduğumuz durumu eski haline döndürür.Cuma namazı kılan Müslümanlar yeryüzüne dağılır her türlü işlerini yaparlar.Yasak durumu sadece Cuma namazı vaktiyle geçerlidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

      4- “Nehiy” anlamda kullanılan Özel Anlamlı Sözcükler.(Nehiy=Yasak).

Sözlükte Nehiy:Yasaklama demektir.

Terim olarak Nehiy:Bir üst makamın ,bir fiilin terkini istemesidir.

Yasaklar :a- Açık yasak.b-Dolaylı yasaklar olmak üzere iki şekilde olur.

         Nehiyin Hükmü.

a-      Nehiy kelimesi ,yasaklanan bir fiilin haram kılındığını gösterir. Örnek:   

Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.!”.(İsra Suresi.Ayet:33)

            “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin!”.(Bakara Suresi.Ayet:188).

            “Cuma esnasında alış verişten el çekin !”.(Cuma Suresi.Ayet:9).

            “Allah , çirkin işleri , fenalık ve azgınlığı yasaklar.”.(Nahl Suresi.Ayet:90).

“Analarınız , kızlarınız…size haram kılındı.”.(Nisa Suresi.Ayet:23).

b-      Nehiy kelimesi bazen bir başka anlam taşır. Nehiy kelimesinin bir başka anlam taşıyabilmesi için bu durumu destekleyen bir işaretin olması gerekir. (İşaret=emare=karine)

 

 

Örnek:

     “Birtakım şeyleri sorup durmayın ! Ola ki açıklanır da sizi üzer.” (Maide Suresi.Ayet:121). Ayetinde Nehiy kelimesinin, “irşat edici” özellikte olduğu açıklanır. (Kelime=Kip).(İrşad=Aydınlatma=Bilgilendirme).

c-Nehiy kelimesi mekruhluk ifade edebilir.Yukarı ki ayette lüzumsuz sorular sormanın yasaklanışı , mekruhluğu göstermek içindir. (Mekruh=Kerahet) .

d- Nehiy kelimesi dua anlamına da gelir.

Örnek:

“Rabb’imiz ! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme !”(Ali İmran Suresi.Ayet:8).Ayetinde  “Eğriltme!” kelimesi her ne kadar Nehiy şeklinde ise de kuldan Allah’a doğru olduğu için “dua” anlamına gelmektedir.

e-Nehiy ,yasaklanan şeyin derhal terkini ve ondan sürekli olarak el çekme hükmünü de anlatır.

Örnek:

        “Zinaya yaklaşmayın!”. (İsra Suresi .Ayet 32).ayetindeki zina yasağı ,hemen ve devamlı olarak haram fiilden uzak durmayı emreder.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Genel Anlamlı Sözcükler ( Kelimeler.)

Genel:Bir bütünün parçalarını olduğu gibi kapsayan kelimelerdir.Örnek:Tahıl , kuş , bitki , taşıt , giysi..v.b. (Genel=Amm=Umumi).(Sözcük=Kelime).

Genel Anlamlı Sözcükler.

1-“Her , hepsi ,bütün , tüm” gibi anlamlara gelen kelimelerle yapılan terkipler.

     Örnek:

    “De ki: Herkes doğasına uygun iş yapar.”(İsra Suresi.Ayet:84).

“Hepinizin varacağı yer Allah’tır.”(Maide Suresi.Ayet:48).

“De ki: Ey insanlar ! Ben hepinize gönderilen Allah’ın elçisiyim.”.(Araf Suresi.Ayet:158).

2-Öncesine belirtilik takısı gelen (marife) , çoğul isimler.Yani ;el Müminun , el muhsinun  , emvalükum(mallarınız) , evladüküm (çocuklarız)  gibi.

Örnek:

      “Müminler kurtuluşa ermişlerdir.”.(Müminun Suresi.Ayet:1)).

“Mallarından , onları arındırıp paklayacak bir sadaka al !”.(Tevbe Suresi Ayet:103).

3-Öncesine belirtilik takısı gelen (marife) , tekil isimler. Yani el İnsan , el Bey , er Riba gibi.

Örnek:

   “Vel’asri inne’l insan ele fi husrin…=(Asra ant olsun ki insan gerçekten ziyandadır.”(Asr Suresi.Ayet:1 , 2 ).Bu ayette geçen  “ el İnsane” sözcüğü  , her ne kadar tekil olsa da  “insanlık” anlamındadır.Ve bütün insanları kapsayacak genelliktedir.

 “ Ahallallahu’l bey’a ve harrame’r riba.=(Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”).(Bakara Suresi.Ayet:275).Bu ayette geçen  “el Bey”  ve “er Riba” sözcükleri tekil oldukları halde bir cinsi anlattıkları için genel anlamlı sözcüklerdir.

(sözcük = Kelime ). (İşaret=emare=karine)

         Genel Anlamlı Sözcüklerin Hükmü.

a- Genel Anlamlı Sözcükler ;  bir delil ile tahsis edilebilir.

b- Genel Anlamlı Sözcükler ;  bir İşaret ile tahsis edilebilir.

c- Genel Anlamlı Sözcüklerden olup da tahsis görmemiş sözler nadiren bulunur.

Tahsis:Sözcüğün bazı fertleri , bir delil ve işaret ile kapsam dışında bırakmasıdır.

          Kapsam : Sözcüklerin ; bizlere anlattığı olaydan etkilenen , varlıkların dışında kalan aynı cins varlıklar . Veya bu varlıklar topluluğu.

 

       Örnek:

      “Ramazan ayı , insanlara doğru yolu bildiren ve hidayet delillerini ortaya koyan Kuran’ın indirildiği aydır. Sizden (her) kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta ve yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar iyileştiklerinde ve yolculuk sona erdiğinde tutmadıkları günler sayısınca oruç tutarlar.Allah sizin için kolaylık isteyicidir. Güçlüğe düşmenizi istemez. Bu da eksikliği tamamlamanız , Allah’ın size doğru yolu göstermesinden dolayı ona karşı şükranınızı eda etmeniz içindir.”(Bakara suresi . Ayet:185 .)

Bu ayette geçen “ (her) kim” sözcüğü genel anlamlı bir sözcük olmakla birlikte , burada kast edilen “Müslüman , akıllı ve ergen” kişilerdir.Bu kişilerde oruç tutmaları istenmektedir.Ayrıca ayetin devamındaki “. “ Hasta ve yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar...”.şeklindeki ifadede sözü edilen kimselerin ayetin genel hükmünden kapsam dışı tutulduğunu göstermektedir.

İslam Dininin emirlerine göre boğazlanmadan ölen hayvanların haramlığı genel hükmünden , balıklar istisna edilmiştir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C- Ortak Anlamlı Sözcükler.(Müşterek=Ortak)

      Her biri birden fazla anlama gelen kelimelerdir.Örnek:Arapça’da “ayn” kelimesi ; göz , pınar , casus , altın , eşya gibi anlamlara gelir.Bu kelimelerin hepsi birden aynı anlamı ifade etmek için konulmuş değillerdir.Tarihi seyir içinde aynı dili konuşan  kabile veya topluluklar tarafından ayrı ayrı  manalar için kullanılmış ve daha sonra kelimenin bütün anlamları o millet tarafından orak kullanılır olmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Anlam Açıklığı Açısından Sözcükler.

A-Zahir Sözcükler.

B-Nass Sözcükler.

C-Müfesser Sözcükler.

      D-Muhkem  Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-Zahir Sözcükler.

   Sözlükte Zahir:Ortaya çıkan ,görünen ,açık demektir.

    Dini Terim Olarak Zahir:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan sözcüklerdir.Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

    Dini Terim Olarak Zahir:Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen sözcüklerdir. Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

    Dini Terim Olarak Zahir:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan ayet ve hadislerdir . Ancak bu ayet ve hadislerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamak değildir.Yeri gelmişken yapılan bir açıklamadır.

        Örnek:

       “ Riba yiyenler , kabirlerinden tıpkı şeytan çarpmış gibi kalkarlar.Bu onların ‘alışveriş de riba gibidir” demelerinden ötürüdür.Oysa Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”(Bakara Suresi.Ayet:275). Ayetindeki  “Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”cümlesi ,alışverişin helal ,ribanın haram olduğuna delaleti bakımından zahirdir.

Ancak ayetin asıl ifade amacı bu ikisinin bir olmadığını ortaya koymaktır. Bunların helal ve haram olduklarının beyanı yeri gelmişken yapılmış bir açıklamadır.

          Örnek:

Deniz suyu ile abdest alınıp alınmayacağı sorusuna Peygamberimiz; “Denizin suyu temiz ,ölüsü helaldir.”.buyurmuştur.(Ebu Davut.Taharet;41).

Bu hadisteki “ölüsü helaldir” cümlesi ,manaya delaleti açısından zahirdir.Çünkü bu cümle , esasen bu hükmü bildirmek için ifade edilmiş değildir.

    Zahir Sözcüklerin Hükmü:1-Zahir sözcüklerin gerektirdiği gibi hüküm verilir.

2-Dini bir delil olmadıkça zahiri almam terk edilmez.

Zahir Sözcüklerin Hükmümde özel durumlar:

           1- Zahir sözcükler Mutlak ise Mukayyede yorumlanabilir.

2-Zahir sözcükler Genel Anlamı ise Tahsis Görme gibi bir yolla tevil edilebilir

Örnek:

“Allah  , alışverişi helal kılmıştır.”cümlesi zahir ve genel anlamlı olduğu için hükmü geneldir, her türlü alışverişi kapsar.

Bununla birlikte şarap , domuz gibi haram olan şeylerin satımı , bu genel hükmün dışındadır ve helal değildir.Buna göre burada zahir, tahsis görmüş olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Nass Sözcükler.

        Sözlükte Nass:Bir şeyi açıklamak ,sınırlamak , belirtmek gibi anlamlara gelir.

        Dini Terim Olarak Nass:İşitildiğinde manası hemen anlaşılan sözcüklerdir.Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır

       Dini Terim Olarak Nass :Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen sözcüklerdir. Ancak bu sözcüklerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır.

       Dini Terim Olarak Nass :Kendisiyle ne anlatılmak istendiği düşünülmeye ihtiyaç göstermeyen ayet ve hadislerdir. Ancak bu ayet ve hadislerin söyleniş sebebi ifade ettiği manayı açıklamaktır.

        Genellikle Dini Terim Olarak Nass :Kesin bir hüküm bildiren ayet ve hadislerdir.

Örnek:

“Allah alışverişi helal , ribayı haram kılmıştır.”(Bakara Suresi.Ayet:275). Ayeti ile riba ile alışverişin aynı olmadığını belirtmek amacıyla ifade edilmiştir.Öyleyse bu ayet , bu anlam delaleti açısından  “nass” olmaktadır.

         Örnek:

“Allah’ın peygamberine , fethedilen (kafir) memleketlerin halkından verdiği ganimet , Allah )(Kabe ve diğer mescitlerin onarılması için) peygamber ,ona yakın akrabalar , yetimler , fakirler ve yolda kalmış kimseler içindir. Yeter ki , o mal içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir servet olmasın.(Bundan fakirler faydalansın). Peygamber size neyi verirse onu alın , neyi yasaklarsa ondan kaçının.”(Haşr Suresi .Ayet:7 ).ayeti özellikle ganimet taksiminde H.z.Peygambere itaat edilmesi için indirilmiştir.Bu anlamı ile nasstır.Aynı ayetin , her konuda H.z.Peygambere itaate delalet etmesi ise zahirdir.

                Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

        Nass Sözcüklerin Hükmü:

      1-Nassın anlama delaleti , zahirin anlama delaletinden daha açıktır.Aksine dini bir hüküm olmadıkça gereği gibi hükmedilir.Yani amel edilir.

       Zahir Sözcüklerin Hükmümde özel durumlar:

1-Zahir sözcükler (ayet ve hadisler ) peygamberimiz döneminde nesh edilmiştir. (Peygamberliğin bir hikmeti olarak).

        2-Nass olarak adlandırılan sözcükler(ayet ve hadisler)zahir kadar  olmasa da bazen tevil edilebilir.

Zahir İle Nassın Çelişmesi.

          1-Nassın hükümlerinin , zahirin hükümleri ile çelişmesi halinde nassın hükmüne uyulur.   

           [1-Kesin hüküm bildiren ayet ve hadislerin hükmü ile ; yeri gelmişken açıklama yapmak için söylenen ayet ve hadislerin  hükümlerinin çelişmesi halinde , Kesin hüküm bildiren ayet ve hadislerin  hükmüne uyulur.].

          [  Nass: Kesin hüküm bildirmek için söylenen ayet ve hadisler.].

          [ Zahir: ; Yeri gelmişken kesin hüküm açıklamak için söylenen  ayet ve hadisler.].

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Tevil(Yorum):Zahir ve nassın kelime anlamları;bazı şartların bulunması halinde terk edilip bir başka anlam verilmesidir.

        Tevilin  Genel Şartları:

            1-Dinin genel bütünlüğüne ve dinin maksatlarına uygun düşmesidir.

Örnek:

Abdest alınmasını emreden ayette Allah: Ey inanalar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirsekler dahil) yıkayınız ,başınızı mesh edin (ıslak elle sıvazlayın)  ve ayaklarınızı da (topuklarla beraber) yıkayınız. Eğer cünüpseniz temizlenin (boy abdesti alın). Şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan (heladan )gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin , yüzlerinizi , ellerinizi,onunla (o toprakla )mesh edin. Allah sizi zorlamak istemez.Fakat şükrederseniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.”.(Maide Suresi.Ayet:6) . Anlamındaki ayette “kalkmak” fiilinin zahir anlamı ,”doğrulmak , “dikilmek”tir.Ancak bu kelime,tevil yoluyla “namaz kılmak istediğinizde” şeklinde anlaşılır.

Örnek:

Fitreden bahseden hadislerde geçen “buğday” , “arpa”  ,“koyun”…v.b.şeylerin yerine yorumla bedellerinin para olarak verilmesi mümkün olur.

 [Şer’i:Dine dayalı , dinin kanunlarına uygun, yasal.].

           Tevil Çeşitleri:

1-Sahih ve makbul tevil.

           2-Sahih ve makbul olmayan tevil.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C-Müfesser Sözcükler.

     Sözlükte Müfesser:Tefsir edilmiş , açıklanmış demektir.

      Dini Terim Olarak Müfesser:Bir Hükmü kesinlikle açık olarak belirten ; tevil ve tahsise kapalı sözcüklerdir.

      Dini Terim Olarak Müfesser:Bir Hükmü kesinlikle açık olarak belirten ; tevil ve tahsise kapalı ayet ve hadislerdir.

Örnek:

Gerçekten ayların sayısı Allah yanında , Allah’ın kitabında , gökleri ve yeri yarattığından beri on iki aydır.Onlardan dördü (Zilkade , Zilhicce , Muharrem , Recep) haram olanlardır.İşte en doğru hesaptır.O halde bilhassa bu haram aylarda nefislerinize zulmetmeyin.Bununla beraber, Müşrikler sizinle toptan savaştıkları gibi , siz de onlarla toptan savaşın .Bilin ki Allah , fenalıktan sakınanlarla beraberdir.”(Tevbe Suresi Ayet:36). ayetinde “Müşrikler” sözcüğü , anlamı açık ve genel bir sözcüktür.Bu haliyle tahsis ve tevil edilme ihtimali vardır.Fakat “toptan” kelimesi bu ihtimali ortan kaldırmaktadır.Ve “Müşrikler” sözcüğünü  açıklamaktadır.

Örnek:

Salat , oruç , zekat  kelimeleri; kapalı “Mücmel” kelimelerdir.

        1-Ne anlama geldiğini insanlar düşünerek bulamaz. .

        2-Peygamberimiz bu kelimelerin ne anlama geldiklerini en ince ayrıntısına kadar açıklayarak ortaya koymuştur.

        3-Bu açıklamadan sonra bu kelimelerin anlamları açıklanmıştır.Yani “Müfesser” olmuştur.

4-“Peygamberimiz: “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız öyle (namazı) eda ediniz.” .buyurmuştur.Böylece “Salat” kelimesi “namaz” kelimesi ile açıklanmıştır. (tefsir edilmiştir=müfesser olmuştur).

          Mücmel:Sözü söyleyen kimse tarafından açıklama yapılmazsa ; anlaşılmayacak kadar kapalı sözcüklerdir.(anlamı açık=zahir) (Genel=Amm=Umumi).(Sözcük=Kelime)

      Müfesser Sözcüklerin Hükmü:

         1-Açıklık bakımından zahir ve nasstan daha kuvvetlidirler.

2-Tevil ve tahsise ihtimaline kapalıdır.

3- Peygamberimiz hayattayken , neshe açıktır..

4-Peygamberimizin vefatından sonra Müfesser sözcükler muhkem olmuşlardır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

D-Muhkem  Sözcükler.

Sözlükte Muhkem:Sağlamlaştırılmış demektir.

  Dini Terim Olarak Muhkem:Söylediği manayı kesin olarak bildiren , başka bir yöne çekilmeyen sözcüklerdir.

Dini Terim Olarak Muhkem:Söylediği manayı kesin olarak bildiren , başka bir yöne çekilmeyen ayet ve hadislerdir.

   Örnek:

Allah’ın Resulünü üzmeniz ve kendinden sonra hanımları ile evlenmeniz sonsuza dek caiz değildir.”.(Ahzab Suresi Ayet:53).

Bu örnekte “sonsuza dek” anlamına gelen sözcükler,bu ayetin kesin hükmünü , ortaya kor.Hiç bir şey bu hükmü ortadan kaldıramaz .(nesh edemez).

[[“Ey iman edenler ,bundan sonra peygamberi evlerine , yemeğe davet olunmaksızın vaktini de gözetmeksizin girmeyin.Fakat çağrıldığınız zaman girin yemeği yediğinizde de (hemen)dağılın.Söz dinlemek veya sohbette bulunmak ,ç,n de (izinsiz)girmeyin.Çünkü bu peygambere eza veriyor(reddetmek için de  )sizden utanıyor.Fakat Allah gerçeği açıklamaktan çekinmez.Bir de (peygamberin)zevcelerine bir şey soracağınız vakit de , perde arkasından sorun.Böyle yapmanız hem sizin  kalpleriniz , hem de onların kalpleri için daha temizdir.Sizin Allah’ın resulüne eza vermeniz doğru olmadığı gibi ,arkasından (vefatından sonra )zevcelerini nikah etmeniz de hiçbir zaman cazi olmaz.Bu Allah katında çok büyük bir günahtır.”]]. (Ahzab Suresi Ayet:53).   

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Muhkem Sözcüklerin Hükmü:

1-Muhkem ayet ve hadislerin gerektirdiği gibi amel edilir.

2-Muhkem ayet ve hadisler hiçbir şekilde;tevil edilmez.

3-Muhkem ayet ve hadisler hiçbir şekilde; Tahsis edilmez.

4- Muhkem ayet ve hadislerin hiçbir şekilde; nesh olunduğu iddiasında bulunulamaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

3-Anlamın Kapalılığı Açısından Sözcükler.

A-Hafi Sözcükler.

         B-Müşkil Sözcükler.

         C-Mücmel Sözcükler.

D-Müteşabih Sözcükler

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            A-Hafi Sözcükler.

             Sözlükte Hafi:Gizli ,kapalı demektir.

Dini Terim Olarak Hafi:Aslında anlamı açık olan bir kelimenin , bir engel sebebiyle kapsamı konusunda kapalı kalmadı durumuna denir.

            Dini Terim Olarak Hafi:İşaret ettiği mana (şey) kendisinde olmayan bir sebeple kapalı bulunan sözcüklerdir.

Örnek:

        “Erkek hırsızla kadın hırsızların yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan insanlara ibret verici bir ders olmak üzere (sağ)ellerini kesin.Allah mutlaka galiptir, yegane hüküm ve  hikmet sahibidir.”(Maide Suresi.Ayet:38).

a-Bu ayette geçen “es Sarik” kelimesi “hırsız” anlamındadır ve anlamı açıktır.

b-Hırsız kelimesinin Kefen Soyucu ve Yankesiciyi kapsayıp kapsamadığı konusunda bir kapalılık vardır.

          c-Kefen Soyucu ve Yankesici için bir hüküm yoktur.Ve bu hüküm Kefen Soyucu ve Yankesici için hafi (kapalı)dır.

b-Kefen soyguncu ve yankesici ; hırsızla aynı işi yaptıkları halde bunlara ayrı isim verilmiştir.

c-Ayrı isimlerle adlandırılmaları ,bu sözcüğün (hırsız sözcüğünün)  ,onları da kapsayıp kapsamadığı konusunda kapalı hale getirmiştir.Ve bu yüzden bu “es Sarik ”   kelimesine “hafi” yani  “kapalı” denmiştir.

Hırsız (Sarik): Belirli (muayyen) bir malı muhafaza altındayken sahibinden izinsiz bir şekilde alan kimsedir.

Hırsız (Sarik): Belirli (muayyen) bir malı muhafaza altındayken alan kimsedir.

           Kefen Soyucu=Mezar Soyucu

Yankesiciliğin Hırsızlıkla İlişkisi:

1-Yankesicilik hırsızlık işini ustaca yapan kimsedir.

2-Hırsızla aynı işi yaptığı için hırsızlıkla ilgili hüküm aynen yankesiciye de uygulanır.

            Kefen Soyuculuğun Hırsızlıkla İlişkisi:

1-Hırsızlık ve yankesicilik hakkında uygulanan el kesme cezası Kefen Soyucusu için uygulanmaz.Çünkü mezar muhafaza altında değildir.(Bu konuda değişik görüşler vardır).

Hafi Sözcüklerin Hükmü:

1-Hafi sözcüklerin anlamlarının neye delalet ettiği iyice belirtilmeden hükümleri uygulanmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            B-Müşkil Sözcükler.

           Sözlükte Müşkil:Sonun ,sorunlu demektir.

Dini Terin Olarak Müşkil:Hafiden daha kapalı  olan ,ancak bir ip ucu ,bir işaret yardımıyla üzerinde düşünüldükten sonra anlaşılabilen sözcüklerdir.

           Dini Terin Olarak Müşkil: Hafiden daha kapalı  olan , ancak karine ve emareler üzerinde çalışma yaparak anlaşılabilen sözcüklerdir.

Dini Terin Olarak Müşkil:Birkaç manaya gelmesi dolayısıyla ,kendisiyle anlatılmak istenen mana biraz düşünme veya ayet ve hadisler yardımıyla anlaşılan çok kapalı sözcükledir.

           Karine:Karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına , çözümüne yarayan durum , ip ucu , belirti , benzerlik.

         Emare:İşaret , belirti.

Örnek:

Müşterek sözcükler Müşkil için örnektir.Bu sözcüklerin hangi anlama geldiklerini , mutlaka başka kelimelerden bilgilerden hareket edilerek belirlenme zorunluluğu vardır.

Kocası ölen bir Müslüman kadının beklemesi gereken süre , “dört ay on gün”dür.(Bakara Suresi Ayet:234).Ancak bu ayette geçen “ay”dan maksat nedir?

 [[“Sizden ölenlerin geride bıraktıkları dul kadınlar kendi kendilerine dört ay  on gün beklerler, bu müddeti geçirdikten sonra meşru bir surette (evlenmek için) başlarında süs takmalarında sizin için bir suç yoktur.Allah yaptıklarınız şeylerden haberdardır.]]. (Bakara Suresi Ayet:234).

a-Her biri otuz gün olan ay mı?

b-Biri otuz , diğeri otuz bir gün çeken güneş takvimi ayı mı ?

c-Biri yirmi dokuz ,diğeri otuz gün çeken ay takvimi ayı mı?

Bu sorular ; Müşkil sorulardır.Bu Müşkillik durumu “ay” kelimesinin tahlili ile çözülemez.Kesinlikle bir başka delile ihtiyaç vardır.

Bu Müşkil Durumdan Şöyle Kurtuluruz:

a-İslam Dininin diğer yükümlülükleri yerine getirilirken “ay takvimi” esas alınır.

Bu konuda da “ay takvimi”nin geçerli olması gerekir.Böylece Müşkil sorunumuzu çözmüş oluruz.Kadınların bekleme süresi; ay takvimine göre  “dört ay on gün” olarak belirlenir.Böylece “ay” sözcüğü Müşkil olmaktan çıkar.

(Müşterek=sesteş)

İddet: Kocası ölen bir Müslüman kadının ,bir başka Müslüman erkekle nikahlanarak evlenmek için beklemesi gereken süre .

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          C-Mücmel Sözcükler.

           Sözlükte Mücmel:Derlenip toplanıp bir araya getirilen demektir. 

           Dini Terim Olarak Mücmel:Sözü söyleyen kimse tarafından açıklama yapılmazsa ; anlaşılmayacak kadar kapalı sözcüklerdir.

Dini Terim Olarak Mücmel:Bir kaç manaya gelmesi dolayısıyla ,sözcüğü söyleyen açıklamadıkça düşünmekle manası iyice anlaşılmayan sözcüklerdir.

Örnek:

        Namaz,oruç , zekat ,gibi sözcükler Mücmeldir.Bunların insanlar tarafından anlaşılması ve gereğinin yerine getirilmesi imkansızdır. “Salat” sözcüğünün “dua” yoksa , “belli şartları ve rükünleri olan bir ibadet” mi olduğunu anlamak imkansızdır.Peygamberimiz bu ibadetleri gerektiğinde uygulayarak veya sözle açıklayarak insanlara öğretmiştir.Bu sözcüklerin neleri kast ettiklerini ve hükümlerinin nasıl yerine getirilmesini açıklamıştır.Kapalılığı böylece gidermiştir.Bu sözcükleri mücmellikten çıkararak Müfesser haline getirmiştir.   ( Müfesser:Tefsir edilmiş , açıklanmış demektir. )

Mücmelin Özellikleri:

1-Çok sayıda ihtimale açıktırlar

2- Açıklandığı zaman Müfesser olurlar.

3-Mücmelle ilgili olarak yapılan açıklamalar onu her zaman Müfesser haline getirmez.Biraz açıklık kazansa da yine de kapalı kalmaya devam eder.

4-Bir derece açıklık kazanması sonucu “Müşkil” halini alır.

Örnek:

Kuranda yer alan ve haram olan  “riba”yı peygamberimiz açıklamıştır.Ama yine de ribanın ne olduğu konusu fıkıh bilginleri için kapalı kalmıştır.Ve fıkıh bilginleri için çözülmesi gereken sorun haline gelmiştir.Günümüzde de hala ribanın ne olduğu konusu kesin olarak ortaya konmuş değildir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

            D-Müteşabih Sözcükler.

Sözlükte Müteşabih:Benzerlik arz eden ,birbirine benzeyen demektir.

Dini Terim Olarak Müteşabih:Dini metinlerde yer alan , ancak anlamı hiçbir zaman anlaşılmayacak derecede kapalı olan sözcüklerdir.

Müteşabihleri Kimler Anlar:İlimde derinleşenlerin (rüsuh sahibi olanların) bile bileceği ifade edilmiştir. (Ali İmran Suresi.Ayet:7)

[[“Sana Kuranı indiren , O’dur . Kuranın esasını teşkil eden bir kısım ayetler açık ve kesindir. Diğer bir kısmı ise mecazi manalar taşır.(Manalarını anlayamazlar) Kalbinde eğrilik olanlar , fitne çıkarmak için , o mecazlı ayetleri tevil ederler.Halbuki onların gerçek anlamlarını ancak Allah bilir.İlme vakıf olmuş idrak sahibi kimseler “Biz ona inanırız.Açık ve kapalı ayetlerin hepsi Allah’tan gelmiştir. ” derler . Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünürler.]].(Ali İmran Suresi.Ayet : 7 )

           Müteşabih Sözcüklerin Hükmü:

1-Kurandaki bazı surelerin başında bulunan harflerin ne anlama geldiklerini kimse bilemez.

2-“Allah’ın eli”nden , “ arşa kurulması”ndan maksadın gerçekte ne olduğunu kimse açıklayamaz.

3-Müteşabihler tam manasıyla anlaşılmadığı için yükümlülük konusu da olmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

     4-Kullanıldığı Anlam Bakımından Sözcükler.

        A-Hakikat Sözcükler.

        B-Mecaz Sözcükler.

        C-Sarih Sözcükler.

        D-Kinaye Sözcükler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          A-Hakikat Sözcükler.

           Sözlükte Hakikat:Bir söz kendi anlamında kullanılmasıdır.

           Sözlükte Hakikat:Konulduğu ve ayrıldığı(tahsis edildiği )manada kullanılan sözcüklerdir. (Gerçek anlamıyla kullanılan sözcüklerdir.).

            Hakikat Çeşitleri:

             1-Dilde Hakikat:Yıldız , güneş , ay ….gibi. sözcüklerdir.

2-Din Dilinde Hakikat:Din dilinde terim halini almış ve dini bir hakikati ifade etmek için kullanılan sözcüklerdir.Salat , hac , oruç , nikah… gibi sözcüklerdir.

3-Örfi Hakikat:Halkın kullandığı dilde bir anlam ifade eden sözcüklerdir.Otomobil için ;araba ,esnafın geçim kaynağı olan şeyler için mal , hayvancılıkla uğraşanların sahip oldukları büyük ve küçük baş hayvanlara mal demesi gibi…sözcüklerdir.

Hakikatin Hükmü:

           1-Hakikat sözcükler,için ifade ettikleri anlam geçerlidir.Dini hükümler buna göre verilir.

2-Sözde asıl olan hakikat anlamıdır.Söze hakikat anlamı vermek imkansız olmadıkça mecaz anlamına göre hükmedilmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

         B-Mecaz Sözcükler.

          Sözlükte Mecaz :Kullanıldığı anlamdan ;aradaki bir başka benzerlik dolayısı ile ,bir başka anlamda kullanılan sözcüklerdir.

Sözlükte Mecaz :Bir alaka veya bir benzerlik sebebiyle , konulduğu anlam dışında bir başka mana ifade etmek için kullanılan sözcüklerdir.

           Mecazın Hükmü:

        1-Mecaz sözcükler,için ifade ettikleri anlam geçerlidir.Dini hükümler buna göre verilir.

2-Sözde asıl olan hakikat anlamıdır.Söze hakikat anlamı vermek imkansız olmadıkça mecaz anlamına göre hükmedilmez.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          C-Sarih Sözcükler.

           Sözlükte Sarih:Açık demektir.

           Sözlükte Sarih:Çok kullanılan bir  sözcük olduğu için onu duyan kimselerin hemen anladığı sözcüklerdir.

           Dini Terim Olarak Sarih:İster hakikat oldun , ister mecaz olsun , bir sözcüğün çok kullanılması sebebiyle hangi manaya geldiği açıkça anlaşılan sözcüklerdir.

Örnek:

1-“Sen boşsun !” sözü , İslam Fıkhına göre bir hakikati ifade eder.Karı ile koca arasındaki nikah anlaşmasının bozulduğunu anlatan “sarih” bir sözcüktür.

2-“Köye sor!” sözü ise  “Köy halkına sor.”anlamındadır.Mecaz bir kelime olmasına rağmen yine de anlam bakımından sarih bir sözcüktür.

3-Alışverişte aldın ve karşılığında sattım diyen kişiler için mal satımı gerçekleşmiştir. Bu kişilerin niyetine bakılmaz.

           Sarihin Hükmü:

          1-Dini konularda sarih sözcüklerin gereği ,niyete gerek duyulmadan gerçekleşir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

          D-Kinaye Sözcükler.

            Sözlükte Kinaye:Dolaylı anlatım demektir.

            Sözlükte Kinaye:Ne anlama anlaşılması için yardımcı bilgilere gerek duyulan kapalı sözlerdir.

           Dini Terim Olarak Kinaye:Bir sözü , gerçek anlamının anlaşılmasına engel  bulunmadığı bir durumda başka anlamda kullanılmasıdır.

Örnek:

Toplumca Ayıp Sayılan Şeylerin Kinayeyle Anlatımı:

            Toplumca ayıp sayılan şeylerin anlatımı genellikle kinaye yoluyla yapılır.Sözgelimi tuvalet ihtiyacımızı gidermenin Kuranda; “Ayak yolundan gelme”(Nisa Suresi Ayet : 43 ) şeklinde ifadesi bir kinayedir.

        [[“Ey iman edenler ,sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar , cünüp iken de yolcu olmanız hali müstesna gusül yapıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta iseniz veya biriniz ayak yolundan gelirse yahut da kadınlara dokunup da su bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin.Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve affedicidir.”]].

(Nisa Suresi Ayet : 43 )

Örnek:

Satıcının pazarlık yaptıktan sonra müşterisine ;”haydi hayırını gör!” demesi ,kinaye yoluyla müşterisine malını sattığını gösterir.Satış için başka bir söze ihtiyaç duyulmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kinayenin Hükmü:

1-Kinaye sözcüklerinin , hüküm ifade edebilmesi için niyetle ya da onun anlamını belirlemeye yarayacak işaretlerle açıklık kazanması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

5-Anlamın Delaleti Biçimi Açısından Söz ve İfadeler.

          Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

İbare: Asıl yazıldığı şekliyle , görüldüğü gibi , olduğu gibi demektir.

A-Nassın İbaresi.

B- Nassın İşareti.

            C- Nassın Delaleti.

         D- Nassın İktizası.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

A-Nassın İbaresi.

          Nassın İbaresi :Söylenen sözcüklerin doğrudan kendisinden anlaşılan anlamı belirtme biçimine denir.

Nassın İbaresi:Koşanın asıl maksadını olduğu gibi anlatan sözcüklerin bu anlamı anlatışıdır.

           ( İbaresiyle=Sözüyle).(İbare=Söz.).

           Örnek:

           “Namazı dosdoğru kılınız.”(Bakara  Suresi.Ayet:43).

           [[“(Müslümanlar gibi) namaz kılın , zekat verin ve Müminlerle birlikte rüku edin.(Cemaate katılın)”]].  (Bakara  Suresi.Ayet:43).

“Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı.”(Bakara Suresi.Ayet:183).

[[“Ey Müminler! Fenalıktan sakınasınız diye sizden evvelkilere olduğu gibi size de oruç farz kılındı.”]] (Bakara Suresi.Ayet:183).

           Bu iki ayet namaz ve orucun Müslümanlara farz olduğunu anlatır.Buradaki anlarım olduğu gibi ayetlerin anlatımıdır.Bir başka söze gerek yoktur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B- Nassın İşareti.

            Nassın İşareti : Ayetlerin (Nassın) temel anlamı olmamakla birlikte , temel anlamın gerekli kıldığı anlamı yol göstererek anlatım biçimine denir.

            Nassın İşareti:Konuşanca kast edilmeyen (istenmeyen) bir manayı işaret yoluyla anlatan söz ve ifadelerdir.

Örnek:

“Ey iman edenler! Birbirinize ,belli bir süreye dek borçlandığınız zaman onu    yazın!”(Bakara Suresi.Ayet:282)

1-Bu ayet doğrudan doğruya bize borçların yazılmasını söylemek suretiyle güvence altına alınmasını emretmektedir.

2-Aynı ayet , sözüyle değil ama işaretiyle “yazılı belgelerin delil olacağına” da kesinlikle belirtmektedir.

          [[“ Ey iman edenler , belli bir müddet için birbirinize borçlandığınızda bunu yazı ile tespit edin.Adil bir katip Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan çekinmesin , söylenenleri doğru olarak yazsın.Üzerinde başkasının hakkı olan kimse borcunu söyleyerek , yazdırsın. (Yazdırırken)Allah’tan korksun ve borcundan bir şeyi noksan yazdırmasın.

        Eğer borçlu ,(akılsızlık , bunamışlık veya bunlar gibi herhangi bir sebepten dolayı) yazdırmağa gücü yetmezse velisi doğru olarak söyleyip yazdırsın. Adamlarınızdan iki erkeği bu muameleye şahit tutun.İki erkek olmazsa birinin unuttuğunu öbürü hatırlasın diye münasip kimselerden bir erkek iki kadın tanık olsun.

        Şahitliğe çağrılanlar kaçmasınlar .Az olsun çok olsun belli bir müddet için verilen borcu yazmayı ihmal etmeyin.Bu hareket Allah katında adalete daha uygundur. Ve şahitlik için daha sağlam olan , şüpheye düşmemesine yarayan bir şeydir.Alış verişini elden ele hemen devrederek  yapıyorsanız yazmamakta bir beis yoktur.Ama alış verişinizde şahitler bulundurun.Yazana da , şahitlik edene de zarar verilmesin.Eğer zarar verirseniz haksızlık etmiş olursuz.

         Allah’dan korkun , Allah size ilim öğretiyor.O , her şeyi kemaliyle bilendir.”]]. (Bakara Suresi.Ayet:282)     

               Örnek:

              “Eğer bilmiyorsanız , bilgi sahiplerine sorun.”(Nahl Suresi.Ayet:43)

            [[“Ey Muhammed! Senden önce de kendilerine vahiyde bulunduğumuz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik.Bunu bilmiyorsanız , bilgi sahiplerine sorun.”]]. (Nahl Suresi.Ayet:43).

Ayeti , doğrudan anlaşılan anlamıyla (ibaresiyle) ,bilgi sahibi olmadığımız bir konu hakkında , o konuyu en iyi bilen kişilere başvurmamızı emretmektedir.Yine bu ayet , bu emrinin yerine getirilebilmesi için yeterli ölçüde her konuda ; “ yetiştiği konuyu en iyi bilen kişilerin (uzman) yetiştirilmesinin gerekliliğine” de işaret etmektedir.

Örnek:

            “Çocuğun ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır.”( Ahkaf Suresi.Ayet:15).

            [[“Biz insana ,ana babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik.Zira anası onu karnında zahmetle taşımış , onu güçlükle doğurmuştur. Ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer.Nihayet insan erginlik çağına gelince ve kırk yaşına varınca şöyle demesi gerekir: “Rabbim , benim ana ve babama verdiğinnimete şükretmemi ve hoşnud olacagın hayırlı iş yapmamı sağla.Soyum hakkında da benim için salah hali nasib eyle.Doğrusu ben tevbe edip sana döndüm ve sana teslim olanlardanım.”]]. .”( Ahkaf Suresi.Ayet:15).bir başka ayette ise;

               “Sütten kesilme iki yıldır.”(Lokman Suresi.Ayet:14)

               [[“Biz insana , ana ve babanın( onlara iyi davranmasını) tavsiye ettik. Anası onu (karnında) zahmet üstüne zahmete uğrayarak taşımıştır.Sütten kesilmesi de iki yıl sürer.( İnsana : “Bana ve ana ve babana şükret , dönüşün ancak banadır.”dedik.”]]. (Lokman Suresi.Ayet:14) denilmektedir.Bazı fıkıh bilginleri bu iki ayette bize verilen bilgilerden olması gereken gebelik süresinin ; dokuz ay olduğunu ancak bazı durumlarda ; “bu gebelik süresinin altı ay da olabileceği.” bilgisini “ayetin işareti” sonunda öğrenmişlerdir.

  (İbare=doğrudan anlaşılan anlamı=Sözü).;(İşaret=Gösterme)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

C- Nassın Delaleti.

          Nassın Delaleti:Nassın temel anlamının , aralarındaki illet benzerliği sebebiyle nassta belirtilmeyen durum hakkında da öncelikli olarak sabit olmasına “Nassın delaleti “denir.

          Nassın Delaleti:Gerekli gördüğümüz devamlı anlamı , aralarındaki sebep(neden , illet) benzerliğinden dolayı belirten söz ve ifadelere denir.

Örnek:

Allah Kuranda Ana ve Baba hakkı konusunda: “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına ulaşırsa ,onlara “öf” bile deme! Onları azarlama.Onlara güzel söz söyle!”(İsra Suresi.Ayet:23).

    [[“  Rabbin kesin olarak ; kendisinden başkasına tapmanızı ve anaya ,babaya iyilik etmenizi emretmiştir.Eğer ana ( ile) babandan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlayacak olursa ;sakın onlara “of” deme, onları azarlama .Onlara güzel ve tatlı sözler söyle.”]].(İsra Suresi.Ayet:23). buyurmaktadır.

Bu ayette , “onları dövme” den bahsedilmemektedir.Ancak ayetten anlaşılan anlam, aynı temel anlamı dövme için de sabit hale getirmektedir.

Çünkü dövmenin vereceği ıstırap ,”öf” demenin vereceği ıstıraptan daha büyük olacaktır.

Aralarında ki bu sebep birliği ,aynı hükmün dövme için de geçerli olduğunu kesinlikle göstermektedir.Hem bu ayetten bu hükmün çıkarılması için içtihada gerek yoktur.Bu , tamamen dil özellikleri içinde kalınarak çıkarılan bir anlamdır.

Örnek:

            “Haksız yere yetim malı yiyenler  , karınlarına ancak ateş tıkınmaktadırlar ve onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.”(Nisa Suresi Ayet:10).

            [[“Yetim mallarını haksızlıkla  yiyenler  ,ancak ateş yerler.(O mallar karınlarında adeta ateş gibidir) Ve  onlar alev alev yanan cehennem ateşine atılacaklardır. “]].(Nisa Suresi Ayet:10).

Bu ayet  doğrudan anlaşılan anlamıyla haksız yere yetim malının yenmesinin haram olduğunu açıklar.Arap dilini iyi bilenler ,herhangi bir kıyas işlemine gerek duymadan ,bu ayetin açıklaması ile “yetim mallarını yakmanın , kendi zimmetine geçirmenin, dağıtmanın da yanı şekilde haram olacağını” ortaya koyduğunu anlarlar.

Çünkü yetim için önemli olanın haksız yere mallarının elinden alınmasıdır ; yenilerek veyahut bir başka şekilde elinden alınması arasında ,yetim için bir fark yoktur.

(illet=sebep=neden)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

D- Nassın İktizası.

           Delalet:Yol göstermek , yol göstererek anlatmak , anlatmak , belirtmek demektir.

İbare: Asıl yazıldığı şekliyle , görüldüğü gibi , olduğu gibi demektir.

Nass :Dini hüküm bildiren ayet ve hadisler demektir.

İktiza: Gerektirdiği , gerekliliği ,olmadığı halde gerektirdiği, olmadığı halde gerekliliği,işaret ettiği,olmadığı halde anlaşılan,

          Nassın İktizası:Anlattığı manayı değil de istek yoluyla gerekli gördüğümüz manayı (anlamı) işaret eden (gösteren) sözcüğün belirtmesine denir.

Nassın İktizası:Bazı hallerde sözün dini yönden doğru ve sağlıklı anlaşılması , Nassın ibaresinde yer almayan bir anlamın da zihinlerde anlaşılmasını gerektirebilir. Sözcüklerin işte bu anlama delalet biçimine Nassın iktizası denir.

Örnek:

Bir odada bulunanlardan  biri diğerine esprili bir şekilde; “Kapıyı dışarıdan!” kapat dediğini düşünelim. Bu sözün gereğinin yerine getirilebilmesi için  o kişinin ayağa kalkıp kapıya doğru gitmesi ,sonra da kapıdan dışarıya çıkıp kapıyı kapaması gerekir.Tabi olarak kapıyı dışarıdan kapadığı için kendisi odanın dışında kalacaktır.Ve arkadaşlarından ayrılmış olacaktır.Böylece sözün asıl anlamı gerçekleşmiş olacaktır.Yani: “Kapı dışarıdan kapanmış.” olacaktır.

Bu durumda dışarıda kalan kişi arkadaşı tarafından kibarca kovulmuş sayılır.Ancak kapıyı kapatacak kişi odadan çıkmadan da kapıyı kapatabilir.Veya espri olsun diye kapıyı dışarıdan kapattıktan sonra yeniden kapıyı açarak odadan içeriye sanki o topluluğa ilk defa katılıyormuş gibi selam vererek odaya girer ve kapıyı da odanın içinden kapatabilir.Bu durum kapıyı kapatacak kişinin anlayışına kalmıştır.Veya arkadaşlarının kendisine hakaret ettiğini düşüneren kapıyı kaptıktan sonra bir daha odaya girmez .Bir başka yere gider.

Örnek:

         “Eşek haramdır.” Denildiği zaman ,bu sözün doğru anlaşılabilmesi için cümleye bir kelime ilavesi gerekir.Çünkü biz biliyoruz ki eşeğe binmek  , yük yüklemek dinen helaldir.Öyle ise bu sözden maksat , “Eşek etinin haram olması”dır.

         “Fatiha olmadan namaz yoktur ”(Tirmizi , Mevakit,69).hadisi bu haliyle, Fatiha’sız kılınan namaz gerçeğini (olgusunu) yok saymamız gerekir.Ancak biliyoruz ki ortada kılınmış ve adına namaz denen bir olgu bulunmaktadır.Bu takdirde bu hadisin doğru bir anlam ifade edebilmesi için “namaz yoktur”u , “Namazın dinen geçerliliği yoktur.” Şeklinde bir takdirle anlamamız gerekecektir.

Örnek:

          “Şüphesiz Allah ,ümmetimden yanılma ,unutma ve tehdit altında yapmak zorunda kaldıkları şeyleri kaldırılmıştır.” (İbni Mace,Talak,16) hadisi ile asıl anlatılmak istenen şey ;“Hata , unutma ve zorlamanın bizden kalkması.”değildir. Çünkü bunlar kalkmaz. Fakat asıl kast edilen şey ; “Hata ,unutma ve zorlama ile yaptırılan şeylerin sorumluluğunun bizden kalkmasıdır.”.

Ancak ; bütün Müslümanlar için ;”Unutma ,hata etme ve tehditle karşılaşma gibi şeyler her zaman var olmaya devam edecektir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Amaçsal yorum (Ta’lil).

Amaçsal yorum (Ta’lil) :Dini metinlerin  , şeri hüküm belirten ayet ve hadislerin (nassların) bir amaç bakımından ele alınıp yorumlanmasına denir.

         Amaçsal yorum (Ta’lil) :Ayet ve hadislerin ; yorumlayan kişinin varmak  istediği bir amaca uygun olarak yorumlanmasına denir.

Mükellefin fiillerine ilişkin dini hükümlerin bütününde , bu hükümleri koyan Allah’ın gerçekleştirmek istediği bir gayesi vardır.

       Çünkü Allah hikmet sahibidir,her şeyi yerli yerince yaratır.Allah anlamsız ve amaçsız şeylerle uğraşması düşünülemez.

Bu bakımdan şu dünya hayatı amaçsız değildir.Dünya hayatında insanların uymaları gereken kuralların da bir amacı vardır.

İslam bilginleri Tümevarım yöntemiyle Allah’ın koyduğu hükümlerin genel maksadını tespit etmişlerdir.Bu konu ile uğraşan bir bilim kurmuşlardır.Ve adına da Maksadı Şeri’a (Dini Hükümlerin Amacı ) denir.

Dini hükümlerin ; hayatın gerçeklerine uygun olması için Amaçsal yorum (Ta’lil) önemlidir.

Ancak dinin bozulmadan korunması için Lafzi Yoruma bağlı kalmak da önemlidir. Amaçsal ve Lafzi yorum’un dengeli yapılması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 Muamelat(Kişiler Arasında Geçerli Olan İlişkileri Düzenleyen Kurallar)

 

Milletlerin ,Muamelatla İlgili Hükümlerinin Özellikleri

   Muamelatla ilgili hükümler ,insanların aklına ve tecrübelerine dayanır.Örf ve adetlere göre şekillenir.Bundan dolayı milletlerin muamelatla ilmili hükümleri birbirine yakındır.

Örnek:Alım satım antlaşması(akdi) ,battı ticaret hukuku ile İslam Ticaret hukukunda aşağı yukarı birbirine benzer.

Muamelat:İnsanların gündelik hayalarında yaptıkları  ve birbirlerine karşı  geçekleştirdikleri hukuki işlerdir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Muamelatla İlgili Konular Şunlardır

1-Aile hukuku(Evlenmek ve Boşanmak)

2-Ticaret anlaşmaları yani Akitler.

3- Miras  ve Vasiyyett(Ölüme Bağlı Olan Tasarruflar).

4-Diğer Hukuki İlişkiler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    İslam Dininin Ticaret Hukukuyla İlgilenmesinin Nedeni.

Ticaret işlerinin iman ve ahlak emeli üzerinde yürütülmek istenmesindendir.Bu temelde yürütülmeyen ticari ilişkilerden bütün insanlar zarar görür.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

1-Aile hukuku(Evlenmek ve Boşanmak)

İslam Fıkhında evlilik hukuku, kişilerin yapacağı ibadetlerden hemen sonra yer alır. Bunun sebebi ise bütün dilerde olduğu gibi İslam dininde de evlilik çok önemlidir. Korunması ve özenle üzerinde durulması gereken bir konudur. İslam Dininde evlilik “Büyük Anlaşma” olarak tarif edilir. İslam Hukukunda, evlilik kurumu en ince ayrıntısına kadar incelenir ve düzenlenir. Aile yapısının son derece sağlam temeller üzerinde kurulması ve korunması sağlamaya çalışır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Kadın ve Erkek Değerlendirmesi

1-Kadın ve erkek yaratılış özellikleri bakımından eşittir.

2-Kadın ve erkek dini sorumluluk bakımından eşittirler.

3-Kadın ve erkek arasında üstünlük ölçüsü sadece takvadır(Allah’ın emirlerini içten gelen bir bağlılıkla yapmadır.).

4-Aile içinde kadın ve erkek görevleri bakımından eşittir.Her ikisinin de bedeni özelliklerine göre ayrı ayrı görevleri vardır.Bu görevler her zaman ailenin sağlamlığı ve çocukların her bakımdan sağlıklı yetişmesine yöneliktir.Aile içinde kadın erkeğin yapması gereken bazı işlerini yaparsa(bazı işlerde çalışır ailenin geçimine yardımcı olursa) yaptığı iş kadar aile içinde yetki sahibi olur.Çünkü ne kadar iş yükü varsa o kadar da hak olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Dininde Kuran ve Sünnete Göre Evlilik Kuralları

1-Dinimiz evlilikler kurulurken zorluk istenmez kolaylık istenir.

      Allah Nur Suresi Ayet 32 de maalen: “İçinizdeki bekarları…evlendirin.Eğer onlar fakir iseler ,Allah onları fazlı kereminden zenginleştirir.”buyurmaktadır.

Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Gençler ! Evlenmeye gücü yeteniniz hemen evlensin.Çünkü evlilik gözü ve ırzı haramdan korur.buyurmuştur.”(Buhari.Nikah)

       Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Nikah benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse ,o benden değildir.” buyurmuştur.(Buhari.Nikah)

2- Dinimize göre  aile kurulmasındaki ana sebep hayatın yükünü paylaşmaktır.

      Allah Rum Suresi Ayet 21 de maalen:İçinizden kendileriyle hayattı paylaşıp huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi , Allah’ın varlığının belgesidir.” Buyurmaktadır.

3-Mutlu bir evliliğin şartı eşlerin birbirlerine her bakımdan denk olmalarıdır.

Evlilikte denklik;

a-Dindarlıkta ve güzel ahlakta olmalıdır.

b-Evlenecek kişilerin ailelerinin zenginlik ve kültür  ve eğitim seviyelerinde olmalıdır.Bu şartlar uygun kurulan evliliklerde  eşlerin birbirine uyum sağlamaları  daha kolaydır .

4-Eşler arasında merhamet, sevgi ve saygı en temel özelliktir. Bu üç özellikten vazgeçilmez.

       Bu üç temel özelliğin eşler arasında sürekli geçerli olması için ;

a-Evlenilecek kişiyi seçmede;  güzel ahlak ve dindarlık  seçilecek eşin dikkat edilecek birinci özelliği olmalıdır.

b-Daha sonra güzel görünün ve ailesinin toplum içinde saygı değer olması gibi diğer özelliklere de dikkat edilmelidir.

5- Aile ,eşlerin  ve çocukların aile içinde sorumlulukları esasına göre varlığını devam ettirir.Çocuklar ana ve babalarına saygılı olmalıdır.Ana ve babalar da çocukların eğitim ve öğretimine önem vermeli onları her konuda gözetilmelidir. Milletin temeli olan kültürün korunması ve yaşatılmasını aile sağlar .Bütün dini ve milli duygular aile içinde ana ve babanın çocuklara verebileceği en önemli duygulardır

   Allah İsra Suresi Ayet 23 de maalen: “Rabb’in, sadece kendisine kulluk etmenizi ,ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırlarsa , kendilerine “Of” bile deme; onları azarlama;ikisine de güzel sözler söyle” buyurmaktadır.

     Peygamberimiz bir hadisinde maalen: “Hepiniz çobansınız ve her biriniz güttüğünüzden sorumludur…Evin erkeği bir çobandır ve ailesinden sorumludur.Evin hanımı, evin içinde bir çobandır ve güttüğünden sorumludur…”buyurmaktadır.(Buhari.Cuma)

6-Evlilik sonucu ortaya çıkan akrabalıklarda akrabaların birbirlerine karşı sorumlulukları vardır.

Allah Nahl Suresi Ayet 90 da maalen: “Kuşkusuz Allah adaleti,iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder.”buyurmaktadır.

7-Aile içinde iş bölümü vardır.Bu iş bölümü aile içinde maddi bakımdan büyük tasarrufların yapılmasına neden olur.Aile Üretin ve tüketim faaliyetlerinde daha dengeli olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Aile Kurumunun Kurulma Basamakları

   1-Nişanlanma

        Sözlükte Nişanan: İşaret ,belirleme demektir.

        Örf ve Adetlerde Nişan: Şartları bir birine uyan bir erkek ve kadının evlenmeye söz vermeleridir. Evlilik vaadidir.

Nişan hiçbir zaman nikâh değildir. Tarafları evliliğe hazırlamak ve birbirini tanımak için taraflar arasında uyulan bir evliliğe hazırlık dönemidir. Bu dönemin sonunda evlilik olur veya taraflar birbirleriyle yaşayamayacaklarını anlayarak nişanı bozabilirler. Sudan sebeplerle taraflardan birinin nişanı bozması ayıptır.

Peygamberimiz nişanlı bir kıza dünürlük yapılmasını hoş karşılamamıştır. Nişanlı bir kıza dünürlük yapmak Müslüman’a yakışmaz.

       Bu konuda sevgili peygamberimiz malan: “Sizden biriniz, kardeşinin söz kesim aşamasındaki dünürlüğü üzerine dünürlük yapmazın.”buyurmuştur.

Nişanlanan kız ve erkek arasında düğünden önce “imam nikâhı” yaparak aile mahremiyeti kurmak yanlış bir uygulamadır. Bu uygulama düğün öncesinde kız ve ailesini bazı durumlarda çok güç hallerde bırakabilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    2- Evlenme

        a-Nikah antlaşması(akdi):

Sözlükte Nikâh: Bir araya getirmek, toplamak, birbirine katmak anlamına gelir.

Dini Terim Olarak Nikâh(Evlenmek):İslam Dininin ileri sürdüğü şartlara uygun olarak bir erkek ve bir kadın arasında , evlilik anlaşması (akdi)sonunda meydana gelen birleşme ve bir araya gelmeye denir.

Aralarında İslam Dinine göre evlenme engeli bulunmayan bir erkek ve kadının “belli şartlarda ki bir anlaşma ile” bir aile kurmaları ve birbirlerine helal olmalarına denir.Buna halkımız “nikah kıyma” adı  da verir.

Nikah kıyma işlemi herkese duyurulur.Örf ve adetlerimize ve dinimizin esaslarına aykırı olmayacak eğlenceler (düğünler) düzenlenir.Gerek imam tarafından , gerek belediye memuru tarafından  , erkek ve kadının hür iradesi açıkça duyulmadan  nikah kıyılmaz.Nikah kıyılırken , nikah şahitleri de orada hazır bulunur.Hür iradeleri ile bu olaya şahitlik ederler.

Günümüzde nikah kıyma işlemi belediyelerin görevlendirdiği bir memur tarafından yapılır.Bu işlem davetlilerin ve iki şahidin gözetiminde gerçekleştirilip nikah defterine işlenir Nüfus kütüklerine işlenir, evlenme cüzdanı evlenen kadın veya erkeğe verilir.Bütün nikah işlemleri evlenen erkek ve kadının ve şahitlerin baskı altında kalmadan hür bir şekilde atıkları imzaları ile inkar edilmeyecek şekilde belgelendirilir.Bu şekilde nikah kıyılmasının nedeni ;evlilik sonunda kadının veya erkeğin veyahut çocukların hukukunu korumaktır.

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kadının hakkını güvence altına almak için önce belediye memuru tarafından nikah kıyılır.Bu işlem deftere geçilerek kayıt altına alınır.Evlenme cüzdanı düzenlenir.Daha sonra bu evlenme cüzdanı imama gösterilerek imam tarafından da “imam nikahı” denen ikinci bir nikah kıyma işlemi yapılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

    c-Müslüman Erkek ve Kadınların Evlenmelerine Engel Haller

Müslüman erkek ve kadının evlenmesine engel durumlar iki çeşittir.Bunlar:

1-Sürekli Evlenme Engelleri

      Kuranda bu engeller Nisa Suresinin 22-24cü ayetlerinde maalen: “Size şu kadınlarla evlenmek haram kılındı.Ananız,kızlarınız,kız kardeşleriniz, halalarınız , teyzeleriniz,erkek kardeş kızları,kız kardeş kızları,sizi emziren süt analarınız,süt kız kardeşleriniz,karılarınızın anaları,kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız,- eğer anaları ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.- öz oğullarınızın karıları,iki kız kardeşi (nikah altında)bir araya getirtmeniz….size haram kılındı..”  buyrularak açıklanmıştır.

       Kuranda bu engeller Bakara Suresinin 221ci ayetinde maalen: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin…İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle evlenmeyin.”buyrulmaktadır.

    Kuranda bu engeller Mümehine Suresinin 10cu ayetinde maalen: “…Müslüman hanımlar kafirlere helal dekgillerdir.Kafirler de Müslüman hanımlara helal olamazlar…” buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Geçici Evlenme Engelleri

1-Müslüman kadının gayrimüslim bir erkekle evlenmek istemesi .Erkek Müslüman olursa bu engel oradan kalkar.

2-Kadının bir başka erkekle evli olması.

3-Kadının kocasından boşanmış olsa bile iddet beklemesi (bekleme süresi içinde olması).

4-Evlenmek isteyen kimsede akıl hastalığı, zührevi hastalıklar olması ve günümüz için tedavisinin imkansız olan  AİDS adı verilen bir hasalığının olması

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

   Birden Fazla Kadınla Evlenme Şartı

İslam Evlenme Hukukuna göre bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine bir engel yoktur. Ancak bu evlenme şekli ağırlaştırılmış evlenme şartlarına bağlanmıştır.

Bu durum Kuranda bu engeller Nisa Suresinin 3cu ayetinde maalen: “Eğer (o kadınlar arasında) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız o takdirde bir tane alın.” Buyrulmaktadır.Allah’ın ileri sürdüğü adaletli davranma şartı bir Müslüman için ağırlaştırılmış bir şarttır.Aksi durumda eşleri arasında adaletsiz davranan kimse bir ömür boyu bu ayetin hükümlerine aykırı bir hayat yaşamış sayılır ki buna razı olmak imkansızdır.

Şunu da unutmayalım ki insanın yaratılışına en uygun evlilik şekli ek kadınla evlenmektir.Çünkü İlk atamız H.z.Adem tek eşliydi. Onun tek eşinin adı bildiğimiz gibi H.z.Havva idi. Allah iseydi H.z.Adem’e çok sayıda eş yaratırdı.Bu durum bize tek eşliliğin insan yaratılışına daha uygun olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Ancak Allah özel şartlarda birden fazla kadınla evlenmeye izin vermiştir ki bunun hikmetini Allah bilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikah Anlaşmasının(Akdinin)Unsurları

1-     Taraflar

    Evlenme yeterliliğine (ehliyetine)sahip erkek ve kadın, nikah anlaşmasının taraflarıdır.Evlenme yerliliğine sahip olmayanlar gerekli hallerde hakimin izin vermesi sonucu  velileri tarafından evlendirilebilirler.

Bir Nikahın Kıyılabilmesi için;evlenecek kadın ve erkeğin ,nikahı kıyacak kişinin ve iki şahidin nikah kıyılacak yerde aynı zamanda hazır bulunması gerekir.

İmam nikahında nikahı kıyılacak kişilerden onların hür iradeleri ile vekaletlerini almış olan iki vekilin de hazır bulunması nikah kıyma için yeterlidir.

Evlenme Yeterliliği (Ehliyeti)

1-Akıllı ve erginlik çağına girmiş bulunmak.Hanefi mezhebine göre evlilik yaşı erkekler için 18, kadınlar için17 dir.Diğer mezheplere göre kadın ek başına evliliğe karar veremez Kesinlikle nikah kıyılabilmesi için velisinin izni olmalıdır.

2-Evlilik için yapılan nikah kıyma işinde vekalet geçerlidir.Taraflar uygun gördükleri birine vekaletlerini vererek nikahlarını kıydırabilirler.Bu vekalet verme işi sadece imam nikahı kıyılırken geçerlidir. Kanunlarımıza göre ,blediye nikahında vekalet verme iş geçerli sayılmaz

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- İrade Beyanı(Açıklaması)

Evlenme anlaşmasın(nikahın, akdinin) ikinci şartı evlenecek erkek ve kadının ,bu evliliği istediklerini ; kendi istek ve hür iradeleriyle şahitlerin huzurunda açıklamalarıdır.

Erkeğin kadına; “Benimle evlenir misin?”demesine icap, kadının da bu isteğe ;” Evet” demesine kabul adı verilir. Yine kadında erkeğe ; “benimle evlenir misin?”diyebilir.

Yine belediye evlendirme dairesinde görevli memurun ilk soru sorduğu kişinin “Evet” demesi ve ikinci soru sorduğu kişinin de “Evet” demesi de yeterlidir. Bu durumda birinci soru sorulan kişinin verdiği cevap “İcap” ,ikinci soru sorulan kişinin verdiği cevap “Kabul “yerine geçer.Ve nikah şahitlerin şahadetiyle kıyılmış olur.Aldığı cevapların sonucu olan nikahın kıyıldığını evlilik işleminin geçekleştiğini nikah memur açık bir şekilde ilan eder.

Aynı şekilde imam da evlenecek kişilere sorduğu sorulardan sonra veya vekillerine sorduğu sorudan sonra nikâhın kıyıldığını açıkça ilan eder. Şahitler de düğün yapılmayacaksa bu durumu herkese söylerler. Evlenen tarafların hısım ve akrabaları da bu durumu herkese söylerler.

Evlenme antlaşması (akidi) örf ve adetlere uygun kelimelerle de kıyılır.Yani Evlenmek,eşi olmak,eşi olmayı kabul emek, nikahlanmak gibi.

Nikaha; zorlama,baskı sonucu yani cebir ve şiddet sonucu taraflar biri veya ikisi razı edilirse bu nikah geçersizdir.Ortaya çıkan günah bu zorlamayı yapanlara ait olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşmasının  (Akdinin) Sıhhatinin Şartları

       1-İcap: Evlilik anlaşması yapılırken(nikah kıyılırken),erkek veya kadının karşısındaki evleneceği kişiye, kendisiyle evlenmemesi için ;

a- Geçmiş zamana veya gelecek zamana delalet eden bir söz söyleyip bu sözün karşılığını vermesini istemesidir.

Geçmiş zamana delalet eden söz: “Beni koca veya karılığa aldın mı? ”.

Gelecek zamana delalet eden söz: “Beni koca veya karılığa al ”.

   2- Kabul: Erkek ve kadının; kendisinden istenen cevabı, Geçmiş zamana veya gelecek zamana delalet eden  ; “Seni karılığa aldım” veya  “Seni Kocalığa aldım” sözleri ile iki şahidin, nikâhı kıyan belediye memuru veya imamın duyulabileceği bir sesle vermesidir.

Nikahı kıyan kişinin de “Ben de sizi karı koca ilan ediyorum” diye icap ve kabulün sonucunu şahitlerin ve davetlilerin duyabileceği bir sesle açıklaması veya ilan etmesi gerekir.

 

Bu sözler yerine kendine sorulan soruya tarafların “ evet” diye cevap vermeleri de yerlidir. Bu soruları evlenecek taraflara nikâh kıyacak kişi, iman veya belediye evlendirme memuru da sorup cevabını “evet” olarak şahitler huzurunda alırsa nikâh kıyma işlemi eksiksiz yerine getirilmiş olur.

Nikah kıyan kişi soru soracağı zaman taraflara ; “Karılığa kabul ediyor musun?” veya “Kocalığa kabul ediyor musun? ” diye sorar Taraflar da “Evet” diye cevap verirlerse nikahın şartları için gereken İcap ve Kabul işlemi şahitler huzurunda geçekleşmiş olur.Bu sorular bölge halkının örfüne uygun sorular da olur.Soruların cevabı da örfe uygun olur.Yeter ki evlenecek kişiler nikah ve evlilik isteklerini hür iradeleri ile ve isteyerek oraya koysunlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Şahitlerin Özellikleri ve Cinsi Yeti

  Müslümanların nikâh şahitleri;

a- Müslüman olmalıdır.

b- Hür olmalıdır.

c-İki ama erkek de nikah şahidi olur.

d-Nikâh kıyılırken, iki erkek şahit hazır bulunur veya bir erkek iki kadın şahit hazır bulunur.

e- Nikah şahitlerinin adil yani her bakımdan dürüst kişiler olmasına gerek yoktur.

     3-Nikahın Duyurulması ve Bilinmesi: Nikah anlaşmasının herkese duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi gerekir. Bu aleniyet kazandırma için evlilik kütüklerine işleme(tescil) ve herkese duyurma yoluyla yapılır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşması ve Kadına Verilen Mehir

       Mehir:Evlenmeden önce erkeğin kadına vermeye söz verdiği para ,altın veya herhangi bir şeydir.

1- Nikahın sıhhatinin şartı için Mehirin önceden belirlenmiş olması şartı yoktur.

2-Nikah kıyılmadan önce Mehir belirlenmemiş olsa bile evlilik gerçekleştikten sonra kadına mehir verilmesi şarttır.Daha önceden belirlenmiş bir mehir yoksa yaşanılan çevrede geçerli olan ölçüde mehir verilir.Yine kadının razı olacağı ; az da olsa kıymet ifade eden her şey mehir olarak verilebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Nikâh Anlaşmasının  (Akdinin) Sonuçları

İslam Dininde aile ve bu aileye yakın akrabaların hak ve yükümlülükleri ayetlerle belirlenmiştir.Bu ayetlerden çıkarılan sonuçlar kısaca şu şekilde sayılabilir.

1-Nikah kıyma işi gerçekleştikten sonra eşler birbirine helal olurlar.

2-Doğan çocukların nesebi sahih olur.

3-Eşlerin birbiriyle iyi geçinmeleri ve üzerlerine düşen aile görevlerini yerine getirmeleri gerekir.

4-Eşler arasında  karşılıklı hak ve görevler ortaya çıkar.Herkes üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirmek zorundadır.Bu konuda toplumun örf ve adetleri büyük ölçüde belirleyicidir.

5- Evin geçimini sağlama görevi erkeğin üzerine düşer.Erkek evin geçimini sağlamak ekmeğini kazanmak zorundadır.

6- Çocukların emzirilmesi ve büyütülmesi ananın sorumluluğundadır.

7- Yerine göre aile yakın akrabalarının geçimlerine de yardım emek zorundadır.

       Akit:Hukuki sonuçlar doğuracak şekilde iki  veyahut çok sayıda kişinin bir konu üzerinde birbirlerinin kabul edebileceği şekilde iradelerini açıklamalarıdır.Evlenme,mal alım satımı,bir şey kiralama,bir şeyi rehin verme,bir konuda kefil olma, bir şey konusunda kendisi adına birini vekil tayin eme veya birisine vekil olma gibi hukuki işlemler hep akitle (sözleşme) ile olur.

Nikah ,İslam Hukukunda bir sözleşme (akit)olduğu için hep akitler konusunda yer alır. Bir Müslüman ,bir Müslüman kadınla üç anlaşma (akit=sözleşme) hakkı ile nikahlanarak karı koca ilan edilirler.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Konu İle İlgili Bazı Ayet Mealleri

Allah Nahl Suresi Ayet 90 da maalen: “Kuşkusuz Allah adaleti,iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder.”buyurmaktadır.

Allah Bakara Suresi Ayet 233 de maalen: “Analar çocuklarını ik yıl emzirirler.” buyurmaktadır.

Allah Nisa Suresi Ayet 34 de maalen: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler,kadınlara karşı sorumlu ve yetkilidirler.”buyrulmaktadır.

Allah Bakara Suresi Ayet 228 de maalen: “Kadınların vazifeleri kadar da hakları vardır.”buyrulmaktadır.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Evliliğin Sona Ermesi (Boşanma)

Dini Terim Olarak Boşanma: Evlilik bağını (akdini) çözerek karı ile kocayı birbirinden ayırmaktır. Boşanma iki şekilde olur:1- Boşanma.2-Fesih.

İslam Dini evliliği her zaman teşvik eder. Boşanmayı hoş karşılamaz. Birbiriyle geçinemeyen karı ve koca boşanabilir. Çünkü yanlış verilmiş bir karar her iki tarafın hayatını zehir eder. Bu da insanlık tabiatına uygun değildir. Ancak İslam Dini hiçbir zaman boşanmayı teşvik etmez.

Boşanma Türleri

        Fesih(Tefrik): Evliliğin varlığına engel devamlı bir durum karşısında mahkemenin evliliğe hemen son vermesidir.

Boşanma(Talak):

a- Kocanın şartlarına uygun şekilde karısını talakla boşamasıdır. Evliliğini sona erdirmesidir.

b- Evlilik akdi(anlaşması)sırasında veya daha sonra kocanın karısına; kendi kendini (bir,iki ,üç) talakla boşama hakkı tanımasıdır.

  Bu konuda peygamberimiz bir hadisinde mealen: “Allah katında en sevimsiz helal boşanmadır.” buyurmuştur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Öncelikle Boşanma Hakkının Kocaya Verilmesinin Bazı Sebepleri  

Evlilik kurumunu yürütmeden erkek sorumludur. Ailenin bütün yükü erkeğin omuzlarındadır. Boşanma olayı gerçekleştikten sonra dul kalarak hayatı yaşamak erkek için zordur. Yeni bir evlilik yapmasının ortaya çıkaracağı maddi yükü karşılamak da başka bir zorluktur. İkinci evliliğin de mutlulukla sonuçlanacağının kesinliği yoktur. Yine çocuklar var ise bu çocukların bakımı ve babanın, çocuklara analarının verebileceği sevgiyi verememesi de başka bir zorluktur.

Dul erkeğin yaşadığı mahallede sokakta veya çok katlı binalarda aileler içinde karşılaşabileceği daha nice zorluklar vardır.

Bu saydığımız şeyler erkeğin her zaman evliliği devam ettirme taraftarı olasını zorunlu kılar. Erkek kolaylıkla boşanma taraftarı olmaz bu bakımdan sabırlı davranır. Ailesinin dağılmamasına çalışır.

Bu sonuçlara göre erkek boşanma yönünde karar verirse bunun ciddi nedenleri vardır. Bu bakımdan erkeğin verdiği boşanma kararı önemlidir. Bu karar düşüncede olmalıdır. Düşünceyi uygulamaya geçirmek için talak sözleri kesinlikle söylenmemelidir. Boşanma kararından sonra mahkemeye başvurulmalıdır. Mahkemelerde hâkimin vereceği hükme göre davranılması gerekir.

Boşanmalarda öncelikle “bir talak” hakkı kullanılarak boşanmanın olması gerekir. Daha sonra “ikinci talakla” boşanılır.Üçüncü talakla evlendikten sonra da yine boşanma olursa bu kişilerin bir defa daha özel şartlar oluşmadan nikahlanarak evlenmelerine izin verilmez.Bu kişilerin evlenmeleri haramdır.

Dinimize göre en uygun yol, önce bir talakla boşanma hakkını erkeklerin kullanmasıdır. Çünkü boşanma aileyi oluşturan herkese bir takım sorumluluklar ve sıkıntılar getirir. Kadının haklarının korunması boşanmalarda öne çıkar yine çocukların durumu ise daha başka sorunlar ortaya çıkarır. Bu bakımdan boşanma ya izin verecek kurum devletin mahkemeleridir. Her aklına gelen kendi kendine boşanma kararı veremez.

İslam Dini hak ve kanunlar dinidir. Evlenirken nasıl şahitler ve evliliğin başladığını (nikâhın kıyıldığını ) ilan eden biri varsa, aynı şekilde evliliğin sona erdirilmesinde de tarafları dinleyip ve evliliğin sona erdirildiğini açıklayacak biri olmalıdır. Yoksa karıyı şu kadar talakla boşadım demek İslam Dinini anlamamaktır. Kuranı ve peygamberimizin sünnetini anlamamaktır.

Unutmayalım ki kendi kendine, iki şahit ve evliliğin başladığını (nikâhın kıyıldığını) açıklayan bir olmadan evlenme ancak muta nikâhında olur. Muta nikâhıyla evlenenler yine kendi kendilerine boşanırlar. Şahitlere ve evliliğin sona erdiğini ilan eden birine (hâkime) ihtiyaç duymazlar.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

İslam Hukukunda Boşanma İki şekilde adlandırılır.

1-Talak

İslam Öncesinde Cahiliye Araplarında Talak: Cahiliye Arapları karıları ile kendilerinin arasın ayırmaya(karılarından boşanmaya) talak derlerdi. Daha sonraki dönemde İslam Dini de bu  kelimeyi bazı anlam değişiklikleriyle aynı anlamda kullanmaya devam etti.

Talak Kelimesinin Sözlük Anlamı: Bağı çözmek demektir. İki çeşit bağ vardır.

       A- Duyu organlarıyla duyulan, kavranan bağ. Atın bağını çözmek, devenin bağını çözmek bir eşya üzerine bağlanmış ipin bağını çözmek. Koyunun bağını çözmek keçinin bağını çözmek gibidir.

B- Duyu organlarıyla duyulamayan, kavranamayan bağ. Nikâh bağı, karı koca arasındaki sevgi bağı, arkadaşlar arasında olan arkadaşlık bağı, komşuluk bağı gibidir.

Sözlükte Talak: Karısıyla arasındaki nikâh bağının herhangi bir sebepten dolayı kocanın kendi isteğiyle çözmesi demektir.

       a-Dini Terim Olarak Talak: Erkeğin karısını tek taraflı olarak boşanma davası açma yetkisinde olmasına ve karısının kusurlarını mahkemede şahitler önünde ispat ettikten sonra hakimin kararı sonunda (bir, iki veya üç talakla) boşamasına denir.

b-  Dini Terim Olarak Talak:Kocanın bazı sebepler dolayısı ile nikahın helalliğini eksiltmesidir.

Nikâhın Helalliğinin Eksilmesi: Nikâh anlaşmasının (akdinin ) sayısını azaltmasıdır.

Bir erkek, bir kadınla üç evlilik anlaşmasıyla (akdiyle) nikâhlanarak birbirine helal olur.

Yani karı koca olurlar, kısacası evlenirler. Erkek bir veya iki talakla karısını boşarsa, kadının bekleme (iddet)süresi bitmeden(sona ermeden), geriye kalan bir talakla karısına döner evliliğini devam ettirir.

           Karısına Dönmek: Erkeğin; karısının iddet süresi bitmesinde (sona ermesinden) önce evliliğini geriye kalan talakla devam ettireceğini karısına açıkça söylemesi veya bazı (karı koca’ya ait özel ) davranışları yaparak açıkça belli etmesidir.

Bu bekleme (iddet)süresi içinde erkek evlilik anlaşmasını devam ettireceğini karısına söylemez veya davranışlarıyla açıkça belli etmezse, nikâh anlaşması (akdi ) kesinlikle sona erer kadın kocasından boşanmış sayılır.

Kadın bir başka bir erkekle evlenme hakkını elde eder. Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir. Daha sonra ikinci kocası ölürse veya herhangi bir sebepten bu kocasından boşanırsa, bekleme süresi sonunda boşandığı ilk kocası ile yeniden üç talakla evlenme hakkını elde eder. İsterse ilk kocasıyla yeniden evlenir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

  2-Tefrik

       Tefrik:Kadının evliliğin sürmesi halinde büyük zararlara uğrayacağı durumlarda kocasından boşanmak için mahkemeye baş vurarak boşanma davası açmasına denir.

Kadının Boşanma Davası (Tefrik) Açmasının Nedenleri

1- Nikah Şartlarından Bazılarının Ortadan Kalkması:Kocasının hasta veya kusurlu olması.Evlenme anlaşması (nikah kıyılması)sırasında kendisinde bulunan kusuru saklayıp ,razı olmayacağını bildiği için kadına haber vermemesidir.Bu kusurlar ,akıl hasalığı ,bel soğukluğu ,cüzam,frengi,bel gevşekliği, akarca, ağız kokusu,ileri derecede horlama,uyur gezerlik ….gibi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

2- Karı ve Kocanın Geçimsizliği :Kötü muamele(davranışlar)ve aşırı geçimsizlik durumunda  her iki taraftan sağlıklı düşünen iki kişi hakem olur. Durumu mahkemede hâkime tarafların şahidi olarak açıklarlar. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

Allah Nisa Suresi Ayet 35 de maalen: “Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından endişelenirseniz o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barışmak isterlerse Allah, aralarındaki dargınlık yerine uyuşma lütfeder.”buyurmaktadır.

3- Evinin Geçimini Sağlamamak: Kocanın görevi karısının ve çocuklarının geçimini (nafakasını) temindir. Bundan kaçan kocadan kadın boşanma hakkına sahiptir. Hakim gereken kararı verir.

       4-Evi Terk: Kocanın herhangi bir şekilde kaybolması veya evini terk emesi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

5- Lian(Lanetleşme):Kocanın karısına zina iddiasında bulunması ve bu iddiasında ısrar etmesi. Bu iddiayı karının ret demesidir. Mahkemede yeminleştikten sonra hâkim karı ve kocayı birbirinden boşar.

  6- Evliliğin Sona Erdirilmesi(Fesih):Nikâhın şartlarından biri oradan kalkarsa hâkim evliliği fesh eder. Kocanın bir başka dine geçmesi gibi. Bu durumda kadın mahkemeye başvurur ve hâkim gereken kararı verir.

       7-Ölüm: Kocanın ölmesi ise evliliği kendiliğinden sona erdirir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kocanın Karısını Boşama Şekilleri

 1-Rici Talak (Dönülebilir Boşanma ):Kocanın; karısını boşamayı; daha sonra evliliklerini sürdürecek şekilde yapmasına denir. Bu çeşit boşamalarda; boşanma iddet bitimine kadar kesinleşmez. Ancak boşanma iddet bitiminde kesinleşir, nikâh bağı iddet bitimi ile sona erer. Kadın nikâh bakımından hür olur. Hayatına istediği gibi devam eder.

     Rici Talak(Dönülebilir Boşanma ): Karı koca arasında ki nikah anlaşmasını kaldırmayan,sadece kocanın evliliğe devam edecegini söz ve davranışlarıyla karısına bildirmesi ile nikahı devam ettirten boşanmaya denir.

a-İddet süresi sona ermeden koca isterse karısına döner. Bu durumda koca karısına geri dönerken yeni bir nikâh anlaşmasına ve mehir tayinine gerek yoktur. Kocanın, karısına döndüğünü, evliliğini devam ettirmek istediğini, sözle veya davranışlarıyla bildirmesi; geriye kalan bir veya iki talakla evliliğin devam etmesi için yerlidir.

[***Ek Bilgi: Bu boşanma şekli karının kocasından memnun olduğu durumda olur. Şöyle ki; karı davranışlarıyla kocayı bıktırmıştır. Koca karısına bir ders vermek ister. Veya koca bazı şeylere kızmıştır. Yanlış düşünmüştür. Yaptığı işin sonucunu iyi düşünmemiş, karısını bir veya iki talakla boşamıştır.

Kısacası bu tür boşanmada karı kocasından memnundur. Bekleme süresi içinde karı davranışlarını düzeltir. Veya koca hatasını anlar ve bu hatadan pişman olur. İddet süresi bitmeden de karısına dönerek, hatasını  ortadan kaldırır ailesinin devamını sağlar..Karısına döndüğünü söz ve davranışlarıyla açıkça gösterir.

Böylece aile;  yeni bir nikâh anlaşması yapmadan, mehir belirlemeden geriye kalan bir veya iki talakla varlığını devam ettirir

Koca; karısına iddet süresi içinde döndüğünü komşu ve akrabalarına da bildirir. Bu davranış ailesinin halk içindeki durumu için daha uygun olur.

Koca bakar ki bekleme süresinde de karısının davranışlarında bir değişme yok. Karısına geri dönmez. Herkes hayatını istediği gibi devam ettirir. Yani boşanma kesinleşir.***].

b-Bu çeşit boşamalarda; koca iddet bitiminden sonra da isterse, karısına dönmek isteyebilir. Bu durumda evliliğin olması ve nikâhın geriye kalan bir veya iki talakla kıyılması kadının istek ve iradesine, yeni bir mehire ve nikâh anlaşmasına bağlıdır. Bu durumda koca karısını bir talakla boşamışsa geriye kalan iki talakla nikâh kıyılır. İki talakla boşamışsa geriye kalan bir talakla nikâh kıyılır.

Kadın; kocasının kendisiyle evliliğini devam ettirme isteğini, sözle veya davranışlarıyla bildirmesine karşılık, ben artık seninle evlenmeyeceğim diye söz veya davranışlarıyla karşılık verirse, yani onu ret ederse; nikâh geriye kalan bir veya iki talakla kıyılmaz. Kısacası kadın isterse kocasıyla yeniden nikâhlanarak evlenmez. Hayatını bir başkasıyla evlenerek geçirir.

Rici=Rucu=Ricat=Dönmek: Dönülebilir boşama ile karısını boşayan bir kocanın; iddet süresi içinde hala devam eden nikâhı, kalan talaklarla uzatmak istediğini karısına karşı; söz ve davranışlarıyla ortaya koyarak, açıkça bildirmesi demektir.

 [Dönülebilir Boşanma= Dönüşü Mümkün Olan Boşanma]

a-Bir Veya İki Talakla Olan “Dönülebilir Boşanma”  

1-Müslüman kadınlar üç talakla kocalarıyla nikâhlanarak evlenirler. Bir geçimsizlik durumunda erkek karısını boşamak ister ve boşarsa. Bu durumda karısını boşayan  erkeğin  pişman olma durumunu da göz önüne alarak öncelikle bir talakla  karısını boşayabilirler. Bir pişmanlık durumunda geriye kalan iki talakla iddet süresi bitmeden karısına döner  .Bu dönüşünü sözle açıkça söyler.Veya davranışıyla açıkça gösterir.  Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

Boşanma bekleme (iddet)süresince kesin değildir. İddet bitiminde boşanma kesinleşir. Karı, kocasına yeni bir nikah olmadan haram olur. Bundan sonraki nikâhlanacağı erkeği seçmesi kadının istek ve rızasına bağlıdır. Kadın istediği erkekle evlenebilir. Bu konuda bütünüyle hürdür isterse  bir başkasıyla evlenir.

2-Daha sonra bir geçimsizlik durumu olur ve koca yeniden bir talakla karısını boşarsa; yeniden pişmanlık durumunda iddet süresi bitmeden, geriye kalan bir talakla karısına döner. Bu dönüşünü sözle açıkça söyler. Veya davranışıyla açıkça gösterir.

Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

Boşanma bekleme (iddet)süresince kesin değildir. İddet süresi bitiminde boşanma kesinleşir. Karı, kocasına yeni bir nikâh olmadan haram olur. Bundan sonraki nikâhlanacağı erkeği seçmesi kadının istek ve rızasına bağlıdır. Kadın istediği erkekle evlenebilir. Bu konuda bütünüyle hürdür isterse bir başkasıyla evlenir.

3-Ancak yine bir geçimsizlik durumu ortaya çıkarsa ve koca yeniden bir talakla karısını boşarsa; bekleme süresi sonunda Karı, kocasına haram olur. Çünkü erkek üç talakla da karısını boşamış demektir.

4-Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir ve karı koca olduktan sonra bu evlilik de herhangi bir sebepten boşanma veya ölüm ile sonuçlanırsa bekleme süresi sonunda, kadın isterse ilk kocası ile anlaşarak yeniden üç talakla nikâhlanarak evlenebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2- Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma): Kocanın, boşanmayı kesin olarak yapması demektir. Kocanın karısına seni bir talakla “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” (Bain Talakla) ile boşuyorum demesidir. Bu durumda, bir talakla boşanma karı ve koca için kesin olarak ortaya çıkmış demektir. Karı ve kocanın yeniden evlenmeleri,bekleme süresi sonunda, her iki tarafın rızası ve geriye kalan bir veya iki talakla ile yeni bir evlilik anlaşması (nikah)  ve mehir anlaşması  yapılması ile mümkündür.

        Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma): Nikah anlaşmasını  karı  ve koca için kesinlikle kaldıran ; ancak iddet süresi sonunda her iki tarafın istek ve hür iradesi ile yeniden mehir konusunda anlaşılıp , yeni bir nikah anlaşması   ile geriye kalan talaklarla evliliğe izin veren boşanmadır.

Talak sayısı üçe ulaşırsa kadın kocasıyla bir daha nikâhlanamaz. Ancak kadın evlenme kasıyla bir başka erkekle evlenirse ve geçinemeyip yeniden boşanırsa veya kocası ölürse bekleme süresinin sonunda ilk evlendiği kişiyle yeniden üç talakla evlenebilir.

(Bain=Beyan=Beyan eden=Açıklayan)

b- Bir Veya İki Talakla Olan “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma”

1-Koca boşanmada kesin kararlıdır. Karısını , “Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” ile boşayabilir bu durumda iddet süresi bitiminde karısı ile hiçbir bağı kalmaz boşanma kesin olarak gerçekleşir.

2-Ancak bekleme süresi bitmeden veya bekleme süresi sonunda; kadın ve erkek isterlerse yeni bir nikâh anlaşması ve mehir anlaşması ile yeniden geriye kalan (Geriye kalan iki talakla veya bir talakla) talakla nikâhlanarak evlenebilirler.

3-Daha sonra bir geçimsizlik durumu olur. Eşler yeniden ,“Dönüşü Mümkün Olmayan Boşama” ile bir talakla daha boşanırlar. Bir pişmanlık durumunda geriye kalan bir talakla bekleme süresi bitmeden veya bekleme süresi sonunda; kadın ve erkek isterlerse evlenebilirler. Bu evlilik yeni bir nikâh anlaşması ve mehir anlaşması ile yeniden geriye kalan bir talakla nikâhlanarak olur. Bu durumda evliliklerini bir ömür boyu devam ettirebilirlerse ettirirler. Dinimize göre bu durumun bir sakıncası yoktur.

4-Yine bir geçimsizlik durumu ortaya çıkarsa ve eşler üçüncü defa boşanırlarsa bekleme süresi sonunda bir daha nikâhlanarak evlenemezler.

5-Ancak kadının bekleme süresi sonunda bir ömür boyu yaşamak kastıyla bir erkekle evlenir ve karı koca olduktan sonra bu evlilik de herhangi bir sebepten boşanma veya ölüm ile sonuçlanırsa bekleme süresi sonunda, kadın isterse ilk kocası ile anlaşarak yeniden üç talakla nikâhlanarak evlenebilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

       Bid’at Üzere Boşanma:Tek bir defa konuşma ile kadını erkeğin üç veya iki talakla boşaması demektir.Bu tür kadını boşama geçerli olmakla birlikte ,bu şekilde boşama yapan kimse günahkar olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Üç Talak Uygulamasının İslam Hukukundaki Uygulaması

Üç talakla bir anda erkeğin karısını boşaması uygulaması tartışmalıdır.

a-Peygamberimiz (s.a.s.) , H.z.Ebubekir ve H.z.Osman döneminde ve H.z.Ömer’in halifeliğinin ilk üç yılında bir erkeğin karısını üç talakla boşaması bir talak gibi sayılmıştır. Kadın bekleme süresi sonunda isterse kocasıyla geriye kalan iki talakla nikâhlanarak evlenmiştir.

Bu konuda Allah Bakara Suresi Ayet 229 da maalen: “Boşanma iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir.”buyrulmaktadır.

İyilikle tutmaktan maksat , güzellikle geçinip ömrünün sonuna kadar karısıyla yaşamak demektir.Güzellikle salıvermekten maksat ise baktın ki karınla geçinemiyorsunuz işi daha uzatmadan ve sıkıntıya girmeden güzellikle karından boşanıp üzerine dininin yüklediği yükümlülükleri eksiksiz yerine getirmektir.

b-H.z.Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılının sonunda halkın karılarıyla geçim durumlarını yeniden değerlendirmiş ve düşünüp taşınmadan en ufacık şeylerden karı boşadıklarını görünce ; “Bu insanlar düşünüp taşınarak yapmaları gereken boşanma gibi önemli bir işi aceleye getirtir oldular.Şu  bir anda üç talakla karı boşama işini, sözün görünüşüne uygun olarak üç talak saysak (da günlerini görseler,akıllarını başlarına almayı öğrenseler) dedi ve (aynı andan üç talakla boşanan karıyı aralıklarla üç defa karı boşamış gibi kabul ederek) uyguladı.(Müslim,Talak,15,17).

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Karının Kendisini Boşaması ve Boşatması

A-Kadının Kendisini Boşaması

a- Boşanma İslam Dininde erkeğe verilmiş bir haktır.

b-Nikâh anlaşması sırasında, kadın gerekli gördüğü durumlarda kocasından kendisini boşayabilme hakkını ister. Ve kocası da bunu kabul ederse anlaşılan (bir, iki, üç ) talak kadar kadın gerekli gördüğü zaman kendisini boşar.

c- Evlilik sürerken de koca karısına (bir, iki, üç) talakla kendi kendini boşama hakkını verebilir. Bu hakkı kadın istediği zaman kullanır.

Ancak kadının kendisini boşama hakkı alması kocasının karısını üç talak hakkı olduğu halde birinci, ikinci, üçüncü talakla boşama hakkını ortadan kaldırmaz.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

B-Karının Kendisini Boşatması (Muhale)

       Sözlükte Muhale:Karı tarafından verilen mal karşılığında nikah bağının oradan kaldırılmasıdır.

Sözlükte “Hul” Kelimesi: Sökmek çıkarmak, gidermek,izale emek demektir.

Muhale ( Kadının Kocasından Mal Karşılığı Boşanması): Kadın, kocasının kendisini boşaması için kocasına mal veya herhangi bir şey verir. Ve koca da bu aldığı şeyler karşılığında karısını boşar.

(Kocayı boşanmaya razı edecek şeyleri; kadın veya kadının isteği ile kadının ailesi verir.)

Bu mehir hakkından vaz geçmek, kocadan aldığı şeyleri geri vermek, nafaka istememek, ona belirli ölçüde para vermek gibi şeyler karşılığında olur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kocanın ;Kefareti veya Bir Talak Boşanmayı Gerektiren Sözleri

         1-İla(Karı Koca İlişkisini Kesme) :Kocanın karısıyla karı koca ilişkisi kurmayacağına (karısına yanaşmamaya) yemin emesi ve bu yemininden dört aylık bir süre içinde vazgeçmemesidir. Bu süre dolmadan karısına yaklaşırsa yeminini bozduğundan yemin kefareti ödemesi gerekir. Dört aylık sürede erkek karısına yaklaşmazsa karısı bir bain talak ile boş olur.

    İla Kefareti:Yemin kefaretti gibidir.Birincisi bir köle azadıdır.O yoksa sabah ve akşam bir fakiri doyurmaktır. Veya on fakiri sabah akşam bir gün doyurmaktır. Hakim kocayı yeminini bozmaya veya kefaret ödemeye zorlar.Çoğu din bilginlerine göre bu durumda kadın kocasından boşanmak için dava açar ve bu davranış boşanma sebebidir.

     2-Zıhar(Karısını Benzetme ):Bir erkeğin ,karısının bütün bedenini veya bedeninin bütünü yerine geçen (baş,yüz kollar bacaklar gibi)belirli bir uzvunu veya bir uzvun belirli bir bölümünü kendisine nikahlanması ebedi olarak haram olan kendisine nikah düşmeyen bir kadının uzvuna benzetmesine denir.

       Zıhar Kefaretinin Sonuçları:Zıhar yapan kişi, Zıhar kefaretti verinceye kadar karısına yaklaşması haramdır.Cinsi temasta bulunacak hareketlerde bulunması haramdır.Kadın bu tür bir benzetme yapan kocasını kendisinden uzak tutar.Kefaretini vermesini ister.Hakimde kadının hakkını korumak için erkeğe kefaretini ödemeye zorlar.

Zıhar Kefareti : Bir köle azadıdır.O yoksa içinde teşrik günleri,bayram günleri bulunmayan günlerde iki ay birbiri ardınca oruç tutar.Kefaret orucunu bitirmeden karısına yaklaşamaz.Yaklaşırsa iki ay süren  kefaret oruçlarını tutmaya yeniden başlar. yeniden başlar.Oruç tutmaya gücü yetmiyorsa altmış fakiri sabah akşam doyurur.Veya altmış fakiri sabah akşam doyuracak parayı bu fakirlere verir.Veyahut bir fakiri altmış gün sabah akşam doyurur.Yemek verirken karısıyla cinsi münasebette bulunmak yemek vermeye yeniden başlamayı gerektirmez.

(Karısını Benzetme=Karısını Kendisine Ebedi Haram Bir Kadına Benzetme)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Boşanma Olayı Sonunda Oraya Çıkan Hukuki Sonuçlar

Boşanan kadınlar bir başkasıyla evlenebilmek için iddet adı verilen bir süre beklerler.

Sözlükte İddet: Sayı adet demektir.

Dini Terim Olarak İddet: Boşanmadan veya kocasının ölümünden sonra kadının bir başka erkekle evlenmeden önce beklemesi gereken zamana (süreye)denir.

Dini Terim Olarak İddet: Boşanan bir kadın hamile değilse üç hayız (aybaşı) geçmedikçe bir başka kocaya varamaz. İşte bu bekleyişe iddet denir.

1-Boşanmış kadınlar kocalarının evinde iddet beklerler. Yeniden koca ile nikâhlanmadan evlenmeye imkân tanıyan(dönülebilir) boşanmalarda, kocanın evinde iddet beklemenin, bu kişilerin yeniden evlenmelerine yardımı olur. Dönülebilir boşanma ile kocasından boşanan kadın; kocası isterse, iddet bitmeden yeniden kocasıyla nikâhlanmadan evlenebilir. İddet bitiminde ise tarafların rızası ile kalan talaklarla yeni bir nikâh ve yeni bir mehir ile nikâhlanarak evlenebilirler.

2- İddet bekleyen kadının her türlü masrafı (nafakası)kocasına aittir.

3-İddet bekleyen kadın; iddeti bitmeden, bir başka erkekle evlenemez, nişanlanamaz.

4- Çocukların nafakası her zaman kocaya aittir.

5-Boşanma sonunda bakıma muhtaç çocuklar varsa, bu çocuklar; öncelikle analarına verilir. Ana, çocuğa bakmak istemiyorsa veya bakacak gücü yoksa çocuğa bakma hakkı sırasıyla anneanneye, babaanneye, öz kız kardeşe; babaya, dedeye, erkek kardeşe geçer. Çocuğun her türlü ihtiyacı (nafakası) ise babası tarafından karşılanır.

6- Dönülebilir boşanma ile boşanan kadın iddet süresi beklerken kocası ölürse ona mirasçı olur.   ( Dönülebilir Boşanma=Rici Talak)

7- Dönüşü mümkün olmayan bir boşanma ile boşanan kadın iddet süresi beklerken kocası ölürse ona mirasçı olamaz. (Dönüşü mümkün olmayan boşanma=Bain Talak)

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Kadınların Durumlarına Göre İddet Süreleri

1- Cinsi birleşme olduktan (karı  koca olduktan) sonra; yapılan boşanmalarda, hür kadınlar üç hayız süresi iddet beklerler.

2- Kocası ölen ;hayız gören hür bir kadın; bir başka erkekle evlenmek için dört ay on gün iddet bekler.

3-Hayızdan kesilmiş yaşlı kadınlar boşanırlarsa veya kocaları ölürse; bir başka erkekle evlenmek için üç ay iddet beklerler.

4- Hamile olan bütün kadınların iddetti doğum yapmalarından sonra sona erer.

5- Cinsi birleşme olmadan (karı  koca olmadan) ,nikah kıyıldıktan sonra yapılan boşanmalarda, iddet bekleme yoktur.

      Hayız(Adet,Aybaşı):İslam Hukukunda doğum sebebiyle olmaksızın sağlıklı bir kadının belirli vakitlerde rahminden akıp gelen koyu bir kandır Bu kanın gelme süresi ortalama on gün sürer.Bu sürenin sonunda kan kesilir.Bu kan kesildikten sonra kadının  iki ezan arası bir sürede boy (gusül) abdesti alması gerekir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Boşanma Peygamberimizin Sünnetine Uygun Olup Olmaması Bakımından İkiye Ayrılır.

Sünni Boşanma (Sünnete Uygun Boşama)

Sünni Boşanma (Sünnete Uygun Boşama):Kadın ,hayız ve nifastan  temizlendikten  sonra, kocanın; karısıyla cinsi münasebet kurmayarak ;  bir  “rici” talak ile  boşamadır.

Sünnete uygun boşama ; 1-Güzel Boşama, 2-Daha Güzel Boşama diye ikiye ayrılır.

  1-Güzel Boşama: Karıya ve kocaya eziyet çektirmeden, onların hatalarını anlayacak ve bu hatadan dönme imkanı verecek şekilde düşünme fırsatları vererek yapılan boşamaya denir.

”Güzel Boşama” ve “Daha Güzel Boşama” uygulanırken izlenen yöntem, kocanın karısını ;“Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşamasıdır.  Bu şekilde her iki taraf hatalarını ve yanlışlarını anlama fırsatı bulurlar.

Bu dinimizin bizlere sunduğu bir kolaylıktır. Bütün boşanmaların hakim karşısında olması her zaman insanların yararına olur.Onların büyük yanlış yapmalarını veya ailelerinin dağılmasını önler.Tabi bu mahkemeler sırasında şahitler dinlenir.

Koca karısının her türlü ihtiyacını ve nafakasını zorluk çıkarmadan karşılar.Aslında kadın iddet süresi içinde kocasının evinde kalır  ve cinsi münasebet haricinde her türlü şeylerinde karşılıklı saygı ve güven duyguları içinde yürütülür.

Bu iddet süresi içinde, isterlerse ayrılık davasını sona erdirip evliliklerine devam kararı alırlar.Bu konu ayrıntısıyla yukarıda işlendi.Süresi içinde üç talakla boşanma işlemi tamamlandıktan sonra hiçbir pişmanlığın fayda etmediğini gözden kaçırmamak gerekir.

Koca karısını “Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşadıktan sonra mahkemeye başvurur ve ayrılık davası seyri içinde sonuçlanır.

Bu sırada her türlü kırıcı davranıştan karı kocanın ve her iki taraf  yakın ve uzak akraba  fertlerinin kaçınması gerekir.Mümkün olduğunca karı kocayı bir araya getirici davranışlarda bulunmaları gerekir.

(Talak = Boşama  ) (Hasen =Güzel )

 Güzel  Boşama Şarları

1- Koca, karısını ;hayız ve nifas olduğu günlerde boşayamaz.

2-Kadın hayızdan ve nifastan temizlendikten sonra (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde)karısıyla cinsi münasebet kurmadan  boşamasıdır.

((****Kadın uyurken , bir başka erkek kadının uyku sırasındaki durumundan yararlanır ve kadınla cinsi münasebet kurarsa ,durum öğrenildikten sonra kocası kadını hemen boşamaz. Kadının hamile olup olmadığını öğrenmek için  bir adet görmesini bekler. Hamilelik durumu öğrenildikten sonra kadını isterse boşar.İsterse nikahı altında tutar.Uyanık olduğu halde ; tecavüze uğramış kadınlar da bu hükümdedir.(Bu bölümü bir daha araştırt.****))

3-Koca, karısını ;

a-(“1”ve “2ci” maddelerinde anlatıldığı şekilde davranarak),“Dönüşü Olan(Rici) Talakla”, “bir” defa boşaması,

b-Sonra kadının bir hayızdan temizlendikten sonra yine ikinci kere  “Dönüşü

Olan (Rici) Talakla” , “bir” defa boşaması,

c- Daha sonra kadının bir hayızdan temizlendikten sonra yine üçüncü kere “Dönüşü

Olan (Rici) Talakla”,  “bir” defa boşamasıdır.

Bu şekilde üçüncü boşamadan sonra karı ve koca arasındaki nikâh bağı ortadan kalkar. Herkes istediği gibi biriyle evlenir.

Karısını; adetten sonra temizlendiği günlerde(her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde) iki talakla boşarsa veya üç talakla boşarsa kocanın bu talakı Bidat boşanma olur. Bu tür boşama Dinimizce hoş karşılanmamıştır.

4-Kadın hayız görürken kocası onunla cinsi münasebet kurarsa; bu münasebetten sonra, kadının temizlendiği günlerde (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde),kadını boşaması haramdır.

Bu durumda koca bekler kadın bir hayız görür. Daha sonra temizlenir ve kocası bu temizlik günleri içinde karısıyla cinsi münasebet kurmaz ve “Dönüşü Olan (Rici) Talakla”, “bir” defa boşamasıdır.

Bu şartlar yerine getirilerek yapılan boşamalara “Güzel Boşama” adı verilir.

(***Bu tür cinsi münasebetler haramdır. Ve Günahtır. Ancak kişi böyle bir günahı işlerse; dinimizin verdiği cezayı yerine getirir.***)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

2-Daha Güzel Boşama: Aslında ;“Daha Güzel Boşama”  ; “Güzel Boşamanın” aynıdır. Kocanın, karısını bu şekilde boşaması ile “Güzel Boşama”,arasında çok az bir fark vardır.

Bu fark da; koca, karısını temiz olduğu günlerde, cinsi münasebet kurmadan; “Dönüşü Olan (Rici) Talakla”,  “bir” defa boşar. Daha sonra karıyı terk eder. Hiçbir surette kadının yanına gelip evliliğini devam ettireceğini çağrıştıran davranışlarda bulunmaz.

Ve karısını iddet beklediği bu sürede ikinci kez boşamaz. Kadın iddet bitiminde; “Bain Talak (Dönüşü Mümkün Olmayan Boşanma)” ile boşanmış olur.Taraflar bir araya gelmezlerse evlilik sona erer.Herkes istediği bir şekilde hayatını devam ettirir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bıd’i (Bidat)Boşanma:

           Bıd’i (Bidat)Boşanma: Belirli bir zamanı ve belirli bir adedi (sayısı) olmadan bir anda üç talak ile karının boşanmasıdır. Karının aybaşı olduğu, doğum yapmış (loğusa) olduğu veya bir anda üç talak ile boşama yapıldığı zamanki boşamalar Bu adla adlandırılır.

1- Kocanın, karısını hayız ve nifas günlerinde  (her türlü ibadetini yapamaz olduğu günlerde) boşamasıdır. Bu tür kadın boşama haramdır.

2-Kadın hayızdan ve nifastan temizlendikten sonra (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde)karısıyla cinsi münasebet kurduktan sonra karısını boşamasıdır. Bu tür karı boşama haramdır.

3-Kadın hayız görürken kocası onunla cinsi münasebet kurarsa; bu münasebetten sonra, kadının temizlendiği günlerde (her türlü ibadetini yapar olduğu günlerde),kadını boşamasıdır. Bu tür kadın boşama haramdır.

          Loğusa(Nifas): Kadın doğum yaptıktan sonra geçen 40 günlük süreye lohusalık adı verilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Erkeğin Karısından Boşanma Durumlarının Adlandırılması

       1-Vacib Boşama: Koca ;karısının nafakasını (geçimini) temin etmediği zaman hakim tarafından hapis cezası verilir ve hapis edilir.Karısının geçimini sağlamayan koca , bu zorlama sonunda ya karısının geçimini sağlasın evine yiyecek getirsin ve diğer ihtiyaçlarını sağlasın veya karısından boşansın.Yine koca herhangi bir sebepten erkekliğini kaybederse bu durumda olan koca karısını boşar.Çünkü evlilik erkek ile kadın arasında olur.Bu durumda koca erkeklik vasıflarını kaybetmiştir.Dolayısı ile karısından boşanmalıdır.Erkekliğini kaybeden kocadan mahkemeye baş vurarak, boşanma isteme hakkı her zaman kadının vazgeçilmez hakkıdır.Bu hakkı kullanmak kadının iffetini ve namusunu koruma hakkıdır. Bu boşanmaya vacip boşanma adı verilir.

      2-Haram Boşanma:

           a- Boşanma sonunda; kocanın zina etme ihtimali olduğu zaman yapılan boşanma haram olan boşanmadır.

b-Boşanmanın kadına zarar verme veya kadına zulüm olsun diye yapıldığı durumlardaki boşanma haram boşanmadır.

3-Mehruh Boşanma:Sebepsiz yere karıyı boşama mekrun boşamadır.

4-Mendub Boşanma:Karının ahlakı bozuk(zina ediyorsa,namaz,oruç ve benzeri farzları terk ediyor) ise o karıyı boşamak mendub boşamadır.

5-Caiz Boşanma:Karı ve koca arasında aşırı geçimsizlik olursa bu arabulucularla ve hakimin verdiği kararlarla giderilemezse bu durumda yapılan boşamaya caiz boşama adı verilir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bir Kadınla Evlenmenin Farz, Sünnet, Mekruh Olduğu Durumlar

1-Kadınlara karşı aşırı bir sevgi ve şehvet duyan erkeklerin evlenmesi Farzdır.

2-Normal şartlarda kadınlara karşı aşırı bir sevgi duymayan erkeklerin evlenmesi Müekked Sünnettir.

3-Evlendiği zaman karısının ve çocuklarının geçimini(nafakasını) sağlayamayacak durumda olanların ve karısına karşı kocalık hakkını yerine getiremeyecek veya getirtmede zorlanacak kimselerin evlenmesi Mekruhtur.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Anlaşmaların(Akidlerin) Temel Unsur

Anlaşmaların temeli insanın o anlaşmayı yapmak için bir irade sahibi olmasıdır. Yani hür iradesini kullanarak o anlaşmayı yapmak istemesidir.

İnsan bir anlaşmayı yapmak istediğinde bu duygu önce kalbinde(veya aklında) ortaya çıkar. Yapacağı anlaşmayı kendi menfaatine veya vicdanına uygun bulur. Daha sonra da anlaşmayı yapmak ister. Ancak insanın içindeki bu durum dışarıya vurulmazsa insanlar karşıdakinin niyetinin ne olduğunu bilemezler. İşe bir antlaşmanın olması için insanın içindeki antlaşma yapmak isteğinin baskı altında kalmadan hür bir şekilde dışarıya çıkması ve diğer insanlara bildirilmesi, açıklanması gerekir. Nikâh konusunda bu irade beyanlarına icap ve kabul adı verilir.

İcap: Bir erkek veya kadının, kendisiyle nikâhlanarak evlenmesi için karşısındaki kişiye şahitler önünde cevaplandırması şartıyla bir soru sormasıdır.

       Kabul: Bu evlilik sorusu sorulan kişinin de kendisine sorulan bu soruya olumlu veya olumsuz bir cevap vermesidir.

Sorulan soruya olumlu cevap verilirse nikâh şahitler önünde kıyılır. Ve evlilik antlaşması kesin olarak yapılır. Bir aile kurulur. Eşler birbirlerine helal olurlar.

Sorulan soruya olumsuz cevap verilirse evlilik anlaşması yapılmaz. Nikâh işlemi gerçekleşmez Aile kurulmaz. Karı koca hukuku diye bir şey ortaya çıkmaz. Erkek ve kadın birbirlerine haram olmaya devam eder.

 

               İç İradeyi Ortaya Koymayan Davranışlar.

Bazen insanlarda söz veya söz yerine geçen davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar insanın iç iradesine uymaz. Bu davranışlar geçerli irade beyanı sayılmaz. Böyle bir durumda ortaya çıkan söz iç iradeyi yansıtmaz. Bu davranışların sonunda bir anlaşma meydana gelmez veya bir anlaşma sonlandırılmaz. İç iradeye uymayan davranışlar şunlardır.

1-İç iradeye uymayan söz kasıtsız söylenmişse; bu söylenen sözün sonunda bir anlaşma ortaya çıkmaz. Örnek: Uyuyan bir kimsenin, delinin, kendisini idare edecek olgunluğa ulaşmamış çocuğun söylediği sözler bir antlaşma ortaya çıkarmaz. Çünkü bu kimselerin hiç birinde her şeyi ayrıntısıyla düşünüp karar verecek bir irade yoktur. Çünkü bu kimselerde niyet olmaz derler Bu kimselerin söylediği sözler kendiliğinden söylenmiş hukuki kıymeti olmayan sözler sayılır.

Sarhoşun irade açıklaması yani bir antlaşma yapması konusunda görüş birliği yoktur. Bu konudaki görüşler şunlardır:

A-Kişinin sarhoşluk veren şeyi; bilmeyerek, zorla veya zaruret sonucu içmişse veya herhangi bir şekilde vücuduna almışsa bu kişinin sarhoşken yaptığı antlaşmalar verdiği sözler geçersizdir.

B- Kişinin sarhoşluk veren şeyi; bilerek, isteyerek, iradesini sarhoşluk veren şeyi vücuduna herhangi bir şekilde almak yönünde kullanırsa ortaya çıkan sarhoşluk sonunda verdiği sözlerin, yaptığı antlaşmaların geçerliliği konusunda din bilginleri arasında görüş birliği yoktur. Bu konuda:

a-Bazı bilginler isteyerek sarhoş olan kimsenin verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar geçerlidir derler. Bu düşüncenin sebebi ise; insanları sarhoşluk veren alışkanlıklarından vaz geçirmek ve onlara bir ceza verilmesi düşüncesidir.

b- Bazı bilginler isteyerek sarhoş olan kimsenin verdiği sözler, yaptığı anlaşmalar geçersizdir derler. Çünkü sarhoşta her şeyi ayrıntısıyla düşünüp karar verecek bir irade yoktur. Kısacası sarhoşta niyet olmaz derler. Sarhoşun söylediği sözler boş sözlerdir derler.(İslam bilginleri arasında çoğunlukla benimsenen görüş bu görüştür.)

2- Bilmediği bir dilde, ne söylediğini bilinmeyen bir kimsenin, konuşmak kastıyla konuşması sonucunda, karışışındaki kişi ile bir anlaşma yapan sözler söylemesi sonucunda, bir antlaşma oraya çıkmaz. Örnek yabancı bir Türkiye’ye gelir ve buradaki bir kimse ile konuşmak isterken, Türkçede ki “aldın mı?”, “anlaştık mı?” derde ve karşısındaki Türkçeyi çok iyi bilen kimse de  “aldın veya anlaştık” derse bu durumda bir antlaşma ortaya çıkmaz. Çünkü antlaşma yapacak irade ortada yoktur. Konuşulan sözler boş sözlerdir.

3-Hata sonucu istemeden bazı şeyleri söylemek, bir antlaşma meydana getirmez veya bir antlaşmayı bozmaz. Örnek bir kişinin eşine sen karımsın diyecekken hata sonu seni boşadım demesi gibi. Bu konuşma karı koca arasındaki nikâh anlaşmasını bozmaz. Çünkü kocanın bu konuşmasında bir iç irade yani kasıt yoktur. Hata ile söylenmiş boş sözlerdir. Bu konuda peygamberimiz malen: “Ümmetimden; hata, unutma, zorlanarak bir şeyin yaptırılması kaldırıldı(affolundu)buyurmuştur.

4-Bir eğlence şeklinde, antlaşma yapmak kastı olmadan; bir antlaşma bozacak veya ortaya koyacak şeyler söylemedir. Bu tür konuşmalar bir antlaşma ortaya çıkarmaz.Çünkü irade satış için açıklanmaz.Sadece ortada eğlence için baz şeyleri söylemek kastı vardır.

Bu tür konuşmalarda şaka yapan söylediği sözlerin ortaya çıkaracağı sonuçları düşünmeden ve kas etmeden, söylediği sözlerin manasını bilerek kendi isteğiyle konuşur. Bu konuşmalar sonunda bir antlaşma ortaya çıkmaz Bir antlaşma bozulmaz.(Din bilginlerinin çoğunun desteklediği  görüş budur.)

Şaka yapanın söylediği sözler sonucunda bir anlaşmanın olacağı veya bozulacağı konusunda din bilginlerinin farklı görüşleri vardır. Anca şakan yapılmayacak bazı şeyler vardır. Bu şeyler hakkında söylenen sözlerin şakası da ciddisi de birdir. Her ikisi de hukuki sonuçlar ortaya çıkarır. Üzerinde şaka olmayan şeyler şunlardır:

a-Bir kadının bir erkekle nikahlanması. Bu konuda şaka yapılmaz bir erkek veya kadın şaka ile diğerine; “Benimle evlenir misin?” dese. Karşısında ki de; “Evet seninle evlenirim” dese. Yanlarında iki erkek veya bir erkek iki kadın şahit olsa bu kadın ve erkek arasında geçerli bir nikâh kıyılmış olur.

b-Karı ve kocanın şaka ile boşanması(Talakı). Bu konuda şaka yapılmaz bir koca veya karı şaka ile diğerine; “Seni şu kadar talak ile boşadım.” dese. Bu karı ve koca arasında söylenen talak kadar boşanma gerçekleşir. Karının kocasını boşaması için nikâh sırasında veya nikâh sonrasında kocasından belirli talak kadar kocasını boşama hakkı alması gerekir.

c-Boşanmaktan vaz geçme(ricat).

1-Karısını dönülebilir boşanma ile boşayan erkek şaka ile karısına ; “Seni boşamaktan vaz geçim veya sana döndüm dese veya şaka ile karısına döndüğünü bildirecek davranışlar yapsa” bu erkek karısına dönmüş sayılır.

2-Dönülmez bir veya iki talakla karısını boşayan koca; iddet süresi bitiminde karısına döndüğünü söyleyen koca, kalan talaklarla nikâh antlaşması yaparak karısıyla nikâhlanmış olur. Bu durumda şakanın yapıldığı yerde nikâh şahitlerinin olması gerekir.

d-Köle azadı. Bir kimse sahibi olduğu kölesine şaka ile ; “Seni azad ettim dese.” O köle azad edilmiş sayılır. O köleden hürriyetini kimse geri alamaz.

Bu sayılan dört şeyin şakası da ciddisi de birdir. Kesinleşmiş hukuki sonuçlar ortaya çıkarır.

Bu konuda peygamberimiz malen: “Üç şeyin ciddisi de ciddi,şakası da ciddidir: nikah, talak, ricat.(Bir başka rivayette de bu üç şeye ilaveten “köle azadı.)dır”.buyurmuştur.

[Bu hadisin geçtiği hadis kitapları:(Ebu Davud, Sünen, Talak. Bab; 9).(İbni Mace, Sünen, Mukaddime. Bab;7.Talak, Bab;13). Tirmizi. Sünen, Talak, Bab;9.)].

Bu sayılan dört şey haricinde; yapılan antlaşmalar ve söylenen sözler; şaka veya eğlence kastıyla söylenen sözlerle bozulmaz. Kısacası bir hukuki sonuç ortaya çıkarmaz. Yine şaka veya eğlence kastıyla söylenen sözler ile bir anlaşma yapılmaz. Kısacası şakacının sözleri bir anlaşma oraya çıkarmaz.

Bu Saydığımız Dört Konudan Başka Şaka Yapılamayan Konular.

1-Küfür kelimelerin söylemek.(Allah’a şirk koşmayı açıklayan kelimeler.).Çünkü insan Allah ile alay edemez. Yine insanlar, Allah’ın gönderdiği Kuran ayetleriyle alay edemez.

 

 

5-Zoraki bir şeyi kabul ettirme. Bu durumda zoraki yaptırılan şeyler hakkında bir hukuki sonuç ortaya çıkmaz. Şaka ile veya eğlence kastıyla söylenen sözler ile Çünkü zoraki yaptırılan bir işte zorlanan kişinin hür iradesi ve o işi yapmak için bir düşüncesi, niyeti yoktur. O sade sıkıntıdan kurtulmak için öyle davranmıştır.

“Şakası da ciddisi de ciddi olan davranışlarda” ise Hanefi Mezhebi Bilginleri; “zoraki bu konularda söyletilen sözlerin” kesin hukuki sonuçlar ortaya çıkaracağını söylerler.

Ancak “Din Bilginlerinin Büyük Çoğunluğu” zoraki yaptırılan bu işlerin hukuki ve dini bir sonuç oraya çıkmayacağı yönündedir. Hanefi Din Bilginleri bu konuda azınlıkta kalırlar. Hanefi mezhebine uyanlar arasında ki uygulama çoğunluğun görüşüne göredir.

6-Adamın biri; antlaşma yapmak için bir kimseye bir söz söylerse ve bu sözüyle bir başka antlaşmanın ortaya çıkmasını kast ederse,

Bu adamın kast ettiği şeye ait kesin işaret(delil) de bulunursa,

Bu durumda söz söyleyen kişinin söylediği söz sonunda ortaya çıkan antlaşma teklifi kesindir.

Antlaşma yapılmak istenen kimse de, bu teklifi kabul ederse antlaşma ortaya çıkar. Hukuki sonuçlar kesinleşir. Tarafları yapılan antlaşmaya uymak zorundadırlar. Çünkü insanın içindeki irade malını satmak için açıklanmıştır.

Örnek: Bir kişi “Sana şu binek arabamı beş bin liraya bağışladım” derse, karşısındaki kişi de ; “Senin binek arabanı beş bin liraya aldım.”derse satış antlaşması gerçekleşmiş olur. Ortaya çıkan durum bir bağış değil satış antlaşmasıdır.

7-Antlaşma yapmak kastıyla söylenen ve yapılan anlaşmayı açıklayan, ancak hukuk açısından meşru sayılmayan bir amacın yerine getirilmesi kastıyla, irademizle yapılan antlaşmanın geçerli olup olmadığı konusunda din bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır.

Şarap imal edenlere şarap satmak, yol kesen haydutlara silah satmak, günümüzde devletine isyan edenlere ve teröristlere silah ve yiyecek sarmak gibi.

Bu Konudaki Görüşleri Şunlardır:

a-Din bilginleri arasında dış iradeyi yani karşımızdaki kişinin açıklamasına göre davranacağımızı savunanların görüşleri şöyle özetlenebilir.

Antlaşmanın bütün şatları ortaya çıkmışsa yapılan antlaşma geçerlidir. Çünkü dünyada hükümler insanların açıkladıkları bilgilere göre verilir. Biz karşımızdakinin niyetinin ne olduğunu bilemeyiz. İnsanlar karşısındakinin sözlerinin dış görünüşlerine yani anlamlarına bakarak bir karara varır. İnsanların içlerinde nelerin olduğunu ancak Allah’ın bileceğini söylerler.

Örnek: Şarap yapıp satan kişiye şarap yapması için üzüm satmam. Ancak bu kişiye gıda ve İslam Dinine uygun işleri için üzüm satarım.

Özellikle, yapılan antlaşmada taraflardan biri kötü niyetli olduklarını açıklarlarsa yapılan antlaşma bozulur. Çünkü Kuran; Müslümanların kötülükte yardımlaşmasını yasaklamıştır.

b- Din bilginleri arasında iç iradeyi yani karşımızdaki kişinin içinde sakladığı niyetlerinde antlaşma yapımı sırasında önemli olduğunu savunanların görüşleri şöyle özetlenebilir.

Bir kişi kötü niyetini belli ederek bizden bir şey satın almaya kalkarsa bu kişi ile antlaşma yapmamak gerekir. Bu kişilerle yapılan anlaşmalar geçersizdir. Çünkü Müslümanlar kötülükte yardımlaşamazlar. Bu tür yardımlaşmalar Kuran’da yasaklanmıştır.

Örnek: Şarap yapıp satan kişiye şarap yapması için üzüm satmam. Ancak bu kişi benden gıda için veya İslam Dinine uygun işleri için üzüm satın almak ister. Ben buna razı olurum. Ama bu antlaşma yapımı sırasında davranışlarından ve şüpheli konuşmalarından benden alacağı üzümlerle şarap yapıp satacağını anlarsam, bu kişiye üzüm satmam. Bu konuda yaptığım anlaşmayı bozarım.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki bir şey satmak için yapılan anlaşmalarda dış görünüş ve niyet önemlidir. Hiç bir zaman kötülüğe yardımcı olacak bir antlaşmamak gerekir.

S  O  N

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&