Tag Archives: tevfir

Kelam

İslam Dininin İnanç Esaslarını Savunan Bilim Kelam

Kelam Biliminin Kısaca Tanıtımı.

Kelime  olarak kelam:Söz, konuşma,ibare gibi anlamlara gelir.

Terim olarak kelam:Allah,kainat ve Müslüman hakkında düşünmek , araştırmak , anlamlı  bir şekilde konuşmak demektir.

Konusu açısından kelam:Allah’ın varlığı ve sıfatlarından , amentü’ye dayanarak kainattaki her şeyin ; varlığa geliş ve sonlarından bahsedenden bir ilimdir.

Amacı açısından Kelam:Amentü’nün akli delillere dayandırılarak açıklanması , savunulmasını yapan bir ilimdir.

Kelam Biliminin Temeli: Kelam bilimi amentüyü kendine temel almıştır.Her zaman akla önem vermiş ve akla bağlı kalmıştır.

Kuran’ı Kabul Etmenin Temel Şartı: Öncelikle Allah’ın varlığını kabul etmeye bağlıdır.Allah’ın varlığını da ancak aklını gerçek anlamda kullananlar kabul eder. .

Kelam Bilginlerine Göre İman : Amentü’nün doğruluğunu ,hem sözlü olarak , hem düşünerek  ve sorgulayarak kabul edip inanmaktır.

 

Kelam Biliminin Konusu.

Kelam Biliminin konuları  topluma ve çağlara göre farklılıklar gösteriri.Allah’ın yarattığı bütün varlıklar Kelam Biliminin konusudur.Kelam biliminin başlıca konusu :

1-Allah.

2-Allah’ın varlığının kesin ispatı olan kainat .

3- İnsandır.

1- Allah

       Kelam biliminin birinci konusu Allah’ın varlığı ,birliği ,Zati ve Subuti sıfatlarıdır. Kelam bilimi Allah’ın varlığını ,birliğini ,Zati ve Subuti sıfatlarını anlatır.                   Bunların üzerlerinde düşün der. Allah’ın varlığının ,birliğinin ,Zati ve Subuti sıfatlarının  delillerini anlatır. Bunların üzerlerinde düşün der.

A- Kelam Bilimi İslam Dininin İnanç Esaslarını Nasıl Açıklar:

a-Kelam bilimi insanı akıllı bir varlık olduğundan, inanç konusunda ve yaptığı her türlü davranışından dolayı sorumlu  kabul eder.

b-Kuranda belirtilen inanç esaslarını açıklar, bu inanç esaslarının nasıl anlaşılması gerektiğini anlatır.

B-Mümin Olmanın Şartı:  Kuran’ın belirttiği şekliyle Allah’ın varlığına ve onun sıfatlarına inanmaktır.

C- Kurana Göre Allah İnancının Delilleri Nasıl Olmalıdır:

a-Kuran , Allah inancının  sağlam  ve kesin delillere bağlı olmasını ister.   .

b-  İsra Suresinin 36cı ayetinde mealen: “Bilmediğin şeylerin ardına düşme,kulak ,göz ve kalp bunların hepsi de sorumludur.” buyurmaktadır.Bu ayet bizlere Allah inancının nasıl olması konusunda kesin yol gösericidir.

 2- Allah’ın Varlığına İşaret  Olan Kainat

İslam inancın en temel ilkesi ; Allah’ın varlığının ve birliğinin bilinmesidir . Allah’ın varlığı ve birliğinin ,  akılla anlaşılır bir duruma getirilmesi halinde “Allah’ın varlığı ve birliği akıl dışı”  inanç olmaktan çıkar .Akılla kavranılan bir inanç durumuna gelir.

Kelamcılara göre tabiattaki varlıklarının çeşitliliği ve düzeni Allah’ın en büyük mucizesidir. Bu nedenle hem Kuran’a hem, Kelamcılara göre tabiatın nasıl oluştuğunu düşünen kimse Allah’ı bulabilir. Çünkü çevremizdeki her varlık bizlere Allah’ın varlığını anlatır.Kainat(evren) Allah’ın varlığını bizlere anlatır.Tabiat üzerinde düşünen herkes aklıyla Allah’ın varlığını ve birliğini bulur.Buna en güzel örnek H.z.İbrahim’in mağaradan çıktıktan sonra aklıyla Allah’ı bulmasıdır.

3- İnsan.

İnsanın şu dünyada ve ahrette mutlu olabilmesinin peygamberlerin bildirdiği şekliyle bir hayat yaşamasıyla mümkündür.Bu durum iki ana bölümde açıklanır.Bunlar:

1-Peygamberlik  ve Peygamberlere İman :

               a- Peygamberlik :Peygamberliğin mümkün olduğu ; Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

b-Peygamberlere İman: H.z.Muhammet’in peygamberliğinin ispat eder ve diğer peygamberlerin durumunu , Kuran’a uygun bir şekilde açıklar ve ispat eder.

         2-Ahiret’e İman :

            a-Kuran ; insanların hayatının amacını ve İslam’ın ahlak  kurallarına dikkat etmeleri gerektiği açıklar.

           b-İnsanların yaptıkları yada yapmadıkları her şeyden hesaba çekileceklerini bildirilir.

c-Ahiret inanıcıyla ilgili delilleri akıl yoluyla açıklayarak , ahiretin kesin olarak var olduğu ispatlanır.

 

       Kelam Biliminin Amacı

1- İnsana aklını kullanarak ,Allah’ın varlığını ve birliğini öğretmektir. Çünkü ; aklını kullanan insan Allah’ın var ve bir  olduğunu kolayca anlar.

2- Amentü’yü her türlü şüpheden uzak bir şekilde öğretmektir.

3-Müslümanların; Kuran’a uygun bir imana kavuşmasını sağlamaktır.

4-İslam’a ve İslam’ın inanç esaslarına yönelik eleştirileri cevap vererek yanlışlıkların önüne geçmekir.

5-.Kuran’ın bildirdiği inanç esaslarını Müslümanlara hatasız bir şekilde anlatarak, Müslümanların hem  bu dünyada hem ahrete mutlu olmalarını sağlamaktır.

    Kelam Biliminin Yöntemi

Kelam bilimi konuları mantıklı ve akli yöntemle açıklamaktır.Bunun için en çok tüme varım ve temsil yöntemini kullanır.

a-Tüme Varım Yöntemi: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesini gözlemleyerek , genel bir hükme varmaya çalışmaktır.

Örnek: İnsanın vücut  gelişimi kendi başın olmayacak bir olaydır.İnsan ne kadar diğer canlılara göre güçlü görülse de kendisi için bir göz.el ayak kalp burun.v.b.bir organ yaratacak güçte değildir.Öyle ise insanın bir yaratanı vardır.

Örnek:İmam Matürüdiye göre alemde sürekli bir değişme vardır.Bu değişmenin kendinden olması mümkün değildir.Bu değişmeyi yaratan Allah’tır.

     Tümü: Bir bütünü meydana getiren parçalardan tamamı.

      Tekil:Bir bütünü meydana getiren parçalardan bir tanesi.

Tikel: Bir bütünü meydana getiren parçalardan birkaç  tanesi.

b-Temsil Yöntemi:İki farklı şey arasında ortak bir özelliği bularak ,bunlardan birisinin sahip olduğu özelliğin diğerinde de bulunduğu sonucuna varır.

Örnek:Diş dünyada gördüğümüz her binanın bir yapan ustası vardır.Binanın güzelliği ustanın bina yapımındaki bilgisine veustalığına bağlıdır.Şu  alemin de bir yaratanı vardır Alemdeki  güzellik ; bu alemi yaratan Allah’ın ilminin  sonsuzluğunu gösterir.Allah alemin sadece yaratıcısı değil aynı zamanda düzenleyicisidir.

 

                               İnsanın Allah ve Alem Hakkındaki Bilgileri

  İnsanın; Allah ve alem hakkındaki bilgisi iki temel kaynağa dayanır.Bunlar:

 A-Dolaysız Bilgiler : Bizim, bir insan olarak sahip olduğumuz bilgilerimiz ;sadece beş duyu yoluyla elde ettiğimiz  bilgilerdir.

       Örnek:Şu alem(kainat) hakkındaki  bilgilerimiz de dolaysız beş duyu vasıtası ile elde ettiğimiz bilgilerdir.

B- Dolaylı Bilgiler:Allah hakkındaki bilgilerimiz dolaylı bilgidir.Allah hakkında bilgi sahibi olmak için akıl yürütmeye baş vurmamız gerekir.Şöyle ki ;

a-Kuran’ın bildirdiğine göre bu alemdeki her şey Allah’ın varlığı hakkında işarettir. Dolayısı ile görünenden hareketle görünmeyen hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Örnek:

1-Allah’ın varlığı,sıfatları,onun alemle ilişkisi,peygamberlik  bu dünyadaki bilgilerimizden hareketle bilinmesi mümkün olan konulardır.Bu konular hakkında bilgilerimiz akıl yürütme ile elde edilir.Doğrudan veya gözlemleme yolu ile elde edemez.

2-Allah bazı şeyleri gizli, bazı şeyleri de belirli ve açık bir şekilde yaratmıştır. Belirli olanı , gizli olan için işaret yapmıştır.İnsan bunlar arasındaki ilişkiyi keşfetmek zorundadır. Bunu da akıl yürütme ile yaparız..

 

Kelam Biliminin Kaynakları.

a-Kuran :

1-Kuran insanlara ;inanç esaslarını (amentüyü) öğretir.Kelamcılar ise ; Kurana uygun kavramlar kullanarak  bu inanç esaslarını açıklarlar.

2-Kuran ;olayları açıklarken izlediği yol bakımından kelem bilimine kaynaklık eder.

a-Kuran Allah’ın varlığını açıklarken  akla hitap eder ve kainattaki düzeni örnek gösterir.

b-Bezende inanmayanların fikirlerini dil getirerek onların niçin yanlış yolda olduklarını gösterir .Kelamcılar da ,Kuran’ın izlediği bu yöntemleri kullanırlar.

b-Akıl:İslam dini akıllı olan insanları yaptığı işlerden sorumlu tutar. Kelamcılara göre her akıllı insan , aklını kullanarak Allah’ı bulabilir.Buna H.z.İbrahim’in aklını kullanarak Allah’ın varlığını ve birliğini bulması en güzel örnektir.

Kuran 275 yerde “Düşünmez misiniz?”, ”Akıl etmez misiniz?”,”İbret almaz mısınız?”gibi cümlelerle  insanları düşünmeye çağırmıştır.

Bu çağrının nedeni,aklın verdiği   hükümlerin ; aklını kullanan bütün insanlar tarafından kabul edilmesidir.

 

           Akli Bilgi (Bedihi Bilgi)

Kelamcılar bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını Akli Bilgileri temel alarak ortaya korlar.

Akli Bilgiler:Akılda bulunan , aklın temelinde olan , duyu ve tecrübelerin dışında ki bilgilerdir.Yani insan olarak yaratılışımızın gereği olarak doğuştan aklımızın yapısında bulunan bilgilerdir.

a-Bunlar ; İç algılarla elde edilen ;İki zıddın bir arada bulunamaması,parçanın  bütünden küçük olması,elem ,haz, acı ,tatlı ,ekşi.. .gibi duyuya açık bilgilerdir.

Örnek: Bir insanın beyninde algılama sorunu yoksa , eli yandığında acıyı hisseder.Akli olgunluğa erişen bir kimse uzun ve kısa büyük ve küçük arasındaki ilişkiyi kavrar.

Kelamcılara Göre Akıl:Kelamcıların “akıl” dediklerinde , kast ettikleri  “akıl” ; doğuştan sahip olduğumuz Aklımızda bulunan bilgilerdir.

Akli Bilgilerin (Bedihi Bilgilerin) Özelikleri:

1-Bu bilgiler kendiliğinden bilinen ; açık , kesin  ve seçiktir.

2-Bilgilerin doğruluğunu baştan kabul ederiz. Bu bilgileri doğrulamak için başka bilgiye , yada deneye ihtiyaç duymayız.

 

Aklın Verdiği Hükümler ve Bu Hükümlere Bağlı Olarak Elde Ettiğimiz Akli Bilgiler  Şunlardır:

1-Vacip:Aklın başka türlü olmasını kabul etmediği ,zorunluluk ifade eden hükümlerdir.

              Vacip: Yok olmayan,sürekli olana kelamcılar “vacip” derler

Örnek: Bir eylemi yapanın bulunması vaciptir

Örnek:Alemin bir yaratıcısının bulunması ,bu yaratıcının eylem yapma gücünün olduğunu gösterir.Bu durumda vaciptir.

          2-Mümkün(Hadis ):  Sonradan  olan , yokken meydana gelen varlıklar demektir

             Mümkün:Varlığına yada yokluğuna hüküm edebileceğimiz şeyler demektir.

Örnek:Evin var olması ; zorunlu olmadığı gibi yok olması da zorunlu değildir mümkündür.

3-Akli İmkansızlık:İki zıttın bir arada bulunması  alken imkansızdır.

Örnek: Bir eşyanın hem bir yere doğru hareket etmesi ; hem de hareketsiz durması alken imkansızdır.

Kelam Biliminin Doğuşu ve Gelişmesi   

        A- H.z.Muhammed’in Sağlığındaki Devre                                  

Müslümanlar H.z.Peygamberin sağlığında kafalarını meşgul eden meseleleri Ona danışarak çözümler bulmuşlardır.

B-Birinci Asır Kelam Biliminin Birinci Devresi

1- Peygamberimizin vefatından sonra Müslümanlar ,Kuran ve kendi düşünceleri ile baş başa kalmışlardır.Bu durumda karşılaştıkları sorunları Kuranı dikkate alarak, Peygamberimizin hayatını da örnek alarak çözmek zorunda kaldılar.Böylece başta kelem olmak üzere çeşitli İslam bilimleri zorunlu olarak ortaya çıktı.

2-Bu bilimlerin ortaya çıkmasını sağlayacak pek çok konu insanların zihinlerini meşgul etti ve bu konularla ilgili tartışmalar yapılmaya başladı.

3-Bu asırda İslam Dini hızla yayıldı.Başka kültür ve medeniyetlerle karşılaşıldı.Bununla birlikte sosyal değişme olgusu da yaşanmaya başladı.

4-Bu asarda yaşanan siyasi olaylar sonucunda;

a- “Büyük günah işleyenlerin durumu”,

b-“İman ile amel ilişkisi ”gibi konular Müslümanları düşünmeye zorladı.

Bu konularda çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bu asırda  Hasanı Basri ve İbrahim en Nehai gibi  alimler görüşlerini açıkladılar.

a-Fıkhı Ekber:Birinci asırda İslam Bilimleri henüz çeşitli bölümlere ayrılmamıştı.

Bu dönemin ilk ve en önemli eseri , Ebu Hanife’nin Fıkhı Ekberidir.Bu yüzden bu devreye Fıkhı Ekber dönemi de denir.

Bu dönemde yazılan eserler dinin temel ilkelerini  açıklamaya yöneliktir.Yanlış inanç ve fikirlere karşı İslam Dininin gerçek inanç sistemini açıklamaya  çalışılmıştır.

Burada “Fıkıh” kelimesi ile kast edilen bizim FIKIH diye bildiğimiz İslam bilimi değildir. Burada “fıkıh” kelimesi ile kast edilen mana  “Derinlemesine Anlama” demektir.                                .            Ebu Hanife eserine Fıkıhı Ekber adını vererek “Dini anlama,hükümleri anlamadan daha önceliklidir” diyerek dinin temel niteliklerini anlamanın önemini belirtmiştir..

   Dinin temel ilkeleri =Amentü.

Amentü:İslam Dininin inanç esaslarının sayıldığı; hepimiz tarafından bilinen inanç ilkelerini anlatan metine verilen addır.]

          C- İkinci Asır Kelam İkinci Devresi 

         1- Hicri ikinci asırda Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları artmıştır.Siyasi ve itikadi özellikteki mezhepler orttaya çıkmaya başladı.Buna bağlı olarak da daha geniş ve düzenli tartışmalar yapılmaya başlandı.

Özellikle Mutezilenin ortaya çıkması ile birlikte çeşitli eserler Arapçaya tercüme edildi.Bu arışma ve ercüme faaliyetlerininsonucunda da İslam Aleminde çeşitli fikir ve düşünceler ortaya çıktı.

2-Hicri birinci asırdaki problemler,ikinci asırda Haricilik,Şiilik,Mürcie,Mutezile gibi mezheplerin ortaya çıkmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Herkes kendi görüşünü ispatlama ve yaymaya çalıştı.Bu konuda Mutezile alimleri çok ciddi çalışmalar yaptı. Bu aşamada Mutezile Kelamı vardır.Diğer kelamcılar önemli bir varlık ortaya koyamadılar. Ancak İmamı Aza Ebu Hanife bu dönemde Ehli Sünnet Kelamının öncüsü olarak ; Ehli Sünnet  görüşlerini savunmaya devam etmiştir

İlk Kelam Tartışmaları Şu Konularda Oldu             

a-Büyük Günah ,

b-Kuran’ın yaratılıp yaratılmadığı,

c- İmamet(Devle başkanının kim olacağı),

d-Allah’ın ahrette görülmesi,

e- Allah’ın Sıfatları ve yorumları,

f- Kader  konuları üzerinde yapıldı.

.      D-Hicri Üçüncü  ve Dördüncü Asır Kelam İlminin Üçüncü  ve Dördüncü Devresi

Hicri üçüncü asırda büyük mezhepler ortaya çıktı. Maturidi ve Eşari mezhebleri Ehli Sünnet Mezhebinin iki kolu oluşturdu. Hicri Üçüncü ve dördüncü asırlar Kelam biliminin zirveye ulaştığı dönemdir.

 

a-Ehli Sünnet kelamcısı Ebu Hasan El Eşari  ; Ehli Sünnet Kelamını geliştirerek diğer mezheplere karşı başarıyla savunup ,kendi mezhebini kurdu.

.         b-İmam Maturidi de Ebu Hanife’nin görüşlerine uygun kelem mezhebini geliştirerek Maturidi mezhebini kurdu.

İmam Maturidi; “Kitabu Tevhid “adlı eserinde “Kelam Bilimini ; “Tevhit İlmi” olarak adlandırmıştır

E-Hiciri Beşinci Asır Kelam Bilminin Beşinci Devresi

         a-Usulud Din:Kelam biliminin diğer bir adı da Usulud Dindir.Hicri beşinci asırda yazılan kelam eserlerine bu ad verilmiştir.

Kelam Bilimine bu adın verilmesinin nedeni ; İslam Dininin İnanç esaslarının öğretilmesini amaç edinmesidir. (Kelam Bilimi =Tevhit İlmi= Usulud Din).

Kelam Bilimi İle ; Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Arasındaki Farklar:

1-Kelam Biliminin konuları ; Fıkhı Ekber, “Usuli Din”   ve Akait  gibi bilimlerin konularıyla benzerlik gösterir.Ancak ele aldığı konuları işlerlerken izlediği yöntemler itibarıyla bu bilimlerden ayrılır

         Kelam Biliminin İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

a-Kelam Bilimi ; yalnızca İslam Dininin inanç esaslarını öğretmekle yetinmez.Aynı zamanda bu inanç esaslarını felsefi ve gerçekçi bir şekilde yorumlar.

b- Kelam Bilimi ; tartışma yaparken açıklamalarını yalnız Kuran Ayetlerinle değil aynı zamanda bir takım akli delillere de dayandırır.

        c-Kelam bilimi ; önce düşün ispatla sonra inan der.

d-Bugünkü Kelam Bilimi dediğimizde ;Müslümanların yaşadıkları olaylar çerçevesinde İslam İnançlarını yeniden yorumladıkları  sosyal bir bilim aklımıza gelmelidir.

Fıkhı Ekber , Usulud  Din ve Akait Bilimleri İslam İnançlarını Savunması Şöyledir.

Fıkhı Ekber , Tevhid İlmi ve  Akaid ; sadece İslam Dininin inanç esaslarını Kuran Ayetleriyle açıklar. Allah’ın varlığını  ve sıfatlarını Kurana uygun olarak anlatıp buna inan derler.

Akıl ve felsefi delillere baş vurarak savunma yapmazlar.  

  Kelam Bilimi İle Felsefe Arasındaki İlişki

Kelam Bilimi

1- Kelam bilimi  “Hayatın Anlamı “üzerinde düşünür.

a- Var olanın niçin var olduğu ile ilgilenir.

b-İslam Dininin İnançlarını anlattır ve açıklar.

2-Kelam , aklın yanında ;vahyi hem bilgi kaynağı, hem  de kesin ölçü olarak kabul eder.

3-Kelam Bilimi ,felsefenin açıklamalarını kesin bilgi olarak kabul etmez. Ancak onun elde ettiği bilgilerden yararlanır

               Kelam biliminin amacı

                   a-İslam’ı savunmak ve İslam inançlarının temelini ve delillerini göstermektir.

(Metafizik=Fizik Ötesi=Görülmeyen =Bizim Anladığımız Anlamda Bir Fiziki Varlığı Olmayan)

Felsefe:

.         a-Felsefe ;Dinin ne olduğunu ve Dinin temel inançları  ile ne kadar  tutarlı olduğunu araştırır.                                                                                                                                               .        b-Felsefe ;Allah’ın varlığını aklıyla ispatlar. Allah’ın varlığını; dinin temel kaynaklarına bağlamaz. Tabiatın düzenine ve felsefi ilkelere bağlar.                                                                         .        c-Var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır.

           Felsefenin Amacı.

a-      Felsefe ; görünenin ötesinde “gerçeğin” ne olduğu ile ilgilenir.

b-      Felsefe ; belirli tarihi ve sosyal şartlardan ortaya çıkmış çözüm önerileridir.

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkış Nedenleri.

a- Siyasi,sosyal ,ekonomik, tarihi ,coğrafi sebepler, dinin anlaşılmasında belirli

fikirlerin ve şahısların etrafında toplanmaya yol açmıştır..

b- Bu farklı anlayışlar insanların davranış ve düşüncelerini etkilemiş ve mezhepleri ortaya çıkarmıştır.

Kelam ilmine göre itikadi ve ameli mezhep; İslam dininin; İtikadi ve ameli sahadaki anlaşılma biçimleridir.

 

İtikadi Mezheplerin Ortaya Çıkışında Etkili Olan Sebepler.                                                                                                                                                                                 .        a-İnsanın Yaratılışı :Dini anlamaya ve yaşamaya çalışanda insandır.İnsanlar farklı yaratılıştadırlar  . Dolayısı ile dinin bazı emirlerini farklı anlayacaklardır.Bu da farklı mezheplerin ortaya çıkmasına neden olur.

b- Çöl Hayatı :İnsanların içinde yaşadığı ortam da dinin farklı algılanmasına neden olur. Söz gelimi haricilik ,çölde yaşayan ,medeni hayata uyum güçlüğü çeken bedevi Arapların karakterlerinin belirgin özelliklerini taşır.

c-Devlet Başkanlığı :Hilafet ve Siyaset dinin anlaşılmasında doğrudan yada dolaylı olarak etkili olmuştur.

        Doğrudan etkisi: Siyasi gücü elinde bulunduranlar kendi çıkarı doğrultusunda din anlayışlarını üretmişler veya desteklemişlerdir.Din anlayışlarını istedikleri gibi şekillendirmeye çalışmışlardır. Kendilerine karşı ortaya çıkacak toplumsal tepkiyi önlemek istemişlerdir.

Dolaylı etki siyasi: İktidarların oluşturmak istedikleri din anlayışı veya destekledikleri gruba yönelik tepkiler din anlayışında farklılaşmalara yol açar.

 

              İslam Dini ve Devlet İdaresi.

        İslam Dini siyasi oluşumları insana bırakmıştır.Kuran insanlardan devlet idaresinde;

          a-Adaletli olmayı ,

b-İşlerin ehline verilmesini ve devlet işlerinde fikir alışverişi yapılmasını ister.

c-Peygamberimiz Kuran’ın bu ilkeleri dışında o zamanki Arap toplumunun siyasi ve idari geleneklerinden yararlanarak bir devlet idaresi ortaya çıkarmıştır.

d-Dört halife dönemi bu uygulamalara dayanılarak ortaya konmuş bir sistemdir.

a-Mezhepleri birinden ayıran temel özellikler çoğunlukla siyasidir.

b-Şiiliği diğer mezheplerden ayıran en önemli özellik imamet meselesidir.Şiilikte imamet inanç esaslarından biridir.

c-Ehli sünnete göre imamet (devlet başkanlığı) inanç esaslarının dışındadır.

 

 

Mezheplerin Doğuşunda Etkili Olan Siyasi Olaylardan Bazıları

 

 H.z.Muhammed ve Hilafet.

1-Peygamberimiz öldükten sonra yerine kimin geleceği hakkında hiçbir kimseyi tayin

etmemiştir.

3-Bu devirde yasayan Müslümanlar hilafet işinin kendilerine bırakıldığının bilincindedirler. Bu olay peygamberimizin hiçbir kimseyi halife tayin etmediğini

gösterir.

 

 Dört Halife ve Devlet Başkanlığı (Hilafet = İmamet )

 

                        a-H.z.Ebubekir’in Hilafeti

1-Birinci halife H.z. Ebubekir ; Arap geleneği doğrultusunda kabileler arası denge

gözetilerek H.z. Ömer’in çalışması sonucunda halife olmuştur .

2-H.z. Muhammed’in ölümü ile birlikte zekat vermek istemeyen kabileler ayaklandı H.z

Ebubekir bu ayaklanmaları bastırdı

3- H.z.Ebubekir’in halife seçilmesini ; şia kabul etmemiştir. Şia; H.z.Muhammed’den sonra Ali’nin Kuran ayetleri ile (nass) devlet başkanı olduğunu iddia etmiştir.

4-Ehli Sünnet ; Ebubekir,Ömer , Osman ve Ali’nin sırası ile halife olduğunu kabul etmiştir.

                     b-Haricilik ve Hilafet

1-Hariciler Ebubekir ile Ömer döneminin en ideal döne olduğunu kabul ederler.İlk 6 yıldan sonra Osman’ın tahkim (katillerinin cezalandırılması ) olayından sonra Ali’nin küfre gittiğini iddia ederler.                                      

2-H.z.Osman’ın halife olması ile birlikte Ümeyye oğulları siyasi nüfuzlarını kayıp

ettiler.Hazreti Osman’ın devlet kademelerine kendi kabilesinden insanları atamasını hoş

karşılamadılar.Ümeyye oğullarından gelen bu valiler keyfi bir yönetim ortaya koydular bu

olayların neticesinde H.z. Osman öldürüldü.

Ümeyye oğulları ; H.z.Osman’ın öldürülmesini Haşim Oğullarının ve H.z. Ali’nin bir suçu olarak kabul ettiler.

                       c-H.z.Alinin Hilafeti

1-H.z. Osman’ın öldürülmesinden sonra H.z. Ali halife oldu .Ülkede iç karışıklıklar

çıktı.Halk üç gruba ayrıldı.Bu gruplar H.z. Ali’yi destekleyenler,onun halifeliğine karşı

çıkanlar ve tarafsız kalanlardan oluşuyordu.

2-.H.z. Osman’ın şehit edilmesini müteakip Cemel veSıffin savaşları yapıldı.

     d-Müteşabih Ayetlerin Yorumlanması ( Tevili )

a-Kuran insanın daima düşünmesini istemiştir.

b-Bazı Müslümanlar Kuran ayetlerini kendi görüşleri doğrultusunda yanlış bir şekilde yorumlayarak görüşlerini ispatlamak  istemişlerdir.

***Vahyin gelişi içerisinde Kuranda bulunan “müteşabih” adı verilen ve Kuran’ın bütünlüğü

içinde anlaşılabilen bazı ayetler din anlayışında değişik düşünmelere neden olmuştur.Kuranda

“Allah’ın eli” , “Allah’ın yüzü” gibi bazı deyimler vardır.Bazı Müslümanlar bu ayetlerden

hareket ederek Allah’ın insanlar gibi elinin ve yüzünün olduğunu iler sürmüşler ve bazı

görüşler ortaya koymuşlardır.***

e-İslam Devletinin Büyümesi.  

1-İslam devleti büyüyüp Mısır , Roma ve Sasani medeniyetleri ile yüz yüze geldi.

2-Hicri 2. asırdaki mezheplerde bu üç medeniyetin izleri açık olarak görülür.Hicri 2.asırda ortaya çıkan Şiilik ; Sasani medeniyetinin izlerini taşır.

3-Şiiliğin imamet görüşünün temelinde “yarı tanrı kral” kültürü vardır.

            a-Bu kültürdeki yarı tanrı kral düşüncesi Şiilikte;tanrının görev vermesi ile devletin başına, gelen devlet başkanlarının (İmamların) hatasız günahsız kimseler oldukları şeklinde ortaya konmuştur.

b- Şiilikte ve Sünnilikte ortaya çıkan Mesih-mehdi düşüncesi Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslamiyet’e geçmiştir.

      Ehli Sünnet

Ehli Sünnet :H.z.Muhammed’in sünnetine uyan onun yolundan yürüyen kimselere verilen addır

a-Peygamberimizin sağlığında  Ehli Sünnet  ve diğer mezhepler yoktu.

b-Ehli Sünnet adını alan bir takım oluşumlar ,Hicri ikinci ve üçüncü yüzyıllarda ortaya çıktı.

c-Ehli Sünnet fikrinin inanç esaslarını ilk Hasani Basri. Ortaya çıkardı.

d-Ehli Sünnetin inançla ilgili fikirlerinin şekillenmesini Ebu Hanife sağladı.Bu bilgin İtikadi ve ameli yönden İslam’ı yeniden belli bir düzen içinde anlattı. Matüridilik Ebu Hanifenin  görüşlerinin devamıdır.

e-Daha sonradan oluşan Ehli Sünnet’in en önemli kolu olan  Matüridilik  Ebu Hanife’den gelen bu çizgi üzerinde gelişti.

f-Şia,Mutezile ,Mürcie gibi mezheplerin görüşleri Hicri ikinci ve üçüncü asırlarda kesinleşti.

Ehli Sünnet’in Temel Özelliği

Ehli Sünnet’in görüşleri , Kuran ruhuna uygundur. İslam İnançlarının “ana bünyesini” oluşturur.Haricilik , Şiilik gibi bir mezhep değildir. Mezheplerin oluşup genel dini hareketten kopmasından sonra ,geride kalan çoğunluğun ortak adı Ehli Sünnettir .

Ehli Sünnet’in Temel on (10) Görüşü.

1-Allah vardır,birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın kendine özgü çeşitli sıfatları vardır.

2-Var olan her şeyin yegane yaratıcısı olan Allah’tır.

3-İman dil ile ikrar kalp ile tasdikten ibarettir.İman ve amel birbirinden farklıdır.

4-İnsanlar hür irade sahibidirler ve yaptıklarında sorumludurlar.

5-Allah  her döneminde peygamberler göndermiştir.H.z.Muhammed bu peygamberlerin sonuncusudur.Artık ne din ne peygamber gelecektir.

6-Kuran vahiy ürünüdür.Allah katından H.z.Muhammed’e indirilmiştir.Hiç bozulmadan değişmeden Allah katından geldiği halini korumaktadır.

7-İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilecektir.Cennet ve cehennem gerçektir.Allah ahrette müminler tarafından görülebilecektir.

8-İlk dört halifenin sırası;H.z.Ebubekir,H.z.Ömer,H.z.Osman,H.z.Ali şeklindedir.

9-Günah işleyen bir Müslüman işlediği bu günahlardan dolayı dinden çıkmış olmaz.

10-Bir mümine ne sebepten olursa olsun kafir denek doğru değildir.Ehli Kıble hiçbir zaman dinden çıkmış olmakla suçlanamaz.

Eşari  Mezhebi:

Eşarilik ; Hasan El Eşari’nin görüşleri etrafında şekillenmiş bir düşünce  yoludur.

Eşari Mutezile alimi Ebu Hasan el Cübbai’nin talebesidir.Kırk yaşına kadar mutezile görüşlerini savunmuştur.Daha sonra bir takım Mutezili görüşlerine karşı çıkmış ve onlardan ayrılmıştır. Ahmet ibni. Hanbel görüşlerine uygun bir yol izlemişir.

Eşari Mezhebinin Temel Görüşleri

1-Allah birdir,eşi ve benzeri yoktur.Allah’ın zatı ile var olan ezeli sıfatları vardır;bunlar Allah’ın zatının da aynı değildir,onun zatından da başka değildir..

2-Kuran Allah kelamı olup yaratılmamıştır.

3-Allah ahrette müminler tarafından görülecektir.

4-İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılmaktadır. Kul ancak bunları kazanmaktadır. İnsanların fiilleri için gerekli olan güç fiil ile beraberdir.

5-Eşariye göre iman ;Bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir.

6-Büyük günah işleyen kimse günahkar olur.İmandan çıkmış olmaz.Böyle bir kimsenin durumu Allah’a kalmıştır.Allah dilerse bağışlar dilerse cehenneme sokar.

7-  Vahiy alıp ,yeni bir din getiren ve mucize gösteren kimselere nebi denir.

8-Vahiy alıp , yeni bir din getirmeyen ve mucize gösteren kimselere resul denir.

9-Ahrete H.z.Muhammed ; Allah’ın izniyle şefaat edecektir.

10-İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.Eşarilere göre bu irade bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

 

Matüridi Mezhebi:

a-Matüridi Mezhebinin kurucusu Ebu Mansur Muhammet Matüridi’dir.Matürüd kasabasında doğdu.Semerkantta vefat etti.Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.

b-İmamı Azam Ebu Hanife’nin talebelerinden ders almıştır. Ebu Hanife çizgisindeki Ehli sünnet inancını düzenleyerek, Sünni anlayışa yeni bir görünüm kazandırmıştır.

c- İmam Matüridi’nin görüşleri biraz Mutezile görüşlerine yakın olmakla beraber,akıl ve vahiyle gelen bilğiler arasında çok esaslı bir denge kurmuştur.

                   Matüridiliğin Temel Görüşleri

1-İman; dil ile ikrar kalp ile taktikten ibarettir.Amelin imana dahil edilmesi mümkün değildir.Çünkü yüce Allah Kuranda pek çok yerde  “iman ve “amel”e ayrı ayrı  değinmiştir.

         Maturidi’ye Göre İman: Kişi ; inandığı şeyin niçin doğru olduğunu bildiği zaman gerçek iman sahibidir. “ Benim inancım doğru.” demek , gerçek bir imana sahip olmaya yetmez.

2-Allah vardır ,birdir ,onun eşi ve benzeri yoktur.İnsanın  akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür.Allah kuranda ısrarla insanın düşünmesini ,aklını kullanmasını , ibret almasını istemektedir.

Akıl Allah’ı tanıma konusunda bağımsızdır .İster gerçek Allah’a iman eder ister dilediği şeye tapar.Ancak Müslüman olduktan sonra Allah’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda bağımsız değildir.Mecburen Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaktır.  Bu konuda bağımsız değildir.

3-Kuran Allah kelamıdır; kelem Allah’ın zatı ile birlikte  var olan ezeli bir sıfattır. Kuran’ın harfleri ve sesler sonradan yaratılmıştır.

4-İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah’tır.Ancak her şeyin yaratıcısının Allah olması , insanın fiillerini serbestçe yapmasına engel değildir.İnsanın fiilleri yaratma yönünden Allah’a, kesb (kazanma)yönünden insana aittir.İnsan bütün fiillerinden sorumludur.İnsanda bulunan cüzü irade yaratılmamıştır.İnsan bir işi yapmaya azmettiği zaman ,Allah bu fiilin gerçekleşmesi için  kudret yaratır ; İnsan da bu kudretle bu fiili gerçekleştirir.Sorumluluk buradaki niyete ve azme bağlıdır.

5-Büyük günah işleyen bir kimse İslam dairesinden dışarıya çıkmaz.İman ve amel ayrı ayrı şeyler ,olduğu için ,büyük günah işleyen kimsenin günahı, onun imanını etkilemez.

6-Müslümanların ahrete Allah’ı görmeleri akli ve nakli delillerle mümkündür.Ancak bu işin nasıl gerçekleşeceğini insanın bilmesi mümkün değildir.

 

Eşari ile Matüridiye Arasındaki Görüş Ayrılıkları 

1-Matürüdilere göre;İnsanda bağımsız bir iradei cüziye vardır ve yaratılmamıştır.

Eşariler’e göre ; iradei cüziye bağımsız değildir;onu ancak Allah yaratmıştır.

2- Matüridiler’e göre insan akılla Allah’ın varlığı fikrine ulaşabilir.Allah’ı bilmek alken vaciptir.

Eşariler’e göre Allah’ı bilmek dinen vaciptir.

3- Hüsün ve Kubuh;

               Matüridiler’e göre;

a-Hüsün (güzel,meşru,iyi)

b-Kubuh (çirkin, gayrı meşru,kötü,)akıl ile bilinebilir.Din alken güzel olan şeyleri emredir;çirkin olanı yasaklar.

Eşariler’e göre ;

a-Hüsün ve kubuh meselesi ancak Allah’ın bildirmesi ile bilinebilir.

4- Matüridiler’e göre iman dil ile ikrar kalp ile tastiktir ; artmaz ve  eksilmez.

5-Kesb(Kazanmak): Matüridiler’e göre ; her şeyin yegane yaratıcısı yüce Allah’tır. İnsanın fiillerini de yaratan Allah’tır.Bu durum;insanların fiillerini serbestçe yapmansa engel değildir.Kesbi insanın kendisi yapmaktadır.

.   Eşariler’e göre  ;fiillerde insanın hiçbir kudreti yoktur.Allah kesbi insanda yaratır ; insanda kesbin mahalli (yeri) olur.                                                                                                   .        6- Ehli Sünnet denildiği zaman ilk akla gelen Eşarilik ve Matüridilik  İslam’ın ana meselelerinde hemen hemen benzer görüşleri savunur.

Bu iki mezhep arasında ki görüş ayrılıkları, ayrıntılara ilişkin konularda  ortaya çıkmıştır.

       

1-Şia

Şia’nın Ortaya Çıkış Nedenleri

a- Hicri birinci asrın sonlarına doğru mehdilik ve vasilik fikirleri ile , Arap olmayan milletlerin aralarında oluşturdukları mezheptir.

b-Bu düşünceler ikinci asırda H.z.Ali’nin soyu ile ilişkilendirilmiş ve Sasani kültüründen bazı unsurlarla da bezenerek Şiilik olarak ortaya çıkmıştır.

 Bu mezhebin üç önemli özelliği :

a-H.z.Ali halifeliğe Kuran ayetleriyle tayin edildiğini,

b-Kıyamete kadar onun soyuna Müslümanların devlet başkanı olma hakki verildiğini,

c-H.z.Ali’nin soyundan gelenler bu imamlar masum olduklarını.(yani hiç günah işlemediklerini.).ileri sürmesidir.

Mehdi:Üstün kuvvetlere sahip kurtarıcı.

    Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi ; Kuran ayetleriyle ve bu doğrultuda Peygamberimizin ; Aliyi ve soyunu devlet başkanı seçmesi .

 

 Şiilere Göre Şiiliğin Tarihi.                                                                                                                                         

H.z.Muhammed sağlığında Ali’yi Kuran’ın emriyle devlet başkanı (imam) tayin

etmiştir.Bu tayin işi Veda Haccından dönerken olmuştur.(Bu yerin adı ; Gadri Hum dur).H.z.

Muhammed Maide suresinin 67ci ayeti emri gereğince H.z.Ali’nin kendinden sonra devlet

başkanı olacağını ilan etme emrini almıştır.Bu emir gereği “Gadri Hum” denen yerde

H.z.Ali’nin Devlet başkanı olacağını ilan etmiştir.Herkesin bu emre uymasını istemiştir.Daha

sonra da Maide suresinin 3cü ayeti vahye dilmiştir.İslam dininin tamamlanması H.z.Ali’nin

Devlet başkanlığının ilanıyla mümkün olmuştur.

Şiaya Göre Şiiliğin Tarihindeki Yanlışlıklar.

Şiiliğin kendini H.z.Muhammed’in yaşadığı devirle ilişkilendirme çabasının bir ürünü

olan iddialar tamamıyla Kuran’ın ruhuna aykırıdır.Çünkü Kuran devlet başkanlığı gibi bir

konuda hiçbir kimseye üstünlük tanımaz.

Halifeliğin Kuranla Tayin Edildiği Fikrinin Yanlışlığı.

1-H.z.Muhammendin vefatını takip eden zamanlarda ;

A- H.z Ali’nin davranışları göz önüne alındığında:

a- Devlet başkanlığının Kuran’ın emriyle ve tayinle Ali’ye ve onun soyuna tahsis edildiği fikrine rastlanmaz.

b-Ali’nin soyundan gelen bu devlet başkanlarının (imamların) masum oldukları fikrine rastlanmaz.

Çünkü ; 1-H.z.Muhammed’in vefatından sonra Medineli Ensar önce kendilerinden    birini Devlet başkanlığı makamına getirmek istemişlerdir.

2-H.z.Alinin Halife olduğu dönemde de,onun devlet başkanlığı makamına Kuran’ın emriyle tayin edildiği fikri yoktur.

            H.z.Ali’nin Devlet Başkanı Olduğu Dönemle İlgili Olarak Dikkatten Kaçırılmayacak En Önemli Bir Özellik Şudur;

a- Bu dönemde Ali’nin devlet başkanlığına Kuran’ın emriyle(nassla) ve Kuran’ın emrine uyarak Peygamberimizin H.z.Ali’yi devlet başkanlığına tayin ettiği fikri yoktur.Yine devlet başkanlığının H.z.Ali’nin soyuna kıyamete kadar verildiği fikri yoktur.Çünkü ; H.z.Ali devlet başkanı olduğu dönemde siyasi birliği sağlayamamıştır

b- Sıffin savaşından sonra ;savaşın sonucunun hakemlere bırakması ve buna H.z.Ali’nin razı olması ; Devlet başkanlığının Kuran’ın ayetleriyle ve Peygamberin ; ayetlerin doğrultusunda devlet başkanını tayin ettiği fikrinin mevcut olmadığını  gösterir.

B-H.z.Ali Şehit Edildikten Sonraki Dönem Göz Önüne Alındığında:                                             .          a-Büyük  oğlu Hasan ,Şam valisi Muaviye ile anlaşma yoluna gitmiştir. Kuran ve peygamberimizin tayini ile ,devlet başkanlığının belirlendiği fikri olsaydı , Hasan böyle bir yola gitmezdi.

b-H.z.Ali’nin küçük  oğlu Hüseyin Küfeliler tarafından Yezide karşı devlet başkanı seçmek istemişler,ancak daha sonra Yezidin yanında yer alarak Hüseyin ve yanındakileri Kerbela Çölünde şehit etmişlerdir.Eğer Hüseyin’in Kuran’ın ayetleriyle (Nassla) ve peygamberimizin tayini ile devlet başkanı olduğuna inanmış olsalardı böyle olaylara karışmazlardı.

Mehdilik ve Vasilik Fikrinin Şia Mezhebinde Gelişmesi

a-Mehdilik ve vasilik fikri Arap olmayan Müslümanlar arasında birinci asrın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır.İkinci asırda yayılmış ve gelişmiştir.Ve Şiilik ; bu fikirlerin sistemli bir hale gelmesi sonucu ikinci asırda ortaya çıkmıştır.

Şiiliğin ilk çekirdeğini oluşturan küçük  fikir topluluklarında Öne Çıkan Fikirler.

1-Mehdilik:Üstün Yeteneklere Sahip Kurtarıcı.

2-Vasilik: H.z.Ali ve onun soyundan olanlara kıyamete kadar devlet başkanlığının  miras olarak verilmesi

3-Nübüvvet.:Sahte peygamberlik.

    4-Uluhiyet :Allah’tan bir parçanın kendi bedeninde olduğunu ileri sürme.

        Konularında çeşitli iddialar öne çıkmıştır.

   Hicri İkinci Asrın Kendine Mahsus Özelliği.

a-Hicri ikinci asırda İslam aleminde sihirbazlık yaygındı ve bu küçük fikir topluluklarının liderleri değişik ölçüler içinde sihirbazlığı biliyorlardı ve yapıyorlardı.

b-Bu fikir topluluklarının çabalarıyla Arap olmayan Müslümanların çoğunlukla yaşadıkları yerlerde Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın etkisiyle Batınilik dediğimiz fikirler ortaya çıkmış ve yayılmıştır.

c-Abbasoğulları devlet yönetimini ele geçirirlerken Ali soyundan gelenleri devlet yönetiminden uzaklaştırmışlardır.

d-Bunun üzerine Ali soyundan gelenler kendilerine destek aramaya başlamışlardır.Bu çekişmenin sonunda devlet başkanlığının Ali’nin soyundan gelenlere verildiği fikri ileri sürülmüş. ve bu görüşe çeşitli yollarla destek aranmıştır.

Şiiliğin İmamet Nazariyesinin Gelişmesi.                                                                             

a-Hicri ikinci asrın sonlarında üçüncü asrın başlarında imamet nazariyesi son şeklini aldı.Yani on ikinci ( 12. ) imam hicri 260 , miladi 873 tarihinde küçük gizlilik dönemine girmesi ile son şekline kavuştu bundan sonra Şiilik denildiğinde önce imamiye mezhebi akla gelir oldu.                                                                                                                                                   .            b-İmamet nazariyesi Şiiliğin temelidir.on iki imam tek tek Allah’ın emri ile belirlenmiş hatasız günahsız masum kimselerdir.İmamların her özü  peygamberin her sözü ile eş değerdir.O da Kuranla eş değerdir.

.                                                       Şia’nın Kolları.

İmamiye Mezhebi ;

İmamiye mezhebine Caferiye mezhebi de denir.Caferiye denmesinin sebebi Cafer

Essadık adındaki bilgine dayanmasıdır.Bu mezhep Kuran ve peygamberin belirlemesi ile imam

olduğuna inanılan insanların sayısının  on iki (12) olduğunu ileri sürer.

Dinin Aslı (Usulüd Din) Bu Mezhebe Göre Beştir;                                                               .                    1-Tevhit (Allah’ın birliğine iman)

.                   2-Nübüvvet (peygamberlere iman).                                                                                       .                    3-İmamet ve takiyye. [Dinin Aslı 12 imamın ; hak , günahsız , Allah’ın emri ve peygamberin belirlemesi ile seçilmiş hatasız kimseler olduğuna inanmaktır .(Hak: kesinlikle var. Takiyye:İmamiye mezhebinden olmayan kişilerin yanında kendilerini gizlemektir )].                                                                                                                           .                    4- Ahretin varlığına inanmak (Meat).

5- Adalet (her konuda adil olmak) dır.

12ci İman Muhammet Mehdi.                 

Muhammed Mehdi hicri 255 ;  miladi 869 tarihinde doğmuştur.l2.imam olan Muhammed Mehdi öldürülme korkusundan küçük gizlilik dönemine girmiştir.Bu imam ile bu imam’a inanan halk arasındaki iletişimi dört aracı kişi sağlamıştır.Bu imam hicri 328 ; miladi 940 tarihinden itibaren büyük gizlilik dönemine girmiştir.l2ci imam hala sağdır günü geldiği zaman tekrar dönecek yeryüzünü adalet ile dolduracaktır.

İmamiyye Mezhebinin ve Ehli Sünnet Mezhebine Benzeyen Yönleri;

Temel ibadetler konusunda ehli sünnet ile aynı görüşleri paylaşırlar.Ayrıntılarda farklı

görüşlere sahiptirler.Namaz 5 vakittir. Ramazan ayında 30 gün oruç tutarlar.Hac ve zekat

farzdır.Bu günkü İran’ın resmi mezhebidir.

     Zeydiye Mezhebi .

İmamiyye mezhebinin 4cü imamı olan Ali Zeynel Abidin’in  Oğlu Zeydi imam olarak

kabul ederler.Hicri 2ci asrın sonlarına doğru mezhep olarak ortaya çıkmıştır.Ehli sünnete en

yakın Şii mezhebidir.Yemen’in resmi mezhebidir.

Zeydiligin Önemli Görüşleri;

A-Zeydiye’yi Şia’dan ve diğer mezheplerden ayıran konu imamet meselesidir.

a-Peygamber hiçbir kimseyi imam tayin etmemiştir.

b-İmam vasıfları ile belli olur:                 .  İmamın Vasıfları Şunları ;

1-Haşim oğullarından olacak 2-Takva sahibi olacak 3-Alim ve cesur olacak 4-Kendi
imamlığını ilan ederek ayaklanacak 5-Ayaklanarak ortaya çıkmayan bir kimsenin imamlığı kabul edilmez 6- İmam gizli olmaz 7-İmamların hatasız ve günahsız oldukları söylenemez.(Bu görüşlerinden dolayı Şii kaynakları Zeydiye’yi Şia’nın kolları arasında saymazlar)
B-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemliktir.                             .    C-İyiliği emretme kötülüğü yasaklamanın sonucu ne olursa olsun her zaman uygulanacaktır.

İsmailiye Mezhebi.

Cafer es Sadık’ın büyük oğlu İsmail’in adına izafeten ortaya çıkmış bir

Mezheptir . Kuruluşunun ilk devirleri hakkında hiçbir bilgi yoktur.Batini fikirleri

savunur. Fatımi devletini İsmaililer kurmuştur.(Batini:Gizli,bilinmeyen)

Fatımiler Devrinde İsmaililik.

Fatımiler devrinde İsmaililik iki kola ayrılmıştır.

1-Alamut Kolu; Alamut Kalesini ele

geçiren Hasan Sabbah zamanında çok güçlenmiştir.Hasan Sabah’ın adamlarından bir kısmı

Hindistan’a gitmişler ve H.z. Ali’nin  “Allah” olduğunu ileri sürmüşlerdir.

2-Nizari Kolu; Yunan felsefesinde eski Ortadoğu dinlerinden ve bazı İslimi esasların kanışımı ile ortaya çıkmıştır..Batini düşünceler ağırlıktadır.

a- Nizamilerin din anlayışının temelini H.z Ali’nin velayeti fikri oluşturur.İman bu velayete inanmak ile mümkündür.

b-Allah’ı tanımak ; zamanın imamını bilmek demektir.

c-İmamı tanımayan kimseye her şey haramdır.İmamı tanıyan kimseye her şey helal dir.

d-Zekat imama yardımdır.

e-Taharet ;Batıniliği kabul etmeyenlerden uzak olmaktır.

f-Namaz imamın bileğisine ve gerçek dine ulaşmaktır.

g-Gusül (büyük  temizlik) ahdi yenilemektir.

h-İmamların esas vazifesi; peygamberlere gelen ayetlerin Batini yorumunu yapmaktır.

Nusayri Mezhebi.

Kurucusuna izafeten bu ad verilmiştir.ilk kuruluş dönemine ait fazla bilgi

yoktur.Suriye’de gizlilik içerisinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.Fransızlar tarafından

Suriye’nin devlet kademesi bunların eline verilmiştir.Halen Suriye’yi yönetmektedirler

Nusayriliğin Özellikleri;

H.z.Ali’nin ilahlaştırılmasıdır.Kutsal kitapları vardır.Kuran’ı kabul

etmezler. Bunlara göre H.z. Ali’den başka Allah yoktur. Namaz; “Ali,

Muhammed ve selamı yüceltiriz” şeklinde duadır.Zekat;dini öğrenmek ve öğretmektir.

Dürzilik Mezhebi.

Fatımi halifelerinin bir veziri tarafından kurulmuştur.Suriye’deki Cebel-i Dürüz Dağı

eteklerinde yaşadıkları için bu adı almışlardır.

Bu mezhep toplumu akıllılar  ve cahiller diye ikiye ayrılır.Akıllılar din işlerini bilen kimselerdir.Cahiller ise toplumun geri kalan kısmıdır. Akıllıların verdikleri bilgileri öğrenmekle yetinirler.Bunlara göre Allah yedi imam’ın bedenine girmiş, (hulul) etmiştir.En sonrada bu mezhebin

 

       Havariç     

          Hariciliği Ortaya Çıkış Nedenleri.

a-Sıffin savaşından sonra ortaya çıkan hakem olayı (tahkim) ile ortaya çıkmıştır.Bu düşünce önceleri hakem olayına karşı çıkmış.Daha sonra bu siyasi hareket İtikadi bir boyut kazanmıştır.

b-Haricilerin ortaya çıkmasının sebeplerinden biri de bedevilerin yerleşik hayata geçmek de çektikleri güçlükler.

c- H.z Osman devrinde ortaya çıkan otorite boşluğunu ; Kureyş kabilesinin merkezi otoritesine baş kaldırarak ; Kuran’a dayalı bir toplum oluşturmak gibi çabalardır .

.          Hariciliğin Görüşleri.

.      a-İslam’ın en ideal uygulandığı dönem H.z. Ömer ve Ebu Bekir dönemidir.Hazreti Osman ilk 6 yıldan sonra H.z.Ali de hakem tayinini kabul ettiği için küfre düşmüştür.

b-Halife olmak için Kureyşli olma şartı yoktur.Herkes alim ve cesur olursa devlet başkanı olabilir.

c-İman ve amel bir bütündür.Büyük günah işleyen dinden çıkar.

d-Haricilerin en önemli görüşleri hilafet anlayışları ve Kuranla ilgili düşünceleridir .

e-Kendilerinden başka hiçbir kimseyi Müslüman kabul etmezler.Karizmatik bir

toplum anlayışına yönelmişlerdir.Bu düşünceleri tarih sahnesinden silinmelerine neden

olmuştur.

Belli başlı harici kolları

        Ezarika , Necedat , İbadiye , Sufriyye , Acaride’dir.                                                                          

Haricilerin siyasi ve İtikadi görüşleri hicri 64 yıllarına doğru belirginleşmiştir.Aynı zamanda da kendi aralarında görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir.       

Ezarika Fırkası;                      

Ezarika fırkasının görüşleri

a- Kendilerinin dışındaki herkes müşriktir.

b-Harici olmayanların kadın ve çocuklarını bile öldürmek mümkündür.

c-Haricilerin oturduklan yerler Islam ülkesidir.

Hariciliğin İbadiye kolu sadece Kuzey Afrika’da yaşar.Haricilerden olduklarını kabul etmek istemezler.

İbadiyye Fırkası;

İbadiyye fırkasının görüşleri

a-İman ve İslam bir bütündür ;Amel imanın bir parçasıdır.

b-Büyük günah işleyen kimse müşrik değil tevhit ehlidir ; Nimet küfrü içindedir.Ölmeden tövbe ederse ebediyen cehennemde kalmaktan kurtulur.

c-İbadi olmayan Müslümanlar nimet küfrü içindedirler.

d-Allah ahrette görülmeyecektir.

e-Peygamberlere iman,meleklere iman gibi konularda ibadiler ehli sünnet anlayışına yakındır.

f-Devlet başkanlığı meselesinde Kureyş, kabilesinden olma şartını kesinlikle reddederler.

Hariciliğin sonu

a-Haricilik , İbadiye kolu dışında tarih sahnesinden silinmiş, görünüyor olmasına rağmen bu görüşler Müslümanlar arasında zaman zaman ortaya çıkmaktadır.

b- Haricilerin en tipik özellikleri koyu bir taassup içinde olmalarıdır.Hariciler ısrar ile Kuran’a sarıldıklarını söylemelerine rağmen Kuran’ı anlamada ve ondan yararlanmada fazla ileri gidememişlerdir.

c-Kuran’a bağlılıkları şeklidir.

f-Herkesin İslam’ı anlama iyi Müslüman olma hakkının var olduğunu kabul etmezler.

g-Haricilerin kendilerinden başka kişileri Müslüman görmeme anlayışları zaman zaman Müslümanlar arasında ortaya çıkmaktadır.

   Mürcie                                                                                                                                                                         

Sözlükte Mürcie; Arapça sonraya bırakma,geciktirme,ümit verme gibi anlamlara gelir.

       Dini Terim Olarak Mürcie:Büyük günah işleyen bir kimsenin dinden çıkmayacağını, onun durumunu Allah a bırakmanın doğru olacağını ileri süren kimselerin oluşturduğu topluluğa denir.

Mürcie Mezhebi Ne Zaman Ortaya Çıktı.

.        Bu terim Hicri 60 ; Miladi 680’li yılların başında :

a- H.z. Osman’ın şehit edilmesi ,

b-H.z.Ali dahil olmak üzere Cemel ve Sıffin savaşına katılan herkes için görüş belirtmeyenleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Mürcie Mezhebi Taraftarlarının Özellikleri.

a-Mürcie Mezhebi ; siyasi , dini ekonomik ve sosyo- politik yapının etkisi sonunda ortaya çıkmıştır.

b-Mürcie Mezhep taraftarları ,O devirdeki her türlü şiddeti ve siyasi çekişmeyi bir kenara bırakıp İslam toplumunun birliğini savunmuşlardır.

               Mürcie Mezhebini Kimler Kurmuştur.

1-Mürcie’nin görüşlerinin temelini ; Hicri 60 ve 75 yılları arasında , Medine ve Mekke’de H.z. Ömer ve daha birçok sahabe ortaya atmış ve gelişmiştir.

 

.

          Mürcienin Görüşleri.

1-Tekfir:Hiçbir Müslüman’ı kafirlikle suçlamazlar.Bu görüşü savunmaya İrca ; savunanlara ise Mürcie denir.

2-İman:Bilgi ve tasdikten ibarettir.İmanın açıkça söylenmesi gerekir.

3-İmanda artma eksilme:İman artmaz eksilmez.İşlenen günahlar imana zarar vermez.

4-Büyük günah:Büyük günah işleyen kimse imandan çıkmaz.Gerçek bir Müslüman’dır.İşlediği günahtan dolayı Fasıktır.Ahretteki durumunu Allah bilir.

5-Amel İman İlişkisi: Ameller imanın bir parçası değildir.Ameller imanın dışında birer farzdır.

İmanda İstisna:İmanda şart ve şüphe olmaz.Müslüman imanını kesin olarak söylemelidir.

7-İman ;Tasdiktir.İkrardır.Veya Her İkisidir :İmanın gerçekleşmesi ; kalbin tasdiki ile olur.Dilin ikrarı ile olur. Veya her ikisi ile olur.

Müslüman Sıfatı Nasıl  Kazanılır :İslam’ı benimseyen bir kimse ; Allah’ın birliğini ve H.z.Muhammed’in peygamberliğini gönülden benimsediğini dil ile söylemesi ile kazanılır.

8-İmanda Artma Eksilme : Ameller imanın bir parçası olmadığı için iyi amelleri yapmakla iman artmaz.Terk etmekle veya günah işlemekle da azalmaz. Sadece günahkar olur  ve cezasını çeker.Ancak hafife alarak günah işlerde imanını kaybeder.Kafir olur.

         9-İman İslam İlişkisi : Bütün Müslümanlar mümin,bütün müminler Müslüman’dır.

10-Vaad ve Vaid :

Vaad:Bir konuda söz veren kimse.

               Vaid:Bir konuda hakkında söz verilen kimse.

               a-Allah bazı ayetlerinde iyilik yapanları ödüllendireceğini Vaad etmiştir.Allah sözünden dönmez .İyiliğe karşı mükafat vereceğini Vaad etmişse; mükafatını verir .                                                                                                                                                      .              b- Allah bazı ayetlerinde de kötülük yapanları cezalandıracağını Vaad etmiştir . Böyle insanların ebedi cehennemlik olduklarını belirtmiştir.Allah ebedi olarak cehenneme koymakla tehdit etmişse ; bu tehdidinden ;Rahmeti ve acıması dolayısı ile vazgeçerek geçerek kulunu affedebilir.

Mürcie’nin Ortaya Çıktığı Şehirler :

Mekke,Medine,Kufe,Basra,Bağdat,Şam,Kahir gibi bir çok Arap halkın çoğunlukta olduğu şehirlerde benimsenmiştir.Ancak en çok Horasan ve Marevü Nehir bölgelerinde Arap olmayan Müslüman halk arasında yayılmıştır.

           Mürcie’nin Fikir Sahasındaki Başarısı:                                                                                        .          a-Kardeşlik ,eşitlik,beraberlik,barış ve adalet anlayışı üzerine kurulu bir iman nazariyesi geliştirmiştir.

b-Hür düşünceyi geliştirmiş tekfiri büyük ölçüde önlemiştir

c-Problemlerin çözümünde iman amel ayrımı yapılmasının çok doğru olduğunu ispatlamıştır.

          d-Ehli Sünnet düşüncesinin doğup gelişmesine temel olmuştur.

Mutezile                                                                                                                                                                             

Mutezile Mezhebinin Tarihi:

          a-Mutezile ismi ilk defa H.z.Ali döneminde ki karışıklıkta hiçbir guruba katılmayanlar için kullanılmıştır.Bir mezhep görüşünü ifade etmemektedir.                                                                                                                  .       b-Mutezile ismiyle bir mezhebin ortaya çıkması büyük din alimi Hasanı Basri’nin okuttuğu öğrenci gurubu arasında bir takım görüş ayrılıkları  sonucu talebesi Vasıl İbni Ata’nın hocasının yanından ayrılması ile olmuştur.Ayrılanlar anlamına gelir.

 

Mutezile Mezhebinin Doğuşu:

1- Büyük Günah Tartışmaları: İslam devletindeki iç karışıklık ve savaşlara katılanların ne kafir, ne Müslüman olmayıp ; iki yer arasında bir yerde oldukları fikrini Vasıl İbni Ata savunması .

2- Emeviler iktidarlarını sağlamlaştırmak içini , muhalefetin direnencini kırmak  çabası ile her şeyin Allah’ın iradesi sonucu ortaya çıktığını savunuyorlardı.İnsanlara içinde bulundukları durum kayıtsız şartsız kabul ettirmek istemesi.

3- Arap olmayan Müslümanlara karşı olumsuz tutumları insanların iradesi ile olmadığını Arap olmayanlara kabul ettirmek istiyorlardı.Bunlara karsı olan Müslümanlar Mutezile adı altında bir araya gelmesi                                                                                     .         .         4-Fetihler ile İslam dünyasının genişlemesi.                                                                                .         5-İslam Dinini çeşitli düşünlere , dinlere , fikri akımlara karşı savunma hareketi. İslam Dininin ; ibadet esaslarını akla uygun şekilde açıklanması ve İslam’a aykırı fikirlerin reddedilmesi .

Mutezile Mezhebi Görüşlerini Halka Nasıl Benimsetmeye Çalıştı.                                                                                                                                     Mutezile bazı görüşlerini insanlara Devletin desteği ile kabul ettirme yolunu seçmiştir.Bunun sonucu olarak da Mutezileye karşı halk arasında hoşnutsuzluk ortaya çıkmıştır.

Mutezile Mezhebinin Fikir Tarihi :

Abbasiler döneminde tercüme faaliyetleri ile fikri olgunluğa ulaşmıştır.Abbasi Halifesi Memun zamanında devletin resmi mezhebi olmuştur.Herkese Kuran’ın mahluk olduğu fikri zorla kabul ettirilmeye çalışılmıştır..Hicri 3. asırda Bağdat  ve Basra kolu olarak iki kola ayrılmıştır.Büyük alimler yetiştirmiştir.Mutezile mezhebi Basra da doğmuş.Hükümet merkezinin Bağdat’a taşınması ile Badatta faaliyet göstermiş daha sonra baş şehrin Samerra’ ya taşınması ile burada faaliyet göstermiştir.

 

Mutezile Mezhebinin En Parlak Olduğu Dönemler:

a-Mutezile mezhebi Memun, Vasık ve Mütevekkil’in Abbasi halifesi oldukları dönem en parlak oldukları donemdir.                                                                                                                .        b- Mutezilenin yayılması hicri 4.yüzyıldan itibaren bir çok Şii’nin Mutezile’nin akli metodundan etkilenmesi ile olmuştur.                                                                                                   .        c-Mutezile Büveyh Oğullarının kurduğu devlet sayesinde Irakta , Horasanda  ve Maverevünehirde yayılmış bir çok din alimi Mutezile mezhebine girmiştir.

 

Mutezile Mezhebinin Temel Görüşleri:

 1-Tevhit(Allah’ın Brliği) :Allah’ın sıfatları Zatının aynıdır , Allah zatı ile bilir,görür,işitir.Bu ilke Allah’ı sıfatlarından arındırmayı ve bunları Allah’ın zatı ile özdeşleştirmeyi ön görür.

2-Adalet (İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olması ) :

    a-İnsanlar hür ve sorumlu bir varlıktır. İnsan kendi fiillerinin yaratıcısıdır.İnsanın fiillerinin yaratıcısı Allah değildir.

   b-İnsan tam olarak irade ve hareket hürriyetine sahiptir.İnsan’ın özğür iradesi vardır.Allah insanın iradesine müdahale etmez.

   c-Allah insanın fiillerinin yaratıcısı olsaydı.Allah’ın istemediği fiilleri yapan insanların cezalandırması anlamsız olurdu.

3-El Menziletül Beynel Menzileteyn :(İki durak arasında ortada kalmakBüyük günah işleyen kimsenin durumu.):

  a- Büyük  günah işleyen kimse ne kafir nede Müslüman’dır.Bu iki yerin ortasında bir yerdir.

  b-Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ahrette kafir muamelesi görür.Dünyada ise Müslümanlar arasında her Müslüman’ın yararlandığı haklardan yararlanır.

4-El vaad vel vaid (Yaptığın Her Şeyin Karşılığını Ahrette Görmek) : İnsan dünyadaki davranışlarının karşılığını ahrette görür.Allah’ın adaleti dünyada iyi iş yapanları mükafatlandırır kötü iş yapanları ise ahrette cezalandırmayı gerektirir.

5-El Emri Bilmagruf . Vennehyi Anilmünker (İyiliği Emretmek .Kötülügü Yasaklamak):Alın ve dinin iyi dediklerini emretmek .Kötü gördüklerini yasaklamak gerekir.

 6-Allah Ahrette Görülmeyecektir.

 7-Bir şeyin iyi veya kötü olduğunu akıl bilir.

         8-Kuran yaratılmıştır (mahluktur)

Kaina (Evren) ve Bilgi    

       Allah-Alem İlişkisi 

             Kelam Bilimine Göre Alem ve Mevcut.

             Kelamcılara göre alem:Allah’ın dışındaki her şeydir.İnsan alemde sonsuz eşya ile kuşatılmış olarak yaşar.

Kelamcılara göre  Mevcut:Etrafımızda bulunan  varlıklardan her birine denir.

            Kelam Bilimine Göre Varlığın Açıklaması

Kelam bilimi var olanın nasıl var olduğunu açıklamaya çalışır. Alemdeki nesneler sürekli ve zorunlu olarak var olan nesneler değildir.Çünkü  alemde sürekli yokken var olan,varken yok olan nesneler vardır. Zorunlu olarak var olan nesneler olsaydılar yok olmazlardı

Örnek:Bir takım nesnelerin sürekli olarak değiştiğini gözleriz.Her şey gelip geçmektedir. Geçmişte burada olan ,şu anda ortada yoktur.Şimdi orada ise gelecekte orada olamayacaktır.

&

 Alemin , Allah’a Olan İhtiyacı

1- Alemi oluşturan bütün varlıkların mümkündür.Mümkün olan varlıklardan oluşan şu alem de mümkündür. Her mümkün olan kendisine hayat veren bir sebebe ihtiyaç duyar. Buna göre şu alemde ki ;  her şeyin  var oluşunun bir sebebi olması gerekir.

2- İşte bu alemde bütün değişme ve gelişmelerin sebebi, Allah’tır.

3-.Öyleyse Allah alemin mutlak sahibi ve onun devamını sağlayandır.

4- Allah , ilim ve hikmet sahibi , değişmeyen ,başka şeye ihtiyaç duymayan tek güçtür.

    Kuran Işığında Alemin Değerlendirilmesi.

1-Kelamcılar Kuranın ışığında aleme bakarak ,alemdeki bu sonsuz düzeni açıklamaya çalışırlar.Kuran açısından alemde var olan her şey Allah’a işaret eder. Allah’ın sonsuz kudretini gösterir, insanları düşünmeye çağırır.Kaina, Kuran ayetleri gibi insanları doğruya ve iyiye çağıran birer “ayettir”.

    İnsan Allah’a Nasıl  Şükür Eder.

a-Zekat vererek .

b-Alemdeki varlıklar üzerinde düşünerek .

      Kelam Bilimi  ve Madde.  

Kelam bilimi maddeyle ;onun yaratılmış olması ve sonlu olması ile ilgilenir.

Kelamcılar için önemli olan maddenin Allah tarafından yaratılmasıdır.Kelamcılar fizik biliminde olduğu gibi maddenin en küçük birimi ile ilgilenmezler.

Cevher: Çevremizdeki var olan maddeler bir süre sonra çürür. Ancak , bu maddelerden geriye yok olmayan bir kısım kalır.Bu yok olmayan kısım çürüyen maddenin özüdür.Cisimlerin bu , en küçük maddesine “cevher” denir.

       Araz: Cisimlerin sürekli değişen özelliklerine de  “araz” denir.

   Hayat

Alemi oluşturan varlıklar canlılar ve cansızlar olarak ikiye ayrılır.Canlı varlıklar ile cansız varlıkla arasındaki en önemli ayırıcı özellik  “hayat”tır.

       Kelam Bilimine Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Kelamcılara göre ; tabiatta   ve insandaki canlılık ve hayatın kaynağı Allah’tır.

Kelam bilimine; göre canlılığın kaynağı maddeden ayrıdır. Hayat ;  ruh ve nefes kavramlarıyla açıklanır.Buna rağmen beden ve ruhun birbirinden kopuk değildir. İnsan varlığı bir bütündür.Onun zihini, bedeni  ve duygularla ilişkili eylemleri arasında bir bütünlük vardır.

Canlı kendi varlığını ,varlık şartı olan maddeye dayandırma mecburiyetindedir.Onsuz kendi başına var olmaz.Bu nedenle yaşlanır, hastalanır ve ölür.

        Maddeci Görüşe Göre Canlılık ve Hayatın Kaynağı.

Maddeci görüş ;canlılık ve hayatı maddenin temel bir özeliği olarak kabul eder.Madde ve hayatın birbirinden ayrılmayacağını ,hayatın ayrı bir ilke olmayıp maddeden türediğini savunur.

İnsan

  İnsanın Sorumluluğunun Temeli

a-İnsan en önemli özelliği, düşünen ve irade sahibi bir varlık oluşudur. Bu özelliği onun sorunluluğunun temelini oluşturur. Bu sorumluluk yeryüzünde ahlaka dayalı bir sosyal düzen kurmasıdır. Kuran bu görevi “emanet” olarak açıklar.

B-İnsan işlediği her suçtan dolayı hem bu dünyada hem ahirette ceza çeker.Yaptığı her iyi işten dolayı da hem bu dünyada hem ahirette mükafat görür.Çünkü düşünen ve irade sahibi bir varlıktır.

 

Matüridi Kelamcılarına Göre İnsan.

Matüridi kelamcıları insanın şuurlu olarak  doğru veya yanlış yolu seçtiğini ve Allah’ın da insanı bu seçimine uygun olarak ona ceza ve mükafat verdiğini söylerler.

Kuran insanın bir şeye yönelmesiyle Allah’ın o insanı başarıya ulaştıracağını  bildirmektedir.(Leyl Suresi:Ayet:5-10)

İnsan içinde bulunduğu sosyal şartlar gereği kötülükler yapabilir .Bu durumda da insanın pişmanlık duyarak tövbe etmesi gerekir.

&

Bazı Kelamcılara Göre İnsanın İradesi.

Bazı kelamcılar insanların yaptığı eylemlerde irade sahibi olmadığını söylerler.   Matürüdi ve Mutezile kelamcılarına  göre insanlar yaptığı eylemlerde irade sahibidir ve sorumludur

İlahi Vahyin Amacı.

      İnsan ile Allah arasındaki iletişimi sağlıklı ve doğru bir şekilde kurması için yardımcı olmaktır.Bu nedenle Kuran bir “ hidayet rehberi,bir açıklama ve doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü  ,yani ”Furkan” olarak nitelenmiştir.

 

Bilginin Tanımı

Bilginin genel tanımı:Bilen özne ile nesne arsındaki ilişkidir.

Kelam Alimlerine göre bilgi:Bir şeyi olduğu hal üzere bilmektir.

 Şey Nedir?

Şey kavramı bazen ;   “Var olan şey demektir.Bazen dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesnelerdir.”. Yani “şey” kavramı bilgimize konu olan her türlü nesneyi ifade etmektedir.

Matüridi ve Eşari Kelamcılarına Göre Bilginin Konusu :Bilginin konusu olan “var olan” ve “var olmayan” her şeydir.

     Malum:Var olan şey (somut )demektir.

Mezkur:Dış dünyada görmediğimiz, “soyut nesne” dir.

Akide:İnanç demektir.

             Şuur=Bir şeyi bilerek yapma hali demektir.

Kesin  Bilgi ; Akıllı insanın ,şuurlu olarak , bir olaya yönelmesiyle elde ettiği  bilgidir.

            

              Vehim=Hayal :Olmayan şeyleri  varmış gibi düşünüp ona inanmak.

Kelamcılara Göre Bilgi ;İnsan dış dünya hakkındaki bilgileri kesindir.Eğer dış dünya hakkındaki bilgilerimiz kesin olmazsa ,Allah’ın varlığı hakkında konuşamayız.Bu nedenle kelamcılara göre insan duyuları aracılığı ile dış dünyayı bilebilir.

Bilginin Kaynakları   

a-Duyu Organlarımız:Beş duyumuz bizim bilgi edinme vasıtamızdır.Beş duyumuz bilgi edinme vasıtası olması sağlam olmalarına bağlıdır.

         b-Akıl:Akıl ;duyu organlarımızdan gelen bilgileri düzenleyerek kullanır.

Aklın yaratılış özelliği ;

                   1-Doğruyu yanlıştan ,iyiyi kötüden ayırabilme gücünde olmasıdır.

2- Akıl yürütme özelliğinde olmasıdır.

Akıl yürütme ; var olan bilgileri kullanarak yeni gerçeklere ulaşmak demektir.

c-Doğru Haber:Olaylara uygun haberlere doğru haber adı verilir.İkiye ayrılır:

1-Mütevatir haber:Yanlış üzerinde birleşmeleri mümkün olmayacak sayıda bir topluluk tarafından bildirilen haberdir.

              2-Peygamber Haberi: Peygamber olduğu kesin olarak bilinen kimselerden gelen haberdir.

 Değer Kavramı

Ahlaki Değerler Genel Olarak Üç Ana Bölüme Ayrılır.

 a-Estetik değerler:Güzel ,çirkin.

           b-Ahlaki değerler:İyi kötü.

c-Mantıki değerler:doğru yanlıştır.

   Ahlakı Değerlerin Özellikleri.

Ahlaki Değerler bize kendilerini çeşitli ölçülerde kabul ettirmeleri bakımından ,herkes tarafından kabul edilme özelliğine sahiptirler. Bu değerlere sahip olmak; ahlaklı olmayı ve ahlaklı yaşamayı gerektirir.

    Ahlakı Değerler ve İnsanlık.

Ahlaki değerleri biz zorla değil , insan olmanın bir gereği olarak kabul ederiz.Ahlaklı olmak insan olmanın bir sonucudur.

Günlük hayatımızda karşılaştığımız ;  “Hırsızlık yapmamak”, “yalan söylememe” gibi hareketler  varlığına boyun eğdiğimiz birtakım ahlaki değerlerdir.

              Mutezile ile Matüridiler’e Göre  Ahlaki Değerlerin Gücü.

a-Ahlaki değerler zorlama olmaksızın bizi kendilerine boyun eğdirir .Çünkü ahlaki değerlerin bizden bağımsız bir varlığı ve gücü vardır.

Örnek:.Dindar olmasa dahi birçok insanın bu nedenle ahlaki değerlere göre davranır.

b-.İnsanın ahlaki değerlere göre davranma yeteneği de vardır.Bu yetenek ahlaklı bir hayat yaşaması  imkanın bulunduğunu gösterir.İnsan bu dünyada insan olarak yaşamak istiyorsa ahlaki değerlere göre yaşamalıdır.

Ahlaki değerleri nasıl biliriz konusunda kelamcıların görüşleri :                             .         a-Mutezile’ye göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

.        b- Matüridiler’e göre ; ahlaki değerleri insan  aklıyla bulabilir. Bu nedenle de yaptığı her hareketten sorumludur.

c-Eşariler; ahlaki değerler , yalnız vahiy ile bilinir .Bu nedenle de vahiy ile muhatap olmayan insanlar yaptıkları hareketlerden sorumlu değildir .

İman

İman kelimesinin sözlük anlamı:Bir şeyin veya bir kimsenin söylediği şeyin doğru olduğunu kabul etmek, emin olmak,güven duymaktır.

      

İman kelimesinin terim anlamı: H.z.Muhammet aracılığıyla Allah’ın ilettiği ilahi mesajı kalp ile tasdik dil ile ikrardır.

           

 Tasdik         

Tasdik kelimesinin sözlük anlamı:Bir şey hakkında hüküm vermek ,doğruluğunu kabul etmek ve onaylamaktır.

           Gerçek Tasdik: Dil ile ikrar edilen şeylerin kalple onaylanmasıdır

            Kalp ile tasdik:Kalp ile verilen hükmün akla uygun bilgiye dayalı olmasıdır.

Ebu Hanife ve Matüridi kelamcılarına göre  “kalp ile tasdik”: Akla uygun bilgiye dayanan , teslimiyet  ifade eden tasdiktir.

           İman Niçin Kişiye Özeldir:Bir insan neye niçin inanacağına kendisi karar verir.Bu bakımdan iman kişiye özeldir. Bir kimsenin kalbi herhangi bir şeye ısınmasa iman etmez.İman ettim dese bile ,imanı kalben olmadığı için bir anlam ifade etmez.

Teslimiyet:Direnmeden , inatlaşmadan , büyüklenmeden , boyun eğmek ,güven ve samimiyet demektir.

İkrar:

  İkrar:Kalp ile verilen hükmün  dil ile söylenmesi demektir.

Görünüşte ikrar:

a-Dil ile söylenen şeyleri kalp onaylamıyorsa,

b-Kalpte olan şeyleri dil açığa vurmuyorsa bu ikrarın bir hükmü yoktur.Sadece görünüşte bir ikrardır.

Bir şeyi “kalbi ile tasdik edip dili ile İkrar etmek”:Onu hem zihinde ,hem de gerçekte kabul etmek demektir.

İmanda Arma Eksilme

 Toplum Açısından İmanın Önemi:

a-İman dinin temelidir.Durumları ne olursa olsun bütün iman edenler, inanmış olmak bakımından  eşittir.Çünkü hepsi Allah’a inandıklarını dille ifade etmekle,aynı hüküm ve tasdikte birleşmiş olurlar.Bu tasdik bütün müminleri birleştiren bir bağdır.

b-İmanı amelin bir parçası saymak tehlikelidir.Bu tehlike bazı ibadetleri yerine getirmeyen kimselerin kafir sayılmasıdır.Buna hiçbir kimsenin hakkı yoktur..Kelamcılar Kuran Ayetlerinin ışığında ;amellerin imanın bir parçası olmadığını söylemişlerdir.Çünkü her iki kavram , iki farklı şeydir.Bu nedenle; Maürüdi ve Eşari kelamcıları amelleri ,imanın bir parçası saymamıştır. İmanda Artma ve Eksilme Kabul Etmezler.  

  Mukallidin İmanı

Mukallit:Araştırmaksızın,düşünmeksizin,bir şeyi kabul eden,birini taklit eden kimse demektir.

İlk Dönem Kelamcılarına Göre Mukallidin İmanı

a-      Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Eşariler ve Mutezililer geçerli saymamışlardır.

b- Aklını kullanmaksızın,düşünmeksizin atalarından,anasından,babasından duyduğu için inanan bir kimsenin imanını ; Matüridi kelamcılarının çoğu  geçerli saymamışlardır.

Matüridi ve Eşari’ye Göre Taklitin Hükmü.

a-İmam Matüridi taklit ile hiçbir şeyin ispatlanamayacağını ve hiçbir şeyin yanlışlığının söylenemeyeceğini söyler.

b-İmam Eşari araştırma ,inceleme yapmayı hoş görmeyen kimseleri eleştirir.Onlar için: “Bir gurup insanın ,din hakkında araştırma ve inceleme yapmak ağırlarına geldi. Bunun için ,bilgisizliği kendilerine sermaye yaparak ,taklit ve basitliğe yöneldiler.Dinin temel ilkelerini araştıranları ayıpladılar, ve onları sapıklıkla nitelendirdiler..” der.

İlk Dönem  Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a- Bilgi imanın ilk şartıdır.Bir kişi neye niçin inandığını bilmek zorundadır.

b-Akıl sağlığı yerinde olan her kişinin ilk sorumluluğu ; aklını kullanarak Allah’ın var olduğu bilgisine ulaşmaktır . Bu iki şey yerine getirildikten sonra gerçek anlamda bir iman olur .

Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman ve Dereceleri.

A-Müslüman Topluluklarının Eğitim Seviyesi ve İman.

1-Müslüman toplumundaki okuma yazma oranının azlığı.Sonraki kelamcıları mukallidin imanı konusunda daha ılımlı bir yol izlemek zorunda bırakmıştır.

2-Çünkü  Mümin olduğunu söyleyen bir kimseye “Hayır sen mümin değilsin” demek doğru değildir.Son dönem kelamcıları bu konuda :

B- Daha Sonraki  Dönem Kelamcılara Göre Araştırarak İman

a-İnandığını dille ifade eden bir kimsenin imanını  geçerlidir.(Buna İcmali İman denir.)

b- Akli inceleme  ve araştırmaya dayanmayan bir iman sağlıklı değildir. İmanın bilginin üzerinde olması gerekir .(Buna Tafsili İman denir).

c-Aklını kullanmamak günahtır.Aklını kullanmayanlar ; Allah karşısında sorumludur.

İman Amel İlişkisi. 

.          a- İmanla amel arasında bir ilişki de vardır. Bilgiye dayalı iman ; insanı doğruya ve iyiye yöneltir.Hayata güzel ameller olarak yansır.Hayata imanın yansıması; onun vicdanlarda hapsedilmekten kurtarır.Ameli değerden yoksun bir kavram olmaktan çıkarır.

b-İman etmiş oldukları  halde tembellikten,birtakım arzularından, sosyal şartlardan dolayı ibadet ve amellerinde eksiklik olanlar,dinden çıkmazlar.Günahkar olurlar.Unutmamak gerekir ki Allah’ın somsuz rahmeti ve bağışlaması her zaman kullarına açıktır.

c-Ünlü Türk kelamcısı Nesefi’ye Göre: “İman amellerin şartıdır,ancak ameller imanın şartı değildir.”.

d-Ebu Hanife’ye Göre: “Müminler imanlarından dolayı namaz kılarlar,hacca giderler, zekat veririler ; yoksa namaz kıldıkları ,hacca gittikleri için iman etmezler.” .

       Taklit ve inkar Açısından İnsanlar.

Mümin

Mümin:Bir insan İslam dinini getirdiği iman esaslarına şüphesiz bir biçimde inanırsa bu kişiye mümin denir.Kişinin bir şeye inanmazı onun hür iradesi ile belirlenir.                                         .     Mükellef:İslam’ı kabul eden kimse mükellef sayılır.İslam’ın istediği gibi insan olmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çalışır.

Mümin olmaktan çıkmak:İslam’ın iman esaslarından birini inkar eden kimse Mümin olmaktan çıkar.

H.z.Muhammed’e Göre Mümin ve Müslüman : “ Mümin bütün insanların kendisinden emin olduğu, Müslüman   ise bütün Müslümanların dilinden ve elinden güvende olduğu kimsedir.”demiştir.

Müminin Sorumluluğu:Mümin olmak ve bunu diliyle ifade etmek yalnızca Allah’a karşı insana sorumluluk yüklemez.Toplumsal sorumluluk da yükler.Müminden; inanan  ve inanmayan insanlara  zarar gelmemesi gerekmektedir.

Münafık.

Münafık:Bir kimse diliyle söylediğine kalbiyle inanmıyorsa bu kimseye münafık denir.

          Münafık:Münafık görünüşte Müslüman ,gerçekte ise İslam dinine inanmayan kimse demektir.

Münafıklar çıkarları nedeniyle Müslüman gözükebilirler.Bunun için bizler onar Müslüman gibi davranmalıyız.Çünkü onların kalplerinde ne olduğunu bilemeyiz.Münafıklar bulundukları durum gereği kendilerini gizlerler.Yaptıkları her şey gösteriş içindir.                                                             .    Allah kuranda şöyle buyurmaktadır: “Sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Oysa sizden değiller,fakat korkak bir toplulukturlar.(Tevbe suresi.Ayet:56.).                               .    Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “ Konuştuğunda yalan söyler,söz verdiğinde sözünü yerine getirmez,kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.”

Kafir.

Sözlükte Kafir: Örtmek nimeti inkar etmek demektir.Bu nedenle kalbindeki inancı örten kimseye kafir denir.

Arapça’da Kafir Kelimesi ve Çiftçilik :Tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye,karanlığı ile her şeyi örttüğü için çiftçiye de kafir denmiştir.

İslam Dinine göre  “Küfür”:Allah’ı hakkıyla tanımamak,onun verdiği nimetlerin , ondan olduğu gerçeğini sözle,davranışla ve kalben örtmek gizlemek demektir.                                     .         İslam dinine göre “Küfür”: iman edilmesi gereken şeylerin birini veya hepsini kalben inkar ve bunu dili ile açıkça söyleyen kimse demektir.

Allah’a Şükür

Allah’a Şükür Sebebi:Allah insanları yaratan , rızk,hayat ve sayısız nimetler verendir. Allah’ın bu nimetleri karşısında  şükretmek gerekir. Çünkü ;küçük bir iyiliğe bile teşekkür edilir.

Allah Kuran’da : “Beni anın ki bende sizi anayım;bana şükredin,nankörlük etmeyin.” buyurmaktadır.(Bakara suresi. Ayet:152).

 

Müşrik. 

Şirk :Ortaklık demektir.Birlemek manasına gelen tevhidin zıddıdır.

Müşrik :Allah’ın zatında sıfatlarında ve fiillerinde eş ortak koşan,Allah’ın yanında başka ilahlar edinen demektir.                                                                                                               .          Kuran’a Göre Şirk:En büyük günahtır.Kuranda şirkten başka bütün günahların bağışlanacağı bildirilmektedir .(Nisa Suresi.Ayet:48.)                                                                     .          Şirk çeşitleri :a-Allah’a yakınlaşmak için  bazı varlıkları aracı kılmak .

b-Müslümanların amellerini gösteriş için yapmaları .

Tekfir

        Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde;imandan çıkmış olacağının  belirtilmesine denir

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;imansız sayılacağının söylenmesine denir.

Tekfir :Bir Müslüman’ın hangi hallerde ;İslam dininden çıktığının iddia edilmesine denir.

   H.z.Muhammed’in Sağlığında Tekfir

H.z.Muhammed’in sağlığında tekfir etme diye bir şey yoktur.

Tekfir konusunda Peygamberimiz bir hadisinde mealen : “Herhangi bir Müslüman , diğer bir Müslüman’ı tekfir ettiği zaman ,şayet o kimse kafir değilse,tekfir eden bizzat kendisi kafir olur.” buyurmuştur.

          Peygamberimiz bir savaş sırasında: “la ilahe illallah” diyen bir kimseyi öldüren Usame b. Zeyd hakkında : “Sen onun kalbini mi yardın da kelimei Tevhidi samimiyetle mi, yoksa silah zoru ile mı söylediğini anladın.Kıyamet günü , “la ilahe illallah” ın elinden seni kim kurtaracak?.”buyurmuştur.

 İlk tekfir hareketi:Hariciler ;hakem olayından sonra ilk tekfir hareketini başlatmışlardır. H.z.Aliyi ve karşılarında olan herkesi tekfir etmişlerdir.

Şia ve Tekfir

Şia “imamet” meselesini inanç esasları arasında sayar.İman ancak ; imamete inanmakla tamamlanır. Buna inanmayan bir kimse kendiliğinden kafirdir.

Ehli Sünnet  ve Tekfir

        A-Allah’ın Emirlerini Kabul Eden Kişinin Tekfiri.

a-Ehli Sünnet daima tekfirden kaçınmışlardır.Kuran açısından da bir kimseyi tekfirle suçlamak çok zordur.

b-İman kişiye özel olduğu için ben Müslüman’ım diyen bir kimseyi kafirlikle suçlamak doğru değildir.Çünkü  iman konusunda kişilerin davranışları değil beyanları esas alınır.

c-Hiç bir kimse ; bir başkasının Mümin olup olmadığını belirleme hakkı yoktur.Kişilerin Mümin olduğunu ancak Allah bilir. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimse ibadetlerini yerine getirmezse günahkar olur.İman ve ibadet birbirinden ayrıdır.

           B-Allah’ın Emirlerini Kabul Etmeyen Kişinin Tekfiri.

a-Bir kimse İslam Dininin emirleri olan ; ibadetleri yerine getirmiyorsa ve bu ibadetlerin Allah’ın bir emri olmadığını söylüyorsa bu kişi kafir olmuş ve İslam’dan çıkmış sayılır.

CEhli Sünnet Müslümanları Kafirlikle Suçlamaz.Çünkü Ehli Sünnete Göre:

a-      Ehli kıble tekfir edilmez.

b-Müslümanlar hakkında hüsnü zan esastır.

c-Şüphenin olduğu yerde tekfir olmaz

    Allah’a İman

       Allah’ın Varlığı ve İslam Dini

Bir olan Allah’a iman İslam inanç ilkelerinin temelini oluşturur.Kurana göre düşünen araştıran aklını kullanan insan Allah’ın varlığına iman eder. Allah’ın varlığına inanmamak aklını kullanmamaktır. Eğer insan  şartlandırılmamışsa ,Allah’ın varlığını kolayca kabul eder.     

      Allah’ın Varlığı ve İhlas Suresinin Öğrettiği Bilgiler.

İhlas Suresi ; Allah’ın varlığını ve birliğini en güzel şekilde açıklamıştır.Allah’ın eşi, benzeri ve ortağı yoktur.Biz Allah’ı ancak sıfatları ile bilebiliriz.Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünemeyiz.

İnsan oğlu Allah’ın ne şekilde bir varlık olduğunu düşünecek özellikte yaratılmamıştır. Allah’ı insanlar kıyamet koptuktan sonra cennette göreceklerdir

Kelamcıların Öncelikli Görevi

Allah’ın varlığıyla birliğini birlikte ortaya koymaktır

      Allah’ın Varlığı ve İnsan.

a-İnanmak insanlar için bir ihtiyaçtır.Bütün toplumlarda bir yaratıcı inancına rastlanır.Asıl önemli olan Gerçek yaratıcıya yani Allah’a inanmaktır.Allah en güzel bir şekilde yarattığı insanın kendisine inanmasını istemektedir.

b-Allah akıl verdiği insanın kendisinden başka bir varlığa inanmasını bağışlamaz. Kainattaki düzenin ve  hatasız işleyişin sebebi Allah’tır. Kainatın varlığı Allah’ın varlığına en büyük delildir.Tabiat kanunları da Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyan delillerdir.

       Allah’ın Varlığı ve Toplum.

Allah’a iman insana güven verir. Onun her türlü kötülüklerden kaçınmasını sağlar. Toplumu her türlü kötülükten korur.

Allah’a inanan kişi;bütün insanları Allah’ın kulu olarak gördüğü için her türlü iyiliği severek yapar.

     Kelam İlminin Temel Amacı :

               a-İnsanlara ;Allah’ın varlığını,akla uygun bir şekilde ortaya koyup ispat etmektir.

b-İnsanları Allah’ın varlığına inandırmak  değil ; emin olmalarını sağlamaktır.

c- Allah’ın varlığını kabulün bir sezgi işi değil ; bir ilim işi olduğunu ortaya koymaktır.

Sezgi:Bir konu hakkında ilimle değil körü körüne bir inançla karar vermek demektir.

Allah’ın Varlığının Delilleri.

  Hudus Delili  (Sonradan Olan)

1- Hudus delili ; kainatın sonradan var olduğu esasına dayanır.Kainat sonradan var olmuştur,öyle ise kendiliğinden var olması mümkün değildir. Mutlaka bir var ediciye muhtaçtır. Bu var eden Allah’tır.

2-Kainatı meydana getiren bütün unsurlar sonradan yaratılmıştır.Bütün unsurları sonradan yaratılan  kainatın kendisi de sonradan yaratılmıştır.

Hadis:Yok iken var olan şey demektir.

Hadis :Sonradan olan var olan şey demektir.

           Hudus:Yok iken var edilen  şey demektir

        Cevher ve Arazlar Açısından Hudus Delili.

a- Hudus deliline göre alem cevher ve arazlardan yaratılmıştır.Cevher ve arazlar devamlı değişme halindedir.Değişkenlik ise sonradan olan varlıklara has bir özelliktir.

b-Cevher ve arazlar sonradan oldukları için bunlardan oluşan kainat da sonradan olmadır.

c-Kainatı yaratan Allah’ın varlığı başkasına bağlı değildir.Hiçbir sebep ona varlık vermemiştir.Onun varlığı zorunludur.

Sonradan Olan Bir Varlığın ,Var Olmasını Nasıl Açıklarız

Sonradan yaratılan bir varlığın var olmasını açıklayabilmek için;

a-Varlığı , yokluğa

b-Bu zamanda var olmayı , şu zamanda yok olmaya tercih edecek bir Allah’ın varlığını  kabul etmemiz gerekir.    

     Varlığı yokluğa:Cisim yok iken onun ,var olmasını isteyecek .                                                         

      Bu zamanda var olmayı ,şu zamanda yok var olmaya tercih edecek bir varlık:Cismin var veya yok olacağı zamanı belirleyecek bir varlık (Allah’ın varlığını) kabul etmemiz gerekir.                                                                                                                                        .                        

İmkan Delili

a-Çevremize baktığımız zaman sonradan yaratılmış olan bir çok varlık görüyoruz.Varlığı kendi zatının gereği olmayan şey ; varlığını bir başkasından alır. Bu varlık Allah’tır.

Kısaca ; sonradan yaratılan şeyler var olabilmek için bir başka sebebe muhtaçtırlar. Bu  sebep de Allah’tır.

b-Alem bütünüyle mümkün varlıklardan meydan  gelir. Öyle ise bu alemde mümkün bir varlıktır.

Alemi var edecek bir varlığa ihtiyaç vardır.Bu varlık da ,bu alemin dışında varlığı zorunlu bir varlık olması gerekir ki, o varlık da Allah’tır.Varlığı zorunlu olan varlığın ; yokluğu düşünülemez.

Mümkün: Sonradan yaratılan demektir.Var olabilmek  için bir sebebe muhtaç olan demektir.Mümkün olan bir varlığın var olması da ; yok olması da aynı derecede imkan dahilindedir.

c-İçinde yaşadığımız şu alemde bir çok değişiklikler görüyoruz. Bu değişimin sebebi Allah’tır.Bu değişiklikler bir sebep değil bir sonuçtur.

Kemal Delili

a- Kainattaki her şeyde bir eksiklik ,bir zayıflık vardır.Bütün bu varlıklar eksikliklerini  tamamlamak için üstün bir varlığa ulaşma özlemi içindedirler.

Bizde mevcut olan bu yüce varlık düşüncesi Allah’ın varlığına bir delildir.Çünkü bir şeyin varlığına; o şey hakkındaki fikrin varlığından hareket edilerek ulaşılır.

Kemal Delilide Hareket Edilen Düşünce.

Kemal delilide şu düşünceden hareket edilir;Ben kamil bir varlık olmadığım halde , kemal fikrine sahibim.Bu kemal fikrinin kendi benliğimden gelmesi mümkün değildir.

Ben kamil  bir varlık olmadığıma göre ,bendeki bu kemal  fikri “kesinlikle kemale” sahip bir varlıktan gelmiştir ki bu varlık Allah’tır.

Kamil=Yetkin=Oğlun=Eksiksiz.

         Kemal =Yetkinlik. 

Allah’ın Birliğinin Delilleri

    Tarihte Allah İnancının Durumu.

a-İnsanlık tarihinde Allah inancı açık bir şekilde görülür.Ancak İnsanlar her zaman bir olan Allah’a inanmamışlardır.

b- Zaman zaman Allah’a eş ve ortaklar koşmuşlardır.Bu durum Kuranda şirk olarak adlandırılır.Ve İslam dininde en büyük günahtır.Bağışlanmayan bir günahtır.

Allah’ın Birliği ve Kainatın Düzeni.

Allah’ın birliği ; İslam inancının özüdür.Kainatın düzen ve intizamı yaratıcısının bir olmasındandır.Yaratıcı iki veya daha fazla olsaydı kainatın  düzeni bozulurdu..Bu duruma Kuran çeşitli ayetlerle işaret etmiştir.

*** (Allah’ın birliği= Tevhit).

*** (H.z.Adem ve H.z .Muhammed arasında gelip geçen bütün peygamberlerin getirdiği din; İslam Dinidir.Ancak “İslam” adı ; en son peygamber olan H.z.Muhammed’in getirdiği dine özel ad olmuştur.

Allah Enbiya Suresinin 91ci ayetinde maalen: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunmuş olsa idi,yer ve gök kesinlikle bozulurdu.” . buyurmaktadır

Temanu Delili (Engelleme Delili)

Sözlükte Temanu:Birbirini engelleme,birbirine mani olma, çekiştirmedir

a-Bu delilin özü birden fazla varlığı düşünülen ilahlar arasında irade uyuşmazlığıdır.

b-Aynı anda iki ilahın bulunması saçmadır.Bir den fazla ilah olsa birinin istediği şeyi diğeri istemez böylece kainatın düzeni bozulur.Allah’tan başka bir ilah olsa ; bu ilah da gücünü göstermek ister .Kainattaki düzen bu çekişme sırasında bozulur. Halbuki kainattaki düzen her şeye gücü yeten sonsuz sıfatlara sahip tek bir Allah’ın varlığını gösteriri.

      Müminun Suresi . Ayet;91de: “Onunla birlikte hiçbir tanrı yoktur.Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelir”.                                                                                                                                                                                                                       ..    İbrahim Suresi Ayet ;2de : “O,Allah ki ,gök ve yerde ne varsa hep onundur.”.                      .     Haşr Suresi.Ayet;22de :“O,kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.”buyurmaktadır.

İki İlah Aynı Özellikte Olursa Ortaya Çıkacak Durumlar.

İlahların ilah kabul edilemezsi için aynı özelliklerde olmaları gerekir.Her iki varlık aynı özelliklede olunca aralarında çekişme ve uyuşmazlık söz konusu olacaktır.Söz gelimi bir ilah bir cismin hareketini diğeri o cismin hareketsizliğini isteyecektir.                                                      

Bu durumda üç şey ortaya çıkacaktır.                                                                              .             1-Ya her iki ilahın istediği olacaktır.Aynı cisim hem hareketli hem hareketsiz olacaktır..Bu imkansızdır.Çünkü iki zıddın bir arada bulunması mümkün değildir.

2-Veya  ilahların  hiç birinin isteği  gerçekleşmeyecektir.Bu durumda ilahların bir şey yapmaktan aciz olmaları  sonucu ortaya çıkacaktır.                                                                                  .             3-Veya iki ilahtan birinin isteği gerçekleşecektir.Bu durumda isteği gerçekleşen ilah gerçek ilah olacaktır.İsteğini gerçekleştiremeyenin ilahlığı reddedilmiş olacaktır.

Gaye ve Düzen Delili

          Gaye :Varlığın var olma nedenidir.

Kainattaki bütün varlıklar bir gaye ve düzen içinde yaratılmıştır.Hiç bir şey gayesiz ve başıboş yaratılmamıştır. İnsanın dışındaki bütün varlıklar , insanın hizmetinde ve emrindedir.Bu alemdeki  düzen ve gaye kendi başına ortaya çıkmaz.Bu alemi düzenleyen ve idare eden akıllı yüce hikmet sahibi,her türlü sosuz mükemmel sıfatlara sahip bir varlık vardır ki o da Allah’tır.

Allah ;  Ali İmran Suresinin 190-191ci ayetlerinde: “Göklerin ve yerin yaratılışında,gece ve gündüzün gelip geçişinde elbette aklı selim sahipleri için ibret verici deliller vardır.Onlar…göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.Rabbim sen bunu boş yere yaratmadın ,sen yücesin ve bizi ateş azabından koru derler.” .buyurmaktadır.                                                     .           Mülk Suresinin 3cü ayetinde:  “O ki birbiri ile ahenkli yedi göğü yaratmıştır.Çok merhametli olan Allah’ın yaratılışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin.” burulmaktadır.

Allah’ın Birliğine İman

a-İnsan oğlu yarıldığından beri ,bir yaratıcı fikrine sahip olmuştur.Bütün İnsanlık her zaman Allah’ı ifade eden kelimeleri kullanmıştır.Bir yaratıcıyı ifade eden kelimeler hep dillerinde var olmuştur.Bu nedenle ilahi dinlerin asıl gayesi insanlarda bir ilah fikrini ortaya çıkarmak değildir.İnsanların sahip olduğu yanlış ilah fikrini düzeltmektir.

b-Kuranda Allah’ın varlığı onun birliğiyle birlikte anlatılır.Kuran ; Allah’ın varlığından daha çok  ,Onun birliğinin üzerinde durur.Kuran ,hem Allah’ın varlığına  ;hem de her şeyi yaratan tek bir Allah’a inanmamızı ister.

Ankebut Suresinin 41ci ayetinde mealen : “Allah’tan başka kişilere bağlananlar bir ev edinen örümceğe benzerler.Halbuki evlerin en çürüğü örümcek evidir.Ancak bunu bilselerdi”.  buyurmaktadır.

Hayatımızı Bir Bütünlük İçinde Nasıl Kavrarız.

a-İnsanın; Allah inancını kaybetmesi ya da yanlış bir Allah inancına kapılması onun hayatındaki anlam ve gayeyi yok eder.

b-Kura’ın bizlere bildirdiği gibi oluşmuş bir Allah inancı; insana hayatı bütünlük içinde kavratır.

    En Büyük Günah.

Kuran ; Allah’a ortak koşmayı büyük bir günah kabul etmiş ve insanları uyarmıştır.Bu insanın Allah’la birlikte başka bir varlığa tapması demektir.Bu varlık taştan bir put ,bir yer,su ve ateş  gibi bir maddeler olabilir.

Ahkaf Suresinin 4cü ayetinde mealen: “De ki Allah’ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor mumusunuz? Yer yüzünde ne yaratmışlardır bana bir gösterin .” buyurmaktadır.

Allah’ın İsimleri

Allah’ı yakından bilmek onun isim ve sıfatlarını bilmekle mümkündür.Bizler Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıyabiliriz.Onun isim ve sıfatlarının ne anlama geldiğini düşünerek ,onun yüceliğini kavrayabiliriz.

Biz Allah’ın isimlerini Kuran ve hadislerden öğreniriz.Bu isimler Allah’ın ilahlığının birer ifadesi olarak düşünebiliriz.Bu isimlere “ Esmayı Hüsna” adı verilir.

(Esmayı Hüsna =Allah’ın Güzel İsimleri)”

Allah lafzı ;Allah’a özgü isimdir.Bu isim onun dışında hiçbir varlık için kullamaz. Kuranın ilk suresi olan Fatiha Suresinde Allah’ın ;“Allah”, “Rahman”, “Rahim”, “Rab”, “Malik” isimleri sayılmaktadır.

Araf  Suresinin 180ci ayetinde mealen : “En güzel isimler Allah’ındır.ona o isimlerle dua edin” diye buyurmaktadır.

Maturidi Kelamcılarına Göre Allah’ı Tanımak ve Hayatımıza Katmak.

Allah inancı açısından sorun ; Yalnız Allah’ın varlığını kabul etmek değildir.Onu tanımak,onun nasıl bir varlık olduğunu  düşünerek hayatımıza anlam katmaktır.

Vahiy insan düşüncesinin önünde bir engel değildir.Vahiy aklı sürekli aydınlatan ,onu yeni arayışlara sevk eden  ve her an hayatımıza yeni anlamlar katan bir rehberdir.

İnsan aklın önüne engel oluşturan vahiy değildir.Bu engel vahyi anlamayan ,anlamak için çalışmayan ve değişen sosyal şartlar çevresinde vahyin ışığında çalışmayan,düşünmeyen insanlardır.

   Meleklere İman

Meleklerin özellikleri:

a-Yeme içme ,uyuma gibi hallerden uzaktırlar.

b-Erkeklik ve dişilikleri yoktur.

c-Allah’ın emirlerini yerine getirirler.Allah’a karşı gelmezler.

Meleklerin Varlığının Delilleri

Meleklerin varlığı konusunda en büyük delilimiz Kurandır..Kuranda Allah meleklerin varlığını bize bildirmektedir.. Meleklerin varlığını akıl kesin delillerle ispat edemediği gibi ,inkar da edemez.Akıl melekler gibi görülmeyen varlıkların imkansız olmadığını kabul eder.

İnsanın gözle görmediği mahiyetini bilmediği bir çok varlık vardır.Bu varlıkların başında Akıl ve ruh gelmektedir.Hiçbir kinse aklın varlığı konusunda şüpheye düşmemektedir

İlmi gelişmeler gözle görülmeyen hata beş duyu ile tespit edilemeyen pek çok varlığın mevcut olduğunu ortaya koymuştur.

Melekler ruhani ve nurani varlıklardır.Onlar anlar Allah’ın emirlerini uygularlar. Tahrim Suresinin 6cı ayeti mealen: “….Onlar(melekler)Allah’ın emirlerine karşı gelmezler ve emir olundukları şeyleri yaparlar.”.buyurmaktadır.

Normal koşullarda melekler insanlara görülmez.Çünkü insanlar melekleri görecek şekilde yaratılmamışlardır.Ancak melekleri  peygamberler görür.Çünkü onlar özel yaratılmış insanlardır.

Kuran ;meleklerin Peygamberler tarafından görüldükleri bildirir.Mesela H.z.İbrahim Lut kavmini yok etmeye giden meleklerle tartışmıştır.Yine H.z.Meryem tarafından Cebrail tam bir insan şeklinde görülmüştür.Melekler ;zor ve güç  işleri yapma kabiliyetine sahiptirler

  Meleklerin Görevleri

a-Peygamberlere Allah’ın emirlerini  ve yasaklarını getirmektir.

b-Meleklerden insanların iyi ve kötü davranışlarını tespit edenler  vardır.

d-Melekler Allah’ın buyruklarını yerine getirirler.

e-Azrail insanların canını alır.

f-Yaşadığımız alemin düzenin sağlamakla görevli Mikail adı melek vardır..

g-Bazen de İlahi cezaların yerine getirilmesinde görev alırlar

h-Kıyametin kopmasında görev alan melek İsrafil’dir.

ı- İnsanları kabirlerinde Kiramen Katibin adlı melekler sorğular.

        Meleklere İmanın Önemi           

Meleklere iman insan davranışlarının her an gözetlendiğini ve yazıldığını bilir.Bunun için kötülüklerden uzak olur.Meleklere inana toplumlarda her zaman iyi davranışlar öne çıkar.

İslam Dini meleklerin tanrı veya tanrı kadar güçlü olduğu inanışını kabul emez. Melekler Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız boyun egen varlıklardır. Melekler kendi başlarına karar vermezler.Sadece Allah’ın verdiği kararları yerine getirirler.

  Cin ve Şeytan

Meleklerin dışında özelliklerinden dolay görülmeyen varlıklar da vardır.Bunları da Allah yaratmıştır.Genellikle bu tür varlıklara cin adı verilir.Kuranın sözünü ettiği cin ve şeytan aynı cins varlıklardır.

Görülmeyen Varlıklar Üç Gurupta Toplanır.

a-Allah’a itaat eden ,isyan etmeyen varlıklar.İnsanları iyiliği ve doğruluğu telkin eden meleklerdir.

b-Allah’a isyan eden kötü huylu varlıklar.İnsanlara kötülüğü telkin ederler.İnsanları Allah’a isyan ettirmeye  çalışırlar.Bunlar şeytanlardır.

c-Üçüncü guruptaki varlıklar şeytanlar ile melekler arasındaki varlıklardır.Bunlardan Allah’a itaat edenleri vardır.İsyan edenleri vardır.Bu guruba giren varlıklara cin denir.

Cinler Müslüman ve Kafir Olmak Üzere İkiye Ayrılırlar.

Kuranda cinlerden bir topluluğun ; “Doğrusu biz,doğru yola götüren,hayrete düşüren bir kuran dinledik de ona inandık,biz Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”(Cin Suresi Ayet:2) dediği burulmaktadır.

Çin ve Şeytan Aynı Cinsten Görülmeyen Varlıklardır.

Allah  Rahman Suresinin 15ci ayetinde cinleri: “ yalın ve saf bir ateşten.;Araf Suresinin 12ci Ayetinde de şeytan cinsinin ilk ferdi olan iblisi : “  ateşten” yaratmış olduğunu söylemektedir.  Yine Bakara Suresinin 34cü ayetinde İblisin cin taifesinden olduğunu bildirmektedir.

Bakara Suresinin 50ci ayetinde ;Cin ve Şeytan’ın Aynı Cins Varlık  Olduğunu Belirtilmektedir.

        Allah bu ayette mealen:“Meleklere:Adem’e secde edin, demiştik.İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O,cinlerden idi.Rabbinin buyruğu dışına çıktı.”.buyurmaktadır.

Cinler ve Şeytan Geleceği Bilebilirler mi?

Cin ve şeytanlar geleceği bilemezler.Vahye de müdahale edemezler.Bu konuda Allah Şuara Suresinin 212ci ayetinde: “Doğrusu onlar vahyi dinlemekten çok uzak tutulmuşlardır.” buyrulmaktadır. Allah’ın kendilerine verdiği izin sayesinde istedikleri gibi hareket ederler. Allah’a rağmen hareket edemezler

 Cin ve Şeytan Meleklerin Karşıtıdırlar.

Cin ve şeytan Allah’ın karşıtı değillerdir.Meleklerin karşıtı varlıklardır.Şeytanlar insanları kötülüğe çağırır.Melekler insanları iyiliğe çağırır.(***Cin ve şeytanlar Allah’ın yarattığı varlıklardır.Onları Allah istediği an bir emriyle yok eder.***)..

Kitaplara İman

Allah insanoğluna doğru yolu göstermek için peygamberleri aracılığı ile değişik zamanlarda vahiyler göndermiştir.Bu vahiylerin bir bölümü yazıya geçirilmiştir.Bir bölümü de yazıya geçirilmemiştir. İlahi kitaplarda , peygamberlerin Allah’tan almış oldukları emir  ve yasaklar bulur.

İlahi kitaplarda insanlara neler öğretilir?

İnsanın kendisi ve, ailesine ve topluma karşı görevleri öğretilir.Dünya ve ahirette mutlu olmanın  ve yaşadığımız hayatı anlamlandırmanın yolu gösterilir.

Vahyin İki Temel Özelliği Şudur.

a-Vahyin kaynağı Allah’ın kendisidir.Vahiy insanlara Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirmesidir.

b-Vahyin  muhatabı bütün insanlardır.

İslam Dini ve İlahi Kitaplara İman

İslam Dini ilahi kitapların bütününe iman edilmesini ister.Allah bu konuda bakara Suresinin 4cü ayetinde : “Ey Muhammed !Onlar(Müslümanlar),sana indirilen kitaba da ,senden önce indirilenlere de inanırlar,ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.” Buyurmaktadır.

İnsanoğluna Niçin İlahi Kitap Gönderilir.

İlahi kitaplar doğrudan Allah tarafından gönderildikleri için mana ve lafız itibariyle Allah kelamıdırlar.İnsanoğlu.İlahi kitaplar insanlar içinrehberdir, rahmet ve hidayet kaynağıdır.İlahi kitaplar Allah’ın Cebrail aracılığı ile peygamberlere gönderilen vahiylerin yazılması sonucu ortaya çıkmıştır.

Allah’ın İnsanlara Kitap Göndermesinin Nedenleri

a-Allah’ın insanlar tarafından bilinmesini istemesidir.

Allah Kuranda da açıkça ortaya koyduğu gibi Allah insanları ,kendini bilsinler  ve kendine ibadet etsinler diye yaratmıştır.(Zariyat Suresi.Ayet:26)

b-İnsan  sadece Aklıyla  Allah’ı tanıyamaz.Kendine yüklenmiş olan görevi de kavrayamaz.Bundan dolayı  vahye ihtiyacı vardır.Vahiy insanoğluna yol gösterir.İnsanoğluanccak Allah’ın gönderdiği vahiy ile  yanlışlardan kurtulur.Doğru yolu bulur.

c-İnsanların ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermektir.

Bu konuda Allah Bakara Suresinin 213cü ayetinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar bir tek ümmet idi.Allah ,peygamberi müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi.İnsanların ayrılığa düşecekleri  hususlarda ,aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi.”buyurmaktadır.

d-İlahi kitaplar toplum sorunlara çözümler getirmiştir.Toplum ilahi kitaplarla eğitilmiştir.Yaşanan yanlışlıklar olumsuzluklar  düzeltilmiştir.Doğru olan davranışlar ve harekeler teşvik edilmiştir.

Bilinen İlahi Kitaplar

Tevrat,Zebur,İncil,Kuranı Kerimdir.

   4-Kuranın Ana Konuları

            A- Allah anlayışı ve tevhid(Allah’ın birliği) inancıdır. Kuran özellikle Allah’ın birligi inancı üzerinde durmuştur..Bu ilkeyi sağlam temellere oturtmaya çalışmıştır. İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırmıştır Birden fazla ilah bulunmasın kainatta doğuracağı sakıncaları açıkça ortaya koymuştur. Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlanması üzerinde durmamıştır.

B-Allah’ın ;merhameti ve yüceliğidir .Bütün varlıklar onun sonsuz merhameti sayesinde var olmuşlardır.Allah insanlara peygamberler gönderip , ilahi kitaplar indirerek  onlara doğru yolu gösterip rahmetini ortaya koymuştur.

C-Allah’ı ;Zati  ve Subuti Sıfatları ve İsimleri ile doğru bir şekilde tanıtmaktır.               .      Bütün güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu belirterek  bizlere Allah’a onlarla dua etmeye çağırmıştır. (İsimleri =Esma ül Hünsa)

      D-İnsanların  mutlulugudur. Kuran’ın asıl konusu ve hedefi insanlara doğru yolu göstermek ve onları iki dünyada daima mutlu olmalarını sağlamaktır.Kuran  insanlar için bir hidayet kaynağıdır.

Bu konuda Bakara Suresinin 2ci ayetinde maalen:  “İçinde asla şüphe bulunmayan bu kitap müttakiler için bir hidayettir.” buyurmaktadır.

F-Tabiatı Allah’ın yarattığıdır.                    .

1-Kainat; Allah’a boyun eğer ve ilahi emirlere göre varlığını sürdürür.Bütün kainat tabiat yasalarına uyarken aynı zamanda Allah’a de uymaktadır.Çünkü tabiattaki yasaları koyan Allah’tır.

2- Allah ,kainatı belli  bir düzen ve ölçüye göre yaratmıştır. Kainatın İlahi gözetim ve denetim                                                                                                                                 dışına çıkması düşünülmez.Kainatın İlahi gözetim ve denetim dışına çıkması kargaşa ve yıkıma yol açar.

3-Dünya (Tabiat) ve Kainat Allah’ın varlığına delil olarak gösterilir.Herhangi bir eser ustasına işaret eder.Kainat da varlığı ile bir yaratıcısının olduğuna işaret eder.

G-Nübüvvettir(Peygamberliktir).Kuran H.z.Muhammed’in kendinden önceki peygamberlerin getirdiği mesajı devam ettirdiğini bildirir.Allah H.z.Muhammed’den önce de insanlara  peygamberler  göndermiş ve onlara ilahi emir ve yasakları bildirmiştir.Bu nedenle H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmadan Müslüman olmak mümkün değildir.   .

Peygamberlik kurumunun kabulü  ve peygamberlere iman aynı zamanda meleklere ve kitaplara imanı  da gerekirir.

         H-Ahirettir.Bu dünya hayatı geçicidir.Bu dünya hayatından sonra kabir hayatı, kıyamet ve Ahiret hayatı başlayacaktır.Ahiret hayatı sonsuzdur.Ahiret hayatında  iyi amal işleyenler cennete ,günahkar Müslümanlar ve kafirler de cehenneme girecektir.

         Mekkeli Müşriklerin Allah ve Ahiret İnancı

a- Mekkeli müşrikler de Allah’a inanıyorlardı Kainatı yarattığını kabul ediyorlardı. Ancak  ona kendi yaptıkları putları ortak koşuyorlardı.

Bir noktada putların emrine ,Allah’ı  veriyorlardı.Bir şey istediklerinde putlarından istiyorlardı.Putun gönlü olursa o işin olmasını Allah’tan istiyordu.Allah da putun isteğini yerine getirmek zorundaydı. Ve o isteği zorunlu olarak yerine getiriyordu.

b-Mekkeli müşrikler Allah’ın varlığını kabul ettikleri için ,Kuran Allah’ın varlığını akli delillerle ispatlamak üzerinde durmadı

c- İnsanları kainat üzerinde düşünmeye ve Allah’ın birliğini tanımaya çağırdı.

d- Mekkeli müşrikler Ahiret hayatını kabul etmiyorlardı.İnsanın yaşadığı  hayatı sadece şu dünya hayatından ibaret görüyorlardı.

 

 

 

 

 

 

 

..

Peygamberlere İman

Peygamber: Peygamber kelimesi Farsça bir kelimedir .Anlamı; “haber veren ve haber getiren” demektir.Kuranda bu sözcüğün yerine nebi ve resul kelimeleri kullanılır.

Arapça’da :

Nebi:Haber  veren demektir.

Resul:Elçi ,mesaj taşıyan demektir.

Nübüvvet:Haber verme işine  denir.

           Risalet:Elçilik görevine denir.

         “Nebi”, “resul” ve “peygamber”: Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmek için insanların içinden seçip vahiy gönderdiği kişiler demektir.

Peygamberlik Nasıl Elde Edilir ? Peygamber olabilmek için ;Allah tarafından seçilmiş olmak gerekir.Peygamberlik çalışmakla veya ibadetle elde edilebilecek bir görev degildir.

Allah temiz ve seçkin kulları arasından kimi peygamber yapacağını kendisi belirler ve dilediğini elçi olarak görevlendirir. Enam Suresinin 124cü ayetinde  “…Allah peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir…”buyurmaktadır.

Yalancı Peygamber: Allah tarafından seçilmeden peygamberlik iddiasında bulunan kişilere denir.

Resul ve nebi kelimeleri hakkındaki değişik görüşler vardır:

a-Bazı İslam bilginleri resul ve nebi kelimeleri arasında bir fark görmezler.

b-İslam bilginlerinin çoğu ise bu iki kelimenin farklı olduğu görüşündedirler.

Çoğunluğu oluşturan bu  bilginlerin görüşüne göre :

1- “Nebi”:Kendisine vahiy gelmesine rağmen,kendilerinden bir önceki peygamberin dinini uygulayan bunu topluma bildiren peygambere nebi denir.

2- “Resul”:Kendisine ilahi vahiyle birlikte yeni bir din ve kitap verilen ,bu dini insanlara bildiren peygambere resul denir.

Resul ve nebi kelimeleri arasında anlam farkı vardır.

a-Resul daha özeldir. Yani her resul nebidir.

b-Fakat her nebi resul değildir.

      Allah’ın bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuştuğunu bildiren Şura Suresinin 51ci ayetinin mali: “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur,yahut bir elçi gönderir,izniyle ona dilediğini bildirir.”

     Kısacası vahiy ;Allah ile Peygamber arasında ,niteliği ancak Allah’ın ve Allah’ın elçisinin bildiği bir haberleşme şeklidir.

Allah’ın Emirleri ve İnsanlık

Allah’ın emirleri karşısında ;Peygamberler kendilerinde gönderilen vahye uymak zorundadırlar. İnsanlar peygamberlerin gönderdiği vahye uymak zorunda delgilerdir.

Hak Dinin Kaynağı Peygamberliktir.

Allah emir ve yasaklarını inanlara peygamberler aracılığı ile göndermiştir.Kendi varlık ve birliğini ,ona nasıl kulluk edileceğini peygamberler aracılığı ile bildirmiştir.İslam dini akla büyük önem vermiş ,peygamberlerin ve Allah’ın gönderdiği kitapların aklın doğruyu bulmasına yardımcı olacağını bildirmiştir.

Neden H.z.Muhammed Son Peygamberdir ?

a-İlk gönderilen peygamber H.z.Ademdir.Aynı zamanda ilk insandır.Son peygamber H.z.Muhammed’dir.

Allah ; Ashab suresinin 40cı ayetinde “O,peygamberlerin sonuncusudur.” burulmaktadır. Peygamberlik H.z.Muhammed’le son bulmuştur.

b-Önceki peygamberlere gönderilen vahiyler korunamamıştır. Zamanla bozulmuş, kaybolmuşlardır. H.z.Muhammes’e gönderilen vahiyler hiçbir değişikliğe uğranmadan günümüze kadar gelmiştir.Allah’tan geldiği şeklini korumaktadır.

c-H.z.Muhammed’e gelen vahiyler değişikliğe uğramadığı ve bozulmadığı için

H.z.Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecektir.Çünkü Kuran insanlığa kıyamete kader yol gösterecektir.

Her Milletlere Kesinlikle Bir Peygamber Gönderilmiştir.

  H.z.Muhammed’e gelinceye kadar her topluma değişik zamanlarda ve mekanlarda peygamberler gönderilmiştir.Kuran her millete bir peygamber gönderildiğini bildirmektedir.

           Allah Fatır Suresinin 24cü ayetinde mealen: “ …Her millet içinde mutlaka bir peygamber bulunmuştur.”buyurmaktadır.

Yunus suresinin 47ci ayetinde mealen: “Her ümmetin bir peygamberi vardır….” buyurmaktadır.

Bütün Peygamberlerin Adları Kuranda Açıklanmış mıdır ?

Kuranda bazı peygamberlerin isimleri açıkça belirtilmektedir.Ancak Gönderilen bütün peygamberler bunlardan ibaret değildir.

Allah Müminun Suresinin 78ci ayetinde mealen:“Ey Muhammed !Ant olsun ki ,senden önce bir çok peygamber gönderdik;sana onların kimini anlattık,kimini anlatmadık…” burulmaktadır.

Bu ayete göre bütün peygamberlerin , Kuranda isimleri bildirilenlerden ibaret olmadığı hususunda hiçbir şüphe yoktur.

Yahudilere Göre Peygamberlik .  

     Peygamberlik İsrail oğullarına özeldir.Yalnız onlardan peygamber gelmiştir.Bir Yahudi’nin yalnız H.z. Musa’yı peygamber olarak tanıması ,onun Yahudi mümin olmasına yeterlidir.Bu kişi Cennete gider.Yahudiler H.z.Musa’dan başka peygamberlerin olduğunu kabul etmekle birlikte H.z.İsa’nın ve H.z.Muhammed’in peygamber olduğuna inanmazlar                                                             Hıristiyanlara Göre Peygamberlik .

Hıristiyanlar insanlara bir çok peygamber gönderildiğini kabul etmekle birlikte H.z.Muhammed’in peygamberliğini  ve Kuranın ilahi vahiyle bildirilmiş bir kitap olduğunu kabul etmezler.

Aslında bir Hıristiyan başka hiçbir peygambere inanmayıp sadece H.z.İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna ve insanların mutluluğu için kendisini feda ettiğine (öldürttüğüne) inansa o kimse yine Hıristiyan mümindir.Bu kişi Cennete gider.

İslam Dinine Göre Peygamberlik .

Her Müslüman’ın H.z.Adem ve H.z.Muhammed arasında gelen bütün peygamberlere inanması farzdır.Peygamberlerden birini bile inkar insanı küfre götürür. Büyük günahtır Peygamberler arasında ayrım yapılmaz.. Peygamberlik bir millete özgü bir kurum değildir.  Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler Müslümanların peygamberleridir.

Allah Bakara Suresinin 285ci ayetinde mealen “….Allah’ın peygamberlerini bir birinden ayırt etmeyiz .”buyurmaktadır

Peygamberlerin İnsanlardan Seçilmesinin Nedenleri

1- Peygamberlerin insan olması ;Allah’ın , insanlara bağışından ,esirgemesinden  ve merhametindendir.

2- Peygamberlerin insan olması bir gerekliliktir .Çünkü ;yeryüzünde yaşayanlara kendi cinslerinden peygamber gönderilir.

a- İnsanlar ancak kendileri gibi bir insanı örnek alabilirler.Peygamberler Allah’tan aldıkları emir ve yasakları hem insanlara bildirirler.Hem de bu emir ve yasakların yaşanmasında insanlara örnek olurlar.

b- Meleklerden insanlara ,peygamber olmaz.Allah bu konuda İsra Suresinin 95ci Ayetinde mealen “(Onlara) de ki :Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melekler olsaydı ,biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” buyurmaktadır.

3- İnsan kainatın en üstün ve değerli varlığıdır.Akıl ve hür irade sahibidir  .

a- Aklı ile doğruyu  ve yanlışı belirler.

b-İradesi ile istediği davranışı seçer.

Ancak insanın bu irade özgürlüğü ,bazen aklını yerli yerinde kullanmasını engeller. İnsanın, aklını yerli yerinde kullanmasını sağlamak ve irade özgürlüğündeki sorumluluğunu hatırlatmak için Allah ;insanlara peygamber gönderilmiştir.

Peygamberliğin Ispatı Olarak Mucize

Sözlükte Mucize: Aciz bırakma demektir.

Dini Terim Olarak Mucize: Bir başkalarının benzerini yapmaktan aciz kaldıkları olağan üstü şeyler de demektir.Kuranda mucize anlamında çoğu kez ;Ayet,beyine, delail kelimeleri kullanılmıştır.

Ayet:Belli olan bir alamet,bir şeyi ispat eden delil veya işaret demektir.Bu nedenle mucize;bir işaret,delil ve ispat veya  “ilahi bir haber” yada “tebliğ edilen söz” anlamına gelir.

Mucizenin  Temel Özellikleri

a-Meydan okumak.

b-İnanmayanları aciz bırakmak.

     Ehli sünnet alimlerine göre  Mucize : Peygamberlik iddiasında bulunan ve inkarcılara meydan okuyan kişinin bu iddiasının doğruluğunu onaylamak için ,Allah’ın onun vasıtasıyla gösterdiği  ve inkar edenlerin benzerini gösteremediği oğlan üstü olaylardır. Mucize kerametle aynı değildir.

  Mucize ve Akıl.

Mucizeleri akıl ile açıklamak mümkün değildir.Mucize ile insanları aciz bırakan  Allah’tır.. “peygamberin mucizesi” ifadesi mecazen söylenen bir sözdür. Allah peygamberlerini mucize ile desteklemiştir.Her peygambere zamanın şartlarının gerektirdiği  mucizeler vermiştir.Bir peygambere verilen mucize genellikle diğer peygamberlere verilmemiştir.Mucize gerçek peygamberi yalancı peygamberden ayıran en önemli özelliktir.

 Mucizenin Gerçek Sahibi.  

Mucizenin gerçek sahibi Allah’tır.Allah’ın destek ve yardımı olmadan hiçbir peygamber mucize gösteremez.Bu özellik onu inanmayanlara karşı haklı çıkarır.

Ra’d Suresinin 38ci ayeti mealen:“Ant olsun ki senden öncede peygamberler  gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin mucize göstermesine imkan yoktur.”

İnsanların çoğu inanabilmek için bir takım olağan üstü olaylar ararlar.Belki de bu nedenle , peygamberlikle birlikte  “mucize” kavramı ortaya çıkmıştır.Peygamberlerin mucizeleri “Bize doğru söylediğine ilişkin kanıt getir .”  şeklindeki istekler üzerine olmuştur. Bu tür istekler karşısında ;peygamberler Allah’ın kudretiyle mucize göstermiştir .

Peygamberlik Görevinin İki Boyutu .

1-Vahyi tebliğ ederek insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmak.

2-Peygamberliğini ispat eden ve onu doğrulayan mucize göstermek.

          H.z.Muhammed’e Verilen Mucizelerin Özellikleri.

1- İnsanları Allah’ın var olduğuna inandırmak için H.z.Muhammed’e ; mucize verilmemiştir.

2- H.z.Muhammed’in en büyük mucizesi Kurandır. Kuran’ın mucize oluşu kıyamete kadar devam edecektir.

a-H.z.Muhammed zamanında ; edebiyat çok ileriydi.Yani belagat ve feshet en üst düzeydi . Bunun için ona verilen mucize de edebiyatla yani belagat ve fesahatle ilgilidir.

b-Kuran’ın mucize olduğun en büyük delili ; okunma ve yazması olmayan bir kimsenin Kuran gibi bir kitap getirmesidir.

Allah Ankebut Suresinin 48-51ci ayetlerinde mealen : “Ey Muhammed ! Sen daha önce  bir kitaptan okumuş  ve elinle de yazmış değildin.Öyle olsaydı,batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi. Muhammed’e Rabb’inden mucizeler indirmesi gerekmez miydi ?derler.De ki : Mucizeler ancak Rabb’imin katındadır.Doğrusu ben ,apaçık bir uyarıcıyım.Kendilerine okunan  bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu ?”.

Fesahat:Dilin doğru ve akıcı bir biçimde kullanılmasıdır .

Belagat: Dilin etkili ifadeler kullanmasıdır.

3-H.z.Muhammed’e verilen mucizeler ,aklı esas alan ve ilmi değeri olan mucizelerdir.

Müslüman her konuda mucize aramaz. Her yerde açık seçik olan ,ama adına mucize denmeyen olayları görür, anlar,ibret alır ve onlardan ders çıkarır.Kainata ; Allah’ın varlığını gösteren sayısız delil vardır..

Peygamberlerin Özellikleri

1-Sıdk(Doğru olmak):Bütün peygamberler sözlerine ,yaptıkları iş ve davranışlarda doğrudurlar.Onlar sadece dinsel alanda değil ,diğer alanda da her zaman doğru ve dürüst olmuşlardır.

2-Emanet(Güvenilir olmak):Peygamberlerin kutsal görevlerini yerine getirme konusunda ve her bir hususta emin ve güvenilir olmasıdır.Peygamberler peygamberlik öncesi ve sonrasında hep güvenilir olmuşlardır.

3-Fetanet(Akıllı olmak):Bütün peygamberler üstün bir akıl ve zekaya ,kuvvetli bir hafıza ve yüksek bir ikna gücüne sahip olmalarıdır.

Bu konuda Allah Kalem Suresinin 2-4cü ayetlerinde mealen : “Kalemle ve yazdıklarına ant olsun.Sen,Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.Hiç kuşkusuz senin için eksilmeyen bir ödül vardır.Sen kesinlikle yüksek bir ahlak sahibisin.”.buyrulmaktadır.

         4-Tebliğ (Allah’tan aldığı vahyi insanlara bildirmek):-Peygamberlerin kendilerine verilmiş olan peygamberlik görevini tam olarak yapmaları denektir.Hiç bir peygamber Allah’tan aldığı vahyi insanlardan saklamamıştır.

Bu konuda Allah Maide suresinin 67ci ayetine maalen : “Ey Allah’ın elçisi!Rabbinsen sana indirileni insanlara ulaştır.Eğer böyle yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun Allah seni insanların zararından koruyacaktır.Doğrusu Allah inkarcıları doğru yola iletmez.”burulmaktadır.

5- İsmet (Suç ve günahtan uzak olmak ):Peygamberlerin her türlü gizli ve açık günahtan ve hareketten uzak olmaları demektir.

Bu sıfatlar ;peygamberlerde bulunması zorunlu bir sıfatlardır.Bu sıfatlar olmazsa peygamberlerin güvenilir olmaları ortadan kalkar.Peygamberlerin insanlara örnek olmaları ortadan kalkar.

Peygamberlerin Sorumlulukları Vardır

a-Allah’a karşı sorumlulukları: Vahyi olduğu gibi insanlara iletmek  ve Allah’ın emaneti olan elçilik görevini en güvenilir şekilde yerine getirmektir. Bu konuda hiç kimseden çekinmezler .Gerekirse ilahi bir emanet olan elçilik görevini yapma uğrunda  canların verirler.

Allah Araf Suresinin 68ci ayetinde H.z.Hud’un kavmine : “Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum.Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” demişir

        Allah Duhan Suresinin 18ci ayetinde H.z.Musa’nın Medyen’den Mısır’a döndüğünde firavunun kavmine: “Ey  Allah’ın kulları ! Bana gelin,doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”demiştir.

b-İnsanlara karşı olan sorumlulukları:İnsanlara bildirdiği dinin ilkelerini önce kendileri yaşayarak insanlara karşı örnek olmalarıdır.

Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasaklar Bütün İnsanlığadır

 H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özelliği.

H.z.Muhammed önceki peygamberlerin aksine belli bir toplum değil,bütün insanlığa gönderilmiştir.İslam dini bütün insanlığa hitap etmektedir.

Allah , Sebe Suresinin 28ci Ayetinde mealen: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.” Burulmaktadır.

      Her Peygamberin Getirdiği Emir ve Yasakların Bütün İnsanlığa Oluşunu Sebebi Şunlardır:

a-Müslüman’ın  neye niçin inandığını bilmesi gerekir.Yine Müslüman’ın neyi niçin yaptığını bilmesi gerekir. Müslüman’ın bu bilgilere sahip olursa ; günlük hayatın akışı içerisinde kaybolup gitmez.

b-Müslümanlara yüksek değerler kazandırarak , yüceltmek , insanlığını en iyi şekilde yaşatmaktır.

c-İnsanlara  her asırda peygamberler en güzel örnek  olmuştur.Son peygamber geldikten sonra da  en güzel örnek H.z.Muhammed’dir. O, insanları hem vahiyle uyarmış, hem de söylediklerini yaşamıştır.

d-İslam’ın ; iman esasları  insan yapısına uyar .Hür düşünce ile hareket etmesini sağlar. Bu özelliği ile insanları mutluluğa götürür.

  H.z.Muhammed’in Peygamberliğinin Özellikleri

Mekkede ve Medine’de İnen Ayelerin Özellikleri

1-Mekke’de inen ayetler insanların kalbinden putperestliğin kötülüğünü göstermiştir. İnsanları namaz kılmaya,dürüst yaşamaya ,adaletli olmaya,insanlara yardım ettmeye çağırmıştır.Biz kavramının öne çıktığı millet  yapısı oluşturmayı hedef almıştır.

2-Medine’de inen ayetler kültürlü bir toplum oluşturmaya çalışmıştır. Her birey toplumdaki olaylardan sorumludur ve  özgür irade sahibidir.

3-H.z.Muhammed’in getirdiği dinin değişmeyen esasları vardır.Bunlar:

a-Tevhid(Allah’ın birliği).

b-Ahiret.

c-İnsanın kendisine ve topluma karşı olan ahlaki görevleri.

d-İslam dini toplumsal değişimi reddetmez.Toplumsal değişimin İslam dışı bir şekilde değişmesini önlemek için Kuran’ın her asırdaki insanlara hitap ettiği düşüncesinden hareket edilmesini ister.Toplumsal hareketlerde Kuran’ın emrettiği akılcı davranışlar geliştirilmesini ister.

Her Asırda H.z.Muhammed İnsanlara Örnektir.

H.z.Muhammed Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara duyurmuş ve İslam Dininin nasıl anlaşılacağı konusunda bizlere örnek olmuştur..Peygamberimizin ahlakı; Kura’nın bir insanda bulunmasını istediği ahlaktır.Peygamberimizin ahlakı peygamber olmadan önce de bütün insanlara örnek bir ahlaktır.

Biz Müslümanlar peygamberimizi önek alırız, taklit etmeyiz Örnek almak doğru bilgi ve doğru anlamakla mümkündür.Peygamberimizin hayatını ,Kuran’dan  doğru bir şekilde öğrenirsek Peygamberimizi sağlıklı bir şekilde anlarız ve örnek alırız.Din anlayışımız da sağlıklı olur.

Bu konuda Allah Ahzap Suresini 21ci ayetinde maalen: “Ey insanlar ant olsun ki ,sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah en büyük örnektir.”.buyurmaktadır.

H.z.Muhammded Son Peygamberdir

a-İlk peygamber H.z.Adem ,son peygamber H.z.Muhammed’dir.Bu ikisi arasında çok sayıda peygamber gelip geçmiştir.

H.z.Muhammed son peygamber ve hatemül enbiyadır ..H.z.Muhammed’den sonra risalet ve nübüvvet son bulmuştur .Yani ne resul ne de nebi gelecektir.H.z.Muhammed peygamberlik kurumunun son elçisidir. (Hattem=Mühür)

b-Allah , Ahzap Suresini 40cı ayetinde mealen : “Muhammed içinizden hiç birinizin babası değildir.Fakat o ,Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”.

Peygamberimiz  hadislerinde mealen: “Risalet ve nübüvvet son bulmuştur.Benden sonra ne bir resul ne de bir nebi gelecektir .” buyurmuştur.

Peygamberimiz bir başka hadisinde mealen: “Ben bütün insanlığa gönderildim. Peygamberlik benimle son buldu.”diye buyurmuştur.

H.z.Muhammed’in son peygamber olası; Müslümanlara sorumluluklar yükler.Her  Müslüman’ın , İslam Dininin tebliğ görevi vardır.

         Bunun için de Müslümanların;İslam Dinini peygamberimize vahiy edildiği şekliyle bilmeleri gerekir.

Peygamberlerin Sayısı

Hadislerde Peygamberlerin sayısının124bin veya 224 bin olduğu bildirilir. Bunlardan 315 adedinin resul,diğerlerinin nebi olduğu belirtilir.İslam Din bilginleri arasında bu konuda bir anlaşma yoktur.Peygamberlerin kesin sayısını Allah bilir.Kesin olan şudur ki Allah  hiçbir topluluğu peygambersiz bırakmamıştır .

 

 

Kaza ve Kadere İman

a-Sözlükte Kaza:Bir işi tam sağlamlık ve güvenle gerçekleştirmek ,kesin söz ve hüküm demektir.

Kuranda Kaza:Emir,hüküm,kara,yargımla,ilan,beyan,yaratma gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu kelimenin temel anlamında “herhangi bir şeyi tamamlamak” anlamı vardır.

Allah Fazilet Suresinin 12ci ayetinde mealen: “Böylece onları yedi gök halinde yaptı.”   .        İsra Suresinin 23cü ayetinde:“Rabbin yalnız kendine tapmanı emretti (hükmünü verdi) .” . ayetlerinde bu anlamlardan bazıları yer almaktadır.

b-Sözlükte Kader:Bir şeyin sınırı ,ölçüsü,miktarı,kıymeti gibi anlamlara gelmektedir.

Kuranda Kader:Ölçme ,güç yetirme,kudret,ölçek ve takdir ederek tayin ,rızkı daraltma,ölçüp biçerek hüküm verme,Allah’ın irade ettiği genel hüküm anlamlarında kullanılmıştır.

Kuranı’nın bir çok ayetinde geçen kader kelimesi ve bundan türeyen kelimelerin temelinde : “Her şeyi bir ölçü ve düzene göre yaratmak.” Anlamı vardır.                                      .         Allah Kamer Suresinin 49cu ayetinde mealen: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yatmışızdır.”                                                                                                                                          .         Hicr Suresinin 21ci ayetinde mealen: “Hazinesi bizim katımızda olmayan bir şey yoktur.Biz onu ancak belli bir öçlüye göre indiririz.”.buyurmaktadır.

Dini Terim olarak Kader:Allah’ın ezelden ebede kadar olmuş  ve olacak şeylerin zamanı ve mekanını ,özelliklerini bilip ezelde o şekilde takdir etmesidir.

Dini Terim olarak Kaza:Allah’ın ezelde bilip takdir ettiği şeylerin ,yeri ve zamanı gelince , ezeldeki ilim,irade ve takdirine uygun olarak Allah’ın yaratması ile meydana gelmesidir.

Dikkat:  Bazan kaza ve kader terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır.

Kainattaki her şey ilahi bir ölçüye,düzene,kanuna,gayeye tabiidir                                                    .

1-Ölçü açısından kader Kader:Bir şeyin kendi içinde var olan güç,onun yaradılışının derinliklerinde saklı bunan ve gerçekleştirilebilecek olan imkanıdır.Varlığa bu imkanı veren ise Allah’tır.

2-Kuranda ölçü (kader ) kelimesi :Kader  kelimesinden çoğaltılmış diğer kelimelerle ifade edilir.Allah kainatta meydana gelen her olayı bir takım ölçülere ve kanunlara bağlamıştır.

Kader:Allah’ın yarattıkları ile ilgili her şeyi bilmesine ve bu ölçüye göre yaratmasına kader denir.Her şeyin bir ölçüsü kaderi vardır.Bu da kainattaki her şeyin bir gayeye uygun yaratıldığını gösterir.

3-Her şey ilahi bir ölçüye göre vardır ve varlığını buna göre sürdürmektedir.

           Bu anlamda kader(ölçü):Bir şeyin içinde var olan güçtür.Varlıkların yaratılışında gizli olan ve gerçekleşme ihtimali bulunan imkandır. Varlığa bu gücü ve imkanı veren Allah’tır.

Zaman,Mekan,Yön , Allah’ın Sıfatları  ve Kader ve Kaza

          Zaman:Allah zamandan münezzehtir.Çünkü zaman mahluktur.Yani sonradan yaratılmıştır. Öncesi ve sonrası vardır. Zamanın akışını içinde bulunduğumuz durma göre hızlanıyor veya yavaşlıyor sanırız.Bu durum zamanın parçalar ayrılabileceğinin bir başka şahididir..Allah , ezeli ve ebedidir.Onun olmadığı ve olmayacağı bir zaman düşünülemez.Zaman sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.(***Bakıllani’nin zaman tarifi:Zaman:Hareket ve sürati bazen şiddetli ,bazen yavaş olan ve kendi hayatımızın seyrinden cereyanını duyduğumuz bir değişmeler halidir.***).

         Mekan:Allah mekandan münezzehtir.Mekan sonradan yaratılmış varlıklar için geçerlidir.Yani mahluklar için geçerlidir.(Münezzeh=Arındırılmış.).

         Yön:Allah yönden münezzehtir.Allah şu yönde veya bir başka yönde diyemeyiz.Dua edilirken ellerin göğe kaldırtmasının nedeni samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Secde yaparken alnı yere koymak,namaz kılarken Kabe’ye doğru yönelmek de samimi bir kulluk ve itaat işaretidir.Yön sormadan yaratılmış varlıklar için geçerlidir. Yani mahluklar için geçerlidir.

Dua ve niyaz(yalvarma,isteme)sırasında ellerin göğe doğru kaldırılması,namazda Kabe’ye yönelmeye benzer.Bunun manası şudur:Kulların rızık hazineleri göklere verilmiştir(tevdi edilmiştir).Bu konu ile ilgili olarak Allah Zariyat Suresinin 22ci ayetinde maalen : “Rızkını ve size vaad oluna gelen şeyler göktedir.”buruluyor.Yine insanların rızklarıyla meşgul olan melekler gökten inerler.İnsanın içinde arzusunun gerçekleşeceğini beklediği tarafa yönelmek arzusu vardır.

          Allah’ın Sıfatları:Allah’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir.Kainattaki her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır. İlmi sonsuzdur.Her şeyi kaplamıştır yani kuşatmıştır.Olmuş ve olacak her şeyi en ince ayrıntısına kadar vasıtasız  olarak bilir.Allah’ın  katında zaman ve mekan yoktur. Dolayısı ile Allah sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile Kainatı ilk yarattığı anı nasıl biliyorsa; Kainatta sonsuza kadar olacak olayları da en ince ayrıntısına kadar, sonsuz her şeyi kuşatan ilmi ile aynı ölçüde bilir.

          Kader:Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip olmuş ve olacak her şeyi takdir etmesine denir.Bu Allah’ın ilim sıfatının bir sonucudur.

         Kaza: Allah’ın sonsuz ,her şeyi kuşatan ilmi ile bilip takdir ettiği şeylerin yeri ve zamanı gelince onun tarafından yaratılıp ortaya çıkmasına denir.Bu Allah’ın irade,kudret,ve yaratma (tekvin)sıfatının bir sonucudur.

Kader ve Kaza’ya inanmak:Allah’ın İlim,irade,kudret  ve yaratma sıfatlarına inanmak demektir.

İnsanın Kaderi

İnsanın kaderi:İyilik ve kötülük işleyecek şekilde yaratılması  ve kendine akıl ve irade gücü verilmesidir. İnsanın Kaderi,fiillerinde özgür olması ve istediğini yapabilmesidir.

İslam dini insanın kaderi bir sığınak gibi görmesini istememiş ve onun arkasına sığınmasını hoş görmemiştir.İnsan kaderi bahane ederek beceriksizliğini ve tembelliğini gizlemeye çalamamalıdır.

Allah Şura Suresinin 31ci ayetinde mealen: “Gökleri,yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması Allah’ın varlığının delillerindendir.O dileyince ,bunları bir araya toplamaya da kadirdir.Başınıza gelen herhangi bir felaket,elinizle işlediğinizden ötürüdür.O yine de çoğunu affeder.Yer yüzünde onu aciz bırakamazsınız.Allah’tan başka dostunuz da yardımcınız da yoktur.”.buyurmaktadır.

Allah insana irade ve yapıp edebilme gücü vermiştir.İnsan,kendi özgürlük alanı içinde düşünüp taşınarak istediğini yapabilme özgürlüğüne sahiptir.Yaptığı iyilik ve kötülük kendisine aittir.Yaptıklarından sorumludur.

Bu konuda Allah Şems Suresinin 7-8ci ayetlerinde mealen : “Kişiye ve onu şekillendirene,sonra da iyilik ve kötülük kabiliyeti verene ant olsun ki.”.buyurmaktadır.

Kula iyilik ve kötülük yapabilme gücü  veren Allah’tır.İnsan bu gücü özgür iradesi doğrultusunda kullanır. Özgürlük hem iyiliğin hem kötülüğün kaynağıdır.Bu ,beraberinde sorumlu olmayı getirir.İnsan sorumlu olduğu konularda kaderini kendisi belirler.

İnsanın sorumlu bir varlık olduğu Ahzab Suresini 72ci ayetinde mealen:

“Doğrusu biz sorumluluğu göklere,yere,dağara sunmuşuzdur da onlar yüklenmekten

çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir.Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.” Buyurarak belirtilmiştir.

İnsandan sorumluluğu oranında özgürdür.Sınırları Allah tarafından çizilmiş alanda insan ,kendi kaderini çizmektedir.İnsan kendi kaderini belirlerken Allah on yardımcı olarak peygamber ve kitap göndermiştir.

Kef Suresinin 29cu ayetinde maalen: “….dileyen inansın,dileyen inkar etsin .” buyurmuştur.İnsan oğlu Allah’a inanıp inanmamakta serbesttir.İnsan özgür iradeye sahip olduğu için Allah,ona sorumluluk yüklemiştir.İnsan sorumluluk yönüyle diğer varlıklardan ayrılmaktadır.

İnsanın Filleri

Kaderle , ilgili olan bir başka konu ise  kulun kendi fiillerinin yaratıcısı olup olmayacağıdır.Bu tartışmanın temelinde  “yaratma” kelimesine yüklenen değişik anlam vardır.

Kainattaki her şeyi Allah yaratmıştır.Allah insanı en güzel bir biçimde yaratmıştır.Ve insana İyilik ve kötülük yapabilme gücü vermiştir.İnsan iyilik ve kötülük yapabilme güçünü iradesi doğrultusunda kullanır.Ve yaptıklarından da sorumlu olur.İnsan yaptığı işlerde, bunu göz önünde bulundurmalı ve ona göre davranmalıdır.

Allah Zilzal Suresinin7-8ci ayetlerinde maalen: “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun onu görür.”buyurmaktadır.Yani insan bütün yaptıklarından sorumludur.

Allah insana akıl özgür irade vermiştir.Gönderdiği vahiyler mutluluğun temel ilkelerini insana açıklar.Sonra da yaptıklarından insanı sorumlu tutar.İnsan yapığı her şeyi düşünerek yapmalı ve sonuçlarına katlanmalıdır.

İnsan Fiillerini Yaratıyor Denebilir mi ?

a-Ehli Sünnet:Fiinin yaratıcısının insan olmadığını belirtir.

b-Mutezile:İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu belirir.

c-Kuranda yaratma kelimesi Allah’tan başka bir varlık için kullanılmamıştır.                                     . Allah H.z.İsa’ya hitaben,Maide Suresinin110cu Ayetinde maalen: “….Sen iznimizle çamurdan bir kuş gibi bir şey yaratmış ve ona üflemiştin…”buyurmuştur.

     Müminun Suresinin14cü ayetinde mealen : “Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur.”burulmaktadır.

Bu ayetlerde , var olanı yeniden şekillendirme anlamında  yaratmanın insan için kullanıldığını görmekteyiz.Ehli Sünnet bun a “Yapma” demektedir.Bu anlamda kul fiilini kendisi yapmaktadır.

Cebriyenin Kader Anlayışı

       İnsanın iradesi yoktur.Her şeyi kaderinin bir gereği olarak mecburen yapmaktadır.İnsan yaptıklarından sorumlu değildir.Bu durumda Allah’ın insanlara alık vermesinin ,peygamber ve kitap göndermesinin bir anlamı kalmamaktadır.İnsan dünyada yaptığı davranışlarını tayin etmediği için ahirette de hesaba çekilmesinin bir anlamı kalmamaktadır.Bu mezhebin görüşleri İslam’ı temelden yıkan batıl bir düşünceyi savunmaktadır.

Mutezilenin Kader Anlayışı

Mutezileye göre insan fiillerinde ve davranışlarını kendisi yaratmaktadır.İnsanın yaptığı ve sonuçlarından sorumlu olduğu işlerde Allah’ın hiçbir rolü yoktur.İnsanın sorumlu olmasının

Sebebi onun yaptığı işte Allah’ın etkisinin olmamsıdır.İnsan iyi yapar isterse kötü yapar .Yaptığı fiillerin yaratımsı kendisine aittir.

Mutezileye göre Allah kötüyü dilemez.Kötülük dilemek kötülüktür.Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.İnsan fiillerini yaratma konusunda tam bir güce sahiptir.Tercihinde de tam bir özgürlüğe sahiptir.

Mutezilenin görüşleri “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.”malindeki ayete aykırıdır.Ehli Sünnet tarafından eleştirilmiştir.Mutezile mensupları ,insan sorumluluğundan harekele , insanın fiillerinde kudret ve irade sahibi olduğu esasını göz ardı etmeye özen göstermişlerdir.

Ehli Sünnetin Kader Anlayışı

         1-Eşari Mezhebinin Kader Anlayışı:İnsan kudret ve irade sahibi olmasına rağmen ,yaptığı işlerde tam bir kudret  ve irade sahibi değildir.İnsanın fiilleri Allah tarafından yaratılmıştır.Yaratılmış varlıkların herhangi bir fiili yaratma kudreti yoktur.Bir iş yapmaya yönelik insan iradesini de Allah yaratmıştır.Bundan dolayı kullar fillerinde hür iradelerinde mecburdurlar.

İnsanın fiili yaratma yönüyle Allah’a, yapma (kesb) yönüyle insana aittir.İnsanın fiilini başlarken,yaparken,ve tamamlarken Allah yaratır.Allah yapacağı işlerde insana kudret vermiştir.Ama insanın iradesini yöneten Allah’tır.

İnsanı yaptıklarından sorumlu kılan durum ise onu fiili yapmaya iten niyetidir. Bu görüşleriyle Eşariler cebriyecilikten tam anlamıyla kurtulmuş değillerdir.Çünkü gerçekte fiili insan aracılı  ile yaratan yapan Allah’tır.

      Eşari Mezhebinin Cüzi İrde:İnsanın cüzi iradesi yatılmıştır.Bundan dolayı bazı Matüridi kelamcıları Eşari Mezhebini , Cebriye mezhebinden saymışlardır.

      2-Matüridi Mezhebinin Kader Anlayışı:

a-İmm Matüridi yaratma konusunda Cebriye ve Mutezilenin görüşlerin karşı çıkmıştır.

b-Bazı konularda da Eşariden ayrılmıştır.

         Matüridi Mezhebinin Yaratma Konusu

a-Yaratma Allah’a mahsustur.İyi ve kötü bütün fiilleri Allah yaratır.İnsan kendi fiillerinin yaratıcısı olamaz.

b-Allah insana doğruyu yanlıştan ayırma gücü yani akıl vermiştir.Ayrıca insanlara doğruyu yolu göstermek için peygamberler göndermiştir.İnsanlara emir ve yasaklarını bildirmiştir.Bütün bunlar ,Allah’ın insanlara seçme hürriyeti ve bir fiili yapabilmek için gerekli gücü verdiğini göstermektedir.

    Matüridi Mezhebinin Göre  İnsanın Fiillerinin Yaratılması.

a-İnsanın özgürlüğünün inkarı,  insanın bütün fiillerinden Allah’ın sorumlu olduğu,kendi fiillerinden dolayı Allah’ın insanları cezalandırdığı anlamına gelir  ki bunu ,Kuranın ortaya koyduğu Allah anlayışı ile uzlaştırmak mümkün değildir.

b-Allah insanın özgürce seçtiği ve yapmaya niyet ettiği fiilleri yaratır.İnsana bu seçme özgürlüğünü Allah vermiştir.Dünyada hiçbir şey ,Allah’ın iradesi  olmaksızın veya onun iradesine aykırı gerçekleşmez.İnsan tamamen hür olmamasına rağmen ,Allah insana sorumluluğu oranında özgürlük vermiştir.

 Matüridi Mezhebinin İnsanın Sorumluğunun Temeli.

    a-İnsanın sorumluluğunun temeli ,bir fiili yaratma gücü değil ,bir fiili seçme ve yapma(elde etme) hürriyetidir.

b-Fiil Allah tarafından yaratılmasına karşın,insanın fiilidir.Çünkü insan onu tercih etmiştir.

Matüridi Mezhebine Göre “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” Ne Demektir?

Allah insana görevlerini yerine getirebilmek için gerekli özgürlüğü vermiştir.İnsan karar verip bir işe  yönelince ,Allah insanın fiilini yaratır.Burada:

1- İnsanın girişimi karar vermesi ve seçmesi vardır.

2-Allah’ın o fiili yaratması vardır.İşte buna “İki Kudretin Bir Araya Gelmesi” denir.

Matüridi Mezhebinin Cüzi İrde

Matürüdi Mezhebine göre:İnsanın bir cüzi iradesi vardır;bu irade Allah’ın yaratığı değil ,insanın ortaya koyduğu bir şeydir.Bu düşünce Matüridi Mezhebinin insanın iradesine büyük önem verdiğini gösterir.

Allah’ın Hidayeti

Sözlükte Hidayet:Doğru yolu göstermek,rehberlik yapmak ve istediğimiz şeye  ulaşacak yola işaret etmek anlamına gelir.

Dini Terin Olarak Hidayet:Küfür ,şirk ve sapıklıktan kurtulmak,istegimize ulaştıracak yola   uygun bir şekilde ulaşmaktır.

Hidayetin Özelliği :

a-Hidayetin gayesinde hayır,güzellik ve iyilik vardır.

b- Hidayetin yapılışında yumuşaklık ve incelik vardır. Tıpkı irşat etmek gibidir

c- Hidayet gelişigüzel bir şekilde rehberlik ,yol gösterme değildir.

Allah’ın Hidayete Erdirmesi : Kulun doğru yolu iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın doğru yola girmeyi yaratması demektir.

Kuranda ,insanın iradesi ile, hak olmayan yolu bırakması,hidayete yönelmesi ve sapıklıktan uzaklaşması ile ilgili çok sayıda ayet vardır.                                                                   Allah Yunus Suresinin 108ci Ayetinde Maalen :  “Ey Muhammed de ki:Ey insanlar! Rabb’inizden size gerçek gelmiştir.Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır.Ben sizin bekçiniz değilim.”buyurmaktadır.

Allah Rad Suresinin 33cü ayetinde: “Allah’ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.” .Burulmaktadır.

Peygamberin Hidayete Erdirmesi.

Hidayet Peygamberimize nispet edilirse:Onun hidayete vesile olması ve ona davet etmesi sebebiyledir.

Allah Şura Suresi Ayet:52. ayette mealen: “Muhakkak sen doğru yola rehberlik ediyorsun” buyurmaktadır..Buradaki hidayetten maksat;açıklamak ve davet etmektir.

         Bir kimsenin ,Allah dilemedikçe ,Peygamberin istemesiyle hidayete kavuşmayacağı  

   Kuranda açıkça belirtilmiştir.

Kasas Suresini 56cı Ayetinde maalen : “Ey Muhammed ! Şüphesiz sen,sevdiğini hidayete erdiremezsin.Fakat Allah,dilediğini hidayete erdirir.O,hidayete erecekleri çok iyi bilir.”.

      Bakara Suresinin 272ci ayetinde maalen: “Onları hidayete erdirmek sana düşmez.Allah                                                                                                                                                   dilediğini hidayete erdirir.”.

      Yusuf Suresinin 103cü Ayetinde mealen: “Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar.” burulmaktadır.

    Kuran’ın Hidayete Erdirmesi.

   Hidayet Kurana nispet edilirse:Hidayet bulmaya sebep teşkil etmesi sebebiyledir .

 Allah İsra suresi 9cu Ayetinde mealen: “Muhakkak ki bu Kuran ,en doğruya iletir.(hidayet eder)”  .Buyrulmaktadır.

Hidayet=Rehberlik

Allah’ın  Sapıtması (Delalete Düşürmesi)

Sözlükte Delalet:Doğru yoldan sapmak,yolunu şaşırmak,sapıtmak, kaybolmak, telef olmak,sapıklık ve sapkınlık anlamlarına gelir.

Dini Terim Olarak Delalet:Allah’ın ayetleriyle  ve  peygamberleriyle haber verip gösterdiği doğru yoldan sapmak,ayrılmak , anlamlarına gelir.Kısacası Allah’ın dininden ayrılıp,bir başka dine dönmek demektir.

Allah’ın saptırması demek : Kulun sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde; kulun nefsinde Allah’ın sapıklığı yaratması demektir.

Allah’ın Hidayetinden Uzak Olmanın Sebepleri                      

  a-Yalancılık ve küfürde ısrar etme.

  b-Aşırı yalancılık.  

  c-Zalim ve fasık olmaktır.

Allah’ın  Sapıtması

 Sapıtmak Allah’a nispet edilirse ;Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, Allah’ın sapıklığı kulun nefsinde yaratmasından dolayı Allah’a nispet edilir.

Şeytanın Sapıtması

Sapıtmak Şeytana nispet edilirse; Kul sapıklığı iradesiyle seçtiği takdirde, sapıklığa sebep olması nedeniyle de şeytana nispet edilir.

Allah, Nisa Suresinin 119cu ayetinde (şeytanın sözlerini nakletmesi durumunda)şöyle buyurmuştur: “Onları(Allah’ın kulların)mutlaka sapıtacağım,onları behemehal olmayacak kuruntulara boğacağım.”buyurmaktadır..

Putların Sapıtması

Sapıtmak Putlara nispet edilirse; Delalete sebebiyet verdikleri için de putlara da nispet edilmiştir.

Allah H.z.İbrahim’den haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Rabbim Onlar(putlar) insanlardan bir çoklarını yoldan saptırdılar.”.

     Şunu unutmamak gerekir ki bir fiil aynı manada hem kula hem Allah’a nispet edilemez. (söylenemez, ilgilendirilemez,ilişkilendirilemez)  .

                                         

   Hidayeti Kimden İstemeliyiz

a-Hidayeti Allah’tan istemeliyiz.Allah’ın bizlere nasip ettiği hidayeti ömür boyu korumak için İslam Dininin emirlerine uygun işler yapmalıyız.

b-Allah , insanlardan cüzi iradesini doğru olanı yapmak için kullanan ve iyi davranışta bulunanlara hidayeti gösterir.Yani hidayete(aydınlık yola ) ulaştırır.

  Ecel ve Ömür

       Sözlükte Ecel:Müddet,süre gibi anlamlara gelmektedir.Bu kelimeden çoğaltılmış kelimeler Kuranda sözlük anlamına uygun kullanılmaktadır.

       Dini terim olarak Ecel:Ömrün bittiği,dünya yaşantısının sona erdiği zamandır.

       Ömür:İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen sınırlı zaman dilimine verilen addır.

Canlıların Eceli Nasıl Gelir

Her canlının ne kadar yaşayacağı,ne zaman ,nerede ve nasıl öleceği Allah tarafından takdir edilmiştir.Ecelin zamanı değişmediği için ,ecel denilen zaman geldiğinde insan ölür.

Öldürülen Bir Kimsenin Eceli

Ehi Sünnete Göre Öldürülen Bir Kimsenin Eceli:Ehli Sünnet eceli tek olarak kabul eder.Ehli Sünnete göre öldürülen bir kimse eceliyle ölmüştür.Allah’ın takdir ve tespit ettiği ecel ,başka bir varlığın müdahalesi ile değişmez. “Katl” yani (öldürme),  katilin” yani (öldürenin)

Katilin Bir İnsanı Öldürmesi Nasıl Gerçekleşir.

a- “Öldürme” ,  “öldürenin” yaptığı bir işi  olup, sadece öldürme işi ile sınırlıdır.

b-Ölüm ise ; öldürenin ,

öldürme işi sonunda ,

Allah’ın ölümü ,

öldürülen kişi için yaratması suretiyle,

ölmüş kimse ile bulunan bir şeydir.

Açıklama:Yukarıdaki Ehli Sünnetin görüşü doğrudur.Çünkü Allah,kulları hakkındaki ilmine ve iradesine uygun olarak onların ecellerine hükmetmiştir.Şüphe yoktur ki Allah’ın iradesinde öne alma veya geciktirme yoktur.Onun kaza ve hükmünü geri çevirmek mümkün değildir.

Ehli Sünnet bilginlerine göre öldürülen kişi eceliyle ölmüştür.Eğer öldürülen kişi öldürülmemiş olsaydı o anda tabi yolla veya başka bir biçimde ölecekti,yahut ölmeyecekti.Bu hususu belirleyen Allah’ın iradesidir.

Şu halde katil o kişiyi öldürmekle ,ölen kişinin ecelini öne almış değildir.Katilin cezayı hak etmesinin sebebi de;

      Allah, Enam Suresinin.151ci ayetinde mealen : “…kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın.İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir.Umulur ki düşünüp anlarsınız.”. burulmaktadır.

Kul Allah’ın bu ayette yasakladığı bir şeyi işlemesi, kul olarak kendisine verilen gücü (cüzi iradesini) kullanma hususunda dinin haram kıldığı bir davranışı isteme ve yapma yönünde seçimini yapmış olmasıdır.

Onun bu seçimi üzerine  de sünnetullah diye ifade edilen tabiat kanunlarına göre , Allah ,ölüm denen sonucu yaratmış olmaktadır.Allah bu durumu ezeli ilmiyle biliyor olası, kulun iradesinin ,elinden alınmış olması anlamına gelmez.

Bir başka deyişle Ölüm ; öldürülen kimsede Allah’ın yaratılmasıyla hasıl olur.Fakat Allah ölüm sebebine başvurması ve onu kastetmesi yüzünden katili cezalandırır.

Her insanın ömrünü tamamlaması  hakkıdır.Bundan dolayı insan öldürmek büyük suçtur.Bir insan öldüren bütün insanları öldürmüş gibi olur.Bir insanı kurtaran da bütün insanları kurtarmış gibi olur.

Rızk

Sözlükte Rızk:Yararlanılması için verilen bağış ,nasip,yiyecek, faydalanılacak şey demektir.Allah’ın canlılara yiyip içmeleri için lütfettiği her şeydir.

Dini terim olarak Rızk:Allah’ın canlı varlıklara yiyip içmeleri  ve faydalanmaları için verdiği şey demektir.

İnsanın Rızkı

İnsanlar rızklarını helal yoldan kazanmak zorundadırlar. Rızk kazanırken iradelerini kötü yola kullanarak haram yiyenler bunun cezasını görürler.

  Ehli Sünnete Göre Rızk:

Ehli Sünnete göre helal olsun ,haram olsun ,insanın yediği içtiği ve faydalandığı her şey rızkıdır.Rızkın takdiri ,yani canlıların yaşayabilmesi için gerekenlerin tespit edilmesi Allah’a aittir.Rızkını arayıp bulmak ve elde etmek canlılara aittir.

İnsanın Rızkını Bulması

İnsanların haram olan şekil ve yollarla rızkını elde etmesine Allah’ın rızası yoktur.Çünkü haram lokmada hiçbir şekilde hayır yoktur.Haram olan rızklar yaratılma açısından Allah’a aittir , kazanma bakımından kula aittir.Çünkü yer yüzündeki her insanın ve canlının rızkı Allah tarafından verilir.Allah Hud Suresinin 6cı Ayetinde maalen: “Yer yüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı Allah’a aittir.”.Burulmaktadır.

Haram Yiyen Niçin Cezalandırılır.

Kulun haram rızkı geçim yolu olarak seçmesi,ona yönelmesi ve tercih etmesi sebebiyle cezalandırılır. Çünkü Allah kesinlikle her canlının rızkını vereceğini vaad etmiştir.

Ve insanların rızklarını helal yollardan aramalarını emretmiştir.Bu konuda Allah Bakara Suresinin 168ci ayetinde maalen: “Yeryüzündeki şeylerden helal  ve temiz olmak şartıyla yeyin.” Buyurmaktadır.

Kul hırs ve nefsani arzusu sebebiyle cüzü iradesini kullanarak rızkını helal olmayan yoldan arayınca ,Allah da  onu kendisine verir.Fakat yanlış tercih ve emirlerine aykırı hareket ettiğinden dolayı helal olmayan rızk yiyen insanı cezalandırır.

Tevekkül

Sözlükte Tevekkül:Güvenmek,dayanmak,başkasına güvenip dayanmak ve işi başkasına havale etmek anlamına gelir.

Dini terim olarak Tevekkül:Bir amca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak Allah’a güvenmek ve sonrasını Allah’a havale etmektir.

Ahiret Gününe İman

           1-Ahiret :İslam Dininde üzerinde yaşadığımız dünyadan sonra sonsuz bir hayatın olduğu başka dünyaya Ahiret denir.

İslam ininin inanç esaslarının beşincisi Ahiret Günün varlığına inanmaktır.İslam dinine göre  Ahiret Günün varlığını inkar eden kimse İslam Dininden çıkar.,kafir olur.

Ahiret hayatı bütün insanlar için kesinlikle vardır.Bu hayatı dünyada yaşamış bütün insanlar yaşayacaktır.Bu hayattan kurtuluş yoktur.İnsanlara düşen bu hayatı daha iyi yaşamak için dünyada iken Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır.Allah’ın emirlerine uyduğumuz zaman ahire hayatı bizi korkutmaz.Rahatlıkla varacağımız ve yaşamayı arzu edeceğimiz bir hayat olur.

Ahiret hayatına hazırlanmak dinimizi güzelce öğrenmek ve fen bilimlerini de iyi öğrenip hayatımızda kullanmakla mümkündür.

2-Ahiret’e İnanmak:Üzerinde yaşadığımız ve bir gün yok olacak olan bu dünyadan başka sonsuz bir dünyanın varlığına inanmaya ahirete inanmak denir.

Ahirete inanmak çevremizdeki olayları iyi değerlendirmek ve akıllı olan herkesin yapabileceği iştir.Tıpkı İslam Dinini emirlerine uymak gibidir.İslam Dinini akıllı ve zeki olan insanlar kabul eder ve yaşar.

 

 İnsanların Ölümden Sonra Dirilmesi

(Ba’s, Haşr ve Mahşer )

1-Kıyametin Kopması:Üzerinde yaşadığımız bu dünya hep böyle kalmayacaktır.Bir gün yok olacaktır.Dünya üzerinde aynı kalan hiçbir şey yoktur.Her gördüğümüz şeylerin bir başlangıcı vardır.Bir de başlangıç ile son arasında yaşadığı bir ömrü vardır.                                  .          Dünya üzerindeki her şeyin son bulma anına ;ölüm anı denir.İnsanlar için olsun ,diğer canlı ve cansız varlıklar için olsun ölüm anı değişmez .Ölüm anı her varlığın geçireceği inkarı mümkün olmayan bir andır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın ve kainatın ölün anına Kıyametin kopması denir.Bu an İsrafil adlı meleğin Sur’a birinci def üflediği andır.

Dünyada ve Kainatta Allah’ın emir olmadan hiçbir şey olmaz.Var olduktan sonra da yok olmaz..Yok olması için Allah’ın emirlerine ihtiyaç vardır.Onların doğması büyümesi ve ölmesi hep Allah’ın izni ve iradesiyledir.Bütün canlı ve cansız varlıkların ömürleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri Allah’ın iznine bağlıdır.                                                             .         Canlı ve cansız varlıkların başlangıç ve son bulmaları arasında geçen zamana Ömür (Hayat) denir .Canlı varlıkların ömrünün belli bir zaman sonra Allah’ın emriyle sona ermesine Ecel denir.

2-Kıyamet :Allah’ın izniyle ömrü tamamlamış insanların canları Azrail tarafından alınır. Böylece ölüm dediğimiz olay ortaya çıkar.Dünya ve kainatın ölümü kıyametin kopmasına baplıdır.Zamanı gelince İsrafil adlı melek Allah’ın emriyle Sur’a üfleyecek ,Alemin düzeni bozulacak,taş üstünde taş kalmayacak ,her şey alt üst olacak ,bütün canlılar ölecek,dünya hayatı son bulacaktır.Buna Kıyamet denir.

 İnsanların Sorgulanması(Hesap ,Sual  ve Mizan

1- Mahşer: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil Sur’a ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecektir.Bütün insanlar ve  canlılar bir yerde toplanarak hesap görecektir.Amelleri Mizanda tartıldıktan sonra herkes yaptığının karşılığını eksiksiz alacaktır.İşte bu işlerin yapıldığı yere Mahşer denir.

2-Mizan:İnsanlar birbirleriyle çeşitli konularda alış veriş yaparlar.Genellikle alış verişlerinde terazi kullanırlar.Kullanılan teraziler insanların  andaki teknik ve kültür seviyelerine bağlıdır.İnsanların bilgisi ve teknik alandaki bilgileri arttıkça alış verişlerinde kullandıkları terazilerin hassaslığı da artmaktadır. Bun çevremize baktığımızda rahatlıkla görürüz.

Sınırlı bir zekaya sahip insan oğlu çok küçük ağırlıkları ölçecek terazi yapabilir.Hatta beynin ve kalbin çalışmalarını dahi rakamlar ve çizgilerle göstererek insanlara bu organların çalışmaları hakkında bilgi verir.Bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Bu bakımdan sonsuz bir ilim ve iradeye sahip olan Allah’ın insanların sevap ve günahlarını tartacak bir terazi yaratması çok kolaydır.

İnsanların Mahşerde sevap ve günahlarının hesaplandığı bizce nasıl olduğu bilinmeyen şeye Mizan denir.Önemli olan mizanın(terazinin) nasıl olduğu değildir.Asıl önemli olan  bizim mizana(teraziye)inanmamızdır.O güne Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşayarak hazırlanmamızdır.Allah bizden o güne sevap işleyerek hazırlıklı gelmemizi istemektedir.

3-Ahiret Günü: Kıyamet koptuktan sonra Sur’a İsrafil’in ,Allah’ın emriyle ikinci defa üflemesinden sonra ebedi (sonsuz) olarak devam edecek olan zamana Ahiret Günü denir.

Bu başlayan zamana Ahiret Günü denmesinin sebebi ;sonunun olmamasıdır.Ebedi olarak devam etmesidir.İmtihana tabi olan insanların yaptıklarının karşılığı olan ceza veya mükafatın sonsuz olmasıdır.

            4-Ahiret Alemi:Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile Sur’a İsrafil ikinci defa üfleyecek ve Allah yeni bir alem yaratarak bütün ölüleri diriltecek ,hepsini mahşer denilen yerde toplayacaktır.Herkes yaptığının karşılığını görecektir.Bu yeni sonsuz aleme Ahiret Alemi denir.Bu aleme Öteki Dünya da denir.

Sonu elen üzerinde yaşadığımız şu dünyayı ve kainatı Allah yaratmıştır.Üzerinde insanların yaşamasını sağlamıştır.Diğer canlıları insana hizmet edecek şekilde yaratmıştır.Etrafımızda ortaya çıkan bütün olaylar ,hep bu alemin geçici olduğunu ispat eder yani açıklar.Bu geçici alemi yaratan Allah sonsuz bir alemi de kolaylıkla yaratır.Sonsuz Ahiret Aleminin yaratılacağına en güzel örnek üzerinde yaşadığımız dünyadır.

5-Ahiret Hayatı: Kıyamet koptuktan sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in sur’a ikinci defa üflemesinden sonra yeniden dirilme il başlayıp sonsuza kadar sürüp gidecek hayata Ahiret Hayatı denir.

Ahiret Hayatı hem bedenle, hem ruhla yaşanan sonsuz bir hayattır.Ahiret hayatından kurtulmak mümkün değildir.Ahiret Günü, Ahiret Alemi ve Ahiret Hayatı birbirinden ayrılmaz .Bu üçü bir bütündür.

Bir hayatın olabilmesi için,o hayatın yaşanacağı güne ve aleme (dünyaya) ihtiyaç vardır.Yaşanan günün ve alemin özellikleri nasılsa hayatın özellikleri de aynıdır.Üçünün birbirine uyması gerekir.Biri veya ikisi sınırlı  olsa (geçici olsa) diğeri de geçici olur. Sonsuz olmaz.Aksi düşüncüler Allah’ın kanunlarına aykırıdır.

6-Ahiret Hayatı İçinde Şu Şeyler Olacaktır:İkinci Sur’a üflenecektir.Sonra bütün ölüler diriltilerek mezarlarından kalkacaklardır.Herkesin ruhu bedenini tanıyarak o ,bedene girecektir.Daha sonra Allah’ın emri ile Mahşer denen yerde bütün insanlar ve canlılar toplanacaktır.

İyilik yapan ve Allah’a ve Peygamberlerine inanan Müslümanların amel defterleri            sağ taraflarından verilecektir.Günahkar Müslümanların ve kafirlerin amel defterleri sol taraflarından verilecektir.***(Kafirlerin amel defterleri sol ellerine şöyle verilecektir: Kafirlerin sol elleri ,göğüslerine doğru bükülerek omuz başı ile göğüslerinin biraz yukarısından vücutlarının içinden,vücutlarının arka tarafına  geçirilecek ve arkalarına geçirilen bu sol ele amel defterleri verilecektir.)***.

            Herkesi amel defterinde yaptıklarının bütünüyle yazılı olduklarını görecektir.Bu defterlerde yaptığımız en ufacık şeyler dahi yazılı olacaktır.

Amel defterlerini alan insanlar kurulacak Mizanda(terazide)sevap ve günahlarının tartılmasını göreceklerdir.Herkes sevabının ve günahının ne kadar olduğunu  mizandan öğrenecektir.Bu dünyada insanların hakkını yiyenler Mizan karşısında zülüm ettikleri insanlara sevaplarını vereceklerdir.Sevapları yetmezse zülüm ettikleri kimselerin günahını alarak hesaplaşma işi yapılacaktır.

Böylece herkes hakkını almış olacaktır.Mizan karşısında ki bu hesaplaşmada hiçbir kimseye haksızlık yapılmaz.

H.z.Muhammed daha sonra ümmetinden bir miktar günahkar Müslüman’a şefaat ederek günahlarını bağışlatacaktır.Hesaplaşma işi bittikten sonra Allah’ın emri ile günahsız veya şefaatle günahı affedilmiş insanlar iman ettikleri peygamberin havuzlarından su içerek ferahlayacak.Daha sonra da  Sırat köprüsünden geçecekler .Günahsız Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçerek cennete  girecekler.Günahkar Müslümanlar ve kafirler Sırat Köprüsünü geçemeyip Cehenneme düşecekler.

7-Ahirette Müslümanları Susadıkları Zaman İçecekleri Sular:

              a- Mahşer Meydanındaki Havuzlar:Mizandaki hesap görüldükten sonra ,Mahşer meydanında susayan günah işlememiş veya Peygamberimizin şefaatiyle af olunmuş Müslümanlar için Allah bir havuz yaratmıştır.Susuzluk çeken Müslümanlar bu havuzdan su içerek ferahlayacaklardır.

Mahşer Meydanındaki bu havuzların üstün meziyetleri vardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Havuz bir aylık mesafe enlilik ve uzunluğundadır.Suyu sütten ak,kokusu miskten daha güzel olup kadehleri yıldızlar kadar parlaktır.Bundan içen bir daha susamaz.”buyurmuştur.

Ayrıca Mahşer meydanında her peygamberin bir havuzu da olacaktır.Ancak H.z.Muhammed’in havuzu bütün havuzlardan üstün özellikler (meziyetlere) sahip olacaktır.(Züptetül Buhari .Sayfa:1016-Rikka bahsi.).Bu havuzun suyu cennetteki Kevser nehrine gelir.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Kevser nedir? Bilir misiniz?”(diye sorunca sahabeler; “Allah ve Resulü bilir.” Dediler.) “O,cennette bir nehirdir.Rabbimiz azze ve celle onu bana vaat etti.Onda büyük hayırlar vardır.Ayrıca onun toplandığı bir havuz vardır.Kıyamet günü ümmetim ona uğrar ve ondan içerler.Onun bardakları gök yıldızlarının sayısı kadardır.”buyurmuştur.Mahşer Meydanındaki bu havuzlara Havuzu Kevser (Kevser Havuzu) da denir.

b-Kevser:Cennette Müslümanların susayınca içecekleri bir nehirdir.Ondan içenler Müslümanlar susuzluk duymazlar.Suyu çok tatlı ve üstün meziyetlidir.Kokusu güzeldir.Su içilecek bardakları yıldızların sayısı kadardır.Bu konuda sevgili Peygamberimiz: “Ben Cennette yürürken bir nehir ile karşılaştım.Kıyıları içi delikli incilerden yapılmış kubbelerle dolu .

– Bu ne ?Ey Cibril,dedim

– Bu ,Rabbinin sana ihsan ettiği Kevser’dir.dedi.Bir de ne göreyim;çamuru bal,kokusu en güzel misktendi.” buyurmuştur.(Buhari,Ebu Davud,Tirmizi.).

Bu konuda yine “Kevser” Suresi diye bir sure vardır.Allah bu surede mealen: “Biz hakikaten Sana Kevser’i verdik.Sende Rabbin için namaz kıl, kurban kes.Doğrusu sana buğuz edendir(esas)ebter (olan).(Sonu gelmeyen ve nesli kesik olan asıl o, sana buğuz eden kimsedir . )  buyurmaktadır.

8-Sırat Köprüsünden Şöyle Geçilecektir:Sırat Köprüsü Cehennem üzerine             uzatılmış (Cehennem üzerine kurulmuştur.).O kıldan ince kılıçta keskindir.İnsanlar bu köprüden geçecektir.Müslümanların Sırat köprüsünden geçişleri derece derece olacaktır.Sırat Köprüsünde Müslümanların nasıl ve hangi derece ile geçeceğini ,bu dünyada yaşadıkları hayat belirler.Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamaları Müslümanlara Allah katında derece kazandırır.Her Müslüman Sırat Köprüsünden ,Allah katıdaki derecesine uygun bir süratle geçer.Allah katında Müslümanların kazandıkları üstü dereceler ,Sırat Köprüsünden çok büyük süratle geçmelerini sağlar.

Bu dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyan Müslümanlar Sırat Köprüsünden rüzgar gibi geçer.Allah’ın emirlerine uyarken bir takım hatalar yapmış ve hatası af olunmuş Müslümanlar rüzgardan daha aşağı bir derecede bir süratle Sırat Köprüsünden geçerler.

Yine günah işlemiş ama günahı af olunmuş Müslümanlar rüzgardan da daha aşağı bir derecedeki süratle yani çok yavaş bir şekilde Sırat Köprüsünden geçerler.

Dünya hayatında çok günah işlemiş ve günahı af olunmamış Müslümanlar Sırat Köprüsünden geçemez,Cehenneme düşerler.Kafirler Sırat Köprüsünden geçemez Cehenneme düşerler.

Cennet

Cennet:Dünyada Allah’a inanıp onu emir ve yasaklarına uyan Müslümanların Ahirette çeşitli mükafatlar  içinde yaşayacakları yerdir.

Allah’ın sayısız nimetleri il dolu olan Cennet Kuran’da anlatıldığına göre ,gökleri ve yeri kaplayacak kadar geniştir.İçinden çeşitli ırmaklar akan,bahçeleri vardır.Dünyada yaşarken iyilik etmiş ,Allah’a inanmış onun emirlerine uygun bir ahlaka sahip olmuş Müslümanlar Cennetteki bu nimetler içinde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Allah Kuranda mealen: “Kim zerre ağırlığınca(yani çok küçük ölçüde) iyilik yapmışsa onun mükafatını bulur.”(Zilzal Suresi.Ayet:7) buyurmaktadır.

 Cehennem

 Cehennem:Dünyada Allah’a inanmayanların ve Müslüman olmayanların azap görecekleri ve içinde temli kalacakları,günahkar Müslümanların ise suçları kadar içinde kalacakları ve azap görecekleri yerdir.

Allah’a inanmayanlar ebedi olarak cehennemden hiç çıkmayacaklar.Allah’a inanan günah işleyip tövbe eden Müslümanlar eğer Allah’ın affına ve bağışlamasına nail olmazlarsa suçları kadar ceza çekmek için cehenneme girecekler.Cezalarını çektikten sonra hemen Cennet’e girip orada sonsuza kadar kalacaklar.Allah Kuran’da mealen: “Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onun cezasını görür.”(Zilzal Suresi.Ayet: 8) buyurmaktadır.

A-Ahiret Gününe Niçin İnanırız?

Ahiret Gününe İslam Dininin emri olduğu için inanırız.Ahiret Gününe inanmak İslam Dininin iman esaslarının beşincisi olduğu için inanırız.Yine Ahire Gününü inkar etmenin imkansız olduğunu bildiğimiz için inanırız.Bir başka alem yaratmanın Allah için zor olmadığını bildiğimizden inanırız.

a-İnsanın Yaşamının Kısımları:

                   1-Ruhlar Alemindeki Hayat:İnsan oğlu bir bedenle dünyaya gelmeden önce vardı.Ama bu varlığı ruh şeklindeydi.Ruhlar aleminde yaşıyordu.Allah’ın iradesiyle kaderi belirlenmiş, hangi ana ve babadan dünyaya geleceği tayin edilmişti.İlahi iradenin ortaya çıkması (tecellisi) neticesinde zamanı gelince kaderi ortaya çıktı.Ana ve babasının bedeninden dünyaya gelerek ,dünya hayatına ruh ve beden olarak başladı.  Böylece kaderi Allah tarafından yaratılarak ortaya çıktı.Yani kazası gerçekleşti.

2-Dünya Hayatı:Dünya hayatı bit takım çağlardan meydana gelir.Bunların ilki çocukluk çağıdır.Bu çağ anamızdan doğduğumuzdan itibaren buluğ çağına gelinceye kadardır. İnsan çocukluk çağında hayata hazırlanır.Temel dini ve dünya ile ilgili bilgileri öğrenir.Kendini hayata hazırlar.

Buluğ çağından ölünceye kadar ise yaptığı her şeyden,hem dünyada ,hem ahirette hesap verir.İyi işler yapmışsa mükafat kazanır.Kötü işler yapmışsa ceza alır.

Dünya hayatı ölümle ruhun bedeni terk etmesiyle sona erer.Ölen kişinin ruhu ruhlar alemine giderek Kabir Hayatını yaşamaya başlar.

3-Kabir Hayatı.

a- Kabir Hayatı Nedir?: İnsan öldükten sonra yeniden dirilmeye kadar geçireceği zamana Kabir Hayatı denir.Ölen insanın Kabir Hayatını yaşaması için cesedinin kefenlenip mezara konmasına ihtiyaç yoktur. Ölenin cesedi mezara konmasa,çeşitli hayvanlar tarafından yenilse,parçalansa da Kabir Hayatı yaşanacaktır.

Yine yanıp kavrulup kül olsa,buhar veya gaz haline gelse de ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.Dünya atmosferinden çıkarılıp uzay boşluğuna bırakılsa da ölen kişi Kabir Hayatı yaşayacaktır.

Çeşitli şekillerde ilaçlanıp çürütülmeden saklansa da ölen Kabir Hayatı yaşayacaktır.Yaşanan bu Kabir Hayatı manevi bir hayattır.

Bu manevi hayatı ruh ve beden birlikte yaşar.Bu hayat bizim dünya ölçülerimize uymaz.Kabir Hayatına Berzah Hayatı da denir.Bu hayat dünya hayatı ile Ahiret Hayatı arasında bir hayattır.Bütün insanlar Kabir Hayatını yaşayacaklardır.

Kabir Hayatı Ahiret Hayatına bir geçiştir.Kabir Hayatında kesinti olmaz.Hiçbir kimse ne şekilde olursa olsun bu hayattan kurtulup dünyaya uzun veya kısa bir süre dahi gelemez.Önünde manevi bir engel (berzah) vardır. Bu engel aşılamaz.Allah’ın yaşamamızı emrettiği kabir hayatını hiçbir kimse bir an dahi olsa durduramaz.Ara verdiremez.Dünya hayatı gibi başladı mı devam eder.Kabir Hayatı kıyamete kadar devam edecektir.

            b-Kabir Hayatının Başlaması:Ölen kimsenin ruhu cesetten (vücuttan)çıktıktan sonra ruhlar alemine gider.Daha sonra Allah’ın emri le manevi olarak cesedine (vücuduna)geri döner.Ruh bedenle birlikte manevi olarak Kabir Hayatına başlar.Bu dönüşle Kabir Hayatının ilk başlangıcı olan Münker ve Nekir adlı meleklerin kabir soruları ile karşılaşır.

-Meleklerin Rabbin kim ? sorusuna,  “Rabbim Allah..”.

-Meleklerin Dinin nedir? Sorusuna. “Dinim İslam”.

-Meleklerin Kitabın hangisidir? Sorusuna. “Kitabım Kuranı Kerim”.

-Meleklerin Peygamberin Kimdir? Sorusuna. “H.z.Muhammed (a.s.) ” .

-Kıblen neresi? Sorusuna “Kabe”.

Diye cevap verir.Allah’ın emir ve yasaklarına uyan Müslümanlar.O zaman ölen kişinin kabri genişler.Cennet bahçelerinden bir bahçe olur.Cennet nimetlerini tadar.

Dünya hayatında Allah’ın emirlerine uymadıkları için bir kısım Müslümanlar bu sorulara cevap veremezler.İşte o zaman bu Müslümanları kabirleri sıkıştırır.Kıyamete kadar Kabirlerinde Cehennem azabının bir çeşidini çekerler.

Kafirler Münker ve Nekir meleklerin bu sorularına hiç cevap veremezler.Kabirleri cehennem çukurlarından bir çukur olur.Kıyamete kadar azap görürler.

İnsanlara ; sabah ve akşam kabirlerinden açılan bir pencereden , Ahiretteki yeri cennetse cennetten, cehennemlikse cehennemden gösterilir.Ve kendisine gösterilen bu yerindeki hayatı kabrinde yaşar.Kıyamet Kopuncaya kadar ,kabrinde bu yaşayışına devam eder.Bu hayatta kesini ve ara verme olmaz.İnsan yaşayacağı kabir hayatından kurtulmak istese dahi kurtulamaz.Bu hayattan geri dönülmez.Kıyamete kadar aynen devam eder.

c-Ruh ve Beden İçin Kabir Hayatı Manevi Bir Hayattır: Kabir Hayatını ve Kabirde insanların yaşayacağı hayatı ,şu dünya ölçülerine göre anlatmak imkansızdır.Kabirde hem ruh ,hem bedene azap vardır.Dünya gözüyle göremeyiz.Mezarı açsak çürüyen beden görürüz.Dünya gözü ve dünya duygularıyla manevi hayatı görmek mümkün değildir.İnsanlar dünya hayatının dışındaki hayatları gözleri ve duygularıyla görecek şekilde yaratılmamıştır.Kabir hayatına inanılır.Sebebi de bu hayatın manevi bir hayat oluşudur.Ruh ve Beden Kabir Hayatını dünya ölçülerinin dışında manevi bir şekilde yaşar.Bu hayat dünya ölçülerine uymaz.

Allah daha değişik Kabir Hayatını hem ruha ,hem bedene rahatlıkla yaşatır ve yaratır.Bu hayatı yaratmak Allah için çok kolaydır.Her gün uyuduğumuzda gördüğümüz rüyalar bizim hem ruhla, hem bedenle yaşadığımız manevi bir hayattır.Bu rüyaları yaratan ve yaşanmasına izin veren Allah’tır.

Rüyalarımızda bazen vücudumuzun bazı yerleri yanar,kesilir,acır.Biz bazı canlıları öldürürüz.Bazen sevdiğimiz güzel şeyleri yeriz.Kısacası rüyamızda bedenimiz ve ruhumuz bazen acı duyar.Bazen lezzet duyar.Bunların hepsi manevi şeylerdir.Uykudan uyandıktan sonra, bu saydığımız şeylerden hiçbir eser göremeyiz.Çünkü bizler uykumuzda ;ruh ve beden olarak manevi bir hayat yaşamışızdır.

Kabir Hayatını öğrenirken rüyalar alemini unutmamalıyız.Böylece manevi olarak,hem ruh hem bedenle yaşanan Kabir Hayatını daha iyi kavrarız.

d-Kabir Hayatının Bitmesi:Zamanı gelince Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’a üflemesiyle Kıyamet Kopar.Daha sonra Allah’ın emri ile İsrafil’in Sur’ ikinci defa üflemesinden sonra Ahiret Alemi kurulur.Ve Ahiret Hayatı başlar.Böylece İsrafil’in         ikinci defa  sur’a üflemesinden sonra Kabir Hayatı sona ermiş olur.

Bu konuda Allah Kuran’da mealen: “Sur’a üflenince Allah’ın dilediği bir yana,gökteki olanlar yerde olanlar baygın düşer.Sonra Sur’a bir daha üflenince hemen hepsi ayağa kalkıp bakışır dururlar.”.(Zümer Suresi.Ayet:168) buyrulmaktadır.

e-Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları:Ahiret Gününe inanan insanlar huzurludur.Bu insanlardan meydana gelen milletlerin kanun ve adalete uymaları eksiksizdir.Kimseye haksızlık yapılmaz.Herkes huzurlu ve mutludur.

Ahiret gününe inanmayan insanlar için bu dünya çekilmez duruma gelir.Bu  insanlardan meydana gelen milletler huzursuzdur.İnsanlar ufacık menfaatleri için her türlü rezilliği rahatlıkla yaparlar.Kanun hakimiyetini sağlamak imkansızdır.

 

S   O   N

 

 

 

 

 

Reklamlar